©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi


Kültepe / Karahöyük

Çizimler için tıklayın...

maps

Fotoğraflar için tıklayın...

Kültepe / Karahöyük
Türü:
Höyük
Rakım:
1017 m
Bölge:
İç Anadolu
İl:
Kayseri
İlçe:
Merkez
Köy:
Karaev
Araştırma Yöntemi:
Kazı
Dönem:
İTÇ I İTÇ II İTÇ III

     


Yeri: Kayseri il merkezinin yaklaşık 20-21 km kuzeydoğusunda; merkez ilçeye bağlı Karaev ya da Karahöyük/Karahöyük (yeni adıyla Kültepe) Köyü'nün hemen güneyindedir. Arkeoloji yazınına uzaktan bakıldığında kül renginde oluşundan dolayı Kültepe adıyla giren bu höyük; yakın çevresinde Karahöyük olarak bilinmektedir. Bu açıdan isminin her iki tanımıyla; Kültepe-Karahöyük olarak geçmesi daha doğrudur. Anadolu'daki diğer Kültepe isimli höyüklerle karışmaması için de bu çiftli ismi tercih edilmelidir.
Konumu ve Çevresel Özellikleri: Kayseri'yi Sivas'a bağlayan plato yolu üzerinde; Kayseri Ovası'nın kuzeydoğusundaki hafif çökelti alanında yer almaktadır. Yerleşme yeri olarak bu alanın seçiminde höyüğün çevresinde ovanın bir çanak şekline almasının rolü yadsınamaz. Bu alanda taban suyu yüzeye çok yakın olduğu için; Kültepe'yi yurt yeri olarak seçenler olasılıkla su kuyularından faydalanmışlardır. Höyüğe en yakın su kaynağı 600 m uzağındaki su pınarıdır. Günümüzde höyük; karum alanı dışında; 20 m yüksekliğinde; 450x550 m boyutlarında yuvarlak bir tepe görünümündedir [Özgüç 1950:11]. Höyük 19 yy sonundan itibaren çeşitli nedenlerle büyük ölçüde tahrip edilmiştir. T. Özgüç'ün yönettiği kazıların başlaması ile bu tahribata son verilmiştir. Etrafı tel örgü ile çevrelenerek koruma altına alınmıştır.
Tarihçe:
Araştırma ve Kazı: 1882 yılında Th.G. Pinches tarafından bilim dünyasına Koloni Dönemi tabletlerinin bulunuşu ile duyurulan höyük; yine bu tabletleri gün ışığına çıkarmak amacıyla E. Chantre başkanlığında 1893-94 yıllarında kazılmıştır. Bu araştırmayı; 1906 yılında H. Winckler ve aynı yıl içinde H. Grothe'nin aynı amaçlı kazıları devam ettirmiştir. 1925 yılında B. Hrozny'nin; daha sonra karum adıyla tanıtılan alanda; 52x32 m ölçülerindeki açması ve küçük sondajlarında az sayıda da olsa tabletlere ulaşması; Anadolu arkeolojisi açısından bu höyüğe olan ilgi artmıştır. Bu kazıda tepenin üstündeki yükselti de kısmen açılmıştır. Bu kazıyı; 1948 yılından itibaren da T. Özgüç başkanlığında Türk arkeologların yaptığı çalışmalar takip etmektedir. Özgüç'ün çalışmaları ilk yıllarda yalnız karum alanına teksif edilmiş; daha sonra da höyük kesimi kazılmaya başlanmıştır. Günümüze kadar süren bu kazılarla Koloni Dönemi dışında İlk Tunç Çağı yerleşmeleri de kısmen anlaşılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer almaktadır. Kazı çalışmaları 2006 yılından beri F. Kulakoğlu başkanlığında yürütülmektedir.
Tabakalanma: Kazılar sonucunda; MÖ 3. binyılın başından; Roma Dönemi'ne kadar yerleşildiği ortaya çıkmıştır. İçlerinde en önemli yerleşme; Asur Koloni Dönemi'nde bilinen adıyla (Kaniş) yazılı belgelere giren kent yerleşmesidir [Özgüç 1999:4]. Höyüğün ve karum yerleşmesinin tabakalanması eskiden yeniye doğru şu şekildedir: 18. yapı katı (Höyük): İlk Tunç Çağı I 17-14. yapı katları: İlk Tunç Çağı II. evresi 13-11. yapı katları: İlk Tunç Çağı III. evresi 10-9. yapı katları/Karum 3-4: İlk Tunç Çağı III-Orta Tunç Çağı'na Geçiş 8. yapı katı/Karum 2: Asur Koloni Dönemi 7. yapı katı/Karum 1b: Asur Koloni Dönemi 6-5. yapı katları/Karum 1a: Asur Koloni ve Hitit Dönemi 4-3. yapı katları: Demir Çağı 2-1. yapı katları: Hellenistik ve Roma Dönemi
Buluntular: Mimari (eskiden yeniye doğru): Höyüğün İlk Tunç Çağı I-II. evre mimarisi hakkında bir bilgi çok küçük alanlarda kazı yapıldığından henüz tam anlaşılmamıştır. Bu tabakalara ait mezarların var olduğundan bahsedilmektedir. Kültepe Karahöyük yerleşmesinin İlk Tunç Çağı III evresinde 13; 12 ve 11. yapı katları olarak sayılan üç tabaka saptanmıştır. Tüm tabakalarda anıtsal yapılara ait kalıntılar bulunmaktadır. Bu yapıları eskiden yeniye doğru gözden geçirdiğimizde 13. yapı katına ait yapının yangın geçirdiği ortaya çıkmaktadır. Bu yapı tam olarak açığa çıkarılmamıştır. 12. yapı katında ise; tepenin N-R/36-38 karelerindeki büyük açmada; Özgüç tarafından tapınak kompleksi olarak tanımlanan yapı bulunmuştur [Özgüç 1964:35; plan 1; şek.1]. Yangınla yok olan bu yapının ortasındaki hol biçimli tapınak bölümü megaron biçiminde planlandığı yorumlanmaktaysa da; bu mekanın batısında yer alan mekanın nasıl bittiği kazının yetersizliğinden tam anlaşılamamıştır. Bu açıdan bu yorumun şimdilik kesin olmadığı ileri sürülebilir. Olasılıkla depo; yatak odası gibi diğer mekanlar holün kuzey kesimine yerleşmiştir. Batıdaki giriş (?) odasında yatak biçiminde karşılıklı iki seki yer almaktadır. Kuzeydeki odalardan en doğuda ve ortada yer alanı 6x4.7 m; batıda yer alanı ise 4.5x2 m boyutlarındadır. Tüm odaların ortadaki tapınak kısmına açıldığı görülmektedir. Kare biçimli tapınak kısmında ise ortada olasılıkla kutsal ateşin yakıldığı büyük ocak; bu ocağın çevresinde yer alan dört adet sutun yeri vardır. Damı taşıyan sütunların ahşaptan olduğu sanılmaktadır. Doğu duvarının dibinde oturma sekisi bulunmaktadır. Günümüze iyi bir şekilde gelebilen kapı eşikleri ve kapı çerçeve izleri hala seçilebilmektedir. Gerek tapınağın gerek küçük odaların tabanında; yalnız Kültepe'ye has su mermerinden idoller; pişmiş topraktan figürinler; Kilikya Malı olarak bilinen ithal kaplar ve iki kulplu bardaklar bulunmuştur [Özgüç 1964:lev.III/1-2; X/1]. Çevrede kırmızı renkli astar boyalı haç bezemeli çanaklar ve çift kulplu vazoların [Özgüç 1964:lev.X/3] bulunması gerçekten yapının yoğun ticaretle ilişkili önemli bir kent kral/rahibinin yapısı olduğunu belirlemektedir. Güneydeki bölüm ise yine bu komplekse yapışık ama ayrı duvarı olan bir ek bina gibidir. Yapı altta taş temelli üste kalın kerpiç duvarlı olarak inşa edilmiştir. Kerpiç duvarların kalın sıvalı ve beyaz boyalı olduğu görülmektedir. Yapı yangın dışında gerek 11. tabaka gerek Hitit Dönemi yapıları tarafından da kısmen tahrip edilmiştir. 11. yapı katı ise iki yapı safhasına sahiptir. 11b yapı katında; höyüğün yine N-R/ 36-38 karelerinde; yaklaşık kare planlı 22.5x24 m boyutlarında anıtsal bir yapı ortaya çıkarılmıştır [Özgüç 1986:şek.III.3/1-2]. Yapının temelleri küçük taşlardan duvarları ise 12 cm kalınlığında büyük kerpiç tuğlalardan örülmüştür. Kuzey ve batı duvarlarının kalınlığı 90 cm doğu ve kuzey duvarlarının kalınlığı 120 cm'yi bulmaktadır. Ara duvarlar ise daha incedir. Yapının ortasındaki büyük mekanın kuzey duvarı ise 3 m kalınlığındadır. Bu duvarın ne amaçla bu kadar kalın yapıldığı anlaşılamamıştır. Olasılıkla üst yapının taşınması ile ilişkili olduğu tahmin edilmektedir. İki duvar kalıntısının varlığından yapının güneye doğru devam ettiği anlaşılmaktadır. Yapının ortasında 17 m uzunluğunda; 10.5 genişliğinde büyük mekan; kuzey kanatta ise çeşitli boyutlarda küçük mekanlar yer almaktadır. Büyük mekanın hemen hemen ortasında da 4.3 m çapında yuvarlak biçimli büyük ocak bulunmaktadır. Mekanın hem güney hem de kuzey duvarında küçük payandaların hem duvarlara destek vermek hem de ağaç kirişlerin yerleştirilmesi için yapıldıkları görülmektedir. Güney duvarının; güneyinde yer alan mekanın içine bakan yüzüne de bu destekler konmuştur. 10.5 m genişliğinde mekanın üstünün ağaç kirişlerle kaplandığı; yanmış büyük ahşap kalıntılarının varlığından anlaşılmaktadır. Kuzey ve doğu duvarlarının önünde; büyük mekanın içinde 2.3-2.1 m uzunluğunda; 70 cm genişliğinde yine kerpiçden yapılmış oturma ve işlik sekileri yer almaktadır. Batıda duvarındaki kerpiç seki ise girişi tam karşıdan gördüğü için belki başkanın oturduğu sekidir. Bu seki küçük bir ara duvarcık ile iki bölümlüdür. Büyük mekanın İki girişi birisi koridordan olmak üzere mevcuttur. Batıda yer alan esas giriş çift kapılıdır. Yapıya esas buradan girildiği tahmin edilmektedir. Büyük mekanın 2.8 m genişliğindeki girişinin ahşap bir kapı ile değil; çit gibi bir şekilde hafif malzeme ile kapandığı ileri sürülmektedir. Yapının tüm duvarları; ortadaki mekan daha özenli olmak üzere sıvanmıştır. Tabanı da kil ile sıvalıdır. Yapının tümüyle yoğun bir yangın ile son bulduğu; kömürleşmiş yapı kalıntılarının varlığı ile anlaşılmaktadır. İçerde in situ buluntuların eksikliği yapının yanmadan önce terkedildiğinin bir delilidir [Özgüç 1986:34]. Yapının ne amaçla kullanıldığı olasılıkla tam açılmadığından saptanamamışsa da hem tapınak (büyük mekan) hem de saray (?) olarak vazife gördüğü tahmin edilmektedir. Yine de halka ait özel bir yapı olmadığı kesindir. T. Özgüç; yapının çağdaşı Anadolu yerleşmelerinde; boyutu; sekileri; büyük anıtsal tören ocağı gibi özellikleri ile bir benzeri olmadığını ifade etmektedir [Özgüç 1986:34]. Bu özellikleri ile Mezopotamya kentlerinin saray ve toplantı salonlarının etkisiyle yapılmış bir yapı olduğu yorumlanmaktadır. 12. yapı katındaki yapının tahribi ile 11b yapı katının yeni yapısının yapımı arasında çok az bir zaman geçtiği bulgulardan anlaşılmaktadır. Olasılıkla üst yapı katı çok az bir zaman diliminden sonra inşa edilmiştir. 2011 yılı çalışmalarında I. açmanın batı tarafında yapılan çalışmalarında, 2010 yılında tespit edilen anıtsal yapının kuzey duvarına ait batı uzantısı tespit edilmiştir. Açmanın güney kenarına yakın ise iri taş bloklardan yapılmış olduğu anlaşılan doğu-batı doğrultulu bir taş duvar saptanmıştır. İTÇ III binasına ait Mk. 22'nin taban seviyesine ulaşılmıştır. Binanın genelinde olduğu gibi bu odanın da önceden boşaltılmış olduğu anlaşılmıştır. Mk. 22'nin güney, batı ve kuzey tarafında çöp çukurları tarafından oldukça tahrip olduğu anlaşılan alanda, Mk. 22'nin güney uzantısı, güney duvarı ve bu duvarın güneyinde sekilerle çevrelenmiş, oldukça sert ve beyaz renkte sıvanmış bir taban ile 2010 yılında tespit edilmiş olan büyük çöp çukurunun devamı saptanmıştır. Anıtsal yapının bir odası daha açığa çıkarılmıştır. Arka arkaya sıralanmış olan Mk. 22 ile Mk. 41'in kuzey tarafında ise anıtsal yapıya paralel uzanan, şiddetli yangın geçirmiş duvarın batı uzantısı saptanmıştır. Duvar ile İTÇ binasının kuzey kenar duvarı arasında bir koridor oluşmuştur. Son çalışmalarda saptanan ve anıtsal binaya ait oldukları anlaşılan oda duvarlarının beyaz renkte sıvalı oldukları, tabanlarının bazen sıkıştırılmış topraktan yapıldıkları veya beyaz renkte sıvanmış oldukları, kerpiç duvarların ise bazı yerlerde şiddetli yangın geçirdiği anlaşılmıştır. Duvarların önündeki sekilerin ise taban kısımlarının beyaz renkte çok sert bir madde ile kaplandığı ve taban altı döşemenin kumlu çakıllı bir dolgudan oluştuğu görülmüştür. 2013 yılında Tepe'de (Kaniş) ve Aşağı Şehir'de (karum) çalışmalar yürütülmüştür. Tepe'de gerçekleştirilen çalışmalarda, İTÇ III'ün erken evresine (13. yapı katı) tarihlenen anıtsal yapının altı odası daha ortaya çıkarılmıştır. Bu odalardan ikisi büyüktür. Yapının batıya, kuzeye ve güneye doğru devam ettiği anlaşılmıştır [http://www.ttk.gov.tr/templates/resimler/File/Kazilar/2013/15-2013_Kultepe.pdf, 2.7.2016, 16:49]. Çanak Çömlek (eskiden yeniye doğru): İlk Tunç Çağı II: Yerleşme yerinin İlk Tunç Çağı II evresi; dört yapı katıyla temsil edilmektedir. 17. yapı katı bu evrenin en erken dönem tabakasıdır. Bu evrenin son ve orta safhaları olan 14; 15; 16. yapı katlarında; çark yapımı; yiv bezekli yerel malların yanısıra Yukarı Mezopotamya kökenli metalik maldan örneklerin de var olduğu görülmektedir. 14. yapı katında düz dipli; derin kaplardan örnekler özellikle bu yapı katının tarihlenmesi açısından faydalı olmaktadır. Aynı yapı katındaki gaga ağızlı sürahi de biçimsel özellikleri ile İç Anadolu Bölgesi'ne yabancıdır. 15. yapı katının taş sanduka mezarında iki adet matara biçimli kap bulunmuştur [Özgüç 1986:37]. 14. yapı katında ele geçen matara Suriye tipi mataralarının yerel bir taklididir. Ayrıca büyük bardaklardan örnekler de ele geçmiştir. İlk Tunç Çağı III: Kültepe Karahöyük'ün İlk Tunç Çağı III. evre tabakalarında da yine hem ithal hem de yerli mallara ait çanak çömlek endüstrisi vardır. T. Özgüç'e göre Intermediate/geçiş malı olarak kabul edilen mallara ait bir iki şüpheli parçaya 13 yapı katında tesadüf edilmiştir [Özgüç 1964:34]. N. Özgüç ise bu yapı katında bu tip maldan örnek olmadığını belirtmektedir. Su mermerinden yapılmış mataralara benzeyen biçimlere ait parçalar 13. yapı katında da mevcuttur. Troya II tipinde çok az sayıda kase de bulunmuştur [Özgüç 1986:res.13]. 12. yapı katında su mermeri tipinde matara benzeri kaplar; Suriye tipi şişeler Kültepe'ye Mezopotamya veya Güneydoğu Anadolu'dan getirilmiştir. Intermediate/geçiş malının hamurları elenmiş; ince kum katkılı maldan örneklerin sayısı artmıştır. Bunların bir kısmı bezemelidir. 11b ve 12. tabakalarda çark yapımı; ince cidarlı; tek ve çok renkli kaseler beraberce bulunmaktadır. Soluk kırmızı ve açık kahve yüzey renkli olan bu kaselerin ilk olarak 13. yapı katında ortaya çıktığı ve Batı Anadolu Bölgesi'nden ithal yoluyla Kültepe'ye geldiği sanılmaktadır. Yine Batı Anadolu Bölgesi biçimi olarak arkeoloji metinlerine giren çift kulplu kupalar; yalnız İç Anadolu Bölgesi'ne değil tüm Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz Bölgesi'ne yayılmıştır. Hem Kültepe'de hem de Alişar'da bunların yerel maldan yapılanları da bulunmaktadır. 12. yapı katında açık kahverengi astarlı kabın üstünde dikey kırmızı renkli bant görülmektedir. Bu yapı katında. Kilikya boyalı malı olarak tanımlanan maldan parçalar da bulunmuştur. Depas amphikypellon olarak isimlendirilen çift kulplu; uzun gövdeli bardaklar; Troya II ile Kültepe 12. yapı katı arasındaki tarihsel bağlantıyı tekrarlayan bir başka biçimdir. Bunların bazıları; iki kulplu kupalardakilere benzer biçimde süslenmiştir. Çark yapımı çift kulplu kadehler Kuzey Suriye tiplerini andırmaktadır. Çift kulplu grubun son biçimi maşrapalardır. Bu biçiminde Batı Anadolu Bölgesi menşeli olduğu sanılmaktadır. 11. tabakada Alişar III malına benzeyen bir malın az sayıda da parça vermesi Koloni ve onun takip eden Hitit Dönemi'ndeki mal kökeninin İlk Tunç Çağı'nın son evresine bağlanabileceğinin göstermiştir. 2011 yılı çalışmalarında I. açmanın güney tarafında çöp çukurlarının içerisinden MÖ 3. binin sonlarına tarihlenen çanak çömlek parçaları ele geçmiştir. I. açmada çalışma alanının kuzeyinde, küçük bir alanda saptanan ve bir mekana ait olduğu anlaşılan taban üzerinde ele geçen bir çömlek, üst evrelerin de İTÇ'ye ait olduğunu göstermektedir. Kil: Tapınak yapısında taban üzerinde pişmiş kilden çan biçimli bir kadın idolü ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca kilden mühürler vardır. Sürtme Taş: Kültepe'de İlk Tunç Çağı II-III evrelerine ait; şimdilik 4 tipte toplanabilecek idoller gerek yapı içlerinde gerek sanduka mezarlarda ve yüzeyden gelmiştir. Kültepeye has alabasterden yapılma ünlü yassı idoller çoğunlukla 13 ve 12. yapı evrelerinde anıtsal yapıların tabanlarında bulunmuştur. Bazıları yanyana iki tanrının betimlemeleridir. Tek üçgen başlıların yanısıra iki; üç ve dört başlı olanları da mevcuttur. Bu yassı figürinlerin yalnız kaşları gözleri gösterilmemiş olup yuvarlak vücutları da çizi bezeklerle süslenmiştir. Bu bezekler arasında insan ve aslan figürleri seçilmektedir. Bu idol tipinin Kültepe dışında Aksaray yöresinde var oluşu; ilerde İç Anadolu Bölgesi'nde başka İlk Tunç Çağı yerleşimlerinde yapılacak kazılarda benzer bulguların ortaya çıkacağının bir işaretidir. İkinci tip; yuvarlak gövdeli; sivri bitimli başlıdır [Bilgi 1975:lev.I-III]. Bu tipin bir kısmında gövdenin yanında açılmış iki karşılıklı çentikle bel belirtilmeye çalışılmıştır. Ankara ya da İç Anadolu Bölgesi tipi olarak tanımlanan ayakda durur pozisyonda gösterilen 3. tipten de örnekler vardır [Bilgi 1975:lev.IV; res.14]. Kültepe menşeli olan yine su mermerinden oturan şişman kadın heykelciklerinin bu yapı evreleri ya da daha üstteki geçiş evreleri ile ilişkili olduğu iddia edilmektedir [Özgüç [N) 1957:62-64; res.1-6; 12; 13]. İnsan Kalıntıları ve Mezarlar: Kültepe'nin tüm İlk Tunç Çağı yapı katlarında toprak mezarların yanısıra küp ve çömlek mezarlar; hatta sanduka mezarların var olduğu bildirilmektedir. Roma Dönemi derin bir çöp çukuru tarafından tahrip edilen ve 13. yapı katının altında yer alan bir mezarın içinden ölü kemikleri ile İTÇ II evresi çanak çömlekleri çıkmıştır. Yanında yer alan altın gerdanlık ise T. Özgüç'e göre Er Hanedan Dönemi tipindedir. Bu buluntunun belki sızma olduğu kabul edilebilir. 11b; 12-13. yapı katlarındaki mezarlarda da ölü armağanı olarak altın; elektrum; yarı değerli taşlardan süs nesneleri bulunmuştur. 13. yapı katında sanduka ve toprak mezarlar ortaya çıkarılmıştır. Altın küpe; telkari işçiliğiyle yapılmış altın kurs gibi mezar armağanları vardır [Özgüç 1986:42]. Özellikle bu bulgular Kültepe'nin Ur kral mezarlığı (MÖ 3. bin yıl sonu) ile ilişkisini ortaya koymaktadır. Yuvarlak oda mezarların üstteki 12 ve 11. yapı katlarında da var olduğu söylenebilir. Mezarlar şimdilik yalnız Kültepe'ye hasdır. Bunların bir çukur açıldıktan sonra orta boy taşların çamur harç ile düzensiz bir şekilde fazla derin olmayarak yuvarlak biçimde üst üste dizildiği; ortaya bir ayrım duvarı yapıldığı ve ölünün bir tarafa hocker biçiminde; su mermerinden; kıymetli taşlardan süs nesneleri gibi buluntuların ise öteki bölüme konulduğu görülmektedir [Özgüç 1964:lev.VI]. 12. yapı katındaki bir çömlek mezardan elektrum küpe halkası ve nazarlık çıkmıştır. Kültepe İlk Tunç Çağı halkının ölülerini yukarda anlatılan mezarlara değil de yerleşme dışındaki bir mezarlığa gömdükleri kesindir. Yerleşim içi mezarlık ise belki yalnız yönetici sınıfa aittir. Yerleşim dışı mezarlık henüz keşfedilmemiştir.
Kalıntılar:
Yorum ve tarihleme: Koloni Dönemi yazılı belgeleri ve diğer buluntuları vasıtasıyla; MÖ 19-17. yy'larda Anadolu'nun Mezopotamya ile ticaret ilişkisini; somut bir şekilde ortaya koyan Kültepe; gerçekten İç Anadolu Bölgesi'nin birkaç önemli yerleşmesinden biridir. Bu ilişkinin daha MÖ 3. bin yılının ikinci yarısında ortaya çıktığı ve bu çağda da Kültepe'nin hemen hemen aynı zenginliği taşıyan bir Hatti kenti olduğu; T. Özgüç'ün kazıları sonucunda ortaya çıkmıştır. T. Özgüç; kazı buluntularına göre tepenin 15 ve 14. yapı katlarını; Mezopotamya'nın Er Hanedan II dönemi; Gözlükule'nin İlk Tunç Çağı II yerleşimi ve Tell Chuera ile çağdaş olduğunu belirtmektedir [Özgüç 1986:38]. 13. yapı katı ise içinde maden bulgular; tanrı ve tanrıçaları betimleyen mermer idolleri olan sanduka/oda mezarları ile MÖ 3. bin yılın ikinci yarısına; yaklaşık MÖ 2. yy Er Hanedan III dönemine tarihlenmektedir. Anıtsal yapıları ile göz kamaştıran 12-11. yapı katları ise Özgüç tarafından Akad ve Post Akad Dönemi'ne konmaktadır. Bu dönemde hem batı; hem güneydoğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya ile ticaret ilişkisi olduğu yukarıda anlatılan pek çok veri ile şüphesiz kanıtlanmıştır. 13-11 yapı katlarının kültür verileri açısından farklı olmayışı; özellikle 12 ve 11b yapı katlarındaki yapının yandıktan sonra aynı düşüncede çok az yön farkı ile tekrar kurulması belki aynı kent beyinin emri ile olmuştur. MÖ 3. bin yılın sonlarında toplumsal olarak barışcı bir ortamda yaşanmadığı; yapılardaki büyük yangınlara dayanılarak ileri sürülebilir. Tepedeki İTÇ III evresi Kilikya Bölgesi İTÇ III evresi ile çağdaştır.


Liste'ye