Haberler logo

Her Pazartesi sabahı güncelleyerek, bir önceki haftanın haberlerinden bir derlemeyi, çeşitli yorumları, dizileri ve "yıllardan..." köşesini bu sayfada ilginize sunuyoruz. Sayfanın içeriğinde, basından seçilmiş ya da sizlerden bize ulaşan arkeoloji / sanat tarihi çalışmalarından, kültür varlıklarıyla ilgili gelişmelere; koruma etkinliklerinden, tarih - kültür alanlarına ilişkin araştırmalara, kültürel faaliyetlere, kısacası "haber değeri" taşıyan birçok konuya yer veriyoruz.

Eğer sizler de bu sayfaya haber, yorum ve görsellerle katkıda bulunmak isterseniz, haber@tayproject.org'a bir ileti gönderebilirsiniz...





27 Nisan - 3 Mayıs 2008

ELMAS ARARKEN HAZİNE ÇIKTI

 

 

Altın ve gümüşle dolu geminin Ümit Burnu’nu geçen ilk Avrupalı kaşif Dias’a ait olduğu sanılıyor.

Namibya devletine ait Namdeb elmas şirketi ile Hollandalı elmas karteli De Beers Afrika kıyılarında ortak elmas arama çalışmaları yürütüyordu. Ancak karşılarına hazine dolu 500 yıllık gemi batığı çıktı. Namibya açıklarında bulunan gemi enkazında araştırma yapan arkeologlar 3 bronz top, 3 ton fil dişi ve binlerce altın ve gümüş para buldu. Yetkililer 16’ncı yüzyılda battığı ve İspanyol gemisi olduğu tespit edilen enkazın kaptanının Portekizli kaşif Bartolomeu Dias olduğu sonucuna vardı. İspanya ve Portekiz hükümetleri de batıktan haberdar edildi. Arkeolog Dieter Noli, “Bulduğumuz gemi kesinlikle bir korsan gemisi değil. Kraliyet gemisi. İçinde yön bulmaya yarayan sofistike aletler de bulduk. 20 yıldır bu keşif üzerinde çalışıyordum. Çok heyecanlıyım” diye konuştu. Bartolomeu Dias’ın 1488 yılında Ümit Burnu’nu geçen ilk Avrupalı kaşif olduğuna inanılıyor.

Vatan, 03.05.2008

"BİZ EKMEK BULAMIYORDUK, BU ATLAR NASIL SEMİRMİŞ BÖYLE?





Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve Ankara Valisi Kemal Önal’ın katılımıyla yedi yıl aradan sonra şubat ayında yeniden teşhire açılan Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi’ndeyiz.


Burası Namazgah Tepesi’ndeki 12 bin metrekarelik bir alanda yer alıyor. İçindeki eser sayısı ise 4 bin civarında. Atatürk’ün isteği üzerine mimar mühendis Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından 1927’de inşasına başlanan bu yapı  1930 yılında tamamlanmış.


Müze gezimizde rehberliğimizi müzenin müdür vekili Özgür İzzet Pektaş ve emektar restoratörü Vural Yurdakul yapıyorlar. 


Müzeyi gezmeden önce sormak lazım: “Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi’ni diğerlerinden ayıran özelliği ne?” Sorunun yanıtı Yurdakul’dan geliyor:
“Devlete bağlı üç tane resim ve heykel müzesi var; Ankara, İzmir ve Erzurum. Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi konsept olarak Türk resminin primitif döneminden günümüze kadar hemen hemen bütün sanatçılarından örneklerin yer aldığı, derli toplu bir koleksiyona sahip. Konuya ilgi duyan herhangi biri bu koleksiyonu izlediği zaman Türk resim ve heykeliyle ilgili belli bir bilgi birikimiyle çıkar müzeden.
İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi koleksiyon olarak bizim kadar zengin olmadığı için biz İzmir’den güçlüyüz. Erzurum Devlet Resim Heykel Müzesi’nin ise ismi var cismi yok. Koleksiyonu fakir; aktif de değil. Özetle en iyisi biziz!”


Bu iddialı yanıtın ardından gezimiz başlıyor.
Olağanüstü güzellikteki kapıda pirinç gibi görünen parçaların içinde yüzde 5’i gümüş olan özel bir bileşim kullanılmış; asla kararmıyor. Girişte sağda Atatürk’ün “Gençliğe Hitabe”sinin yazılı olduğu bir mermerle karşılaşıyoruz. Atatürk hitabeyi 1928’in ortalarında henüz kabul edilmemiş olan Latin harfleriyle yazdırıyor mermere. Her harfi 45 derecelik açıyla yontan ancak ne yazdığını anlamayan usta, dayanamayıp soruyor Atatürk’e “Paşam bu ne?” diye. Atatürk’ün cevabı: “Dört-beş ay sonra okur öğrenirsiniz.”

Duvarlarında, Atatürk’e armağan edilen resimlerin yer aldığı çift taraflı merdivenleri çıkıp üst kata ulaşıyoruz. Parkeler pırıl pırıl; üzerlerinde kırmızı halı... İstanbul Resim Heykel Müzesi’nin içler acısı hali geliyor insanın aklına; yer yer çatlamış, çürümüş zemininde yürürken hep dikkatli olma zorunluluğu, akan tavanları...


Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi’nde ise her şey yeni, her şey düzen içinde... Duvar boyalarından oturma gruplarına, aydınlanma sisteminden ferah feza teşhir salonlarına kadar. 2007’nin mayıs ayı sonlarında başlayan ve 4 milyon YTL’ye mal olduğu söylenen restorasyon sırasında ısınma ve elektrik tesisatı değişmiş. Dış cephede eskiyen taşların yerine imitasyon taşlar ile aslına uygun olarak tadilat yapılmış. Güvenlik sistemleri yenilenmiş, havalandırması düzenlenmiş.


Anlayacağınız içi de dışı da yakıyor insanı; parmak ısırtıyor. Hatta kendi resim heykel müzesi dökülen bir İstanbulluysanız kıskandırıyor.


Geleneksel sanatlarımızla ilgili koleksiyondan seçilmiş parçaların bulunduğu bir salona giriyoruz. Batı anlayışına dönük, yağlıboya sanatından önce bizde yetişen sanatçıların yaptığı tezhip, minyatür ve hat sanatıyla ilgili eserler göz alıyor.


Bir başka salonda İbrahim Çallı’nın yaptığı Atatürk portresi çıkıyor karşımıza. Yanındaki  Namık İsmail’e ait resim Emel Korutürk’ün müzeye armağanı. 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün eşi olan Emel Korutürk akademisyen ve Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun bir sanatçımız aynı zamanda. Evlenmeden önceki  soyadı Cimcoz.


Cimcozlar Türkiye’de ilk özel galeriyi açan aile. Türk resmine çok büyük katkıları var. Herkes biliyor ki Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi’nin ikinci baharının gerçek mimarları 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve eşi Emel Korutürk. Zira, başlangıçta bir kültür kurumu olarak (Türk Ocakları Merkez Binası) tasarlandığı halde yıllar içinde farklı amaçlarla kullanılan yapının müze olması, 1975’te Korutürk’ün katkılarıyla gerçekleşiyor.

 

Derken Osman Hamdi Bey’in “En iyi eserim” dediği “Silahtarlar” çıkıyor karşımıza. Vural Yurdakul’a göre bu eserin değeri de en az “Kaplumbağa Terbiyecisi”nin ederi kadar. Hemen yanda Osman Hamdi’nin eşinin bir portresi. Kılık kıyafetiyle, makyajıyla modern bir Türk kadını; dönemin fersah fersah ilerisinde.


Müzede ilerledikçe, resimler kronolojik olduğu kadar tarz olarak da değişiyor. D Grubu sanatçılarının eserlerini bir başka duvarda Müstakiller’in eserleri izliyor. Giderek Batı anlayışına yönelen bir yolculuk var odalar ve duvarlar arasında.


Atatürk’ün tasarladığı Türk odasına giriyoruz daha sonra. Bu odada gördüğümüz her motif Atatürk’ün isteğiyle Ankara ve çevresinde yaşayan insanların evlerinden esinlenerek yapılmış. 
Peki her şey mükemmel mi; hiç mi sorunu, sıkıntısı yok bu müzenin? Varmış. Heykel koleksiyonlarının sınırlı olmasından yakınıyorlar. Ama yeni bir çalışma başlatmışlar. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde bulunan aynı sanatçıya ait fazla miktardaki eserlerin bazılarını, o sanatçıyı Ankara’da da temsil etmek üzere isteyeceklermiş. 


Ziyaretçi sayısına gelince, konserler için gelenleri saymazsak özellikle hafta sonları günde 1000 kişiyi buluyormuş.


Bir diğer proje de Kültür Bakanlığı’nın eski Devlet Demiryolları hangarlarından birini Çağdaş Sanatlar Müzesi ismi altında yeniden yapılandırması. Bu müze açıldığında Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi’nin Cumhuriyet dönemi öncesi eserlerinden 1960 yılına kadar olan eserleri mevcut müzede kalacak, 60’tan sonrakiler ise yeni müzede teşhir edilecek.


Bu arada çok amaçlı salonları muhteşem! Haftada ortalama beş-altı gün konser var Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi’nde. 

Alt kata inip 28 yıldan beri yetişkinlere verilen resim kurslarının olduğu atölyeye uğruyoruz son olarak. Resim derslerini 29 yıldır müzede restoratör olarak görev yapan Vural Yurdakul veriyor. Öğrenciler, küçük bir teypten yükselen Türk sanat müziği şarkıları eşliğinde resim yapıyor. İçlerinde emekli Türkçe öğretmeni de var, ev kadını da, lise öğrencisi de. Haftada üç gün 13.00’ten 17.00’ye kadar buradalar. “Resim yapmak bizi kendimize getiriyor” diyor çoğu. Hepsi öyle mutlu ki...


Ne iyi; bazen güzel şeyler de oluyor hayatta.


Müzesinin yeniden teşhire açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın sözleri geliyor akla: “Türkiye’de müzeleri ve çevrelerini düzenleyerek, onları hayatın içine kazandırmaya çalışıyoruz.” Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi bunun başarılı bir örneği.


Bu çalışmaların içine bir gün, aslında mümkünse 2010 gelmeden, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi de girer belki. Kimbilir?






“Zeybekler”e düzeltme

İbrahim Çallı Salonu’nda 1914 kuşağı sanatçılarının resimleri yer alıyor. İçlerinde biri var ki; onun hikayesi özel gerçekten de: İbrahim Çallı’nın “Zeybekler” tablosu. Aynı zamanda Osman Hamdi’nin asistanı da olan Çallı, Atatürk’ün isteği üzerine Etnografya Müzesi’nde bir sergi açar. Bu sergide de yer alan “Zeybekler” tablosunu gören Atatürk, Çallı’ya döner ve “Biz Kurtuluş Savaşı’nda yemeye ekmek bulamıyorduk, senin resmindeki atlar nasıl semirmiş böyle?” diye sorar. Usta ressam malzemelerini alır ve tablosundaki atı bir deri bir kemik hale getirir.

Milliyet Cumartesi, Haber: Filiz Aygündüz, 03.05.2008

DOĞANÇAY-VILLEGLE 'KOLAJ-DEKOLAJ'

 

Pera Müzesi, Miró'yla birlikte bir başka önemli sergiye daha, Burhan Doğançay ile Jacques Villegle'i buluşturan 'Kolaj - Dekolaj' sergisine ev sahipliği yapıyor. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerine uzanan duvar resmi geleneğinin çağdaş bir yorumu niteliğindeki yapıtlardan oluşan ve Philippe Piguet küratörlüğünde hazırlanan sergi, bu iki sanatçının olduğu kadar 'Kolaj ve Dekolaj'ın da karşılıklı buluşmasına sahne oluyor.


1920'lerde doğan ve 1960'lardan itibaren uluslararası sanat ortamında etkinlik gösteren iki ustanın; Burhan Doğançay'ın kolajları ile Jacques Villegle'nin dekolajları ilk kez karşılaştırmalı bağlamda bir araya geliyor. Kuşaklarının en önemli sanatçılarından ikisini aynı sergide buluşturma düşüncesi, iki sanatçının benzerliklerini ve aynı zamanda farklılıklarını da açığa çıkarmayı hedefliyor.


Sanatçıların koleksiyonlarından, Avusturya Museum Moderner Kunst ve özel koleksiyonlardan bir araya getirilen 41 yapıtlık 'Kolaj Dekolaj' sergisi kapsamında bugün saat 14.30'da Burhan Doğançay, Jacques Villegle, Philippe Piguet ve Ali Akay'ın katılımlarıyla 'Doğançay ve Villegle: Kentten Müzeye Duvardan Duvara' konulu konferans düzenleniyor.

Radikal, 03.05.2008

PERA'DA BİR BÜYÜK RESSAM: MİRO





"Geleneklerden arınmış, şen şakrak ressam. Mutluluğun kışkırtıcı çarkının üstünde avuntular ve kıvılcımlar ekicisidir o. Yasın kıvrımlarında Osiris'i diriltecek güzellikleri vardır. Çok zaman olmuştur göğün mekaniği bu usta cambaza yeşil dallarını, dolambacını ve hilelerini göstereli. 12 Nisan 1961 geldiğinde (uzaydaki ilk insan), Miró çoktan geçmiştir o yoldan. Bir meteordan daha iyisini yapmak çok da bir şey değildir insan alev alev yanmadığında. Miró tutuşur, koşar, bize verir alevini ve yeniden tutuşur." Fransız sürrealist şair Rene Char, bunları yazıyor İspanyol sanatçı Joan Miró'yla ilgili.


İstanbul şimdi de 20. yüzyıl sanatının büyük imzası Miró'yla buluşuyor. 1983'te ölen Miro'nun baskı, resim ve heykellerinden oluşan 120 yapıtlık kapsamlı sergisi, bugün Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi'nde açılıyor. 20. yüzyıl sanatına yön veren düşün insanları ve sanatçılarıyla dostluğuyla bilinen Maeght ailesinin koleksiyonundan seçme yapıtlarla gerçekleştirilen sergide Miró'nun 'İstanbul'da Defile' (Defile de mannequins a İstanbul) adlı yapıtı da yer alıyor. Sanatçılara daha özgür bir çalışma ortamı yaratmak için kurulan Fransa'da modern ve çağdaş sanat alanındaki ilk özel vakfı olan Maeght Vakfı'nın işbirliğiyle açılan serginin küratörlüğünü ise çocukluğunun önemli bir bölümünü Miró'yla paylaşan, Maeght ailesinin üçüncü kuşak üyesi Yoyo Maeght üstleniyor.


Genel olarak canlı renkler, çizgiler, daireler, çocuksu ve mizahi bir anlatımı olan Miró'nun yapıtları, evrenin ana elementleriyle -toprak, ateş, su ve hava- sıkı sıkıya ilişkilidir; baş köşeyse kadına, ana-kadına, besleyici kadına ayrılmıştır. Aynı zamanda usta bir seramikçi, heykeltraş ve gravür sanatçısı olarak da belleklerde yer eden Miró edebiyat ve edebiyatçılarla da yakından ilişkili; Char, Prevert, Eluard, Leiris gibi yazın ustalarına esin veren ve birçok yazarın yapıtlarını resimleyen Miró, 'şiirleri resimleştiren, resimleri şiirleştiren' sanatçı olarak da anılır.

Sergi küratörü Yoyo Maeght'ın deyimiyle Miró'nun resimlerine koyduğu adlar aslında kısa şiirlerdir ve bu adları her zaman Fransızca olarak resimlerinin arkasına yazar: 'Güneşin Karşısında Küçük kKızın Sevinci', 'Gecenin Karanlığında Bir Kadının Başına Konan Göçmen Kuş', Güzel Sarışının Üç Manyetik Saç TeliKelebekleri Kendilerine Çekiyorlar', 'Çöldeki Alev Kuşunun Rehberliğinde Zorlu Yürüyüş' gibi.


Sergi kapsamında bugün saat 11.00'de Yoyo Maeght Pera Müzesi Oditoryumu'nda 'Bir Dostluk Öyküsü: Joan Miró ve Maeght Ailesi' konulu konferansta sanatseverlere, Maeght Ailesi'ni, vakıflarını, galerilerini, koleksiyonlarını tanıtacak ve çocukluğundan bu yana tanıdığı Joan Miró'yu anlatacak.

Joan Miró sergisi 31 Ağustos'a kadar Pera Müzesi'nde görülebilir.

Radikal, 03.05.2008

TURİSTLERİN 70. TERCİHİ EFES

 

Tripadvisor.com adlı internet sitesinin anketinde, turistlerin en çok tercih ettiği dünyanın 100 yeri içinde birinci ve ikinci sırayı Yeni Zelanda’dan Milford Sound ile Quenstown, üçüncü sırayı St. Marteen’den Philipsburg, dördüncü sırayı Küba’dan Cayo Largo, beşinci sırayı Yunanistan’dan Rodos aldı.


Sıralamada, Avusturya’dan Salzburg 11., Belçika’dan Bruges 20. olurken, İtalya’nın Venedik’i 50., Rus kenti St. Petersburg 63., Türkiye’den Efes 70., Hollanda’dan Amsterdam 80., Peru’dan Machu Picchu 97., ABD’den Monterey 100. oldu.

Araştırmada, turistlerin en çok tercih ettiği yerler kıtalara göre de değerlendirildi. Buna göre Avrupa’da en çok tercih edilen yerlerin başında Yunanistan’ın Rodos adası geliyor. Bunu, Avusturya’nın Salzburg kenti ve İtalya’daki Amalfi izliyor.


Asya’da ise Japonya’nın Kyoto kenti ilk sırayı alırken onu Maldivler’deki Male ile Endonezya’da Ubud izliyor. Afrika’da da Güney Afrika’dan Cape Town birinci, Mısır’dan Ebu Simbel ikinci, Luksor üçüncü sırada yer alıyor.


TERCİHTE İLK 5
1 Milford Sound - Yeni Zelanda
2 Quenstown - Yeni Zelanda
3 Philipsburg - St. Marteen
4 Cayo Largo - Küba
5 Rodos - Yunanistan

Milliyet, 03.05.2008

ALTINBEŞİK MAĞARASI SEZONU AÇTI

 

Antalya'nın İbradı İlçesi, Ürünlü Köyü'nde bulunan dünyanın ikinci, ülkemizin en büyük in suyu mağarası olan Altınbeşik Mağarası sezonu açtı.

 

Vatandaşların mağarayı gezebilmeleri için İbradı Kaymakamlığının köylere götürme birimi tarafından alınan yeni bot suya indirildi. Altınbeşik mağarası sezonunu açan İbradı Kaymakamı Atay Uslu, turizmci Mustafa Kaya, İsveç'in etkin gazetelerinden Dagens Nyhetera'in genel yayın yönetmeni Brita Svedlund ile birlikte botla mağarayı gezdi. Kaymakam Atay Uslu, "Altınbeşik Mağarası sezonunu bugün misafirlerimizle birlikte açıyoruz ve misafirlerimize mağarayı gezdiriyoruz. Mağara yolunun iyileştirilmesi ve daha iyi tanıtmak için çalışmalarımız devam ediyor" dedi. İsveçli gazeteci konuk Brita Svedlund ise "Böyle bir doğa harikasını görmekten dolayı çok mutluyum. Buranın doğal güzelliklerini ve tarihi dokusunu dostlarıma anlatıp, gazetemizde geniş yer vereceğiz, misafirperverliğiniz için teşekkür ediyorum" dedi.

haberler.com, 02.05.2008

TARİHİ KONAK KÜLTÜR EVİ OLACAK

 

 

Osmaniye'de, restorasyon çalışmaları tamamlandıktan sonra kültür evi olarak hizmet verecek olan tarihi konağa, Salih Sefa Yazar'ın ismi verildi.

 

Belediye Başkanı Davut Çuhadar, yaptığı açıklamada, Cumhuriyet Mahallesi Akyar Caddesi üzerinde bulunan tarihi binayı 2006 yılında satın alarak, restorasyonu için Anıtlar Kurulu'na müracaat ettiklerini belirtti.

 

Projenin hazırlandığını, çok uzun çalışmalar neticesinde Anıtlar Kurulu'ndan onayın çıktığını ve şimdi ihaleye çıkılacağını ifade eden Çuhadar, "İhale öncesi bu binaya bir isim verilmesi gerekiyordu. Ben de sevdiğim, saydığım dostum, ağabeyim olan kentimizin kültür ve sanat hayatına büyük katkıları bulunan Salih Sefa Yazar’ın adının bu binaya verilmesinin uygun olacağını düşündüm. Belediye Meclisi'ne teklif götürdüm, kabul edildi" dedi.

 

Tarihi konağın restorasyonuna çok yakında başlanacağının altını çizen Çuhadar, Salih Sefa Yazar Kültür Evi'nde kentin kültürü ve el sanatlarının yaşatılacağını, Osmaniye'yi tanımak isteyen misafirlerin de burada ağırlanacağını kaydetti.

 

Çuhadar, açıklamasında şunları belirtti: "Bu binanın, şehirleşmede önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Kültüre verdiğimiz değer ortadadır. Gazeteci dostlarımızı da bu çatı altında buluşturmayı düşünüyorum. Özetle, burası Osmaniye evi olacaktır.”

Osmaniye Kent Haber, 02.05.2008

TARİHİ ESERLER OTLARA YENİK DÜŞTÜ

 

İnsan topluluklarının ilk kez yerleşik düzene geçtiği yer olduğu iddia edilen ve Diyarbakır'ın Ergani İlçesinde bulunan Çayönü'ndeki tarihi eserler otlara yenik düştü.

 

Otların SİT alanındaki kayalıkları çatlatarak zarar vermesi üzerine Diyarbakır İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün çağrısı ile yabani otlarla mücadele çalışması sürdüren ziraat mühendisleri olumlu sonuç aldı.

 

'Hilar Mağaraları ve Çayönü Tepesi'nin Korunarak Turizme Açılması Projesi' kapsamında yapılan kazılarda tarihi yapılara yabani otların büyük zarar verdiği tespit edildi. Roma, Bizans ve Artuklu dönemine ait lahit, sikke ile insan ve hayvan kemiklerinin bulunduğu Hilar Mağaraları'ndaki kabartmalar ve üzerindeki yazılardan bir kısmının yabani otların kayayı çatlatmasıyla yok olduğu belirlendi. Ziraat mühendisleri, toprak altında kalan tarihi eserlerin kayalarda 'Biyolojik çözülme' olarak bilinen taş boşluklarına giren bitki köklerinin (Üzüm fidanı, yabani meyve ağaçları) zamanla kalınlaşarak tarihi kayaları çatlattığını tespit etti. Bitkinin bulunduğu yerde çürütülmesi için köküne yönelik ilaç kullanan mühendisler olumlu sonuç aldı.

 

Çayönü bölgesinin dünyada ilk yerleşim yeri olduğunu hatırlatan Diyarbakır İl Kültür ve Turizm Müdürü Tevfik Arıtürk, kazı çalışmasıyla gün yüzüne çıkartılan tarihi dokularla bölgeyi turizme açma çalışmalarının devam edeceğini söyleyerek ziraat mühendislerine teşekkür
etti.

Diyarbakır Kent Haber, 02.05.2008











DARA'DA ANTİK MOZAİKLER BULUNDU

 

 

Mardin'in Dara antik kentinde bulunan mozaiklerle ilgili kış mevsimi nedeniyle ertelenen çalışmaların bu ay yeniden başlayacağı açıklandı.

 

Mardin'de ortaya çıkan antik mozaiklerin Gaziantep'teki Zeugma mozaikleri ile benzerlik taşıdığı kaydedildi. Mardin Valiliği, Dara öreninde Prof.Dr. Metin Ahunbay ve ekibince 1986 yılında başlatılan kazılarla toprak altında kalan tarihi dokunun gün yüzüne çıkartılmasına desteğini sürdürüyor.

 

 

Valiliğin hazırladığı rapor doğrultusunda, bu ay başlayacak olan kazı çalışmalarına Kültür ve Turizm Bakanlığı da destek veriyor.

 

Geçen aylarda Mardin'i Agezen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Dara'da bulunan tarihi hazinenin gün ışığına çıkartılması için gereken maddi desteğin sağlanacağını açıklamıştı.

Bugüne kadar halk arasında zindan olarak bilinen 40 metre deriliğindeki ören temizlendi.

Açık hava tiyatrosu ve kaya evlerin yer aldığı alanlarda gerçekleştirilen kazılarda ise Babil ve Pers İmparatorluğuna ait askeri garnizon şehrinin erzak ve silah depoları ile kaya mezarlar gün yüzüne çıkarıldı.

 

Ayrıca şehrin yerleşim alanı olan ve toprak altında kalan kayalara oyulmuş tarihi evler ve mezarlar bulundu.

 

Dara harabelerindeki diğer tarihi mozaiklerin ortaya çıkartılması için gerekli bütün girişimleri gerçekleştirdiklerini belirten Vali Mehmet Kılıçlar, Mardin'de ikinci bir Zeugma'nın ortaya çıktığını söyledi.

 

Kılıçlar "Romalılar tarafından askeri garnizon şehri olarak kullanılan Dara'nın mevcut tarihi kalıntılara ve su sarnıçlarına bakıldığında, 100 binin üzerinde bir nüfusa sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Dara kazılar tamamlandıktan sonra Güneydoğu Anadolu bölgesinin Aspendosu olacak," şeklinde konuştu.

 

1986 yılından beri kazı çalışmalarını sürdüren Prof.Dr. Metin Ahunbay, ödeneklerin yetersiz olduğunu belirtti ve "Bu yıla kadar ödeneklerimiz hayli kısıtlı ve azdı. Kazılarımızı istediğimiz şekilde yapamıyorduk. Bu yıl valinin desteklerini gördük. Geçen yıl kazıda sezon çalışması olarak amacımıza ulaştık. Dara 1,5 kilometrekarelik alan üzerinde kurulu. Etrafında kazılması gereken alanlar var. Kazı uzun yıllar alacak. Bu yıl önemli mozaikler bulduk. Çalışmalarımız çok yönlü ve geniş alanı kapsayacak şekilde devam edecek," dedi.

TürkiyeTurizm.com, 02.05.2008

TARİHİ ESER ARARKEN KEMİK BULDULAR

 

Konya'da jandarmanın yaptığı operasyonla kaçak kazı yaparken yakalanan 3 şüpheli, adliyeye sevk edildi. Şüphelilerin tarihi eser yerine geçmiş döneme ait kemik buldukları tespit edildi.

 

Alınan bilgiye göre, Meram İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Karadiğin Deresi yakınlarında kaçak kazı yapıldığı ihbarı üzerine harekete geçti. 3 gün süreyle araştırma yapan jandarma ekipleri, kaçak kazı yapan M.Ö, B.Ü ve B.K.'yi suçüstü yakaladı. Olay yerinde aynı zamanda altın aramada kullanılan dedektör ile kazı malzemeleri de ele geçirildi. Yakalanan şüphelilerin kazı sırasında eski çağlara ait mezarlara ulaştıkları ve kazdıkları yerlerden kemik çıktığı tespit edildi.

 

Olayla ilgili jandarma ekipleri tarafından ifadeleri alınan 3 şüpheli, adliyeye sevk edildi.

Manşet Gazetesi, 02.05.2008

ÖNAL: RESTORASYON YAZ SONUNA TAMAM

 

Ankara Valisi Kemal Önal, başkentin eski kamu binalarından biri olan, Ulus’taki valilik binasında sürdürülen restorasyon çalışmalarının yaz sonuna kadar tamamlanacağını bildirdi.

Önal, vali yardımcıları, İl Kültür ve Turizm Müdürü Doğan Acar ve diğer yetkililerle Ulus’taki eski valilik binasındaki restorasyon çalışmalarını inceledi.

Kemal Önal, inceleme sonrası yaptığı açıklamada, restorasyon çalışmalarının çok titizlikle üzerinde durulması gereken çalışmalar olduğunu belirterek, bu çerçevede sıklıkla ziyaret ederek, incelemelerde bulunduklarını söyledi. Önal, "Tarihi valilik binasında sürdürülen restorasyon çalışmaları yaz sonuna kadar tamamlanacak" dedi.

Çalışmalar kapsamında, binanın giriş katında taban döşemesi söküldüğünde altından orijinal Ankara taşlarından yapılmış bir döşemenin ortaya çıktığını anlatan Önal, şunları kaydetti:

"Onun için ufak-tefek revizyon gerekiyor. Onu görüştük ilgili arkadaşlarla. Restore çalışmaları ağır adımlarla güzel şekilde götürüyoruz. İşin gereği de bunu gerektiriyor sanıyorum. Yaz sonunda Ankara’ya yakışır bir bina ortaya çıkacak. Elimizde güzel malzeme ve değerli uzmanlar olduğu işin, çalışmanın, başarılı ve güzel şekilde sonuçlanmasını bekliyoruz."

Hürriyet Ankara, 02.05.2008

ÇAR AİLESİNİN SON İKİ ÜYESİ BULUNDU

 

Rusya’da, geçen yıl Sverdlosk kentinde bulunan ve son Rus Çarı 2. Nikola’nın kızı ve oğluna ait olduğu tahmin edilen kemikler üzerinde yapılan DNA testleri, kemiklerin 2. Nikola’nın 2 çocuğuna ait olduğunu gösterdi.

Sverdlosk Bölge Valisi Eduard Rossel, ABD’deki bir gen laboratuarının, kemikler üzerindeki çalışmalarını tamamladığını ve kemik kalıntılarının veliaht Prens Aleksey ve kız kardeşi Maria’ya ait olduğunu teyit ettiğini söyledi. Vali, "Şimdi tüm aileyi bulduk" dedi.

Bu teyit, Çar’ın ailesinden kurtulanlar olduğuna dair efsanelere son verecek.

Çar, Çariçe Aleksandra, oğlu ve 4 kızı, Bolşeviklerce 17 Temmuz 1918’de Yekaterinburg’da tutuldukları bir tüccarın evinin bodrumunda tabancayla öldürülmüşlerdi. Çar, eşi ve 3 kızının iskeletleri, 1991’de bulunmuştu. Genetik testler, iskeletlerin Çar, Çariçe ve 3 kızına ait olduğu konusunda uzmanları ikna etmişti. Böylece filmlere dahi konu olan Çar’ın en küçük kızı Anastasya’nın idamdan kurtulduğu iddiası çürütülmüştü. Ancak Aleksey ve Maria’nın yerleri belirlenememişti.

Hürriyet, 02.05.2008

TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Kütahya'da, tarihi heykel satmak istedikleri iddia edilen 3 kişi yakalandı. Alınan bilgiye göre, bazı kişilerin tarihi eser niteliğinde heykel satmak istediği yönünde ihbar alan İl Jandarma Komutanlığı ekipleri harekete geçti.

 

Alıcı gibi davranan jandarma ekipleri, heykeli satmak istediği belirtilen ve Konya'nın Akşehir İlçesi'nden gelen B.S.'nin yanı sıra satışa aracı oldukları öne sürülen merkeze bağlı Karacaören köyünden L.D. ve G.O. ile Altıntaş İlçesi'nin Pusan mevkiindeki ormanlık alanda buluştu.

Önceden önlem alan jandarma ekipleri, yaklaşık bir metre boyundaki kadın heykelini satmak isteyen kişileri suçüstü yakaladı. Heykel, Müze Müdürlüğü yetkililerine teslim edildi. Zanlılar gözaltına alındı.

Tellal Gazetesi, 01.05.2008



TARİHİ KABİRLER ÇÖP YIĞINLARINA TERK EDİLDİ

 

Erzurum'un Pasinler İlçesi'nde tarihi mezarlar çöp yığınları arasında terk edilmiş durumda. Korunmayan kabirlerin bulunduğu alanla ne kaymakamlık ne de belediye ilgileniyor.

 

Tarihi ve kültürel varlıkları günümüze kadar getirmeyi başaran Erzurum'da tarihi kabirler adeta kaderine terk edilmiş durumda. Türklerin Anadolu'ya ilk geldikleri tarihten beri önemli tarihi olaylara ev sahipliği yapan Erzurum'un Pasinler İlçesi, Birinci Dünya Savaşı'nda ise Kafkas cephesinden çekilen Türk askerlerinin karargahı olarak kullanıldı. Yoğun savaşların yaşandığı Pasinler'de çok sayıda tarihi kabir bulunuyor. Üzerinde şekil ve eski yazılar bulunan tarihi kabirler, hayvan dışkıları arasında kalırken mezarların bulunduğu alanda kazıların yapıldığı da tespit edildi.

 

Yetkililerin ise ilçedeki tarihi yapılar hakkında detaylı bilgiye sahibi olmadıkları ortaya çıktı. Kaymakam Sıtkı Öcal, mezarların bulunduğu alandaki çöplerin kendilerini ilgilendirmediğini söylerken, 'tarihi kabirlerin korunması için herhangi bir önlem aldınız mı?' şeklindeki soruyu ise cevapsız bıraktı. Konuyla alakalı kendilerine herhangi bir şeyin intikal etmediğini söyleyen Kaymakam Öcal, tarihi mezarlarla ilgili iddialara pek itibar edilmemesi gerektiğini ifade etti.

 

Tarihi mirasa sahip çıkmak gerektiğini belirten Eğitimci Yazar Muzaffer Taşyürek ise eski kabirlerde kimlerin yattığı bilinmese dahi saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi. Her kurumun tarihi yapıların korunması noktasında üzerine düşeni yapmasının önemine değinen Taşyürek, Pasinler'in altında binlerce şehit bulunduğunu ve gerek yetkililerin gerekse ilçe halkının tarih kabirlere sahip çıkmasını istedi.

haberler.com, 01.05.2008

SİT BÖLGELERİNE DEVASAL BİNALARIN YAPILMASI UYGUN DEĞİL"

 

Antakya Belediyesi 1.5 yıl önce başlattığı ve Anakent Planlama firması tarafından yürütülen “Koruma Amaçlı Yeni İmar Planı Revizyonu” ile ilgili bilgilendirme toplantısını gerçekleştirdi.

 

Belediye Meclis Toplantı Salonunda gerçekleştirilen toplantıya, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, bazı mahalle muhtarları, daire müdürleri ve bazı vatandaşlar yanı sıra yüklenici firma teknik ekibinden uzman isimler katıldı. Tescilli taşınmaz kadar tescilsiz taşınmaz var 1987 yılında Koruma Amaçlı İmar Planları onaylanan ve eski Antakya olarak bilinen sit bölgesinin günümüz koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla yapılan çalışma hakkında bilgi veren, yüklenici firma proje yürütücülerinden Hakan Altınörs, 1.5 yıldan bu yana yürüttükleri çalışma kapsamında, Antakya'da zaten tescilli olan 366 taşınmazın yanı sıra bir o kadar daha tescil edilecek taşınmazın tespit edildiğini söyledi. Tescilli taşınmazların sayısı bine ulaşabilir 1.5 yıllık çalışma ardından elde ettikleri verileri Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanlığı'na teslim ettiklerini dile getiren Altınörs, “Kuruldan çıkacak karara bağlı olarak 366 tescilli taşınmaz sayısının bin civarına dayanacağını tahmin ediyoruz” dedi. Proje Aralık ayında bitecek Projenin en geç 2008 yılı sonuna kadar bitirilerek yaşama geçirileceği ifade edilirken, proje sonucunda sit bölgesinde yapıları bulunan vatandaşların, bugüne kadar cevap bulamadıkları birçok soruya rahatlıkla cevap bulacakları bildirildi. Çalışmanın bitimiyle birlikte belli bir plan ve proje kapsamında tescilli binaların yeni yapılaşma koşulları başta olmak üzere, basit veya esaslı tadilatların yapılabileceğine işaret eden yetkililer, alınan kararların bir kitapçık haline getirileceğini ve yönetim veya yöneticilerin değişmesiyle alınan kararların değişmeyeceğine işaret ettiler.

 

Antakya tarihi yapı bakımından Türkiye'de ikinci Proje yürütücülerinden bir diğer isim Gazi Üniversitesi Öğretim görevlilerinden Prof.Dr. Can Hersek ise, projenin bitimiyle birlikte artık “Benim yapım ne olacak, nasıl bir çalışma içinde olacağım veya nasıl bir yaptırımım olur?” şeklindeki sorulara cevap bulunacağını hatırlattı ve Antakya'nın sahip olduğu tarihi yapı itibariyle, Türkiye'de Safranbolu'dan sonra ikinci il olduğunu söyledi. Devasal binalar yapılmamalı Verilen bilgilerin ardından geçilen soru cevap bölümünde, eski otogar ve ak iş fabrikasının yerlerine devasal binaların yapılmasının doğru olup olmadığı sorusuna, cevap veren firma yetkilileri, her iki alana da devasal binaların yapılmasının doğru olmadığını söylediler. Yerleşik sit alanında bulunan eski otogarın ve arkeolojik sit alanında bulunan eski Akiş fabrikasının yerlerine devasal binalar yerine, koruma amaçlı yapılara uygun yapıların yapılmasının daha uygun olacağını ifade ettiler.

Hatay Gazetesi, 01.05.2008

TARİHİ HEYKEL OPERASYONU

 

Bursa'da jandarma ekipleri, ihbar üzerine Karacabey`de oturan  E.P.`nin  (32) evine baskın yaptı.

Evin içerisinde ve bahçedeki aramada, 2 adet insan figürleri bulunan mermer heykel ele geçirildi.

Tarihi eser kaçakçılığı suçundan adliyeye sevk edilen E.P. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Bursa Olay, 01.05.2008

AKP TARİHİ YOK EDİYOR

 

İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmesinin ardından Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu (KTVKK) üzerinde baskısını arttıran AKP, KTVKK’leri saf dışı bırakmak için kurduğu yenileme kurulu ile tartışmalı projeleri hayata geçiriyor. KTVKK tarafından “sit alanı ilan edilen bölgeler, “yenileme alanı ilan edilerek kurul kararlarına aykırı projelerle yenileniyor.

Uzmanlar ise, İstanbul’da yenileme alanı ilan edilen Tarlabaşı, Sulukule ve Süleymaniye örneklerinin bilimsellikten uzak, yanlış ve aceleci uygulamalar olduğunu belirterek yenileme kurulu üyelerinin siyasi ve rant amaçlı projelere imza atmalarını eleştirdiler.

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Eyüp Muhcu , yenileme kurulu üyelerinin bölgelere ilişkin yeterli bilgi ve donanıma sahip olmadığını ileri sürerek, uzman üyelerin çalışma koşullarının ise zorlaştırıldığını kaydetti. Muhcu, “Yenileme kurulları, AKP’nin 2005’te çıkarttığı Tarihi ve Kültürel Varlıkların Yenilenmesi Hakkındaki Kanun’a dayanarak kuruldu. Bu kurulun üyelerinin ikisi YÖK’ten, beşi de Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan atanıyor. KTVKK’ye baskı yoluyla kabul ettirilemeyen projelerin tamamı yenileme kurullarında onaylanıyor. İstanbul’da altı tane KTVKK olmasına karşın bir tane yenileme kurulu var. Hiçbir arşiv çalışması olmayan, siyasi atamalarla şekillenen bir kurul İstanbul’un tamamından sorumlu oluyor” diye konuştu. KTVKK üzerindeki siyasi baskının sürdüğüne de dikkat çeken Muhcu, “Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde yapılmak istenen kavşak projesine 3 No’lu KTVKK onay vermedi. Bu kararın ardından kurul üyeleri Kocaeli bölgesindeki 6 no’lu KTVKK ile yer değiştirdi. 6 no’lu kurul Üsküdar-Boğaz bölgesinden sorumlu oldu. İlk iş olarak da Haydarpaşa projesini onayladı dedi.

UNESCO Türkiye Temsilcisi ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr. Deniz İncedayı , 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul’daki yenileme projelerinin yeni yapılaşma alanları yaratmaya yönelik olduğunu belirterek çalışmaların tarihi dokuya zararlar verdiğini söyledi. İncedayı , “Uzun sürelere yayılması gereken projeler oldubittiye getiriliyor. Yenileme bölgesi ilan edilen yerlerdeki kamulaştırmalar olağanüstü hallerde uygulanan kurallara göre yapılıyor. Bu uygulamaların hukuki dayanağı olmadığı için eleştiriliyor” açıklamasını yaptı .

Cumhuriyet, Haber: Deniz Tatarer, 01.05.2008

ERZURUM, TARİHİ DÖRT KAPIDAN ÜÇÜNCÜSÜNÜ DE KAYBETMEK ÜZERE

 

 

Erzurum'un tarihi kapılarından Ardahankapı (Kavakkapı)'nın bakımsızlık ve ilgisizlikten kısmen yıkılması Erzurumluları üzüyor. Yetkililer bütçe yetersizliğini mazeret gösterirken, vatandaşlar ise şehirdeki tarihi mekanların zaman içerisinde yok olmasına göz yumulmasına tepki gösteriyor.

 

Erzurum'un şehir kimliğinde İstanbulkapı, Ardahankapı, Karskapı ve uzun yıllar önce E-80 karayolunun yapımı sırasında yıkılan Harputkapı'nın önemli bir yeri bulunuyor. Erzurum'un ayakta kalmayı kısmen başarabilen 3 kapısından biri olan Ardahankapı da bakımsızlıktan tarihe karışmak üzere. 50. Yıl Caddesi'ndeki Ardahankapı, bakımsızlık ve ilgisizlikten yıkılmaya başladı. Maliye Bakanlığı tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı'na 1994 yılında tahsis edilen Ardahankapı, korunmaya alınmadığı için çevresel ve doğal tahribattan payını aldı. Tarihi Ardahankapı'nın tavan tuğlaları kamyonların aşındırması sonucu ağır tahrip görmüş. Kapının dış duvarları ise çevresel etkenlerden ve duyarsız bazı vatandaşların bahçe duvarı yapmak için buradan söktükleri taşlar ile kısmen yıkılmış durumda.

 

Erzurum Tarihini Araştırma ve Tanıtma Derneği Başkanı Doktor Ali Kurt, Osmanlı-Rus Harbi öncesinde dönemin Erzurum valisi Fosfor Mustafa Paşa tarafından Ardahankapı'nın şehri savunma amaçlı olarak yaptırıldığını söyledi. Dr. Kurt, tarihi mekanların sahipsizliğe ve yıkıma terk edilmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti. Erzurum merkezdeki tarihi ve kültürel değerlerin ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle yok olmaya mahkum edildiğine dikkat çeken Kurt, yetkilileri göreve davet etti. Erzurum'un şehir kimliğinde İstanbulkapı, Ardahankapı, Karskapı ve uzun yıllar önce E-80 karayolunun yapımı sırasında yıkılan Harputkapı'nın önemli bir yeri bulunduğuna dikkat çeken Kurt, "Harputkapı'nın yerini günümüzde çok az sayıda kişi biliyor. Eğer sahip çıkılmazsa, maalesef Ardahankapı da yakın bir zamanda tarih olacak. Gelecek nesiller Ardahankapı'yı fotoğraflardan tanıyabilecek. Bu şehrin kültürünü, tarihini koruyan kişi ve kuruluşları bu tahribat karşısında bir vatandaş olarak göreve davet ediyorum." diye konuştu.

 

Kültür ve Turizm İl Müdürü Fikret Öztürk, kendilerine bağlı 350 tane kültür ve tabiat varlıkları kurulu tarafından tescil edilmiş eserin bulunduğunu söyledi. Öztürk, bu eserlerin yılların ihmaliyle tahrip olduğunu kaydetti. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bütçesi imkanları ölçüsünde tarihi eserlerin restorasyonu yapıldığını ve kamulaştırıldığını anlatan Öztürk, "İmkanlarımız ölçüsünde bizde kaydı bulunan eserleri restore ediyoruz. Ardahankapı'nın da yılların verdiği bir ihmalle harap olduğu bilinmekte. Bakanlığımızın bütçesi doğrultusunda bu tarihi kapıyı zaman içerisinde restore ettireceğiz" dedi.

haberler.com, 30.04.2008

MÜZE ZİYARETLERİ ARTIYOR

 

Müzeler ziyaretçi akınına uğruyor.2006 yılında yerli ve yabancı olmak üzere 100 bine yakın turist müzeleri ziyaret ederken, 2007 yılında 150 bin ziyaretçi müzeleri ziyaret etti. Müze Müdürü Mustafa Erkmen, ziyaretlerin her yıl arttığını kaydetti.

 

Müzeler ziyaretçi akınına uğruyor. 2006 yılında yerli ve yabancı olmak üzere 100 bine yakın turist müzeleri ziyaret ederken, 2007 yılında 150 bin ziyaretçi müzeleri ziyaret etti.

 

Erzurum'daki müzelere gerçekleştirilen ziyaretlerin, her geçen yıl artış kaydettiğini belirten Müze Müdürü Erkmen, "2006 yılı ile 2007 yılı arasında yüzde 50'ye yakın bir artış var. 2006 yılında yerli ve yabancı olmak üzere 100 bin'e yakın turist ziyaret ederken 2007 yılında bu rakam 150 bin civarına ulaştı.2008 yılında bu rakamın daha da artacağını düşünüyoruz" dedi.


Erzurum'da bulunan tarihi Yakutiye Medresesinde bu sene içinde yenileme çalışmaları yapacaklarını belirten Müze Müdürü Erkmen, " Müze ziyaretleri önemli bir yere sahip.  Medresenin ışıklandırma, ısıtma ve çevre düzenlemesiyle birlikte restore, teşhir ve tanzim çalışmaları yapılacak. Medrese içerisindeki eserler Türkçe ve İngilizce olarak yeniden aydınlatıcı bilgilerle donatılacak." dedi.

Erzurum Gazetesi, 30.04.2008

TARİHİ ESERLER ONARILIRKEN YOK EDİLİYOR

 

Bilecik'te son yıllarda birçok tarihi eser restore edilmeye başladı. Ancak, restorasyonların baştan sağma yapılması tarihi eserlere zarar verecek boyutlarda. Söğüt'teki Söğüt İdadisi'nin ve Gölpazarı'ndaki Mihalgazi Camii’nin restorasyonu hatalı olduğu için yapılanlar sökülerek tekrar restore ediliyor.

Birkaç yıldır Bilecik genelindeki bir çok tarihi eser restore edilmeye başlandı. Tarih şehri olan Bilecik'teki eserlerin birçoğu restore edilerek hizmete sunulurken, restorasyon sırasında yaşananlar ise düşündürücü.

Gölpazarı merkezinde bulunan Mihalgazi Cami'nin restorasyonunun yanlış ve eksik yapıldığı tespit edilerek bazı bölümleri değiştirildi. Aynı şekilde Söğüt'te bulunan Söğüt İdadisi'nin duvarlarının da yanlış restore edildiği tespit edilerek tekrar yapıldı.

Gölpazarı ve Söğüt'teki tarihi eserlerin restorasyonunda yaşanan bu olumsuzluk, diğer binalarda da aynı sorunların yaşanıp yaşanmadığını gündeme getirdi. İşin en kötü tarafı ise, bu çalışmalar sırasında tarihi eserlere zarar verilmesi.

Uzmanlar yanlış restorasyonun, hiç restore edilmemesinden daha kötü olduğunu belirterek, yapılan işlere dikkat edilmesi gerektiğini belirttiler. İhaleyi alan firmanın çok fazla taşerona iş verdiğini ve bir ihalenin en az üç beş taşerona havale edildiğini söyleyen uzmanlar, yetkililerin bu konuda hassas davranmalarını istediler ve “Aksi taktirde tarihi eserlere daha fazla zarar verilmiş olur ve birkaç yıl sonrada tarihi eserler perişan hale gelir” dediler.

Bilecik Kent Haber, 30.04.2008

TÜRKİYE'NİN EN ESKİ DAĞCILIK FOTOĞRAFI

 

 

Erciyes Dağı’na 1935 yılında ayağındaki yemeni ile tırmanan dağcı Ahmet Safa Kazan’ın fotoğrafları ilk defa gün yüzüne çıktı. Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı Alaaddin Karaca, Türk Dağcılık tarihi açısından büyük önem taşıyan fotoğrafların dağcılıkla ilgili en eski belgeler olduğunu söyledi.


Fotoğrafların federasyonun arşivine eklendiğini belirten Karaca, “Dağcı Ahmet Safa Kazan’ın 1930’lu yıllarda başlayıp sonraları devam ettiği toplam 11 tırmanışının bazıları fotoğraflarla belgelenmiş. Bu bizim için çok önemli. Ellerinde hiçbir malzeme olmadan, ayağında yemeni ile tırmanan bu dağcıyı minnetle anıyorum” dedi.

Türkiye Gazetesi, 30.04.2008

YOZGAT'TA TARİH GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR

 

Yozgat Kültür Müdürlüğü, il genelinde tespit edilen tarihi gün yüzüne çıkartmak için kazı çalışmalarına başladı.

 

Yozgat'ta Bizans döneminden kalma Çeşka yeraltı şehri ve Yenifakılı İlçesinde Damlalı bölgesinde kazılar için Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan izin çıktı. Yozgat Kültür ve Turizm Müdürü Fuat Dursun, il genelindeki dört ayrı bölgede yeraltı şehirlerinin turizme kazandırılması için çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

 

Müdür Dursun, önceki yıllarda kazı çalışmalarının devam ettiği Büyüknefes ve Kerkenez'deki kazıların ise Mayıs sonunda başlayacağını kaydetti. Fuat Dursun, Çeşka ve Damlalı kazılarının Valilik ve Belediye desteğiyle yapılacağını belirterek, "İlimizdeki tarihi yeraltı şehirlerinin gün yüzüne çıkartılması için çalışmalara başladık. Geçen yıllardan kazı çalışmaları devam eden Kerkenez ve Büyüknefes'te kazılar mayıs ayı sonunda başlayacak. İl merkezindeki Çeşka yeraltı şehri ve Yenifakılı bölgesindeki Damlalı yeraltı şehri kazıları için bakanlıktan izin çıktı. Ayrıca ödenek talebimizi yaptık. Bizans dönemi bu iki yeraltı şehirlerinde yapılacak kazıların masraflarını valiliğimiz ve belediyemiz karşılayacak. Belediyelerimiz ayrıca işçi desteği verecek" dedi.

haberler.com, 30.04.2008

PERGE'Yİ SÖMÜRÜYORLAR

 

Türkiye’nin en fazla ziyaret edilen ören yerlerinin başında yer alan Antalya’nın Aksu bölgesindeki Perge Antik Şehri, caddelere, bulvarlara, turistik tesislerin salonlarına, işyerlerine ve tanınmış markaların ürünlerine isim olarak veriliyor. Büyüleyici güzelliğinden dolayı, adına sahip çıkılan antik şehrin kendisine ise hiçbir destek verilmiyor. Antalya’da Perge Antik Kenti’nde1946 yılından bu yana devam eden kazılara başkanlık eden İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Haluk Abbasoğlu, geçen hafta Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da ziyaret ettiği Perge Antik Kenti’nin herkesi büyülediğini söyledi. Bu yüzden de Türkiye’nin en fazla ziyaret edilen ören yerlerinin başında Perge’nin geldiğini anlatan Abbasoğlu, “Perge’nin adını bu yüzden her yerde kullanılıyor. Antalya’da turistik tesislere, turistik tesislerin salonlarına, caddelere, ürünlere Perge’nin adı veriliyor. Ama bir turizm kenti olan Antalya’da Perge’ye kimse destek vermiyor. Perge’deki kazı ve onarım çalışmalarına destek talep ediyoruz. Bunu esirgiyorlar” dedi. Ancak herkesi büyüleyen Perge’ye destek talep edilince ise hiç kimsenin sahiplenmediğini de iddia eden Abbasoğlu, bu yüzden de antik şehrin sorunlarının çözülemediğini söyledi.

Parasızlıktan dolayı Perge Antik Kenti’ndeki antik mezarlığın kamulaştırılamadığını, Hellenistik kuleler için hazırlanan projenin hayata geçirilemediğini, tiyatro ile stadyumun su baskınlarından kurtarılabilmesi için hazırlanan drenaj projesinin gerçekleştirilemediğini anlatan Abbasoğlu, şunları söyledi: “Perge nekropolünün bulunduğu 169 parsel numaralı arazi köylülerin tapulu malı. Dünyada eşi olmayan bir yer. Burada her türlü mezar tipini bir arada görmek mümkün. Tıpkı bir şehir gibi inşa edilen bu mezarlık kendi başına bir müze. Buradaki mimari, süslemeler, kazılarda ortaya çıkan eserler tarihe ışık tutuyor. Ama bu arazinin kamulaştırılması için yıllardır para bulunamıyor. Yüz dönüm kadar olan bu arazinin 132 hissedarı var. Biz bu arazinin küçük bir bölümünde köylülere bedel ödeyerek çalışıyoruz. Bu arazinin kamulaştırılması için bugüne kadar tam altı tane bakana talebimizi ilettik. Ama, bakanlar değişiyor. Kamulaştırma konusunda bir gelişme sağlanamıyor.”

Perge’nin Türkiye’de en çok ziyaret edilen ören yerlerinden biri olduğunu da anlatan Abbasoğlu, “Perge’de Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı’nın desteğiyle bir sütun da siz ayağa kaldırın kampanyası başlattık. Buradan elde edilen bağışlarla çok sayıda yıkık sütunu ayağa kaldırıyoruz. Bağışların adını da ayağa kaldırılan sütunun altına plaket çakarak yaşatıyoruz. Yine aynı vakıfın desteği ile mozaiklerin restorasyonlarını yürütüyoruz. Ama yetmiyor. Buna Antalya’dan da destek bekliyoruz. Antalya’da da bu kampanyalarımıza katılanların ismini yaşatmaya hazırız. Bu konuda turizmcilerden de destek göremiyoruz. Örneğin Kazı sezonunda otelcilerden kazı ekibi için öğle yemeğine sponsorluk istedik Kabul ettiler ama, ondan bile sonuç alamadık. Perge`de toplanan paraların onda biri bile bilimsel araştırmalara harcanmıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da Perge’yi ziyareti sırasında Hellenistik Kuleleri için 500’er bin YTL’lik dilimler halende toplam 1 milyon 500 bin YTL’lik ödenek gönderileceğini söyledi. Bundan büyük bir mutluluk duyduk. Fakat, ören yerlerinin ayağa kaldırılabilmesi için daha büyük kaynaklara ihtiyaç var” dedi.

Akşam Akdeniz, Haber: Mustafa Kozak, 29.04.2008

AFGANİSTAN'IN YAĞLIBOYA RESİMLERİ DÜNYANIN EN ESKİSİ

Daha Avrupa’da keşfedilmeden yüzyıllar önce, yaklaşık 7. yüzyılda Afgan sanatçıların yağlıboya resimler yaptığı anlaşıldı. Dünyanın en eski yağlıboya sanat eserleri Bamiyan’da, Taliban tarafından tahrip edilen Buda heykellerinin yakınında bulundu.  

Buradaki 50 mağaranın 12 sinde bulunan yağlıboya eserlerin ceviz veya haşhaş yağı ile yapıldığı Fransız ESRF uzmanlarınca tespit edildi. Ekibin başkanı Yoko Taniguchi “her ne kadar kuruyan yağların ilaç olarak Romalılar ve Mısırlılar tarafından kullanıldığı biliniyorsa da, resim sanatında şu ana dek bilinen en eski örnekler bunlar” dedi. 

Araştırmanın yayınlandığı Analitik Atomik Spektometre Dergisi’nde çıkan makaleye göre boya tabakalarının sinkrotron analizi kullanılan malzemede doğal cilalar, proteinler, yapıştırıcılar ve bazı resimlerde vernik benzeri bir malzeme tespit etti. 

Avrupa’da ise yağın boyaya eklenmesi ancak 13. yüzyılda gerçekleşmiş ve yağlıboya 15. yüzyıldan sonra yaygın olarak kullanılmaya başlamıştı. 

Bir dönem Budizmin merkezi haline gelen ve rahiplerin mağaralarda yaşadığı Bamiyan, dağın duvarlarına oyulmuş iki dev Buda heykeli ile ünlüydü.

ABC/Reuters, Haber: Jon Hemming, 24.04.2008

"KRAL UYUYOR, LÜTFEN HAVAİ FİŞEK ATMAYIN"

 

 

Kazı başkanının uyarısına kulak veren Dalyan Belediyesi, görkemli 'Kaunos Kaya Mezarları'nın zarar görmemesi için' düzenlediği etkinliklerde havai fişek kullanmama kararı aldı. MÖ 4'üncü yüzyıldan kalma mezarların daha iyi görünebilmesi için kent merkezindeki PTT binası, Belediye Meclisi kararıyla yıkıldı. Dalyan Kanalı'nda da güneş enerjisi ve aküyle çalışan tekne kullanılması için çalışma başlatıldı.


2 bin 400 yıllık Kaunos antik kenti kalıntıları, su kanalları ve caretta caretta'larıyla tanınan Muğla'nın Ortaca İlçesi'ne bağlı Dalyan beldesi, dünyaca tanınmasını sağlayan niteliklerini korumak için harekete geçti.


Dalyan Belediye Başkanı Suat Tufan, "Kaunos kazılarını yürüten Prof.Dr. Cengiz Işık'ın önerisi doğrultusunda bir dizi karar aldık. Belediye etkinliklerinde havai fişek kullanmayacağız. Çünkü havai fişek atımında oluşan ses basıncı ve titreşimler, kaidesi zayıf olan binlerce yıllık nadide eserlerde telafisi mümkün olmayan zararlara yol açıyor. Amacımız bu mirası gelecek nesillere ulaştırmak" dedi.


Tufan, turistleri kanaldan İztuzu Plajı'na götüren tekneler arasında güneş enerjili ve akülüleri yaygınlaştırmak için de çalışma başlattıklarını söyledi. Yazları günde 30 bin kişiyi ağırlayan beldede halen 700 tekne işliyor. Ancak bunların sadece ikisi güneş enerjisi ve aküyle çalışıyor.

Radikal, Fotoğraf: Kenan Gürbüz/AA, 29.04.2008

LATİFE HANIM KÖŞKÜ YENİLENDİ

 

Atatürk'ün Annesi Zübeyde Hanım'ın son günlerini geçirdiği Latife Hanım köşkü yenilendi.

 

Karşıyaka'daki köşke Atatürk'ün yanı sıra Zübeyde ve Latife Hanımların balmumu heykelleri de konuldu.

 

Karşıyaka'daki tarihi köşk, Latife Hanım'ın ailesi tarafından kullanıldı. Zübeyde Hanım da son günlerini bu köşkte geçirdi ve 14 Ocak 1923'de hayatını kaybetti.

 

Uzun yıllar amacı dışında kullanılan köşk daha sonra restore edildi. Köşkteki balmumu heykeller ise Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen tarafından yapıldı.

Ata'nın bu görüntüsü Latife Hanımla tanıştığı 1923 yılına ait.Zübeyde Hanım'ın heykeli en çok bilinen fotoğrafındaki görüntüsüyle neredeyse aynı.

 

Latife Hanım Köşkü, mayıs sonundan itibaren konuklarını ağırlayacak.

Trt/Haber, 29.04.2008

KÜL-TÜY İŞLERİ





Gaziantep İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nde ilginç işler oluyor. Gaziantep Kalesi ve Rumkale’nin restorasyonu ihalesini geçtiğimiz ay yapan müdürlüğün 600 milyar lira fazla teklif veren bir firmaya ihaleyi vererek devleti zarara uğratmak üzere olduğu ileri sürülüyor. Kurum içindeki görevlendirmeler hiyerarşiye göre değil, keyfiyete göre yapılıyor. Yüksek lisans eğitimli kütüphane müdürü görevden alınıyor, yerine şef atanıyor, Müdür Efiloğlu, vekaleti, yardımcılarına değil yine bir şefe bırakıyor. Bu uygulamalar nedeniyle cadı kazanına dönüşen Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nde iş barışı da bozuldu…

 

Gaziantep Kalesi ve tarihi Rumkale’nin restorasyonu ihalesi 26 Mart 2008 tarihinde saat 10.00’da gerçekleştirildi ve 6 firma katıldı. Türkiye’nin alanında ünlü ve deneyimle firması Pekerler, restorasyon işi için 1,5 trilyon fiyat verdi. Ankaralı başka bir restorasyon firması ise aynı işe 900 milyar TL. fiyat teklif etti. Ancak aradaki 600 milyarlık TL'lik farka rağmen ihalenin Pekerler’de kalmasına kesin gözüyle bakıldığı ifade ediliyor.

 

Mehmet Çankaya’nın komisyon başkanlığını yaptığı söz konusu ihaleyle ilgili olarak Ankara’da faaliyet gösteren Turkuaz Firması’nın Valiliğe şikayet dilekçesi verdiği öne sürülüyor. İhaleyi yapan idare ise, teklif sunan firmalardan “aşırı düşük fiyat teklifi savunması” istediğini belirtiyor.

 

 

Kentin turizm potansiyeline önemli katkı sağlaması beklenen bu ihaleyle ilgili soru işaretlerinin aydınlatılması beklenirken kurum müdürünün inisiyatifi ile İl Halk Kütüphanesi Müdürlüğü görevini yürüten Yüksel Polat, Şahinbey İlçe Halk Kütüphanesine memur olarak atandı. Hacettepe Fakültesi Kütüphanecilik mezunu ve alanında yüksek lisansı olan Polat’ın yerine, Kültür Müdürlüğü’nden bir şefin atandığı öğrenildi.

 

                                                                                                                                      

Kurum içi keyfi hiyerarşik düzen ile çalışma barışını bozduğu ifade edilen İl Kültür ve Turizm Müdürü Salih Efiloğlu’nun sık sık seyahat etmesi nedeniyle yerine vekil olarak yardımcısı Mehmet Aykanat yerine müdürlükte şef olarak görev yapan Rahim Sarıfakıoğulları’nı bırakması ayrı bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Bu durumun Bakanlık Müfettişlerinin raporlarına geçmesine rağmen, keyfi görevlendirmelerin devam ettiği haber merkezimize ulaşan bilgiler arasında.

Gaziantep Hakimiyet, 28.04.2008


GÖZÜ DÖNMÜŞ OTELCİ VE ŞÜREKASININ MACERALARI:

"DANIŞTAY'A SELAM, İNŞAATA DEVAM"

BAŞKAN, 10 GÜN SÜRE İSTEDİ

 

Danıştay’ın, Sultanahmet’te Four Seasons Otel’in tarihi kalıntılar üzerine otel binası yapmasıyla ilgili olarak “yürütmeyi durdurma” kararı vermesine rağmen, Eminönü Belediyesi mühürleme işlemini yapmıyor. Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er, “Bize 10 gün müsaade edin. Bir haftada buradaki inşaat bitecek değil” dedi.


Danıştay 6. Daire’nin, Four Seasons Otel’inin bahçesinde yapılan inşaatların yasal dayanağı olan planlarla ilgili yürütmeyi durdurma kararı vermesine karşın, yetkili kurumlar hala harekete geçmedi.


Mahkeme kararının uygulanıp inşaatın durdurulması için harekete geçmesi beklenen İstanbul Büyükşehir Belediyesi, tam aksine, yürütmeyi durdurma kararının iptal edilmesi için itirazda bulundu. Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, “Yargı kararının uygulanması yönünde ne yapacaksınız?” sorumuz üzerine de, “konunun öncelikli olarak inşaat ruhsatını veren Eminönü İlçe Belediyesi’ni ilgilendirdiğini” söyledi.


Konu hakkında söyleyecek çok sözü olduğunu belirten Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er şöyle konuştu:

 

“Bize 10 gün müsaade edin. Söz konusu alanda ayrıca arkeolojik bir çalışmanın yapıldığını da unutmayınız. Ekiplerimiz buradaki çalışmayı durdurması konusunda otel yönetimini uyardı. İnşaat şu anda durmuş durumda. Mühür konusu ise Anıtlar Kurulu’nun vereceği karar ve UNESCO’nun bölgede yapacağı araştırmadan sonra uygulanacak. Neden mühürlenmediği sorusuna vereceğimiz yanıt budur. Köklü bazı şeyler yaşanacak. Bir haftada buradaki inşaat bitecek değil. Ayrıca söz konusu yer sürekli olarak denetleniyor. Bu nedenle kamuoyundan 10 Mayıs tarihine kadar anlayış bekliyoruz.”


Bu arada Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) heyeti, Dünya Kültür Mirası listesinden çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan İstanbul’da incelemelerde bulunmak üzere 10 Mayıs’ta geliyor. Heyet, Four Seasons’un inşaatında da incelemelerde bulunacak.

 

Danıştay 6. Daire’nin verdiği “yürütmeyi durdurma” kararında özetle bahsedilen “Bilirkişi Raporu”nda şöyle denildi: “Üst ölçekli planlarda ‘arkeolojik park ve sergi alanı’ olarak belirlenen kamu mülkiyetindeki taşınmazın, Astay Gayrimenkul Yatırım Şirketi’ne kullanım amaçlı olarak tahsisli olan bu alanda, adı geçen şirket sponsorluğunda yapılan kazı çalışmaları ile söz konusu kültürel değerlerin sergi amaçlı olarak insanlığa kazandırılmasına yönelik eyleminin, üzerine yapılacak ek otel yapılarının bir bedeli olmaması gerektiği görüş ve kanısındayız.”

Milliyet, Haber: Şenol Demirci - Mehmet Demirkaya, 03.05.2008


******


FOUR SEASONS, EK OTEL İÇİN 'KARAR' SÜRECİNİ BEKLİYOR

 

Astay İnşaat Üst Yöneticisi (CEO) Atilla Öztürk, Danıştay 6. Dairesinin İstanbul'daki Four Seasons Oteli bahçesinde ek otel inşaatları yapılmasının temelini oluşturan plan tadilatı için "yürütmenin durdurulması" kararının bir ara karar olduğunu belirterek, bunun davanın nihai kararı hükmünde anlaşılmaması gerektiğini söyledi.

Öztürk, yaptığı yazılı açıklamada, basında yer alan haberlerde, Danıştay'ın yaklaşık bir ay önce verdiği kararın kamuoyuna duyurularak, şirketlerinden Sultanahmet Turizm A.Ş'ye ait bir projenin münhasıran durdurulduğu izleniminin ortaya çıkarıldığını belirtti.

Şirketlerinin, bu kararın hedefi gibi gösterilmesine karşılık, davanın tarafının esasen imar planlaması yetkisine sahip Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı olduğunu ifade eden Öztürk, "Hem bu iki karar organı, hem de devletin diğer uygulama mercileri, yürütmeyi durdurma kararına mevcut durumu değiştirecek yeni bir yorum getirmemişlerdir" dedi.

Öztürk, açıklamasında şunları kaydetti: "Şirketimize 1992 yılında tahsis edilen gayrimenkulün planlama geçmişi o yılın çok öncesine kadar gitmesine rağmen, bölgeyle ilgili yapılan uygulamalar yeni bir gelişmeymiş gibi gösterilmek istenmektedir. Danıştay 6. Dairesinde görülmekte olan dava, TMMOB Mimarlar Odası tarafından, 1/5000 ölçekli Tarihi Yarımada "Eminönü İlçesi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı"nın iptali için açılmıştır ve şirketimizin sürdürmekte olduğu projenin dışında 30 ayrı plan notunu ve 6 bölgedeki plan değişikliğini daha kapsamaktadır. Danıştay'ın bu davayla ilgili verdiği yürütmeyi durdurma kararı bir ara karar olup, davanın nihai kararı hükmünde anlaşılmamalıdır. Şirketimize tahsis edilmiş söz konusu gayrimenkul, ülkemizin cari yasal çerçevesi içinde tasarruf edilmektedir. Şirketimiz, hukuki süreci saygıyla ve yakından izlemekte olup gereğinde yasal haklarını savunacak olması da tabiidir."

Dünya, 01.05.2008


******


MAHKEME KARARINA RAĞMEN İNŞAATA DEVAM

 

Danıştay 6. Daire’nin Four Seasons Otel’in tarihi Bizans Sarayı kalıntıları üzerinde sürdürdüğü ek bina inşaatıyla ilgili olarak verdiği “yürütmeyi durdurma” kararı uygulamaya geçmedi. Eminönü Belediyesi ekipleri dün inşaat alanına giderek sözlü uyarıda bulundu, ardından şirket inşaattaki vinci söktü.


Tüm bu gelişmeler “İnşaat durduruldu” şeklinde yorumlandı, ancak Four Seasons yetkilileri, “Vincin söküleceği 15 gün önceden belliydi, inşaat durmadı, devam ediyor” açıklamasını yaptı. Belediye yetkilileri ise inşaatın mühürleneceğini bildirdi.

 

Eminönü Belediyesi’ne bağlı İmar Müdürlüğü görevlileri, dün Sultanahmet’teki Four Seasons Otel ek inşaatına giderek firma yetkilileriyle görüştü. Belediye görevlilerinin, mahkemenin verdiği durdurma kararına uyulmasını ve tüm faaliyetlerin askıya alınmasını istediği öğrenildi.
Belediye yetkilileri, inşaatı mühürlemeye hazırlandıklarını belirterek şunları söyledi:
“Mühürleme için Belediye Başkanı Nevzat Er’in imzası gerekiyor. Ancak başkan belediyede olmadığından, mühürleme birkaç gün içerisinde uygulanacak. Ancak inşaata yönelik bir yıkım kararı çıkarılması söz konusu değil. Yürütmeyi durdurma kararına otel yönetiminin itirazı söz konusu. Bu itirazın sonucuna göre hukuki işlem yapılacak.” 

 

Bu gelişmeler sonrasında dün saat 14.30 sıralarında otelin ek odalarının yapılacağı inşaatın üzerindeki vinç indirildi.


Otelin mimari projesi ve inşaatından sorumlu olan Astay İnşaat’ın yöneticisi Atilla Öztürk, inşaatın durdurulmadığını söyledi. Mahkeme kararının kendilerine tebliğ edilmediğini, dolayısıyla inşaatı durdurmak ya da ara vermek gibi bir kararın alınmadığını söyleyen Öztürk, “Bizim açımızdan yeni bir gelişme yok. Vinç kaldırılıyor, çünkü işi bitti. Vincin kaldırılması için bile 15 gün önce yetkili kurullardan izin alınması gerekiyor. Düşünüldüğü gibi bir anda yapılabilecek bir iş değil” dedi.
Öztürk, Eminönü Belediyesi ekiplerinin de denetim için geldiğini belirterek, “Böyle sıcak bir gündem içerisinde görevlerini yapacaklardır” dedi.

 

Dün yazılı bir açıklama yaparak Danıştay kararını yorumlayan Öztürk, plan tadilatı için “yürütmenin durdurulması” kararının bir ara karar olduğunu belirterek, bunun davanın nihai kararı hükmünde anlaşılmaması gerektiğini bildirdi.


Bu kararın hedefi gibi gösterilmesine karşılık, davanın tarafının esasen imar planlaması yetkisine sahip Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı olduğunu söyleyen Öztürk, “Danıştay  6. Daire’de görülmekte olan dava, TMMOB Mimarlar Odası tarafından, 1/5000 ölçekli Tarihi Yarımada Eminönü İlçesi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı’nın iptali için açılmıştır, şirketimizin sürdürmekte olduğu projenin dışında 30 ayrı plan notunu ve  6 bölgedeki plan değişikliğini daha kapsamaktadır” dedi.

Milliyet, Haber: Şükran Pakkan - Şenol Demirci, M. Akif Erdem, 01.05.2008


******


DANIŞTAY'A SELAM, İNŞAATA DEVAM

 

Sultanahmet’teki Four Seasons Otel’in kapasitesini artırmak amacıyla Osmanlı ve Bizans dönemi kalıntılarının üzerinde yükselmeye başlayan inşaat için Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesine rağmen, inşaat alanında çalışmalar tüm hızıyla sürüyor.


Branda ve tentelerin ardında devam eden inşaat çalışmalarını yürüten firma kendilerine durdurma uyarısı gelmediğini belirtirken, Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Eyüp Muhçu, ilgili kurumlara yazı yazarak gereğinin yapılmasını istediklerini açıkladı.


Milliyet’in ortaya çıkararak ısrarla takip ettiği inşaatla ilgili Danıştay 6. Daire verdiği yürütmeyi durdurma kararı henüz etkisini gösteremedi. Roma-Bizans-Osmanlı kültür mirasının yok sayıldığı ve “Kullanım kararlarında hukuka uyarlık görülmediği” şeklindeki Danıştay kararına rağmen çalışma sürüyor.


Otel inşaatını yürüten Kovuk İnşaat yetkilileri, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan kendilerine “inşaatın durdurulmasına” ilişkin bir tebliğ yapılması gerektiğini ancak henüz böyle bir tebliğde bulunulmadığını söylediler.


Bir firma yetkilisi, “Kurulun, Danıştay’ın kararı üzerine hukukçulara danıştığını biliyoruz. Açıkçası inşaat durdurulur mu, durdurulmaz mı bu bilinmiyor. Ankara’ya, hukukçulara görüş sorulmuş. Kararı bekliyoruz” dedi.  Four Seasons Oteli işletmecisi Astay Gayrimenkul İnşaat’ın sorumlusu Atilla Öztürk ise, kararın inşaatı durdurmakla ilgili olmadığını savundu.

 

İstanbul 1 No’lu Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu yetkilileri ise, şu anki süreçle ilgili genel müdürlüğün izni olmadan açıklama yapamayacaklarını söylediler. Prof.Dr. Fehmi Kızıl ise mahkeme kararından haberi olmadığını açıklayarak, “Tabii ki mahkeme kararı varsa, gereğini yaparız.”

 

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Milliyet muhabirine yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Yargı kararını uygulayacağız. Geçmişten gelen bir süreç yaşanmıştı. Konuyu bilim çevreleriyle görüştük. Onlar da geç kalındığını söylemişlerdi. Ancak, Danıştay, yürütmeyi durdurma kararı vermiş. Bu konuda, Bakanlık olarak ilgili belediyeye gerekli talimatları verdik. Yargının vereceği nihai kararı hep beraber bekleyeceğiz.”


Danıştay’ın kararına itirazda bulunduklarını belirten İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, kararın uygulanmasını, inşaat ruhsatını veren ilçe belediyesinin değerlendirmesi gerektiğini söyledi.

 

Eyüp Muhçu, Danıştay’ın verdiği yürütmeyi durdurma kararının gereğinin yapılmasını beklediklerini belirterek, Büyükşehir ve Eminönü belediyelerinin inşaatı hemen durdurmasının mümkün olduğunu söyledi. Muhçu şöyle konuştu: “Danıştay 6.Dairesi 14 Mart 2008’de yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ancak kararın yazımı ve dağıtımı için bir zamana ihtiyaç duyuluyor. Kültür Bakanlığı, İstanbul Valiliği aracılığı ile inşaat faaliyetinin durdurulmasını sağlayabilir.”


Eminönü Belediyesi yetkilileri, Belediye Başkanı Nevzat Er’in henüz yargı kararını görmediğini ancak mahkeme kararının yerine getirileceğini açıkladı.

Milliyet, Haber: Mehmet Demirkaya - Şükran Pakkan, 30.04.2008


******


DANIŞTAY'DAN TARİHİ YANLIŞA 'DUR' KARARI