Haberler logo Mayıs '12 Arşivi

27 Mayıs - 2 Haziran 2012

TARİH AYAĞA KALKIYOR

 

 

Gediz Üniversitesi, İzmir’in tarihi köylerinden Kozbeyli’yi turizme açıyor. Mimarlık Bölümü öğrencileri röleve çalışmaları yaptı, sıra restorasyona geldi. Bu amaçla köy meydanında Foça Kaymakamlığı ve Foça Belediyesi’yle protokol imzalandı.

 

İzmir Foça’nın tarihi köyü Kozbeyli küllerinden doğuyor... 1600’lü yıllarda kurulan, her karışı tarih kokan köydeki binalar, Gediz Üniversitesi tarafından yürütülen sosyal sorumluluk projesiyle yenilenip turizme kazandırılıyor. Foça Kaymakamlığı, Foça Belediyesi, Kozbeyli Muhtarlığı ve Köy Güzelleştirme Derneği eşgüdümünde bir süre önce harekete geçildi. Mimarlık Bölümü akademisyenleri ve aralarında yabancıların da olduğu öğrenciler sahaya indi. RS Proje İnşaat Şirketi ve harita mühendisi Hasan Yılmaz’ın da teknik destek verdiği çalışmalar sonucunda kısa sürede 21 taş binanın rölevesi hazırlandı. Şimdi sıra kimileri yıkılmaya yüz tutan ata yadigarı yapıları restorasyonla ayağa kaldırmaya geldi. Rektör Prof.Dr. Seyfullah Çevik, Foça Kaymakamı Adem Arslan ve Belediye Başkanı Gökhan Demirağ bu amaçla Kozbeyli Meydanı’nda protokol imzaladı. Kozbeyli sakinlerinden eski CHP Milletvekili Kemal Anadol, köy halkı ve Gedizli gençler de yer aldı. Bu anlaşmanın ardından Kozbeyli için hazırlanan koruma amaçlı imar planı Foça Belediye Meclisi’ne sunulacak. Sonra da restorasyonda gerekli kaynağın aktarılması için İl Özel İdare’ye başvurulacak.

 

İlk aşamada özel proje alanı olarak belirlenen meydan ve çevresine el atılacak. Binaların dış cepheleri özgün görüntülerine kavuşturulacak, yol düzenlemesi gerçekleştirilecek. En eski yapılardan cami de restore edilecek, ayrıca yerli ve yabancı konukların ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal tesisler kurulacak. Öğrencilerin röleve çalışmaları yaz tatilinde de sürecek, 25 bina daha restorasyona hazır hale getirilecek.

 

Cennet doğanın ortasında, Ege Denizi’ne bakan yamaçta yer alan Kozbeyli’de tarihin etap etap ayağa kalkmasıyla, birkaç yıl içinde Safranbolu, Ödemiş Birgi, Bursa Cumalıkızık gibi göz kamaştıran turistik bir yere daha kavuşulacak.

 

Belediye Başkanı Gökhan Demirağ, Foça’nın Türkiye’deki 15 özel koruma bölgesinden biri olduğuna işaret etti, “Dünya mirası Foça’nın en büyük zenginliklerinden Kozbeyli’nin tarihi kimliğini ortaya çıkaracak bu proje birçok yer için örnek teşkil edecek, ilçemizin değerine de değer katacak” dedi. Kaymakam Adem Arslan, sadece Kozbeyli ve Foça’nın değil, tüm Türkiye’nin kazanacağını ifade etti, “Bu çalışmaların başarıyla tamamlanması için kamu adına yapılacak ne varsa yerine getireceğiz” diye konuştu.

 

Rektör Prof.Dr. Seyfullah Çevik de Muhtar Hayrettin Günindi ve Kozbeyli sakinlerinin isteği üzerine projeyi başlattıklarını açıkladı. Prof.Dr. Çevik, üniversitenin yanı başındaki tarihi köye can suyu verecekleri için büyük mutluluk ve gurur duyduklarını dile getirdi, şunları söyledi: “Hem akademisyenlerimiz hem de öğrencilerimiz burayı doğal bir laboratuvar olarak kabul ederek işe sarıldılar. Kozbeyli bize ecdadımızdan kalan bir tarih mirası, onlara olan borcumuzu ödüyoruz. Aynı zamanda üniversite, yerel yönetimler ve toplum işbirliğiyle neler yapılabileceğini de gösteriyoruz.”

 

Projeyi yürüten Gediz Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Doç.Dr. Özlem Erkaslan da yıllardır göç veren, zamanla kaderine terk edilen Kozbeyli hakkında şu bilgileri verdi: “İlk olarak 14’üncü yüzyılda Saruhanoğulları Beyliği zamanında, Yolmuç olarak adlandırılan mevkide yerleşime açılmış. 17’nci yüzyılda, Osmanlı döneminde bugünkü yerine taşınmış. Dibek kahvesi ve zeytinyağıyla da bilinen Kozbeyli tipik Türk mimarisinin en özel örneklerini sergiliyor. Taş ağırlıklı yapılarda Rum etkileri de görülüyor. Bölgenin tamamı tarihsel önemi bulunduğu için kentsel SİT alanı.”

Yenigün, 01.06.2012

DÜNYA MİRASI LİSTESİ'NDEKİ YERLERİ ÇOCUKLAR KORUYACAK

 

 

Teknoloji şirketi Panasonic, UNESCO işbirliğiyle 400 ilköğretim öğrencisine Dünya Mirası listesinde yer alan bölgelerin nasıl korunacağıyla ilgili eğitim verdi.

 

Programa katılan öğrenciler Güzel Atlar Ülkesi olarak bilinen Kapadokya’daki Zelve Açık Hava Müzesi’ni ziyaret etti ve peri bacalarını fotoğrafladı. Çocuklarla birlikte müzeyi gezen Panasonic Türkiye Genel Müdürü Ahmet Telatar, çocuklara fotoğraf makinesini nasıl kullanabileceklerini gösterdi.
 

“Ülkemiz birçok dünya mirasını barındırmasıyla oldukça şanslı bir konumda. Genç nesillerimizin bu değerleri tanıması ve korunmasına dair yapılanları öğrenmesine yönelik projeye destek vermekten çok mutluyuz. Özellikle 7- 11 yaş arasında bulunan çocuklara ulaşarak çevre bilinci oluşturmak istiyoruz. Burada dünya harikası peribacaları arasına atılmış çöpleri, üzerine çıkarak fotoğraf çektirenleri, çizenleri görüyoruz. Çocuklarımıza bunların ne denli kötü şeyler olduğunu, çevreyi korumanın önemini aşılmak istiyoruz. Hedefimiz 27 bin çocuğa ulaşmak. Bunun 10 binine geçtiğimiz yıl ulaştık. 2012 ve 2013 yıllarında da kalan 17 bin çocuğa ulaşmayı planladık.”

Hürriyet, Haber: Eyüp Serbest, 01.06.2012

KUMLARI ELİYORLAR, HAZİNEYİ TOPLUYORLAR

 

Kastamonu Çatalzeytin'de balıkçı barınağından çıkarılan kumda sikke bulunması üzerine başlatılan 10 bin metreküp deniz kumunun elekten geçirilmesi çalışmalarında şimdiye kadar bulunan sikke sayısı 992'ye ulaştı.

Ginolu barınağında, belediyenin geçen yıl temizlik çalışması sırasında çıkarılan kum ve çakıllarda, bir vatandaş tarafından altın ve bakır sikkeler bulunması üzerine, Kastamonu Müze Müdürlüğü'nce başlatılan tarihi eser arama çalışmaları devam ediyor.

Jandarmanın geniş güvenlik önlemi aldığı çalışmalarda şimdiye kadar 10 adet Venedik, 44 adet Büyük Avrupa, 1 adet Greek, 5 adet Bizans, 932 adet Osmanlı ve Selçuklular'a ait olmak üzere toplam 992 altın ve bakır sikke bulundu.

Sabah, 01.06.2012

ADIYAMAN TURİST BEKLİYOR

 

 

Tarihi, kültür varlıkları, doğal güzellikleri, Nemrut Dağı'ndaki Kommagene Krallığı'na ait büyüleyici heykelleriyle 16 farklı medeniyete ev sahipliği yapan Adıyaman, turizmden daha fazla pay almak istiyor.

 

Yüksekliği 10 metreyi bulan büyüleyici heykel ve metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle ''UNESCO Dünya Kültür Mirası''nda yer alan ve güneşin doğuşuyla batışının en güzel izlendiği yerlerden biri olan 2 bin 206 metre yükseklikteki Nemrut Dağı, tarihi Perre antik kenti, türbeleri, kaleleri, ören yerleri, kaya mezarları ve milli parkıyla Adıyaman yerli ve yabancı turistleri bekliyor.

 

İnanç turizmi açısından da belli bir potansiyele sahip kentte, Mor Petrus Mor Paulos Kilisesi yabancıların en çok tercih ettiği yerlerden birisi durumunda. Kente gelen turistler, kilisede pazar günleri yapılan ayini izleyebiliyor. Bunun yanında sahabeden Hz. Saffan Bin Muattal türbesi ise yerli turistlerin en çok tercih ettiği yerler arasında bulunuyor.

 

Adıyaman'da ayrıca Cendere Köprüsü, Kahta Kalesi, Adıyaman Kalesi, Ulu Camii, Dikilitaş Tümülüsü, Tuz Hanı, Üçgöl Kül Şehri Harabesi, Karakuş Tümülüsü, Mahmut Ensari türbesi, Oturakçı Pazarı ve Malpınarı Kaya Yazıtı turistlerin en çok ziyaret ettiği yerler arasında.


İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Ekinci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''UNESCO Dünya Kültür Mirası''nda yer alan Nemrut ören yerinin Adıyaman ve bölge turizminin birinci gündemi olduğunu söyledi.

 

Buraya gelen ziyaretçilerin Nemrut Dağı'ndaki heykelleri, Aslanlı horoskop ve diğer kalıntıları görmenin yanı sıra güneşin doğuşunu ve batışını büyülü bir atmosferde izleme olanağı bulduğunu anlatan Ekinci, yaptıkları tanıtım çalışmalarıyla Adıyaman'a gelen turist sayısının her yıl katlanarak arttığını bildirdi. Ekinci, turizm sezonunun yeni açılmasına rağmen Adıyaman'da otellerde yer bulunmadığını da kaydetti.

 

Şehri turizmde bölgenin cazibe merkezi haline getirmeyi hedeflediklerini anlatan Ekinci, ''Bu yıl gelen turist sayısına baktığımızda diğer yıllara göre bir hayli artış olduğu görüyoruz. Şehrimize gelen turist sayısı her yıl artıyor. Dünyadaki bütün insanların bu güzelliği ve ayrıcalığı görmesini istiyoruz'' dedi.

 

Adıyaman'ın 16 medeniyete ev sahipliği yaptığını ifade eden Ekinci, ''Şehrimizde gezdiğiniz her yerde bu medeniyetlerin kalıntılarını görebilirsiniz. Özellikle şehrimize özgü Kommagene medeniyeti bizim için çok büyük bir şans. Tarihi kentimiz Helenler, Persler, Kelganiler, Kumuklar, Kommageneliler, Roma, Bizans, Selçuklular ve Osmanlılar'a ev sahipliği yaptı. Dolayısıyla çok büyük bir turizm potansiyeline sahibiz. Tek amacımız da bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirebilmek'' diye konuştu.

 

Adıyaman'ın Türkiye'nin en güvenli ve huzurlu illerinden biri olduğunu ifade eden Ekinci, Nemrut Dağı Ören Yeri'ni tanıtım çalışmalarına yoğun bir şekilde devam ettiklerini sözlerine ekledi.

Adıyaman Kent Haber, 31.05.2012

İZMİR'E TARİHİ DOKUNUŞ

 

       



İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale'deki gecekondular arasına sıkışıp kalan 16 bin kişilik Antik Roma Tiyatrosu'nu gün yüzüne çıkarabilmek için bölgede kamulaştırma çalışmalarına başladı. Bu hamle, İzmir turizmine büyük ivme kazandıracak. Erken Hristiyanlık yani Roma İmparatorluğu'nun paganizm döneminde İzmirli St. Polikarp'ın bu tiyatroda öldürüldüğü ve tiyatronun tarihin trajik sahnelerine şahitlik ettiği öne sürülüyor.





8500 yıllık tarihi ile önemli medeniyetlere ev sahipliği yapan İzmir'de, antik mirasın gün yüzüne çıkarılması için yapılan çalışmalarda büyük bir adım daha atıldı. Kadifekale'de gecekondular arasına sıkışıp kalan Antik Roma Tiyatrosu'nun gün yüzüne çıkarılması için kamulaştırma çalışmaları başladı. Yaklaşık 12 bin 972 metrekarelik alan üzerinde bulunan 164 adet parselin kamulaştırılması kararını alan Büyükşehir Belediyesi, bugüne kadar 4 bin metrekarelik alanın tapusunu aldı. Büyükşehir Belediyesi, bu tapular için 3 milyon 755 bin 299 TL kamulaştırma bedeli ödedi. Bölgedeki tüm yapıların kamulaştırılmasının ardından Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkım çalışmaları gerçekleştirilecek ve Antik Tiyatro'yu gün yüzüne çıkaracak çalışmalar tam olarak başlayacak.





Proje kapsamında, arkeolojik yüzey araştırması yapılarak tiyatroya ve sur duvarlarına ait antik arkeolojik mimari kalıntılar ile Antik Tiyatro'nun gerçek yeri tam olarak tespit edildi. İzmir 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'na sunulan "Antik Tiyatro ve Kadifekale 1. derece arkeolojik SİT alanının genişlemesi" önerisi Kurul tarafından kabul edildi ve tiyatro ile Kadifekale'nin 1. derece arkeolojik sit alanı genişledi.





SİT sınırlarının değişmesi sonucunda, Antik Tiyatro alanında bilimsel kazı çalışmalarının yapılabilmesi, Kadifekale ve Antik Tiyatro'nun kente ve kentliye kazandırılması amacıyla 1/5000 ölçekli İzmir Konak Kemeraltı ve Çevresi Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı Revizyonu ve 1/1000 ölçekli Kadifekale ? Tiyatro ve Çevresi Koruma Amaçlı İmar Planı hazırlandı. Ayrıca bölgede yaşayan vatandaşların bilgilendirilmesi, katılımı ve görüşlerini almak için iki toplantı düzenlendi.

İzmir 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ve Büyükşehir Belediye Meclisi'nin kararları çerçevesinde onaylanan "Kadifekale-Antik Tiyatro ve Çevresi Koruma Amaçlı İmar Planı"nda kamulaştırmalar için gerekli olan son büyük adım da atıldı. 1/1000 ölçekli uygulama amaçlı imar planı, Antik Roma Tiyatro alanı olarak belirlenen alanda kalan zemin ve zemin üstü kamulaştırmaların yapılabilmesi için "7. Beş Yıllık İmar Programı"na dahil edildi. Bu kararın alınması ile birlikte alandaki kamulaştırmaların önü açılmış oldu. 1/1000 ölçekli Kadifekale-Tiyatro ve Çevresi Koruma Amaçlı İmar Planı doğrultusunda oluşturulacak tüm projelerin hazırlanması ve uygulaması, halen İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin denetiminde sürdürülüyor.

 

Kadifekale'deki antik tiyatro ile ilgili en ayrıntılı bilgi, 1917?1918 yıllarında Otto Berg ve Otto Walter'ın araştırmalarında ve araştırmalarına yönelik hazırladıkları plan ve kesitlerde bulunuyor. 16 bin kişi kapasiteli olduğu düşünülen tiyatronun kalıntılarının Roma dönemi özellikleri taşıdığı, pek çok araştırmacının ilettiği de bu bilgiler arasında yer alıyor.

 

Eski kaynaklarda, Erken Hristiyanlık yani Roma İmparatorluğu'nun paganizm döneminde İzmirli St. Polikarp'ın bu tiyatroda öldürüldüğü ve tiyatronun tarihin trajik sahnelerine şahitlik ettiği öne sürülüyor.

Habertürk, 31.05.2012

KUŞLAR HİÇ BÜYÜMEYEN DİNOZORLAR OLABİLİR

 

 

Harvard Üniversitesi’nden bir grup bilim insanı, yürüttüğü araştırma sonucunda, günümüzdeki kuşların, aslında hiç büyümeyen dinozorlar olabileceğini öne sürdü.

 

Yavru dinozorlara ait fosillerin kafatasıyla, erişkin kuşlarınkini karşılaştıran ekip, ikisi arasında aşikar bir benzerliğin bulunduğunu keşfetti.

 

Onlarca kafatası inceleyen araştırmacılara göre, kuşların bir kısmı genetik nedenlerle, morfolojik değişim geçirerek dinozorlara dönüştü, diğerleriyse bedenen büyümeden, kısa süre içinde cinsel erişkinlik kazanarak, görece daha büyük bir beyin ve uçma yetisine sahip olarak, türünü kuş olarak devam ettirdi.

 

Harvard Üniversitesi'nden evrimci biyolog Erhat Abzhanov, araştırma için 250 milyon yıl önce ortaya çıkan, kuşlar ve timsahların ortak atası Achosaurs fosillerine odaklandıklarını söyledi.

Araştırma boyunca inceledikleri örneklerde, genç ve yaşlı dinazorlar arasındaki farkın morfolojik farkın belirgin olduğunu gözlemlediklerini belirten Abzhanov, kuşlar için benzer bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.

Kuşların yaşlandıkça morfolojilerinin fazlaca değişmemesi de, olgunlaşmamış dinazorlar oldukları yönündeki savı güçlendiriyor.

Hürriyet, 31.05.2012

PARGALI GELSE GİREMEZ

 

 

Geçmişi Paleolitik Çağ’a kadar uzanan ancak yıllardır film ve televizyon dizilerine sahne olan Yarımburgaz Mağarası’nda kameralar ‘stop’ dedi. Radikal’in ‘Tarihi ceza’ manşeti üzerine 25 Nisan günü gezdikleri mağaradaki tahribatı yerinde gören 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu nihai kararını verdi. Mağarada ‘Muhteşem Yüzyıl’ ve ‘ Leyla ile Mecnun ’ gibi dizilere çekim yapanlar için daha önce çıkan savcılığa suç duyurusu kararının devamı istendi. ‘Türk’ün Uzayla İmtihanı’ isimli televizyon dizisi için talep edilen çekim izni de reddedildi. Kurul ayrıca Başakşehir Belediyesi’nden tahribatın önüne geçilmesi için önlem alınmasını, mağara ve çevresi için çevre düzenlemesi yapılmasını, mağara çevresinde güvenlik önlemi alınarak, giriş ve çıkışların kontrol edilmesini istedi. 

Kapı hem var hem yok
Yarımburgaz Mağarası, insanlık tarihinin 400 bin yıllık en eski yaşam alanlarından biri olarak kabul ediliyor ancak uzun yıllardır korunmuyor. Girişinde demir parmaklıklı bir kapı var ama her yeri kırılan parmaklıklardan içeri girmek zor değil. Yıllarca Türk sinemasına set olan tarihi mağara son dönemde dizi sektörünün uğrak yeri olmuştu. Muhteşem Yüzyıl dizisinin 43 ve 44. bölümlerindeki, Pargalı İbrahim’in tedavi edilerek ölümden kurtulduğu bazı sahneler bu mağarada çekildi. 

İzinsiz çekim
Oysa 1. Derece Sit Alanı ve Korunması Gerekli Kültür Varlığı olarak tescilli mağarada çekim için izin alınmamıştı. Paleolitik Çağ arkeolojisi için önemli verilerin bulunduğu mağarada ateşler yakılmış, zemin kazılmış, tavanlarına sahneyi zenginleştirmek için yapay sarkıtlar konulmuştu.
Demir kapı kırılarak içeriye girilen mağarada Leyla ile Mecnun dizisinin de bir bölümü çekilmişti. Onlar da daha önce fresklerin bulunduğu duvara boyayla ‘Acil çıkış kapısı’ yazmışlardı. Radikal mağaradaki tahribatı ve olası cezayı, 25 Mart’ta manşetten duyurmuştu.


İstanbul 1 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Radikal ’in manşeti üzerine 24 Nisan günü Yarımburgaz Mağarası’na gitti. Üyeler dizilerin bıraktığı tahribatı yerinde gördü.


İncelemede 3 x 3 metre ölçülerinde Paleolitik zeminin kazıldığı, tavanlarına yapay sarkıtlar yapıldığı ve bunların mağara tavanında iz bıraktığı, duvarlarına yazılar yazıldığı tespit edildi. Daha önce de İstanbul Arkeoloji Müzesi tarafından hazırlanan raporda, “Alt galeriden kuzeydoğuya doğru geniş koridor takip edildiğinde 50 metre ileride tabanın kazıldığı ve doldurulduğunun görüldüğü, doldurma toprağın ıslak olmasından kazının yeni yapıldığının anlaşıldığı, çukur üzerinde mağara tavanında yer yer alçı izleri görüldüğü, dekor olarak kullanılan alçıların sökülerek temizlenmeye çalışıldığı” bildirilmişti. 

Geri dönülmez zarar
1 No’lu Koruma Kurulu bu bilgilerin ışığında 10 Mayıs 2012 günü aldığı kararında şöyle dedi:
“Altınşehir Güventepe Mahallesi’nde yer alan Yarımburgaz Mağarası’na daha önce verilen zararlarla ilgili olarak suç duyurusu kararının devamına, mağaradaki film çekimleri sırasında tahrip olan yapının ilgili belediyece tekrar yapılmasına, bundan sonra mağarada yapılmak istenilen film, dizi çekimlerinin geri dönülmesi mümkün olmayan zararlar vereceği nedeniyle uygun olmadığına, mağara ve çevresinin bütününü kapsayacak bir çevre düzenlenmesi projesi hazırlanarak kurula iletilmesine, mağara ve çevresinde güvenlik önlemlerinin ilgili belediye tarafından alınmasına karar verildi.”

Radikal, Haber: Ömer Erbil, 31.05.2012

40 BİN YIL ÖNCE MÜZİK ALETİ VARMIŞ!

 

 

Almanya'daki bir arkeolojik kazı, Avrupa'daki en eski müzik aletlerinin ortaya çıkış tarihinin 40 bin yıl kadar öncesine uzandığını gösterdi.

 

Alman ve İngiliz araştırmacıların yaptığı ortak çalışma, ilk modern insanın bundan 40 bin yıl kadar önce müzik aletleri çaldığını ve sanatsal yaratıcılıklarda bulunduğunu ortaya koydu.

Oxford ve Tübingen üniversitelerinden araştırmacıların, Almanya'nın Ulm kenti yakınlarında bulunan Geissenklösterle mağarasındaki kemikten yapılma çeşitli müzik aletleri üzerinde, radyokarbon tarihleme yöntemiyle yaptıkları araştırma bu kemiklerin daha önce hesap edilenden 2 ila 3 bin yıl daha eski olduğunu ortaya çıkardı.

Çalışmada, mağarada bulunan müzik aletlerinin yapıldığı kuş kemikleri ve mamut dişlerinin üzerinde, bu hayvanların insanlar tarafından avlandıklarını ve yenildiklerini gösteren işaretlere rastlandığı belirtildi.

Oxford Üniversitesi'nden Prof. Tom Higham başkanlığındaki araştırmacıların keşfi, ilk modern insanla bağlantılı Aurignacian kültürünün mağarada 42 bin ila 43 bin yıl öncesinde varolduğunu ortaya koydu.

Araştırmacıların buluşu, Aurignacian kültürünün, Geissenklösterle mağarasındaki varoluş tarihinin, aynı kültürün kalıntılarının bulunduğu İtalya, Fransa, İngiltere ve diğer bölgelerdeki benzeri kazı sahalarındakinden daha eski olduğunu gösterdi.

Habertürk, 30.05.2012

'VAV' ADLI ESERE 425 BİN LİRA

 

 

Ressam Akyavaş'ın İslami felsefe düşüncesini yansıttığı resimler serisinden 1984 tarihli "Vav" isimli eser 425 bin liraya satıldı.

 

Ressam Erol Akyavaş'ın son dönemlerde rekorlar kıran İslami felsefe düşüncesini yansıttığı resimler serisinden 115x115 ebadındaki 1984 tarihli ''Vav'' isimli eseri 425 bin liraya satıldı.

Beyaz Müzayede'den yapılan açıklamaya göre, sezonun son çağdaş ve modern sanat müzayedesi olan 20. Beyaz Müzayede'de 190 eser satışa sunuldu.

Müzayedede, Erol Akyavaş'ın İslami felsefe düşüncesini yansıttığı resimler serisinden 1984 tarihli ''Vav'' isimli şaheseri 425 bin liraya satıldı.

Taner Ceylan'ın yerde kanlar içinde birbirine sarılmış olarak yatan iki adamın Nirvana'ya ulaşmasını resmettiği 140x200cm ebatlı 2008 tarihli ''Nirvana'' adlı eser 250 bin, Neşe Erdok resminin bütün özelliklerini taşıyan ve en önemli başyapıtlarından olan 180x200cm ebadındaki 2001 tarihli ''Adahan Oteli'' adlı eser 200 bin, Nedim Günsür'ün 114x162cm ebadındaki 1985 tarihli ''Rıhtım Sokak'' adlı başyapıtı ise 325 bin liraya alıcı buldu.

Habertürk, 30.05.2012

PATRİK BARTHOLOMEOS ALAHAN MANASTIRI'NDA

 

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Mersin'in Mut İlçesi'nde restorasyonu sürdürülen Alahan Manastırı'nda dua etti.

Alahan Manastırı'na ilk defa geldiğini belirten Bartholomeos, bu kadar eski bir ibadethanenin restore edilmesinin önemine değindi. Manastırın korunmasının memnuniyet verici olduğunu ifade eden Bartholomeos, Alahan Manastırı'nın görülmesi halinde Dünya Miras Listesi'ne alınacağına inandığını kaydetti.

Yetkili kurumlara çalışmalar için teşekkür eden Bartholomeos manastırda dua etti.

Sabah, 30.05.2012

800 YILLIK TARİHİ KIZLARPINARI HAN VE ÇEŞMESİ GÜN IŞIĞINA ÇIKARILDI

 

 

Selçuklu dönemine ait olduğu bilinen yaklaşık 800 yıllık tarihi Kızlarpınarı han ve çeşmesi, Alanya Belediyesi ve Müze Müdürlüğü tarafından gün ışığına çıkartıldı.


Kent merkezinde bir çok tarihi evin restorasyonunu sürdüren Alanya Belediyesi çalışmalar sonucunda tarihi Kızlarpınarı han ve çeşmesini de ayağa kaldırarak, havuzu ve sarnıcı ile tipik bir ‘ayazma’ (kutsal-şifalı su kaynağı) niteliği taşıyan yapının büyük bölümü gün ışığına çıkarıldı.

 

Geçtiğimiz yıl görünen kısımların onarım çalışmaları yapılarak tarihi yapı tamamen ortaya çıkartıldı. Eski Antalya-Alanya karayolunun Kızlarpınarı ile Hatipoğlu mezarlığı arasından geçmesi nedeni ile bu yapının yakın zamana kadar bir han olarak kullanılıyordu. Bu tür küçük han yapılarının Alanya çevresinde çok sayıda olduğu ve yakın yıllara kadar kullanıldığı bilinmektedir. Yayla yolundaki, Bektaş Çeşmesi ve Dim Çayı'nın denizle birleştiği yerde bulunan han buna örnektir. Ancak bu yapının han olmak dışında, havuzu ve çeşmesi ile yeraltı kaynakları ile beslenen bir ‘ayazma ‘niteliği taşıyor. Ayrıca yörede, genç kızların kısmet için buraya bez adak bağladıkları yönünde bir söylence bulunmaktadır. Kızlar pınarı isminin bu nedenle verildiği söyleniyor. Çalışmanın sonunda Alanya’nın girişinde kavşak yapıldıktan sonra tarihi doku ile modern dokunun uyumlu hali ile oluşturularak çok güzel bir görüntü ortaya çıktı.

Türkiye Turizm, 29.05.2012

İSTANBUL SİLUETİNDE KAYBOLAN, DEĞİŞEN, DÖNÜŞEN YAPILAR

 





 

Geçtiğimiz aylarda OnaltıDokuz projesiyle çok tartışılan "İstanbul kent silüeti" aslında yüzyıllar boyunca değişim içerisindeydi. Biz de silüetin geçirdiği değişimi 18. ve 19. yüzyıllara ait Melling ve Dunn'ın panoramaları üzerinden inceledik.

 

Antoine-Ignace Melling – 18. Yüzyıl Sonu İstanbul Panoraması

Antoine-Ignace Melling (1763-1831) incelenen iki panoramadan ilkine imza atmış, ayrıca İstanbul'un 18. yüzyıl ile başlayan modernleşmesine de katkıda bulunmuştu. 1784 senesinde İstanbul'a gelen Melling, 1804 senesine kadar şehirde kaldı. III. Selim (1789-1807) tarafından saray mimarı olarak görevlendirilen tasarımcı 1819 senesinde yayımladığı "Voyage pittoresque de Constantinople et des rives du Bosphore" başlıklı kitabında Sarayburnu'ndan Tophane-i Amire'ye kadar uzanan bölgeyi, özellikle 18. yüzyıl yapılaşmasını titizlikle çalışarak resmetmiş. Bu bölgedeki yapılaşmadan çok az iz kaldığı için Melling'in çalışması aynı zamanda bir belgesel niteliği taşıyor.

 

Montagu B. Dunn - 1855 İstanbul Panoraması

Montagu B. Dunn'ın panoraması ise Tanzimat sonrası dönemi yansıtıyor. Sanatçı hakkında çok fazla bilgi bulunmasa da, sanatçının İngiliz donanmasında görevli olarak Kırım Savaşı sırasında İstanbul'a geldiği ve 1855 tarihli panoramasını çizdiği biliniyor. Melling geleneğini sürdüren Dunn'ın panoraması fotoğraf öncesi İstanbul gravürlerinin son temsillerinden. Panorama, Topkapı Sarayı'ndan itibaren, Galata ve Boğaziçi sahilleri boyunca devam edip, tam bir daire çizip başladığı noktada bitiyor, bu sebeple İstanbul'un en geniş panoramik ifadesi olarak biliniyor.

 

Kaybolan, Değişen ve Dönüşen Yapılar

Bu iki panoramik çalışmadan yola çıkarak, zaman içerisinde kaybolan, değişen ve dönüşen yapılardan birkaçına göz atmak gerekirse:

 



 

Sinan Paşa Köşkü (İncili Köşk)

Topkapı Sarayı'nı sahil yönünden sınırlayan surların üzerinde bulunan İncili Köşk, III. Murad'a Sadrazam Koca Sinan Paşa tarafından yaptırılıp hediye edilmişti. Hassa mimarı Davud Ağa'nın tasarımcısı olduğu yapının altındaki Bizans dönemine ait Sotiros Ayazması, 1821 senesindeki Yunan Ayaklanması'na kadar yortu günlerinde ziyaret edilen bir noktaydı. 1871'de demir yolu inşaatı sırasında yıktırılan binanın, günümüze surlara bitişen kemerli altyapısı ile deniz cephesindeki çıkmayı taşıyan konsolları kalmıştır.

 

 

Adalet Kulesi

Bir kompleks niteliğindeki Topkapı Sarayı'nın II. Mehmed döneminde yapılan birimlerinden birisi olan Adalet Kulesi zaman içerisinde birçok değişiklik geçirdi. "Kule-köşk" yapı tipini temsil eden bina 17. ve 18. yüzyıllarda yenilendi. Adalet Kulesi, Melling'in gravüründe kare kesitli ve piramidal külahlı olarak resmedilmişken, Dunn'ın gravüründe ise II. Mahmud (1808-1839) döneminde gerçekleştirildiği düşünülen değişiklikler panoramaya yansıyor. Buna göre, kare kaidenin üzerine bir cihannüma birimi eklendiği gözlemlenebiliyor. Yapının günümüzdeki Neo-Rönesans ve Barok üsluplarını yansıtan restorasyonu ise Abdülmecid (1839-1861) döneminde gerçekleştirildi.

 



 

Topkapısı Sahil Sarayı

I. Mahmud (1730-1754) tarafından Top Kapısı'nın yanında ahşap olarak inşa ettirilen yapı 1862 senesinde çıkan yangında ortadan kalktıktan sonra II. Mahmud döneminde yeniden yaptırıldı. Yeniden yapım sırasında yapıya ismini veren "Top Kapısı" yıktırılarak yeni bina kuzey-güney doğrultusunda uzatıldı. Sarayburnu'nda olmasından ötürü Batılı gezginler tarafından sıkça resmedilmiş olan yapı hakkındaki araştırmalar ise oldukça kısıtlı.

 







Galata Surları

Melling'in panoramasında Galata'yı çevreleyen Ceneviz surlarının Azapkapı'dan Şişhane'ye kadar olan bölümünün hala ayakta olduğu görülüyor. Dunn'ın panoramasında ise yalnızca bir burç resmedilmiş. Aradan geçen yüzyılda surların kısmen yokolduğunu görmekteyiz. Bu görüntü bölgeden yürütülen modern belediyecilik ile beraber şehir dokusunu Galata'dan Beyoğlu'na doğru açan yeni imar planının dönemde hızla uygulanmakta olduğunun bir kanıtı.

 





 

Top Arabacıları Kışlası

III. Selim'in orduya yönelik ıslahat hareketleri kapsamında inşa edilen, çok büyük bir ölçeğe sahip Top Arabacıları Kışlası, Melling'in panoramasını yaptığı dönemde henüz yeni yapılmıştı. Yapı kat sayıları kademeli olarak artan, birbirine paralel üç sıradan meydana geliyordu. Kışlanın camisi ise panoramada altıgen kasnağa oturan kubbesi ve minaresiyle yer almaktadır. 1823 senesindeki Firuzağa Yangını'nda zarar gören kışla II. Mahmud tarafından yeniden yaptırılmıştır. Dunn'ın panoramasında yeni kışla eskisine göre kıyıdan çekildiği ve caminin yerine Nusretiye Camisi'nin (1826) inşa edildiği görülüyor. 1910 senesinde ise sahil şeridine gümrük antrepoları inşa edildi ve Boğaz cephesinden Nusretiye Camisi'nin konumu değişti. Günümüzde bu antrepo binalarını "İstanbul Modern" kullanıyor.

 

 

Ayaspaşa Mezarlığı

Günümüzde Alman Konsolosluğu'nun bahçesinde yer alan birkaç mezar taşı hariç, Batılı seyyahlarca "Grand Champ des Morts" olarak anılan mezarlık tarihe karıştı. Taksim'den Dolmabahçe ve Fındıklı'ya kadar uzanan mezarlık 19. yüzyıl ortalarından itibaren bölgenin iskana açılması ve Ayaspaşa Bulvarı üzerinde apartmanların inşa edilmesiyle 1930'lu yıllar itibariyle hiçbir envanter çalışması yapılmaksızın ortadan kayboldu.

 



 

Mecidiye Kışlası

1849 senesinde M. Smith tarafından tasarlanan yapı günümüzde "Taşkışla" ismiyle anılıyor ve İTÜ Mimarlık Fakültesi binası olarak kullanılıyor. Silüet içerisindeki yeri Süzer Plaza'nın (1998) inşası sonrasında oldukça değişti. Dunn'ın panoramasında dikkati çeken öğe ise günümüze ulaşmamış olan kışlanın avlusunda yer aldığı düşünülen camidir.

 

Arkitera, Derleyen: Betül Atasoy, Kaynak: Işın, Ekrem (ed.), 2010. Uzun Öyküler: Melling ve Dunn'ın Panoramalarında İstanbul, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul., 29.05.2012

KAÇAK KAZIDAN TARİH FIŞKIRIYOR

 

 

Afyonkarahisar'ın Sultandağı İlçesi'nde düzenlenen tarihi eser operasyonunda kaçak kazı yapılan yerdeki çalışmalar sonucu Roma dönemine ait 2 bin yıllık örgü mezarın yanı sıra amfora, minyatür kap, testi ve testicik bulundu.

Sultandağı İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı ekiplerin iki hafta önce düzenlediği operasyonda ilçeye bağlı Doğancık Köyü Yazır Yakalar mevkisinde kaçak kazı yaparken yakaladığı A.A. ve M.Ç, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Operasyonda Roma dönemine ait 2 bin yıllık testi ile üzeri işlemeli taş bloklar ele geçirildi.

Ekiplerin haber vermesi üzerine kazı alanına gelen Afyonkarahisar Müze Müdürlüğü'ne bağlı arkeologlar, başlattıkları çalışmalar sonucu Roma dönemine ait kaba ve devşirme bloklardan oluşan örgü mezarı gün yüzüne çıkarttı.

Afyonkarahisar Müze Müdürlüğü'nde görevli arkeologlar Mehmet Garipcin ve Cemil Dumanlıoğlu gözetiminde yapılan kazı ve temizlik çalışmalarında, Roma dönemine ait olduğu düşünülen amfora, minyatür kap, testi ve testicik ile örgü mezarda iki kişiye ait olduğu sanılan kemik parçaları ortaya çıkarıldı.

Doğancık köylülerininde yoğun ilgi gösterdiği kazılarda ortaya çıkarılan tarihi eserler ile tarihi mezarda bulunan kemik parçalarının incelenmek üzere Afyonkarahisar Müze Müdürlüğü'ne götürüldüğü belirtildi.

Haber 7, 29.05.2012

TARİHİ ADRAMYTTEİON ŞEHRİ GÜN YÜZÜNE ÇIKARILIYOR

 

 

MÖ 1200'den sonra, Truva Savaşları öncesinde kurulan ve bugüne kadar sırasıyla Lidyalılar, Persler, Makedonya, Romalılar, Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluğu egemenliklerini gören Adramytteion antik kentinde, 2012 kazılarının Temmuz ayı sonunda başlayacağı bildirildi.  

 

Burhaniye'nin turistik mahallesi Ören'in antik çağdaki adını taşıyan Adramytteion antik kentindeki kazı çalışmaları 6 yıldır yapılmıyordu. İçinde yer aldığı bölge dolayısıyla deniz ticareti ve gemi yapımı yönünden büyük önem taşıyan Adramytteion'un gemilerinin, Filistin'e kadar gittiğini belgeleyen en önemli olayın Hristiyan azizlerinden Aziz Paulus'un Roma yolculuğunda Filistin'den bindiği geminin bir Adramytteion gemisi olduğuna dair İncil'den alınan bilgi. Adramytteion kenti, Lidyalılardan sonra Perslerin, Makedonyalıların, daha sonra da Romalıların egemenliğine girdi. Roma'nın bölünmesinden sonra Bizans sınırları içerisinde kalan şehir, yaklaşık 200 yıl bu egemenlik altında kaldı. MS 718 yılında İstanbul'u kuşatan İslam ordularınca ele geçirildi. 1076'da Anadolu Selçukluları'nın egemenliğine giren şehir, daha sonra Haçlı seferleri sırasında haçlı orduları tarafından ele geçirilip yağmalandı. 
 

Adramytteion şehrinin bunduğu yer belirlenmiş ve şu anda Ören Mahallesi altında yer alıyor. Üzerinde mahalleyi oluşturan konutlar ve turistik tesisler bulunan Adramytteion'un gün yüzüne çıkarılması için Burhaniye Belediye Başkanı Fikret Akova'nın çabaları sonuç verdi ve bu yıl Temmuz ayı sonunda kazılara başlanacak. Toprak altında gömülü şehir, yüzyıllardan beri güneşi görmek için bekliyor. Şehirde ilk kazı çalışmaları 1999 yılında Profesör Dr. Engin Beksaç tarafından başlatılmış, daha sonra Profesör Dr. Tülin Çoruhlu tarafından devam ettirilmiş ve 2006 yılında sonlandırılmıştı.

 

Bu süre zarfında yapılan kazıların oldukça sınırlı bir alanda gerçekleştirildiği kaydedildi. 2004 yılında göreve gelen Belediye Başkanı Fikret Akova, kazının Burhaniye ekonomisine büyük katkı sağlayacağını belirterek, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile temasa geçti. Akova zaman zaman kazı çalışmalarının devam etmesini sağladı. Yaklaşık 6 yıl önce duran kazılara nihayet uzun uğraşlar sonucu Burhaniye Belediye Başkanı Fikret Akova, bizzat takip ederek Kültür Bakanlığı'ndaki yetkilileri ikna edip  kazı izni alındı. 
 

Burhaniye Kuva-yi Milliye Kültür Müzesi Müdürü Arkeolog Esma Esin Çimen yaptığı açıklamada, "Yapılacak olan çalışma Temmuz sonunda başlayacak olup Eylül ayına kadar devam edecektir. Balıkesir Müze Müdürlüğü sorumluluğunda yürütülecek olan çalışmanın Bilimsel Danışmanı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç.Dr. Hüseyin Murat Özgen'dir. Antik çağda oldukça fazla sayıda basılmış olup, günümüzde çeşitli koleksiyonerlerin kayıtlarında kente ait sikke yer almaktadır. Kentte daha önceki yıllarda çıkan heykel ve eserler çevre müzelerde sergilenmektedir. Bu yılki ve bundan sonra yapılacak çalışmalarda çıkarılacak olan eserler belediyemizin müzesinde sergilenecektir" dedi.  

 

Başkan Akova'nın, 'Büyük Hayali' olarak gördüğü Adramytteion şehrinin gün yüzüne çıkarılması sonrasında Burhaniye'nin Efes ve Bergama antik şehirleri gibi olması bekleniyor.

Star, Haber: Kadir Aydınışık, 29.05.2012

SULTAN II. BAYEZID SSM'DE ANILDI

 

 

Sultan II. Bayezid, "Ölümünün 500. Yılında Sultan II. Bayezid: Kitaplar, Şairler, Sanatkarlar" başlıklı panelle, S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi'nde anıldı.

 

Uzman akademisyenlerin katılımıyla 26 Mayıs Cumartesi günü gerçekleştirilen panelde, II. Bayezid döneminin sanat ortamı ve Batı ile ilişkiler konuşuldu. Toplantıda ayrıca, SSM’nin “Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu”nda bulunan, Sultan II. Bayezid’i öven kasidelerin yer aldığı nadide eserin tıpkıbasımı da tanıtıldı.
 
Panel, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden emekli Prof.Dr. Mübahat Kütükoğlu tarafından yönetildi. İlk oturumda, Princeton Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırmaları Bölümü’nden Dr. Nenad Filipovic, son yaptığı araştırmalar üzerinden, II. Bayezid devrinde Doğulu ve Batılı devletler arasında kurulan politik ilişkileri anlattı. Harvard Üniversitesi Sanat Tarihi ve Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi, aynı zamanda SSM Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi olan Prof.Dr. Gülru Necipoğlu ise Fatih Sultan Mehmet döneminden başlayarak, II. Bayezid ve şehzadelerinin sanat merakını aktardı. Leonardo Da Vinci ile İstanbul’da inşa edilecek köprü için yazışmalar yapan sultanın döneminde, İtalya ile sanatsal ilişkileri anlattı
 
Panelin 2. oturumunda, SSM’nin “Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu”nda bulunan, Efsahi’nin Sultan II. Bayezid’e atfen yazdığı şiir kitabının tıpkıbasımı tanıtıldı. SSM Danışmanı Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden emekli Prof.Dr. Zeren Tanındı, sultanın kitap sanatı merakını ve kitap hazinesini anlattı. II. Bayezid’in şair ve yazarları bolca ödüllendirerek desteklediği dönemde; yazın, bilim ve sanatın zengin ürünler verdiğine, verimli bir kültür ortamı oluştuğuna dikkat çekti. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Mustafa Çiçekler ise 1500 yıllarında İstanbul saray nakkaşhanesinde hazırlandığı anlaşılan, II. Bayezid’e sunulmak üzere yazılmış şiir kitabının tarihsel ve edebi önemini anlattı. Prof.Dr. Çiçekler, Farsça yazılan nadide eserin, II. Bayezid’in sanatsever ve cömert kişiliğini yansıttığını, edebi değeri yüksek mısraların dönemin sanat ortamına ışık tutuğunu belirtti.

Habertürk, 29.05.2012

OSMANLI PARALARI YOK MU EDİLİYOR?

 

 

Osmanlı İmparatorluğu'nun son 6 padişahı dışındaki padişahlara ait paraların koleksiyonu ve satışının yasak olması nedeniyle, bu döneme ait binlerce gümüş ve altın paranın hurda olarak eritilerek, hediyelik eşya sektöründe hammadde olarak kullanıldığı iddia ediliyor.

 

Türk Nümismatik Derneği Başkanı Cem Mahruki, yaptığı açıklamada, son 6 Osmanlı padişahı öncesine ait paraların koleksiyonunu yasaklayan 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 1982 yılında dönemin Milli Güvenlik Konseyince çıkartıldığını, günümüze kadar da değişmeden geldiğini söyledi.

Kanunun faydadan çok zarar verdiğini savunan Mahruki, acilen yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Yürürlükteki yasanın 23'üncü maddesinin son 6 Osmanlı padişahı dışındaki tüm padişahların para ve madalyalarının koleksiyonunun yapılmasını, alım ve satımını yasakladığını vurgulayan Mahruki, ''Yasak nedeniyle ülkemizdeki koleksiyoncular bu paraları toplamıyor. Yurt içi talep olmayınca yasak kapsamındaki Osmanlı paraları yurt dışına çıkarılıyor, ya da altın ve gümüş gibi değerli madenlerden yapıldığı için eritiliyor. Böylece tarih, özellikle Osmanlı tarihi yok ediliyor''dedi.

"KOLEKSİYONCULUK SERBEST BIRAKILIRSA SORUN ÇÖZÜLÜR"
Yurt dışında internet üzerinden sikke satışı yapan firmalara bakıldığında, satışa sunulan birçok sikkenin Anadolu menşeli olduğunun görüleceğini vurgulayan Mahruki, şunları söyledi:
''Yani bu yasa 30 yıldır kaçakçılığı önleyemediği gibi kolaylaştırmış. Eğer para koleksiyonculuğu serbest bırakılırsa birçok insan bunun koleksiyonunu yapacak. Oluşacak iç talep sonucu Osmanlı sikkeleri yurt dışına kaçırılmayacak, tarihimiz yurt içinde kalmış olacak. Eski paraların eritilerek yok olmasının önüne geçilecek. Hatta yurt dışından tekrar ülkemize geri getirileceğine inanıyoruz. Para koleksiyonculuğunun kayıttan kurtulması halinde birçok bürokratik işlem de ortadan kalkacak. Kısıtlı sayıdaki müze elemanları, kayıtlı koleksiyoncu için çok zaman ve emek harcamayacak. Bu sayede asli işlerine daha fazla zaman ayırabilecekler.''

Cem Mahruki, yasal veya yasal olmayan paraların halk tarafından ayırt edilebilmesinin son derece güç olduğunu, bu nedenle binlerce suçsuz vatandaşın kaçakçı durumuna düştüğünü ve ağır cezalarla karşı karşıya kaldığına dikkat çekerek, eski paraların serbestçe alınıp satılabilmesini, koleksiyonlarının yapılabilmesini, ancak yurt dışına çıkartılmasına ağır müeyyideler getirilmesini istediklerini kaydetti.

Özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelerde tüm eski paraların serbestçe alınıp satıldığını, kayıtsız olarak koleksiyonunun yapılabildiğini bildiren Mahruki, şöyle dedi:
''Para koleksiyonculuğunun kültür gelişimine önemli katkısı olduğu bir gerçek. Ülkemizde hemen her evde ailelerden çocuklarına intikal eden eski para bulunur. Yüz binlerce kadınımız halen Anadolu'da yasak kapsamındaki eski Osmanlı paralarından oluşan altın ve gümüş takıları, başlıkları, kemerleri kullanmaktadır. Vatandaşlarımıza dedelerinden kalan Osmanlı dönemine ait madalya veya nişanlar Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı müzeler tarafından yasak kapsamına alınarak el konuluyor. Eski Osmanlı altın paralarının ticaretini yapan sarraf ve kuyumcular da uygulamadan çok fazla zarar görüyor.''

Araştırmacı nümismat Necati Doğan da, eski döneme ait Osmanlı paralarının koleksiyonunun yasaklanmasına bir anlam veremediklerini vurgulayarak, Osmanlı paralarının eritilmesinin önüne geçmek amacıyla bu alanda faaliyet gösteren derneklerin Kültür ve Turizm Bakanlığı'na müracaat ederek bu durumunun kaldırılmasını talep etmeleri gerektiğini söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise, vatandaşlar tarafından bulunan tarihi eserlerin müzelere satılmasıyla ilgili yeni düzenlemeler yapıldığını belirtti.

Yeni düzenlemeyle bulduğu tarihi eseri müzeye getiren vatandaşın, eserin tarihi niteliğine göre ödüllendirildiğini vurgulayan Günay, ''Eskiden müze almadığı eseri 'almıyorum' diyordu. Piyasada kaçakçılığa düşüyordu ya da çarçur oluyordu. Biz şimdi bunu almasak bile kaydediyoruz, müzede muhafaza ediyoruz ve almak isteyen koleksiyoncuya satıyoruz. Böylece eserin piyasada yasal biçimde dolaşmasının yolunu açıyoruz, yok olmasını engellemiş oluyoruz'' dedi.

Osmanlı paralarının yasak nedeniyle eritildiğiyle ilgili bilgisi olmadığını dile getiren Günay, konuyla ilgili inceleme yaptıracağını kaydetti.

Habertürk, 29.05.2012

5 BİN YILLIK HÖYÜĞE TÖRENLE BETON DÖKTÜLER

 

 

Konya’daki 5 bin yıllık Aşkar Höyüğü’nün üstüne törenle beton döküldü. Karatay Belediyesi birinci derece sit alanı olan Aşkar Höyüğü’ne park ve süs havuzları yapmak için 21 Mayıs günü 3 milletvekilinin de katıldığı törenle temel attı.

 

Konya merkez Karatay Belediyesi, bölgedeki TOKİ inşaatlarında yeşil alan için yeterli yer ayrılmayınca, birinci derece sit alanı olan Aşkar Höyüğü’ne park ve süs havuzları yapmak için 21 Mayıs günü 3 milletvekilinin de katıldığı törenle temel attı, ardından kepçe ve kamyonlar höyüğe girerek kazı ve hafriyata başladı. Konya Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun sadece ‘otsu ve kökü olmayan bitkilerin dikimine ve taş döşeli patika yola’ onay verdiği bölgeye izinsiz beton döken belediyenin Konya Müzeler Müdürlüğü’nü de bilgilendirmediği ortaya çıktı. Konya Müzeler Müdürü, Topkapı Müzesi Müdürü iken Müze Başkanı Prof.Dr. İlber Ortaylı ile polemiğe giren ve 3. Selim’in tahtını lojmanına taşıtmaya kalktığı, 14. Louis’nin masasında kahvaltı yaptığı ve üzerinde leke bıraktığı iddia edilen Yusuf Benli. Benli’nin de Aşkar Höyüğü üzerine beton döküldüğünden haberi olmadığı, konunun ihbar edilmesi üzerine bölgeye inceleme yapmak üzere iki uzman gönderdiği bildirildi.

 

Tunç Çağı’ndan kalma yerleşim

Konya merkez Karatay Belediyesi, Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki 5 bin yıl öncesine tarihlenen Tunç Çağı yerleşim bölgesi Aşkar Höyüğü’nde 24 bin 215 metrekarelik sosyal donatı projesi hazırladı. Aşkar Höyüğü Park ve Sosyal Donatı Alanı adlı proje için bölge 1. Derece Sit alanı olduğundan, Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan izin istendi. Kurul, 18.11.2011 ve 161 sayılı kararında, höyüğe ‘otsu ve kök salmayacak bitkiler ekme ve dokuya zarar vermeyecek şekilde, toprak üzerine Arnavut kaldırım taşı kullanılarak patika yürüyüş yolları yapma’ izni verdi.


Karatay Belediyesi bir süre önce höyükte sosyal donatı alanının temelinin atılacağını ilan etti, halkı da törene çağırdı. Aşkar Höyüğü üzerinde yapılacak parkın temeli, Konya milletvekilleri Hüseyin Üzmez, Mustafa Baloğlu ve Mustafa Kabakçı ile halkın da katılımıyla geçen hafta atıldı.

 

Ağacın kökü bile höyüğü yer bitirir

Aşkar Höyüğü’nde yüzey çalışması yapan Selçuk Üniversitesi Eski Çağ Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Hasan Bahar şunları söyledi: “Konya bölgesinde 1994’ten beri bini aşkın höyük tespit ettik. Bunların çoğunun yüzey araştırmalarında bulundum. Aşkar Höyüğü’nde de yüzey araştırması yaptım. Burası yaklaşık 5 bin yıl öncesine tarihlenen Tunç Çağı yerleşim bölgesi. Şehrin ortasında kalmış höyüklerde yeşillendirme olabilir fakat tahribat yaratmayacak şekilde, kökü olmayan, otsu bitkilerle bu yapılabilir. Höyüğe ağaç dikiyorlar. Bir höyükte kazı yaparken sonradan dikilen ağacın köklerinin 50 metre derindeki kerpici, Hitit duvarlarını yediğini gördük. Köklü bitkiler höyükleri yiyip bitirir. Aşkar Höyüğü Osmanlı belgelerinde de geçer. Mısır Ordusu ile Osmanlı Ordusu’nun savaştığı alandır burası.

Hürriyet, Haber: Ali Dağlar, 29.05.2012


******


HÖYÜK CANLANACAK





Karatay Belediyesi Aşkar Höyüğü’nde yeşillendirme ve sosyal donatı çalışmaları yürütüyor. 5 Bin yıllık Anadolu mirasının üzerinde yapılan çalışmalar çeşitli çevrelerce eleştirilmişti. Başkan Hançerli, çalışmanın mahiyeti hakkında bakın neler söyledi...

Aşkar Höyüğünde devam eden çalışmalar ile ilgili bir açıklama yapan Karatay Belediye Başkanı Mehmet Hançerli, 17800 m²’si birinci sınıf sit alanı, 7000 m²’si üçüncü sınıf sit alanı olan Höyüğün yeşil alan ve rekreasyon alanına ev sahipliği yapacağını belirterek spor alanları, çocuk oyun alanları ve havuzların Höyüğü yeniden canlandıracağına dikkat çekti.

GEREKLİ ONAYLAR ALINDI

Projenin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu ve Anıtlar Kurulu onayından geçtikten sonra hayata geçirildiğini dile getiren Başkan Hançerli, Müze Müdürlüğü’ne de çalışmalar başlamadan önce gerekli başvuruların yapılarak izinlerin alındığını belirtti. Başkan Hançerli özellikle birinci sınıf sit alanı olan bölümde otsu peyzaj bitkilerinin kullanıldığını vurgulayarak, bitkilerin köklerinin alt katmanlardaki arkeolojik bölüme zarar vermesi riskinin doğru bitki seçimi ile ortadan kaldırıldığını belirtti.





BODUR AĞAÇLAR TERCİH EDİLİYOR

Yine Anıtlar Kurulu’nun projesi doğrultusunda üçüncü sınıf sit alanı olan bölümlerde sosyal donatının inşa edilmeye başlandığını dile getiren Başkan Hançerli, üçüncü sınıf sit alanında bile geniş yapraklı ve kökleri derin katmanlara ulaşan ağaçlar yerine bodur ve köklerinin gömülü olan tarihi dokuya zarar vermeyecek bitkilerin seçildiğini vurguladı.Aşkar Höyüğü projesinin önümüzdeki birkaç ay içerisinde tamamlanacağının da müjdesini veren Başkan Hançerli, Fevzi Çakmak ve Ulubatlıhasan Mahalleleri ile birlikte bütün Konya’nın faydalanabileceği bir sosyal alan olacağını belirtti.
Memleket.com.tr, 03.06.2012

SANAT TEHLİKENİN EŞİĞİNDE

 

Galeri Artist'te sergi açan günümüzün büyük heykelcilerinden Tony Cragg'e göre sanat kritik zamanlarda: "Artık market yaratma çabası olarak görülen sanat, pop müzikten farksız".

 

İşlerinizi aralarında akrabalık ilişkisi olan ailesel topluluklar halinde grupluyorsunuz. Bu sergi için de aynısını söyleyebilmek mümkün mü?
Evet, tabii ki. Burada sergilenen altı tane iş var. Tamamını son iki sene içerisinde yaptım. Dolayısıyla zamansal bir ilişkinin varlığından bahsedebiliriz. Bu ilişkilendirme içerisinde üretilen işleri genel bir başlıkla ‘Rational Beings’ olarak isimlendiriyorum. İçlerinde bir tanesi var ahşap olan. Bu işin diğerlerinden farklı, çok belirgin bir geometrik formu olduğunu görebilirsiniz. Diğerlerinde ise birçok elips formun üst üste bindiği yapılar var. Aynı zamanda hepsi form morfolojisi içeriyor. Yani bildiğimiz bir aracı, tanıdık bir görsel referansı alıp dönüştürmekle ilgili. Bence sanatçı için enteresan olan gördüğünü yansıtması değil, onu alıp kendi yorumuyla sunmasıdır. 

Heykelde kendinize ait bir dil geliştirdiğiniz malum. Bu dili oluştururken yarattığınız formlarda nelerden ilham alıyorsunuz?
Gözlemlerimin çoğunu bireylere ve bireylerin doğayla olan ilişkisine dayandırıyorum. Gözlemlerimin bir kısmı materyalleri kullanma şekillerimizle ilgili; oturduğumuz mobilyalar, inşa ettiğimiz binalar, kıyafetler, arabalar, otoyollar, araçlar... Bugün baktığımızda endüstriyel olarak ürettiğimiz şeylerin çok basit geometrik şekillere dayandığı ortada. İstanbul ’daki kaldırımla dünyanın başka bir yerindeki kaldırım aynı. Oldukça sıkıcı, düz bir geometrik yapı. Sanat bu sıkıcılığa karşı kullanılabilecek oldukça önemli bir araç çünkü işlevsellik kaygısı yok. İşlevsel olmadığı için herhangi bir formu alabiliriz. Bu aynı zamanda zihnimizdeki formların da değişmesini sağlar. Çünkü zihnimizin içerisindeki her şey dışarıdan topladığımız bilgilerle dolu. Sadece gördüklerimize göre hareket ediyoruz, mutlak gerçekliğin ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok. 

Heykel ve heykeltıraş yaratım sürecinde ayrılmaz bir ikili. Sizin açınızdan üretimin ve sonucun doğası neleri gerektirir?
Heykeltıraşa düşen elindeki malzemeyi dönüştürerek bir form yaratmaktır. Büyük bir mücadeledir bu. Formüle ederek ortaya koyduğunuz şeyler yeni birer kelime gibi çıkar ortaya. Bir yandan her kelime de bir heykeldir aslında. Ses havanın bir parçasıdır ve benim ses tellerimle yaratarak havaya göndermem sonucu sizin kulağınıza ulaşır. Eğer formun/heykelin şeklini değiştirirsem başka bir kelime duyarsınız ve duyduğunuz sonucunda da farklı bir fikre sahip olursunuz. Heykel için genellikle maddi dünyanın temel çalışma alanı olduğu söylenir. Şüphesiz ki bilim insanlarının yaptığı da budur. Onlar da aynı dünya üzerinde çalışıyorlar. Fakat onların yaptığı dünyanın çalışma şeklini bulabilmekken, sanat dünyaya anlam veren ürünler ortaya koyarak ona değer kazandırır. 

İşlerinizde bir devamlılık söz konusu. Bu anlamda her işinizin size ait yeni bir soy ya da tür olduğunu söylemek mümkün mü?
Sadece benim işlerim için değil heykelin kendisi üçüncü bir tür demek daha doğru olacaktır. İnsanların heykellere biraz da bir uzaylıya bakar gibi baktıklarını görebilirsiniz. “Nedir bu” ifadesi vardır hep. “Adı ne?” vs. gibi. Hayatta alışkın olduğumuz şeyleri sorgulamaktan vazgeçmeye meyilliyizdir. Domuzun neye benzediğini hepimiz biliyoruz. Fili de biliyoruz. Ama bir gün ormanda bir ‘fildomuzu’ görürsek dehşete kapılırız. Ama neden olmasın? Algıladığımız gerçekliğin sınırları ortada, buzdağının sadece ucunu görebiliyoruz. Sanat görülemeyen şeyler hakkında bir vizyon yaratması bakımından önemlidir. 

Türkiye’de sanatçılarla hükümet arasında devam eden bir tartışma söz konusu. Hatta “Sanat sanat için midir, toplum için mi?” gibi çok temel bir soru üzerinden devam eden söylemler de mevcut. Sizin yorumunuz nedir?
Sanatla ilgili mükemmel olan şey dünyayı başka birinin gözlerinden görebilmenizdir ve modernist kişisel bir bakış açısıdır. Genellikle hayatımızda yaşadığımız topluma, kurumsal yapılara, aile topluluklarına, cemaatvari yapılara ve hükümetlere karşı olmaya eğilimliyizdir. Sonuçta sanat kişisel bir bakış açısının kayda geçirilmesi olarak çok önemli. Nihai olarak da toplum için önemli. Siz bu kişisel bakış açısını hiç sevmiyor ya da beğenmiyor olsanız dahi çok önemlidir tek başına. Sanat gittikçe popüler oluyor. Doğu Avrupa’da bile çağdaş sanat son 10-20 yılda çok gelişti. 60’larda bir öğrenciyken Londra’da birkaç galeri vardı. 40-50 yılda inanılmaz bir gelişim söz konusu. Bu, sanat açısından bir başarı. Ama bu sanatın kolaylaştığı anlamına gelmiyor. Tabii ki çok zalim bir piyasa var. İnsanlarda sanatın belli bir gücü olduğuna yönelik bir intiba var. Bu güç inanışı sanat için oldukça tehlikeli. Koleksiyonerler ve galerilerin yönlendirdiği büyük bir ilgi var. Sanat, kendine başarı stratejileri oluşturmanın yolu olarak algılanmaya başladı. Kendine market yaratma çabası yani. Sanatçılık pop müzik gibi bir konuma geldi. Oldukça önemli bir tehlikenin eşiğindeyiz. Çok kritik zamanlar. Asıl tehlike, sanatın iyi eğitimli, orta düzey entelektüeller tarafından yönetilen bir kurum olduğu izlenimi. Sanat politiktir. Yarı kavramsal, yarı dekoratif olarak adlandırdığım işler var örneğin. MTV formatında CNN izlemek gibi. Kendince politik mesajlar içeren ama aslında çok basit şeyler söyleyen. 60’larda böyle olacağını da tahmin ediyorduk aslında. Bugün konuştukları konular eskiden zaten çokça söylendi, açıkçası orta düzey entelektüellerin bizim adımıza karar vermesine hiç ihtiyacımız yok!

Radikal, Haber: Müge Büyüktalaş, 29.05.2012

BAŞ DÖNMESİ İLE GELEN HUZUR

 

 

"Tanrı ile iyi bir yakınlık kurmak istediğinizde, huzur ve barışı çağrıştıran sessiz bir ortama ihtiyacınız var demektir. İşte baş dönmesini ve huzuru son noktada yaşayacağınız bu manastırlar da size Tanrı ile en iyi diyaloğu kurma imkanını cömertçe sunuyor..." İngiliz Daily Mail gazetesi, aralarında Sümela Manastırı'nın da bulunduğu dünyanın en sıra dışı manastırlarını okuyucularına bu sözlerle tanıtı. Gazetenin internet sitesindeki haberde, Trabzon'daki Sümela Manastırı fotoğrafları ile tanıtıldı.

Deniz seviyesinden bin 150 metre yükseklikteki eski Yunan Ortodoks manastırı için "İki keşişin gördüğü rüyalar sonrasında, MS 365-395 tarihleri arasında, Karadeniz'in zirvesine inşa edilen Sümela Manastırı bulutlarla kaplı yeşillikler arasına saklanmış durumda" denildi. Çin'in Xi'an kentindeki, 2 bin 160 metre yükseklikte bulunan Mt Huashan Manastırı ile Tibet Budizminin en önemli kutsal mekanlarından olan Butan'daki The Taktshang Tiger's Nest Manastırı da haberde anlatıldı. Yunanistan'ın kuzeydoğusundaki, doğal taş sütunlar üzerinde bulunan Meteora Manastırı da haberde geniş yer buldu. Meteora Manastırı için haberde "Gökyüzünde asılı anlamına gelen Meteora, gerçekten de isminin anlamını sonuna kadar taşıyor" denildi.

Sabah, 29.05.2012

GÜNAY'DAN 'AYASOFYA' AÇIKLAMASI

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, arkeolojik kazılardan elde edilen buluntuların yol kenarına atıldığını; bunu yapanlarla yerli- yabancı olmalarına bakmaksızın yollarını ayırdıklarını söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertruğrul Günay, Ankara’dan karayoluyla Çorum’a gelerek, Anitta Otel’de düzenlenen 34’üncü Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu’na katıldı. Başbakanlık Tanıtma Fonu Başkanlığı ve Çorum Valiliği’nin katkıları, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Çorum Hitit Üniversitesi’nin işbirliği ile yapılan sempozyuma, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Çorum Valisi Nurullah Çakır, AKP Çorum Milletvekili Murat Yıldırım, Hitit Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Reha Metin Alkan ile çok sayıda kazı başkanı ve akademisyen katıldı.

Türkiye’de yıl boyunca yapılan tüm arkeolojik araştırmaların değerlendirildiği sempozyumun açılış konuşmasını Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay yaptı. Bakan Günay, bakanlık tarafından yapılıyor olmasına karşın sempozyuma ilk kez katılma fırsatı bulduğunu söyledi.

Bakanlık olarak Türkiye’de kazı başkanları arasında ’yerli- yabancı’ diye ayrım yapmadıklarını söyleyen Bakan Günay, şöyle konuştu:
"Herkesin gelip kazı alanında çalışmasını beklemiyoruz. Buluntuların yol kenarına atıldığı kazılar oldu. Biz bu kazıları iptal ettik. Bu kazıların yapılması için kendi bütçemizin yanı sıra çeşitli destekler ayırıyoruz. İstiyoruz ki oraya emek verildiği belli olsun. 50 yıldır çalışılan yerlerde hala güzergah, kazı evi depo sorunu varsa, orada bir ihmal vardır. O ihmali düzeltmek için uyarmak bizim görevimiz. Kazı yerinize zaman ayıracaksınız, sonra buluntuları koruyacaksınız. Bulduğunuz eserlerle ilgili Türkçe yazılar yazın. Biz uluslararası bilim adamları ile çalışıyoruz. Buradaki yabancı kazı başkanları, buldukları buluntularla ilgili kendi dillerinde yazılar yazıyorlar. Sizler de bulduğunuz buluntularla ilgili Türkçe yazılar yazarak Türkçe’nin de bir bilim dili olmasını sağlamanız lazım. Bu iş birliğini mutlaka yapmalıyız."

Kazı başkanlarını ’yerli’ ya da ’yabancı’ diye ayırmadıklarına dikkat çeken Bakan Günay, "Bazı kazıları son yıllarda iptal ettik. İptal edilen kazılar arasında yabancı hocalar da var yerli hocalar da var. Bu hocalarımızı bir iki kez uyardık, ’Burada çalıştığınız belli olsun’ dedik. ’Burada gayret olduğu, aşk olduğu, orada bu toprağı seven insanların çalıştığı belil olacak’ dedik. Bu uyarıları dikkate almayan kazı başkanlarımızla yerli ve yabancı olduğuna bakmadan emeklerine teşekkür edip yola yeni arkadaşlarla devam etme kararı verdik. Biz çalıştığınız araziyi seviyor musunuz sevmiyor musunuz ona bakıyoruz" diye konuştu.

Türkiye’de kazı sayılarının her geçen yıl arttığını, şu anda 500’e yakın alanda arkeolojik kazı ve yüzey araştırması çalışmasının yürütüldüğünü belirten Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Tarihimizin ve toprağımızın hakkını vermeye çalışıyoruz" dedi. Bakan Günay, şöyle devam etti:

BULUNAN ESERLER İNSANLIĞA AİT
"Türkiye arkeoloji açısından son derece zengin ve farklı uygarlıkların ayak izlerini taşıdığı için ilginç bir ülke. Burada bir çok kazılar yapılıyor ve birçok buluntular elde ediliyor. Ülkemizde bir çok eser bulunuyor ama bunlar bize değil bütün insanlığa ait. Nerede ne varsa hepsi insanlığa ait. Hepsi insanlığa ait ve ayrımsız hangi inançtan, kültürden olduğu fark etmez bunları çocuğu koruduğumuz gibi koruyup geleceğe taşımaya çalışacağız. Hepimiz insanlığın geleceğine karşı büyük bir ödevi yerine getirdiğimiz bilinci ile çalışıyoruz. Esas itibariyle geçmiş yıllardan kaynaklanan eksiklerimiz, ihmallerimiz vardı. Bunları gideriyoruz. Arkeoloji alanında yaptığımız çalışmalar çok önemli. İnsanlığın tarihi ve geleceği açısından çok önemli bir iş yapıyorsunuz."

SALON BOŞALINCA TEPKİ GÖSTERDİ
4 farklı salonda çeşitli oturumların yapıldığı sempozyumdaki açılış konuşmasını yaptıktan sonra Bakan Ertuğrul Günay, kürsüden indi. Anitta Salon’da yapılan ’Türkiye’deki Miras Alanları’ konulu ilk oturumun tamamlanmasının ardından tekrar kürsüye çıkan Bakan Günay, "İlk oturum bitti, koltuklar boşalmış. Böyle yapacaksanız, hiç yapmayın. Koltuklar boşalmış. Böyle mi çalışacağız? Dışarıdaki arkadaşlara söyleyin bu oturumları dinleyecekler. 3 günlük oturum yapıyoruz. Birinci gün birinci oturumdan sonra dağılacaksak yapmayalım böyle bir şey" diye tepki gösterdi.

Bunun üzerine Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Osman Murat Süslü, "Yukarıda dört salonumuz daha var. Oralarda da oturumlar başladı. Arkadaşlarımız oralara geçtiler" dedi. Bunun üzerine de Bakan Günay, "Başladıysa, düzeltiyorum" diyerek kürsüden indi.

Daha sonra Anitta Otel’de sempozyum bünyesinde açılan kitap sergisini gezen Bakan Ertuğrul Günay, kentte çeşitli incelemelerde bulundu.

AYASOFYA’DA İBADET SORUSUNA, "ALLAH KABUL ETSİN" YANITI
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 34. Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu’na verilen arada öğle yemeği yedi. Bakan Günay, yemeğin ardından sempozuyum ikinci bölümünde yer alan Klaus Schmitdh’ın Göbeklitepe 2011 yılı Raporu’nun konuşulduğu oturumu izledi. Daha sonra da oturumun tamamlanmasının ardından Ankara’ya gitmek üzere salondan ayrıldı.

Bakan Günay çıkışta Ayasofya’nın ibadete açılması talebi ile bir grubun öğle namazı kılması ile ilgili soruya, "Allah kabul etsin arkadaşlar. Her yerde kılınan namaz kabuldür" dedi. Bakan Günay, daha sonra sempozyumun yapıldığı Anitta Otel’den ayrılarak karayolu ile Ankara’ya döndü.

Vatan, Haber: Şevket Erzen - Yusuf Çınar, 28.05.2012

TARİHE SAYGI BÖYLE OLUR

 

Dün  Güngör Uras, koruma altında olan, Cumhuriyet’in ilk yapılarından Mecidiyeköy Likör Fabrikası’nın yerle bir edildiğini yazmış, “bu bir cinayettir” demişti.

Cinayet işleyenlerin vicdanlarının sızlamadığını da eklemişti.


Sultanahmet’teki Bizans Sarayı’nın kalıntıları üzerine yükselen otel de bir cinayetti.


Türkiye büyürken, İstanbul “kentsel dönüşüme” kayıtsız şartsız boyun eğerken kamu eliyle, ya da özel sektör eliyle bu cinayetler çoğalıyor.
Zengin tarihimize ve kültür mirasımıza sahip çıkanların sayısı ise yazık ki işlenen cinayetlere göre pek az.


Hafta sonunda kuyumcu titizliğiyle geçirdiği restorasyondan sonra, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katılımıyla ziyarete açılan Didim, Balat Köyü'ndeki 600 yıllık İlyas Bey Külliyesi şanslı.
Yeni hayatını Söktaş’a borçlu.


Batı Anadolu’nun güçlü beyliklerinden Menteşoğulları tarafından 1404 yılında yaptırılmış olan İlyas Bey Külliyesi antik Milet şehri üzerinde.
Yapımında kendisinden önce orada olan bir Yunan tapınağının mermerleri kullanılmış.
Bakan Günay açılış konuşmasında “Anadolu topraklarındaki tüm kültürler bizimdir” derken ne kadar haklı.
Cami, medrese, imaret, çifte hamam, çarşı gibi birimlerden oluşan külliye 19. yüzyılın sonunda Büyük Menderes havzasında depremle yerle bir olmuş.


EUROPA NOSTRA’DAN ÖDÜL
Söktaş’ın Yönetim Kurulu Başkan yardımcıları, eski TÜSİAD Başkanı Muharrem Kayhan ile Hilmi Kayhan’ın büyük dedeleri Hacı Halil Paşa tarafından 1900’lerin başında onarılmış.
Külliye 20. yüzyılda yeni depremlerle tahrip olup terk edilince Kayhan ailesi bir kez daha devreye giriyor.
İlyas Bey Külliyesi’nin restorasyonu 2006 yılında başlamış Söktaş’ın 40. yıldönümünde sona ermiş.
Restorasyonu değerli bilim insanlarının desteğiyle tamamlayan mimar Cengiz Kabaoğlu şimdiye kadar pek çok başarılı restorasyona imza atmış bir isim.
2007 yılında Kapadokya’da restore ettiği Sarıca Kilisesi Europa Nostra “Büyük Ödülünü” kazanmıştı.
İlyas Bey Külliyesi ise Europa Nostra’nın “restorasyon ödülünü” kazanmış.
Önümüzdeki 1 Haziran tarihinde Lizbon’da açıklanacak Europa Nostra “Büyük Ödülü”ne de aday.
Bu arada söylemeyi unuttum.
İlyas Bey Külliyesi’ni ilk kez onaran büyük dede Hacı Halil Paşa II. Abdülhamit tarafından nişanla ödüllendirilmiş.


SÖKTAŞ SEYİRCİ KALAMAZDI
Armani, Hugo Boss, Dolce Gabbana, Zara gibi dünya moda devlerine gömleklik kumaş tasarımı ve üretimi yapan Kayhan ailesinin İlyas Bey Külliyesi’nin restorasyonu için 1,5 milyon dolar harcamış.
Söktaş’ın 40. yıldönümünde biten restorasyonunun Kayhan ailesi için bir başka sembolik yanı daha var.
Harvard’da ünlü tarihçi Profesör Dr. Cemal Kafadar ile doktorasını tamamlamakta olan Hilmi Kayhan’ın kızı Leyla Kayhan Elbirlik restorasyon çalışmalarıyla yakından ilgilenmiş.
Leyla Kayhan Elbirlik, Profesör Dr. Baha Tanman ile birlikte Söktaş’ın yayınladığı “İlyas Bey Külliyesi” kitabının editörü.

Külliyenin açılış konuşmasını o yapıyor.
“Söktaş olarak 15. yüzyıldan günümüze kalan bu külliyenin gözümüzün önünde yok olup gitmesine seyirci kalamazdık. Batı Anadolu’un kültürel mirasında önemli yer tutan külliyenin gelecek kuşaklara taşınmasını istedik” diyor.

Hürriyet, Yazı: Gila Benmayor, 28.05.2012

DÜNYA STARLARI İSTANBUL GALERİLERİNDE

 

 

Dünya sanatının yıldız isimlerinin eserlerini, bu isimlerin Türkiye ’deki galeriler için yaptıkları sipariş işleri, yeni yapıtlarının dünya prömiyerlerini İstanbul ’un ticari galerilerinde izlemek artık yavaş yavaş şaşırtıcı olmaktan çıkıyor. Müzelerde, ticari olmayan Akbank Sanat, Salt gibi kurumsal galerilerde önemli sanatçıları görmek tamam ama satış derdi de olan ticari galerilerdeki bu eğilim daha yeni ve ilgi çekici bir gelişme. Üstelik meredeyse yükselen bir trend.


Son birkaç yıldır, özellikle Dirimart, Artist, Galerist gibi eski galerilerde ve Mana, Egeran gibi yeni mekanlarda arka arkaya yabancı sanatçıların kişisel sergileri açılıyor. Kimileri yolun başında isimler olsa da aralarında Erwin Wurm, Tony Cragg, Julian Opie, Sol LeWitt, Ghada Amer gibi çok tanınan ve dolayısıyla işleri yüksek rakamlara satılan sanatçılar da var. Peki yerli galerilerdeki yabancı sanatçı sergilerinin artışının nedenleri neler? Yabancı sanatçılar İstanbul ’da sergi açma fikrine nasıl yaklaşıyor? İstanbul ’daki sanatseverlerin, koleksiyonerlerin yabancı sanatçılara ilgisi ne durumda? Bu soruları, sıklıkla uluslararası sanatçıların işlerine ev sahipliği yapan galeri sahiplerine sorduk. Gördük ki, İstanbul ’un cazibesi ve bu kentte sergi açma fikri sanatçılara iyi geliyor, ama artık dünya sanatını takip edip yatırım yapmak isteyen koleksiyonerlerin varlığı da önemli bir etken.

MOİZ ZİLBERMAN (Galeri Zilberman, CDA Projects)
İstanbul ’un çağdaş sanat için bir çekim merkezi haline gelmiş olması bugün artık dünyanın her yerinde kabul edilmiş bir durum. Avrupa’daki kriz bir yandan, ülkelerindeki yeni sağcı hükümetlerin sanata verilen desteği büyük oranda kesmesi diğer yandan birçok Avrupalı sanatçıyı İstanbul ’da sergi yapma fikrine sıcak bakmaya itmiş durumda. Türkiyeli koleksiyonerler de artık yabancı sanatçıların işlerini almaya başladılar ve bu sergileri karşılaştırma yapmak için bir vesile olarak değerlendirmeye başladılar.
KİMLER SERGİ AÇTI
Zilberman: Adel Abidin, Willem Harbers, Clarina Bezzola CDA-Projects: Janet Bellotto, Aya Ben Ron, Luchezar Boyadjiev, Yane Calovski, Erik Göngrich, Maria Loizidou, Alban Muja, Hossein Edalatkhah, Jochen Proehl, Carlos Aires

MEHVEŞ ARIBURNU (Galeri Mana)
İstanbul ’daki sanat piyasası son 10 yılda hem koleksiyoner sayısındaki artış hem de özel müzelerin ve sanat fuarlarının çoğalmasıyla inanılmaz bir büyüme gösterdi. İstanbul ’un ayrıca konumu gereği hem Avrupa’ya hem de Ortadoğu ülkelerine açılan bir kapı olma niteliği var. Yerel bir piyasanın gelişmesi ve bu konumun getirdiği avantajlar. İstanbul’daki sergileri bugün yabancı müzeler, küratörler ve koleksiyonerler de takip ediyor ve bu her ülkeden, kariyerinin farklı noktalarında olan sanatçılar için hem satış hem de eserlerinin uluslararası dolaşımı açısından önemli fırsatlar sunuyor. Hem kariyerinin başında, hem doruk noktasında olan sanatçılar için İstanbul ’da bir sergi açma fikri son derece heyecan verici.
KİMLER SERGİ AÇTI
John Baldessari, Sol LeWitt, Lewis Baltz, Charles Sandison, Robin Rhode, Douglas Gordon, Taryn Simon

EDA BERKMEN (Galerist)
Artan talep, sayıları giderek çoğalan galeriler arasındaki farklılaşma çabası ve bu konuda gereken altyapının ve izleyici kitlesinin oluşmasını İstanbul ’daki yabancı sanatçı sergilerindeki artışın temel sebepleri olarak sayabiliriz. İstanbul ’da yabancı sanatçıların eserlerinin gösterilmesi aslında ilk olarak İstanbul bienalleriyle başlayan bir süreç. Zamanla bu koleksiyonerler uluslararası yayınları ve gelişmeleri takip etmeye başladılar. Bununla da yetinmeyip dünya çapında sanat fuarlarına giderek uluslararası sanatçılar hakkında bilgi edinmeye başladılar. Buna paralel olarak Türkiye’de sanat piyasası büyüdü, koleksiyonerler çoğaldı, fiyatlar arttı. Ekonomik krizin yerel sanat piyasalarında yarattığı olumsuz etkileri takiben Türkiye gibi yükselen yeni pazarlara yönelme söz konusu. Başka bir nokta da Türkiyeli sanat alıcısının varlığının dünyada tanınmaya başlaması, hatta uluslararası sanat fuarlarında yabancı galerilerin önemli Türk alıcıları takip etmeleri dikkat çekici.
KİMLER SERGİ AÇTI
Juergen Teller, Ross Lovegrove, Micheal Craig-Martin, Youssef Nabil, Thomas Ruff, Anton Henning, Erwin Wurm, Arik Levy, Gavin Turk, Tony Cragg, Julian Opie

O.DAĞHAN ÖZİL (Galeri Artist)
Yabancı sergilerin artışındaki en önemli neden İstanbul ’un şehir olarak sanat dünyasında önemli bir yer edinmeye başlamasıdır. Yabancı sanatçılar genellikle, İstanbul ’da sergi fikrine çok heyecanla yaklaşıyorlar. Bizi takip eden, koleksiyonerlerimizin sergilere ilgisi çok iyi. Hepsi memnun. Galeri Artist olarak yabancı sanatçıların seçiminde, dünya sanatına katkıda bulunmuş olan sanatçıları seçiyor ve getirmeye çabalıyoruz.
KİMLER SERGİ AÇTI
Gian Luca Malgeri, Johan Tahon, Benjamin Moravec, Jiri George Dokoupil, Abraham Christian, Gotthard Graubner, Markus Lüpertz, Ben Willikens, Richard Long

HAZER ÖZİL (Dirimart)
Hangi sanatçıların eserlerini sergileyeceğimizi tasarlarken, onların ulusal kimliklerini değil, sanat üretimlerini ve elbette sanatçı duruşlarını dikkate alıyoruz. Bu nedenle, ‘yabancı sanatçı’ tabirine bir çekince koyduğumuzu belirtmek isteriz aslında. Türkiye’de sanat dünyası geliştikçe, bu dünyadaki aktörlerin sayısı arttıkça ve sanat üretimi fazlalaştıkça, doğal olarak koleksiyonerler daha seçici davranıyor ve eleştirel yaklaşımları keskinleşiyor. Bu da, dünya çapında sanatçılara ilgilerinin artmasına, yerli ve yabancı sanatçı ayrımına düşmeden, iyi sanat eserlerinin peşine düşmelerine sebep oluyor.
KİMLER SERGİ AÇTI
Ghada Amer, Thomas Bayrle, Sabine Boehl, Katharina Grosse, Axel Hütte, Peter Kogler, Bjorn Melhus, Sarah Morris, Hermann Nitsch, Edwin Schafer, O Zhang, Peter Zimmermann

KERİMCAN GÜLERYÜZ (The Empire Project)
Empire Projesi’nin temel amacı, bugün İstanbul dediğimiz eski imparatorluk merkezininin tarihsel olarak kültürel etki alanı içinde yer alan, ya da ondan önemli ölçüde etkilenen bölgelerde üretilen güncel sanatı tespit etmek ve sergilemek. Yabancı sanatçılar için İstanbul artık önemli bir referans oldu; genelde biz yabancı sanatçıyı değil onlar bizi buluyorlar. Sanatseverler yabancı sanatçıların işlerine çok ilgi gösteriyorlar, koleksiyonerler ise biraz daha çekimser sayılır.
KİMLER SERGİ AÇTI
Jasper De Beijer, Rasha Kahil, Manolo Menendez, Sean Lee, Cindy Jansen

SUZANNE EGERAN (Egeran Galeri)
İstanbul ’da çağdaş sanata karşı inanılmaz bir ilgi var ve bu ilgi her geçen gün daha büyüyor. Bunun sonucu olarak, bir süredir İstanbul ’da daha çok uluslararası sanatçının sergilerini görme fırsatı buluyoruz. Bu sergiler camianın ilgisini beslemek ve diyaloğu arttırmak açısından da çok önemli. Ayrıca, gitgide çoğalan çeşitlilik de çok ümit verici. Uluslararası çağdaş sanatın araştırdığı fikir ve konular tüm toplumları yakından ilgilendiriyor. Mesela, Türk toplumunu içeren bir diyalog geliştirmek ve bu konuda fikir alışverişinde bulunmak oldukça ilgi çekici olabiliyor. Zaten çağdaş sanatçılar ve koleksiyonerlerin, çağdaş sanatla olan bağlarını geliştiren de bu diyalog.

Türkiye’yi es geçmediler
Erwin Wurm: ‘One Minute Sculptures’ (Bir dakikalık heykeller) ve ‘Fat Sculptures’ (Şişman heykeller) ile tanınan 1954 doğumlu Avusturyalı heykeltıraş Erwin Wurm uluslararası sanat camiasının yıldızlarından biri olarak kabul ediliyor. Wurm’un eserlerinin bulunduğu koleksiyonlardan bazıları Centre Pompidou ve Musée National d’Art Moderne, Musée d’Art Contemporain, Musée d’Art Contemporain, Guggenheim gibi önemli müzelerde sergileniyor. 

Tony Cragg: 1949 doğumlu İngiliz heykeltıraş Tony Cragg 1970’li yıllarda ürettiği heykellerle uluslararası alanda dikkat çekmişti. 1988 Turner Prize ödüllü Cragg, son yıllarda dünyanın en önemli heykeltıraşlarından biri kabul ediliyor. 

Julian Opie: İngiliz güncel sanatının tanınmış ismi Julian Opie’nin işleri dünyanın önde gelen müzelerinde sergileniyor. Seçtiği imajları figüratif röprodüksiyonlara çeviren Opie, sanat dünyasının her daim gündemde olan isimlerinden biri. 

Sol LeWitt: Kavramsal sanatın öncülerinden Amerikalı sanatçı, 1960’lı yıllarda tanınmaya başlanan en derinlikli isimlerden biri. 1967’de, ünlü Kavramsal Sanat Üzerine Paragraflar isimli makalesini yayımlayan sanatçı minimalizm akımının da önemli isimlerinden biri. 

Ghada Amer: 1963 doğumlu Mısırlı çağdaş sanatçı, feminist tavrı ve kadın bedeni üzerine çalışmalarıyla tanınıyor. Tuval üzerine iğne ve iplik kullanarak geliştirdiği işleriyle bilinen sanatçı dünyada feminist sanatın en önemli isimlerinden biri kabul ediliyor. 

Sarah Morris: Sanatçı, filmleri, resimleri ve mekana özgü işleriyle dünya çapında önemli isimlerden. Sergi açtığı mekanlar arasında Frankfurt’taki Museum für Moderne Kunst, Bologna’nın Museo d’Arte Moderna’sı, Paris’teki Palais gibi kurumlar var. Guggenheim, Paris Centre Pompidou, New York ve Miami çağdaş sanat müzelerinin daimi koleksiyonlarında yer alıyor.

Radikal, Haber: Elif Ekinci, 28.05.2012

"EVRİM TEORİSİ HAKKINDAKİ ŞÜPHELER TARİH OLACAK"

 

 

Kenya doğumlu paleoantropolog Richard Leakey, 15-30 yıl içinde, evrimi destekleyen bilimsel keşiflerin hızlanacağını, hatta şüphecilerin bile bunu kabulleneceğini öne sürdü.

Long Island’daki Stony Brook Üniversitesi’nde profesör olan Leakey, son birkaç haftadır New York’ta. Burada, Kenya ’daki Turkana Basin Enstitüsü’nün çalışmalarını tanıtan Leakey, dünyanın dört bir yanından insanoğlunun kökenini araştırmak isteyen bilim insanlarını ve araştırmacıları burada ağırlıyor.

67 yaşındaki ünlü paleoantropologun ailesi de evrim araştırmalarıyla ünlü. Leakey ailesi, bilinen birçok ünlü fosili bulmuş bireylerden oluşuyor.

Dine karşı hiçbir kini olmadığını vurgulayan Leakey, “İnsanların inanmaya ihtiyacı varsa bunu anlarım” diyor, ama bilimsel çalışmaların da din kitapları ekseninde yürütülemeyeceğini vurguluyor.

Turkana’daki araştırmalar, 1984 yılında 1,6 milyon yıllık uzun kollu bir erkek iskeletinin bulunmasıyla hızlanmıştı. Leakey’nin çalışmalar için sık sık gittiği Turkana Enstitüsü’nde yaptıklarıyla ilgili bir National Geographic belgeseli bu ay içinde yayınlanacak.

Radikal, 28.05.2012

EDİRNE MÜZESİ'NDE 'RODOPLARDAN İKONALAR' SERGİSİ

 

 

'Rodoplar'dan 16-19. Yüzyıl İkonaları' sergisi, bugün saat 17.00'de Edirne Devecihan Kültür Merkezi'nde açılıyor.

 

Edirne Müzesi’nin Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından ortaklaşa finanse edilen Türkiye Kültürlerarası Diyalog Müzeler Hibe Programı çerçevisinde yürüttüğü “Our Museums in the Mirror of River Arda” (Arda Nehrinin Aynasında Müzelerimiz) projesi kapsamındaki ilk sergi Edirne’de bugün açılıyor.

Küratörlüğünü Sofya Müzesi’nden Mariela Stoykova’nın yaptığı, “Rodoplar’dan 16-19. Yüzyıl İkonaları” sergisi, 28.05.2012 Pazartesi günü saat 17.00’da Devecihan Kültür Merkezi’nde açılıyor. Kırcaali Bölge Tarih Bölgesi, Kırcaali Sanat Galerisi ve Haskova Tarih Müzesi işbirliği ile yapılan sergideki eserlerin büyük kısmı az bilinmekte olup yarısından fazlası ilk defa sergileniyor.

3 Haziran tarihine kadar sürecek olan sergi akabinde,  Kültürlerarası Diyalog- Müzeler Hibe Programı projesinin ikinci sergisi olan  “Hilye-i Şerifler Sergisi”  Kırcaali’de yapılacak olup ile sergi ile ilgili hazırlıklar devam ediyor.

Turizm Gazetesi, 28.08.2012

RÖNESANS GELİYOR

 

 

16. yüzyıl İtalya’sının en ünlü üç ustası Michelangelo, Leonardo ve Raphael'in eserleri Türkiye’ye geliyor.

 

1 Haziran’da açılacak “The Great Masters” Sergisi 16. yüzyıl İtalya’sının en ünlü üç ustası Michelangelo, Leonardo ve Raphael’in bilim ve sanatta bıraktıkları izleri gözler önüne seriyor.

Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde 31 Temmuz’a kadar ziyarete açık olacak sergi, Türkiye’nin ilk gerçek interaktif sanat sergisi olma özelliğini taşıyor.

 

Ünlü İtalyan küratörler Alessandro Vezzosi ve Francesco Buranelli tarafından hayata geçirilen “The Great Masters” Avrupa’da ilk kez Türkiye’de sergilenecek. Sergi Vestel’in ana sponsorluğunda gerçekleşecek. Ziyaretçiler Michelangelo’nun Sistin Şapeli’ndeki eserlerini, Davud heykelini, Leonardo’nun Son Yemek freskini, anatomi çalışmalarını, Vitrivius İnsanı’nı, Raphael’in yapmış olduğu birçok resmi ve Atina Okulu freskinin detaylı incelemesini modeller, dokunmatik ekranlar ve interaktif sistemler vasıtasıyla deneyimleme fırsatı bulacak.

Sergi süresince Pace Çocuk Sanat Merkezi'nin 5-14 yaş grubu ve yetişkinlere yönelik hazırlamış olduğu birbirinden renkli ve yaratıcı atölye çalışmaları da sergi alanında yer alacak. Aynı şekilde her hafta Cumartesi günü saat 20:00'de National Geographic Channel'in katkılarıyla Tophane-i Amire açık hava sinema alanında dönemle ve 3 büyük ustayla ilgili ücretsiz belgesel gösterimleri gerçekleşecek.

Habertürk, 28.05.2012

ALLİANOİ İÇİN HUKUKTA SON VİRAJ

 

 

Yaklaşık 1.5 yıl önce Yortanlı Barajı'nın suları altında kalan Allianoi antik kentiyle ilgili hukuki süreçte ilginç bir gelişme meydana geldi. İzmir 2. İdare Mahkemesi, 7 yıl önce reddettiği dava dosyasını yeniden açtı. Mahkemenin 7 yıl önce kabul etmediği davayı kabul etmesi, aradan geçen süreçte yapılan her işlemin "dayanaksız" kalma ihtimalini ortaya çıkarttı.

 

Kumla kaplanmasına izin veren karara karşı açılan davanın duruşmasından 7 ay önce sular altında kalan Allianoi antik kentini kurtarmak için yaklaşık 8 yıldır süren hukuki süreç ilginç bir noktaya geldi. Hukuki sürecin başladığı ilk dava olan ve Yortanlı Barajı'nın aks yerinin (gövdesinin) değiştirilmesi için İzmir 2. İdare Mahkemesi'ne açılan, ancak mahkemenin o zaman görüşmeyi reddettiği dosya, Danıştay 14'üncü Dairesi'nin son kararından sonra yeniden açıldı ve İzmir 2. İdare Mahkemesi'nin önüne geldi.

Açılan 10 davanın ilki
Yortanlı Barajı'nın göl havzası içerisinde kalan Allianoi antik kentinin sular altında kalmasını önlemek amacıyla 2005 yılından bu yana aralarında baraj aksının değiştirilmesi, antik kentin kumla kaplanması kararının iptal edilmesi, antik kentin çevresinin duvarla kaplanmasının önüne geçilmesi amacıyla 7'si doğrudan idari dava, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu tarafından alınan ilke kararlarının iptal edilmesine yönelik olarak dolaylı 3 dava olmak üzere toplam on dava açıldı. Açılan davalardan dördünde mahkemeler Allianoi'nin baraj suları altında kalmaması için iptal kararı verdi. Hukuki süreci başlatan ilk dava da dahil olmak üzere üç dava ise henüz sürüyor.

İlk davanın 7 yıllık hikayesi
Allianoi Girişim Grubu 2004 yılında gönüllüler tarafından oluşturulduktan sonra, ilk iş olarak 2001 yılında İzmir 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, 2005 yılında da İzmir 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından verilen 1'inci derece arkeolojik sit kararlarına istinaden, DSİ Genel Müdürlüğü'ne 2 bin 800 imzalı bir dilekçe ile başvurarak barajın aks yerinin (gövdesinin) değiştirilmesini istedi.

DSİ, Allianoi Girişim Grubu'nun bu isteğini reddetti. Bunun üzerine Allianoi Girişim Grubu, Arkeologlar Derneği, Tarih Vakfı, Mimarlar Odası ve İzmir Turist Rehberleri, 72 kişi ve 36 avukat DSİ'nin ret kararının iptali için iki ayrı dava açtı. Dava İzmir 2. İdare Mahkemesi'nin önüne geldi. Mahkeme keşif yapılmasına karar verdi. İki inşaat, bir jeoloji mühendisinden oluşan heyet, inceleme sonucunda "baraj gövdesinin sağlam olduğu, şimdiki yerinden biraz daha yukarıya yapılabileceği, ancak bunun hacminin küçük olacağı" yönünde rapor verdi. İzmir 2. İdare Mahkemesi de bu rapora dayanarak davayı reddetti.

Temyiz için Danıştay'a başvurdular
Bunun üzerine davacılar temyiz için dosyayı Danıştay'a taşıdı. Temyiz davasına bakan Danıştay 6. Dairesi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun Allianoi için aldığı ilk ilke kararı olan 765 Sayılı İlke Kararı'nın iptal edilmesine dayanarak, Allianoi'yi koruyacak bir projeye ilişkin bir karar olmadan İzmir 2. İdare Mahkemesi'nin davayı reddemeyeceğini öngördü ve bu kararı bozdu.

Danıştay 6. Dairesi'nin bozma kararı üzerine DSİ, Kasım 2009'da karar düzeltme için yeni bir başvuru yaptı. DSİ'nin başvurusundan uzun süre sonra dosya Şubat 2012'de Danıştay'da yeni oluşturulan 14. Daire'ye gönderildi. Dosyayı inceleyen Danıştay 14'üncü Dairesi, Şubat ayının sonunda DSİ'nin karar düzeltme isteğini reddetti. Böylece 2005 yılında İzmir'de açılan dava, aradan 7 yıl geçtikten sonra 2012'de yeniden başladığı yere döndü. İzmir 2. İdare Mahkemesi geçtiğimiz günlerde davayla ilgili olarak taraflara çağrıda bulundu.

Şimdi ne olacak?
İzmir 2. İdare Mahkemesi bu aşamada Danıştay 14. Dairesi'nin verdiği bozma kararına uyup uymamayı tartışacak. Eğer eski kararında direnirse, bu kez dosya temyiz için Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu'na gönderilecek. Kurul kesin kararı verecek. İzmir 2. İdare Mahkemesi bozma kararına uyarsa Allianoi'yi koruyacak bir projenin olup olmadığına bakacak. Mahkemenin idari yargılama usulü olarak davanın açıldığı ilk tarih itibarıyla dava konusunun hukuka uygun olup olmadığını denetlemesi, dolayısıyla Temmuz 2005'teki duruma bakıp davayı kabul etmesi gerekiyor.

"Yapılan işlemler dayanaksız kalır"
Davanın kabul edilmesi durumunda ortaya ilginç bir durum çıkacağını söyleyen Avukat Arif Ali Cangı şöyle dedi:
"Mahkemenin davayı kabul etmesi demek, DSİ'nin barajın aks yerinin değiştirilmesini reddeden kararının iptal edilmesi demek. Bu da Yortanlı Barajı'nın yer seçiminin hukuka aykırı olduğu anlamına geliyor. Dolayısıyla mahkemenin böyle bir karar vermesi yapılan bütün işlemlerin dayanaksız kalması anlamına geliyor."

Allianoi'de hukuki sürecin başına dönüldüğünü kaydeden Avukat Cangı, "Allianoi, gövdesinin yeri hukuken tartışmalı bir barajın suları altında kaldı. Davalarda başa döndük. Halen süren iki dava vardı, onlar da bu davanın sonucunu bekliyor" diye konuştu.

Cnn Türk, 28.05.2012

TARİH İŞTE BÖYLE TALAN EDİLİYOR!

 

 

Telmessos Antik Tiyatrosu... Fethiye'nin göbeğindeki bir tiyatro... Bu antik tiyatronun tam 5 bin yıllık geçmişi var...

 

Ama ne yazık ki bakımsızlıktan dökülüyor.

Dökülmek bir yana, Telmessos'un sütunları geçmiş yıllarda liman dolgusu olarak kullanılmış.

Hani o tur teknelerinin kalktığı sahil şeridi var ya, antik kentin sütunlan işte o sahil şeridinin altında yatıyor!

 

Denize en yakın antik tiyatro olma özelliğiyle diğerlerinden bir adım öne çıkan Telmessos'u görseniz, içiniz parçalanır.

 

Hadi tarih yağmacılarını bir tarafa bırakın...

Restorasyon işini 2012 yıh bütçesine alan Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yıllardır uykuda olmasını da bir nebze anlayabiliriz...

 

Ancak o sütunlan alıp dolgu malzemesi olarak kullananlara inanın söyleyecek söz bulamıyorum.

 

Tabii Fethiye Belediyesi'nin yıllardır bu tarihi tiyatronun çevresine yazlıklar dikilmesine göz yummasını da "tarihe ihanet" olarak yorumluyorum.

 

Çivi bile çakılmasının yasak olduğu bölgeye insanlar tek tek yazlık villalar kondurmuş.

Manzaraya bakılırsa bir antik tiyatronun göbeğine villa yapmadıkları kalmış...

Kimse çıkıp da yazlık yapanlara "Ne yapıyorsunuz kardeşim?" dememiş.

 

Fethiye'nin çalışkanlığıyla tanıdığımız Belediye Başkanı Behçet Saatçi, bugüne kadar neden harekete geçmemiş acaba?

Tarihi dokuya zarar veren bu evleri yıkmak çok mu zor?

Velhasıl manzarayı gördüğümde ben şoke oldum. Bu yüzden antik tiyatronun şu anki durumunu gösteren bir fotoğrafını da yayınlıyorum.

Zira tarihin nasıl talan edildiğine sizler de tanık olun istedim!

Sözcü, Yazı: Nagehan Doğaner Halıcı, 28.05.2012

 

******


TELMESSOS ANTİK TİYATROSU KURTULUYOR

 

 

Roma döneminde inşa edilen, MS 2. yy'da onarım geçiren ve Bizans döneminde arena olarak kullanılan Türkiye'nin denize yakın en eski tiyatrosu olan 6 bin kişi kapasiteli Fethiye Antik Tiyatrosu, restore edilecek.

 

Fethiye'nin tarihine ışık tutan en önemli eserlerin başında yer alan tiyatro yıllardır, ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle varoşların sığınağı haline gelmişti.

5 bin yıllık geçmişi bulunan Telmessos Antik Tiyatrosu 11 Haziran 2012 tarihindeki ihale sonrası restore edilecek. 1960'lı yıllarda sütunları liman dolgu malzemesi olarak kullanılan tarihi mekan, 1990'lı yıllara kadar moloz yığınları altında kalmıştı. Hatta üzerine ev yapılarak kaybolması sağlanan Telmessos Antik Tiyatrosu, 1991 yılında yapılan kazı çalışmaları ile yeniden gün yüzüne çıkarılmıştı.

Antik tiyatronun restorasyonu için Muğla Valisi Fatih Şahin tarafından, Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları (KUDEB) kaynaklarından ayrılan ödeneğin, restorasyonu gerçekleştirmek üzere Muğla İl Özel idaresine tahsis edildiği öğrenildi. Muğla İl Özel idaresinin web sayfasında yer alan ihale ilanına göre, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki 'Kültür Varlıklarının Rölöve, Restorasyon, Restitüsyon Projeleri, Sokak Sağlıklaştırma, Çevre Düzenleme Projeleri ve Bunların Uygulamaları İle Değerlendirme, Muhafaza, Nakil İşleri ve Kazı Çalışmalarına İlişkin Mal ve Hizmet Alımları'na dair yönetmelikin 24. maddesine göre belli istekliler arasında yapılacak ihalenin 11 Haziran 2012 günü yapılacak.

İhaleye Kültür ve Turizm Bakanlığından ön yeterlilik alan firmaların katılabileceği ve ihale dokümanının İl Özel İdaresi birimi ve ihaleyi ve restorasyonu yapmakla görevli Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünden isteklilerce alınabileceği ifade ediliyor.

Habertürk, 29.05.2012

İLYAS BEY'E EUROPA NOSTRA ÖDÜLLÜ RESTORASYON

 

 

İlyas Bey Külliyesi’nin Europa Nostra ödüllü restorasyon projesi tamamlandı. Külliye önceki gün Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katıldığı törenle ziyarete açıldı. İlyas Bey Külliyesi, Aydın’ın Didim İlçesi'ne  bağlı, 1. derece arkeolojik sit alanı olan Milet Antik yerleşmesinde bulunuyor. Batı Anadolu’nun güçlü beyliklerinden Menteşeoğulları’nın son hükümdarı İlyas Bey tarafından 1404’te yaptırılan külliye, cami, medrese, imaret, çifte hamam ve çarşı gibi birimlerden oluşuyor.


Gömleklik kumaş üretim ve tasarım markası Söktaş, bakımsızlık nedeniyle harabeye dönen 600 yıllık külliyeyi restore etmeye karar verdi. 

Mimar Cengiz Kabaoğlu’nun başkanlığındaki çalışmalara 2006’da başlandı. 6 yılda tamamlanan restorasyon, Avrupa’nın kültürel mirasını korumayı misyon edinen Europa Nostra tarafından ‘Koruma ve Kültürel Mirasın Değerlendirmesi’ kategorisinnde ödüle layık görüldü. Restorasyon 1 Haziran’da Lizbon’da düzenlenecek törende açıklanacak Europa Nostra’nın büyük ödülüne de aday gösterildi.


Restorasyonla eşzamanlı olarak bir de İlyas Bey Külliyesi kitabı hazırlandı. Kitabın editörlüğünü İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk ve İslam Sanatı Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. M. Baha Tanman ve Harvard Üniversitesi Tarih Bölümü doktora öğrencisi Leyla Kayhan Elbirlik üstlendi.

Radikal, Haber ve Fotoğraf: Şükrü Oktay Kılıç, 28.05.2012

GÜNAY'DAN KAZI BAŞKANLARINA: TÜRKÇE DE YAZIN

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yabancı kazı başkanlarının da istediği şekilde rahatça çalışabileceğini dile getirerek, “Bulduklarınızla ilgili yazıları Almanca, İngilizce yazıyorsanız, Türkçe de yazacaksınız.” dedi.

 

Çorum Valiliği ve Hitit Üniversitesi tarafından ev sahipliği yapılan 34′ncü Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu başladı. Anitta Otel’de düzenlenen sempozyuma katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, tarihi eser ve tarihi yerlerin bütün insanlığa ait olduğunu belirtti. Günay, Türkiyedeki bir tarihi yerin bir başka ülkedeki insana, başka ülkede bulunan bir yerinde Türk insanına ait olduğunu söyledi.

 

Kendilerine göre yabancı kazı başkanlarının da istediği şekilde rahatça çalışabileceğini dile getiren Günay, “Bulduklarınızla ilgili yazıları Almanca, İngilizce yazıyorsanız, Türkçe de yazacaksınız. Eğer kazı yapılması için işbirliğine girmişsek sizlerle Türkçe’nin de bir bilim dili olarak gelişmesini istiyoruz. Böyle bir amacımız var. Kazı yaptığınız ülkenin diline saygı göstererek bunu yapacaksınız. Sadece yabancı kazı başkanlarından değil, yerlilerden de eleştiri aldık. Eğer biz bu kadar kaynak ayırıyorsak, işbirliği de yapacağız. Kazı başkanlarını yerli ve yabancı diye ayırmadık. Bazı kazıları iptal ettik. İki kez uyardık, zaman ayıracaksınız, koruma önlemleri alacaksınız. ‘Burada bu toprağı seven insanların çalıştığı anlaşılacak’ dedik, buna gereken önemi verenleri alkışladık. Vermeyen yerli yabancı fark etmeksizin emeklerine teşekkür ettik.” dedi.

 

Yol kenarlarında bazı buluntular olduğunu belirten Günay, kazı başkanlarına seslendi: “Herkesin aylarca arazide çalışmasını beklemiyoruz. Tabiki uzun zaman ya da kısa süre çalışılacak alanlar vardır. Bu uzun çalışılacak yerlerde ekipleriniz gelsin, bir ön çalışma yapsınlar. Bu çalışmayı bizimle paylaşsınlar. Kazsınlar tabi ama kazdıklarını yolun bir kenarına atmasınlar. Buluntuların yol kenarına atıldığını bulduğumuz, gözlemlediğimiz, tespit ettiğimiz yerler oldu. Kazı başkanlarımız bunları uygun şekilde korusunlar.”

 

Kazı çalışmalarına büyük destek verdiklerini belirten Günay, bu alanda yeni çalışmaların olduğu bilgisini verdi. Diğer oturumun başlamasının ardından salonun boşalmış olduğunu gören Ertuğrul Günay, “Bu ne hal daha sempozyumun ilk oturumunda böyle boşalıyorsa yapmayın daha iyi.” dedi.

Turizm Habercisi, 28.05.2012

VALİLİĞE TARİHÇİ İSYANI

 

İstanbul’un fethinin 559’uncu yıldönümü kutlamalarını düzenleyen İstanbul Valiliği, bu yıl fetihin simgesi haline gelen Fatih’in gemileri karadan yürütmesini anlatan temsili gösteriyi kaldırdı. Valiliğin bu kararı tarihçilerin tepkisini çekerken,gemilerin karadan yürütülüp yürütülmediği tartışması başladı.

İstanbul’un fethinin tartışmalı konularından biri olan gemileri bir gecede Tophane’den alarak Kasımpaşa’ya indirme olayı , fetih kutlamalarının yapıldığı bu günlerde yine gündeme geldi. İstanbul Valiliğinin düzenlediği kutlama programında her yılın aksine gemileri karadan yürütme sahnesine yer verilmemesi tartışmaların fitilini ateşledi. Tarihciler valiliğin kararına tepki gösterirken, fethin yılında Fatih’in gemileri karadan yürütün yürütmediği tartışmaları başladı.

Prof.Dr. İlber Ortaylı (Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü): “Ben yaptım öyle uygun görüyorum geçerli birşey değildir. Valiliğin yaptığı budur. Herkesin bir tahsili var, bir tarih bilgisi var. Valilik tarih konusunda kime danışıp da kutlama programı hazırlamıştır ya da değiştirmiştir. Bunu açıklamalı. Tarih konusunda Valilik karar alma merciimidir. Kime danışıp da karar almışsa açıklasınlar. Aldıkları kararın gerekçesini de açıklasınlar, kimlerden akıl aldıklarını söylesinler.İnsanlara yaptım oldu böyle kabul edin diyemezsin. Gemiler yürütüldü ya da yürütülmedi bu da ayrı bir tartışma konusu. Ama bu zamana kadar ki kutlama programı bir anda değişiyorsa ben önce bunu tartışırım.”

Prof.Dr. Ahmet Şimşirgil (Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi): “Fetih kutlamaları yüz senedir yapılan birşey. Fethin sembolü olan şeylerde kutlamalarda kullanılıyor. Bayrak dikme, gemilerin yürütülmesi hadisesi bunlar fethin sembolüdür. Valilik bunları kaldırırken gerekçesini açıklamak zorunda. Neden bunları kaldırıyor.Bunların gerçekte olmadığını söylüyorsa da bu tartışma meydana getirir. Neye dayanarak böyle düşünüyor valilik. Bir açıklama yapması gerekir. Fetih kutlamalarında Fatih Sultan Mehmet, İstanbul hakkında programlar yapılabilir. Bu şekilde fetih havası insanlara anlatılabilir, yaşatılabilir. Hava i fişeklerle kutlama yapılmaz. Bunlar boşa masraf ve vakit kaybıdır. Geçici olarak bir hava katar insanları eğlendirir. Ancak bu tür kutlamalar Fatih’in yaptıklarını, fethin duygusunu vermiyor insanlara. Fetih kutlamalarda Fatih’i ve fethin değerlerini göremiyorum. Ancak Ulubatlı’yı ve gemileri de yok sayıyorlarsa bu çok kötüdür.”

Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu (MHP milletvekili): “İstanbul’un fethinden rahatsız olanlar batılılardır. Temsili de olsa görüntüden rahatsız oluyorlar. Valilik hangi sebebe dayanarak surlara çıkmayı kaldırdı açıklaması lazım. Ama adamlar milli değiller, milli dediğimiz her şeyden rahatsız oluyorlar. İstanbul’un fethinin gösterisinden bile rahatsız oluyorlar. Dünyanın her yerinde kutlamalarda bu tür semboller vardır. İstanbul’un fethi çağ değiştiren bir hadisedir. İstanbul’un fethi kutlamalarında herhangi bir canilik mi var acaba. Neden kaldırıyorlar? İstanbul rastgele bir kale fethi değildir. İstanbul bir imparatorluğun yıkılışıdır. Doğu Hrıstiyanlığının yıkılışıdır. Dinler arası diyalogdan dolayı bunlardan rahatsız olan insanlar bunlar. Tabii bunu açıklayamıyorlar. Eğer bir gösteri yapacaklarsa padişah temsili olarak İstanbul’a girer, Ayasofya’ya gidilirdi. Fetih programı da Ayasofya’da kılınacak sembolik namazla tamamlanırdı.”

Kuşatma yıllarında yazılan Türk kaynaklarında yer almayan gemilerin karadan yürütülme olayı Bizans tarihçileri tarafından kaleme alınan eserlerde ise detaylıca anlatıldı. Gemilerin yürütülmesiyle ilgili iddialardan biri de gemilerin Okmeydanı’nda inşa edilip Haliç’e indirildiği yönünde oldu.

Doç.Dr. Erhan Afyoncu (Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi): “Gemilerin karadan yürütülmesi olayı Türk kaynaklarında yer almıyor. Bizans Tarihçisi Dukas ve Kritovulos’un eserlerinde yer alıyor. Bunlarda o sırada İstanbul’da değiller. Kuşatma sırasında biri Midilli’ye, diğeri Gökçeada’ya gidiyor. Yani gördüklerini değil, duyduklarınıyazıyorlar. Kuşatma boyunca orduda olan Aşıkpaşazade gemilerin yürütülmesi hadisesinden hiç bahsetmiyor. Gemilerin yürütülmesiyle ilgili en ilginç bilgiyi Osmanlı ordusunda görevli olan Konstantin Mihailoviç veriyor. Mihailoviç, Rumelihisarı’nın yapılmasının ardından , hisarın 4 mil ilerisindeki korkulukta 30 geminin yapıldığını bunların Haliç’e indirildiğini yazmıştır. Evliya Çelebi, Müneccimbaşı gibi fetihten sonra yaşayan yazarlar da gemilerin Okmeydanı’nda inşa edilip, denize indirildiğini eserlerinde belirtmiştir.”

Prof.Dr.Vahdettin Engin (Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi): “1910 yılında ilk kutlamalar başladı.Miladi takvimle hicri takvim arasındaki fark nedeniyle 11 Haziran’da yapılırdı kutlamalar.1913’de büyüdü. 1914 de ise çok görkemli bir kutlama yapıldı. Ayasofya’da toplanıldı. Ayasofya’dan divan yolu kullanılarak Fatih Camii’ne kadar kortej halinde yüründü. Yeniçeri kıyafeti giymiş askerler en önde yürüdü. Bando ve marşlar eşliğinde devlet erkanı da bu yürüyüşe tam kadro katıldı. Halk da büyük bir katılım gösterdi. 100 bin kişi katıldı. Fatih Camii’ne gelindiğinde törenlere geçildi. Coşkulu, milli duyguları coşturucu tarzda konuşmalar yapıldı. gazetelere yansıyan önemli bir detay var. O da surlara çıkan ilk kişi olarak Balaban Çavuş’un adı yazıyor. UlubatlıHasan daha sonraki tarihlerde yapılan kutlamalarda ortaya çıktı.”

Vatan, Haber: Mustafa Uçar, 27.05.2012

DÜNYA KIZIMIZA HAYRAN

 

 

Dünyanın en büyük mozaik müzesi'' unvanına sahip Gaziantep'teki Zeugma Mozaik Müzesi, yerli ve yabancı ziyaretçilerin akınına uğradı.


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 9 Eylül 2011 tarihinde resmi açılışı yapılan Zeugma Mozaik Müzesi, 9 ayda 2 bine yakını yabancı olmak üzere toplam 135 bin 749 ziyaretçi sayısına ulaştı.


Sergilenen yaklaşık bin 700 metrekarelik mozaik ile dünyanın en büyük mozaik müzesi kabul edilen Tunus'taki Bardo Müzesi'nin bu unvanını elinden alan Zeugma Mozaik Müzesi, yabancılardan en çok Amerikalı turistleri ağırladı. Müzeyi İngiltere, Fransa, Portekiz, Rusya ve Suriye gibi dünyanın birçok ülkesinden turistler de ziyaret ediyor.

 

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) GAP Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Fikret Murat Tural, yaptığı açıklamada, bölgenin turizm açısından son derece zengin potansiyele sahip olduğunu vurguladı. 


TÜRSAB olarak Zeugma müzesini tur operatörleri ve seyahat acentalarının listesine dahil ettiklerini ifade eden Tural, ''Gelen turistlerden son derece olumlu dönüşler alıyoruz. Buraya daha fazla turist çekmek için müzeyle ilgili belgesel projesi hazırlanıyor. Tanıtım çalışmalarıyla birlikte yabancı ve yerli turist sayısında ciddi artış bekliyoruz. Gelecek yıl müzeye 1 milyon turist çekmeyi hedefliyoruz'' diye konuştu.

Zeugma Mozaik Müzesi Müdürü Asuman Arslan da sergilenen bin 700 metrekarelik mozaikle Tunus'taki Bardo Müzesi'ni geçtiklerini belirterek, ''Birçok mozaik de depolarımızda emniyetli bir şekilde saklanıyor. Ek binamız hizmete açıldığında sergilenen mozaik 2 bin 500 metrekareye ulaşacak'' dedi.


Müzenin tanıtımı için her türlü çalışmayı yaptıklarını ifade eden Arslan, toplam 40 bin metrekarelik alanda kurulan müzeyi ziyaretçilere Iphone uygulamalarıyla tanıttıklarını, müzede çocukların eğlenerek öğrenmelerini sağlayan dokunmatik oyun masaları da bulunduğunu belirtti.


İl Kültür ve Turizm Müdürü Salih Efiloğlu ise müzeye talebin giderek arttığına işaret ederek, ziyaretçilere daha iyi hizmet verebilmek için randevu sistemine geçmeyi düşündüklerini belirtti.
Gaziantep'e sanayi ve turizmin yanında turizmin üçüncü sac ayağı olduğunu ifade eden Efiloğlu, Gaziantep medeniyetlerin buluşma noktası olduğunu dile getirdi.


Yesemek Açık Hava Müzesi ve Zeugma Ören Yeri'nin 2012 yılı UNESCO Dünya Kültür Mirası Aday Listesine girdiğini belirten Efiloğlu, ''Önümüzdeki yıl Karkamış Antik Kenti ve Rum Kale'nin de listeye gireceğine inanıyoruz'' dedi.

Habertürk, 27.05.2012

PATRİK BARTHOLOMEUS KAPADOKYA'DA KİLİSE AÇTI

 

Fener Rum Patriği Bartholomeos, Nevşehir’in Ürgüp İlçesi’ne bağlı eskiden Rumların yaşadığı tarihi Mustafapaşa Beldesi’nde restorasyon çalışmaları tamamlanan Aios Nichole Kilisesi’nin açılışını yaptı ve bahar ayinini yönetti.

 

Patrik Bartholomeos, Türkiye ile Yunanistan arasındaki dostluk ilişkilerinin geliştirilmesine katkıda bulunmak üzere düzenlenen ’Gönül Bağı Festivali’nin açılış törenine de katılarak konuşma yaptı. Patrik konuşmasında hoşgörü ve barış mesajları verdi. Kilisenin açılışı ve arkasından düzenlenenen bahar ayinine Yunanistan, Amerika, İstanbul ve İzmir’den gelen yaklaşık 1500 kişi de katıldı. Ayinden önce otobüslerle gelen kafile, esnafın da yüzünü güldürdü. Hediyelik eşya, restaurant ve cafeler ziyaretçilerle doldu. Beldede görev yapan Nevşehir Jandarma At-Köpek Eğitimi ve Meslek Edindirme Kurs Merkez Komutanlığı (JAKEM)’e bağlı atlı birlikler oe büyük ilgi gördü. Ayin öncesinde kiliseye gelenler hazırlanan masada mum yaktı ve dilek tuttu. Restorasyon çalışmaları tamamlanan Aios Nichole Kilisesi’ndeki ayinde İncil’den bazı bölümler okundu, dualar edildi. Ayin, Bartholomeos’un Rumca yaptığı dua ve konuşmasıyla son buldu.

Bartholomeos, ayin sonrasında kilisenin bahçesinde düzenlenen ’Gönül Bağı Festivali’nin açılış törenine katıldı. Törenin açılış konuşmasını yapan Mustafapaşa Belediye Başkanı Levent Ak, buradan dünyaya barış, hoşgörü ve dialog mesajları vermek istediklerini söyledi. Başkan Ak, dünyanın medeniyetler arası diyaloğa her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu da vurguladı.

Patrik Bartholomeos konuşmasının Türkçe olarak yaptığı bölümünde, Kapadokya’nın manevi atmosferi ile kendilerini daima çektiğini söyledi. Kapadokya’nın Hıristiyanlığın en eski döneminden itibaren kutsal şahsiyetlerin yetiştirdiği bir bölge olduğunu kaydeden Patrik "Sadece Tanrı sevgisi ile yola çıktılar. Sayısız zorluklara göğüs germişlerdir. Hıristiyan- Müslüman ayrımı yapmadan bu topraklarda sevginin yolunda ömrünü tamamlamış herkesin mekanı Cennet olsun" diye konuştu.

Tören sonrasında Mustafapaşa Belediye Başkanı Levent Ak tarafından Patrik Bartholomeos’a plaket ve çini tabak hediye edildi. Bartholomeos daha sonra Ellini kilisesinde 15 ressamın yaptığı yağlı boya resimlerinin sergilendiği sergiyi gezdi.

Fener Rum Patriği Bartholomeos ve beraberindeki heyet, Aziz Vasilios Kilisesi’nde düzenlenecek olan ayine katılmak üzere bugün Niğde’ye gidecek.

Hürriyet, Haber: Ahmet Korkmazer, 27.05.2012

SANAT YATIRIMINDA AVRUPALI ÇEŞİTLİLİK, GELİŞEN ÜLKELER İSE MODA VE YATIRIM PEŞİNDE

 

 

Dünyada her yıl 10 milyar dolar kaynak aktarılan sanat piyasası Türkiye’de yaklaşık 300 milyon dolarda kalıyor. 10 yılda 20 kat büyüyen ve sanat eseri sahibi sayısında ciddi artış yaşanan Türkiye’de sanat piyasının hacmi artarken, yurtdışından da ilgi görüyor. UniCredit Art Banking Sorumlu Direktörü Domenico Filipponi, Türkiye’deki sanat piyasasının umut vaadettiğini belirterek, Türk eserlerinin konulu satışlarla yurtdışındaki görünürlüğünün arttığını söyledi. Ancak sanat piyasasında asıl yükselişe geçen kesimin BRIC ülkeleri olduğunu kaydeden Filipponi, temeli geleneksel koleksiyonculuğa dayanan Avrupa pazarının, daha ‘sofistike’ olmanın yanı sıra daha fazla da çeşitlilik içerdiğini, yakın dönemde elde edilen servetlere sahip olan yükselen piyasaların ise nispeten daha az ‘kültürlü’ ve sofistike olup, moda ve finansal tutum güdümünde hareket ettiğini ifade etti.


Müzelik eserler etkilenmedi
Yakın geçmişe bakıldığında, yatırımların çeşitlendirilmesinde geçerli bir alternatif olan sanata yönelik ilginin son 10 yıldır sürekli arttığını söyleyen Domenico Filipponi, şunları söyledi: “2008 yılının ikinci yarısında Lehman Brothers’ın iflas etmesinin ardından, üst düzey sanat eserlerine yapılan yatırımın değerini oldukça iyi koruduğu görüldü. Genel olarak sanat eserleri 2000 ve 2011 yılları arasındaki tüm dönemlerde hisse senetlerinden daha güçlü performans gösterdi. Kriz sanat eserlerinin değerini pek de etkilemedi. En azından, ‘müzelik’ üst düzey kalitedeki eserlerin değerini etkilemediğini söylemek mümkün. Yüksek kalitelerinden ötürü, büyük oranda modern ve çağdaş sanat alanındaki bu tür eserler ciddi bir büyüme ortaya koydu. Burada, elbette pazarın üst ucundan bahsediyoruz.”


BRIC ülkeleri toparlıyor
Ancak krizlerden, aynı zamanda koleksiyonerlerin tercihlerindeki değişimlerden etkilenen çok sayıda alanın bulunduğunu anlatan Filipponi, “19. yüzyıl resimleri, eski üstatların çizimleri, mobilyalar, gümüşler ve porselenler bunlara örnek verilebilir. Bunların geldiği fiyatlar daima ‘kalite’ göz önünde bulundurularak satın alındığı takdirde gerçekten de gelecekteki yatırımlar için iyi bir fırsat olabilir” diye konuştu. Sanat piyasasında başta Çin olmak üzere Rusya ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin talebiyle toparlanma yaşandığını vurgulayan Filipponi, şöyle devam etti: “Başta Çin olmak üzere, gelişmekte olan ülkeler ve BRIC ülkelerinde 2000 yılından bu yana, sanat eserlerine yönelik, küresel pazardaki hızlı büyümeye paralel bir ilgi var. Bu büyüme, yeni ve oldukça varlıklı.”


Türkiye umut vaatediyor
Türkiye’deki sanat piyasasının umut vaadettiğini ifade eden Domenico Filipponi, şöyle devam etti: “Londra’daki Sotheby’s müzayede evi tarafından 26 Nisan tarihinde düzenlenen Türk Çağdaş Sanat Eserleri satışları ve 24 Nisan’da yine Londra’da gerçekleştirilen ‘Oryantalist Satış’ gibi konulu satışlar, piyasanın yurtdışındaki görünürlüğünü artırdı. Öte yandan İstanbul Bienali’nin yükselen başarısının da gözler önüne serdiği gibi, uluslararası kamuoyunun takdiri kazanılıyor. Modern ve çağdaş sanat pazarına baktığımızda, yurtiçi Türk sanat piyasasının büyüklüğü, 2000 yılında 10.2 milyon dolarken 2008 yılında 45.6 milyon dolara çıktı.”

 

Çin gelirde ilk sırada

Sanat piyasasına dünyada ne kadar kaynak aktarıldığını müzayede evleri tarafından yayınlanan rakamlara göre sıralayan Domenico Filipponi, şu bilgileri verdi: “2011 yılında Çin 4.79 milyar dolar, Amerika Birleşik Devletleri 2.72 milyar dolar, İngiltere 2.24 milyar dolar, Fransa 521 milyon dolar olmak üzere toplamda yaklaşık 10 milyar dolar civarında kaynak aktardı. Çin, küresel sanat eserleri müzayede gelirlerinin yüzde 41.4’ünü üreterek aynı zamanda dünyada ilk 10’da yer alan sanatçılardan 6’sına ev sahipliği yaparak pazar payını yükseltiyor. ABD, 2011 yılındaki küresel sanat eseri satışlarının yüzde 23.5’ini temsil ediyor. Küresel sanat piyasasında, 2011 yılında İngiltere üçüncü sıradaki yerini yüzde 19.3’lük pazar payıyla korurken, Fransa ise yine dördüncü sırada kalıyor.”

 

Sanatı yatırım aracı olarak görenlerin sayısı hızla artıyor

Yapı Kredi Özel Bankacılık Pazarlama Direktörü İmre Tüylü, gelişmekte olan ülkelerin sanat piyasasına olan ilgilerinin artma sebebinin ekonomik ve kültürel alandaki gelişmelerden kaynaklandığını belirterek, şunları anlattı: “Son yıllarda milyoner sayısı arttıkça, bu alana daha fazla kişi yöneliyor. Kazanılan para ve yatırımcı, yatırım yaptığı alanları genişletirken sanatla tanışıyor. Sanat diğer yatırım araçları gibi değildir, yaşayan bir yanı vardır; alternatif getiri sağlayan çok önemli bir enstrümandır. Biz de Yapı Kredi Private Banking olarak ülkemizde sanatın gerektiği önemi ve değeri kazanması için çalışmalarımızı Özel Bankacılık çatısı altında pazarlama ekibimiz ile sürdürüyor; finansman desteği ile sanatın alternatif bir yatırım aracı olarak kullanılması için destek veriyoruz.”

Hürriyet, Haber: Meltem Kara, 27.05.2012

SANAT SPONSORLUĞU MERCEK ALTINA ALINDI

 

 

Geçtiğimiz hafta açılan Le Meridien İstanbul Etiler, otel konseptine çağdaş sanatı da katmak amacıyla bir dizi etkinlik düzenliyor. Bunlardan biri de 'Kurumsal sanat sponsorluğu: Motivasyonlar, potansiyel ve sorunlar' başlığı altında düzenlenen paneldi. Sanata verilen maddi desteklerin ve sponsorlukların konuşulacağı panelde konuyu her açıdan ele alabilmek için, farklı alanlardan önde gelen dört isim davet edilmişti. Londra'daki Serpentine galerisinin kampanyalar başkanı Louise McKinney, Hollanda Van Abbe Müzesi küratörlerinden Nick Aikens, Vehbi Koç Vakfı Başkanı Erdal Yıldırım ve 54. Venedik Bienali'ndeki Türkiye Pavyonu'na B Planı eseriyle katılan çağdaş sanatçı Ayşe Erkmen. Paneli yönetmek ise çağdaş sanat dünyasının yakından tanıdığı, Le Meridien markasının kültürel küratörü Jerome Sans'a düşmüştü. Sans konuşmasına "Bugün hiçbir kurum yoluna yalnız devam edemiyor, ortaklıkları her alanda görüyoruz," sözleriyle başladı. Panelde 1960'lı yıllarda ilk sponsorluk ilişkilerinin nasıl başladığından bahsedildi. McKinney, son yıllarda sergilenmesi daha zor olan sanat eserlerine de yer verebilmek için fonlar aradıklarını anlattı. Erdal Yıldırım ise "Kurumların aldıkları kararların arkasında her zaman bireyler vardır. Bizler de iki-üç kişinin heyecanıyla başladık," dedi.

Söz sırası Ayşe Erkmen'e gelince de sanatçı: "Ben burada neden bulunduğumu bile bilmiyorum. Ben bir sanatçıyım ve sanatçının sponsorlukla hiçbir işi olmaz. Hiç bilmiyorum, 'Sponsor nasıl bulunur?' diye de hiç sormadım. Eğer bana küratör 'Bütçemiz yok, o yüzden bu sergiyi yapamayacağız,' derse, ben de ona 'O zaman bütçesiz yaparız,' derim. Bizim düşünmek ve sanat eseri yapmak için sponsora hiç ihtiyacımız yok. Bizi sergileyenlerin düşüneceği bir şey bu. Bugün çok sayıda yeni sanat merkezi ve galerinin açılması, sanata daha çok yatırım yapılması olumlu bir şey olarak düşünülüyor. Ama bu, sanatı anlamanın entelektüel kapasitesini düşürüyor. Üstelik işin içinde daha çok para olduğu için sanatçıyı daha büyük işler üretmeye iten bir sistem," dedi.

Erkmen'in konuşmasının üzerine Sans ile McKinney, bazı sanat eserlerinin değil sergilenmesi, üretilmesi için bile belli miktarda bütçelere ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. Sans "1970'li yıllarda mutluyduk, sponsor düşünmeden sanat yapıyorduk, ama sadece 10-15 kişiydik," diyerek geçmişten örnek verdi. Erkmen de onları: "İnsan kendisi olmak ve yaptığı şeye yaptığı gibi devam etmek zorunda. Geri kalanı kurumların derdi, benim değil," diyerek yanıtladı. Sans da ona "Bunu bize hatırlattığınız için teşekkür ederiz," dedi. Panel giderek heyecan kazanırken, Erdal Yıldırım "Ben Erkmen'e katılıyorum, hepimiz kendimiz olmak zorundayız," diyerek Ayşe Erkmen'e destek verdi.

Panelin sonunda bir gazetecinin "Sergilerinizi desteklemesini istemediğiniz, reddettiğiniz sponsorlar oldu mu?" sorusu üzerine de Erkmen, "Bu çok önemli ve konuşulması gereken etik bir soru. Elbette ki ben, benim açımdan etik olarak doğru olan kurumlarla çalışıyorum," diye yanıt verdi. McKinney ise "Bu sanat kurumları açısından da ilginç bir soru. Beraber çalıştığımız isimleri seçerken, amacımıza uygun olmasına elbette dikkat ediyoruz," diyerek onu destekledi. İzleyicilerden biri, "Erkmen belki reddedebilir, ama bu desteklere ihtiyaç duyan çok sanatçı var," deyince Erkmen, "Param olsa da olmasa da 'Hayır,' diyebilirim. Bu karakter meselesi. Uzun zamandır hocalık da yapıyorum ve öğrencilerime 'Burs almayın, kolayca gelecek o para sizin sanatınızda belli kısıtlamalar yapacaktır,' derim. Füsun Onur adında bir sanatçı var Türkiye'de. Hiç sergi açmamış, ama en önemli isimlerden. Bu fırsat yakalama meselesi değil. Siz Tate Modern'i de verseniz Füsun Onur yine vazgeçmez yapacağı işten," sözleriyle yanıt verdi. Jerome Sans ise "Hayatımda ilk defa böyle bir panele katılıyorum ve benim için de çok enteresan bir geceydi," sözleriyle paneli noktaladı.

Sabah Pazar, Haber: Fisun Yalçınkaya, 27.05.2012

 

 

GALERİCİDEN YANIT

Panelin ilginç katılımcılarından biri de koleksiyonerleri reddedebildiğini açıklayan cesur bir galericiydi. İzleyiciler arasından, Rodeo Galeri'nin sahibi Slyvia Kouvali "Ben de birçok kişiye, o eserin gideceği yeri uygun bulmadığım için eser satmayı reddettim. Çok zor günler de oldu. Hiç koleksiyoner gelmediği de oldu, her eserin satıldığı da. Doğru yere gitmeyeceğini düşündüğümüz için satmadığımız eserler, birkaç yıl sonra bir başka sergide yer alır; oradan bir müzeye gider, herkes mutlu olur," sözleriyle konuya farklı bir bakış açısı getirdi.

Sabah Pazar, 27.05.2012

ÜÇ BİN YILLIK MÜCEVHERLER

 

İsrail’de bilim insanları, yaşları üç bin yılı bulabilecek olan ve bugüne dek ulaşılan en değerli mücevherler arasında sayılan takılara ulaştı.

 

Tel Aviv Üniversitesi’nden araştırmacılar, söz konusu takıları, Hıristiyan inanışında önemli bir yeri olan Megiddo kenti yakınlarında yaptıkları kazılar sayesinde buldu. Mücevherlerin seramik bir kap içerisinde bulunmuş olmasıysa, sahibi ya da emanetçisinin, bu eşyaları herkesten sakladığının bir işareti sayılıyor.

Hürriyet, 27.05.2012

"AYASOFYA CAMİDİR, İBADETE AÇILSIN"

 

 

İstanbul'un fethinin 559. yıl dönümü nedeniyle, yıllar önce müzeye çevrilip ibadete kapatılan Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması için dün iki ayrı eylem düzenlendi. Alperen Ocakları'na bağlı 500 kişilik grup Ayasofya Meydanı'nda sabah namazı kılarken Anadolu Gençlik Derneği üyeleri de "Zincirler kırılsın Ayasofya cami olarak açılsın" sloganları atarak topluca namaz kıldı. Anadolu Gençlik Derneği üyeleri'nin, saat 13.00 sıralarında düzenlediği eyleme binlerce kişi katıldı. Geniş güvenlik önlemlerinin alındığı Ayasofya Meydanı'nda üzerinde padişah kıyafeti bulunan bir kişi Fatih Sultan Mehmet tarafından yazdırılan Ayasofya Vakfiyesi'ni okudu. Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkanı Salih Turhan, şunları söyledi: "Buranın kıyamete kadar cami olarak kalması için Fatih Sultan Mehmet Ayasofya'da ilk Cuma namazını kılmasının ardından Ayasofya Vakfiyesi'ni yazdırdı. 1934'ten bu yana Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya müzeye çevrilmiş, ibadete kapanmıştır. Hıristiyan ve batı dünyası buranın tekrar kilise olması için AB şartı koymakta ve çalışmalar yapmaktadır. Sümele manastırında ibadet yaptırılıp, Van Akdamar Kilisesi'nin açılmasına karşılık Ayasofya'nın ibadete açılmaması bizleri üzmüştür." Daha sonra tekbir getirip dua eden gruptakiler, Ayasofya Müzesi önünde topluca namaz kıldıktan sonra sessizce İnönü Stadı'ndaki 559'uncu fetih kutlamalarına katılmak üzere alandan ayrıldı.

Sabah, Haber: Mustafa Kaya, 27.05.2012

 

******


AYASOFYA CAMİİ!

 

 

Büyük Birlik Partisi (BBP) İstanbul İl Teşkilatı üyeleri, Ayasofya Müzesi'nin cami yapılması için eylem yaptı. Grup, 'Ayasofya Müzesi' tabelasının üzerine 'Ayasofya Camii' yazılı tabela astı. BBP İstanbul İl Başkanı Fikret Daş'ın da aralarında bulunduğu bir grup, Ayasofya Müzesi önüne geldi. Ayasofya'nın cami yapılmasını isteyen grup, burada konuya ilişkin açıklama yaptı. Yapılan açıklamanın ardından grup, 'Ayasofya Müzesi' tabelasının üzerine 'Ayasofya Camii' yazılı tabela astı. Grup daha sonra olaysız dağıldı.

Yeni Şafak, 30.05.2012

İSA'NIN ÇARMIHA GERİLDİĞİ TARİH: 3 NİSAN 33

 

 

Uluslararası Jeoloji Araştırmaları Kurumu tarafından yapılan araştırmalarda, Hazreti İsa’nın çarmıha gerildiği tarih belirlendi.

 

 İncil’i oluşturan kitaplardan “Matta”da İsa’nın çarmıha gerildiği günü anlatan bölümde bahsedilen depremden yola çıkan uzmanlar kayıtlı bilgiler, jeolojik ve astronomik veriler ışığında bir hesaplama yaptı. Yerbilimciler, 4 bin yıldır meydana gelen depremlerin kronolojik sıralamasını çıkardı. O dönemde, Kudüs’ün 21 km uzağında Ölüdeniz açıklarındaki deprem hareketlerine odaklanıldı. Depremin şiddetini anlamak için bölgeden taş ve toprak örnekleri çıkarıldı.

Taşlar üzerindeki katmanlar, o tarihlerde İncil’de geçtiği gibi taşı ikiye bölecek şiddette yaşananan iki büyük depremin tespit edilmesini sağladı. Bunlardan birinin MÖ 31’de meydana geldiği belirlenirken diğerinin MS 26 ila 36 yılları arasında yaşanmış olduğu saptandı. İncil’de bahsedilen ipuçlarını takip eden uzmanlar, İsa’nın 3 Nisan 33 tarihinde (cuma günü) çarmıha gerildiğini hesapladı.  Araştırmayı yürüten ekipten Jefferson Williams, İncil’in üç kitabına göre İsa’nın öğleden sonra 3 civarında çarmıha gerilmesinin kum fırtınası esnasında gerçekleşmiş olabileceğine dikkat çekti. Williams, erken saatlerde havanın kararmasının bu yolla da açıklanabileceğini söylüyor.

Milliyet, 27.05.2012

"TABLO YATIRIM ARACI GİBİ PAZARLANAMAZ"

 

 

İstanbul'da sezonun son çağdaş ve modern sanat organizasyonu olacak 20. Beyaz Müzayede, 29 Mayıs'ta saat 19.00'da, Sofa Hotel'de gerçekleştirilecek. Müzayede öncesinde bir araya geldiğimiz Beyaz Müzayede Yönetim Kurulu Başkanı Aziz Karadeniz, sanat eseri satın almak ve koleksiyon yapmak hakkında bilgiler verdi.


* SANAT ESERİ ALMAK KÜLTÜR İSTER "Örneğin siz bugün hisse senedi alıyorsanız, herkesin aldığı hisse senedi aynı. Ama bir Komet resmi alıyorsanız, sizin aldığınız Komet resmi farklı, Ayşe Hanım'ın aldığı Komet resmi farklı. Sanat eseri almak, kültürel altyapı gerektiriyor. Danışmanlık sistemi de biraz suistimale açık olabiliyor. İlk aldığınız eserler hatalı olabilir, zevkiniz değişebilir, ama gerçekten ilgiliyseniz, zamanla gözünüz eğitim aldığından, doğru resimlere yönelirsiniz. Gün gelir, duvarınıza astığınız bir resim, oturduğunuz evden pahalı hale gelir. Ama bunun sonuç olması lazım; amaç değil. Kişinin seyretmekten zevk almadığı resmi, birileri önerdi diye satın almasını doğru bulmuyorum."


* ESER SEÇİMİ ÖNEMLİ "Ortalama 2 bin eser içinden eleme yapıyoruz. Benim de dahil olduğum üç kişilik bir ekibimiz var. Eserler için minimum bir fiyat belirlemek ve bunun piyasa koşullarını yansıtması gerekiyor. Örneğin; bazen çok güzel eserlerle başvurular oluyor, ama eser sahibinin fiyat beklentisi, piyasanın çok üzerinde olursa, müzayedeye koyamıyoruz. Müzayedede arka arkaya dört-beş eser satılmazsa, bu durum salondaki havayı olumsuz etkileyebiliyor, satılacak eserler de bundan etkilenebiliyor."


* 300-400 KİŞİ GELİYOR "5 bin adet katalog dağıtıyoruz. Bunların 500'ü yurtdışındaki önemli müzelere ve koleksiyonere gönderiliyor. Yurtiçinde ise bireysel sanatseverlere dağıtılıyor. Aralarında farklı profiller var. Bunlardan ilki, çok az bulunan eserleri almaya çalışan, maddi birikimi yüksek kişiler. İkincisi, sanata tutkun olup, gençlerin eserlerini almak isteyenler. Üçüncüsü, yeni başlayanlar; koleksiyon için değil, duvarına asıp seyretmek için alanlar. Dördüncüsü, entelektüel olarak resmi iyi bilip, o resimle ilişki kurup alanlar. Bu son grup, düzenli alıcı değil, ama beğendikleri eserleri alanlar. Müzayede öncesi pazarlama önemli. 500 müşterimizi tek tek ararım. Kişinin zevkine göre ilgileneceği eser varsa, bakmasını tavsiye ederim."

* BEYAZ MÜZAYEDE TİCARİ AMAÇLI KURULMADI "Türkiye'de 2006 öncesinde, müzayede evleri çağdaş eserlerle müzayede yapmaya pek sıcak bakmıyorlardı. Öncelikle bu eserlerin ebatları büyük olduğu için sergilemesi zor geliyordu. 200-300 eserle müzayede yapıyorsanız, sergileyebileceğiniz alan kısıtlıdır. O dönemde fiyatlar da daha düşük olduğu için kazançlı bir iş değildi. Biz çağdaş sanatın ikinci el piyasasının oluşmasına katkıda bulunmak amacıyla yola çıktık. Çağdaş sanatseverleri artırmaya çalıştık. Bu alanda ciddi boşluk varmış, yılda dört müzayede yapar hale geldik. Böyle olunca ticari boyutu da dikkat çekmeye başladı."


* RESMİ BİR SÜRE SONRA BEĞENMEYEBİLİRSİNİZ "Zevkiniz değişmiş olabilir. Öyle olduğunda onu satabileceğini bilmeniz, o resmi alırken sizi daha rahat hissettirebiliyor. Böyle olunca müzayedelerle galeriler arasındaki fiyat farkı yaklaştı. Çünkü müzayedede satan sanatçıların fiyatını galeriler de artırmaya başladı. Ama ekonomik ortamın durgun olduğu veya ilginin azaldığı dönemde, fiyatları aşağıya çekebilmek lazım."


* YENİ MÜZAYEDEMİZDE FİYATLAR ÇOK UYGUN "Çağdaş sanatta fiyatlar son iki-üç yılda arttı, Mart 2011'de tepe noktalarını gördü. Sonrasında TL bazında geriledi. Bu gerileme sağlıklı bir durum; bu olmasa bugün satış da yapılmaz. Dünyanın önde gelen müzayede kuruluşlarında bir kural var. Eser adedinizin yüzde 70'i tahmini fiyat aralığı içinde satıldıysa, iyi bir müzayede geçirmişsiniz demektir. Son zamanlarda müzayedelerdeki trendler, yüzde 70-80'lerde."


* SANAT MARKALAŞIYOR "Akademik olarak eleştirilse de sanatta da modalar oluşuyor. Bir dönem belli bir sanatçı parlıyor, sonra unutuluyor. Dünyada da pazarlama çok önemli. En bilinen sanatçılar, o piyasanın en yetenekli isimleri olmayabiliyor. Türkiye'de artık dünyadaki fuarlara giden yeni bir galeri grubu oluştu. Bu galeriler hep genç sanatçılarla çalışıyor. Bu sanatçılar, bazen müzayedelerde çok iyi iş yapıyor. Çünkü o galeri bilinçli olarak bir sanatçının eserlerini yurt içinde satmayabiliyor."


* KOLEKSİYONUM DİNAMİK "Ben asıp seyretmeyi sevdiğim için koleksiyonumda çok değişiklik yaparım. Kendi zevkim çok değiştiği için, arkadaşım olan sanatçılar 'Resmimi satmışsın,' diyerek bana bozulabiliyor. Çocuklarıma miras olarak resim bırakmalıyım gibi bir gayem yok. Çünkü koleksiyon kişisel olur. 30 yıl sonra çocuklarınız belki o eserleri hiç beğenmeyecek, yok fiyatlara satacak. Devamlı yeni sanatçılar çıkıyor, sonsuz bir servete sahip değilseniz, her beğendiğiniz eseri alıp saklayamazsınız."

FİYAT ARALIKLARI
Taner Ceylan (Nirvana, 2008) 250-350 bin TL.
Neşe Erdok (Adahan Oteli, 2001) 200-300 bin TL.
Nedim Günsür (Rıhtım Sokak, 1985) 300-400 bin TL.
Ömer Uluç (Kadın, 1989) 60-80 bin TL.
Adnan Çoker (Mor Dörtgen II, 1998) 110-150 bin TL.
Peter Halley (Prison Windows, 2002) 130-170 bin TL.
Sarah Morris (Origami, 2007) 110-150 bin TL.
Erol Akyavaş (Vav, 1984) 300-400 TL.
Mehmet Güleryüz (Eşcinsel ve Denizci, 1987), 180-240 bin TL.
Yaşam Şaşmazer (Shooter, 2011) 55-75 bin TL.

Sabah Pazar, Haber: Ece Koçal, 27.05.2012

GÖZDEN UZAK, GÖNÜLDEN IRAK: AYAZİN

 

 

Bu hafta bir belgesel çekimi için ‘kültürün korunması’nda dünyada en fazla çaba harcayan ülkelerden olan İtalya’daydım. Roma İmparatorluğu’nun mirasçıları, 21. asırda bu zenginliği pazarlayarak büyük paralar kazanıyor. Sadece Roma’ya yılda 30 milyon turist geliyor. Tabii bu durumun korunması ve gelecek kuşaklara devredilmesi çabaları, başlıbaşına ayrı bir yazı konusu. Gelecek haftalarda bu konudaki deneyimlerimi paylaşacağım.


Coşkun Aral, Ahmet Yeşiltepe ve Sonat Bahar gibi turizm ve tarih konusunda birçok habere imza atmış gazetecilerle bu deneyimi yaşamaksa çok keyifliydi. Roma, Floransa ve Greve’de gördüğümüz her güzel eserin ardından ise ülkemizdeki duruma hayıflandık.


Sohbet arasında konu, ‘değerlendirilemeyen kültürel ve doğal miraslarımıza’ geldi. Ve bu yazının konusu çıktı ortaya. Afyon’un Ayazin beldesinden bahsedeceğim size. 

- Neden Ayazin?
- Çünkü 5 bin yıllık tarihe sahip, görkemli bir coğrafya.
- Muhteşem bir doğa ve tarihin iç içe olduğunu söylediğin yerin turizm geliri ne kadar?
- Neredeyse sıfır.
- Kataloglarda bile zar zor bulunan bu yer, şehirden uzak, sarp bir yerde olduğu için mi bilinmiyor?
- Hayır, aksine Afyon’a 15 dakika mesafede.
- O zaman?
- O zaman değerini ben abartıyorum! Aslında doğal ve tarihi önemi yok. Zaten ben devlet büyüklerimizden daha mı iyi bileceğim!.. 

Bir başka Kapadokya 
Ayazin, Frig Vadisi’nin en önemli bölgelerinden. Frigler döneminden beri aralıksız yaşamın sürdüğü bir yer. Bölgedeki birçok köyde hala Frig, hatta Hititlerden kalma mimari izler var. Eski nekropolün yerinde bugün Türk mezarlığı var. Ama önceki mezarlara zarar vermeden… Frig (belki Hitit), Roma, Osmanlı ve sonunda Türk mezarlığı… Evler, kayalara dayalı, tek ya da iki katlı kerpiç yapılar. Bölgenin kaya yapısının kolay işlenen tüf olmasından dolayı, kayaların içinde de odalar var.


“Tüf kaya yapısı denilince akla Kapadokya gelir. Afyon da nereden çıktı?” diyebilirsiniz. Ama Ayazin de geniş bir alana yayılmış, eşsiz güzellikte peribacalarıyla dolu.


Volkanik püskürmeler sonucu ürpertici kaya yapısıyla dolu bölge, bir açık hava müzesi adeta. Frigler, kayaların üzerinde kendi yaşam alanlarını yaratmış. Dev oluşumlar, doğal kaleler haline gelmiş ve bölgenin güvenliğini sağlamış. Herkesin bildiği ünlü Afyonkarahisar Kalesi de bunlardan biri. Bölgede kayalara oyulmuş, birkaç katlı yapılar da var. Bunlara ‘tarihin ilk apartmanları’ da diyebiliriz. İçinde tuvaletleri bile olan geçmişin bu lüks konutları hala dimdik ayakta.


Ayrıca Roma döneminde yapılmış, belki de Anadolu’nun en özel kaya kilisesi Avdalaz da bu bölgede. Kilise, muhteşem bir akustiğe sahip. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Batı Anadolu’daki Yunan işgali sırasında, Yunanlılar burada konaklamış. 

Roma döneminde kutsal kentlere verilen ‘Metropolis’ adını alan bölge, bugün maalesef hak ettiği değeri göremiyor. Türkiye’nin kavşak noktası Afyon’dan her yıl milyonlarca kişi geçiyor. Bu kadar zengin tarihi ve doğal güzellikleri olan bölgenin turizmi, sadece kaplıca turizmi üzerine inşa edilmiş. Turizmin aktivitelerle dolu olması gerektiğini bilmeyen yöneticilere, Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın ‘dur’ demesi gerekiyor. 5 bin yıllık tarihe sahip bölgede 150 ören yeri olmasına rağmen, Arkeoloji Müzesi yöneticileri dışında neredeyse hiç arkeolog yok. 

Hala Ayazin’in değerini abarttığımı düşünüyorsanız, biraz daha abartmama izin verin... Şöyle bir Afyon düşünün: Bol aktiviteli ve uluslararası düzeyde termal tesisler, güvenle çıkılan (belki de teleferik veya asansörle, zira 575 basamağı tırmanmak yorucu) Afyon Kalesi, yöre mutfağına yakışan restoranlar, peribacaları ve Frig Vadisi üzerinde uçan balonlar, bisiklet ve yürüyüş yolları, rehberler eşliğinde tarih turları, Avdalaz’da verilen Frig müziği konserleri... Evet abarttım! Dünyanın hiçbir yerinde böyle şeyler yapılmıyor, bunu istemem haksızlık! 

Radikal, Haber: Vedat Atasoy, 27.05.2012

İKİNCİ SAHABE KABRİNİ KİPTAŞ YAPACAK

 

Türkiye'de, İstanbul'daki Eyüp El Ensari'den sonra yeri kesin olarak bilinen ikinci sahabe olarak kayıtlara geçen Adıyaman'daki Safvan Bin Muattal'ın kabri çevresinde yapılacak külliye için KİPTAŞ tarafından 30 milyon liralık bir proje hazırlandı. Kültür turizmi açısından büyük önem taşıyan dev projenin ilk harcı da Miniatürk'te yapılan yardım gecesinde atıldı. Türkiye Diyanet Vakfı ve Adıyamanlılar Vakfı işbirliğince düzenlenen etkinlikte Türkiye Diyanet Vakfı 2. Başkanı Mazhar Bilgin, "Adıyaman'da yaklaşık 40 yıl süre ile Müslümanların sancaktarlığını yapan Safvan Bin Muattal Hazretleri, bu topraklarda şehit düştü" dedi.

Sabah, Haber: Erdoğan Yapık, 27.05.2012

KAPALIÇARŞI'YI TAHRİP EDEN 007'E HAPİS YOLU

 

 

SABAH, "James Bond 007"nin 50'nci yılını kutlayacağı son filmi "Skyfall"un çekimleri ile ilgili İstanbul 1 No'lu Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun raporuna ulaştı. Geçtiğimiz Nisan'da İstanbul'da gerçekleştirilen çekimlerde tarihi Kapalıçarşı'daki "bol aksiyonlu" sahneler tepki çekmişti. Çekimlerin tarihi Kapalıçarşı'ya zarar verdiğine yönelik iddialar üzerine inceleme başlatan İstanbul 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, geçtiğimiz günlerde raporunu tamamladı. Raporda, Anka Fil Yapım San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından "B 23-Skyfall" filminin bazı sahnelerinin Kapalıçarşı'da çekilmesi için "Çok önemli ünik eser olan Kapalıçarşı'nın taşıyıcı duvarlarına ve bütününe zarar vermeden, kalıcı bir tesis yapılmaksızın film çekimi yapılabileceğine, aksi davranış halinde 2863 sayılı yasanın 65'inci maddesi doğrultusunda işlem yapılacağı" kararının alındığı ifade edildi. 65'inci madde tarihi alanlara zarar verenlere 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar para cezasını öngörüyor.

Kapalıçarşı esnafı, "uçarak gelen motosikletin Çukur Kule'ye çarptığı, çarpma sonucunda yüzlerce yıllık binanın vitrin niteliği gören camlarının kırıldığı, taşıyıcı kolonun darbe aldığı, ahşap çerçevenin zarar gördüğü ve durumun polis tutanakları ile belirlendiğini" belirterek, Kurul'a şikayetçi olmuştu. Başvuruları değerlendiren Kurul, çekimlerde oluşan tahribatın "basit onarım" gerektirdiğini belirterek onarımın Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu'nun (KUDEB) denetiminde yapılmasına karar verildi. Onarım sonrası rapor ve fotoğraflar da istendi. Aksi halde suç duyurusunda bulunulacağı belirtildi.

Sabah, Haber: Burcu Çalık, 27.05.2012

45 YILDIR BULUŞMAYI BEKLEYEN HAZİNE

 

 

Kumluca Hazinesi, diğer adıyla Sion Eserleri, ilçe merkezine 1 kilometre uzaklıktaki Hacıveliler Köyü’nün bulunduğu antik kentte 1963 yılında bir kadın çoban tarafından tesadüfen bulundu. MS 6. yüzyıla ait olduğu belirlenen Bizans Kilisesi kalıntısından çıkarılan eserlerin bir bölümü jandarma tarafından Antalya Müzesi’ne teslim edildi. Bölgede yapılan kaçak kazılar sonucunda kilisedeki hazinenin önemli bölümü yurtdışına çıkarıldı.

Dumbarton Oaks Müzesi yetkilisi Susan Boyd’un raporunda Kumluca Hazinesi’nin, çeşitli teknik ve stillerin bir arada kullanılması ve Bizans Kilisesi’ne ait çok sayıda dini eşya olması ve objelerdeki yazıtların zenginliği açısından oldukça önemli olduğu belirtiliyor. Üzerinde Bizans’ın en görkemli olduğu 1. Jüstinyen Dönemi’nde Konstantinapolis’te yapıldıklarını gösteren damgaların bulunduğu hazinenin, hayırsever piskopos Eutykhianos tarafından Sion Manastırı’na hediye edildiği kabul ediliyor. Güney Likya dağlarındaki bir manastır için olağanüstü hediye olduğu düşünülen Kumluca Hazinesi altın ve gümüş kaplama tepsiler, haçlar, kandillerden oluşuyor.

1963: Uluslararası kaçakçı Yorgo Zakos, ABD’de yaşayan emekli Büyükelçi Robert Woods Bliss ve eşi Mildred Barnes Bliss’e aynı yıl hazineyi 1 milyon dolara sattı.
1967: Yurtdışına kaçırılan eserler 1967 yılında Washington’da Bliss çiftinin kurduğu Dumbarton Oaks Müzesi’nde ortaya çıktı. Bunun üzerine hazinenin iadesi konusunda ilk görüşmeler başladı. Müze, iadeye olumsuz yaklaştı.
1967: Washington’da ‘Church Treasure’ başlığı altında yer alan eserlerin Antalya yakınlarından gelme dini bir define olduğu, bir kısmının Antalya’da bulunduğu belirtildi. Müze bu eserlerin 1963 yılında iyi niyet kapsamında satın alındığını belirterek iade talebine olumsuz yaklaştı.
1973: Müzenin bağlı olduğu Harvard Üniversitesi’nin 1973 yılında aldığı, ’yasadışı yollardan ülkelerinden çıkarılmış kültürel varlıkların ülkelerine iadesi’ kararı uyarınca, dönemin Müze Müdürü Giles Constable, Türkiye’ye, hazinenin Antalya Müzesi’nde bulunan parçalarının ABD’ye götürülerek onarımlarının yapılmasını ve eserlerin 100 yıl süreyle müzede teşhirini önerdi. Öneri kabul görmedi.
1984: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Dumbarton Oaks Müzesi arasında iade görüşmeleri, 1984 yılına kadar sürdü. 1984 yılında Müze Müdürü Giles Constable Türkiye’ye geldi. Ancak alınan işbirliği kararları hayata geçirilemedi.
1987: Üç yıl ara verilen görüşmeler 1987 yılında Dumbarton Oaks Müzesi Müdürü Robert Thompson’un görüşmelere başlanması konusundaki mektubuyla yeniden hareketlendi ama yine somut bir adım atılamadı.
2000: Bu kez Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı çift koldan bastırdı ve Dumbarton Oaks Müzesi’yle mülkiyet durumlarının belirlenmesiyle igili müzakerelerin başlatılmasını istedi. Müze yetkilileri bu talebi ‘memnuniyetle’ karşıladı.
2012: Dumbarton Oaks Müzesi’yle görüşmeler bu yıl 45. yılına girdi.

Radikal, Haber: Emre Baylan, 26.05.2012

SOKRATES 25 ASIR SONRA BERAAT ETTİ

 

 

Atina'da, Onasis Kültür ve Sanat Merkezi'nde, davacı ve davalı makamlarını Avrupalı ve Amerikalı ünlü hukukçuların oluşturduğu temsili mahkeme Sokrates'i yeniden yargıladı. Jüri heyetinde vatandaşların da yer aldığı duruşma sonunda yapılan oylamada, hakimlerin kararı 5'e karşı 5 ile eşit gelirken, davayı izleyenlerin büyük çoğunluğu oyunu Sokrates'in masum olduğu yönünde kullandı. 

Duruşmada, dava makamı Sokrates'in, MÖ 404 yılında Atina'ya oligarşi rejimi getirerek 1500 demokrat Atinalı'yı katleden Triakonda'nın ruhani lideri ve fikir babası olduğunu iddia ederken, savunma makamı da gençleri eğitmenin ve düşünceleri ifade etmenin suç sayılmaması gerektiğini belirterek, Sokrates'in herhangi bir şiddet olayına fiilen karıştığı yönünde kanıt bulunmadığını savundu. 

MÖ 469-399 tarihleri arasında yaşamış Yunan filozofu Sokrates, "sofist" olarak da biliniyor. Derslerini meydanlarda ve tiyatrolarda sözlü olarak verip hiçbir şey yazmadığı için felsefesi özellikle öğrencileri Platon'un, Ksenephon'un ve Aristoteles'in anlattıklarından tanınan Sokrates, ölüm cezasına çarptırılmasının ardından öğrencilerinin kaçma önerisini geri çevirip, Atina yasalarının öngördüğü şekilde baldıran zehiri içerek intihar etti. Yaşamı boyunca, kimsenin bile bile kötü olmadığını, her kötülüğün bilgi sanılan bir bilgisizlikten ileri geldiğini savunan Sokrates, "doğruyu bilen doğru davranır" diyor, doğru bilginin doğru eylemi gerçekleştireceğine inanıyordu.

Radikal, 26.05.2012

MUHTEŞEM YÜZYIL MÜZESİ

 
Devlet-i Aliyye’yi korumak adına Valide Sultan’ın kurduğu ölüm tuzağından Hürrem Sultan’ı kurtaran Daye Hatun, bugün de kendi adını taşıyan müzeyle gündemde. Daye Hatun’un vaktiyle Kağıthane’de yaptırdığı Sıbyan Mektebi’nde şimdi “Muhteşem Yüzyıl”ın son dönemleri ve Lale Devri’nin ihtişamını anlatan eserler sergileniyor.

 

Kadınların iktidar mücadelesiyle televizyonda reyting rekorları kıran Muhteşem Yüzyıl’ın hikayesi, günlük hayatta da her köşeden kendini gösteriyor. Efendim, Daye Hatun, Valide Sultan’ın en sadık nedimesi. Gelgelelim Valide Sultan’ın cinayet planına karşı Devlet-i Aliyye’nin bekası için Hürrem Sultan’ı koruyan da ta kendisi. Peki Daye Hatun’u yaklaşık 500 yıl sonra neden mezarından çıkarıyoruz? Çünkü zatıalilerinin o dönemde Kağıthane’de yaptırdığı bir okul, yakın zamanda tuvalet yapılmak için yıkılan bir duvarın arkasından çıktı da ondan. Sonra kalıntıları Abdülhamid için çekilen bir fotoğraf üzerinden tespit edildi. Ve Daye Hatun Sıbyan Mektebi, Kağıthane Şehir Müzesi’ne dönüştürüldü. Şimdi Daye Hatun Sıbyan  Mektebi’nde, “Muhteşem Yüzyıl”ın son dönemleri ve Lale Devri’ne ait tarihin kaybolan insan izleri sergileniyor.

Kağıthane Belediyesi’nin hazırladığı “Kağıthane Tarih Envanteri” isimli kitaba göre, Daye Hatun 1543’te Kağıthane Sarayı’nda üzüntüden öldü. Ama öncesinde, Osmanlı’nın Sadabat döneminin ihtişamıyla donattığı Kağıthane Köyü’ne kendi adını taşıyan bir mescit, hamam ve okul yaptırmıştı. Cami olarak günümüze kadar gelen bu tarihi eserin masrafları ise Haseki Hürrem Sultan Vakfı gelirlerinden karşılandı. Böylece Hürrem Sultan’ın, kendisini ve çocuklarını koruyan Daye Hatun’a olan minnet borcuna teşekkürü de günümüze kadar ulaştı. Bahçesinde Daye Hatun’un kabri de bulunan Daye Hatun Camii’nin kitabesinde, “Bu mescidin sahibi, Sultan Mehmed’in dayesidir. Yüce Allah ona bol bol rahmetler eylesin. Kim bu mescidi yaptıranı Fatiha ile anarsa Allah onu cennette peygamberleriyle beraber oturtsun. 951” yazıyor.

Kağıthane merkezde yer alan caminin çaprazında bulunan Daye Hatun Sıbyan Mektebi, 20’nci yüzyıl ortalarına kadar hizmet vermiş. Sonra nikah memurluğu, postane, jandarma karakolu, itfaiye, belediye personel müdürlüğü, fırın ve kasap olarak kullanılmış. Ardından binanın alt katları küçük esnaf tarafından dükkanlara dönüştürülmüş. 1999’da yerine umumi tuvalet yaptırılmak istenirken ortaya çıkan kalıntılar, bölgenin tarih envanterini toplayan Kağıthane Belediyesi Basın Danışmanı Hüseyin Irmak’ın durumdan haberdar edilmesiyle kurtarılmış. Irmak, müzayedelerden topladığı kartpostallar üzerinden okulu tespit etmiş. 1890-91’de Abdullah Biraderler tarafından II. Abdülhamid için çekilmiş bir fotoğraf üzerinden hazırlanan röleveyle benzeri, İstanbul Büyükşehir tarafından yeniden inşa edilmiş. Eyüp Sultan Caddesi’nin sonunda bulunan ancak kalıntıları 1974’ten sonra kaybolan Daye Hatun Hamamı’nın yerindeyse şimdi depo olarak kullanılan bir bina bulunuyor. Darısı onun başına... Paris’teki müzayedelerde ünlü Sadabad Sarayı’nın havuzuna ve önündeki çağlayanlara ait fotoğraflar ele geçti. Osmanlı’da muhallebiciden simitçiye tüm seyyar satıcılara verilen farklı renklerde harç pulları koleksiyonu, New York’ta bulundu.

Habertürk, Haber: Şükran Özçakmak, 26.05.2012

TOPKAPI SARAYI'NDA TARİHİ SAATLER SERGİSİ

 

 

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Topkapı Sarayı Müzesi Divit Odası’nda, aralarında Türk saat ustalarının eserlerinin de bulunduğu 400 yıllık bir dönemde üretilen Topkapı Sarayı Saat Koleksiyonu’na ait 380 saatin yer aldığı sergiyi açtı.

Çiçek, Meclis Başkanlığı olarak kültür varlıklarının korunması, yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması ve tüm insanlığın hizmetine sunulması için gerek tek başlarına, gerekse başka kurumlarla işbirliği halinde çalıştıklarını söyledi. Çiçek, “Belki seyircisi ve dinleyicisi az, ama mutlak surette korunması gereken değerler bunlar. Bir millet bu değerleriyle birlikte millettir, bunları koruduğu nispette dünya arenasında yer alabilir’’ dedi. Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof.Dr. İlber Ortaylı ise Topkapı Sarayı’nın saatler koleksiyonuyla ilgili en önemli sergiyi açtıklarını, bu koleksiyonun içinde sayısı 50’yi aşan Türk saatlerinin yer almasının ayrıca anlamlı olduğunu kaydederek, “Bu saatler, Türklerin saatçilikteki yerini gösteriyor. Uluslararası çevreler de koleksiyonun bu yönünü bu sayede yeni yeni öğreniyor’’ diye konuştu.

Habertürk, 26.05.2012

FATİH CAMİSİ 5 YIL ARADAN SONRA İBADETE AÇILIYOR

 

 

Sultan 2. Mehmed'in, 21 yaşındayken "Fatih" unvanını alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlamasına, Osmanlı devletinin imparatorluk olmasına, Bizans İmparatorluğu'nun yıkılmasına ve Ortaçağ'ın kapanıp Yeniçağ'ın başlamasına neden olan, İstanbul'un fethinin 559. yıl dönümü 29 Mayıs Salı günü kutlanacak. Beş yıldır restorasyon çalışmaları süren Fatih Camisi de fethin yıldönümünde yeniden ibadete açılacak. Fatih Sultan Mehmet tarafından İstanbul'un dördüncü tepesi üzerindeki alanda 550 yıl önce yapılan Fatih Camisi'nin restorasyonu tamamlandı. Cami, salı günü, Başbakan Erdoğan'ın da katılımıyla ibadete açılacak.

Sabah, 26.05.2012 

 

******


FATİH CAMİİ, İBADETE HAZIR

 

 

Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan Fatih Camii'nin 5 yıl süren restorasyon çalışmaları tamamlandı. Camii bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla yeniden ibadete açılacak.

 

Restorasyon çalışmaları kapsamında caminin uzun çevre kirliliği ve egzoz dumanına maruz kalan dış cephesi temizlendi. 5 binden fazla taşı, aslına uygun olarak değiştirildi. Cami içindeki kapalı mekanlarda atıl duran saatler, şamdanlar, Sakal-ı Şerif kutuları, rahleler ve Kuran-ı Kerim kutuları açığa çıkartıldı. 

 

Restorasyon sırasında rastlanan deve kuşu yumurtaları, konservasyonları yapılıp tekrar cami içine konuldu. Bu yumurtaların salgıladığı kimyasalların, örümceklenmeyi önlediği öğrenildi. 1999 depreminde hasar gören, caminin güney cephesindeki 1. Mahmud Kütüphanesi güçlendirildi . Cami genelindeki tüm çimento sıvalar söküldü, yerlerine horasan sıva yapıldı. Ahşap kapılar ve kepenkler böceklere karşı ilaçlandı. Üzerlerindeki cila çıkartılarak temizlikleri yapıldı. Kurt delikleri macunla dolduruldu, çürümüş yerleri de özgün malzemesiyle değiştirildi. 

Akşam, Haber: Seray Şahinler, 29.05.2012

GÜNAY: AKROPOL KADAR ÜNLÜ BİR ALANI ORTAYA ÇIKARIYORUZ

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Kral Mezarı kazılarının tamamlanmasıyla Milas merkezli 100 kilometrelik yeni bir kültürel alanın ortaya çıkarılacağını belirterek, “Hayalimiz, Atina’daki Akropol kadar dünya çapında meşhur alan ortaya çıkarmak” dedi.

 

Didim’de bulunan Milet antik kentinde restorasyonu tamamlanan İlyas Bey Küllyesi’nin açılışını gerçekleştiren Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ege Bölgesi’nde Milas merkezli olarak Aydın ve Muğla’da önemli bir çalışma gerçekleştirildiğini söyledi. Milas’ta devam eden Kral Mezarı kazılarında dünya arkeoloji tarihine geçecek bir çalışma yapıldığını belirten Bakan Günay, “Milas’ta yerin 10 metre altında Bodrum’da yaşamış Pers Valisi Mozoles’un babasına ait olduğunu artık resmi kayıtlarla bulduğumuz ve kazı çalışmalarında ortaya çıkan eserlerden bilimsel olarak kanıtladığımız Hekatomnos ait bir lahdi ve onun çevresindeki Karya yerleşimine ait müstesna eserleri ortaya çıkarıyoruz. Hayalimiz, Atina’daki Akropol kadar dünya çapında meşhur alan ortaya çıkarmak. Akropol kadar ünlü bir alan inşallah bir kaç yıl içinde Milas merkezli olarak burada ortaya çıkacak” diye konuştu.

 

Milas merkezli çalışmalar tamamlandığında bölgede 100 kilometrelik devasa bir kültürel mirasın ortaya çıkarılacağını savunan Bakan Günay, şunları söyledi: “Milas’taki Hekatomnos lahdi ve yakındaki Menteşeoğlu Beyliği’nin canları, hanları ve külliyesi; hemen onun çevresinde Milet ve Balat’ta İlyas Bey Cami ile külliyesi var. Bütün bunlar 100 kilometrelik bir alanda yepyeni bir şekilde ortaya çıktığı zaman bölgenin kültürel ve turistlik cazibesi de o kadar artacaktır”

 

Türkiye’de kültür ve tarih turizmine ağırlık verdiklerini ve bu noktada turizm ve kültür sektörlerinin birlikte hareket ettiğini kaydeden Bakan Günay, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye geçen yıl turizmde 30 milyon rakamını geride bıraktı. Ama biz artık Türkiye’ye gelenler sadece sıcak deniz kıyılarına gelmesin. Tarihimizi, kültürümüzü, minaremizi, camimizi, kilisemizi, manastırımızı, medresemizi ayırmadan söylüyorum; Anadolu topraklarında be varsa hepsi bizimdir. Hepsi bize yaratanın bir emanetidir. Geleceğe taşınması gereken bir emanetidir. Biz geleceğin emanetinin hepsini sahiplenmeye çalışıyoruz ve gelenlere kültürümüzün bu değerli eserlerini, bu eski yerleşim merkezlerini, sivil mimarlık örneklerini birlikte sergilemeye çalışıyoruz. Artık Türkiye’de turizm sektörü ve kültür sektörü iç içe çalışıyor. Bize bu çalışmalarımızda destek veren TURSAB’a teşekkür ediyorum.”

Turizm Habercisi, 25.05.2012

İRAN'DAN BARNABAS İNCİLİ AÇIKLAMASI

 

 

İngiliz Daily Mail gazetesi Barbaranas i'nin orijinalinin Ankara Adalet Sarayı'nda olduğunu öne sürerek adalet sarayının bir fotoğrafını paylaştı.


Daha önce sözkonusu İncil'in Türk Genel Genelkurmay Arşivi'nde olduğu öne sürülmüştü.

Hatta Büyük Birlik Partisi yetkilileri helikopter kazasında hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu'nun Barbanas İncili ile ilgili çalıştığını belirterek ve ölümüyle bunun bağlantılı olabileceği gündeme gelmişti.

Hazreti İsa'nın havarilerinden 'ın yazdığı ve İslamiyet'in gelişini haber verdiği söylenen İncil'in bir versiyonunun, 12 yıl önce düzenlenen bir kaçakçılık operasyonunda Türk askerlerinin eline geçtiği ifade ediliyor.

kaynakları İncil'in halen Türk ordusunun elinde bulunduğunu ve "Siyonistlerin ve Batı yönetimlerinin kitapta yer alan iddiaları örtbas etmek istediğini" iddia ediyor.


Vatikan yetkililerinin kitabı incelemek için Türkiye'ye başvuruda bulunduğu ve Türk yönetiminin İncil'i kamuoyuna açıklamayı planladığı iddialar arasında.

Hıristiyan dünyasınca sahte olduğu öne sürülen Barnabas İncili'nin 41'inci bölümünde, cennetten kovulan Hazreti Adem'in geriye dönüp baktığında kapının üzerinde, "Allah birdir ve Muhammed onun elçisidir" yazdığını gördüğü öne sürülüyor.


Kitapta ayrıca, Hazreti İsa'nın asla çarmıha gerilmediği, Tanrı'nın oğlu olmadığı ve Hazreti Muhammed'in peygamber olarak geleceğinin öngörüldüğü söyleniyor.

Öte yandan yine Daily Mail Gazetesi Vatikan'ın bu yılın Şubat ayında incili incelemek için Türkiye'ye resmi bir talepte bulunduğunu yazdı.

Sabah, 25.05.2012

UNESCO'DAN KÜLTÜR MİRASI LİSTESİ'NE ALMASI İSTENEN ESER SAYISI 18'DEN 38'E ÇIKTI

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Serhad Akcan, haziran ayında yapılacak toplantıda listeye girmesi için 38 eser geçen başvuruda bulunacaklarını söyledi.

 

Türkiye’den UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesi’ne başvuran eser sayısının 18’den 38’e yükseldiği belirtildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Serhad Akcan, haziran ayında yapılacak toplantıda listeye girmesini bekledikleri eserler olduğunu söyledi.


UNESCO Türkiye Milli Komitesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin katkıları ile Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde toplandı. Toplantının açılışında konuşan Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Serhad Akcan, Dünya Kültür Mirası Listesi'nin önemine değindi. Adaylık başvurularında hazırlıkların çok iyi yapılması gerektiğini belirten Akcan, çalışmalar hakkında bilgi verdi.


Türkiye’nin 2009 yılında 18 adayla UNESCO’ya başvurusunun bulunduğunu dile getiren Akcan, şöyle devam etti:
“Selimiye Camii ve Külliyesi'nin 2011 yılında listeye dahil edilmesinden sonra Sayın Bakanımızın da tamamını izlediği çalışmalardan sonra 18 olan aday listesi 38’e çıkmış durumda. Bursa’dan Cumalıkızık’ın da 2010 yılında yer aldığı bu liste için bugün belki de aday listeden listeye alınması için de bir çalışma enerjisi göstereceğiz. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne 2010 yılında dahil edilen Çatalhöyük ile ilgili hazırladığımız ve 2011 Ocak ayında sunduğumuz dosyamızın Haziran 2012’de gerçekleştirilecek olan 36. Dönem Dünya Miras Toplantısı'nda değerlendirilmesinden de iyi sonuçlar bekliyoruz. Dilerim bu sonuçlar emeklerimizi boşa çıkarmaz.”

Turizm Gazetesi, 25.05.2012

KAZIDAN TARİH ÇIKTI

 

 

Milas’ta belediye ekiplerinin yaptığı kanalizasyon kazısı sırasında tarihi eser kalıntılarına rastlandı.

Milas Belediyesi tarafından Cumhuriyet Caddesi’nde yürütülen kanalizasyon çalışmaları sırasında tarihi eser kalıntılarına rastlandı. Bunun üzerine Milas Müze Müdürlüğü görevlilerine haber verildi.

Milas Müze Müdürlüğü görevlileri, yaptıkları ilk incelemenin ardından kanalizasyon çalışmalarını durdurdu. Tarihi kalıntılara rastlanılan alanda Milas Müze Müdürlüğü arkeologları tarafından kurtarma kazısı başlatıldı.

Milas Müze Müdürü Sinan Özbey, gazetecilere yaptığı açıklamada, Muğla Koruma Kurulu’nun izniyle Milas Belediyesi tarafından ilçede kanalizasyon çalışması başlatıldığını belirtti.

Kazı sırasında bazı tarihi eser kalıntılarına rastlanıldığını anlatan Özbey, ”Çalışmalarda ortaya çıkan mimari yapı ve mozaik alanlarla ilgili kurtarma kazısı başlatıldı. Bölgede çalışmalar sürüyor. Yapının ne olduğuna dair kesin bilgiye ulaşılması için kazı alanının genişletilmesi gerekiyor. Ancak bölgedeki yoğun yapılaşma nedeniyle bu mümkün görünmüyor” dedi.

Ortaya çıkan mozaiklere en son ulaşabildikleri yere kadar kazı çalışması yapıp belgelemesini yapacaklarını anlatan Özbey, ”Bu raporlar önümüzdeki günlerde koruma kuruluna iletilecek. Yerinde korunmasıyla ilgili yapılabilecek projeler kurul tarafından değerlendirilecek. Eserleri caddenin zengin dokusu olarak teşhir edebilirsek bundan mutluluk duyacağız” diye konuştu.

Vatan, 25.05.2012

MUDANYA'DA ANTİK LİMAN İZLERİ

 

 

Mudanya’nın Yenimahalle İskele bölgesinde özel bir firmanın inşaatı sırasında rastlanan antik kalıntılar heyecan yarattı. İnşaat alanında temel atma çalışması sırasında antik kalıntılara rastlanınca çalışma durduruldu ve durum Müze Müdürlüğü’ne haber verildi. Bölgede çalışma başlatan Müze Müdürlüğü’ne ait arkeologlar, çömlek kalıntıları, heykel ve antik şehre ait olduğu tahmin edilen bir duvara rastladı. Belediye yetkilileri bölgenin dolgu malzemelerden oluştuğu ve bu tür kalıntıların başka bölgelerden taşınmış olabileceğini belirtirken, Müze Müdürlüğü alanda incelemelerine devam ediyor.

 

Müze Müdürü Enver Sağır, bölgede çalışmaların devam ettiğini fakat kalıntılara dair bilgilerin henüz netlik kazanmadığını belirtti. Kazıdan çıkan heykelin oldukça kötü durumda olduğunu belirten Sağır, ’Henüz hangi döneme ait olduğunu, tarihi değer taşıyıp taşımadığını kestiremiyoruz. Bakanlıkla da paylaştık durumu. Yapılan çalışmalar sonucunda 3. derece arkeolojik SİT alanı ilan edilebilir ya da edilemez, bunu sonuçlar gösterecek. Çalışmalar bittiğinde sonuçları değerlendireceğiz’ diye konuştu.

 

Mudanya Belediye Başkanı Hasan Aktürk de bölgenin doldurma olduğuna dikkat çekti. Aktürk, ’Ben çocukluğumdan biliyorum bu bölgeyi, taşıma ve doldurma diye tabir edilen bir bölge. Bu yüzden yanılgılar olabilir. Henüz 3. derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmedi, bu durum yapılan çalışmalar sonucunda netlik kazanacak’ ifadelerini kullandı.

 

Mudanya Belediyesi İmar Müdürü Neşe Yenidokur da ’Yenimahalle iskele kısmı’ diye adlandıralan bölgenin, gelen yazılarda ’ Antik Liman Şehri’ bölgesi olarak geçtiğini belirtti.

 

Dolgu bölgesi olduğu için burada bulunan kalıntıların başka bölgelerden taşınmış olma ihtimalinin de olduğuna da dikkat çeken Yenidokur, ’Burada bir antik şehrin olup olmadığı, çalışmalardan sonra belli olacak’ dedi.

Bursa Olay, Haber: Öznur Üstüntaş, 25.05.2012

MYRA ANTİK KENTİ KAZILARI İÇİN VİNÇ ALINDI

 

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Myra Antik Kent Kazı Başkanı Prof.Dr. Nevzat Çevik, Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’nce (TÜRSAB) kazı çalışmaları için vinç alındığını söyledi.

 

Çevik, gazetecilere yaptığı açıklamada, Demre’deki Myra Antik Kent’inde kazı ve restorasyon çalışmalarının devam ettiğini belirtti. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Demre’ye geldiğinde kendilerinden bir vinç talebinde bulunduklarını anlatan Çevik, Bakan Günay’ın da TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy’a arayarak, vinç istediğini ve bu doğrultuda da TÜRSAB tarafından kendilerine 70 tonluk bir vinç gönderildiğini bildirdi.

 

Vincin kazı ekibini memnun ettiğini dile getiren Çevik, “Myra antik kentindeki tiyatronun kazı ve restorasyon çalışmalarında tonlarca ağırlığında taşları kaldırmak gerekiyor. Böyle büyük ve güçlü bir vince ihtiyacımız vardı. Vincin gelmesi, çalışmaları hızlandırdı. Toprak altından gün yüzüne çıkarılan ve restore edilen her tarihi yapı, turizmin hizmetine sunuluyor. Bu açıdan vincin alınması bizi sevindirdi” dedi.

haberler.com, 22.05.2012

BELEDİYEYE MAHKEME KAPISI GÖZÜKTÜ

 

 

Bolu Mimarlar Odası yönetim kurulu başkanı Semih Dimicioğlu Bolu Belediyesi'nin şu ana kadar yaptığı birçok olumlu uygulamayı takdirle karşılamalarına rağmen Hisar tepesi ve Kızılay hamamı konusunda yargıya müracaat etmekten çekinmeyeceklerini belirtti.

 

Bolu Mimarlar Odası yönetim kurulu başkanı Semih Dimicioğlu Hisar tepesi ve Kızılay hamamı hakkında önemli açıklamalar yaptı. Dimicioğlu Hisar tepesinde her türlü yapılaşmaya karşı olduklarını söyleyerek “İtirazımızı önce Kültür Bakanlığı Kurullar Dairesi Başkanlığı’na sonra hukuka, daha sonrada uluslararası platformlara taşıyacağız.”dedi. Kızılay Hamamı'nın yıkılmasına da müsaade etmeyeceklerini söyleyen Dimicioğlu; “Bu konuyla ilgili aldıracağımız yürütmeyi durdurma kararı ile birlikte bir üst kurula itirazımızı yapacağız.” şeklinde konuştu. Bolu Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Semih Dimicioğlu mimarlar odası olarak görevlerinin uluslararası korumacılık ilkeleri ve mesleğin kendilerine yüklediği görev doğrultusunda, tarihi değerleri korumak, yaşatmak ve kendilerinden sonraki kuşaklara aktarmak olduğunu söyledi. Mimarlar Odası olarak siyasi bir kuruluş olmadıklarını vurgulayan Dimicioğlu; “Siyasi yapıdan bir ikbal beklentimiz yoktur. Bazı siyasi hesaplara da alet olup kullanılmak gibi bir basiretsizlik içinde değiliz. Ayrıca Belediye'nin şu ana kadar yaptığı birçok olumlu uygulamayı takdirle karşıladık. Bu güne kadar birçok yapılamamış, işi cesaretle çözüp Bolu’ya kazandırmıştır. Ama bütün bunlar yapılan her iş iyidir ve doğrudur manasına gelmez. Bugün sözde iyi niyetle girişilen çalışmalarla yok edilmeye çalışılan tarihi değerler biz yokken de bu topraklar üzerinde vardılar. Bu tarihi değerler bizden sonrada var olmaya ve gelecek nesillere ilham kaynağı olmaya devam etmelidir. Bu tarihi eserleri küçümseyerek, bugüne kadar yapılan tahribatları öne sürerek kalanların da silinip atılmasına razı olamayız. Şu anda ivedi olarak çözmek istediğimiz iki konu var. Biri şehrin tarihi dokusunun hasar görmemesi, diğeri de, belediyemizce uygulanan otopark bedeli miktarı, otopark bedeli tahsili, otopark miktarı ve otopark yerleşim şartları ile ilgili düzenlemenin kanunlara uygun hale getirilmesidir. Bu konuda aylar öncesinden Belediyeye resmen itirazımızı yapıp düzeltilmesini istememize rağmen henüz bir tam netice alamadık.”şeklinde konuştu.

 

Bolu’nun çok farklı medeniyetlere beşiklik etmiş bir yerleşim alanı olduğunu söyleyen Dimicioğlu; “Fırka Tepesi'nin batısı nekropol alanı yani mezarlıktır. Doğusunda bulunan kalıntılar kesin olmamakla birlikte Bizans hamamı veya roma villası izleri taşımakta, bu alanda kazılar devam etmektedir. Güneyinde 1960’lı yıllardaki kazılarda bulunan tiyatro basamakları ve geçen hafta fırka tepesinin batı yamacında yapılan kazılarda mezar üzerine kapatılmış halde bulunan tiyatro basamakları bu bölgede bir tiyatro olduğunu göstermektedir. Fırka Tepesi'nde yapılmak istenen 900 araçlık otopark ve ticari alanlar mevcut trafik yoğunluğunu azaltmak yerine mecburi tek yön ringi olan İsmetpaşa Caddesi, trafiğini daha da çoğaltacak ve giriş çıkışlarda trafiğin kilitlenmesine yol açacaktır. Kent merkezlerinde, özellikle tarihi kesimlerde, otoparkların merkez çeperlerinde (kenarlarında) oluşturulması ve kent merkezlerinin yayalaştırılması gerektiği düşüncesindeyiz. Bolu’da böyle bir trafik master planı yaptırılmasına rağmen kararlar bu plana aykırı şekilde alınmaktadır. Odamızın geniş katılımlı toplantılarda aldığı ve kamuoyuna da aktardığı yukarıdaki olumsuzluklarla beraber müze denetiminde bu bölgede yapılmak istenilen yapılaşmayı idarenin takdirine bırakıyoruz.” biçiminde konuştu.

 

Bolu Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Semih Dimicioğlu “Bünyesinde resmi kazılarla tespit edilmiş Hadrian tapınağı, Stadyum, Bizans kilisesi kalıntıları, 220 m2 mozaik taban, Roma yolu ve anıtsal yapı kalıntıları bulunmaktadır. Kurulun 04.02.2011 tarih ve 5770 sayılı oturumunda , “2. Derece Arkeolojik Sit Alanı sınırları içinde kalan Hisartepesi “yüzeyde belirgin herhangi bir kültür varlığı kalıntısı olmadığı” gibi saçma bir gerekçeyle 3. Dereceye düşürülmüştür. Bu kadar resmi belgeyi görmezden gelerek, arazi yüzeyine bakarak arkeolojik alanda sit alanı değeri tespiti yapmak düşündürücüdür. İlk etapta itirazımızı kendi bünyesi içinde çözme isteğimiz doğrultusunda kurula sunduk. Hisar tepesi’nin arkeolojik sit alan değerlerinin uluslararası korumacılık ilkelerine uygun hale getirilmesi teklifimiz 18.05.2012 tarihinde Bolu da yapılan Kültür Varlıkları Koruma Kurul Toplantısı'nda görüşüldü. Daha önce alınan 2 den 3.’e düşme kararı ve gerekçesi incelendi. Tartışmalar sonunda Kurul üyeleri bu konuda iki farklı karar alarak konuyu sonuca bağlayamadan Bolu’dan ayrıldılar. Cladiopolis Romanın vesayet yoluyla roma halkı statüsü verdiği metropol şehridir. Bütün dünyanın önem verdiği bu şehrin tarihi değerlerini yok sayamayız. Turizm ve üniversite şehri olan Bolu’muzun tabi güzelliklerini destekleyecek her türlü tarihi değere ihtiyacımız vardır. Hisartepesi bizim vazgeçilmez değerimizdir. Bu tepenin arkeolojik tepe olması için çalışmaktayız. Gelecek kuşakların bu değerlere ulaşmasını engelleyecek her türlü yapılaşmaya ve girişime karşıyız. Bunun gerçekleşmesi için itirazımızı önce Kültür Bakanlığı Kurullar Dairesi Başkanlığı’na sonra hukuka, daha sonrada uluslararası platformlara taşıyacağız.” şeklinde konuştu.

 

Tarihi Kızılay Hamamı ile ilgili olarak ta görüş belirten Dimicioğlu; “Kızılay’ın başvurusu ile 18.05.2012 tarihinde Bolu'da yapılan kültür varlıkları koruma kurul toplantısında, odamızın itiraz dilekçesine rağmen yapının tescili kaldırılmıştır.1880 yıllarının izlerini taşıyan yapının yazdırılmış bir rapor doğrultusunda yıkılmasını Bolu halkı adına kabul edemeyiz. Bu konuyla ilgili aldıracağımız yürütmeyi durdurma kararı ile birlikte bir üst kurula itirazımızı yapacağız. Yapının tarihi değerini ortaya koyacak restorasyonun yapılması, memleket hastanesinin orijinaline uygun olarak yapılması ve bu meydanın eser merkezli olarak düzenlenmesi gerekmektedir.” dedi.

Bolu Olay, 20.05.2012

KONAK ERMENİ KİLİSESİ DEFİNECİLER TARAFINDAN DİDİK DİDİK KAZILIYOR

 

 

Hakkari’nin Konak Köyü'ndeki Ermeni kilisesinin içi ve çevresi define aramak isteyenler tarafından kazılıyor. Hakkari İl Genel Meclisi üyeleri, 100 yıllık kilisenin bir an önce restore edilmesini istedi. İl Genel Meclisi Özçelik Yıldız, kilisenin durumuyla ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a da bir rapor göndereceklerini bildirdi

 

Hakkari’ye 18 kilometre uzaklıkta bulunan ve 100 yıllık olduğu belirtilen kilise, bakımsızlık nedeniyle harabeye dönüştü. İçi ve çevresi definecilere hedef olan, duvarları kısmen yıkılan kilisede incelemelerde bulunan Hakkari İl Genel Meclisi üyeleri Özçelik Yıldız ile İsa Bor, Hakkari ve çevresinin en büyük kiliselerinden biri olan Konak Ermeni Kilisesi’nin ilgisizlik yüzünden bu hale geldiğini öne sürdü. Koruma altına alınan ancak restore edilmediği için yıkılmaya yüz tutan kilisenin durumunu bir raporla Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a bildireceklerini anlatan İl Genel Meclis Üyesi Yıldız, bu durumu meclis toplantısına da taşıyacaklarını anlattı.

 

Hakkari Kültür ve Turizm Müdürü Emin Özatak ise, Hakkari’de tahrip edilen kiliselerle ilgili çalışmalar yaptıklarını söyledi. Özatak şöyle konuştu:
“Kilisede bu tahribatları yapanlar hakkında savcılık soruşturma da başlattı. Bu yıl Hakkari’deki kiliselerle ilgili çalışmalarımız var. Ancak bu konuda ödenek ayrılmadığı için restorasyonunu şu an yapamayacağız. Ancak diğer tarihi eserlerle ilgili ödenek gelmiş. Tahrip edilen Konak Kilisesi’nde bir zamanlar Nasturi Başpatriği’nin kaldığı söyleniyor. 100 yıllık bir kilise olduğu söyleniyor. Bu ve buna benzer kiliselerin restore edilmesi için Kültür Bakanlığı nezdinde de çalışmalarımız vardır.”

Türkiye Turizm, 17.05.2012



20 - 26 Mayıs 2012

SERMAYESİNİ HAZİNE YUTTU, PARA ARIYOR

 

 

Giresun'da, Kırım Krallığı'nın 3 bin 400 yıl önce hüküm sürdüğünü iddia ettiği bir yaylada 90 ton altın bulma hayaliyle 4 yıldır kazı yapan Turan Gögerçin 500 bin lira harcadı. Resmi izinle yaptığı kazıda yerin 60 metre altına inen ve bazı tarihi bulgulara ulaşan ancak parası bitince kazıya ara veren hazine avcısı, "Orada hazine var bu kesin. 100 bin liraya daha ihtiyacım var" dedi. Giresunlu Turan Gögerçin (47) tam bir define avcısı. Türkiye'nin değişik yerlerinde 20 yıldır resmi izinle kazılar yapıyor, aradığı her defineyi de buluyor. Son durağı 4 yıl önce Bulancak İlçesi'ne bağlı 2 bin 100 rakımlı Bektaş Yaylası oldu. Haritalardan yola çıkarak, Kırım Krallığı'nın 3 bin 400 yıl önce bu bölgede hüküm sürdüğünü savunan Gögerçin, 17 kişilik özel ekiple kazı çalışmalarına başladı. Yaylanın en tepe noktasında, bir kayanın üzerinde bulunan biri büyük diğeri küçük iki oyuk ile ayak izlerinin, yeraltı şehrine inilen yerin işaretleri olduğunu iddia eden Gögercin, alana seyyar kompresör, jeneratör, yapay asansör ve sondaj makinesi kurdu. Kazıda önce tünelin gözetleme kulesi olduğunu öne sürdüğü bölümü bulan Gögercin, içerideki toprak ve kayalar boşalttı. Kulenin içinde aydınlatma için kesme taştan meşaleleri de bulduğunu iddia eden Gögercin'in çalışmaları, her yıl yenilenen 'resmi izinlerle' ve jandarma gözetiminde devam etti. İlk yıl 14, ikinci yıl 25, üçüncü yıl 38, dördüncü yıl 60 metreye ulaşan Gögercin, bugüne kadar yaklaşık 500 bin lira harcadı. Ancak hazineye henüz ulaşamadı. Parası bittiği için alanın üzerini çelik konstrüksiyon ile kapatarak kazıya ara verdi.

"Yeraltında dokunulmamış bir medeniyet yatıyor. Büyük bir işe imza atacağız. Bu medeniyetin bölge turizmine büyük bir katkısı olacak" diyen Gögerçin, şöyle devam etti: "Param bitti. Yaklaşık 100 bin liraya daha ihtiyacım var. Ne zaman bu parayı bulursam o zaman kazıya başlayacağım." Gögergin, hazinenin 90 ton olduğu yönündeki söylentilere yönelik "Miktar bayağı büyük" demekle yetiniyor ve arama yaptıkları yerde 3 bin 600 köle mezarının olduğunu öne sürüyor.

Sabah, Haber: Ümit Uzun, 25.05.2012

ABD'DE TUTANKAMON HEYECANI

 

ABD'nin Washington eyaletinde bulunan Seattle kentini Mısır firavunu Tutankamon heyecanı sardı.

Kentte bulunan Pasifik Bilim Merkezi'nde "Kral Tut" olarak bilinen Tutankamon'a ait eserler sergilenmeye başlandı.

Ocak 2013'e kadar sergilenecek eserler arasında günümüzden yaklaşık 3 bin 300 yıl önce yaşadığı düşünülen "Kral Tut"a ait çok özel eserler görücüye çıkacak.

Çok genç yaşta tahta çıkan ve henüz 19 yaşındayken gizemli bir şekilde hayatını kaybeden firavuna ait eserler arasında en çok ilgiyi ise 1922'de bulunan mezarından çıkan parçaların çekmesi bekleniyor.

Mumyası Mısır'dan çıkarılmayan Tutankamon'un gömülürken yüzüne takılan altın maskesi ve midesinin bulunduğu küçük tabut da sergilenecek eserler arasında...

Sabah, 25.05.2012

İŞTE ECDADA SAPLANAN KAMALAR

 

 

Zeytinburnu’nda tarihi İstanbul surlarının yakınında yapılan 3 gökdelen, kentin Sultanahmet Camisi ile özdeşleşmiş tarihi siluetin içine bir kama gibi girdi. Her cümle başına ‘ecdat’ sözcüğü koyan Başbakan’ın, bu gökdelenler üzerine bir tek laf ettiğini duyan oldu mu?

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Silivri Klassis Otel’de yapılan “Yerel Yönetimler Strateji Belgesi ve Eylem Planı” toplantısının basına açık kısmında yaptığı konuşmada, CHP ve AK Partili belediyelerin yaptıklarını karşılaştırdı. CHP’li belediye başkanları ile il başkanlarının katıldığı toplantıda 2014 Yerel Seçimleri’nin stratejisi saptandı. Kılıçdaroğlu, 48 dakika süren konuşmasında şunları söyledi:

Yerel yönetimler, bizim anlayışımıza göre yerel iktidar odakları değil, demokrasinin beşikleridirler. Bu çerçevede, belediye başkanlarının ve her kademedeki seçilmişlerin, yurttaşlara hesap verme sorumluluğu içerisinde olmaları gerektiği açıktır. Öte yandan, Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu siyasal koşullarda, derin bir yerel yönetimler krizi yaşanmaktadır. Tek parti devleti niteliğine dönüşmüş bulunan AKP Hükümeti, yerel yönetimleri kendi iktidar odağının bir parçası haline dönüştürmek istemektedir.

 

Hamasi nutuk atacaklar

Tarihi ve doğal güzellikler açısından büyük üstünlüklere sahip İstanbul’un yaşadığı yönetim zafiyeti, geri döndürülemez zararların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Zeytinburnu’nda tarihi İstanbul surlarının yakınında yapılan 3 gökdelen, kentin Sultanahmet Camisi ile özdeşleşmiş tarihi siluetin içine bir kama gibi girdi. Sorumluları kim? İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Zeytinburnu Belediyesi. 6 gün sonra, 29 Mayıs tarihinde İstanbul’un fethinin 559’uncu yıldönümü kutlanacak. Hiç şüphe yok ki, bu tarih katliamına neden olan İstanbul Büyükşehir ve Zeytinburnu belediye başkanları, fetih törenlerinde hamasi nutuklar atacaklar. Doğu Roma’dan, Bizans’tan, Osmanlı’dan kalan gravüre giren bu hattı, verdikleri kararlarla geri dönüşümsüz biçimde bozanlar, bu yükün ağırlığını üzerlerinde hiç hissetmeyecekler mi? Eski İstanbul belediye başkanı Sayın Başbakan’ın, İstanbul’dan geçecek üçüncü köprünün yerini helikopterle gezerken bizzat belirleme konusunda mesai harcadığını biliyoruz. Peki, her cümle başına ‘ecdat’ sözcüğü koyan Başbakan’ın, tarihi silueti bozan bu gökdelenler üzerine bir tek laf ettiğini duyan oldu mu? Paris’i yılda 50 milyona yakın turist ziyaret ederken, tarihi MÖ 7’nci yüzyıla dayanan İstanbul’u ziyaret eden turist sayısının  8 milyonda kalması, kuşkusuz vizyon ve tarihi – kültürel – doğal değerleri koruma bilinci eksikliği ile ilintilidir. 

 

2 milyonluk fark

Kentsel dönüşüme ilişkin veriler konusunda Başbakan ile Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın söylem farklılıkları, doğal sayılabilecek hata paylarının çok üzerindedir. 20 milyonluk yapı stoğu içinde yıkılacak yapı sayısı konusunda Bakan ile Başbakan arasında 2 milyon fark var. Biri 7, diğer 9 milyonluk yıkımdan söz ediyor. Bunun finansmanı konusundaki tahminlerde ise uçurum, iyice açılıyor ve 400 milyar dolar ile 700 milyar dolar rakamları telaffuz ediliyor. Bütün bunlardan daha garibi ise kamuoyunda sanki 2B alanlarından elde edilecek gelirle kentsel dönüşümün finanse edileceği algısının yaratılmış olmasıdır. Çünkü 2B alanlarının tüm gelir yaratma kapasitesi 25 milyar lira olup, iyimser gelir tahmini 15 milyar lira düzeyindedir. 15 milyar lira ile 400 milyarlık harcamanın finanse edilebileceğini savunmak, ancak AKP hesabı ile mümkündür.

Hürriyet, Haber: Sefa Özkaya, 24.05.2012

MAMURE KALESİ, DÜNYA MİRASI GEÇİCİ LİSTESİ'NDE

 

 

Mersin’in Anamur İlçesi’nde geçmişi 3 ya da 4 yüzyıllara dayanan, 800 yıl önceki savaşta yıkıldığı için Selçuklular tarafından yeniden inşa edilen Mamure Kalesi, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirası geçici listesine girdi.

 

Anamurlu işadamı, Türkiye Genç İşadamları (TÜGİAD) Şubeler Koordinatörü Ali Yücelen, Anamur ilçe merkezinin 6 kilometre doğusunda deniz kıyısındaki kayalıklar üzerinde 39 kulesi, su sarnıçları, hamamı, camisi bulunan ve etrafı 10 metre genişliğinde hendekle çevrili Mamure Kalesi’nin Dünya Kültür mirası sayılması için ilçedeki sivil toplum örgütleriyle birlikte dosya hazırladı. Geçen şubat ayında teslim edilen başvuru evrakını inceleyen Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, değerlendirmelerini tamamlayıp, Mamure Kalesi’ni Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirası geçici listesine aldı.

Türkiye Genç İşadamları (TÜGİAD) Şubeler Koordinatörü Ali Yücelen, kararın çok sevindirici olduğunu belirtip, Anamur’un uluslararası turizmde daha da öne çıkacağını söyledi.

Yücelen, "Mamure Kalesi’yle ilgili böyle bir çalışma Türkiye’de sivil toplum kuruluşları ile özel sektör kuruluşlarının birlikte neler yapabileceklerinin en iyi örneğidir. Kültürel mirasın korunması, dünyanın en önemli çalışmalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu anlamda Mamure Kalesi’nin geçici listeye alınması ve akabinde asıl listeye girecek olması büyük bir başarıdır. Şimdiye değin hazırlanmış en kapsamlı ve en detaylı başvuru olan Mamure Kalesi’nin Dünya Kültür Miras Listesi’ne alınması projesinin hayata geçirilmesiyle birlikte Anamur çok farklı bir kültür ve turizm bölgesi haline gelecektir" dedi.

12 yıl önce Mersin’in Mut İlçesi’ndeki Alahan Manastırı ve Tarsus İlçesi’ndeki Aziz Paul Kilisesi, Aziz Paul Kuyusu ve civardaki tarihi mekanlar, aynı listeye alınmıştı.

Romalılar tarafından 3 veya 4’üncü yüzyılda yapılan kale, Anadolu Selçuklu Sultanı Aleaddin Keykubat tarafından 1221’de ele geçirildiği sırada yıkıldı. Temelleri üzerine bugünkü kale yapıldı. Daha sonra Karamanoğulları’nın eline geçti. Karamanoğulları’nın tarihini anlatan Şikari’nin kitabında "Anamur ve Taşeli’nin kafirler tarafından zapt ve harap edilmesi üzerine Karamanoğlu Mahmut Bey (1300-1308) 36 bin kişilik ordusuyla düşmanı bozguna uğratıp kaleyi ele geçirmiş, mamur edip, adını Mamuriye koymuştur" kaydı geçer. Kalenin batı duvarının üzerinde bulunan tek yazıtta, özetle:

"Karamanoğlu Alaaddin oğlu Mehmet oğlu Sultan İbrahim inşa etti. Bu tarih Mükerrem Şevval ayında yazıldı" ifadesi yer alır. Karamanoğlu İbrahim Bey 1424-1464 döneminde hüküm sürmüş. Daha sonra, Osmanlılar eline geçen kale 15, 16 ve 18’inci yüzyıllarda küçük onarımlar görmüş. Karamanoğulları’nın Mamuriye adı verdiği kale, günümüzde Mamure adıyla tanınıp, görkemiyle turistlerin gözünü kamaştırıyor.

Hürriyet, Haber: Mustafa Ercan, 24.05.2012

KÜBALI SANATÇIDAN REKOR SATIŞ

20. yüzyılın en önemli sanatçılarından Kübalı sürrealist Wifredo Lam'in bir Afrika tanrıçasına atfettiği tablosu Sotheby'sin akşam müzayedesinde  4.56 milyon dolara satıldı.

 

Latin Amerika sanatı alanında rekor kırılan müzayedede 21 milyon dolarlık satış rakamına ulaşıldı.

Henri Matisse ve Picasso'nun yakın arkadaşı olan Lam, eserlerinde Surrealist ve kübist tekniklerle Afrika'nın dinsel unsurlarını birleştirmesiyle ünlüydü.

Habertürk, 24.05.2012

KAPALIÇARŞI'DA RESTORASYON BAŞLIYOR

 

 

57 yıldır çivi çakılmayan dünyanın ilk alışveriş merkezi Kapalıçarşı'da restorasyon çalışması yapılacak. Çarşıdaki 3600 dükkan ve 38 han restore edilecek. Çalışmalara çatıdan başlanacak.

Dünyanın ilk alışveriş merkezi Kapalıçarşı'da 200 milyon liraya mal olacak restorasyon başlıyor. 'Afet Yasası' kapsamında çarşıdaki 3 bin 600 dükkan ile çevresindeki 38 han restore edilecek. Çalışmalar kapsamında ilk olarak James Bond filmi çekimi sırasında sıkça gündeme gelen çarşının çatısı yenilenecek.

 

Restorasyon projesinin tamamlandığını belirten Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, bugün projenin detaylarını açıklayacak.

 

Toplam 200 milyon lira maliyetle gerçekleştirilecek restorasyon, yaklaşık 3-4 yıl sürecek ve bu süreçte çarşının herhangi bir yeri kapatılmayacak. Restorasyon süresinde İlber Ortaylı, Sinan Genim, Betül Mardin gibi 18 önemli isim de danışma kurulunda yer alacak.

 

Milliyet Gazetesi'ne konuşan mimar Sinan Genim, 57 senedir küçük bakımlar dışında esaslı bir restore çalışması yapılmayan Kapalıçarşı'nın yenilenmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

"Yeni bir düşüncenin gelmesi lazım. Bu kadar AVM'nin yanında eskiyor ve hala eski imajını kullanıyor. Uygulama projesini tam görmedim ama mevcut yapı üzerinde hiçbir değişiklik yapılmaz. Tuvaletler çağdaşlaştırılacaktır. Bozulmuş dükkan cepheleri ile çatısı elden geçirilecektir. Görüntü kirliliği yaratan klima üniteleri revize edilecektir. Taşıyıcı sisteme bazı müdahaleler var onlar da ele alınacaktır. Aydınlatma, güvenlik ve yangınla ilgili de çalışmalar olacaktır."

 

Tarihi özelliğine rağmen yağmurda akan çatısı, su baskınları ve bakımsızlığıyla gündeme gelen Kapalıçarşı son olarak James Bond filminin çekimlerine de ev sahipliği yapmıştı. Çekimler sırasında çatıya zarar verildiği iddiaları da kamuoyuna yansımıştı. Çarşının onarıma duyduğu ihtiyaç New York Times gazetesine haber olmuştu. 45 bin metrekare kapalı alana sahip tarihi çarşı, 1894 depreminden sonra yapılan tadilatlarla da bugünkü halini almıştı.

Arkitera, 24.05.2012

AGORA ARKEOLOJİ MÜZESİ

 


Proje İzmir'de tarihi Agora, Kemeraltı'nda yer almaktadır. Şu anda akeolojik kazıların devam ettiği alanda bulunan 7 katlı otopark yerine bir arkeoloji müzesi tasarlanmıştır.


İşlevsel olarak içerisinde kamusal alanlar, sergi alanları, çalışma birimleri ve kafeler barındıracak olan müze, ayrıca alanda bulunduğu kabul edilen arkeolojik kalıntıları, büyük bir galeri boşluğu oluşturarak korumayı ve sergilemeyi amaçlamıştır.

 

Konsept olarak ise, otoparkın ağır kütlesinden sıyrılarak, çevredeki kamusal alan ihtiyacını karşılayacak daha hafif bir kütle tasarlanması hedeflenmiştir.

Bu bağlamda ekolojik yapı tasarım kriterleri ön planda tutulmuş, Agora'nın dokusuyla yarışmayacak ögeler tercih edilmiştir.

Arkitera, 24.05.2012



Gökhan Karabacak'ın MimED 2011 Mimarlık Öğrencileri Proje Ödülleri 3. Yıl Kategorisi'nde ödüle layık görülen projesi.

29 MAYIS'A AYAR: ULUBATLI VE GEMİ YOK

 

 

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’ndan sonra 29 Mayıs İstanbul’un Fethi kutlamalarına da rötuş yapıldı. İstanbul Fetih programında artık surları fetih görüntüleri ile gemilerin karadan yürütülmesi yer almayacak.


Önceki yıllarda Belgradkapı semtinde yapılan törende mehteran bölüğünün müziği eşliğinde yeniçeriler surlara hücum ederdi. Özel olarak yapılan giriş kapısı yıkılır, aynı anda top atışı ile Cenk Marşı çalınarak askerler surlara çıkıp sancak dikerdi. Daha sonra Fatih Sultan Mehmet, arkasında hocası Akşemsettin ve askerlerin surlardan İstanbul ’a girişi canlandırılırdı. Ayrıca kutlamalarda Fatih’in gemileri karadan yürütmesi de canlandırılırdı. 

Fetih Yürüyüşü
Bu yıl bu görüntüler olmayacak. İstanbul Valiliği’nce tasarlanan program Fatih Sultan Mehmet’in türbesinde başlayacak. Fatih Camii avlusunda halka ve protokole helva ve şerbet ikram edilecek. Ayrıca mehter takımı ve yeniçerilerden oluşan bir kortej Beyazıt Meydanı’ndan Ayasofya Müzesi’nin önüne kadar ‘Fetih Yürüyüşü’ gerçekleştirecek. Mehter takımı konser verecek. Konser bitiminde Tarih ve İslam Araştırma Vakfı Başkanı Doç.Dr. Osman Sezgin tarafından ‘Muzafferiyet Duası’ edilecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından da 29 Mayıs günü Haliç kıyısında lazer, ışık, havai fişek gösterisi düzenlenecek. Genelkurmay’ın mehteran takımı da burada konser verecek. Rumelihisarı’nda da mehteran konseri gerçekleştirilecek. 

Radikal, 24.05.2012

BİR 'MİRAS' BÖYLE YOK OLDU

 

 

‘Endüstriyel Miras’ kapsamında tescilli tarihi Şişli Likör Fabrikası ‘korunmak’ üzere tamamen yıkıldı. Fabrikanın arazisine 157 metre yüksekliğinde iki gökdelen dikilecek. Yıkılan fabrikanın bulunduğu yerin altına üç kat otopark yaptıktan sonra da bina şekline uygun olarak yeniden inşa edilecek. Sadece Fransız Mimar Robert Malles Stevens’ın çizgileri orijinal olacak. Mimarlar tepkili...


Atatürk’ün emriyle 1930 yılında kurulan Şişli Likör Fabrikası, Cumhuriyet’in ilk yapıları arasında sayılıyordu. İlk betonarme tekniği uygulanan yapı olduğu için 2 No’lu Koruma Kurulu tarafından 2006 yılında ‘Endüstriyel Miras’ kapsamında değerlendirilip kültür varlığı olarak tescillenen tarihi fabrika, sık sık yıkılma ihtimaliyle gündeme gelmişti. Koruma Yüksek Kurulu’nun 660 sayılı “Tescilli yapıların yıkılmadan restorasyonunun yapılması esastır’’ kararına rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı 4 Numaralı Tabiat Varlıklarını Koruma Komisyonu’nun kararıyla yıkılan tarihi Likör Fabrikası’nın arazisindeki 5 dönümlük alana 157 metre yüksekliğinde toplam 400 konutlu iki gökdelen dikilecek. 200 milyon dolar yatırımla hayata geçirilecek olan proje içerisinde rezidans dairelerin yanı sıra otel ve kültür-sanat merkezi de bulunacak.


TOKİ iştiraki Emlak Konut GYO ile Viatrans-Meydanbey Ortak Girişimi yıkılan tarihi bina için “Mimar Robert Mallet Stevens’ın orijinal çizimleri göz önüne alınarak yeniden inşa edilip korunacak” açıklamasını yapıyor. Ancak mimarlar bu açıklamaya tepkili. Dünyada bu tarzda restorasyon anlayışı olmadığı, ancak kaldırmak zorunluluğu karşısında taşınmanın gündeme gelebileceği vurgulanıyor. Yıkarak koruma anlayışının sadece yenileme olabileceğini buna asla restorasyon denilemeyeceğini belirten mimarlar, Likör Fabrikası’ndaki yöntemi ‘kılıfına uydurma’ olarak nitelendiriyorlar. 

‘Yıkmak en son çaredir’
Prof Dr. Zeynep Ahunbay: “Restorasyonda yıkmak en son çare olmalıdır. Burada niye yıkıyorlar anlamış değilim. Beton mukavemeti güçlü değil, bir mazeret olabilir mi? Güçlendirirsin ve korursun. İlk betonarme bina örneği olarak eksikleriyle koruyup gelecek kuşaklara aktarmak asıl olandır. Özgün haliyle korunması gerekirdi. Şimdi kopyası yapılacak. Tüm orijinalliği gitti. Tescilli bir binanın yıkılarak restorasyon adı altında ‘Aynısını yapacağız’ denmesi korkunç bir olay. Koruma kültürü bu değil. Burada amaç altına otopark yapmak. Çevresine gökdelen yapılmasına bile izin verilmemesi gerekirken tamamen yıktılar.” 

‘Bu, kılıfına uydurmak’
Doç.Dr. Gül Akdeniz: “Bu sorun asıl Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nun elinden alınıp Tabiat Varlıkları’na verilmesiyle başladı. Kültürel süreklilik açısından Şişli Likör Fabrikası çok önemliydi. Kültür varlığı olarak tescil edilmiş. Kentin belleğine kazınmış bir yapıyı nasıl yıkarsınız? Kimse direniş göstermiyor. Dünyada böyle bir restorasyon anlayışı yok. Ankara bu yıkımı önce suç olmaktan çıkarıyor sonra kılıfına uydurulmuş bir şekilde uygulamaya geçiliyor. Türkiye’de böyle bir restorasyonu daha önce ne gördüm ne de duydum. Ben yeniden yapacaklarına da inanmıyorum. Daha önce de böyle durumlar çok gördük. Rölevesini kendi istedikleri şekilde uygulayacaklardır.”

Cumhuriyet’in ilk yapılarından
Dönemin ünlü Fransız mimarı Robert Mallet Stevens tarafından 1930’ların başında inşa edilen Likör Fabrikası Cumhuriyet’in ilk yapıları arasında yer alıyordu. İnşa edilen döneme göre daha ileri tekniklerle yapılan fabrika, sanayiyle kalkınmayı hedefleyen Cumhuriyet dönemi ekonomi politikasının sembolü niteliğindeydi. Betonarme tekniğinin uygulandığı ender yapılar arasında yer alan fabrika zaman içerisinde birçok kez tadilat gördü. 1960 yılında tadilat gören fabrikaya bir de baca eklenmişti.

Radikal, Haber: Ömer Erbil, 24.05.2012

1500 YILLIK JUSTİNİANUS KÖPRÜSÜ İLGİ BEKLİYOR

 

  

 

Beşköprü olarak da bilinen Sakarya'daki Justinianus Köprüsü, Marmara depremi sırasında oldukça hasar gördü. O dönemde başlanılan restorasyon hala tamamlanamayınca köprü ayakta kalmakta zorlanıyor.

Sakarya'da 1500 yıl önce İmparator Justinianus tarafından yaptırılan tarihi Justinianus Köprüsü, Bizans döneminin Anadolu'daki en görkemli anıtsal yapılarından biri. 384 metre uzunluk, 9,85 metre genişliğindeki köprü 12 kemer gözünden oluşuyor. Beşköprü olarak da bilinen tarihi köprünün batı ucunda tak izi, doğu ucunda apsisli yapı ve köprü ile ilgili tonozlu yapı kalıntıları bulunuyor. Marmara depreminde bazı kemer ayaklarında çatlaklar oluşan tarihi köprü şimdilerde restore edilmeyi bekliyor.

Köprü en son Karayolları Genel Müdürlüğü'nce 1995 yılında onarılarak taşıt trafiğine kapatıldı. Marmara depreminde köprünün kemer ayaklarında çatlaklar oluştu. Tarihi yapının restorasyonu için Karayolları'nca başlatılan proje çalışmaları halen sürüyor.

Sakarya Valisi Mustafa Büyük, "Köprü, tarihi kültürel miras açısından bölgemizin en eski, en tarihi, en kıymetli eserlerinden birisi" diyor. Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdür Vekili Hüseyin Yorulmaz ise köprüdeki turizmin artırılması için somut projeler üretilmesi gerektiğini ifade ediyor. Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Zeki Özcan da yaklaşık 1500 yıl önce yapılan tarihi köprünün bugünkü boğaz köprüleriyle eş değer tutulabileceğini kaydederek, "Bizim bugünkü teknoloji ile belirlediğimiz ayak formlarını o zamanın şartlarında tecrübelerle yapmışlar" diye konuşuyor.

Sakarya Rehberim, 24.05.2012

KAMU TAŞINMAZLARININ TURİZME TAHSİSİNDE DEĞİŞİKLİK

 

Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı. Yönetmelik, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri, bu bölgelerin alt bölgeleri ve turizm merkezlerinin içinde veya dışındaki kamu taşınmazlarının, turizm amaçlı kullandırılmasına ilişkin esasları düzenliyor.
    
Taşınmazlara dair tekliflerin değerlendirilmesini düzenleyen maddede yapılan değişikliğe göre, tahsis şartnamesinde belirlenecek hususlar kapsamında başvurusu Kültür ve Turizm Bakanlığınca uygun görülen girişimcilerle sosyal ve teknik altyapıya katılım payı üzerinden müzakere yapılacak.

Müzakereye ilişkin usul ve esaslar Arazi Tahsis Komisyonu'nca belirlenerek, müzakereye katılacak girişimcilere tebliğ edilir ve müzakereler Müzakere Komisyonu tarafından yürütülecek. Tek başvurunun yapıldığı hallerde Müzakere Komisyonu'nca yatırımın özelliğine göre girişimciden sosyal ve teknik altyapıya katılım payı istenebilecek. Birden fazla başvuru hallerinde ise müzakere öncesi tebliğ edilen usul ve esasların kabul ve taahhüt edildiğine ilişkin noter onaylı taahhütname ile girişimci tarafından teklif edilen ilk katılım miktarı tutarında teminat Bakanlığa teslim edilecek.
    
Arazi Tahsis Komisyonu gerekçesini belirtmek suretiyle taşınmazı tahsis edip etmemekte serbest olacak. Tahsis etmeme yönünde karar alınması halinde girişimcilerin teminatları iade edilecek. Bölgenin tamamının veya alt bölgenin tek bir ana yatırımcıya tahsisi için Bakanlar Kurulu'nca verilen ön izin işlemleri, ön izin koşullarına göre Bakanlıkça yürütülecek.
    
Ek alan olarak tahsis edilebilecek kamu taşınmazları     
Özel mülkiyete veya tahsisli yatırımlara, duyuru şartı aranmaksızın, tahsise ilişkin diğer hususların da sağlanması ve hisseli parsel teşekkül ettirilmemek şartı ile ek alan olarak tahsis edilebilecek kamu taşınmazları şöyle:

''Küçük ölçekli planlardan büyük ölçekli planlara geçişte ölçeğin gerektirdiği farklılıklardan doğan ilave bitişik alanlar, inşa edilecek tesis türünün ve sınıfının gerektirdiği şartların sağlanamaması halinde meydana gelen olumsuzluğun giderilmesine imkan verilecek ilave bitişik alanlar, aynı imar adası içerisinde yer alan, imar planları ile turizm kullanımına ayrılmış olan ana alandaki tesisin niteliğini arttırmaya yönelik ilave bitişik alanlar, imar parseli bütünlüğünün oluşturulması ve uygulama imar planlarında öngörülen kapasitenin elde edilebilmesi bakımından imar parseli içinde kalan alanlar, tahsis yapıldığı tarihte denizle bağlantısı olan tahsisli alanlar ile aynı durumdaki özel mülklerle deniz arasında kıyı kenar çizgisinin sonradan değişmesi nedeniyle yeni oluşan alanlar, tahsisli ana parsele veya özel mülke proje bütünlüğü olan ve birlikte kullanılması zorunluluğu bulunan alanlar.''

Tahsis yapıldığı tarihte denizle bağlantısı olan tahsisli alanlar ile aynı durumdaki özel mülklerle deniz arasında kıyı kenar çizgisinin sonradan değişmesi nedeniyle yeni oluşan alanların ek alan olarak tahsis edilebilmesi için bu alanların tahsisli ana parsellerle veya özel mülklerle proje bütünlüğünün sağlanması ve birlikte kullanılması zorunluluğu aranacak. Bu alanlar, tahsisli alanlara veya özel mülklere denizle bağlantılarının sağlanması bakımından denize cepheleriyle sınırlı olacak şekilde tahsis edilebilecek.
    
Faaliyetlerinin tamamlayıcısı olarak hizmet vermesi amacıyla, bölgede bakanlıkça belgelendirilmiş tek bir turizm tesisi olması halinde bu tesise; bakanlıkça belgelendirilmiş birden fazla turistik tesis olması halinde bunların kuracağı ticari ortaklıklara, eşit koşullarda yararlanmak ve birlikte işletilmek şartıyla; turizm yatırımı ve işletmeciliği ile görevlendirilmiş altyapı birlikleri ile kamu kurum ve kuruluşlarına bu yönetmeliğin ilgili maddesindeki duyuru şartı aranmaksızın, imar planına uygun mekanik tesis hattı ve zorunlu hallerde kayak pisti yapılmak ve birlikte kullanılmak üzere bedeli karşılığında arazi tahsis edilebilecek. Kayak pistlerine ilişkin kullanım bedelleri, günübirlik tesis açık alan birim maliyeti üzerinden belirlenecek.
    
Taşınmazlarda ön izin bedeli     
Arazi Tahsis Komisyonu, Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü'nden sorumlu müsteşar yardımcısı başkanlığında, Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü, Arazi Tahsis Dairesi ile Yatırım Geliştirme ve Planlama Dairesinden sorumlu genel müdür yardımcıları, Kontrolörler Kurulu Başkanı, Arazi Tahsis Daire Başkanı, Yatırım Geliştirme ve Planlama Daire Başkanından oluşacak. Tescilli taşınmaz kültür varlıkları ve korunma alanlarına ilişkin konularda Arazi Tahsis Komisyonu'na ve Müzakere Komisyonuna üye olarak, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü katılacak.


Ön izin yükümlülüklerini yerine getirerek turizm yatırımı belgesi veya ana turizm yatırımı belgesi alan girişimci adına Arazi Tahsis Komisyon kararıyla kesin tahsis yapılacak.
    
Kanunlarında, turizm yatırımı ve işletmeciliğiyle görevli olan kamu kurum ve kuruluşlarına, turizm yatırımı belgesi alınması şartıyla, konaklama hariç imar planlarında yalnızca günübirlik, rekreasyon ve spor tesisleri gibi kullanıma ayrılmış alanlar ilansız olarak tahsis edilebilecek. Kamu kurum ve kuruluşları bu taşınmazlar üzerinde adlarına yapılan tahsisi üçüncü kişilere devredemeyecek ve tür değişikliği yapamayacak. Aksi takdirde tahsisleri iptal edilecek.
    
Tescilli taşınmaz kültür varlıkları ve korunma alanları kamu kurum ve kuruluşlarına ilansız olarak tahsis edilebilecek. Bu durumda tahsis edilen tescilli yapı konaklama amaçlı olarak kullanılabilecek ve yönetmelikteki kamu kurum ve kuruluşlarına tahsislerdeki konaklamaya yönelik kısıtlama uygulanmayacak. Tescilli taşınmaz kültür varlıkları ve korunma alanlarının kamu kurum ve kuruluşlarına konaklama amacıyla ilansız tahsisi sadece tamamı en çok 100 yatak kapasiteli tesisler için geçerli olacak. Belirtilen kapasite üzerinde olan tesisler tahsis edilemeyecek. Termal ve kış turizmi amaçlı tahsisler ile tescilli taşınmaz kültür varlıkları ve korunma alanlarının tahsislerinde ön izin bedeli yüzde elli indirimli uygulanacak.
    
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanan yönetmelik, yayımı tarihinde yürürlüğe girecek.

Yapı, 23.05.2012

TARİHİ YAPILAR KAYIT ALTINA ALINIYOR

 

Baman'ın Kozluk İlçesi'nde, Batman Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projeleri Koordinatörlüğünce desteklenen kültür envanterleri projesi çalışması başladı.

Batman Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı ve proje koordinatörü Yrd. Doç.Dr. M. Emin Şen, Kültür Varlıkları Bölüm Başkanı Doç. Nuray Alparslan ve Sanat Tarihçisi Şükran Aslan Kozluk’taki tarihi dokuları inceledi.

Şen yaptığı açıklamada, Batman'ın tarihi turizm bakımından oldukça zengin coğrafyasının olduğunu ve proje sonunda envanterlerin tamamını bulabilecekleri eserlerin ilin tanıtımına önemli katkı sağlayacağına vurgu yaptı. 

Batman Haber, 23.05.2012

MİLATTAN ÖNCEKİ FACEBOOK BULUNDU

 

Günümüzde oldukça popüler olan Facebook'un tarih öncesi modelinin binlerce yıl önce mağara adamları tarafından kullanıldığı ortaya çıktı. Rusya ve İsveç'te araştırmacıların yaptıkları çalışmalara göre mağara duvarına çizilen resimler kabileler arası iletişimin sağlanması için kullanılıyordu.

 

İngiltere'nin Daily mail haber sitesinde çıkan habere göre, Cambridge Üniversitesi araştırmacıları Rusya'daki Zalavruga ve İsveç'teki Namforsen sitelerinde yaptıkları çalışmalar sonucu, mağara duvarlarına çizilmiş yaklaşık 2.500 resim ortaya çıktı. Araştırmacılara göre, Bronz devrinde kaya duvarlara çizilen, insan ve hayvan resimlerinden av partilerine kadar bir çok tasvir, o dönemde yaşayan insanların duygu ve düşüncelerini paylaşmak için kullandıkları bir yöntemdi.

 

Araştırmada yer alan Cambridge üniversitesi Arkeologlardan Mark Sapwell'e göre bu bölgeler çok özel mekanlar ve insanların buralara gelme sebebi, kendilerinden önce bu bölgede yaşayanları tanımalarından dolayı. Sapwell, "Tıpkı günümüzdeki gibi, insanlar binlerce yıldır birbirleriyle iletişim içindeydiler ve bu kaya resimleri de tarih öncesi toplumların kendi kimliklerini sergilemek için kullandıkları bir yoldu. Bu yüzden tıpkı Facebook'taki statünüz gibi, kaya resimleri de sizi düşüncenizi açıklamaya davet ediyor ve aynı zamanda yorumlar içinde açıktı" şeklinde konuştu.
Günümüzde Facebook 900 milyondan fazla kullanıcısıyla oldukça popüler durumda. 28 yaşındaki kurucusu Mark Zuckerberg'i kısa bir süre içinde dünyanın en zengin 29. Kişisi durumuna getiren Facebook, Türkiye'de 30 milyon 700 bin kişi tarafından kullanılıyor.

Habertürk, 23.05.2012

ANTALYA'NIN TARİHİ EVLERİ TURİZME KAZANDIRILACAK

 

 

Kültür ve Turizm Bakanı Yardımcısı Dr. Abdurrahman Arıcı, Antalya'nın Elmalı, Akseki, Korkuteli ve İbradı ilçeleri ile Ormana beldesini alternatif turizme kazandırmada ikinci Safranbolu yapacaklarını söyledi.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kültür turizmini yaygınlaştırmada sivil mimari eserlerini koruma ve gelecek nesillere taşımada özen gösterdiğini belirten Arıcı, Elmalı, İbradı, Korkuteli ve Ormana beldesinde bulunan asırlık taş hatıl ve cumbalı evlerini kültür turizmine kazandırma kararlı olduklarını kaydetti. 3 ilçede bulunan sivil mimari eserlerinin korunması ile ilgili açıklamada bulunan Arıcı, buralardaki tarihi konakları kültür turizmine, sivil mimari eserleri de dünya turizmine kazandıracaklarını ifade etti.

 

Arıcı, "Bakan Ertuğrul Günay, tarihi Elmalı evlerinin turizme kazandırılmasına özel önem veriyor. Elmalı'nın tarihi dokusu Antalya'nın Safranbolu'su olmaya çok uygun. Korkuteli Alaaddin Mahallesi'ndeki Anadolu Selçuklu dönemi eserlerini de restore ederek kültür turizmine kazandırdık. Mahallenin Selçuklu dokusu aradan asırlar geçmesine rağmen orijinalliğini koruyor. Bu 4 ilçemiz kültür turizmi yanı sıra botanik, doğa sporları ve ekoturizmi içinde çok elverişli" dedi.

 

Tarihi evleri kültür turizmine açarak Çinli, Japon, Güney Kore, Tayvan ve Singapurlu turistleri bölgeye çekmeyi hedeflediklerini belirten Arıcı, Kapadokya bölgesinde çoğu tarihi evlerin kültür turizmine kazandırılmasıyla son 5 yıldır çok iyi şekilde Uzak Doğulu turist hareketliliği yakalandığını kaydetti.

 

Ormana Belediye Başkanı Mehmet Ayhan Keskin, beldelerinde 115 yıllık 100 tarihi hatıllı evin bulunduğunu söyledi. Kültür turizmine açtıkları evlere ABD, Almanya, İngiltere ve Belçika'da turist geldiğini belirten Keskin, evlerin kışın ve baharda doğa ve bisiklet sporuna hizmet verdiğini ifade etti.

Turizm Gazetesi, 23.05.2012

"SANAT ESERİ MUAMELESİ GÖRECEK"

 

İstanbul’un tartışmalı konularından biri olan İnönü Stadı’nın yenilenmesi projesine daha önce karşı çıkan Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, revizyona yeşil ışık yaktı.

Habertürk TV’ye konuşan Bakan Günay, “Madem orada tesis edilmiş bir stadyum var. Onu da bir sanat eseri gibi yeniden revize etmek gerektiği gibi bir mutabakatımız var. Maç saatlerinde çevresel kirlilik yaratmayacak bir düzenleme yapılacak” dedi.

Turizm sektöründe yıllardır tartışma konusu olan konaklama tesisleri için ikili ruhsatlandırma sistemine son vermek istediklerini de kaydeden Günay “Mevcut sistemde konaklama tesisleri ister belediyelerden isterse yıldız sistemine dahil olabilmek için bakanlıktan ruhsat alabiliyorlar. Bu ikili sistem nedeniyle belediyelerden ruhsatlı konaklama tesislerinde bir sıkıntı yaşandığında bakanlıkça müdahale edemiyoruz” dedi.

Habertürk, 23.05.2012

2 BİN YILLIK MÜHÜR GÜN IŞIĞINDA!

 

 

İsrailli arkeologlar, Kudüs'teki bir arkeolojik kazı yerinde yaptıkları çalışmada, 2 bin 700 yıllık bir mühür bulundu.

 

Bölgedeki arkeolojik kazıları yürüten İsrail Eski Eserler Yönetimi adlı kuruluşun Direktörü Eli Şukron, üzerinde Beytüllahim ibaresi taşıyan mührün şimdiye kadar bölgede bulunan en eski arkeolojik kalıntı olduğunu söyledi.

Şukron, 1,5 santimetre çapındaki mührün, Kral Süleyman tarafından MÖ 957 yılında inşa ettirilen Birinci Kutsal Tapınak'taki eski İbrani yazısını taşıdığını ve büyük bir ihtimalle taşımacılık vergisini damgalamak amacıyla kullanıldığını belirtti.

Bulla adı verilen kilden mührün üzerinde Hazreti İsa'nın doğduğu yer olan Beytüllahim'in adının bulunduğunu anlatan Şukron, ilk kez tarihin bu döneminden kalma bir arkeolojik kalıntının üzerinde Beytüllahim kentinin adına rastlandığına dikkati çekti.

Şukron, mührün bulunduğu yerin yakınında yapılan kazılarda da yine aynı döneme ait çanak ve çömleklerin ortaya çıkarıldığını kaydetti.

Habertürk, 23.05.2012

KUTSAL MEKANLARA RESTORE

 

Bingöl’ün Kiğı İlçesi'nde bulunan tarihi türbeler, Bingöllü iş adamı Cemal Eğin tarafından restore edilecek.

 

Bingöl’ün Kiğı İlçesi'nde bulunan Seyit Kasım Türbesi ve Halit Bin Velit’in askerinin bulunduğu türbeyi restore etmek için kolları sıvayan Eğin Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Eğin, restorasyonun haziran ayının ilk haftasına kadar tamamlanacağını belirtti. Türbe restorasyonlarının yanı sıra aynı alanda alt yapı ve çevre düzenlemelerinin de yapılacağını belirten iş adamı Eğin, çalışmalar hakkında şu bilgileri aktardı.

 

“Kiğı İlçemizde bulunan kutsal mekanların restore edilmesine yönelik geliştirdiğimiz çalışmalar kapsamında Vatandaşlarımızın türbe ziyaretlerinde daha rahat etmelerini sağlamak için uzak bir mesafeden türbe alanlarına su çekeceğiz. Bay ve bayan lavabolarının yanı sıra, insanlarımızın kurbanlarını rahat kesebilmeleri için kurban kesim alanları, ziyaretçiler için piknik alanları ve beton masaların olacağı oturma alanları oluşturulacak. Türbe manzarasının kapanmaması için de türbeyi çevreleyen duvarların belli bir kısmını demir ferforje yapacağız Tahminen haziran ayının ilk haftasında tamamlamayı planladığımız çalışmamız memleketimize hayırlı olsun” dedi.

Bingöl Kent Haber, 23.05.2012

AVRUPA MÜZELERİ TELAŞTA

 

 
Bergama Sunağı nın kaçırıldığı tarihten bir fotoğraf (solda). Sunağın Türkiye'deki yerinde ise yeller esiyor (sağda).

 

The Economist dergisi 19 Mayıs günü ‘Türkiye’nin kültürel hırsları’ başlıklı makaleyle Türkiye ’nin yurtdışına kaçırılan eserlerini geri alma mücadelesini eleştirdi. Kültür editörü Fiammetta Rocco tarafından kaleme alınan yazıda, Avrupa müzelerinde ve koleksiyonerlerde telaş olduğu vurgulanarak “Bazısı avukatlara başvurdu, bazısı da uzun dönemli ödünç vermenin sorunu çözeceğini umuyor. Ancak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay sadece süresiz ödünç vermeyle tatmin olacaklarını söylüyor. Bazısı da oyalama taktiği güderek Türk yetkililerin bezeceğinii umuyor” ifadesi kullanıldı.


Türkiye yıllardır, topraklarından kaçırılmış tarihi eserlerinin peşinde. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay , Hattuşa’dan 1917’de restorasyon bahanesiyle götürülen Boğazköy Sfenksi’ni iade etmeyen Almanya’yı, Almanların yürüttüğü kazıları iptal etmekle uyarmıştı. Berlin Müzesi iki ay sonra eseri ‘iade’ kararı aldı. Bakanlık ayrıca Amerikan Metropolitan Müzesi’ndeki Herakles Heykeli’nin üst yarısının iadesini de sağladı. Bakanlık Avrupa ve ABD’deki birçok müzeden de zamanında kaçırılmış eserleri istiyor.


Dergide çıkan makale ise Türkiye’nin bu eserleri isteme hakkı olmadığını savunuyor: “Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid, 1887’de Lübnanlı bir köylünün Sayda kentinde bulduğu 18 lahiti İstanbul’a getirtmişti. En büyük lahitte Büyük İskender’in kemiklerinin bulunduğuna inanılıyordu. Lahit Türklere ait değil ve Sayda bugün Lübnan topraklarında ama lahit, İstanbul ’un en büyük hazinesi kabul ediliyor. Mona Lisa Louvre için neyse, İskender Lahti de İstanbul Arkeoloji Müzesi için o.”


Oysa İskender Lahiti Lübnan’dan getirilirken bu topraklar Osmanlı Devleti’ne aitti. Türkiye’nin iadesini istediği hiçbir eser ise bu kapsamda değil. İadesi istenen eserlerin tamamı yasadışı yollarla kaçırılan hazineler. 

Humann: Nasıl kaçırdım?
The Economist’teki makalede Almanya’da bulunan Bergama Zeus Sunağı da yer aldı ve ‘padişahın izniyle’ kaçırıldığı öne sürüldü. Oysa gerçek kaçırılma hikayesi farklı. 1864 yılında Ege’deki tren yolu inşaatında mühendis olarak çalışmaya gelen Carl Humann bir yıl sonra Bergama akropolünü keşfetti. 1871 yılına kadar yani Osmanlı yönetiminden kazı izni aldığı tarihe kadar Zeus Sunağı’na ait pek çok parçayı Almanya ’ya kaçırdı. İzni aldıktan sonra da bu eserleri sanki izin alındıktan sonra götürmüş havası yarattı. Tüm bunları da Berlin Müzesi Heykel Bölümü Müdürü Alexander Conze’ye yazdığı mektupta anlattı. İşte o mektuptan bir bölüm:


“...Şimdi size şöyle bir teklifim var. Bu işin kokusu çıkmadan rölyefleri tepeden aşağı indirteyim. Sağlam sandıklara koyayım ve Dikili’ye taşıtayım. Orada kimse sandıkları İzmir istikametli bir gemiye yükletmemi engellemez. İzmir ’de Diran Efendi’yi hemen yoklayıp beni İzmir Limanı’na kontrolsüz sokmalarını sağlarım. Sonra da sandıkları İzmir ’de Hollanda veya İngiliz bandıralı bir şilebe yükleyip yollarım. Böylece sandıkları kimse bulamaz. Biz de bunların size altı yıl önce ve geçen sene gönderdiğim rölyeflerden olduğunu söyleriz.”


Osmanlı dava açtı
Troia diğer ismiyle Troya Hazineleri de benzer yöntemlerle kaçırılmıştı. Alman amatör arkeolog Schlieman, bulduğu hazineleri Atina’ya kaçırdı. Kaçakçılığın ortaya çıkmasından birkaç ay sonra Osmanlı Devleti Atina’da 1874 yılında dava açıp eserlerin iadesini talep etti. Ancak dava kaybedildi. Daha sonra temyize gidildi ve Osmanlı haklı bulunarak eserlerin iadesine karar verildi. Schlieman’ın Atina’daki evi arandı ancak eserler kaçırılmıştı. Daha sonra Osmanlı, Schlieman aleyhine 1 milyon Frank’lık tazminat davası açtı. Ancak mahkeme tazminat bedelini 10 bin Frank olarak belirledı. Bu arada Osmanlı Devleti girdiği savaşlar nedeniyle eserlerin peşini bıraktı.

İstedİğİmİz eserler
ABD’den: Kumluca Eserleri, Herakles Heykeli, Getty Museum ve Lydia Eserleri.
Almanya ’dan: Bergama Zeus Sunağı, Aphrodisias İhtiyar Balıkçı Heykeli, Konya Beyhekim Camii Mihrabı, Hacı İbrahim Veli Türbesi Sandukası, Troya Hazineleri.
Danimarka’dan: Diyarbakır Müzesi Sfenks Figürini, Akşehir Seydi Mahmut Hayrani Türbesi’ne ait sanduka, Cizre Ulu Cami kapı tokmağı, Nuruosmaniye Kütüphanesi’ne ait Kur’an sayfaları.
Rusya’dan: Troya Hazineleri.
Fransa’dan: II. Selim Türbesi çinileri.
İngiltere’den: Çalıntı Kur’an sayfaları, Victoria&Albert Müzesi’nde bulunan Eros Başı, Samsat Steli, Halikarnas Mozolesi parçaları, Knidos Aslan heykeli.

 

Knidos Aslanı vinçle taşındı
İngiliz Arkeolog Charles Newton ve arkadaşları, kürekli bir filikayla, Knidos Aslanı’nın binlerce yıldır kıpırdamadan yüzükoyun yattığı Datça koyuna geldi. Büyük ihtimalle o tarihe kadar kimseler bu eşsiz koya uğramamıştı. Newton, aslanı taşıyabilmek için koya bir vinç bile getirtti. 11 ton ağırlığındaki Knidos Aslanı heykeli, vinçlerle koya yanaşan tekneye, sonra da bir İngiliz savaş gemisine yüklenerek götürüldü. Newton bu anı fotoğraflamayı da ihmal etmedi. Newton tarihi eserler konusundaki bu ‘başarılarından’ dolayı daha sonra ‘sir’ unvanıyla ödüllendirildi. Hem Knidos hem de Bodrum’dan çok kıymetli eserleri gemilerle İngiltere ’ye taşımış, dönemin yöneticilerinden Mehmet Ali Ağa’dan da insan gücü ve malzeme yardımı almıştı. Çaldığı eserler bugün British Museum’da sergileniyor.

 

 

Eros Başı İngiltere ’de
Konya Ereğli’de 1879 yılında Konsolos Charles Wilson tarafından yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılan 700 yıllık Sidemara Lahti üzerinden koparılıp götürülen Eros Başı İngiltere ’de Victoria&Albert Müzesi’nde sergileniyor. 25 tonluk Sidemara Lahiti ise İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Eros başının yeri boş olarak sergileniyor. Eserin müzeye Wilson’ın torunları tarafından bağışlandığı ortaya çıktı.

Radikal, Haber: Ömer Erbil, 22.05.2012

KİLİSEDE HIRSIZ ALARMI

 
'nda bir de lık yapıldığı iddiası polisi alarma geçirdi. Köşe başlarını tutarak ara sokaklarda koşuşturan polis ekipleri, kilisenin çatısına çıkarak hırsız aradı.

 

Olay, saat 02.00 sıralarında, Karaköy'deki Türk Ortodoks si'nde meydana geldi. gördüğünü savunan kilise hizmetlisi durumu polise bildirdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Kilisenin bitişiğinde ikamet eden hizmetli Ferman Yaramış ve oğlu Yakup Yaramış, polislere hırsızı gördükleri yeri gösterdi. Etrafı çeviren polis ekipleri, binanın çatısına da çıkarak hırsız aradı. Ara sokaklarda yaklaşık 1 saat koşuşturmaca yaşandı. Ancak polisin çevrede ve çatıda yaptığı aramalarda hırsızın izine rastlanılmadı.

Daha önce de aynı kiliseye hırsızlık amacıyla girmek isteyen şahıslar olduğu öğrenildi. Ferman Yaramış, "Geçen hafta da aynısı oldu. Polisi aradık, polis gelmedi. Bugün de çocuk görmüş. Haber verdi. Polis geldi. Ortalıkta bir şey bulamadılar. Gitmiş olabilir. Çalınan bir şey yok. Zaten içerde çalınacak bir şey de yok. Burası bir ibadethane, burada dua kitabından başka bir şey yok" dedi.

Sabah, 22.05.2012

ALLİANOİ GİRİŞİMİ 'EUROPA NOSTRA'NIN ÖDÜLÜNE LAYIK GÖRÜLDÜ

 

Allianoi sular altında kaldı ama Allioni Girişimi’nin gençleri kültürel mirası koruma çabalarını sürdürüyor. Allianoi Girişimi, bu yıl Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen, Avrupa Birliği Kültür Mirası Ödülü “Europe Nostra” tarafından Özel Hizmet dalında ödül almaya layık görüldü.

Geleceği güvence altına almak için geçmişini koruyan gençlerin öyküsü bu hafta Y Nesli’nde.

 

Avrupa’nın en genç ülkesi Türkiye’de nüfusun yaş ortalaması 30’un altında. Tarihi ve doğal güzelliklerin yaşı ise aksine hayli büyük. Cenevizliler’den Bizans’a Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e uzanan geniş bir tarih, değer biçilemez bir kültürel mirasın izlerini günümüze taşıyor.

 

Tüm bu tarihi yapıların sular altında kaldığını hayal etmek dahi oldukça yaralayıcıyken Roma döneminden kalma en eski kaplıcaların yer aldığı, Allianoi antik kenti geçtiğimiz yıl sular altında kaldı.

 

Arkeolog Ahmet Yaraş, Yortanlı Barajı’nın faaliyete geçmesiyle sulara gömülen kenti korumak için yılarca mücadele verdi. Farklı şehirlerden gelerek çeşitli alanlarda çalışmalarını sürdüren gençler, Ahmet Yaraş‘in liderliginde Allianoi Girişimi’ne destek vermek için Bergama’da buluştu.

 

Girişimin destekçilerinden Mimar Onur Karahan, öğrenciyken haberdar olduğu Allianoi antik kenti kazı çalışmalarına nasıl dahil olduğunu katıldığını anlatıyor:

“Mimarlık birinci sınıfı bitirdiğimde notlarıma bakmak için fakülteye gittim. Bir pano vardı. Panoya çok küçük bir not düşülmüştü: “Yortanlı Barajı’nı kurtarma kazısına, Allinoi kazısına çizim yapmak için mimarlık öğrencisi aranıyor.”

 

Girişimi destekleyen gençlerden bir diğeri, Nesrin Ermiş, zaman içinde Allianoi’nin sular altında kalışına tanık olmanın verdiği hüznü şu sözlerle ifade ediyor:

“Daha önce gelen konuklarımızı, misafirlerimizi getiriyordum. Allinoi ile ilgilenenleri, tarihle ilgilenenleri… Allinoi’nin yavaş yavaş sular altında kalma sürecine tanık oldum, gelen misafirlerimizle birlikte.”

 

Gençlerin herbiri farklı yaşam öykülerini temsil ederken ortak noktaları Allianoi’ye yapılanlar karşısında öfkeli olmaları. Hasbi Parlak, ekonomik ve kültürel çıkarların her zaman kesişmediğine dikkat çekiyor:

“Bu, baraj olarak alternatifleri olan bir barajdı. Baraj gövdesinin biraz çekilmesi gibi durumlar vardı; bunlar yapılabilirdi. Tabi su bir ihtiyaç; onu hepimiz biliyoruz ama bunun alternatifleri var.”

 

Gençler antik kenti kurtarma çabalarında başarısız olsa da bir konuda zafer elde etti. Allianoi Girişimi, Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen, Avrupa Birliği Kültür Mirası Ödülü “Europe Nostra” tarafından Özel Hizmet dalında ödül almaya layık görüldü.

 

Europa Nostra temsilcisi Barış Altan, kentin sular altında kalmasının onları yıldırmayacağından söz ediyor:

“Bu arkeolojik site, bu kültür mirası hepimizin geleceği. Sadece arkeoloji, mimarlık, kültürel miras alanında çalışan gençlerin değil toplumun geleceğini ilgilendiriyor. Ne yazık ki Allianoi’deki gibi hazin sonlar gençleri caydırıyor. Yılmamalıyız ve bir sonraki adımlar için çalışmaya devam etmeliyiz.”

 

Allianoi Girişimi’nin gençleri yılmadan dertlerini anlatmaya devam ediyor. Allianoi kenti için düzenledikleri kampanya, Anadolu toprakları genelinde çok sayıda yeni hidoelektrik santrali ve baraj yapımına karşı onbinleri harekete geçirmeye devam ediyor. Baraj tehditiyle yıllardır boğuşan bir diğer kent olan Hasankeyf’te olduğu gibi…

 

Girişimin sözcülerinden Hasbi Parlak, uzmanların Allianoi’nin 50 yıl içinde tamamen çamurla kaplanabileceği konusunda uyarıda bulunmasının mücadelelerini güçlendirdiğini belirtiyor:

“50 yıl sonra bu barajın komple mille kaplanacağını düşünürsek, Allianoi’ye ulaşmamız kolay olmayacak, diye tahmin ediyorum. Ama eğer öyle bir durum olursa Allianoi için birşeyler yapmaya her zaman uğraşırım.”

 

Tarihi ve kültürel mirası korumak geleceğe umutla bakmak anlamına geliyor. Nesrin, Allianoi Girişimi’ni destekleyen bir genç olarak geçmişin önemini şu sözlerle vurguluyor:

“Genç insanların daha çok tarihini bilmesi gerekiyor. Geçmişini bilmeyen şu anki yaşadığının değerini anlayamaz ve dolayısıyla geleceği de göremez, diye düşünüyorum.”

Euronews, 21.05.2012

 

******


ALLİANOİ BOŞUNA MI SUYA GÖMÜLDÜ?

 

 

Dünyada en iyi korunmuş eski Roma su-terapi merkezi olan Allianoi'un harçla kaplanarak bir sulama barajı uğruna suya gömülmesinin üstünden 16 ay geçtiği halde, yöre köylülerinin o suyu kullanabilmesini sağlayabilecek kanalların yapımına daha başlanmadı.


Ege Bölgesinde, Bergama'nin 18 km. Kuzeydoğusunda bulunan Allianoi'un hemen yanındaki Pasaköy'ün muhtarı Adnan Çelik, sulama kanallarını döşeyecek olan firmanın 36 aylık bir kontrat imzaladığını ve yöreye daha yeni geldiğini açıkladı.


Allianoi Girişim Grubu dönem sözcüsü Üstün Bilgen Reinart, “Bu durum, Allianoi'un alelacele yok edilmesinin köylülere sulama suyu sağlamak için değil, ta 2001'de, İzmir 2 Nolu Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Kurulu Allianoi'u Birinci Derecede Sit alani ilan ettikten ve çeşitli yargı kararları Allianoi'un korunmasını istedikten sonra da baraj inşaatına devam etmiş olan DSI'nin suçunu örtmek için yapıldığını gösteriyor...” dedi. “Bugün Allianoi’un üzerinde yaklaşık 10-12 m. civarında su birikti. Artık Allianoi’un üzerinde 30 m. su toplanacak. Kalıntıların üstüne sıvanan harcın Allianoi'u koruyacağının bilimsel hiç bir delili olmadığı gibi, dünyada böyle bir uygulamanın da başka örneği yok” diye konuştu.


'UNUTTURULMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ'
Europa Nostra ödülleri, 1 Haziran'da Portekiz'in baskenti Lizbon'da yapılacak olan Kültür Mirası Kongresi'nde, Dr. Ahmet Yaraş ve Allianoi Girisim Grubu dönem sözcüsü Üstün Bilgen Reinart'in katılacakları bir törenle, Europa Nostra'nın başkanı, tanınmış opera sanatçısı Placido Domingo tarafından sahiplerine verilecek.


Allianoi'un suya gömülmesiyle mücadelelerinin bitmediğini söyleyen Girişim Grubu sözcüsü Üstün Bilgen, henüz sonuçlanmamış davalar olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ndeki davanın da sürdüğünü,  Allianoi'un unutturulmasına izin vermeyeceklerini ve insanlığın kültür mirasını koruma mücadelesinde kararlı olduklarını sözlerine ekledi.

NE OLMUŞTU?
Allianoi Girisim Grubu'nun, çeşitli meslek odalarının ve Avrupa'da faaliyet gösteren Kültürel Mirasi koruma kurumlarının bütün cağrılarına karşın, eski Cevre Bakanı Veysel Eroğlu,  “Allianoi diye bir yer oldugu bile belli değil” diyerek antik merkezi koruma çabalarını kücümsemiş, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ise tarihi ve kültürel mirası koruma görevini unutmuş ve Yortanlı Barajı'nın kapakları 31 Aralık 2010'da kapatılarak Allianoi sular altında bırakılmıştı.

Birgün, Yazı: Gülsen Candemir, 23.05.2012

YARIMADA'DA ÜNİVERSİTELER PROJESİ

 

Geçmişte bilimin merkezi olan tarihi yarımada, üniversitelere hizmet edecek. Fatih, Beyazıt, Süleymaniye ve Zeyrek'i de içine alan tarihi miras, 'üniversiteler bölgesi' ilan edilecek.

Yükseköğretimde hızla gelişen Türkiye, eğitim ihracatında Batı ülkeleri ile rekabete hazırlanıyor. Çok sayıda üniversitenin bir araya gelmesiyle oluşan Oxford ve Cambridge benzeri proje, İstanbul Üniversitesi'nin öncülüğünde hayata geçiriliyor.

 

Osmanlı döneminde bilime ev sahipliği yapan Fatih, Beyazıt, Süleymaniye ve Zeyrek'i içine alan tarihi yarımada, 'üniversiteler şehri' oluyor. Bölgeyi eğitim ve kültür havzasına dönüştürecek proje sahasında halen 7 üniversite ve 1 meslek yüksekokulu eğitim veriyor. Bunlardan 5'i özel, 2'si devlet kurumu.

 

Beyazıt ve Süleymaniye bölgesini içine alan tarihi dokunun restore edilerek İstanbul'a yeniden kazandırılmasının amaçlandığı 'yenileme alanları kanunu' bu çalışmaya destek verecek kurumlara, bölgede yapılaşmada bazı kolaylıklar sağlıyor. Kanun kapsamında KİPTAŞ'ın Süleymaniye bölgesinde restore ettiği çok sayıda bina bulunuyor. Planlamasını İstanbul Metropoliten Planlama (İMP) merkezinin yürüttüğü 'üniversiteler bölgesi' projesi ile, bu binalar üniversiteler tarafından alınarak eğitim yuvası haline getirilecek.

 

Bölgede yerleşke kurmak isteyen üniversitelere, devlet yapılaşmada kolaylık sağlayacak

Üniversiteler bölgesi projesinin sahasında halen 7 üniversite ve 1 meslek yüksekokulu eğitim veriyor. Üniversitelerden 5'i özel, 2'si devlet kurumu. Halen, Eski Fatih Belediye Başkanlığı binasını Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kurulan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi kullanıyor. Üniversitenin plana göre genişleme alanı Zeyrek bölgesinde yer alıyor. İlim Yayma Cemiyeti tarafından kurulan Sabahattin Zaim, Medipol Sağlık Hizmetleri'nin kurduğu Medipol ve tecrübeli vakıf üniversitesi Kadir Has, Zeyrek bölgesindeki yerleşkelerinde hizmet vermeye hazırlanıyor. Yeni vakıf üniversitelerinden İstanbul Şehir Üniversitesi de Üsküdar'ın ardından ikinci yerleşkesini Süleymaniye bölgesinde kurdu. Süleymaniye genişleme alanındaki diğer üniversite de İstanbul Ticaret Üniversitesi. Projenin yükünü taşıyan İstanbul Üniversitesi ise Türkiye'nin ilk üniversitesi olmanın avantajıyla bölgede ağabey rolünde. Üniversite, Beyazıt ve Süleymaniye bölgesinden Unkapanı'na kadar ki geniş bölgede hizmet vermeyi sürdürüyor.

 

Projenin liderliğini yürüten İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Yunus Söylet, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve valilikle yapılan görüşmeler sonunda tekliflerini hazırlayıp şehir meclisine sunacaklarını belirtiyor. Bölgenin üniversiteler için hem altyapı hem de tarihsel birikime sahip olduğunun altını çizen Söylet, halen bölgede yerleşkesi olan üniversitelerle görüş birliğine vardıklarını vurguluyor. Söylet, Süleymaniye'yi yeniden canlandırması beklenen projeyi şöyle anlatıyor: 'Proje diğer üniversitelere de açık. Yapıların mülkiyetleri sahiplerinde kalacak ancak fonksiyonu daha çok yükseköğrenime yönelik olacak. Yani bütün binalar üniversitelerin olacak diye bir şey yok. Akademisyen ve öğrencilerin yoğun olarak bölgeye akın etmesiyle daha çok öğrenciye yönelik sosyal alanlar oluşacak. Binlerce kişilik istihdam sağlanacak.' Dünyada kampüs üniversitelerinin yaygın olduğuna ancak son 10 yılda şehir üniversitelerinin yeniden yükselişe geçtiğine dikkat çeken Söylet, 'Öğrenciler, tarihi dokunun içindeki kültürü ve sosyal hayatı, kampüse tercih ediyor. Biz de Türkiye'nin ilk üniversitesi olarak projeye öncülük etmek istedik.' diyor.

 

'Üniversiteler bölgesi' proje sahasında halen; İstanbul, Medipol, Fatih Sultan Mehmet, Kadir Has, Sabahattin Zaim, İstanbul Ticaret, İstanbul Şehir Üniversiteleri ile Plato Meslek Yüksekokulu faaliyet gösteriyor. Proje ayrıca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de hayali. Gül'ün bölgeyi ziyaretinde projeyi kendisine sorduğunu belirten Rektör Söylet, 'Buna bir anlamda Cumhurbaşkanı'mızın hayalinin gerçekleşmesi de diyebiliriz. Duyan herkes çok heyecanlanıyor.' şeklinde konuşuyor.

TOKİ Haber, 21.05.2012

BURHAN DOĞANÇAY RETROSPEKTİFİ İSTANBUL MODERN'DE

 

 

Tablolarıyla satış rekorları kıran ünlü ressam Burhan Doğançay'ın elli yıllık birikimi 23 Mayıs- 23 Eylül tarihleri arasında İstanbul Modern Süreli Sergiler Salonu’nda sergileniyor. "Kent Duvarları'nın Yarım Yüzyılı" başlığı taşıyan ve Doğançay’ın 14 ayrı dönemini ve dünyanın farklı koleksiyonlarında yer alan çalışmalarını izleyiciyle buluşturan serginin küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu üstleniyor.

Burhan Doğançay'ın eserleri, Boston'daki Museum of Fine Arts, Londra'daki Victoria & Albert Museum, Paris'teki Pompidou Center, Londra'daki British Museum, Münih'teki Pinakothek der Moderne, Stockholm'deki Moderna Museet, New York'taki Guggenheim Museum gibi dünyanın önde gelen 70’ten fazla müzenin koleksiyonunda yer alıyor. Bu yıl Ribbon Mania isimli yapıtı New York'taki Metropolitan Museum of Art tarafından sürekli koleksiyona alınan Burhan Doğançay, Metropolitan Museum of Art’ın koleksiyonuna giren  ilk Türk sanatçı oldu.

Burhan Doğançay’ın “Mavi Senfonisi” adlı eseri 2009 yılında 2.2 milyon TL’ye satılarak o güne kadar çağdaş Türk sanatının en pahalı tablosu rekoruna sahip olmuştu.

Habertürk, 21.05.2012

 

******


50 YILIN SANATI İSTANBUL MODERN'DE

 

 

İstanbul Modern, çağdaş Türk sanatının önde gelen isimlerinden Burhan Doğançay'ı ağırlıyor.

"Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı" başlıklı retrospektif sergisi Doğançay'ın 50 yılını ve dünyanın farklı koleksiyonlarında yer alan çalışmalarını sergi takipçileriyle buluşturdu.

1960'lardan bugüne dünyanın farklı şehirlerinde duvarların izini süren Burhan Doğançay, duvarlar aracılığıyla modern ve çağdaş kent kültürünün gözler önüne sermeyi amaçlıyor.  

Sergide "Genel Kent Duvarları", "Kapılar"‚ "New York Metro Duvarları"‚ "Boyacı Duvarları" ve "Çerçeveli Duvarlar" gibi serilerden eserler yer alıyor.

"Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi" isimli sergi 23 Eylül'e kadar İstanbul Modern Süreli Sergiler Salonu'nda yer alacak.

Cnn Türk, 23.05.2012

DİNOZOR İSKELETİNE 1 MİLYON DOLAR

 

Nadir görülen Tyrannosaurus Bataar (T-Bataar) türü dinozora ait iskelet, ABD'de açık artırmada satıldı. BBC'nin haberine göre New York'ta düzenlenen açık artırmada 7 metre yüksekliğindeki iskelet, adının açıklanmasını istemeyen bir alıcı tarafından 1 milyon dolara satın alındı.

 

İskeletin açık artırmada satılması ise büyük bir tartışmaya yol açtı. Moğolistan Devlet Başkanı Tsakhiagiin Elbegdorj, Gobi Çölü'nde bulunan fosilin ülke dışına yasa dışı yollardan çıkarıldığını ileri sürerek, mahkemeye başvuracaklarını söyledi.

 

Açık artırmayı düzenleyen Heritage müzayede evi ise iskeletin Moğolistan'dan tamamen yasal olarak çıkarıldığını ve uzun bir süre İngiltere'deki bir depoda saklandığını iddia etti.

 

Açık artırmada satılan iskeletin, şimdiye kadar bulunan en iyi korunmuş Tyrannosaurus Bataar fosili olduğu sanılıyor.


Heritage Müzayede Evi'nin Tabiat Tarihi Bölümü Müdürü David Herskowitz, etobur dinozor fosillerinin çok nadir bulunduğunu, bu nedenle yüksek fiyata alıcı bulduğunu söyledi.

 

1997 yılında da "Sue" adı verilen bir T-Rex iskeleti, açık artırmada 8 milyon dolara satılmıştı.

 

T-Bataar, etobur Tyrannosaurus Rex'in (T-Rex) Asya'da yaşayan akrabalarından biri olarak tanınıyor. T-Bataar, T-Rex'e oranla daha küçük bir bedene ve daha uzun ön kollara sahipti.

 

Jura Devrinin sonları (150 milyon yıl önce) ile Geç Kalkolitik Dönem sonu (65 milyon yıl önce) arasında yaşayan Tyrannosaurus, dünya üzerindeki en büyük etçildi. Yaklaşık 7 metre boyunda ve 4-7 ton ağırlığındaki T-Rex, güçlü arka ayakları üzerinde yürüyor, dengesini büyük kuyruğu ile sağlıyordu. T-Rex, günümüzde en çok ilgi çeken dinozor türü olarak biliniyor.

Cnn Türk, 21.05.2012

AVRUPALI MÜZELERE KOŞTU

 

Geçen cumartesi günü “Uluslararası Müze Günü”ydü ve bugün dolayısıyla Avrupa’da “müzeler akşamı” adlı bir etkinlik düzenlendi.

 

Birçok kentte müzeler gece yarısına kadar ücretsiz açık kaldı.

Ekonomik krizle boğuşan Yunanistan’ın başkenti Atina’daki Akropolis Müzesi, bu etkinlikte en çok ziyaretçi akınına uğrayan müzeler arasındaydı. Saatler 24.00’ü gösterene kadar müze dolup taştı.

Büyük ilgi gören bir başka müze ise Rusya’nın St. Petersburg kentindeki Askeri Tarih Müzesi’ydi. 16’ncı yüzyıldan günümüze farklı dönemlerde kullanılan silah ve askeri ekipmanın sergilendiği müzeyi gezerken yorulanlar, kafede oturup dinlendi.

Habertürk, 21.05.2012

İTALYA'DAKİ DEPREM SANAT ESERLERİNİ DE VURDU

 

Dün İtalya'nın kuzeyini sallayan 6.0 büyüklüğündeki depremde en fazla zarar gören bölgelerden biri olan San Felice Sul Panaro’da bir çok tarihi bina yerle bir oldu. Tahrip olan binalar arasında San Felice’nin sembolü olan La Rocca şatosu ve Archpriest kilisesi de yer alıyor.

Reteurs'den Stephen Jewkes'in haberine göre Archpries kilisesindeki yıkımda, 16. yüzyıl sanatçısı Bernardino Loschi’nin Meryem Ana, Aziz Geminiano ve Aziz Felice’yi resmettiği üçlü tablosu zarar gördü. Depremde ayrıca 17. yüzyıl sanatçısı Giovanni Francesco Barbieri’nin Finale Emilia’daki San Carlo kilisesinde sergilenen bir tablosu da zedelendi.
Habertürk, 21.05.2012

ZİYARETTEPE TABLETİNDEKİ 60 KADININ SIRRI

 

 

Diyarbakır ’ın Bismil İlçesi'ndeki Ziyaret Tepe höyüğünde iki yıl önce kazılarda bulunan Asur tabletinin sırrı ortaya çıktı.


Hem tarihsel hem de dilbilim açısından, bölgedeki kazılar sırasında çıkarılan diğerlerinden ayrı bir yere sahip olan tablet, höyükteki sarayın alt kısmından çıkarılmıştı. Cambridge Üniversitesi’nden Dr. John Macginnis, tablette ismi geçen 60 kadının Asur İmparatorluğu Zağros Dağları etrafındaki bölgeyi istila ettiğinde getirilen ve sarayda çalıştırılan kadınlar olduğunu düşünüyor. Keşif, yazın yapılacak yeni kazılarla daha da heyecanlı hale gelecek. 

Ziyaret Tepe bölgedeki büyük höyüklerden biri ve ovadan 22 metre yükseklikte 3 hektarlık bir alana yayılmış halde. Kuzey taraftaki höyüğün (akropol) üç tarafında uzanan ‘aşağı şehir’ ise 29 hektarlık bir alanı kaplıyor. Ilısu baraj gölünün bölgenin büyük bir kısmını sular altında bırakacak olması nedeniyle 10 yıldır kurtarma kazı çalışmaları yapılıyor. Kültür Bakanlığı’nın desteklediği proje, Dr. Macginnis dışında, Akron Üniversitesi’nden Doç.Dr. Timoty Matney, Marmara Üniversitesi’nden Prof.Dr. Kemalettin Köroğlu ve Mainz Üniversitesi’nden Dr. Dirk Wicke tarafından yürütülüyor.


Ziyaret Tepe arkeolojik kazı alanından iki yıl önce çıkarılan kil tabletteki yazının 2 bin 500 yıl önceye dayanan bir dil olduğu ortaya çıktı. Tabletin üzerinde Süryanice çivi yazısı ile yazılmış 60 kadın ismi var. Şimdiye kadar bilinmeyen bu dilin ve tabletin üzerindeki yazının sırrını kazı çalışmalarından sorumlu arkeologlardan biri olan Dr. John Macginnis BBC Türkçe’ye anlattı. Süryanice çivi yazısının şifresinin yüzyıldan fazla bir süre önce çözüldüğünü dolayısıyla tabletin üzerindeki yazıların okunabildiğini belirten Macginnis, kadın adlarının bir iki tanesi dışında geri kalanının bölgede bilinen dillerle hiçbir benzerlik taşımadığını ve bilinmeyen bir dil olduğunu söylüyor. Macginnis’e göre, iki yıl boyunca üzerinde çalıştıkları bu dil, hakkında bilgi olmayan, Asur İmparatorluğu’nun doğu bölgesine ait olabilir. 

Projede Marmara Üniversitesi adına görev alan Prof Dr. Kemalettin Köroğlu tablet hakkında şu bilgileri veriyor:
“Bu tablet sarayın bulunduğu odada ele geçti. Asur sarayında çalışan 60 kadının ismi yer alıyor. İki isim mükerrer yazılmış, bir tanesi de kırık, tam okunmuyor. Bu isimlerin bazıları bölge dillerine uygun. Biri eski İran isimlerine benziyor. Ancak diğerleri hiç bildiğimiz bir dilde değil. Dört ihtimal var. Asurlular hüküm sürdükleri 400 yıl boyunca 1.5 ile 4.5 milyon insani tehcir etmişler. Ticari, ekonomik, askeri nedenlerle yapılmış. Belki bu tehcir sırasında bilmediğimiz bir topluluk esir edilmiş olabilir. İkinci neden bölgede henüz tespitini yapmadığımız bir topluluk olabilir. Üçüncüsü aynı dönemde Elazığ bölgesinde Muşki diye bir toplum var ve bunların dilleri hakkında bilgimiz yok. Belki bu topluluğa aitler. Dördüncüsü de Diyarbakır bölgesinde Dicle’nin kuzeyinde yaşayan Şubriya isimli bir topluluk var. Bunların da yazılı belgeleri yok. Yerel dilleri olabilir diye düşünüyoruz. Yeni kazı döneminde tabletteki kadınların nasıl geldikleri bilgisine ulaşacak yeni tabletler bulmayı umuyoruz.”

Doğu Anadolu Arkeolojisi ve Demir Çağı Kültürleri üzerine çalışmalarla tanınan arkeolog Nezih Başgelen ise tabletin önemini şöyle anlatıyor:
“Önemli bir Asur yerleşimi olan Ziyaret Tepe’de bulunan bu tablet Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ’da oldukça karmaşık bir döneme ışık tutması açısından önemli bir tarihi belgedir. Özellikle MÖ 13. yüzyıldan itibaren Asur kaynaklarında tabletin bahsettiği alanlarla ilgili bilgilere rastlanmaktadır. Örneğin başkent Asur’da bulunmuş bir tablette Asur Kralı I. Salmanassar’ın (MÖ 1263-1234) kendisine karşı ayaklanan ülkelere yaptığı sefer ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Diyarbakır yakınındaki Ziyaret Tepe’de (Tushan) bulunan bu tabletin ait olduğu süreç Urartu devletinin de önemli bir güç olarak geliştiği bir dönemdir. Bu alanın tarihi coğrafyasında Orta Toros ve Zagros Dağları arasında kalan bölgede batıdan doğuya doğru Geç Hitit devletleri; Orta Fırat bölgesinde Arami devletleri bulunmaktadır. Kumme ülkesi ise büyük ihtimalle Habur’un doğusundaydı. Van Gölü’nün güneyi ile Yukarı Botan Suyu’nun doğduğu yer arasında bulunan dağlık Hubuskia madencilik açısından stratejikti. Urumiye Gölü’nün batı kıyısında Gilzanu, Zagros Dağları’nın diğer yanında Parsua, Mana ve Amádája ülkeleri yer alıyordu. Bu ülkelerin dillerinin de farklı olduğu öngörülmekte ancak haklarında çok az şey bilinmekteydi. Bu açıdan Asur tarih yazıcılığının bize aktardığı bilgiler çok önemli. Tablette adları geçen kadınların bu ülkelerden birinden geldiğini rahatlıkla düşünebiliriz. Bu isimler üzerinde yapılacak araştırmalar yazılı kaynaklarda bugüne kadar adları geçmediği için tarihleri karanlıkta kalmış bu halkların kültürlerini ve tarihlerini aydınlatabilir.”

Radikal, Haber: Ömer Erbil, 21.05.2012

MÜZE Mİ, OTOPARK MI?

 

     

 

Kültür Bakanlığı'nca ziyaretçi toplamak amacıyla özel programlar hazırladığı Müzeler Haftası'nda, Adana Arkeoloji Müzesi'nin bahçesi, otopark görünümüyle dikkat çekti.

 

Müzeyi ziyarete gelen vatandaşlar, en değerli eserlerin sergilendiği bahçede, personelin park ettiği araçlar yüzünden ziyaretini tamamlayamadan çıkmak zorunda kaldı. Müze bahçesinin otopark olarak kullanılmasına öfkelenen vatandaşlar, müze mi, otopark mı diye tepki gösterdi.

 

Fuzuli Caddesi ile Turhan Cemal Beriker Bulvarı kavşağında bulunan Adana Arkeoloji Müzesi, 18-24 Mayıs günleri arasında yapılan Müzeler Haftası kutlamaları nedeniyle kapılarını ziyaretçilere açtı. Kapısında, kültürel mirasa sahip çıkılması çağrısında bulunulan afişlerin asıldığı Arkeoloji Müzesi'nin ziyaretçileri, içeri girdiklerinde ilginç bir manzarayla karşılaştı. Yanında bin araçlık kapalı otopark, önündeki caddede araç park alanı olmasına rağmen, personel otomobillerinin müze bahçesinde sıralandığını gören vatandaşlar şaşkınlık içinde kaldı. Otomobillerin arkasında kaldığı için sergilenen eserleri inceleme şansı bulamayan vatandaşlar, tepki göstererek salonu gezmedin ayrıldı.

Adana, Mersin ve Hatay bölgesinden Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserlerin uzun çabalar sonucunda bir araya getirilmesiyle 1928 yılında kurulan Adana Arkeoloji Müzesi, Reşatbey Mahallesi'ndeki yerine 1972 yılında taşındı. 40 yıldan beri meraklılarına tarihi mirasın sergilendiği Arkeoloji Müzesi, sahip olduğu envantere kayıtlı eserler sayesinde bölgenin en büyük müzesi olma özelliğini taşımakta.

Habertürk, 21.05.2012



TOPRAĞA SIZAN SİYASET

 

Başbakan Erdoğan’ın Marmaray Projesi arkeolojik kazıları için 26 Şubat 2011’de söyledikleri, “Başbakan’ın şeyleri” yazısının konusuydu (Radikal İki, 3 Mart 2011): “Sürekli ‘yok arkeolojik şey, yok çömlek çıktı, yok şu çıktı, yok bu çıktı’ ile önümüze engeller koydular (...) Üç sene bizi engellediler” demişti Erdoğan. Başbakan’ın, ülkenin kültür mirasının araştırılması ve korunmasından sorumlu bilim insanlarına gözdağı veren bu sözlerinin ilk olmadığını, doğruyu yansıtmadığı gibi kasıtlı yaptığını örneklerle aktarmaya çalışmıştım. Başbakan’ın “ideolojisinin” partisinde ve arkeolojik alanlardaki artçı sarsıntısını ise “İmam böyle konuşunca bakın cemaat ne yapıyor” diyerek örneklemiştim.

“Buralarda elle kazı yapıldı!”
Bayrağı cemaatin en aktif üyesi Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir aldı bu hafta yine. Konu Sulukule’ydi ancak bu kez belediyenin önünde protesto edenler, ne kentin merkezine layık görülmeyen Romanlar, ne de yıllardır oturdukları eve TOKİ’nin biçtiği bedeli ödeyemediği için semtten ayrılmak durumunda kalanlardı. Tersine, evlerinin bitmesini bekleyen hak sahipleriydi: “Ortalıkta dolaşmakta olan rant dedikodularına mahal verilmemesini, doğru dürüst hakça adil, AK Parti’ye yakışacak bir şekilde hareket edilmesini” talep ediyorlardı. Onları gülerek dinleyen Mustafa Demir ise, sürecin öngördüklerini gibi gittiğini ancak “alanın arkeolojik olması nedeniyle aksama yaşandığını” belirtti. Aksiliklerin ne belediyeden ne de TOKİ’den kaynaklandığını söyledi. Ve popüler argümanını tekrarladı: “Buralarda elle kazı yapıldı!” Başkanın sözlerini, danışmanı Mustafa Çiftçi tamamladı: “Sırf Arkeoloji ve Müzeler Müdürlüğü’nden kaynaklanan olumsuz durumdan ötürü bu süre gecikti.” (DHA, 14 Mayıs)

Bu arada Başbakan, öğrencilere süt dağıtılmaya ve onların da zehirlenmeye başlandığı 2 Mayıs’tan 15 gün sonra bile hala muhalefeti “sütün arkasına sığınıp siyaset yapmakla” suçluyordu. Oysa Ali Topuz 4 Mayıs tarihli Radikal ’deki “İdeolojinin ak sütü” başlıklı yazısında iktidar ve bürokrasininin kendilerine yapılan her itirazı “ideolojik” bulma şartlanmasını çok güzel anlatmıştı: “Nesillerin iyi beslenmesine dair politikalar, ‘ideolojik’ seçimlerinizle ilgilidir, tıpkı üreticilerin desteklenmesindeki gibi. İyi beslenmesini istiyorsanız, küçük bir poşet sütü ağzına dayamazsınız. Oturduğu evde de iyi beslenmesini sağlayacak yöntemleriniz vardır. Ailesinin süt, et, yumurta, ne lazımsa alabileceği politikalarınız.” Özetle “itiraza neden olan siyasetiniz, en az itirazın kendisi kadar ideolojik” diyordu.

Sütten toprağa sızan siyaset
Sulukule’nin “izbe” halinden kurtarılıp, TOKİ eliyle “ak pak” hale getirilmesi hükümetin kentsel dönüşüm politikasının, Marmaray da ulaşım politikasının icrası olduğuna göre, süte karışan siyasetin sindirim sistemi yoluyla toprağa ne kadar sızdığını sorabiliriz. Mustafa Demir’in İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ni hedef göstererek “Buralar elle kazıldı” dediği Sulukule, tümüyle tarihi ve kentsel sit alanı olan sur içinde (tarihi yarımada) yer alıyor. Bu şu anlama geliyor: Kentsel dönüşümü yönetenler ve Mustafa Demir, Sulukule’nin Bakanlar Kurulu kararıyla yenileme alanı ilan edildiği 13 Ekim 2006 beri arkeologların burada çalışmak zorunda olduğunu biliyor. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu böyle diyor. Bu yasayı bilmeden tarihi yarımadayı yönetmesi mümkün değil. Kaldı ki herhangi bir sit statüsüyle korunmasa bile, bir kültür varlığına rastlanması (örneğin Sulukule’de ulaşılan 100’e yakın antik mezar!), alanın devletin arkeoloğuna terk edilmesini ve araştırmanın beklenmesini gerektiriyor. Ama Demir’in niyeti farklı: Sulukule’yi ilk kez ziyaret ettiği 10 Haziran 2010’da Kültür Bakanı Günay’a Hellenistik dönem kalıntılarının da bulunduğu alanı göstererek “Gördüğünüz gibi bunlar çöp, İstanbul ’un hangi çöplüğünü kazsanız bunlardan bulursunuz” diyordu. Demir’in bu minvalde konuştuğuna ben de tanık oldum ve yayınladım da.

Geciktirici arkeoloji!
Cevaplamamız gereken gerçek soru, arkeolojik kazıların TOKİ’yi geciktirip geciktirmediği. Çünkü siyasilerin bu iddiasını sorgulamadan bilimi savunmak, tartışmayı tali yollara çekiyor.

Müze Sulukule’de çalışmaya 22 Mart 2010’da başladı. Arkeologların ihtiyaç duyduğu iş gücünü ve ekipmanı temin etmekle yükümlü müteahhit firma, 90 bin metrekarelik alana sadece 5 işçi tahsis etti. Bakanın alanı ziyaret günü hariç, işçi sayısı da 12’yi geçmedi. (58 bin metrekarelik Yenikapı [Marmaray] kazısında en az 350 işçi çalıştı.) Çünkü proje sahipleri, başından beri arkeolojik alanı arkeologlarla değil dozerlerle kazmayı planlamıştı. Nitekim “plan”, 12 Haziran’da yürürlüğe girdi; kimsenin haberi olmadan alana iş makinaları girdi. Arkeologların engelleme girişimine rağmen çalıştı. Müteahhit firma bunun için talimat aldığını söyledi. Dozere direnen arkeologlar, başka kazılara gönderildi. Gelgelelim, iki yılı geride bırakan arkeolojik çalışma TOKİ konutlarıyla aynı anda, bugünlerde bitmek üzere. Çünkü arkeologlar, yanı başlarında yükselen inşaatların gölgesinde ve alandan sorumlu Yenileme Kurulu da dahil, yetkililerin seyirciliğinde çalışmak durumunda kaldı.

Filmin devamı Mart 2012’de, bir başka yenileme alanı olan Ayvansaray’da çekildi. (“Sur dibinde kepçelerle operasyon”, Radikal, 13 Mart 2012) Fatih Belediyesi önce red, sonra kabul etti: “Müzeye haber vermemiz gerektiğini bilmiyorduk” dedi. Bu ikinci olay bile, Mustafa Demir’in yönettiği İstanbul ’un tarihi mahallelerinde, toprağa neden siyaset karıştığını anlamaya yeterli. Çünkü sırada Fener-Balat, Ayvansaray ve niceleri var.

Başbakan’ın “Marmaray’ın arkeoloji nedeniyle geciktiği” iddiası da hiç sorgulanmadı. “Asrın projesi”nin diğer ayaklarına bakılmadı. Yenikapı’daki kazı yedi yıl sürdü. 58 bin metrekare alan, yüzeyden 15-16 metre derinliğe kadar elle kazıldı. Projeye engel olabileceği düşünülen her buluntuda Ulaştırma Bakanlığı yeni bir strateji belirledi ve arkeologları beklemedi.

Yapmamız gereken belki de en son şey, Marmaray ve Sulukule’deki gibi arkeolojik araştırmaların dünya tarihine kazandırdığı bilgi ve buluntuları savunmak. Siyasilerin bilime saygı duymasını da çok ummamalıyız. Çünkü arkeolog, yasanın kendine verdiği görevi yapıyor ve bu görevi geciktirmiyor. Herkes kendi görevi için uğraşsa, toprak da temiz kalacak.

Radikal İki, Haber: Gökhan Tan, 20.05.2012

DİVRİĞİ ULU CAMİİ VE ŞİFAHANESİ ÇEVRESİNDE YIKIMLAR BAŞLADI

 

 

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) 'Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası'nın etrafında çevre düzenleme çalışmaları kapsamında kamulaştırılan binaların yıkımına başlandı. Tarihi yapının etrafındaki binalara yönelik yürütülen 2. etap kamulaştırma çalışmalarının ardından anlaşma sağlanan mülk sahiplerine kış şartları nedeniyle bir süre daha evlerinde kalma izin verilmişti.

İl Özel İdaresi İmar Kentsel Şube Müdürlüğü Koruma Uygulama Denetim Bürosu ekipleri, bölgede oturanlara tebligat yaparak, en kısa sürede evlerin boşaltılmasını istedi. Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu'nun kararı doğrultusunda 96 parsel üzerinde bulunan binalar, boşaltma işlemlerinin tamamlanmasıyla İl Özel İdaresi ekiplerince yıkılmaya başladı. Yıkım çalışmaları, Divriği Belediyesi ve Sivas Müze Müdürlüğü'nün denetiminde yapılıyor.

 

Yıkım çalışmalarının tamamlanmasının ardından bölgede arkeolojik kazı çalışmalarına başlanacak. Tarihi bulgu olma ihtimaline karşı cami önünde ve kale altı bölgesinde yapılacak kazı çalışmalarının yanı sıra çevre düzenlemeleri proje çalışması da yürütülecek. Çalışmalar kapsamında Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ile tarihi Divriği Kalesi arasında yürüyüş parkuru, hediyelik eşya satış alanları yapılacak. Bölgede tespit edilecek bir bölgeye daha sonraki dönemlerde kent tarihi müzesi kurularak, Divriği'nin yaşam kültürünü yansıtan ve ilçe genelinde bulunan tarihi eşya ve envanterler sergilenecek.
    
Eserin çevre düzenlemesi kapsamında 96 parsel maliki ile uzlaşma sağlanarak, alanların Maliye Hazinesi adına tescil yapıldığı, uzlaşma sağlanamayan 24 parsel hakkında ise hukuki işlemlerin başladığı belirtildi.

Yapı, 20.05.2012

SAAT KULESİ'NİN ALEMLERİNİ 80 TL'YE SATMIŞLAR

 

 

İzmir 'in simgesi tarihi Saat Kulesi'nin bakır alemlerini çalan 2'si kardeş 3 çocuk, polis tarafından yakalandı. Güvenlik kameralarından görüntüleri tespit edildikten sonra kimlikleri belirlenerek yakalanan şüphelilerin toplam 8 kilogram ağırlığındaki alemleri, hurdacıya 80 liraya sattıkları ortaya çıktı. Bakır alemler parçalanmış olarak bulundu.

Konak Meydanı'nda geçen perşembe günü sabaha karşı meydana gelen olayda, tarihi İzmir Saat Kulesi'ndeki bakır alemler, kimliği belirsiz kişilerce, yerinden sökülerek çalındı. Hırsızlığın ortaya çıkmasının ardından, polis çalışma başlattı. Meydandaki MOBESE kemaralarının yanı sıra, 30 kamu kurumu ve işyerine ait güvenlik kamerası kayıtları incelendi. Yapılan incelemede, saat 03.41'de bir kişinin gözcülük yaparken iki kişinin İzmir Saat Kulesi'ne tırmanıp 5 dakika içinde bakır alemleri kırarak aldıktan sonra olay yerinden kaçtıkları belirlendi.

Hırsızlık suçundan poliste daha önce de kayıtları bulunan 17 yaşındaki M.Ö., kardeşi 10 yaşındaki C.Ö. ve arkadaşları 15 yaşındaki D.K., görüntülerden kimliklerinin tespit edilmesiyle polis tarafından yakalandı.

Eminyette suçlarını itiraf eden çocukların, paraya ihtiyaçları olduğunu, alemlerin de bakır olduğunu anlayınca çalıp satmaya karar verdiklerini söyledikleri öğrenildi. Toplam 8 kilogram ağırlığındaki alemlerin 80 TL'ye Basmane semtindeki bir hurdacıya satıldığı belirlindi. Polis satın alan hurdacıya gitti. Ancak onun da aynı alemleri Altındağ'daki hurdacıya sattığı saptandı. Bunun üzerine büyük hurda deposundaki uzun aramaların ardından, hurda metaller arasındaki bakır alemlerin parçaları bulundu. Parçalanan alemlere el konulurken, emniyetteki işlemleri tamamlanan 10 yaşındaki C.Ö. henüz cezai ehliyeti olmadığı için ailesine teslim edilirken, ağabeyi M.Ö. ile D.K., Çocuk Şube Müdürlüğü ekiplerince Adliye'ye sevk edildi.

İzmir Saat Kulesi’nin bakır alemlerini çalarak 80 liraya sattıkları belirlenen M.Ö. ile D.K., Çocuk Şube Müdürlüğü ekiplerince sevk edildikleri adliyede savcıya verdikleri ifadenin ardından serbest bırakıldı.

Bu arada, şüphelilerin İzmir Saat Kulesi’nin akrep ve yelkovanını da çalmak istedikleri, ancak yüksekte olduğu için bunu gerçekleştiremedikleri ortaya çıktı.

Radikal, Haber: Taylan Yıldırım, 20.05.2012

DÜNYANIN İLK MECLİS BİNASI AÇILIYOR

 

 

Kaş İlçesi yakınlarında Patara antik kenti içindeki dünyanın ilk meclis binasının restorasyon çalışmaları tamamlandı. Meclis binasının 20 Mayıs'ta ziyarete açılması planlanıyor.


Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Patara Kazıları Başkanı Prof.Dr. Havva Işıkan Işık, yaptığı açıklamada, Türkiye'de çok büyük bir dünya kültür mirası olan Likya Birliği Meclis Binası'nın restorasyonunun tamamlandığını söyledi. 


Tarihi meclis binası için yapılan projenin Türk arkeoloji tarihinin en büyük restorasyon çalışmalarından biri olduğunu vurgulayan Işık, restorasyonun tamamlanması ile Likya Birliği'nin başkenti ve yönetim merkezi olan Patara antik kentinin tarihi kimliğinin daha iyi ortaya çıktığını ifade etti.


Meclis binasının yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilmesi için 20 Mayıs'ta Patara antik kentinde tören düzenlenmesi planlanıyor.

Habertürk, 20.05.2012

 

******


LİKYA BİRLİĞİ MECLİSİ GÜNAY'A TESLİM EDİLDİ

 

 

Anadolu'nun antik en büyük meclisleri arasında yer alan ve 2008'de restorasyon çalışması için TBMM'ye devredilen Kaş'taki Patara antik kentinde bulunan Likya Birliği Meclisi, çalışmaların tamamlanmasının ardından yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredildi. Devir töreninde konuşan TBMM Başkanı Cemil Çiçek, "Türkiye madem demokrasinin beşiği, artık demokrasiyi beşikten çıkartıp hayata intikal ettirelim. İnşallah onu da yeni bir anayasayla yaparız diyorum" dedi.

Sabah, 21.05.2012

 

******


PATARA ANTİK KENTİ KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI'NA DEVREDİLDİ

 

Anadolu'nun antik en büyük meclisleri arasında yer alan ve 2008 yılında restorasyon çalışması için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne devredilen Kaş'taki Patara antik kentinde bulunan Likya Birliği Meclisi, çalışmaların tamamlanmasının ardından yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredildi.

 

Kurumlar arasında çok güzel bir işbirliği gerçekleştirerek Likya Birliği Meclisi'ni hem Türkiye'ye hem de dünyaya armağan ettiklerini bilerten Günay yaptığı konuşmada "Türkiye'nin bütün kültürlerine nasıl sahip çıktığını, hiç ayrım yapmadan sahiplendiğini ve geleceğe taşıdığını en güzel örnekle gösteriyoruz" dedi.

 

Arkeolojik çalışmalara önemli kaynaklar ayırdıklarını ifade eden Bakan Günay önemli eserleri ayağa kaldırdıklarını, değer kattıklarını dile getirerek "Türkiye'deki arkeolojik alanlara 2001 ve 2002 yılında 2 milyon lira ayırırken, 2011 yılı sonunda 48 milyon lira ayırdık. Sadece arkeolojik alanların kazısı için... Bu, sanıyorum ki dünya çapında bir rekordur'' diye konuştu.

 

Demokrasi'nin bu topraklarda filizlendiğini gösteren Likya Birliği Meclisi'ni ayağa kaldırarak Anadolu kültürünün ne kadar eskiye gittiğini tüm dünyaya anlattıklarını da söyleyen Günay, restorasyonda emeği geçenlere teşekkür etti.

 

Vali Altıparmak, daha sonra TBMM Başkanı Çiçek ile Bakan Günay'a Patara antik kentinin fotoğraflarını, Kaş Kaymakamı Selami Kapankaya da halı hediye etti.

 

Bakan Günay da Cemil Çiçek'e, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ait tanıtım kitabı hediye etti. Bakan Günay, ayrıca kazı başkanı Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Havva İşkan Işık'a plaket verdi.

 

Törenin ardından Çiçek ve Günay, Likya Birliği Meclisi önünde açılan el sanatları sergisini gezdi.

Likya Birliği Meclisi'nin devir teslim törenin ardından Kaş' taki arkeolojik kazılarda incelemelerde bulunan Günay Kaş'ta yer alan Hellenistik dönemine ait tapınaktaki çalışmaları inceleyerek alanın uzun yıllardan bu yana şehir içinde sarmaşıklarla, bitki örtüsüyle kapatılmış, ama tarihsel yapısı olduğu bilinen bir alan olduğunu söyledi.

 

Birkaç yıl önce bölgede bulunan antik tiyatroda restorasyon çalışmasına başlanıldığını anlatan Günay, "Bu alanda da bitki örtüsünün temizlenmesini ve yapıların ortaya çıkarılmasını istemiştik. Bitki örtüsüyle kaplı alanı temizledik, turizme kazandırdık. Kısa bir çalışma yaptık ve kısa bir süre içinde Kaş'ta herkesin ilgisini çekebilecek bir alan kazanmış olduk" diye konuştu.

 

Bakan Günay, turizm açısından önemli bir yere sahip olan Kaş'ın kazılarla tarihsel kültürel değerini de artıracağını vurguladı.

Arkitera, 21.05.2012

ANKARA SANATTA FARK YARATIYOR

 

 

Ankara İstanbul'un sanat tekelini kırmaya başladı. Anadolu'da adeta rönesans başlatan Başkent'te art arda galeri ve sergiler kapılarını çağdaş sanata açıyor. Sergiler her gün Meclis'te birbiriyle kavga eden siyasileri de farklı görüşlerdeki işadamlarını da buluşturuyor.

 

Yaşanabilir şehirler listesinde Türkiye'nin bir numarası olan Ankara'dan daha farklı bir şey beklenemezdi elbette. Çağdaş sanata, özellikle de yıllardır alıştığımız gibi devlet kaynaklarıyla yaptırılmamış olana büyük bir sahiplenme var Ankara'da. Carlos sonrasında Madrid'de başlayan 'devinim' gibi insanlar gencinden yaşlısına, politikacısından işadamına kadar sokağa dökülüp restoranları, mağazaları, sergileri ya da bilumum etkinlikleri adeta tavaf ediyor. Türkiye'de sanatın gelişiminin belediye tiyatrolarını özelleştirip özelleştirmeme konusuna sıkıştırılıp bırakıldığı bir dönemde aslında Anadolu Rönesansı'nın hızla ilerlediğine şahit oluyoruz. Bunu söylemek için elimizde somut örneklerimiz de var. Zaten onlardan birini yazacağım bugün. Ancak söylemek istediğim birkaç söz daha var öncesinde.

SANAT-BARIŞ-KARDEŞLİK
Sanat Ankara'da İstanbul'da olduğundan farklı ve daha evrensel normlara göre gelişiyor. Örneğin İstanbul'un geçmişten gelen dar elitinin yarattığı sınıfsal kütlük yok Ankara'da. Sanat etkinlikleri, olması gerektiği gibi sınırları kaldırıp, birçok farklı düşünceden Türkiye vatandaşını bir araya getirebiliyor. Onlara günlük yaşamın stresini, tartışmalarını, kavgalarını unutma fırsatı tanıyor. Mesela gün içinde Meclis kürsüsünden birbirlerine en acımasız eleştirileri yapan politikacıları bir tablonun başında kahkahalarla sohbet ederken buluyorsunuz. Sanatın, barışın, kardeşliğin, huzurun verdiği hazla...

BİR GECEDE BİN ZİYARETÇİ
InArtis ve Kült işbirliğinde gerçekleşen Dali sergisini adeta kapalı gişe izleyen Ankara'da bir başka önemli sanat etkinliği daha gerçekleşti. Genç işkadını Güler Ercan'ın kendi adını verdiği sanat galerisi ünlü çağdaş ressam Ahmet Güneştekin'in sergisiyle açıldı. 600 metrekarelik alanda toplam 250 metrekarelik sergileme alanına sahip, iki kata yayılan ve üç sergi salonu bulunan galeride gerçekleşen serginin açılışına bin kişi katıldı.

Güler Ercan'a açılış sergisi için Ahmet Güneştekin'e nasıl karar verdiğini soruyorum. Kendisi de bir koleksiyoner olan Ercan'ın yanıtı, "Ahmet Güneştekin dünya genelinde 100'den fazla kişisel sergi açtı. Artprice sıralamasında, dünyanın en değerli 500 sanatçısı listesinde ülkemizi üst sıralarda temsil ediyor" oluyor.

Sabah, Haber: Burcu Aldinç, 20.05.2012

MİDAS ANITI TEHLİKEDE

 

 

Frig medeniyetinde, Kral Midas ile Tanrıça Kibele'nin kenti Yazılıkaya'daki Midas anıtında başlayan restorasyon çalışmalarında bir arpa boyu yol alınamadı.

 

Midas anıtındaki yazıların kurulan iskele nedeniyle yok olma aşamasına geldiği bildirildi. Eskişehir’in Han İlçesi'ndeki Midas anıtında 6 ay önce restorasyon çalışması başlatıldı. Dünya mirası listesinde önemli bir yere sahip olan Midas anıtının bugüne kadar okunamayan yazıları da kurulan iskele nedeniyle yok olma aşamasına geldi. Yazılıkaya Köyü ile anıtın çevresinde yaşayanlar “Restorasyon amacıyla iskele kuruldu. Yaz geldi, çalışma yok. İskele nedeniyle yazılar kaybolmaya başladı. 17 metre yüksekliğindeki anıtın üzerine kış mevsiminden önce dökülen su geçirmeyi önleyici malzeme, aradan bir yıl geçmeden yok oldu” dedi.

 

Anıtın yapıldığı alanda bulunan kaya kütlesinin, restorasyonu yapan uzmanları ikiye böldüğü öğrenildi. Kültür Bakanlığı uzmanları 17 metrelik anıtın üstüne yakın yerde bulunan büyük kaya kütlesinin anıta baskı yaptığını belirterek kırılmasını isterken, diğer uzmanlar kaya kütlesinin kırılmasının anıta zarar vereceğini belirterek buna karşı çıktı.

Eskişehir Kent Haber, 20.05.2012

"OSMANLI'NIN HALEFİ, YABANCI MÜZELERE SAVAŞ AÇTI"

 

 

Ankara 'nın, Türkiye 'den alınarak Batılı müzelerde sergilenen eserleri geri almak için verdiği mücadele, İngiliz Economist dergisinde geniş bir habere konu oldu. " Türkiye , yabancı müzelere karşı sertleşti ve yeni bir kültür savaşı başlattı" iddiasında bulunan dergiye konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise "Biz savaşmıyoruz ama bu, kesinlikte kültür alanındaki bir mücadeledir ve çabalarımızı daha kararlı ve daha ısrarlı biçimde artırmaya kararlıyız" dedi.

Economist dergisi "Türkiye'nin Kültürel Hırsları" başlığı ile yayımladığı geniş haberinde " Türkiye , yabancı müzelere sertleşti ve yeni bir kültür savaşını başlattı" spotunu kullandı. "ılımlı İslamcı" olarak nitelediği Türk hükümetinin kendisini "Osmanlı sultanlarının halefi" olarak görmeyi sevdiğini öne süren dergi, "Türk otoriteler, bir kültürel yayılmacılık dalgasını lanse ederek yeni müzeleri inşa ediyor, Osmanlı kalıntılarını onarıyor, yeni arkeolojik kazılar için lisans veriyor ve sanata daha çok para harcıyor" diye yazdı.

Türkiye Cumhuriyeti 'nin yüzüncü yılı dolayısıyla 2023 yılında Ankara'da büyük bir müzenin açılacağını belirten dergi, söyleşi gerçekleştirdiği Kültür ve Turizm Bakanı Günay'ın " Türkiye 'deki en büyük, Avrupa'nın en büyüklerinden biri, Metropolitan veya British Museum gibi dev bir müze olacak" sözlerini yansıttı.

Economist, Türkiye 'nin yurt içindeki bu hamlesine paralel olarak Batı'daki eserleri geri getirmek için "görülmemiş düzeyde atılgan bir kampanya" yürüttüğüne dikkat çektiği haberinde bu planların, Türk nüfusunun tüm katmalarında büyük destek gördüğünü belirtirken Günay "Biz savaşmıyoruz. Ancak bu, kesinlikle, kültür alanında verilen bir mücadeledir ve çabalarımızı daha kararlı ve daha ısrarlı biçimde artırmaya kararlıyız" dedi.

"Türk otoriteleri, istediklerini elde edebilmek için rica ve tehditten oluşan bir karışımı kullanıyor" diyen Economist, Türkiye 'nin eserlerin iadesini kabul etmeyen yabancı müzelere eser ödünç vermeyi reddettiklerini, yabancı arkeolojik kazılara lisans vermede ayak sürdüklerini savunurken "Başka ülkelerdeki küratörler arasında, artan bir saldırganlık olarak gördükleri bu yaklaşım, alarm yarattı" diye yazdı.

Önde gelen bir müzenin direktörünün, Türkiye 'nin kampanyasını "şantaj" olarak nitelediğini de yazan dergi " Türkiye 'nin yeni kültür savaşını kazanma şansının olup olmadığı" sorusunu da ortaya koydu.

Türkiye 'nin yurtdışındaki müzelerden iadesini talep ettiği eserler konusunda bilgi verilirken şimdiye kadar talepte buluduğu müzelerin bazılarının zikredildiği haberde "Batılı müzeler, Türkiye 'den gelen onbinlerce esere evsahipliğini yapıyor. Bunların coğu, eksik belgeler ile verildi veya alındı" ifadelerine yer verildi ve Türkiye 'nin haklılığından emin olduğuna da dikkat çekildi.

Economist, haberin son bölümünde "Türk yetkililerinin, Türkiye 'nin de asırlarca hakim olduğu topraklardan zorla yüzlerce eseri aldığını kabul etmeye yanaşmadığı"nı da iddia ederken Bakan Günay ve tercümanının, "İskender lahidinin Lübnan'a geri verilip verilmeyeceği" sorusunu dikkate almadıklarını öne sürdü.

Radikal, 19.05.2012

BENZERSİZ BİR MİMARİ: PERGE

 

  

 

Antalya yakınlarında, kıyıdan 11 kilometre içeride, Aksu Beldesi’ndeki Perge antik kenti, daha başlangıç noktasında karşınıza çıkan anıtsal girişin sıra dışılığı ve görkemiyle ziyaretçileri etkisi altına alır. Kapıyı koruyan Hellenistik döneme ait iki dev kule şaşırtıcıdır. Hiç harç kullanılmadan yapılmış kulelerin aradan geçen binlerce yıla rağmen ayakta kalabilmiş olması bir sürpriz gibidir.

Bu kent çağdaşlarına göre alışılmadık bir formdadır. Yuvarlak kuleleri ve oval avlusuyla, Anadolu’da pek benzeri olmayan bir girişe sahiptir. Tiyatro, stadyum, agora, hamamlar, çeşmeler ve sütunlu caddeleriyle ayakta olan kent, görkemi ve ender rastlanılan özellikleriyle çarpıcı bir görünüm sergiler. Özellikle, anıtsal girişten yüksek bir tepede yer alan Akropolis’in eteklerine dek uzanan sütunlu ana cadde, bugün antik dünyadan geriye kalmış Anadolu’daki en gösterişli caddelerden biri olarak öne çıkar. Her iki yanı boylu boyunca mozaiklerle kaplı cadde, bir eşi daha olmayan ortasından geçen su kanalıyla da dikkat çeker... Nehir tanrısı Kestros tarafından akıtılan bu berrak su, kavurucu sıcaklarda Pergelileri bir nebze serinletirdi.





Perge’nin büyük kısmı, tarihi Hellenistik döneme kadar uzanan surlarla çevrili. Ancak sürekli barışın ve sükunetin sağlandığı Pax Romana döneminde surlar önemini yitirmiş ve duvarların ötesinde tiyatro ve stadyum gibi yapılar inşa edilmiş. Perge’de surlardaki kapıların birinden geçerek şehre giren dikdörtgen bir avluya ulaşırsınız. Avlunun batı duvarında bir anıt çeşme yer alır. Yapı, geniş bir havuzun arkasında iki katlı, zengin süslemeli bir bina cephesinden oluşur. Anıt çeşmenin tam kuzeyindeki anıtsal koridor, Pamphylia’daki en geniş ve en muhteşem hamama açılıyor. Roma hamamında yıkanmak çok aşamalı bir işlemdi. Hamama giren kişi ilk olarak “apodyterium” denilen bir odada giysilerini çıkarır, sonra spor yaptığı palaestra’ya gelirdi sıra. Terinden ve kirinden arınmak için havuza girer ya da caldrium’daki sıcak suyla yıkanırdı. Buradan sonra, sıcak su banyosu için tepidarium’a soğuk su tercih ediyorsa frigidarium’a giderdi. Perge’de kutsal sayılan tanrı ve tanrıçalar arasında Artemis’in önemli bir yeri var. Artemis Pergaia kültü daha birçok şehirde, hatta Akdeniz çevresindeki ülkelerde bile görülüyor. Anadolu antik Roma mimarisinin en etkileyici örneklerinden sayılan tiyatro ise sahne cephesini süsleyen sütunları, heykel nişleri, her 3 katında ayrı bir mitolojik öykünün ustaca sahnelendiği kabartmaları, ince bir zevki ve işçiliği sergileyen bezemeleri, farklı tipteki alınlıklarıyla olağanüstü bir zenginlik gösteriyor. Buradan çıkarılan tanrı, tanrıça ve imparator heykelleri de kentin bir başka önemli yanını yansıtıyor: Heykeltıraşlık okulu. 1987’e kadar yapılan kazılar sırasında azımsanmayacak sayıda, üstelik çoğu tüm olarak ele geçen yüksek kalitedeki 47 heykel, Pergeli ustaların eriştiği sanatsal düzeyin göstergesi olarak kabul ediliyor. Son derece zengin bir çeşitlilik gösteren nekropolü, 4 anıtsal çeşmesi, takları, özellikle 27 heykelin çıkarıldığı anıtsal kapının yakınındaki hamamı ve daha birçok yapısıyla Anadolu’daki Roma imparatorluk dünyasına ışık tutmaya devam ediyor Perge. Dönemindeki ihtişamını tam olarak anlayabilmek için bugün Antalya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen yüzlerce heykeli görmek gerekir.

Habertürk, Haber: Levent Özçelik, 19.05.2012

TÜRKİYE'DE İLK KEZ SERGİLENDİLER

 

 

Samsun'da "18 Mayıs Müzeler Günü" dolayısıyla emekli öğretmen tarafından açılan sergide, Doğu Roma kültürüne ait kurşun mühürler ilk kez sergilendi.

Samsun Müze Müdürlüğü ve koleksiyoner Adnan Aci işbirliği ile 18 Mayıs Müzeler Günü ve Dünya Kültür Mirası Sözleşmesi'nin 40. yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde "Adnan Aci Koleksiyonu Doğu Roma Dönemi Kurşun Mühürleri ve Kültürel Zenginlikleri ile Vezirköprü" adlı sergi açıldı. Arkeoloji Müzesi'nde düzenlenen serginin açılışını Samsun Vali Yardımcısı Haluk Taner Genç, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Mustafa Doğru, İl Kültür ve Turizm Müdürü Yüksel Ünal gerçekleştirdi.

Doğu Roma dönemine ait olan 23 adet kurşun mühürlerin büyük ilgi gördüğü sergide emekli öğretmen ve koleksiyoner Adnan Aci, koleksiyonundaki 150 mühürden 23 tanesini sergilediklerini belirterek, "1997 yılından beri koleksiyonerlik yapıyorum. Müzeler Günü ve Dünya Kültür Mirası Sözleşmesi'nin 40. yılı dolayısıyla Arkeoloji Müzesi'nde Doğu Roma dönemine ait kurşun mühürler ve kültürel değerleri ile Vezirköprü adlı sergi düzenledik. Kurşun mühürler son derece ilgi alanıma giren ve bulundukları dönemle ilgili bize somut deliller veren eserlerdir. Koleksiyonumdaki Doğu Roma dönemine ait mühürler kişilerin unvan, isim, görev ve bulundukları coğrafyayla ilgili bilgi vermektedirler. Bu yıl kurşun mühürlerini Samsunlularla ilk defa tanıştırmak istedim. Çünkü kurşun mühürlerin yüzde 90'ı İstanbul ve Anadolu kökenlidir. Ama üzücü bir olay bunların yüzde 90'ı yurt dışındadır. Ait oldukları topraklarda kalmalarını istememden dolayı bu kurşun mühürleri ile ilgili koleksiyon yapmaya devam etmeyi düşünüyorum. Kurşun mühürleri Türkiye'de ilk defa sergiliyorum. Karadeniz'de tek kurşun mühür koleksiyonu yapan benim. Bu konuyla ilgili olarak da çalışmalarımı yoğunlaştırarak devam ettirmek istiyorum. Ayrıca İstanbul'da Bizans tarihçisi Vera Bulgurlu ile beraber koleksiyonu yayınlamak için çalışmalarımız var" dedi.

Vezirköprü İlçesi'nde Altınkaya Barajı üzerindeki Şahinkaya Kanyonu'nun da Dünya Ortak Kültürü Mirası Listesi'ne girmesi gerektiğini belirten Aci, "Bundan dolayı da bir resim sergisi düzenledik. 59 fotoğraf ile birlikte Vezirköprü'yü anlatmaya çalıştık" diye konuştu.

Samsun Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen kurşun mühürleri ve Vezirköprü resimleri 18 - 24 Mayıs 2012 tarihleri arasında ziyaretçilere açık kalacak.

sondakika.com, 18.05.2012

AİZANOİ ANTİK KENTİNDEKİ KAZILAR

 

Çavdarhisar İlçesi'ndeki Aizanoi antik kentinde yürütülen kazıların bu yılki bölümü, Kütahya ve Bilecik valilerinin katıldığı törende başlatıldı.

 

Kütahya Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Kütahya Valisi Kenan Çiftçi ve çeşitli ziyaret ve temaslarda bulunmak üzere kente gelen Bilecik Valisi Halil İbrahim Akpınar ile Çavdarhisar’a giderek, Aizanoi antik kentinde kazı çalışmalarının başlaması dolayısıyla düzenlenen törene katıldı.

 

Çiftçi, 1970 yılından bu yana Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından yapılan kazıların, 2010 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile iptal edilerek 2 Mayıs 2011′de Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Elif Özer başkanlığındaki ekibe verildiğini anımsattı.

 

Çavdarhisar Kaymakamı Ömer Bilgin ve Belediye Başkanı Halil Başer eşliğinde bölgeyi gezen Çiftçi ve Akpınar, kazı çalışmaları ve kent hakkında bilgi aldıktan sonra ilk kazma darbesini vurarak kazı sezonunu başlattı.

haberler.com, 18.05.2012

TARİHİ MEŞALE ÇALINDI

 

 

Yunanistan'da, Mora Yarımadası'ndaki tarihi Olimpia kasabasında muhafaza edilen kolleksiyon değeri büyük Olimpiyat meşalesi çalındı.

Yunan medyası, Helsinki Olimpiyat oyunlarında kullanılan 22 meşaleden biri olan ve 300 bin avro kolleksiyon değeri bulunan meşalenin çalındığının Yunanistan Olimpiyat Komitesi'ne (HOC) bildirildiğini duyurdu.

Haberlerde, Olimpia Belediye Sarayı'nda sergilenen meşalenin, kısa süre önce Olimpia Müzesi'nde gerçekleştirilen soygun sırasında çalınmış olabileceği tahmin edildiği belirtilirken, Olimpiyat Komitesi'nin, olayla ilgili hiçbir açıklamada bulunmadığı, telefonlara da cevap vermediği bildirildi.

İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından Helsinki'de 1952'de gerçekleştirilen olimpiyat oyunları için sadece 22 meşale üretildi.

Meşalelerin kıvrımlı huş sapı üzerinde 600 gramlık gümüş başlık bulunuyordu. Oyunlar sonrasında Olimpiyat ve diğer spor kuruluşlarına sunulan bu meşalelerden 2 adet de tarihi Olimpiya Müzesi'ne verildi.

Paris'te, 2011 yılında bir müzayedede satışa sunulan bu meşalelerden biri 300 bin avroya alıcı bulmuştu.

Yunanistan'da, Mora yarımadası'ndaki ünlü Olimpia Müzesi, şubat ayında soyulmuştu. Olimpia Arkeoloji Müzesi'ne giren iki hırsız 60 ila 70 arasında tarihi eseri çalarak kaçmıştı.

Vatan, 18.05.2012

KOCAELİ'NDE TERMAL TURİZM ATAĞI

 

 

Gölcük İlçesi'nde Roma döneminin özeliklerini yansıtan 2 bin yıllık hamam kalıntılarının bulunduğu alanda inşa edilecek termal tesisin temeli atıldı.

Yazlık Mahallesi'nde düzenlenen törende konuşan Kocaeli Valisi Ercan Topaca, kentlerin tanıtımında, gelişiminde yalnızca bir sektöre, sanayiye bağlı kalmanın yeterli olmadığını belirterek, turizm ve diğer sektörlerle de gelişimin desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Kocaeli'nin turizm anlamında ciddi potansiyeli bulunduğuna işaret eden Topaca, şöyle konuştu:
''Bu kaplıcanın 2 bin yıllık tarihi var. Kültürel zenginliğimize katkı yapması anlamında önemli bir proje. Kocaeli'nin ve Gölcük'ün imajını, 'sanayi kenti' imajından, 'kültür kenti', 'turizm kenti' imajına kaydırması anlamında bu tesis önemli. Kent imajına katkı anlamında diğer belediye başkanlarımıza da bir çağrı yapmak istiyorum. Kültür ve Tabiat Varlıkları katkı payını bu tür projelerde kullanma konusunda her zaman hazırız. Başiskele'de de bir tarihi yapının turizme kazandırılması planlanıyor. Askeri alan içinde bulunan 'çuhahanenin' restorasyonu için gerekli çalışmayı başlattık. Kentimizin kültür kenti imajını kuvvetlendirmek istiyoruz.''

Gölcük Belediye Başkanı Mehmet Ellibeş ise belediyeciliğin halkla kurulan gönül köprüsüyle örtüşmesi ve bütünleşmesiyle başarılı hizmetlerin ortaya çıktığını ifade etti.

Belediyecilik yönetiminde kolektif anlayışı, ortak aklı, ekip ve takım ruhunun ortaya konulmasıyla başarının geldiğini dile getiren Ellibeş, Yazlık Ilıcası'nın yeni keşfedilmediğini, Roma dönemine uzanan tarihsel bir geçmişi bulunduğunu, yakın tarihe kadar bölgenin turizme kazandırılması için çeşitli çalışmalar olduğunu anımsattı.

Maden Tetkik ve Arama (MTA) ekiplerinin 600 metre derinliğinde 2 kuyu açtığını ve saniyede 60 litre debili su bulunduğunu hatırlatan Ellibeş, ''Yerin altındaki bu yeri gün yüzüne çıkarıp, halkımızla paylaşmak istedik. Burası arkeolojik sit alanı, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ı ziyaret ederek, fikrimizi paylaştık. Öncelikle arkeolojik kazının yapılmasını istedi ve oluşturulacak projenin Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu'nca onaylanmasından sonra inşaata başlayabileceğimizi söyledi'' diye konuştu.

''Deri hastalıkları, sedef olmak üzere, romatizmal pek çok hastalığı tedavi ettiği biliniyor''
Kocaeli Müze Müdürlüğü kontrolünde arkeolojik kazı yapıldığına işaret eden Ellibeş, tarihi değerlerin gün yüzüne çıkarılmasının ardından proje oluşturularak çalışmalara başlandığını kaydetti.

Ellibeş, ''Bu projenin yalnızca Gölcük'ün olmadığını açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum. Bu aynı zamanda Başiskele'nin, Kocaeli'nin projesi'' diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Buradaki suyun başta deri hastalıkları, sedef olmak üzere, romatizmal pek çok hastalığı tedavi ettiği biliniyor. Bunun tescillenmesi, ruhsatlanması amacıyla da Sağlık Bakanlığı'na müracaatımız oldu. Hijyenik, özel çamur havuzları bulunacak. Türkiye'de Sağlık Bakanlığı'ndan lisanslı 6 kuruluş var, inşallah yedincisi biz olacağız.''

Törenin sonunda protokol üyeleri iş makineleriyle temele harç döktü.

Tarihi Roma yolu ve Roma dönemine ait su kanallarının bulunduğu bölgeye 150 metre uzaklıkta inşa edilecek tesislerde yetişkin, çocuk ve engellilerin kullanabileceği 2 termal havuz, hamam, masaj salonları, saunalar ve çamur havuzlar yer alacak. Tesisin gelecek yıl hizmete girmesinin planlanıyor.

Habertürk, 18.05.2012

SİDE'DE KIRILAN 2 ROMA ASLANININ RESTORASYONU TAMAMLANDI

 

Antalya Side Müzesi, Side antik kentinin sembolü olan 2 Roma aslanı heykelinin onarım, restorasyon ve ayağa kaldırma çalışmasını tamamladı.

 

1947-1967 yılları arası Side Antik Kent kazılarında Ordinaryüs Prof.Dr. Arif Müfid Mansel'in bulduğu ve farklı yerlerinden kırılan 2 Roma aslanının restorasyon ve onarım çalışmasının Side Müzesi restoratörü Beyzade Yaycıoğlu tarafından 2 yılda tamamlandığı belirtildi. 2 aslanın restorasyonu için geçmiş yıllarda bir İtalyan restoratörü çalışma yapmasına rağmen başarılı olamadığını ifade edildi.

 

Side Müzesi Müdürü Güner Kozdere, Side antik kentinin simgesi olan 2 Roma dönemi aslanını ayağa kaldırma çalışmasını tamamladıklarını söyledi. Kozdere, 2 aslanın Side Müzesi'nde teşhirini 18 Mayıs Müzeler Günü ve UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması sözleşmesinin 40 yıl. dönümü etkinlikleri çerçevesinde yaparak dünya kültür mirasına kazandıracaklarını kaydetti. 8 parça halinde olan aslanlardan ilk onarım çalışmasına mekanik temizlik çalışması sonrası parça birleştirilmesiyle başlandığının altını çizen Kozdere, birleştirilmelerin iç kısımlarına krom pim çubukları yerleştirerek epoksi ile sabitlenerek yapıldığını ifade etti.

 

Güner Kozdere, "Birleştirilme işlemi sonrası eksik olan ön sağ ayak, arka ve sol ayakların anatomik durum tümlemeyle yapıldı. Bacak formu verildikten sonra kalıplama işlemi yapılmıştır. Aslan bacaklarında kullanılan hidrolik kireç, kireçtaşı tozu, kireçtaşı kırığı (heykelin kendi malzemesi) ve malzemelerin oranlı karışımlı harçları kalıpların içine dökülmüştür. 2 Roma aslanını uzun yıllar sonra dünya kültür mirasına kazandırmanın sevinci içindeyiz. " dedi.

Kozdere, ayağa kaldırılan 2 Roma aslanını 18 Mayıs Dünya Müzeler Günü'nde Manavgat Halk Eğitim Merkezi (HEM) Müdürlüğü Mehteran Takımı'nın vereceği konserler açılışını yaparak teşhire açacaklarını belirtti.

Mynet Haber, 16.05.2012



13 - 19 Mayıs 2012

KARACABEY ULU CAMİİ'NİN RESTORASYONU BAŞLIYOR

 

 

İki ay önce çıkan yangında kül olan Karacabey’deki tarihi Ulu Cami yeniden restore ediliyor.

 

Karacabey Müftüsü Hikmet Yazıcı,15. yüzyıla ait Ulu Camii’nin restorasyon çalışmalarının başlaması için hazırlanan röleve raporunun onaylandığını, restorasyon projesinin de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na sunulduğunu söyledi. Yazıcı, mimari özellikleri ve tarihi dokusuna uygun onarım için hazırlanan raporun ardından restorasyon projesinin kabul edilmesiyle yol haritasının kesinleşeceğini kaydetti.

 

Yazıcı restorasyon sırasında çıkan yangınla ilgili soruşturmanın da devam ettiğini belirtti.

 

Cumhuriyet Savcılığı’nın bilirkişi raporunun henüz yayınlanmadığını belirten Yazıcı, ’Yangının teknik bir arızdan mı yoksa ağır personel kusurundan mı kaynaklandığı belirlenecek. Eğer ağır personel kusuru saptanırsa yeniden ihaleye çıkılacak. Teknik arızaysa yeni bir hak ediş belirlenecek’ dedi.

Bursa Olay, Haber: Aydın Fidan, 18.05.2012

NAZİLERİN ÇALDIĞI TABLOLAR BULUNDU

 

 

Macar Ferenc Hatvany'in dillere destan kayıp sanat koleksiyonu ile ilgili Hollywood filmlerini aratmayacak yeni bir senaryo ortaya atıldı. Avusturyalı gazeteci yazar Burkhart List, Macaristan'ın Naziler tarafından işgali sırasında el konulan; aralarında Fransız ressam Cezanne'dan Monet'ye pek çok sanatçının tabloları, heykeller, kilimler ve goblenlerin bulunduğu değerli koleksiyonun izini bulduğunu öne sürdü. List, 1 milyar euro değerindeki (2 milyar 320 bin lira) koleksiyonun Almanya ile Çek Cumhuriyeti sınırında bulunan Ore Dağı'nın altındaki madende saklandığını belirtti. Budapeşte'nin düşmesinin ardından Yahudi koleksiyoncu Hatvany'den yağmalanan eserlerin gümüş madenine saklandığını söyleyen List, eserlerin yerin yaklaşık 60 metre altında olduğunu anlattı. Ele geçirdiği arşiv belgelerinin kendi tezini desteklediğini öne süren araştırmacı gazeteci, 1944 yılı sonbaharından Alman askerlerinin madene geldiğini gösteren fotoğraflar ele geçirdiğini söyledi. List, madende el haritasında gösterilmeyen iki ayrı tünel olduğunu savundu ve eserlerin bu tünellerde korunduğunu öne sürdü. List, 70 yıldır bulunamayan koleksiyon için araştırma kazısı başlatacağını açıkladı.

Sabah, 18.05.2012

AKM, 29 EKİM 2013'DE AÇILACAK

 

 

İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin tadilatı için açılan ihaleyi 70 milyon lira teklifle alan Yeni Yapı-Taca Ortaklığı inşaata başlıyor. Bina, 29 Ekim 2013’e yetiştirilecek.

 

Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) güçlendirme, tamirat ve tadilat işleri için yapılan ihale sonrasında ilk çalışmalara dün başlandı. Bakanlık AKM’nin tadilat işleri için 9 Nisan’da bir ihale gerçekleştirdi. 15 firmanın katıldığı ihaleyi, 70 milyon lira ile en iyi teklifi veren Yeni Yapı-Taca Ortaklığı kazandı. Yeni Yapı daha önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin Taca İnşaat da Haliç Kongre Merkezi’nin yapımında yer almıştı. İhale sürecinin tamamlanmasının ardından dün şirkete yer teslimi yapıldı. Bakanlık, firmadan 540 gün sonra, 29 Ekim 2013’te, AKM’nin özgün yapısına sadık kalınarak restorasyonunu tamamlanmasını istedi.


AKM’nin restore edilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sabancı Vakfı arasında da sponsorluk protokolü imzalanmıştı. Bu doğrultuda restorasyon sürecinde Sabancı Vakfı 30 milyon lira katkıda bulunacak.


Haziran 2008’de boşaltılan AKM için Temmuz 2009’da ihale yapıldı. Tadilatın başlangıç tarihi 1 Ocak 2009 olarak belirlendi. 1 Ekim 2009’da biteceği açıklandı. Temmuz 2009’da, Tabanlıoğlu Mimarlık Bürosu’nun hazırladığı projenin uygun olmadığı gerekçesiyle Kültür Sanat-Sen’in açmış olduğu dava çerçevesinde, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Kültür Bakanlığı buna itiraz etti. Üst mahkeme de yürütmeyi durdurma kararının kaldırılmasını reddetti.

Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 17.05.2012

KAYIP ŞEHİR BULUNDU

 


 

Çiçekdağı'nda 2.yüzyıla ait Roma hamamı bulundu. Defineciler kazdı, muhtar ihbar etti, 'cehennemlik' ortaya çıktı.

 

Kırşehir’de 2. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Roma hamamı bulundu.

Çiçekdağı İlçesi'nin Büyükteflek Köyünün Kale mevkiinde, yaklaşık 1,5 ay önce define avcılarının açtığı yerde tahrip edilmiş tuğla duvar kalıntıları olduğunu fark eden köy muhtarı Eyüp Baran, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne bilgi verdi.

Müdürlükte görevli teknik ekiplerin çalışması sonucu, kazı yapılan alanda çift katlı yapı bulunduğu, yapının alt katında hamam ocağı (cehennemlik) olduğu tespit edildi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Mustafa Gökgül, kazı alanında gazetecilere yaptığı açıklamada, kaçak kazı yapıldığı belirlenen bölgenin sit alanı olduğunu, hamam kalıntıları tespit edilmesinden sonra kurtarma kazısı başlattıklarını bildirdi.

 

Yaklaşık 1,5 aydır sürdürülen çalışmalarda hamam kalıntılarının gün yüzüne çıkarıldığını ifade eden Gökgül, şunları söyledi: ”İhbar neticesinde hamam kalıntılarının bulunduğunu öğrenince kurtarma kazısı için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan izin aldık. Teknik arkadaşlarımızın tecrübeleri ve gayretleriyle kısa sürede böyle bir eser ortaya çıktı. Bu hamam, burada büyük bir şehrin olduğuna, şehirde bir mabet bulunduğuna, şehirle ilintili daha büyük yapılar olabileceğine işaret ediyor. 2. yüzyıl Roma dönemine ait olduğunu tahmin ettiğimiz, hamam literatürde yer almayan ve bugüne kadar hiç kimse tarafından tespit edilmemiş bir yapı. Kazı çalışmasını sonuna kadar sürdüreceğiz.” Kazı alanında tuğla ve taştan yapılmış yaklaşık 2 metre yüksekliğinde duvarlar ortaya çıkarıldığını belirten Gökgül, iki katlı yapının alt katında ateş yakılan bölüm, üst katında mermer tekneler ve su giderleri bulunduğunu bildirdi.

Türkiye İş Kurumu (İş-Kur) İl Müdürü Ömer Faruk Akyol da kazı çalışmalarında Türkiye’de ilk kez Toplum Yararına Çalışma Projesi kapsamında eleman çalıştırıldığını belirtti.

Kazı çalışmalarında İş-Kur’un belirlediği 8 personelin görev aldığını ifade eden Akyol, kazı alanında çalışan personel sayısının artırılacağını, proje kapsamında çalışanların ücret ve sigorta primlerinin İş-Kur tarafından ödendiğini söyledi.

Milliyet, 17.05.2012

İZMİR SAAT KULESİ'NDEN HIRSIZLIK

 

  



İzmir’in simgesi tarihi Saat Kulesi’nden hırsızlık yapıldı. Kulenin altında çeşmeler bulunan, dörtbir yanındaki kubbelerin üzerindeki mızrak ucuna benzeyen 'alem' adı verilen bakırdan yapılmış 3 tarihi figür çalındı. Hırsızlar tarihi değeri olan kubbelere de zarar verdi.

 

Hırsızlık, dün gece Maliye Hazinesi’ne ait, Büyükşehir Belediyesi tarafından bakım, onarım ve temizliği üstlenilen Tarihi Saat Kulesi’nin saat mekanizmasının kurulması sırasında fark edildi. Bakım ihalesini kazanan ve her 6 günde bir saati kuran saat firması yetkilisi, İzmir Saat Kulesi’ne birilerinin girdiğini farketti. Belediye yetkililerine haber verildi. Kubbelerin üzerindeki bakır alemlerin çalındığını belirleyen belediye yetkilileri, Kemeraltı Polis Karakolu’na durumu bildirdi. Ancak, Karakol yetkililerinin belediye görevlilerine, Tarihi Saat Kulesi’nin sahibinin başvuru yapması gerektiğini söyleyerek, başvuruyu almadığı öne sürüldü.

 

Belediye yetkilileri, bu sabah yeniden Kemeraltı Polis Karakolu’na giderek Tarihi Saat Kulesi’nin mülkiyetinin Maliye Hazinesi’ne ait olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Valiliğin de devreye girmesiyle karakol görevlileri ve İzmir Emniyeti Hırsızlık Büro Amirliği ile Olay Yeri İnceleme Şubesi ekipleri Kule’de delil topladı, parmak izi incelemesi yapıldı. Polis yetkilileri demir kapıda zorlama olmadığını, bölgedeki güvenlik kameralarının inceleneceğini söyledi.





İzmir Saat Kulesi etrafında 4 kule bulunduğunu, bunlardan birindeki bakır alemin 2007 yılından beri yerinde olmadığını belirten yetkililer, diğer 3 kuledeki alemlerin çalındığı, bu sırada kubbelerde hasar meydana geldiği bilgisini verdi. Polis ayrıca, kule içinde gazate kağıtlarıyla ateş yakıldığını da belirledi. Ayrıca bira şişesi de bulundu.

Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürlüğü’nün yaklaşık 1.5 yıl önce Saat Kulesi’nin bakım ve onarımını yapmak amacıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne müracaat ettiği öğrenildi.

Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25’inci yılı nedeniyle 1901’de, Sadrazam Mehmet Said Paşa tarafından Alman Konsolosluk binasını da inşa eden mimara yaptırılan İzmir Saat Kulesi, 25 metre boyunda. Dört tarafında çeşmeler bulunan kulenin saati, Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından armağan edildi. Saat kurulduğu günden bu yana yalnızca bir kere durdu. 5.2 büyüklüğündeki 1974 İzmir Depremi sırasında hasar alan kulenin saat kadranları üzerindeki son kat yıkıldı ve depremin oluş saati olan 02.04’te durdu. İki yıl içerisinde kule onarıldı ve saat tekrar çalışır duruma getirildi. Kulenin üzerindeki Osmanlı tuğrası ve Osmanlı’ya ait işaretler daha sonra kaldırıldı.

Hürriyet, Haber: Utku Bolulu, 17.05.2012

"MANASTIR ARAZİSİNDE MÜSLÜMAN MEZARLIĞI OLMAZ"

 

 

İstanbul'da Adalar'ın yapılaşma ve imar hareketlerini düzenleyen 1/5000 ölçekli planlar 2011'de İBB'de kabul edildi. Heybeliada'daki Rum Okulu'yla ilgili yapılan düzenleme kapsamında okulun yanında 96 ada 83 parselde yer alan arazinin mezarlık alanı olarak belirlenmesine karar verildi.

Araziyle ilgili düzenlemeye Heybeliada Rum Ruhban Okulu Vakfı, bir eğitim kurumunun yanında mezarlık bulunmasının uygun olmayacağı gerekçesiyle itiraz etti. Ayrıca, Aya Triada Manastırı Vakfı'nın itiraz dilekçesinde de arazinin vakıf adına tescili için 2009'da yaptıkları başvuruyla ilgili davanın İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nde sürdüğü belirtildi. İleride manastıra ait olabilecek arazide Müslüman mezarlığı bulunmasının geriye dönüşü olmayan sorunlar doğuracağı ifade edildi. Talebini değerlendiren İBB İmar ve Bayındırlık Komisyonu, araziyi yeşil alana dönüştürdü. Belediye Meclisi de kararı oybirliğiyle onayladı.

Sabah, Haber: Zeynel Yaman 17.05.2012

RÖNESANS'IN DEHALARI İSTANBUL'A GELİYOR

 

 

Rönesans'ın 3 büyük dahi ressamı Michelangelo, Leonardo ve Raphael, 1 Haziran'da ilk kez Türkiye'deki sanatseverlerle buluşacak.

 

Yapılan açıklamaya göre, "The Great Masters" sergisi, 1 Haziran'da Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (MSGSÜ) Tophane-i Amire'de kapılarını açacak.

16. yüzyıl İtalya'sının en ünlü üç ustası Michelangelo, Leonardo ve Raphael'in bilim ve sanatta nasıl izler bıraktıklarını anlatan The Great Masters sergisi, 1 Haziran - 31 Temmuz tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak.

Arter Tasarım, MuseoIdealeLeoanardo ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen serginin, dokunmatik ekranlar ve interaktifler ile Türkiye'de gerçek anlamda hayata geçirilecek ilk interaktif sanat sergisi olma özelliğini de taşıyacağı düşünülüyor.

Biletleri MyBilet satış kanalları aracılığıyla satılacak sergi, Michelangelo'nun ünlü Sistin Şapeli'ndeki eserlerini, Davud heykelini, Leonardo'nun "Son Yemek" freskini, anatomi çalışmalarını, "Vitriviusİnsanı'nı, Raphael'in ise "Atina Okulu" freskini detaylıca inceleme fırsat sunarken, dönemin en önemli keşifleri perspektif, anatomi ve ayna konusunda farklı deneyimler yaşatacak.

İsveçli sergi tasarım şirketi ExcellentExhibitions AB tarafından tasarlanan sergi, dünyaca ünlü İtalyan küratörler Alessandro Vezzosi ve Francesco Buranelli tarafından hayata geçirildi.

Farklı yaşlardan herkesin ilgisini çeken bir şey bulabileceği sergide, farklı ilgi alanlarına hitap eden bölümler de yer alacak.

Cnn Türk, 17.05.2012

GÖMÜLÜ TARİH GÜN YÜZÜNE ÇIKTI

 

 

Manisa'nın Kula İlçesi'nde kullanılmadığı gerekçesiyle 1970'li yıllarda üzeri kapatılan Beş Ulalı Çukur Çeşme yapılan restorasyon çalışmasıyla gün yüzüne çıkartıldı.

 

Konuyla ilgili açıklama yapan Kula Belediye Başkanı Selim Aşkın, ilçenin tarihi dokusunu tamamlayan karakteristik özelliklerinden olan çukur çeşmelerin restorasyonlarına başlandığını belirtti. Aşkın, "Kurşunlu Camii Meydanı'ndaki, güneyde bir ve kuzeyde iki girişi olan, beş oluğu bulunan Beş Ulalı Çukur Çeşme'yi açma çalışmaları tamamlandı. Gömülü olan tarih gün yüzüne çıktı. Restorasyon çalışmalarını tamamlayarak kültür turizmine dahil edildi." dedi. Kulalılar olarak hep birlikte köklü tarihlerine sahip çıkmak zorunda olduklarını kaydeden Aşkın, "Bu bir vatandaşlık görevidir. Turizm Kula'nın ekonomik ve toplumsal kalkınması için en önemli ve vazgeçilmez kaynağıdır. Bu kaynağın akılcı bir şekilde kullanılabilmesi ve zengin doğal tarihi ve kültürel potansiyelin daha iyi değerlendirilebilmesi için uygun stratejiler ve projeler geliştiriyoruz" diye konuştu.

Manisa Kent Haber, 16.05.2012

DEFİNE AVCILARINA SUÇÜSTÜ

 

 

Kütahya'nın Simav İlçesi'nde ormanlık alanda define arayan 3 kişi jandarma tarafından suçüstü yakalandı.

 

Simav'a bağlı Aksaz Köyü, Başalan mevkiinde, Gavur Evleri olarak bilinen bölgede bazı kişilerin kaçak kazı yaptıkları yönünde ihbar alan jandarma, köye baskın yaptı. Ormanlık alanda iş makinesi yardımı ile geniş çaplı çukur açan N.K. (42), A.A. (32) ile Y.K. (25) gözaltına alınırken; kazıda kullanılan kazma, kürek, el feneri, halat, merdiven, el arabası, plastik kova, çıkrık, el feneri gibi aletlerle 3 motosiklete de el konuldu. Kazı esnasında çam ağaçlarının tahrip edilmesi sebebiyle Simav Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri de bölgede inceleme başlattı.

 

Manisa'ya bağlı Demirci İlçesi'nden geldikleri öğrenilen şahısların, ifadelerinin alınmasının ardından adliyeye sevk edileceği bildirildi.

Kütahya Kent Haber, 16.05.2012

YENİKAPI PROJESİ'NİN FİNAL DEĞERLENDİRME RAPORU YAYINLANDI

 

 

“Yenikapı Transfer Noktası ve Arkeopark Alanı Uluslararası Mimari Avan Projesi" Davetli Hizmet Alımı'nın final değerlendirme raporu yayınladı.
 

Raporda projeye yönelik genel beklentiler ele alınırken, her bir ekibin projeleri hakkında da değerlendirmeler yer alıyor. Rapor şu şekilde:

"1. İstanbul'un Yenikapı bölgesini kentsel planlama ve kentsel tasarım açısından düşünürken, çok zengin sayıda kentsel olanaklar ve her bir olanağın da pek çok esin kaynağı olabilecek seçenekleri vardır.

 

a. Bu bölgedeki yeni formülasyonlar için ilham kaynaklarından biri de, ortaya çıkartılmakta olan çok değerli arkeolojik buluntular ve bu alanda İstanbul'un tarihini derinleştirecek bir Arkeo-Park'ın düzenlenmesidir. MÖ 6000 yıllarından beri alanda toplanan Roma, Bizans Surları, antik liman ve inanılmaz zenginlikteki kültürel eserleri ile, Arkeo-Park bu bölgeyi farklı ve benzersiz kılmaktadır. Bu kesinlikle küresel ve kültürel açıdan duyarlı insan gruplarının dikkatini çekecektir. Ziyaretçiler burada inşa edilecek olan, "Kent Arşivi"nin de değerinden yararlanacaklardır. Dolayısı ile "Arşiv"in lirik birlikteliği ile arkeolojik alanı kaplayan buluntular ve doğal topografya çok önemle ve duyarlı bir biçimde dikkate alınmalıdır.

 

b. Diğer güçlü bir ilham kaynağı, üç farklı raylı sistemin bir araya geldiği "Raylı Sistemler Aktarma" noktasıdır. Gelecekte buradan her gün 1.400.000 ile 2.000.000 kişinin geçmesi beklenmektedir. Yeryüzünde birçok metropolün nufusuna eşit olan bu rakam etkileyicidir. Yolcuların ihtiyaçları rahatlık ve iyi geliştirilmiş destek sistemleri gerekliliği için dikkate alınmalıdır. Raylı sistem kullanıcılarından bazıları kullandıkları sistemi değiştirecek, bazıları Boğazı geçmek için deniz ulaşım araçlarına veya Türkiye'nin batısına gitmek için feribotlara ya da daha heyecanlı turlar için yolcu gemilerine geçeceklerdir. İnsanlar ve onları taşıyan araçların bu kompleks bağlantıları destekleyen doğru ölçekte imkanlara ve düzgün tesislere ihtiyaçları vardır. Fakat, biz Yenikapı'nın bir başka XXL (Mega) Alışveriş Merkezine ihtiyacı olduğunu düşünmüyoruz.

 

c. Kent ölçeğinde alanı düzenleyen diğer bir davranış biçimi, Yenikapı'da yer alacak konserler ve diğer toplu organizasyonlar gibi yoğun aktiviteler nedeni ile alana gelmesi beklenen ziyaretçilerin sayısına bağlı olabilir. Bu ayrıca deniz kıyısında geceleri yapılabilecek olan etkinlik ve konser olasılıklarını da akla getirmektedir.

 

d. Buna rağmen bazen ziyaretçiler sadece Yenikapı'yı ve Tarihi Yarımada'yı tanıdıkları birini görmek için ya da iş için geleceklerdir. Gitmek istedikleri yere otobüs, tercihen servis (shuttle-mekik), taksi ile veya yürüyerek gideceklerdir. Bu insanlar ve bu alanda çalışanların ne olursa olsun Yenikapı'ya arabalarını getirmeleri özendirilmemelidir. Burası kent kültürü ile içiçe bir toplu ulaşım noktası olacaktır.

 

2. Öneriler, halkı, yaşlılar, çok gençler ve özürlüler dahil, etkinliklerini yapmak için yürümeyi tercih etmeleri durumunda destekler biçimde olmalıdır. Rahat yürüyebilmeleri için, yıl boyu hava şartları ciddi bir şekilde göz önüne alınmalıdır. Bütününde yaya yolları, kaldırımlar vb., bütün mevsimlerde yayalar için konforlu güvenli olmalıdır.

 

3. Tarihi Yarımada'da yeşil alanlar, ulaşım sistemleri, kıyı tasarımı, kent simgelerinde olduğu kadar ulaşım sistemlerinin kullanımı yoluyla, bağlantı sistemlerinde ya da görsel bağlantılarda belirli süreklilikler vardır. Yenikapı önerileri sürekliliklere gönderme yapmalı ve saygı göstermelidir. Zorlayıcı yeni kentsel dokular ile onları zorlamalıdır.

 

4. Sahil, deniz kenarı, deniz kenarındaki yürüyüş yolu, küçük limanlar, iskeleler, bunların hepsi kentsel planlamanın anlamını ortaya çıkaran kentsel tasarım elemanlarıdır. Bunlar ayrıca kullanıcıların gelecek yıllarda değerini daha fazla takdir edeceği kentsel mimariyi de biçimlendirirler. Tasarım üslubunda cesaretlilik ile vurgulanan alternatif yorum gerektirmektedir.

 

5. Benzer bir şekilde Aksaray Meydanı'nın da, daha özenli ve ilham veren bir tasarım yaklaşımına ihtiyacı vardır. Tarihi Yarımada içindeki ölçeği kadar kullanım talepleri de yeniden tanımlanmayı gerektirmektedir.

 

6. Aksaray Meydanı, Yenikapı raylı sistem aktarma noktası ile deniz limanına bağlanırken, İnebey Mahallesi ve Yalı Mahallesi'nden geçmektedir. Her ikisinin de ani ve hızlı kentsel dönüşüme uğraması beklenmektedir. Tasarımcılar ve plancılar, bu değişimi uygulama ve tasarım yönetimi önerileri ile yönlendirmeli ve biçimlendirmelidir.

 

7. Alandaki tesislerin ve binaların enerji gereklilikleri iyi bir biçimde tanımlanmalı ve hesaplanmalıdır. Kamu/Özel Ortaklığı ile sürdürülebilir çözümler yaratmak için planlama ve tasarım yolu ile olası önlemler alınmalıdır. Kentsel peyzaj planlaması ve tasarımı bu konuda en büyük yardımı sağlayacaktır. Yenikapı bölgesi, sosyal ve doğal ekolojiler de dahil olmak üzere "Ekoloji Dostu" (Çevre Dostu) olmalıdır. Ekoloji, enerji bilinçli tasarım olduğu kadar sağlıklı çevreleri de içeren doğal destek sistemlerini de kapsamaktadır.

 

8. Yukarıda özet olarak bahsedilmiş olan erişilebilirlik, emniyet ve güvenlik, tasarım boyutları, çok önemli kentsel tasarım konularıdır. Önerilerin bu boyutları ele almış olması beklenmiştir.

 

9. Kentsel Tasarım yönlerine daha doğrudan yönelinmesi de önemli olan konular:

 

a. Yerel Yönetim tarafından kuvvetle destekleniyormuş gibi görülen, sahil karayolunun yeraltına alınmasının sorgulanması,

 

b. Müze için güçlü görünürlükte bir nesne- bina olmasının arzu edilip edilmediğinin (Prestij ve bütçesinin bulunabilmesi nedenlerinden dolayı) sorgulanması,

 

c. Sahilden iç kesimlere kadar yeşil alanların sürekliliğinin sağlanmasının sorgulanması (yani büyük bir park olarak yapmak için),

 

d. Mevcut feribotun otomotiv bileşenlerinin alan dışına taşınma potansiyelinin sorgulanması

Seçici Kurul aşağıda belirtilenleri anlamaya ve değerlendirmeye çalışmıştır:

 

a. Her tasarım ekibinin sundukları kentsel planlama ve kentsel tasarım önerileri ile Tarihi Yarımada ve özelinde Yenikapı Alanına ilişkin incelemeleri ve hedefleri,

 

b. Her grubun kentsel tasarım ve mimari hedefleri ve değerlendiricinin beklentileri ve

Yukarıda söz edilenlere kısaca dokunurken her projede özel noktalara değinen yorumlarımız aşağıdadır:

 

1. EMRE AROLAT MİMARLIK: YENİKAPI
a. Filmde, analiz adımlarının ve konseptin nasıl geliştirildiğinin gösterilmesi kadar fiziksel olarak karşılığının geliştirilmesi de çok iyi sunulmuştur. Fakat sunulan proje önerisi, alanın ve film ile yapılan analizin vaat ettiklerini karşılamamaktadır.

 

b. Ana fikir kurumsal olmayan ucu-acık ve şeffaf bir yapıya sahip olmaktır. Bunun konfigürasyonu (kesitte) ulaşım sistemleri ve Kent Arşivi arasında, mimarisi ile geliştirilen kentsel bir doku olarak bir platform üzerinde başlamaktadır. Bu yavaşça gelişecektir. Dokusal yapının zenginliği, ana mekanların hacimleri ve aralarda yer alan form ve mekanlar ile yaratılmıştır. Sonra onları bağlayan saçaklar bulunmaktadır. Bu oldukça kabul edilebilir kavramsal bir öneridir, ancak önerilen üst yapı sonuç ürün olarak dünyanın her yerinde rastlanabilecek standart bir mekan (mekanı olmayan yer/ non-place) önerisidir (kabul edilebilir bir fikir). Mekanın, göreceli olarak çok sayıda küçük yapılar ile belirginleştirilmiş olması onu, daimi ve önemli derecede belirgin bir yer olarak göstermiş ancak Seçici Kurul tarafından Tarihi Yarımada'nın bu özel noktası için uygun olmadığı düşünülmüştür. "Non-place" birimler olarak tasarlanan, doğaları gereği geçirgen ve şeffaf olmaları beklenen yapılar, çok kuvvetli bir şekilde görünür ve kalıcı birimler olarak değerlendirilmiştir. Bu yüzden de kavramsal olarak önerilen peyzaj içinde göze batmaktadır.

 

c. Şartnamede (Design Brief') bir gereklilik olmadığı halde, deniz kıyısında orta katlı binalardan oluşan yeni bir kentsel doku önerilmiştir. Her ne kadar bu doku Transfer Merkezinin dokusu ile ilişkilenecekse de, söz konusu alanda, yaşayanların sayısını arttıracağından dolayı Şartnamede 'te öngörülmemiştir. Bu kritik planlama ve tasarım hareketi yeni kentsel adaları oluşturarak bina stokunu anlamlı bir şekilde arttıracaktır. Aynı zamanda binaların altlarında garajları da vardır. Bu yerel trafikteki artış, hem insan kalabalığına neden olacak, hem de aşırıbir trafik yoğunluğu yaratacaktır.

 

d. Her ne kadar, bu yeni bina stoğu denizin çok yakınında ise de marina üzerinde yapacağı etki imgesel olarak gerektiği kadar geliştirilmemiştir. Öneri, deniz kıyısı yerine, başka bir yaya şemasını önemli olarak vurgulamıştır. Kennedy Bulvarı, araç trafiğinden temizlendikten sonra, "Ana Yaya Aksı" olarak işleyecektir. Bununla birlikte deniz kıyısı gelişimi ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Bu iyi bir seçenektir. Diğer gruplar önerilerini geliştirirken bu düşünceye değer vermelidirler.

 

e. Deniz bağlantıları ve Roma Limanı oluşumları için tasarım çözümleri sadece kavramsal olarak ele alınmıştır. Varolan önerilerin mekanın geçmişteki anlamı ile bağlantısının nasıl kurulacağının tam anlamıyla üzerinde durulmamıştır.

 

2. TABANLIOĞLU MİMARLIK
a. Grup, çok kuvvetli kentsel görselleştirme yöntemleri ile çok-boyutlu bir kentsel analiz yapmıştır. Gelecek yıllarda, bu grup tarafından hazırlanan dokümanlar Belediye tarafından farklı amaçlar için kullanılabilir.

 

b. Bununla birlikte, Yenikapı Aktarma Noktası'nın, 20. yy.'ın bir Avrupa kentinin (sunumda ortaya konulduğu gibi) ana istasyonu gibi inşa edilmesi, önerinin temel varsayımlarından biridir. Ancak Brief'de belirdildiği gibi, bu alan çok doğallaştırılmış ve çok etkileyici bir Arkeo-Park olarak, hatta kentin tek Arkeo-Parkı olarak, kentsellikten uzaklaştırıldığı için böyle bir düzenlemeyi kaldıramayabilir.

 

c. Fakat bütün bunlar hem Tarihi Yarımada'yı besleyecek, hem de ondan beslenecektir. Bununla birlikte aktarmalar için gerekli herhangi bir düzenleyici mekan düzenlemesi yoktur.

 

d. İyi biçimlendirilmiş deniz-iskeleleri bulunmaktadır, fakat denizin etkileri nedeni ile düzgün bir şekilde işlemeleri mümkün olmayabilir. Bu durumda, mevcut iskelenin konuşlandırılması iyi bir örnek olarak alınabilir. Yeni bir eğlence ortamı yaratacak olan ek bir "Lido" önerisi vardır. Bununla birlikte, deniz kıyısındaki yaya yolu iyi bir şekilde düzenlenmemiş ve "Lido" işlevi ile de bütünleşmemiştir.

 

e. Erişilebilirliğin arttırılması için daha üst bir seviyede giden bir yaya platformuna ihtiyaç vardır.

 

f. Yeşil park, kavramsal bir model önerisine doğrudan gönderme yapmamaktadır.

 

g. Yalı Mahallesi için yeni bir dönüşüm modeli önerisi eksiktir.

 

h. Mustafa Kemal Bulvarı gizemli bir kentsel bileşen olarak bırakılmıştır. Kimi başka önerilerin tersine hala kentsel alanı ikiye bölmektedir.

 

i. Tramvay ve yaya hareketlerinin aynı seviyede olması güvenli olmayabilir. Ayrıca, kara ve deniz birleşimlerinde yer alan kenar detayları güvenlik ve emniyetl açısından sorunludur.

 

j. Proje kavramsal veya tasarımsal olarak Arkeo-Park'a odaklanmamıştır. Arkeolojik değerlendirme istenilen düzeyde değildir. Herhalde buna bağlı olarak Kent Arşivi Binası da iyi bir şekilde geliştirilememiştir.

 

k. Makro düzeydeki bitkilendirme fikirleri iyidir. Mikro düzeydeki peyzaj tasarımı ise hiç geliştirilmemiştir. Yeşil peyzaj projesi çok zayıftır.

 

l. Alanın çevresindeki dönüşüm kuralları iyi bir şekilde tanımlanmamıştır

 

3. SELGASCANO (ESTUDIO CANO LASSO + DB MİMARLIK)


a. Ekibin disiplinler arası çeşitlilik düzeyi alana özgü danışmanları kapsamamaktadır. Ev sahibi ülkeden danışman veya proje ekibi katılımcıları eksiktir. Bu eksiklik de öneriye de iyice yansımıştır.

 

b. Projede, alanda yer alan neolitik döneme ait kulübelere gönderme yapılmaktadır (özellikle de biçimsel olarak nehir yatağı kazılarından kurtarılanları andıranlara) ve model olarak kullanılan biçimin bu formların kavramsallaştırmasına çok iyi uyduğu iddia edilmektedir. Bununla birlikte sunum, önerilen sistemin yeni bir genel inşaat sistemi olarak diğer alanlarda da kullanıldığını ve geliştirildiğini göstermektedir. Bu sistemin, alana uygulanma biçimi yeni bir topografya yaratmak amacıyladır. Kullanılabilir alanların iç kesimleri, Aktarma Binası ve müze olarak işlev görecek gerekliliklere yönelik bölümsel kapasitelere sahip değildir. Bu anlamda, bu tip mekanlar için önerilen hamamların tavan penceresi, bir tür hafif bir "Oryantalizm" olarak ele alınmıştır. İstenilen binaların sosyal olarak hamamlara nazaran daha açık olacakları ve bunun gibi sosyal olarak aktif olan binaların çok sayıda insana hizmet vereceği göz önüne alındığında, binanın kabuğunun daha geçirgen ve dışarısı ile daha etkileşim içinde olması gerekmektedir.

 

c. Projede, alan için gerekli olan esneklikten çok, yapısal bir model olarak önceden düşünülmüş soyut sistemin geliştirilmesine önem verilmiştir. Belki de iki ya da üç sistemle alanın ihtiyacı benzer bir anlayışlar sağlanabilir. Bu alanın gereklilikleri ile ilişki kurmayan bir kavramsal- kentsel peyzaja yönelik bir başlangıçtır.

 

d. Alanın arkeolojik özelliklerinin anlaşılmasının yanında onların irdelenmesi de böylesine önemli duyarlılığa sahip buluntular için, beklenen düzeye getirilememiştir.

 

e. İklimsel önlemler olarak, sadece hava sıcaklığı basıncına yönelik olarak, genellikle de 28C'den aşağıya düşürmek için ele alınmıştır. Kış mevsimindeki nemin etkisine değinilmemiştir. Ayrıca peyzaj tasarımında çevrenin kışın kullanımından bahsedilmemektedir.

 

f. Alan, tasarım grubundan çok yüksek düzeyde bir çeşitlilik talep etmektedir. Dağa benzeyen kubbe sistemleri ve binaya benzeyen diğer sistemler duruma hitap etmemektedir. Her ne kadar özellikli alanlar inşa edilmiş olsa da, belki de peyzaj ile daha fazla ilişkisi olan modeller gerekmektedir.

 

4. FARRELLS
a. Öneri bütününde, Tarihi Yarımada içindeki kentsel durum kadar onun İstanbul'daki bağlantılarının çok iyi hazırlanmış bir analizidir. Uluslararası benzer ölçekteki diğer projeler için kavramsal çalışma ile iyi desteklenmiştir.

 

b. Kavramsal yaklaşım ciddi kentsel planlama stratejileri ve ilişkili kentsel teknoloji önerileri ile yapılandırılmıştır. Fiziksel yorumlar da çok iyi bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Alanda çok sayıda otobüs durağı önerisi (zemin seviyesinde) sadece nüfusun geneli için değil aynı zamanda ve özellikle de yaşlılar, özürlüler ve çocuklar için çok iyi bir stratejidir. Bu hizmet ve toplu taşıma biçimi şiddetli hava şartları dönemleri için de son derece önemlidir.

 

c. Sunum sırasında yapılan, "alanın tamamında tek bir fikrin zaman içinde kullanılamayacağı"nı öne süren açıklama önemli bir uyarıdır. Gelişim stratejisi alanın tamamı için tek bir fikir yerine bu değişim fikrini izleyecektir. Bir dizi farklı gelişim kapasiteleri önerisi de (belki de birçok farklı yatırımcı için) iyi bir fikirdir. Bunun arkasında yer alan kentsel gelişim önerisi ilginçtir ancak Brief'de istenilmemiştir.

 

d. Sürekliliği olan bir kıyı düzenlemesine yapılan gönderme önemlidir. Ancak gösterilen varolan kentsel deniz bağlantıları çeşitli kurumları ilgilendiren bir çalışmadır ve iyi bütünleştirilmemiştir.

 

e. Yukarıda (c) ve (d) maddelerinde belirtilen noktalar, ne yazık ki önerinin problematik doğasını da oluşturmaktadırlar. Bu da alana ve çevresine çok yüksek bir seviyede nüfus getirmektedir. Belediye ve plancılar aslında nüfusu azaltmayı istemektedirler. Önerilen projenin kıyıda getirdiği gelişme dünyadaki diğer kıyı gelişmeleri ile benzerlikler göstermektedir. Bu özel alan kendine özgü çözümler gerektirmektedir.

 

f. Peyzaj düzeni yapılmış çatı ve teraslanmış alanlar iddia edildiği kadar iklim dostu değildir. Sonuç olarak ortaya çıkan peyzaj kullanıcı dostu olamamakta ve kullanımdan çok kopuktur.

 

g. Öneri diğer projeler ve alanlar için önerilen modelleri kullanmaktadır. Yenikapı alanına yönelik bazı yeni modellerin geliştirilmiş olması gerekli idi.

 

h. Otel ve ofis binaları yapıları projelerin sahipleri tarafından tanımlanan hedefleri karşılamamaktadır. Mimarileri çok anonim gözükmekte ve Arkeo-Park Alanına ve Tarihi Yarımada ruhuna cevap vermemektedir.

 

5. EISENMAN MİMARLIK + AYTAÇ MİMARLIK: "KARELENMİŞ ARKEOLOJİ"
a. Palimpsest (silinip üzerine yeniden yazılmış parşömen yada yeniden kazınmış gravür kalıbınaki geçmiş izleri) kavramını kullanmak bu görevin doğasında vardır ve bu projede çok iyi geliştirilmiştir. Sadece bir analiz olarak değil, aynı zamanda Arkeo-Park'ın çok güçlü varlığına bağlı olarak yeni kentsel dokuların geliştirilmesi için de kullanılmıştır.

 

b. Transfer ve arşiv yapılarını alt kotlara oturtarak az katlı binaları ile, Tarihi Yarımada için güçlü ve düzeni bozmayan bir mimari yapının varlığı göz ardı edilerek iyi bir çözüm önerisi üretilmiştir. Bununla birlikte, bir dizi çok sınırlandırılmış mimari kesitler ile de elde edilebilirdi. Eğer proje kesitleri geliştirir ve mimari düzenin kendine özgü ifadeleri de geliştirilebilirse, zenginleştirilebilir.

 

c. Roma duvarları, kısmen batık olan ve bir şekilde kayıp olan orijinal duvarı yerinde yenileyen duvar yapısı ile çok iyi vurgulanmıştır.

 

d. Binalar ve topografyanın kentsel yorumları, peyzaj tasarımı ve de sonuç olarak ortaya çıkan yeni topografya, antik duvarlar ve deniz ile de iyi bir etkileşim içindedir. Bu sonuçta yapılanmanın çelişkili bir öneri olmasını engellemiştir. Kent Arşivi/Müze Binası ve toplu taşıma odağı arasında her iki tarafı da yumuşatan esnek donatılar yer almaktadır.

 

e. Toplu taşıma ve erişilebilirlik gibi kentsel boyutlar ile ilgili çalışmaları iyidir. Bisiklet için yaratılan olanaklar, önerildikleri şekli ile çok iyidir ve bu yol sistemleri çok güvenlidir.

 

f. Arkeolojik Rapor'da benzer şekilde çok iyidir. Buluntuları ve değerlendirilmelerini ve yeniden inşa etme seçeneklerini çok sürdürülebilir biçimde ortaya koymuştur.

 

g. Kıyı kenarının yeniden biçimlendirilmesi ile sahil çok iyi bir şekilde tasarlanmıştır. Liman iyi bir marina tasarımı ile uzatılmıştır. Diğer bir güzel davranış ise denizi çok estetik bir şekilde karanın içine yönlendirmektir. Her ne kadar kara ve deniz arasındaki ilişkiler çok yenilikçi bir şekilde yeniden inşa edildiyse de, kıyı kesiminde yaya kullanımı minimal olarak tanımlanmıştır. Kış ve yaz dönemleri kullanımları göz önüne alınmamıştır.

 

h. Kuzey ve güney geçişler çok iyi yapılmıştır. Fakat geçiş, iklimi kontrol amaçlı peyzaj tasarımı veya araçlar açısından iyi tasarlanmamıştır.

 

i. Arkeo-Park üzerindeki yaya hareketi de çok iyidir. Her anlamda yeni kentsel peyzaj deneyimleri bulunmaktadır.

 

j. Yatırım için önerilen model bir Kamu-Özel Ortaklık modeli şüphesiz iyi bir seçenektir.

 

k. Öneri çeşitli uzmanların katkıları ile ve çok boyutlu çözüm önerileri ile, Yenikapı'nın tarihsel çerçeve içinde kentsel gelişmenin önemli bir örneği olmasına yönelik olarak geliştirilebilir.

 

6. FRANCESCO CELLINI Insula - HÜSEYİN KAPTAN Atelye 70
a. Bu öneri hem eski modelleri hatırlatan, hem de yeni seçenekler üreten, iyi düşünülmüş yeni kentsel dokular ve deneyimler sağlamaktadır.

 

b. Önerinin bir güçlü yönü de ayrıca arkeolojik alanın çok iyi yorumlamasıdır. Peyzaj önerileri yeni geliştirme modellerini olduğu kadar Arkeo-Park önerisini de onurlandırmaktadır.

 

c. Kentsel öneri, genel olarak normal kentsel dokudan Arkeo-Park'a geçişi küçük hareketler ve yatıştırıcı kentsel eylemler ile gerçekleştirmektedir. Kent dokusu ile Arkeo-Park arasında yer alan Kültürel Park; iki ölçek arasındaki geçiş açısından iyi bir yoldur. Bir dizi avlu etrafında tasarlanan tek katlı yapı olarak önerilen tasarım, çimlendirilmiş ve çiçeklendirilmiş çiçek bahçelerinin arasında duran, meyve bahçelerine benzetilerek yaratılmıştır.

 

d. Ağaç gruplarının kentsel tasarımı da çevre ile ilişkili tesisleri destekler bir biçimde iyi yerleştirilmiştir.

 

e. Mevcut ulaşım sistemleri ve yeni servis sistemleri arasında iyi bir ayırım önerilmiştir. Ana bulvarların yer altında ve yerel trafiğe hizmet eden ikincil derecede yüzey bulvarları ağının olması iyi bir fikirdir.

 

f. Aksaray Meydanı için önerilen yapı çevresindeki alana hizmet etmek ve onu dönüştürmek üzere önerilmiştir. Bu, semtin tamamını yeni ve yüksek enerjili bir alana dönüştürecektir. Bununla birlikte, tesis ve tasarım yönetimi önerileri eksiktir.

 

g. Roma Limanı'nın varlığını yansıtan ve su yataklarının kullanımı yolu ile deniz-duvar ilişkilerinin simülasyonunu öneren iki öneriden biridir.

 

h. Yeni marina ve "Lido" önerileri marinaların güvenlik ve emniyet standartları ile aynı çizgidedir. Yeni adanın oluşumunun ve atık su arıtma tesisinin önerilmesi geniş rekreasyon alanları sağlamaktadır ancak tasarım anlatımları aynı statüde değildir.

 

i. Filmdeki bina ve onun bazı kesitleri alanın insani tavrını doğrulamamaktadır. Yapının büyük arkeolojik nefi kesitte karşılığını bulmamıştır. Nefin ortasındaki odalar kullanılmaz duruma gelebilecektir. Müze binasının yüksekliği 25 metredir ki bu Tarihi Yarımada'nın zemin ilişkileri tartışmaları açısından kritik olacaktır.

 

j. Binaların yüzeylerinin antik buluntuların enkazları ile işlenmesi ilginçtir. Fakat yönetim açısından fizible olmayabilir.

 

k. Bu öneri, Yenikapı projesinin tüm gerekliliklerini iyi bir yaklaşım içinde ele alan diğer bir proje olmasının yanı sıra, Yenikapı'nın her arazisi için alternatif çözümler sağlamaktadır. Bununla birlikte, Projenin geliştirilip, önerilen binanın yeniden tasarlanması gerekmektedir.

 

7. MVRDV ve ABOUT BLANK + ARCADIS + MSP: "ISTANBUL YENİ KAPI"
a. Bu grup, Tarihi Yarımada'ya ilişkin uygun bir analiz yapan ve odak noktası olan alanlar ile bağlantılarını gösteren nadir gruplardan biridir.

 

b. Yenikapı alanındaki bölgesel bağlantıların kimlikleri parçaların kavramsal olarak markalaştırmasını sağlamaktadır. Vizyon, sunum ve inşa edilmiş çevre ilişkileri belirgin bir şekilde verilmiştir.

 

c. Projenin kendine özgü iyiliği, kuvvetli bir kuzey-güney ekseni (aks) oluşturmuş olmasıdır. Bu eksen yalnız yollar ile tanımlanmamış, aynı zamanda Aksaray Meydanı'nı hızlı transfer noktalarının kara bağlantı sistemi ile ve de deniz bağlantısı ile birleştiren ve kısmen kavramsal olan kentsel plato ile de tanımlanmıştır.

 

d. Transfer Merkezi'nin, Arşiv Binası'nın ve kazı noktalarının ve de onları birleştiren Meydan'ın (Plaza) yapay deliklerini kullanarak yeni bir yapay topografya yaratmıştır. Bu, sunum filminde ve çizimlerin bazılarında daha net olmasına rağmen, plan bu yeni el değmemiş yapay topografyaya gönderme yapmamaktadır. Ancak parçaların rastgele peyzajını göstermektedir.

 

e. Proje açısından girişte bahsedildiği üzere kıyı kesimi, bu istisnai yer için özellikli olmasından dolayı çok önemlidir. Öneride Tarihi Yarımada'nın neredeyse çoğunluğunun Güney Sahil'in kentsel tasarımı eksiktir.

 

f. Peyzajın iklimsel formülasyonları ana ulaşım aksı açısından ve bağlantı seçenekleri açısından İstanbul'un ikliminin çok yumuşak olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte, İstanbul yılın 5 ayında şiddetli kış şartlarına sahiptir ve alan bu durumda, son derece önemli işlevleri bir yana, dış kullanımlara da sahip olamayacaktır. Bu durum aynı zamanda şiddetli yaz hava şartları için de geçerlidir. Alan yılın 6-7 ayı kullanılamayacaktır. Arkeolojik odak noktaları için iklimsel denetim öğeleri de eksiktir.

 

g. Ulaşım modelleri açısından; bazı noktalarda yaya ve tren dolaşım sistemleri arasında, yayaların özgür ve güvenli hareketlerine engel olan aynı seviyede geçişler bulunmaktadır.

 

h. Yeraltı otoparkı Arkeo-Park'ı olumsuz etkileyebilir. Binalar ve kazı alanları arasında kalan mekanlar yapay topografya gibidirler.

 

8. MİMARLAR VE HAN TÜMERTEKİN, HASHIM SARKIS STUDIOS: "YENİHAT"
a. Bu önerinin filmi ile katılımcılardan üzere müellif ve izleyici arasında (değerlendiriciler dahil) iyi bir iletişim geliştirmek, önerinin ruhunu ve hikayesini anlamak ve tadına varmayı talep edilmekteydi. Bu durumda, bu amaç ile üretilmiş film bu gereklilikleri sağlamamaktadır. Çok kısadır ve öneri tasarımın veya önerilen yaşamın ruhunu yansıtmamaktadır.

 

b. "Yenihat" alandaki tüm fikirleri bütünleştirmek için önerilen yeni bir yapısal fikirdir. Bu doğudan batıya, Cerrahpaşa'dan İDO Terminali'ne uzanan yeni bir hareket sistemidir. Roma ve Bizans duvarlarını yansıtmaya çalışan bir fikirdir. Fark, önceki duvarların Tarihsel Yarımada'yı çevreleyen karmaşık doğal güçlere karşı oluşturulmuş olması, bu önerinin ise iki nokta arasındaki en kısa mesafenin bir doğru olduğu fikrinden biçimlenmiş olmasıdır.

 

c. "Yenihat"ın iyi yanı bütün alana bakıldığında yayalar için çok etkileyici bir gezi yolu (promenade) sağlamış olmasıdır. Buna rağmen gezi yolu yer üstündeki farklı işlevlerle bütünleşik olarak biçimlenmemiştir.

 

d. "Yenihat" tren seviyesinde acil yürüyüş yolları olmayacak derecede çok dar bir yapıdır, ve zemin seviyesinde trenler olduğu için, duvar gibi bir cephesi vardır. Zemin seviyesindeki geçişlere yönelik herhangi bir açılım sunmamaktadır. Bu nedenle Doğu ile Batıyı bağlamaya çalışırken, Güney ve Kuzey aksında kentsel alanı ikiye bölen gerçek bir duvar oluşturacaktır.

 

e. Öneri arkeolojik duvarların etrafındaki alanın araştırma için kazılmasını fakat yeniden kapanmasını önermektedir. Bu alanda çok güçlü bir görsel ve kültürel çekimin kaybedilmesine neden olacaktır.

 

f. Seçici Kurul'un anlamakta zorlandığı temel nokta, arkeolojik buluntuların ve Arkeo-Park kavramının ve Arşiv Binalar'ının çok hafif bir şekilde ele alınmış olması ve sonuçta, kavramsal projenin Arkeo-Park'ın kamusal gelişme alanına dönüşmesini önermesidir.

 

g. "Yenihat"ın Güney kesimi iyi bir şekilde geliştirilmemiştir. Bu da iyice geliştirilmemiş bir deniz kıyısı önerisini getirmektedir.

 

9. MECANOO MİMARLIK + CAFER BOZKURT MİMARLIK
a. Bu proje önerisi, proje alanının kentsel mekanını analiz ederken, etkileşimlili (interactive) bir biçimde Yenikapı Proje Alanının ve Tarihi Yarımadanın gereksinimlerine de yanıt vermektedir.

 

b. Proje alanındaki yeni gelişmeler açısından, Roma Limanı ile alanda bulunmuş olan öğelerin bir arada değerlendirilmiş olması, çok takdir görmüştür. Su unsurunun , Arkeo-Park Alanı içerisinde ve de alanı sınırlayan bir öğe olarak kullanılmasıyla yapılmıştır. Aynı zamanda da, Kent Arşivi'ni de çok etkin bir biçimde kapsamaktadır.

 

c. Aksaray ve Arkeo-Park'ın yorumlaması iyi yapılmıştır. Bununla birlikte Aksaray Alan'ı için önerilen mega-yapı, çevresi üzerinde güçlü dönüşüm etkileri yaratabilir. Yine de, ana geçiş yollarını yeraltına ve yalnız yerel trafiği zemin üstüne almak çok etkili bir öneridir. Aynı zamanda, bu noktada yeraltı otoparkını da bulundurmak iyi sonuçlar verebilir ama aynı zamanda çekim alanı oluşturarak ve trafik tıkanıklığını da arttırarak, çevresi için olumsuz sonuçlar da doğurabilir. İyi ve ayrıntılı düşünülmesi gereken bir konudur.

 

d. Peyzaj modellemesi, buna rağmen, çeşitlendirilmemiştir ve kaplamalı alanlar, yeşil alanlar ve sergi alanları için aynıdır. Doğal olarak, peyzajın bir başka orta ölçekli gelişimi olarak Langa Bostanı Alan'ı net bir şekilde geri getirilmiştir.

 

e. Transfer-ticaret alanının ve Arşiv Binası'nın uzun kütlesinin etkisini değerlendirmek zordur. Bir yandan da bu tek bir bina değildir. Cephesi bir dizi yapı için pencere düzeni olarak işlev görmektedir. Bu nedenle, gerçekte daha geçirgen gözükebilir. Öte yandan, bu detaylandırma uzaktan görülmeyebilir ve böyle bir form, yüksekliği ve uzunluğu ile Tarihsel Yarımada arka planının önünde, ön cephe yapısı olarak tartışmalara neden olabilir. Buna rağmen, böyle bir tarihsel çerçeve içinde 21. yy.'ın bir "Odak Noktası" olacak bir yapı tasarlanıp önerilebilir. Fakat bu işlem yoğun deneyimsel çalışma ve kamusal tartışma gerektirecektir.

 

Yukarıdaki değerlendirmelerin sonucu olarak, Seçici Kurul aşağıdaki projelerin gelecekteki gelişimler için ele alınması gerektiğine karar vermiştir.

 

1. EISENMAN MİMARLIK +AYTAÇ MİMARLIK,
2. FRANCESCO CELLINI Insula – HÜSEYİN KAPTAN Atelye 70
3. MECANOO MİMARLIK + CAFER BOZKURT MİMARLIK

Seçici Kurul'un bu dökümanın girişinde belirttiği Yenikapı Proje Alanı'na ilişkin görüşlerine bağlı olarak, her üç gruptan da önerilerini yeniden çalışmaları istenebilir."

Sürecin bundan sonra nasıl ilerleyeceği İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından belirlenecek. Seçilen bu 3 projeden hangisinin uygulanacağına ya da nasıl uygulanacağına İBB karar verecek.

Yapı, 16.05.2012

ÇÖPLÜĞE DÖNEN KİLİSE RESTORE EDİLİYOR

 

 

Batman ’ın Beşiri İlçesi’ne bağlı Yenipınar Köyü sakinlerinin çöplük alanı olarak kullandığı 11’inci yüzyıla ait olduğu belirtilen Ermeni Kilisesi’nin kalıntıları arasında yapılan temizlik çalışmasında 10 ton çöp çıkarıldı. Batman Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam, çöplerden temizlenen tarihi kilisenin turizm amaçlı restorasyon çalışmalarına başlanacağını belirtti.

Yenipınar Köyü’nde yaşayan Ermeniler’in 1914 yılında bölgeden göç etmesi üzerine, 11’inci yüzyılda yapıldığı belirtilen kilise de kaderine terk edildi. İddiaya göre, yıllar içinde harabeye dönen kilisenin bir kısmı ahır, bir kısmı odunluk ve samanlığa dönüştürüldü. Son dönemde ise kilisenin kalıntılarının bulunduğu bölge çöplük alanı olarak kullanıldı.

Türkiye ’ye gelen Ermeniler’in zaman zaman ziyaret ettiği kilisenin çöplüğe döndüğü haberi üzerine yetkililer harekete geçti. DHA tarafından yapılan haber üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı Müzeler Genel Müdürlüğü, Batman Valiliği ile Beşiri Kaymakamlığı’nı uyardı. Uyarı üzerine hareket geçen Valilik ve Kaymakamlık, kilisede temizlik çalışması başlattı. Bir hafta süren ve 20 işçinin katıldığı temizlik çalışmasında bölgeden toplam 10 ton çöp çıkarıldı. Kilise kalıntıları arasındaki tezek, saman, taş, odun ve kimyevi, evsel atıklar toplanarak, poşetlendi. Kilisenin ana giriş kapısındaki ahır da yıktırıldı.

Batman Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam, çöplerden temizlenen tarihi kilisenin restorasyon çalışmalarının da yapılacağını söyledi. Kilisede turizm amaçlı restorasyon çalışmalarına başlanacağını belirten Uluçam, "Valilik ile birlikte Batman sınırlarındaki tarihi yapıtların tümünün tespit edilmesine yönelik envanter çalışması başlatıldı. Bu tarihi kilisede restorasyon çalışmaları yapılıp turizme kazandırılacak" dedi.

Radikal, Fotoğraf: DHA, 16.05.2012

EFES'TE ZİYARETÇİ İZDİHAMI

 

 

İzmir ve Kuşadası limanlarına yanaşan dev kruvaziyer gemilerinden inen turistler, karayolu turlarıyla gelenler ile çevre il ve ilçelerden akın eden öğrenciler, Efes antik kentinde izdihama neden oldu. Sabah saatlerinden itibaren yüzlerce otobüs, minibüs ve taksi, Efes otoparkına girmek için saatlerce beklemek zorunda kaldı.  

 

Türkiye'ye gelen turistlerin görmeden ülkelerine dönmedikleri Efes antik kenti son yılların en kalabalık gününü yaşadı. Yarım günde yaklaşık 15 bin yerli ve yabancı turist Efes antik kentini gezdi. İzmir ile Kuşadası'na gelen altı kruvaziyer gemisinden inen turistlerin otobüslerle getirildiği Efes antik kentinde, Anadolu turlarıyla gelenler ile çevre il ve ilçelerden okul gezisiyle gelen öğrenciler tam bir izdiham yarattı.

Rehberlerin gruplarını kontrol etmekte güçlük yaşadığı, Tiyatro, Celsus Kütüphanesi, Yamaç Evler gibi önemli yerlere girmek için dakikalarca sıra beklediği antik kentte en büyük karışıklık ise otoparkta yaşandı.

Otobüs, midibüs ve taksiler otoparka sığmayınca antik kente doğru uzun bir araç kuyruğu oluştu. Selçuk İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerinin uzun uğraşıları sonucunda saatlerce otoparka girmek için sıra bekleyen araçlar içeri alındı. Alınan bilgiye göre Kuşadası ve İzmir'de demirleyen gemilerle gelenlerin büyük bölümünü oluşturduğu 15 bin kişi; 193 otobüs, 188 midibüs, 310 taksi ile geldikleri Efes'i gezdi. Sadece Kuşadası'na Nautica, Splendour of the Seas, Navıgateur of the Seas gemileriyle 5 bin 750 turist geldi.

 

Tura Turizm acentesinin, yabancı turistlere yönelik hazırladığı animasyon, yoğun kalabalık nedeniyle 15 dakika arayla sürekli tekrarlandı. Antik dönem kostümleri giyen kral, gladyatörler, dönemin esnaflarını canlandıran sanatçıların gösterileri, turistlerce dakikalarca alkışlandı. Gösterilerin her anını görüntüleyen turistlerin büyük bölümü daha sonra Meryemana evine çıkıp hacı oldu.

 

Efes antik kentine gelen yerli ve yabancı turistler en büyük sorunu tuvaletlerde yaşadı. Tuvaletler önünde uzun kuyruklar oluşturan turistler, rehberlerden kendilerini tuvalet olan yerlere götürmesini istedi.

 

Son yılların en kalabalık gününü yaşayan antik kent çevresindeki esnaf, rehber ve acentelerin turistleri anlaşmalı mağazalara yönlendirmek için adeta kaçırdıklarını öne sürdü. Uygulamanın ekonomiye zarar verdiğini, turistlerin alışveriş yapmaları için anlaşmalı mağazalar dışındaki esnaftan alışveriş yapmamaları için uyarıldığını söyleyen Ünal Keser, "Turistlerin alışveriş yapmasına izin vermiyorlar. İşyerime girip bir tişört almaya çalışan turisti rehber zorla kolundan tutup götürdü" dedi.

 

Efes antik kenti girişindeki esnaftan Yusuf Dereli de turistin kaçırıldığını belirterek, "Bugün binlerce turist geldi. Ancak siftah bile yapamayan arkadaşlarımız var. Rehberler turistleri Efes antik kentinin girişinden otobüslere kadar adeta kaçırarak götürüyorlar. Buna bir çözüm bulunmalı" dedi. Turistlerin anlaşmalı mağazalara götürülmesinin önlenmesi gerektiğini kaydeden A. Rıza Arın da "İzmir ve Kuşadası'na gelen gemilerden inen turistler antik kenti gezdi. En kalabalık günlerden biri. Ancak esnaf arkadaşlarımız alışveriş yapamıyor. Rehberler ve acente yetkilileri alışveriş yapmamaları konusunda turistleri uyarıyor. Biz de gelen turistlere satış yapmak istiyoruz" dedi.

Cnn Türk, 16.05.2012

ERDOĞAN SANAT VE KÜLTÜRE ÇEKİ DÜZEN VEREBİLİR Mİ?

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye ve devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi ya da özerkleştirilmesiyle ilgili çıkışları, önümüzdeki döneme ilişkin siyasi platformunun en önemli hedefleri arasına girmiş bulunuyor.

Böylelikle, Erdoğan’ın iktidarının üçüncü döneminde Başbakanlığının en radikal ve en çok iz bırakacak hamlelerinden birine yöneldiğini söyleyebiliriz.

 

SEÇKİNCİLER / ANADOLU KARŞITLIĞI

Başbakan Erdoğan’ın bu alanda ne yapmak istediğini anlamak, nasıl bir zihniyet ve duygu dünyası üzerinden bu konuya eğildiğini okuyabilmek için referans almamız gereken metin, 4 Mayıs tarihli Kahramanmaraş konuşmasıdır. Bu metin Başbakan’ın kültür ve sanat alanına, sanatçılara bakışının bir manifestosu olarak görülebilir.


Aslında Erdoğan’ın düşünce ikliminin ve kişilik yapısının tipik izleri bu konuşmada hemen karşımıza çıkıyor. Başbakan, başka pek çok başlıkta olduğu gibi, bu konuyu da önce bir çatışma, kavga ekseni içine çekiyor, ardından kutuplarını kendi tanımladığı karşıtlık zemininde pozisyonunu alarak karşı tarafa saldırıya geçiyor.


Son dönemdeki her hitabında yaptığı üzere, Erdoğan Kahramanmaraş’taki konuşmasını da “seçkinler/millet” karşıtlığı üzerinden temellendiriyor.


Bu karşıtlığın bir kutbunda, “Millete tepeden bakan, kendi doğrularını 75 milyona dayatma gayretine giren seçkinciler, Tanzimat’tan bu yana her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini ve kendi ürettiklerinin yüksek sanat olduğunu iddia edenler” yer alıyor.


Peki Başbakan “bunlar” diye tanımladığı bu kesimin karşısına kimi koyuyor? Bir sonraki cümlesinde yanıtı alıyoruz: “(Bunlar) Kahramanmaraş’ın söz ustalarını, kalem erbabını (Necip Fazıl kastediliyor), Anadolu’dan Trakya’dan yetişmiş ustaları küçümser, kaale almazlar.”

 

GERÇEK SANATÇI KİM?

Burada bitmiyor. Erdoğan, bir kere “bunlar”ı “gerçek sanatçı” olarak kabul etmediğini de kayda geçiriyor: “Bunların siyasi kanadı Türkiye’nin tapusunu kendisinde zannediyorsa, seçkinciler de sanatın, bilimin, bilgi ve tefekkürün tapusunun kendi ellerinde olduğunu zannederler. Bu ülkenin gerçek sanatçılarına da haksızlık yaparlar.”


Şu ifadeler de aslında Erdoğan’ın “seçkinci” olarak gördüğü aydınlara duyduğu tepkinin, öfkenin dışavurumudur: “Tiyatrodan sadece bunlar anlar, sinemadan müzikten, heykel, resim edebiyattan sadece bunlar anlar. Bunlar milleti, milletin alın terini, kültürünü tercihini beğenmezler. Yıllarca karikatürlerle aşağıladılar bu milleti...”


Ve bütün bu suçlamaları Başbakan’ın “Sanat toplum için yapılır” tezi izliyor.

 

SANAT VE KÜLTÜR AKP’LİLEŞEBİLİR Mİ?

Bu açıklamalarda karşımıza çıkan düşünce kalıpları yeterince açık. Başbakan, öncelikle yalnızca Cumhuriyet dönemi değil, Türkiye’nin modernleşme, Batılılaşma çabasının en önemli dönemeç noktalarından biri olan Tanzimat’tan (1839) bu yana bu ülkede yaratılmış olan kültürel sanatsal birikimin önemli bir bölümünü -“seçkinciler” tarafından üretildiği gerekçesiyle- reddediyor.


Genellemeye dayanan her konuşmada kaçınılmaz olduğu gibi, bu metinde başka problemli durumlar da var. Örneğin, suçladığı sanat ve kültür çevreleri içinde çok sayıda ismin, tek parti, DP ve askeri rejim dönemlerinde çektikleri çileleri, uğradıkları baskıları, ödedikleri yüksek bedelleri görmezden geliyor. Üstelik bu sanatçıların önemli bölümü de sanatı toplumcu bir anlayışla yapan insanlar olarak tanınıyor.


Üçüncü tartışmalı nokta, Erdoğan’ın neyin sanat olup olmadığına karar vermeye tek yetkili kendisini gören bir anlayışa sahip olmasıdır. Bir başbakan olarak “Şampiyonluk kupası nerede verilir” sorusu da dahil olmak üzere her alanda çok geniş yetkiler kullandığına tanık olduğumuz Erdoğan, belli ki, neyin sanat olup neyin olmadığı konusunda içtihat yetkisini de kendisine atfediyor.


Konuşmanın sorunlu bir başka yönü sanatçıların halk nezdinde karalanması, halk ile bir çatışma içine çekilmeye çalışılmasıdır. Ülkede zaten var olan ve toplumu germekte olan kutuplaşma, öyle anlaşılıyor ki, kültür sanat alanını da içine alarak genişleyecektir.


Ve nihayet Erdoğan’ın konuşmasının sonunda vardığı siyasi hedef, bürokrasi ve hukuktan sonra sanat, bilim ve fikir hayatında da “hanedanlık ve kast sisteminin sona ereceğini” açıklamasıdır.


AKP hükümetinin siyaset ve hukuktan sonra sanat ve kültür alanına da tuğrasını vurma yönünde harekete geçtiğini, dindar nesil yetiştirme projesine şimdi muhafazakar sanat hedefinin eklendiği söyleyebiliriz.


Ancak, bugüne dek girdiği her kavgayı kazanmakla övünen Erdoğan’ı kendine özgü kuralları ve dinamikleri olan çok başka bir dünya bekliyor bu kez.

Hürriyet, Yazı: Sedat Ergin, 16.05.2012

ERMENİ KİLİSESİ DEFİNECİLERİN GÖZDESİ

 

 

Hakkari’nin Konak Köyü'ndeki Ermeni kilisesinin içi ve çevresi define aramak isteyenler tarafından kazılıyor. Burada incelemelerde bulunan Hakkari İl Genel Meclisi üyeleri, 100 yıllık kilisenin bir an önce restore edilmesini istedi. İl Genel Meclisi Özçelik Yıldız, kilisenin durumuyla ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a da bir rapor göndereceklerini bildirdi.

 

Hakkari’ye 18 kilometre uzaklıkta bulunan ve 100 yıllık olduğu belirtilen kilise, bakımsızlık nedeniyle harabeye dönüştü. İçi ve çevresi definecilere hedef olan, duvarları kısmen yıkılan kilisede incelemelerde bulunan Hakkari İl Genel Meclisi üyeleri Özçelik Yıldız ile İsa Bor, Hakkari ve çevresinin en büyük kiliselerinden biri olan Konak Ermeni Kilisesi’nin ilgisizlik yüzünden bu hale geldiğini öne sürdü. Koruma altına alınan ancak restore edilmediği için yıkılmaya yüz tutan kilisenin durumunu bir raporla Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a bildireceklerini anlatan İl Genel Meclis Üyesi Yıldız, bu durumu meclis toplantısına da taşıyacaklarını anlattı.

 

Hakkari Kültür ve Turizm Müdürü Emin Özatak ise, Hakkari’de tahrip edilen kiliselerle ilgili çalışmalar yaptıklarını söyledi. Özatak şöyle konuştu:
“Kilisede bu tahribatları yapanlar hakkında savcılık soruşturma da başlattı. Bu yıl Hakkari’deki kiliselerle ilgili çalışmalarımız var. Ancak bu konuda ödenek ayrılmadığı için restorasyonunu şu an yapamayacağız. Ancak diğer tarihi eserlerle ilgili ödenek gelmiş. Tahrip edilen Konak Kilisesi’nde bir zamanlar Nasturi Başpatriği’nin kaldığı söyleniyor. 100 yıllık bir kilise olduğu söyleniyor. Bu ve buna benzer kiliselerin restore edilmesi için Kültür Bakanlığı nezdinde de çalışmalarımız vardır.”

Milliyet, Haber: Behçet Dalmaz, 16.05.2012

DELİBEYOĞLU KONAĞI EK ÖDENEK BEKLİYOR

 

Taşköprü İlçesi'nin tarihi ve büyüklük olarak göz dolduran eserlerinden Delibeyoğlu Konağı`nın yaklaşık 3 yıldır devam eden restorasyonu ek ödenek sıkıntısına takıldı.

 

2008 yılında Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay`ın verdiği söz üzerine 2009 yılında Kastamonu İl Özel İdaresi tarafından restorasyonuna başlanılan tarihi Delibeyoğlu Konağı geçen zamana rağmen tamamlanıp turizme kazandırılamadı.

 

Butik Otel yada restorant olarak kullanılması düşünülen tarihi konağın ilk ihalesinde ki bazı eksiklikler nedeniyle tamamlanamayan bölümleri yaklaşık 200 bin TL ek bir ödeneğe ihtiyacı olduğu fakat şuan için bu rakamın sağlanamadığı için göz alıcı bu konağın ilçemiz turizmine kazandırılamadığı öğrenildi.

 

Taşköprü halkı ise Delibeyoğlu Konağı`nın bir an önce ilçe turizmine kazandırılmasını sabırsızlıkla bekliyor.

Kastamonu Postası, 15.05.2012

TARİHTEKİ EN ESKİ 'PORNO'

 

     



İnsanoğlunun Avrupa kıtasındaki en eski yerleşimlerinden olduğu düşünülen Abri Castanet ve Abri Blanchard bölgelerindeki bir mağarada, şaşırtan bir keşif gerçekleştirildi.






Antropologların bir mağarada keşfettiği, günümüzden 37 bin yıl öncesinde, 1.5 tonluk kalker taşı üzerine kazılmış resimler, tarihin en eski mağara sanatı örnekleri olabilir.






Taşın üzerindeki çizimlerden birinin, kadın cinsel organlarına benzerliğine dikkat çekilirken, bu çizimin günümüzden 37 bin yıl kadar önce yapıldığı tahmin ediliyor.


Amerika ve Avrupa üniversitelerinden bilimadamlarının oluşturduğu araştırma ekibi, Abri Castanet bölgesini 15 yıldır araştırıyordu.

Milliyet, 15.05.2012

"KENTSEL DÖNÜŞÜMLE TARİHİ DOKUYA HİÇBİR ZARAR GELMEYECEK"

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, kentsel dönüşümün tarihi dokuya zarar vereceği iddialarına ilişkin, dönüşümle kültürel mirasa da sahip çıkacaklarını ve yok olmaya yüz tutmuş tarihi binalara can suyu vereceklerini bildirdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, TBMM'de görüşülen Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Kanunu ile başlayacak süreçte birçok tarihi ve turistik mekanda iyileşme sağlanacağı belirtildi.

 

Açıklamada görüşlerine yer verilen Bakan Bayraktar, hükümetlerinin gerek vakıf eserlerinin korunmasında gerekse kültür varlıklarının korunması ve iyileştirilmesinde büyük bir seferberlik başlattığını belirtti. 'Kentsel dönüşüm tarihi dokuya zarar verir' iddialarına da değinen Bayraktar, şunları kaydetti: 'Hükümetimiz, cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyüklükte yatırımlar yapmış olup, unutulmuş, bozulmuş, tahrip olmuş ve kaybolmaya yüz tutmuş bu eserleri ortaya çıkararak tarihine karşı sorumluluğunu da yerine getirmiştir. Biz dönüşümle birlikte kültürel mirasımıza da sahip çıkacağız ve yok olmaya yüz tutmuş tarihi binalarımıza can suyu vereceğiz.'

Yeni Şafak, 15.05.2012

ÇIRALI'DA GERÇEKTE NE OLUYOR?

 

Cennet gibi bir yerde kavga bitmiyorsa... Bilin ki ortada bir rant kavgası vardır. İşte Çıralı’da da olan tam olarak bu.
 

Çıralı halkının beklentisi basit: Hem tarımını yapmak hem de turizmini eko-turizm tarzında sürdürmek...
Çıralı betonlaşmasın, beş yıldızlı oteller gelmesin...
Kısaca, doğal yaşam sürsün.
Bu tablo fena görünmüyor. O halde sorun ne?
Bunu anlamak için gazeteci Yusuf Yavuz’un anlattıklarına kulak vermek gerek.
Yavuz’a göre, Çıralı’nın hikayesi “bitmeyen bir rant romanı”.
Özetleyeyim...
1946’dan beri yapılan kadastro çalışmaları neticesinde Çıralı’da köylülerin 1930’larda tapusunu alıp mısır ektiği araziler önce orman dışında kabul edilir, sonra orman sınırına dahil edilir. 1980’lerde köylülerle devlet arasında bitmeyen davalar sürerken, 1989’da önceden orman sınırına dahil edilen yerlerin bir kısmı yine “orman dışına” çıkarılır.
Bir içeri, bir dışarı...
1970’lerde döviz açığı çeken Türkiye, 1974’te Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi’ni devreye sokar.
Bu proje başta korumacılık ve geliştiriciliğin senteziyle hayata geçirilmiş olsa da, giderek korumacı yanını yitirir.
Orman arazilerinde gerçekleştirilen turizm tahsislerinden siyasi kayırmacılık yoluyla tüm yandaşlar nasiplenir.
Beldibi-Tekirova arasındaki bantta belirli bir doygunluğa ulaşan ve yatırım olanakları daralan sektör, bu kez Çıralı’yı gözüne kestirir.
80’lerin sonunda pansiyonlar çoğalır, seracılık geri çekilmeye başlar.
Çıralı Milli Park sınırlarından dışarıya çıkarılır, ardından bölge turizm bölgesi ilan edilir.
Bu arada Çıralı’da iyi şeyler de olmaya başlar. Sivil toplum örgütleri ve Çıralı halkı tarımsal kaynaklı turizmi (agro-turizm) geliştirir. Organik ürünlerin yetiştirildiği tarımsal üretim alanları, tarihi ve doğal dokusuyla Çıralı giderek yıldızı parlayan bir yer haline gelir.
“Ancak bu durum yeni yatırım alanları arayan ‘kitle turizmi’ yatırımcılarıyla, aslında kamu arazileri üzerinden rant elde etmekten başka planları olmayanları da bölgeye çeker” diyor Yavuz.  
Plansız ve çarpık yapılaşma da başlar.   
2000’lerin başında çarpık bir yerleşime dönen Çıralı’da bir koruma amaçlı imar planı yapılması gündeme gelir. 2000’de biten imar planı ancak 2007’de onaylanır. Bu arada yaşanan gelişmelerin plana dahil edilmediği iddiası ve daha birçok gerekçeyle plana itiraz eden Çıralı halkı konuyu yargıya taşır.
Temel iddia, planın özünde korumayı değil, yapılaşmayı özendirdiğidir. Ancak iddialar arasında en çarpıcı olanı, planın hem hazırlanışında hem de onaylayan ekibin içinde aynı ismin yer almasıdır: Mimar Feridun Uyar.
Hal böyle olunca, plan Danıştay tarafından iptal edilir.
Ne var ki yeni koruma imar planı da halen bitirilmiş değil.
Çıralı, doğayı bozmadan turizm yapılabileceğini ortaya koyan nadir örneklerden. Sahilden baktığınızda pansiyonların hiçbirini göremiyorsunuz. Hepsi yeşillikler içinde gizlenmiş, küçücük yapılar. Üstelik yöre halkı, oraya yumurtlamaya gelen Caretta Caretta’lara bile sahip çıkıyor. Eğitim almışlar, yumurtlama mevsiminde plajı kapatıyor, insanların girmesine engel oluyorlar.
Şimdi bu örnek eko-turizmin ürünleri yıkılıyor.
Ama malumunuz, Orman ve Su İşleri Bakanlığı burayı tamamen yerleşime kapatmayı da düşünmüyor. Yoksa neden burada Ormanspor’a tesis yapmanın hayalini kursun?
İşin trajikomik yanı, Ormanspor da yemeyip içmeyip burayı bir turizm şirketine kiralamaya kalktı.
Çıralı halkı buna karşı çıktı.
Ama ardından yıkım misillemesiyle karşılaştı.
Hem de ne yıkım!
Orman Müdürlüğü dozer ve kepçelerini pansiyonlara ulaştırabilmek için önce dikili ağaçları keserek işe başladı.
Orman Müdürlüğü ve Bakanlığı’ndan ormanları korumasını bekleyecek kadar saf olamayız değil mi?
Velhasılkelam, Çıralı mevcut haliyle ancak iki şekilde kurtulur.
Ya 2B kapsamına alınacak ve iptal edilen tapular iade edilecek...
Ya da beş yıldır Turizm Bakanlığı’nda sürünen koruma imar planı tez vakitte tamamlanacak. Devletin koruma gibi bir derdi varsa tabii...

Hürriyet, Yazı: Melis Alphan, 15.05.2012

TÜRKİYE'NİN "UNESCO DÜNYA MİRASI GEÇİCİ LİSTESİ"NDE YER ALAN KÜLTÜR VARLIKLARININ SAYISI ARTIYOR

 

      

 

UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına İlişkin Sözleşme gereğince geçici listeye eklenmek üzere ülkemizden 12 kültür varlığı daha Dünya Miras Merkezi'ne bildirildi.


 


Ani Tarihi Kenti (Kars), Aizanoi Antik Kenti (Kütahya), Beçin Ortaçağ Kenti (Muğla), Birgi Tarihi Kenti (İzmir), Gordion (Ankara), Hacı Bektaş Veli Külliyesi (Nevşehir), Hekatomnos Anıt Mezarı ve Kutsal Alanı (Muğla), Niğde'nin Tarihi Anıtları (Niğde), Mamure Kalesi (Mersin), Odunpazarı Tarihi Kent Merkezi (Eskişehir), Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi (Gaziantep) ve Zeugma Arkeolojik Siti (Gaziantep) ile Türkiye'nin, çok da uzun olmayan bir zaman önce 18 olan, geçici listedeki kültür varlığı sayısı 26'dan 38'e yükseldi.


 



Merkeze 1994, 2000 ve 2009 yıllarında iletilen kültürel varlıklarımıza 2011 yılında Göbekli Tepe Örenyeri (Şanlıurfa), Beyşehir-Eşrefoğlu Camisi (Konya), St. Pierre Kilisesi (Hatay) ve Bergama (İzmir) eklenmişti.

Arkitera, 15.05.2012

DÜNYANIN İLK MECLİS BİNASI ZİYARETE AÇILIYOR

 

Antalya’da Patara antik kentindeki dünyanın ilk demokratik meclisi olarak kabul edilen ve kullanım hakkı TBMM’de bulunan Likya Birliği Meclis Binası, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in katılımıyla düzenlenecek törenle Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilerek ziyarete açılacak.

 

Kaş İlçesi yakınlarındaki Patara antik kentinde bulunan Likya Birliği Meclisi Binası, 1991 yılında dönemin Patara Kazıları Başkanı Prof.Dr. Fahri Işık tarafından keşfedildi. 2000-2006 yıları arasında Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Taner Korkut tarafından gün ışığına çıkarıldı. Likya Birliği Meclisi Binası, 2008 yılında dönemin TBMM Başkanı Köksal Toptan ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katıldığı törende yapılan protokolle, TBMM’ye devredildi.

 

TBMM, antik yapının kültür dünyasına kazandırılması için 2009 yılında restorasyon projesi hazırlattı. Nisan 2010’da AÜ Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Havva İşkan Işık başkanlığında yürütülen restorasyon çalışmaları, 31 Ocak 2012’de bitirildi.

 

TBMM Başkanlığı, baştan sona yenilenen antik yapıyı yeniden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devretmeye karar verdi. Likya Birliği Meclisi Binası, 20 Mayıs’ta Patara antik kentinde TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın katılacağı törenle, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilecek. Ziyarete kapalı olan antik bina, kültür ve turizm dünyasına kazandırılacak.

Hürriyet, Haber: Ahmet Acar, 15.05.2012

HABEŞ KRALI'NIN TÜRBESİ'NE TÜRKLER SAHİP ÇIKIYOR

 

 

Hazreti Muhammed'in, ''O, ülkesinde kimseye zulmedilmeyen kraldır'' diyerek övdüğü, zulüm ve baskıdan kurtulmak için Mekke'den hicret eden ilk Müslümanlara ülkesinin kapılarını açan dönemin Habeşistan Kralı Necaşi Eshame'nin Etiyopya'daki türbesi, Türkiye tarafından restore edilecek.

 

Hz Muhammed döneminde, Mekke'de, inançlarından dolayı baskı ve zulüm gören, bu nedenle Kızıldeniz üzerinden iki ayrı kafile halinde Afrika'ya göç eden sahabelere ev sahipliği yaparak destek olan Habeş Kralı Necaşi Eshame'nin türbesi ve çevresindeki 15 sahabenin mezarı, Etiyopya'nın Mekele kentine bağlı Necaşi Köyü'nde bulunuyor.

 

Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı Başkanlığı (TİKA), Necaşi Köyü sakinlerinin koruması altında bulunan, ancak bakımsız haldeki Necaşi Türbesi'nin aslına uygun restorasyonu ve çevre düzenlemesi için harekete geçti.
 
TİKA Başkanı Serdar Çam başkanlığındaki heyet, Necaşi Türbesi'nin restorasyonuyla ilgili Etiyopyalı yetkililerle görüştü.

 

Etiyopya'nın Mekele kentinde Turizm Bakanlığı yetkilileriyle görüşen Çam, İslam dünyası ve Hristiyanlar için de önemli olan Necaşi'nin türbesini ve çevresinde bulunan sahabelere ait mezarların aslına uygun restorasyonunu yaptırmak istediklerini bildirdi.

 

Türbenin restorasyonuyla birlikte çevre düzenlemesini de yapmayı planladıklarını belirten Çam, bunun için yerel makamlardan yöneticilerden destek istedi.
              
Etiyopya Turizm Bakanlığı'nın Mekele'den sorumlu Genel Müdürü Kebede Amare de Türkiye'nin Necaşi Türbesi'ni restore etmek istemesinden büyük mutluluk duyduklarını ifade ederek, bu konuda gereken desteği vermeye hazır olduklarını söyledi.

 

TİKA Başkanı Serdar Çam, aralarında mimarların da bulunduğu heyetle, daha sonra, Necaşi Türbesi ile 15 sahabeye ait olduğu belirtilen mezarlarda incelemelerde bulundu.

 

Serdar Çam, burada, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Afrika açılımı çerçevesinde, Etiyopya'da yoğun çalışmalar yaptığını dile getirerek, 2005 yılından beri çeşitli projelere imza attıklarını kaydetti.

 

Bu kapsamda, Mekele kentinin Necaşi Köyü'ndeki Necaşi Türbesi'nin çevresinin düzenlenmesi ve aslına uygun restorasyonunu yapmak istediklerini ifade eden Çam, ''Buradaki Turizm Bakanlığı ile çeşitli girişimlerimiz, görüşmelerimiz bir kaç aydır sürüyor'' dedi.

 

Etiyopya seyahatlerine, aralarında üniversiteden mimarların da bulunduğu heyetin de eşlik ettiğini belirten Çam, ''Onların çalışmaları neticesinde bir rapor hazırlanacak. Ona göre, buranın vermiş olduğu müsaadeler çerçevesinde türbenin çevre düzenlemesi ve restorasyonunu yapmak istiyoruz'' diye konuştu.

 

Necaşi Türbesi'nin İslam dünyası için çok önemli olduğunu vurgulayan Çam, şöyle devam etti:

''Kral Necaşi, sadece İslam aleminde değil Hristiyan aleminde de önemli insan, Hristiyan bir kral olarak. Necaşi, Peygamberimiz döneminde sıkıntılara maruz kalmış bir gurup sahabeye ev sahipliği yaptı. Hazreti Muhammed'in, 'Orada bir adil kral var, onun yanına gidin' diye göndermiş olduğu sahabelere en güzel şekilde destek verdi. Siyasi, ekonomik açıdan pek çok destek verdi. Kritik noktanın açılmasına katkı sağladı. Medeniyetin mesajını en güzel bir şekilde, Hristiyan bir kral olarak verdi ve daha sonra da Müslüman oldu.''
                
Habeşistan Kralı'nın, Hz Muhammed döneminde Müslümanlara kucak açmasının, Türkiye'nin, zulümden kaçanlara toprağını açması arasında çok büyük bir paralellik bulunduğuna dikkati çeken Çam, şunları söyledi:

 

''Necaşi'nin, adil kral olması neticesinde, burada huzurlu ortam sağlanmıştı. Dolayısıyla bu bölge, bu kral sayesinde dünyaya barış, huzur açısından çok önemli mesajlar vermiş durumda. Barışın ve huzurun merkezi olarak burayı, Necaşi Türbesi'ni dikkate almak gerekir.''

 

Türbe ve sahabe mezarlarının bulunduğu bölgede külliye şeklinde bir düzenleme yapmak istediklerini dile getiren Çam, ''Buranın turizme kazandırılmasında da katkı sağlamak istiyoruz. Bunun için eğitim programları gerçekleştireceğiz. Bu projemize, buranın halkı da çok sıcak yaklaşıyor, Hıristiyan, Müslüman fark etmez. Türkiye'nin bu şekilde yaklaşmasından çok mutluluk duyduklarını ifade ettiler'' diye konuştu.

Akşam, 15.05.2012

TARİHİ ZİRAAT BANKASI CAĞALOĞLU HİZMET BİNASI RESTORE EDİLİYOR

 

İstanbul İl Özel İdaresi, Ziraat Bankası Cağaloğlu hizmet binasını 5 milyon 187 bin TL bedelle restore ettiriyor. 19. yüzyıl kagir mimarisinin günümüze ulaşan güzel örneklerinden biri olan yapıdaki yenileme çalışmalarının Temmuz 2013’te tamamlanması planlanıyor. Proje kapsamında öncelikle yapının Kurul onaylı restorasyon projesi ve raporları ışığında, 'dokunmadan dokunmak' ilkesiyle tarihsel araştırmaları için gerekli görülen noktalarda raspa çalışmaları ve laboratuvar incelemeleri yapılıyor. Bununla beraber taşıyıcı sistemin onarımı ve takviyesi ile akabinde çatının onarım çalışmaları da başlayacak. Son dönemde iklim koşullarından ötürü binanın zarar görmesine sebep olan çatının kış mevsiminden önce tamamlanması ve yapının koruma altına alınması planlanıyor.

Yapı, 15.05.2012

SAFRANBOLU'YA REKOR ZİYARET

 

 

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, 18 ile 20. yüzyıllarda yapılan yaklaşık iki bin konağın koruma altında olduğu Safranbolu'da, ziyaretçi sayısının her geçen yıl artması ilçe halkının yüzünü güldürüyor.

UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan genellikle üç katlı, 6-8 odalı, ihtiyaçlara uygun tasarlanmış, estetik biçimde şekillendirilmiş geleneksel konaklar, yerli turistlerin yanı sıra Tayvan, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerden gelen turistlerin de ilgisini çekiyor.

İlçeye 2011'in ilk dört ayında 32 bin 948 yerli ve yabancı turist gelirken bu yılın aynı döneminde rakam 52 bin 889'a ulaştı. İlçeye gelen turistlerin 9 bin 508'ini ise yabancılar oluşturdu.

Belediye Başkanı Necdet Aksoy, her geçen yıl ilçelerine gelen turist sayısında artış yaşandığını belirterek, bu yılın ilk 4 ayında da geçen yılın aynı dönemine göre önemli bir artış yaşadıklarını söyledi.

Turist sayısını artırmak için yurt içi ve dışında çalışma yaptıklarını vurgulayan Aksoy, şunları kaydetti:
''Osmanlı döneminden kalma han, hamam, cami, çeşme, köprü ve konakların eşsiz güzelliğini keşfetmek isteyenlerin yoğun ilgi gösterdiği 3 bin yıllık geçmişe sahip ilçemize gelen yıllık turist sayısını, 1 milyona çıkarma hedefimiz var. Bu hedef doğrultusunda çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmalarımız sadece yurt içinde değil dünyanın birçok bölgesinde yapılıyor.''

Orijinal haliyle korunan eserlerin Safranbolu'yu açık hava müzesi haline getirdiğini belirten Aksoy, turistlerin tarihi mirasın içinde adeta zamana yolculuk yaptığını vurguladı.

İlçenin kültür turizminin başkenti olduğunu savunan Aksoy, kültür turizminin yanında mağaraları kanyonları ve ormanları ile eşsiz bir güzelliğe sahip olduğunu kaydetti.

Habertürk, 15.05.2012

TARİH VE KÜLTÜR MİRASIMIZ BOR BELEDİYE GARAJI'NDA AYAKLAR ALTINDA

 
Araştırmacı Yazar Ömer Fethi Gürer, Bor Belediye Garajı'nda toplu halde yıllardır atılı duran tarihi kalıntıların değer bulmasını istedi. Ömer Fethi Gürer bölgede yaptığı incelemede bazı eserlerin Tyana antik kent kalıntıları ile benzeştiğine dikkat çekerek Bor ve Niğde’de benzer onlarca antik kent yapı kalıntılarına  rastlamaktayız. Buradaki antik yapı malzemeleri de yıkılan eski yapılardan buraya getirildiği ifade ediliyor. Görünen o ki yıllardır bu tür yapı malzemesi eserler burada toplanıyor. Sütunların dışında özelliği olan taş işlemelerde var. Mezar taşı yanında Karamanlıca uzun bir yazının yer aldığı taş mutlaka çözümlenmeli. Orada bir şeyler anlatılıyor.”dedi.






 

"Niğde İli genelinde gitmediğim görmediğim tarihi yapı ve alan sınırlı kaldı" diye konuşan Ömer Fethi Gürer "Yazdığım Niğde Kapadokya Başkenti kitabında Cumhuriyet dönemine kadar Niğde İli'ni anlattım. Orada görüleceği üzere Niğde çok çok zengin bir tarih hazinesi. Bor Garajı'ndaki tarihi eserlerin dahi düzenlenmesi ile bir açık hava müzesi oluşturmak olasıdır. Yetkililerin bir an önce harekete geçerek Bor’da böylesi bir müze oluşturması şarttır. Bu düzenleme için Kayabaşı'nda belediyece yapılan çalışmaların sürdüğü alanın girişinde dahi bu eserlerin uzmanlarca düzenlenerek yazıtlı eserlerin Türkçesine de yer vererek sergilenmesi sağlanabilir. Bor genelinde sokak aralarında ya da bir kenara atılmış onlarca tarihi antik kalıntı ve kitabe mevcuttur. Orta Mahalle cami avlusundan başlayarak her yerde bu eserlere rastlamak olasıdır. Bor belediye garajı dahi başlı başına bir inceleme alanıdır. Çok uzun sayılabilecek karamanlıca kitabe ne olduğu bir an önce kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu tür yazılarda önemli bilgilere rastlanmaktadır. Keza mezar taşı, farklı amaçla kullanılmış oyma taşlar, sutunlar ile bu bölge mutlak surette bir an önce değerlendirmeye alınmalıdır. Yetkililerin meseleye ciddi eğileceği ve eserlerin incelenerek geneli ile ilgili de tarihi derinlikleri ve özellikleri ile bir açıklamanın yapılacağını umuyorum. Tabii ki bu eserler bugünün değil yılların toplanması ile orada oluşmuştur ama artık bu şekilde kalmamalıdır” dedi.

 

Ömer Fethi Gürer, Niğde, Bor, Fertek, Yeşilburç gibi bölgelerde tarihi konaklarında yok olmaktan kurtarılması için bölgede genel kurtarma projesi oluşturulmasını da istedi.

Niğde Hasret, 14.05.2012

FATİH'İN 557 YILLIK HANI HARABEYE DÖNDÜ

 

 

İstanbul’un fethinden sonra Fatih’in emriyle Karaköy’de hastane olarak inşa edilen Büyük Balıklı Han, 350 yıl hastane olarak varlığını sürdürdü. İstanbul’da yaşanan salgın hastalıkların nedeni olarak görülen hastane dönemin şehir merkezi sayılan Karaköy’den Zeytinburnu’nda bulunan Balıklı Rum Hastanesi’nin olduğu binaya taşındı. Ardından bina yıkıldı. 1876 yılında Rum mimar tarafından aslına uygun olarak bir kez daha inşa edildi. Büyük Balıklı Han adını aldı ve Balıklı Rum Vakfı Hastanesi Vakfı’na bağışlandı. İkinci kez inşasının ardından Karaköy’ün önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelen Balıklı Han, Galata bankerlerinin toplandığı yer olarak dikkat çekti.

Balıklı Rum Hastanesi Vakfı’nın binası olarak hizmet veren Büyük Balıklı Han zaman içerisinde “Elektronikçiler Çarşısı” olarak anılmaya başladı. 90’a yakın kiracısıyla küçük bir ticaret merkezi halini alan han, 2010 yılında Balıklı Rum Hastanesi Vakfı tarafından Nesa Grup Turizm Yatırımları Limited Şirketi’ne kiralandı. Ancak mevcut kiracıları hanın içinde çalışmaya devam ediyordu.

Hanın yeni kiracısı şirket, Tarihi Büyük Balıklı Han’ın otel olarak hizmet vereceğini duyurdu. Şirket yöneticileri, hanın içinde hizmet veren kiracıları da tahliye edebilmek için mahkemeye verdi. Ancak şirketin talebi İstanbul 19’uncu Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından reddedildi. Bu karara rağmen şirket tarihi handa restorasyon görüntüsü altında çalışmalara başladı.

Önce tarihi yapıdaki dükkanların kapılarını ve pencerelerini söküldü. Tarihi kapılar ve pencereler çürümeye terk edildi. Hanın avlusunda bulunan aslına uygun yapılmış süs havuzu da tahrip edildi. Molozları da tarihi hanın avlusunda toplanmaya başlandı. Ancak şikayetler üzerine devreye giren İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, yaptığı inceleme sonucunda kapıların ve pencerelerinin söküldüğünü, avluda bulunan süs havuzunun ise yıkılarak molozlarının avluda bırakıldığını tespit etti. Beyoğlu Belediye Başkanlığı ise han kiracılarına gönderdiği yazıda, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun uygun bulduğu restorasyon projesine yapı ruhsatı vermediğini bildirdi.

İhlas Haber, 14.05.2012

DEFİNE ARARKEN CANLARINDAN OLDULAR

Van'ın  Başkale İlçesi’nin İran sınırında bulunan Güleçler Köyü yakınlarında define arayan iki arkadaş, kazı yaptıkları alanda bir kayanın üzerlerine düşmesi sonucu hayatını kaybetti.

 

Olay, dün akşam saatlerinde Güleçler Köyü yakınlarında bulunan ve Dem olarak adlandırılan bölgede meydana geldi. 17 yaşındaki Abdulselam Kızıl ile 21 yaşındaki Zahir Uslu, define aramak üzere kayalık alanda kaçak kazı yapmaya başladı. Kazı yaptıkları sırada kazı alanının üst kısmında bulunan büyük kaya parçası bir anda üzerlerine düştü. Uslu olay yerinde kayanın altında kalarak hayatını kaybederken, ağır yaralanan Kızıl ise cep telefonuyla yakınlarını arayarak yardım istedi.

 

Ancak Kızıl da yakınları tarafından hastaneye kaldırılırken, yolda hayatını kaybetti. Uslu ve Kızıl’ın cenazeleri otopsi yapılmak üzere Başkale Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı, olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Van Kent Haber, 14.05.2012

"YETİMHANE İÇİN TEK ÇÖZÜM HÜKÜMETİMİZ"

 

İstanbul'da yayınlanan ilk ve tek Rumca gazetesi Apoyevmatini Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Mihail Vasiliadis Büyükada Rum Yetimhanesi için yardım istedi.

Kasım 2010'da Fener Rum Patrikhanesi'ne iade edilen Büyükada Rum Yetimhanesi'nin Avrupa'nın en önemli ahşap binası olduğunu hatırlatan Vasiliadis, "Bizim çocuklarımız bu binadan çıkarıldığında çekilmiş resimlere bir bakın. Ondan sonra da şimdiki haline bakın.

Şu anda o binanın içine girebilmek için 50 milyon dolar harcamamız gerekiyor. Ya da o binayı yıkıp 5-10 milyonla oraya rant getirecek bir yapı yaparız ki bu cinayet olur" diye konuştu.

Vasiliadis, binayı yıkmak yerine yeniden eski konumuna eski görünümüne getirilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Vasiliadis, "Bu 50 milyon doları kim verecek?

Eğer bina boşaltılmamış olsaydı bu durumda olmazdı. Cemaat kalmadı ki Patrikhane onlardan toplasın.

Nitekim bugüne kadar herhangi bir şey toplanmadı. Bununla ilgilenebilecek kişiler kriz yaşıyor. Tek çare hükümetin yardım etmesi" diye konuştu.

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün cemaat vakıflarının iade edilmesi kararına ilişkin olarak da Vasiliadis, "Olumlu bir adım olmasına rağmen yeterli olmaz" dedi.

Vasiliadis sözlerine şöyle devam etti: "Tarihte yurt dışına çıkarılan 13 bin Rum vatandaşının yerine gelmek isteyen en azından 13 bin kişiye Türkiye kapılarını açmalı.

Onlara oturma izni verip çalışmasına müsaade etmeli. Ayrıca çocuklarının yine bizim okullarda eğitim almalarına izin verilmeli.

Eğer böyle olursa bizim temelde demografik olan sorunumuz çözüme ulaşmış olur. Aksi halde malların iade edilmesinin pek kıymeti yok.

İstanbul'un kadim halkı olan Rumlar 2500 yıldır burada yaşadı. İstanbul cazibesi olan bir şehirdir. Gelen Rumlar belki bugün patates toplar ama torunları ileride atom mühendisi olacak."

Gayrimüslim yerine ‘farklı inanç grupları’ denmeli

Gazeteci ve Yazarlar Vakfı tarafından düzenlenen 'Medyada Gayrimüslim Algısı' Çalıştayı sonuç bildirisinin açıklanmasıyla son buldu.

20 maddelik bildiride 2. Meşrutiyet ile Cumhuriyet'in ilanı arasında görece özgür ve çok sesli olan basının, 1925 yılındaki Takrir-i Sükun ile bu özelliğini kaybettiği belirtildi.

Bildiride "Devlete bağımlı hale gelen basının o günden beri din, etnik ve inanç gruplarının mağduriyetlerini ya görmediği, gördüğünde ise olumsuz bir şekilde ele aldığı" ifade edildi.

Açıklamada, medya dilinde, gayrimüslim kavramı yerine  'farklı din ve inanç grupları' ifadesinin kullanımının daha uygun olduğu vurgulanırken, Türkiye'nin Osmanlı geçmişinde farklı unsurların bir arada yaşama deneyimlerini daha iyi bir gelecek için ilham kaynağı olması gerektiği dile getirildi.

Toplumsal kesimlerin sorunlarının kaynağı olarak birbirlerini görmemeleri gerektiği kaydedilen bildiride "Toplumsal kesimler demokrasi ve insan hakları için birlikte mücadele etmelidir. Farklı din ve inanç gruplarının birikmiş sorunlarının çözümünün hızlandırılmalıdır. Yeni anayasada eşit yurttaşlık kavramı vurgulanmalıdır" denildi.

KİMLER KATILDI
İki gün, 4 oturum şeklinde gerçekleşen programa Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil, Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç, Cihan Haber Ajansı Genel Yayın Müdürü Abdülhamit Bilici, Star Gazetesi Yazarları Ergun Babahan, Sibel Eraslan, Radikal Yazarları Oral Çalışlar, Orhan Kemal Cengiz,  Taraf Yazarları Alper Görmüş, Ayşe Hür, Ayhan Aktar, Aksiyon Dergisi'nden Cemal Kalyoncu, Şalom Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İvo Molinas, Agos Gazetesi Yazarı Ohannes Kılıçdağı ve Apoyevmatini Gazetesi Sahibi Mihail Vasiliadis'in de aralarında bulunduğu isimler katıldı.

Bugün, Haber: Nesrullah Sonay, 14.05.2012

MERKEZ BANKASI'NIN PAHA BİÇİLMEZ BİR SANAT KOLEKSİYONU VAR

 

 

Merkez Bankası’nın, 206 tonluk külçe altın rezervinin yanı sıra paha biçilemeyen sanat koleksiyonu da bulunuyor. 104 ressamın eserlerinin yer aldığı bankanın sanat kasasında Osmanlı’dan kalma “efemera” isimli resmi yazışmalar, padişah fermanları ve asırlık hisse senetleri de yer alıyor.

 

Merkez Bankası, 206 tonluk külçe altın rezervinin yanı sıra paha biçilemeyen sanat koleksiyonuna da sahip bulunuyor. Banka koleksiyonu arasında Abidin Dino’dan Fikret Mualla’ya, Nuri İyem’den İbrahim Çallı’nın da bulunduğu 104 ressamın eserleri yer alıyor. Merkez’in zengin sanat kasasında Osmanlı’dan kalma “efemera” isimli resmi yazışmalar, padişah fermanları ve asırlık hisse senetleri de bulunuyor.

 

Merkez Bankası, sanat koleksiyonu Cumhuriyetin ilk yıllarında oluşturulmaya başlandı. 1930’lu yıllarda Halil Paşa, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat gibi Türk resim sanatının önder isimlerine ait yapıtlarla başlayan çalışma Şeref Adik, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Sabri Berkel gibi sanatçıların eserleriyle daha da zenginleşti. Merkez’in sanat müzesinde, aralarında Eyüboğlu’nun “Ankara’dan Görünüm”, Mahmut Cuda’nın “Beyaz Vazo”, İbrahim Çallı’nın “Çınaraltı” adlı tablolarının da bulunduğu yüzlerce eser sergileniyor. Türk sanat tarihinde güçlü bir bellek oluşturmayı hedefleyen Merkez Bankası’nın bu koleksiyonu, Türk resim sanatının ulaştığı düzeyi en iyi yansıtan koleksiyonlar arasında sayılıyor.

 

Bankanın sanat kasasında, 1932-1941 yılları arasında Maliye Bakanlığı’nca ihraç edilmiş olan devlet iç borçlanma senetlerinden örnekler, 1902 tarihli Haydarpaşa Limanı AŞ ve Anadolu Demiryolu AŞ’ya ait hisse senedi örnekleri de yer alıyor. Koleksiyonda III. Selim ve II. Murat döneminden kalan değerli altınlar ve diğer padişahlara ait fermanlar da sergileniyor.

 

Merkez Bankası’nın koleksiyonundaki ilginç sanat eserleri de bulunuyor. Bunlar arasında da Osmanlı döneminde halkın Evrek-ı Nakdiye desenlerinde dokuduğu halılar; çeşitli tarihlerde banka şubelerinin kendi arasında yaptığı “efemera” denilen yazışma örnekleri; V. Mehmet Reşad döneminden başlayarak kullanılan kağıt paralar dikkat çekiyor.

Hürriyet, Haber: Erdinç Çelikkan, 13.05.2012

"GEMİLER O KADAR ÇOK Kİ İSİM BULMAKTA ZORLANDIK"

 

 

Yenikapı’da günyüzüne çıkan batık gemilerin arkeolojik kazılarını yapan ekibin başındaki Ufuk Kocabaş: “Bir batık kazısı bir bilim insanının kariyerinin yarısını alır. Burada 36 gemi var”.

 

Her ne kadar özel bir ilgi göstermesek de, hepimizin malumu: Yenikapı’da 2004’ten beri arkeolojik kazılar sürüyor. Kazılarda, Bizans döneminde kalma koca bir liman, Theodosius Limanı çıktı ortaya. Ve bundan bin yıl önce sulara gömülmüş 36 gemi. Kazıları İstanbul Arkeoloji Müzeleri sürdürüyor; gemiler ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Anabilim Dalı’na emanet. Yenikapı Batıkları Projesi ekibi alandaki işini bitirmek üzere, birkaç hafta sonra son gemiyi de yanlarına alıp Yenikapı’dan çıkacaklar. Ekibin başkanı Doç.Dr. Ufuk Kocabaş ile buluşup batık gemileri konuştuk.

Milliyet Pazar, Haber: Miraç Zeynep Özkartal, 13.05.2012

KORUMA, ANIT AĞAÇ ALTINDA KALDI

 

 

Önce sit alanlarında yapılaşmaya hapis cezası Anayasa Mahkemesi’nde iptal edildi. Sonra Kültür Varlıklarını Koruma Kurulları’nın yetki ve sorumluluk alanları daraltıldı. Arkeologlar, mimarlar, şehir plancıları ve kültürel varlıkların korunması için mücadele eden STK’lar ‘‘Ne oluyor?’’ sorusunu sormaya başladı.


Topkapı Sarayı ya da Dolmabahçe Sarayı hem kültür varlığı hem de anıt ağaçlara sahip alanlar. Eskiden burada yapılacak herhangi bir müdahaleyi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na bildirmek durumundaydınız. Şimdi bu kurullar Kültür ve Tabiat Kurulları olarak ikiye ayrıldı. Peki sarayda yapılacak müdaheleye şimdi hangi kurul karışacak? “Tabii ki Kültür Varlıkları...” diyorsunuz ama bilemediniz. Yetki Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nda. 

1- Sorunun nasıl başladığına göz atalım. Ağustos 2011’de 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2863 sayılı yasada değişiklik yapıldı. Doğal sit alanları Kültür ve Turizm Bakanlığı ’nın yetkisinden alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verildi. Koruma Kurulları da ‘Kültür Varlıkları’ ve ‘Tabiat Varlıkları’ diye ikiye ayrıldı. Gerekçe sit alanları içinde doğal anıt ağaçlar, farklı florada doğal yaşam olması ve ancak kurullarda görev yapan arkeolog, mimar ve şehir plancılarının bu konuda yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamalarıydı. 

Çakışan alanlarda yani üzerinde hem kültür hem de doğal varlık olan yerlerde kararı hangi kurul verecekti? Çözüm şöyle bulundu: ‘‘Çakışan alanlarla ilgili yapılan uygulamalarda zaman zaman çeşitli sorunlarla karşılaşıldığı ve yetki karmaşası yaşandığı tespit edilmiştir. Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile tarihi sit, arkeolojk sit, kentsel sit, tescilli kültür varlığı, milli park, tabiat parkı, tabiat koruma alanı, sulak alan ve tabiat anıtının çakıştığı yerlerde 644 sayılı KHK’nın 13 A/ç bendinde de belirtildiği gibi yetki ve sorumluluk bakanlık (Çevre ve Şehircilik) uhdesinde bulunmaktadır.” 

2- Topkapı Sarayı bahçesinde anıt tescilli ağaçlar var. Aynı zamanda da saray kültür varlığı olarak tescilli. Bu parselde karar verme yetkisi bundan sonra Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nda. Sarayda restorasyon mu yapılacak, Tabiat Varlıkları karar verecek. Bahçede bir kazı mı yapılacak, arkeolojik bir eser mi çıktı, Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu karar verecek. Doğal sit alanları içinde yığınla arkeolojik ve tarihsel kültür varlığı var. Buralarda da kararlar hep Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca verilecek. Aslında buna örnek o kadar çok ki! Patara, Demre, Knidos, Çıralı, Rhadiopolis, Çırağan, Dolmabahçe Sarayı, Hidiv Kasrı hepsi doğal ve kültürel varlıkların içiçe olduğu örnekler. Yeni yasaya göre tüm bu örneklerde yetki ve sorumluluk artık Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na geçti. 

3- Bu uygulama Koruma Kurulları’nın aslında tamamen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na geçmesi anlamını da taşıyor. İsmini vermek istemeyen bir kurul üyesi şunları söylüyor: ‘‘Kurullar özellikle TOKİ, HES ve yenileme alanlarında bir çok projeye takoz koyuyordu. Projeler tarih, doğa gözetilmeksizin hazırlanıyor. Kurullar da bu projeleri durduruyordu. O nedenle Kültür Bakanlığı’nın elinden kurulları almak istiyorlar. Direk alsalar göze batacak. Bu yöntemle kurulları yetkisizleştirdiler.’’ 

Uzmanlar ne diyor? 
İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu Başkanı Prof.Dr. Mete Tapan: Kültür ve doğal varlık unsurlarını birbirinden ayrı olarak değerlendirmek gibi bir yaklaşım içinde olamayız. Korunacak varlıklar gerçekte tek bir nesnenin ayrılmaz parçalarıdır. Çubuklu’daki Hidiv Kasrı’nın çevresindeki ağaçlardan ya da var olan ağaçları Hidiv Kasrı’ndan soyutlayarak değerlendirmek son derece yanlış, evrensel koruma ölçülerine aykırıdır. Peri bacaları, sarkıtlar, mağaralar her türlü doğal oluşumlarla içiçe geçmiş kültür varlıklarını korurken bir bütünsellik içinde Kültür Varlıkları Koruma Kurulları değerlendirmelidir. 

Demre Kazı Başkanı ve Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Başk. Prof.Dr. Nevzat Çelik: Tabiat varlıkları özel bir disiplin gerektirir. Bu nedenle kurulları ayırdılar. Ancak arkeoloji de farklı bir disiplindir. Buradaki kararı Tabiat Varlıkları veremez. Bu haliyle arada savaş çıkar. Biz Antalya ’da iki bakanlık arasında koordinasyon sağlanana kadar kararlarımızı vermeye devam ederiz. Aldığımız kararı da takip ederiz. Çakışan noktalarda ortak karar alınmak zorundadır. Arkeoloji ve tarihsel sitler noktasında biz, doğal varlıklar noktasında onlar karar alırlar. Bakanlığımız çözüm arayışı içinde olacaktır. Bu durum revize edilmelidir. Çözüm bulunana kadar biz kararlarımızı almayı sürdürürüz. 

Patara Kazı Başkanı Prof.Dr. Havva Işık: Bunun uygulamada getireceği sıkıntıları tahayyül bile edemiyorum. Arkeolojik sitler Kültür Bakanlığı’nın uhdesinde olmak zorundadır. Patara’da doğal ile arkeolojik sit iç içe. Burada kararı Tabiat Varlıkları vermemeli. Eğer doğal sit ile ilgili bir durum olursa biz zaten Tabiat Varlıkları Kurulu’na sorarız. Bu durum bir an önce düzeltilmeli. 

Rhadiopolis Kazı Başkanı Yrd. Doç.Dr. İsa Kızgut: Çok büyük bir tehlike var. Biz İstanbul ’da 3 No’lu Kurul’da çakışan bir alanda her iki kurul ortak karar versin, dedik. Henüz Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu’ndan bir cevap gelmedi. Rhadiapolis’de sitler çakışıyor. ‘Tabiat Varlıkları’nın tek başına karar vermesi doğru değil. Bu sıkıntıyı bakanlığa akataracağız. Bunu bir an önce değiştirmeleri gerekir.

Likör fabrikasında ne oldu? 
‘Yetki çakışması’nda kararı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bırakan düzenleme, en son Şişli’deki tarihi likör fabrikasıyla gündeme geldi. Kültür Varlıkları Koruma Kurulu 5 yıldır tescilli yapıda restorasyonun nasıl olacağına karar verme aşamasındayken yetki, Tabiat Varlıkları Kurulu’na geçti. Kurul 1 ayda konuyu karara bağladı ve ‘tarihi fabrikanın yıkılıp yeniden yapılmak suretiyle’ korunacağı açıklandı.

Radikal, Haber: Ömer Erbil, 13.05.2012

YORGUN HERAKLES'E
ZİYARETÇİ AKINI

 

Kaçırıldığı ABD’den geçen yıl Eylül ayında getirilerek Antalya Müzesi’ndeki alt kaidesiyle birleştirilen Yorgun Herakles heykelini, 9 Ekim’den bu yana 62 binden fazla kişi ziyaret etti.

 

1980’lerde Perge antik kentinden yurt dışına kaçırılan heykelin üst kısmı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti sonrası geçen yıl Türkiye’ye getirilmiş ve Kültür ve Turizm Bakanlığı uzmanları tarafından alt kaidesiyle birleştirilmişti.

Milliyet, Haber: Özgür Öztürk, 13.05.2012

YOL MAĞDURU KIZIL SAKALLI İMPARATOR YERİNE YERLEŞTİ

 

Haçlı Ordusu ile Kudüs'ü fethetmeye giderken, Göksu Nehri'nden geçmeye çalıştığı sırada boğulan Roma-Germen İmparatoru Friederich Barbarossa'nın Mersin'in Silifke İlçesi'nde 40 yıl önce yaptırılan ve duble yol çalışmaları nedeniyle görünmeyen bir noktada kalan anıtı, yeni bir yerde dikildi. Silifke Belediyesi tarafından 4 ay önce Mut yolu üzerinde yapımına başlanan anıtının inşaatı geçen hafta tamamlandı. Eski Almanya Fahri Konsolosu ve Akdeniz Türk-Alman İşadamları Derneği Başkanı Teyfik Kısacık, anıtın yeni bir yerde yapılmasından mutluluk duyduklarını belirtti. Kısacık "Anıtın görkemli bir şekilde yerine dikilip çevre düzenlemesi yapılması sağlandı. Alman vatandaşları Silifke'ye geldiği zaman Barbarossa'nın anıtını mutlaka ziyaret ediyor. Almanya Türkiye'nin yüzyıllarca süren dostluğu bu anıtla ebediyen devam edecek." dedi.

Sabah, 13.05.2012

ATATÜRK İLE İLGİLİ YENİ TARTIŞMA

 

 

Yunan medyası, “Aylar süren araştırma sonunda Atatürk’ün Selanik’te değil, Lagadas (Langaza) kentindeki Altın Şafak (Sarıger) Köyü'nde doğduğunu tespit ettik” diye yazdı.

 

Köye giden Yunan muhabir, Atatürk'ün 'evinin' kalıntıları önünde poz verdi. Milliyetçi basın, köyün meclise giren ırkçı Altın Şafak Partisi'yle aynı ismi taşımasını da manidar buldu!

Ekonomik ve siyasi çöküşün eşiğine gelen, yapılan seçimlere rağmen yeni bir hükümet kuramayan ve euro'dan çıkışı gündeme gelen Yunanistan'da sağcı basını Atatürk'ün doğum yeri derdi sardı. Yunanistan'da milliyetçi kesimlerin gazetesi olarak bilinen Proto Thema gazetesi, dün Yunanistan'da yüzde 7 oyla meclise giren Nazi partisi Altın Şafak'ın, aynı zamanda Atatürk'ün 'gerçek doğum yeri' olan köyün ismi olduğunu iddia etti. Atatürk'ün Selanik'te doğduğu bilgisinin Türkler tarafından "Atalarını bir köylü çocuğu gibi göstermemek için" uydurulduğunu iddia eden gazete, bu bilgileri de Zagalisa adlı başka bir gazetenin yaptığı araştırmaya dayandırdı. Gazete, aylar süren araştırma sonucunda Mustafa Kemal'in Lagadas (Langaza) kenti yakınlarındaki Sarıger Köyü'nde doğduğunu ve burada ilkokula gittiği ileri sürdü. O dönemde bu köyde çoğunlukla Türkler'in yaşadığını belirten Yunan medyası, Yunanistan ve Türkiye arasındaki mübadelenin ardından köyün adının Altın Şafak olarak değiştirildiğini iddia etti. Gazetede Mustafa Kemal'in doğum yeriyle ilgili olarak şu iddialar dile getirildi:

Başkanın takma adı 'Kemal'
- Mustafa, Sarıger Köyü'nde doğdu ve 8 yaşına kadar burada kaldı. Minik Kemal 8 yaşındayken, Zübeyde hanım ikinci evliliğini yaparak oğlunu alıp Selanik'e gitti.

- Nüfus mübadelesinden sadece birkaç yıl öncesine kadar Atatürk'ün ebesi Fatma Hanım halen bu köyde yaşıyordu. Fatma Hanım 1911'de öldü.

- Mübadele sonrasında Doğu Trakya'dan bu köye gelen Andrew Stathis adlı Yunan, Atatürk'ün doğduğu eve yerleşti. Hatta bu nedenle kendisini köylüler 'Kemal' takma adıyla çağırıyorlardı. Stathis, 1979'da ölümünden önce buranın belediye başkanı da oldu.

- Mustafa Kemal'in doğduğu ev taş ve tuğladan yapılmıştı ve iki katlıydı. Yukarıda iki odası aşağıda da verandası vardı. Geniş bir bahçeye sahipti. Merkezdeki caminin uzağında, köyün en uç noktasında yer alıyordu.

- Bölgede yaşayan Müslümanlar Kemal'i koyunlarla ve ineklerle oynamayı seven bir çocuk olarak hatırladıklarını söylemişlerdi. Ev, 1920'li yıllarda köydeki diğer evler gibi çevrede inşaat yapan Yunanlar tarafından söküldü ve evin hemen hemen tüm kalıntıları ortadan kalktı. Ancak evi çevreleyen yarım metre yüksekliğindeki duvarlar 1980'li yıllara kadar ayakta durdu.

Başkonsolos biliyordu
- Bu köyden Türkiye'ye dönen Türkler, gerçeği bildikleri için Selanik'teki ev yerine Sarıger'e gelerek Atatürk'ün gerçek evini görmek amacıyla turlar düzenledi. Son olarak 2007 yılında bu köye düzenlenen tur sırasında İzmirli bir Türk toprağı öperek Atatürk'ün evinden kalan taş parçalarını hatıra olarak yanında götürdü.

- Türk yetkililer de gerçeklerin farkındaydı. 1981 yılında Atatürk'ün doğumunun 100'üncü yıldönümünde Türkiye'nin Selanik Başkonsolosu yardımcısıyla birlikte bu köye geldi. Köyde yaşayanlara Atatürk'ün doğduğu evin tam yerini sordu. Burada saygı duruşunda bulunduktan sonra birçok fotoğraf çekti. Burada bir müze yapılması için çaba sarfedeceğini söyleyerek gitti.

-Atatürk'ün kardeşi Makbule de Mustafa Kemal'in Selanik'te doğmadığını söylemişti.

'Burası üvey babasının evi'
Mustafa Kemal'in babası Ali Rıza Efendi 1888'de öldü. Dul kalan Zübeyde Hanım ise 1889'da Ragıp Bey ile ikinci evliliğini yaptı. Mustafa Kemal'in Süreyya, Hakkı, Ruhiye adında üvey kardeşleri vardı. Gazeteci Figen Yanık tarafından yayımlanan "Atatürk'ün Doğduğu Ev" adlı kitapta bugün Atatürk'ün doğduğu ev olarak gösterilen binanın üvey babası Ragıp Bey'e ait olduğu iddia edildi. Üvey kardeşi Ruhiye Hanım'ın ailesi de bu yanlışlığın düzeltilmesini istemişti. İddiaya göre dönemin Milli Eğitim Bakanlığı, 1934 yılında yayımladığı Tarih IV kitabında Selanik'teki evi "hatalı bir şekilde" Mustafa Kemal'in doğduğu ev olarak gösterince o tarihten beri yanlış yapılmaya devam ediliyor.

Turgut Özakman (Tarihçi-Yazar): "Atatürk, Selanik'te Ata'nın evi olarak bilinen yerde doğmuştur. Babasının ölümüyle birlikte bir yıl kadar Langaza'daki dayısının yanına gitmiştir. Gazi Paşa 5-6 yaşlarındayken kız kardeşiyle birlikte Langaza'da dayısının çiftliğinde kalmış, sonrasında tekrar Selanik'teki evlerine dönmüştür. Atamız, Manastır'daki askeri ortaokula gidene kadar Selanik'te yaşamıştır. Askeri liseye gitmek için Selanik'ten ayrılmış bir daha da geri dönmemiştir. Yunanlılar cahilce hata yapmışlar. Ciddi almamak gerekir. Bilgisizce, cahilce ortaya atılan bir konu."

Heath Lowry (Princeton Üniversitesi-Türk Tarihi Uzmanı): "Yunanlılar'ın ortaya attıkları görüşü ilk kez duyuyorum. Langaza bugünkü Selanik'in varoşları olarak düşünebiliriz. Bir tepenin arkasında yer alan kasaba bir yerdir. Benim araştırmalarım Atatürk'ün Selanik'te doğduğu yönünde. Sarıger Köyü olarak bahsedilen yeri hiç duymadım. Tabii o dönem için Selanik şehrin ve genel bir sancağın adıydı. Bünyesinde birçok kasaba, ilçe ve köy vardı. Yunanlılar'ın belge ve bilgileri neye dayanıyor. Somut olarak açıklamaları gerekir."

Prof.Dr. Mehmet Saray (Tarihçi-Atatürk Araştırmacısı): "Kusura bakmasınlar ama bu tip saçma sapan hatta deli saçması iddialara gülüp geçiyorum. Yunanlılar'ın, Atamızla ilgili Altın Şafak Köyü'nde doğduğu gibi bir görüş ortaya atmaları bilim, tarihi gerçeklerle örtüşmez. Atatürk'ün şeceresi, hayatı, anası ve babası da dahil olmak üzere hayatının tüm detaylarıyla ilgili yüzlerce araştırmalar yaptık. Değerli tarihçi Ali Güler tarafından kaleme alınan belge ve bilgiler de mevcuttur. Atatürk hepimizin bildiği, Selanik'teki evde doğmuştur. Biz yıllarca millet ve devlet olarak boşuna mı Selanik'teki eve itibar ettik. Biz Türk tarihçileri, hepimiz bir yalan üzerine mi bilgi inşa ettik. Böyle şey olmaz. Atatürk, belli bir süre babasının ölümüyle birlikte dayısının Langaza'daki evinde kalmıştır. Doğum yeri Altın Şafak falan değildir. Selanik'te doğmuş, Dolmabahçe'de gözlerini yummuştur."

Sabah, 13.05.2012

"KAYA MEZARLARIN ÜSTÜNE VİLLA İNŞAATI TEPKİ ÇEKTİ" (CNNTürk, 8/3/2012) HABERİ İLE İLGİLİ DİĞER BİR GERÇEK

 

 

Haber tamamen bir kolajdır. Kaya mezarları ile inşaatımız arasında bir bina vardır. Haber de sanki kaya mezarlarının üzerine inşaat yapıyormuşuz da müze ve koruma kurulu ve belediye buna seyirci kalıyorlarmış gibi bir durum yaratılmak istenmiştir. Kaya mezarları ile bizim aramızdaki bina bu haberlerde nedense söz konusu bile edilmemiştir. Bu binanın bizim inşaatımızla bir ilgisi yoktur.

İnşaat yaptığımız alanda kaya mezarı yoktu ve hiç bir zaman da olmadı. Bunu ispatlayan fotoğrafların olduğunu söyleyen kişiye ispatlaması durumunda binamı hediye edeceğimi şimdiden söyleyebilirim.

Kaldı ki; sayın arkeoloji profesörümüz bu kaya mezarlarıyla bitişik olan bina yapılırken burada olup inşaatın seyrini seyredenler arasındadır.bahsettikleri duvar orada yıllardır durmaktadır üstelik ana cadde üzerinde olduğu için her gün herkesiin önünden geçtiği bir duvardır. Kendisi Gümüşlük'ün her taşının altında neler olduğunu bilen (bilmesi gereken) bir kişidir. Aradan geçen yıllardan sonra saldırılacak bir konu olması ihtimalini değerlendirmek de hiç geç kalınmamıştır doğrusu. Bravo.

Haberde değinilen konular, haberi yapanın hayalgücünün sığlığının göstergesidir. İlgisiz bilgi ve bilgisiz fikir sahibi olunan, hayata dair reçetelerin yaşam koçlarından satın alınabildiği günümüz ortamının çarpık, yoz, agresif v
e düzeysiz bir türevidir. "Tarih elden gidiyor" vs gibi beylik sloganların satış gücünün farkında olan pazarlamacılar, kendilerinin kurumlarla ve başka şahıslarla olan sorunlarını gündeme getirebilmek için beni kullanmışlardır. Kendileri Gümüşlük'te nereye ne yapılabileceğini benden çok daha iyi bilirler. Yakın çevrelerine baksınlar yeter.

Haberi yapan haberi yayınlamadan önce herhangi bir bilgi edinme gereği dahi duymamıştır. İnsanların yazdıklarının söylediklerinin bir sorumluluk da gerektireceği etik bir konu olmanın ötesinde hukuki bir konudur da (etiği çoktan geçtik zaten).


Maalesef ne diyebileceğimi bilmiyorum. Söylenecek çok şey var ve hiç bir şey yokkk.

 

Yalım Gülercan, Mimar

 

İlgili Haber: http://www.tayproject.org/Haber.fm$Retrieve?ID=20246&html=haber_detail_tu.html&layout=web

HASANKEYF'TE 700 YILLIK ALTYAPI

 

Batman’ın yapılacak Ilısu Baraj Gölü’nün altında kalacak olan antik ilçesi Hasankeyf’te sürdürülen kazılarda, 13. yüzyıla ait yeraltı kanalizasyon ile içme suyu şebekesi gün ışığına çıktı

 

Hasankeyf kazılarından sorumlu Batman Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam, Dicle Nehri’ne atık sularını önleyen filtreli kanalizasyon şebekesinin günümüzde bile olmadığını belirterek, “Atıkları önleyecek filtre sistemiyle mükemmel bir içme suyu ile kanalizasyon şebekesi Artukoğulları ile Eyyübiler döneminde yapılmış” dedi.

Milliyet, Haber: Arif Arslan 12.05.2012

MAYALARIN EN ESKİ TAKVİMİNDE KIYAMET DEĞİL, DÖNGÜ VAR

 

 

Güney Amerika'da yaşamış olan Mayalar'ın bugüne kadar bulunan takvim sistemlerindeki dünyanın sonunun 2012'de geleceğine dair işaretler kıyamet senaryoları üretilmesine yol açmıştı.

Ancak ABD'li arkeologların Guatemala'daki Xultun ören yerinde bulunan bir Maya evinin duvarlarında keşfettiği en eski Maya takvimi bu senaryoları çürüttü. MS 9'uncu yüzyıla ait Maya takviminde kıyamete dair bir bilgi bulunmuyor. Boston Üniversitesi arkeologları takvimde kıyamet yerine sürekli tekrarlayan bir zaman kavramıyla sonsuz döngü inancının yer aldığını belirtiyor.

Ayrıca takvimde, Ay, Güneş, muhtemelen Venüs ve Mars'ın yörüngelerine dair gelecek 7000 yılı gösteren hesaplamalar da yer alıyor. Bilim insanları Maya inanışlarıyla ilgili şu tespitlerde bulunuyor: "Mayalar, Dünya'da hayatın devam edeceği ve 7000 yıl sonra da her şeyin o günkü gibi süreceği öngörüsünde bulunmuş. Bizler, sürekli bir son arayışı içerisindeyiz. Mayalar ise hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair güvenilir bir işaret arayışı içerisindeydi. Bu da Mayaların tamamen farklı bir mantaliteye sahip olduğunu gösteriyor."

Sabah, 12.05.2012

TARİHİ KİMLİĞİNE KAVŞUYOR

 

 

Beyoğlu’ndaki 416 yıllık Hüseyin Ağa Camii’nin Demirören Grubu tarafından yapılan restorasyon çalışması devam ediyor. Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan, “Restorasyon sonrası cami tarihi kimliğine yeniden kavuşacak” dedi

 

Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki tarihi Hüseyin Ağa Camii’nin restorasyon çalışması sürüyor. Demirören Grubu tarafından üstlenilen çalışmaları yerinde inceleyen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, restorasyonun tamamlanmasıyla caminin tarihi kimliğine yeniden kavuşacağını söyledi.


Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın koordinasyonunda Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Demirören Grubu arasında 2010 yılında imzalanan protokolle başlayan süreçte restorasyon çalışmalarına başlandı. Saha ekiplerinin 2 haftadır yürüttüğü çalışmaları önceki gün yerinde inceleyen Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, çalışmalarla ilgili detaylı bilgi aldı.


Restorasyon çalışmasının ardından caminin tarihi kimliğine yeniden kavuşacağını belirten Demircan, çalışmaları yürüten Demirören Grubu’na da teşekkür etti.

Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 21 Eylül 2011 tarihli proje onayının ardından hızlanan çalışmalar kapsamında ilk olarak cephedeki çimento harçlı eklenti sıvaların ayrılması işlemi yapıldı. Kalem işi desenleri ile hat yazılarının arşivlemesini yapan ekiplerin yapıya sonradan eklenen elemanları temizlemesiyle cami yeniden eski görünümüne bürünecek.

 

1596 yılında yaptırılan cami, II. Mahmud tarafından 1834 yılında ihya edildi. Çıkan yangın nedeniyle uzun süre bakımsız kalan cami yüz yıl sonra Vakıflar tarafından onarıldı. Mihrabının önünde Hüseyin Ağa’nın ve yine Galatasaray ağalarından Davut Ağa’nın kabrinin bulunduğu caminin avlusunda ise Mimar Sinan’ın eseri bir şadırvan bulunuyor.

Milliyet, 12.05.2012

TOPRAK ALTINDAKİ ROMA TİYATROSU

 

 

Bursa İl Özel İdaresi, İznik’te yaklaşık 6 ay önce başlattığı çalışmalar kapsamında, yüzlerce yıldır toprak altında kalmış yaklaşık 1900 yıllık antik Roma Tiyatrosu’nu gün yüzüne çıkarıyor.

 

İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Bilal Çelik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Roma Tiyatrosu’nun bölgedeki en önemli tarihi eserlerden biri olduğunu söyledi.

 

Zaman içinde yıpranan, doğal afetlerde zarar gören ve üzeri toprakla kaplanan tiyatronun bulunduğu bölgede yaklaşık 6 ay önce çevre temizliği başlattıklarını dile getiren Çelik, bu çalışmalarda önemli mesafe aldıklarını bildirdi.

 

Uyuşturucu bağımlılarının barındığı bölgeyi önce tel örgüyle çevirip, güvenliği sağladıklarını anlatan Çelik, şöyle konuştu:

”Ardından temizlik çalışmalarına başladık. Bölgeye birikmiş toprak, çöp ve moloz yığınlarını kaldırmaya başladık. Oradan toprağı kaldırdıkça, aslında çok da bozulmamış bir tiyatronun var olduğunu gördük. İnsanların gözünde sağda solda kalmış 3-5 taş parçası konumundayken, 2 yıl önce başlattığımız çalışmalarla tiyatroyu gün yüzüne çıkarttık. Yüzlerce yıldır toprak altında kalan 1900 yıllık tiyatro yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı.”

 

Çalışmalar kapsamında bugüne kadar 200 bin lira harcandığını belirten Çelik, gelecek yıllar için Bursa Valisi Şahabettin Harput’un direktifleriyle 200 bin lira daha ayırdıkları anlattı.

 

Çelik, çalışmaların aralıksız sürdüğünü vurgulayarak, ”Bu yıl sonunda tamamen Roma Tiyatrosu ortaya çıkmış olacak. Bursa’nın tarihi bir gururu olarak burada tiyatroyu sergileyebilecek duruma geleceğiz” diye konuştu.

 

Roma Tiyatrosu’ndaki çalışmaları yürüten ekibin lideri arkeolog Mustafa Ufuk Gürdal ise tiyatronun, MS 111-112 yılları arasında yapıldığını ve günümüzle karşılaştırıldığında ortalama 1900 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirtti.

 

Tarihi yapının, doğal afetlerden çok etkilendiğini belirten Gürdal, özellikle 1050 yılında meydana gelen ve İznik bölgesini büyük boyutta etkileyen depremde büyük hasar gördüğünü söyledi.

 

Tiyatronun çeşitli etmenler sonucu işlevselliğini kaybettiğini dile getiren Gürdal, ”Özellikle arka bölümde karşımıza çıkan seramik fırınlarının kalıntıları, onun dışında kil havuzları ve bununla bağlantılı olarak su kuyularının tespit edilmesi, bizi geç Bizans ve Türk dönemine kadar uzanan bir süreçte burada seramik atölyelerinin varlığını gösteriyor” dedi.

 

Gürdal, 4 uzman ve 15 işçi ile gerçekleştirdikleri çalışmalarda yaklaşık 4 metre derinlikte dolgu toprak temizlendiklerini anlattı.

 

Tiyatro zeminine ulaşabilmek için yaptıkları sondaj çalışmaları sırasında ortaya çıkan taş blokların üzerinde o dönemde taş ustalarının Latince harflerle bıraktıkları imzaları gördüklerini ifade eden Gürdal, ”Duvar işçiliğinin önemli örneklerinden biri olan tiyatronun gelen olarak mimarisine baktığımızda duvar işçiliğinde harcın kullanılmadığını görüyoruz. Taş blokların harç kullanılmadan demir kenetlerle birbirine bağlanmış olduğunu belirledik. Ortalama 3,5-4 tona ulaşan büyük taş blokların kullanıldığını gördük” diye konuştu.

 

Gürdal, gösteri yapılan yerin iç kısmında kalan, tiyatro binasının içini oluşturan odaları açmaya başladıklarını belirterek, şunları kaydetti:

”Özellikle vomitorium kısmını ve tiyatronun arkasına açılan iki galeriyi ortaya çıkardık. Odalar geçişlerle birbirine bağlanıyor ve tiyatronun arka kısmında bir hat oluşturuyor. Döneminde gösteriye hazırlanan oyuncuların bir tür kulisi olan bu odaları, hazırlıklarını yaptıkları, malzemelerini koyduğu odalar olarak nitelendirebiliriz.”

 

Bu yapının tarihi önemine dikkati çeken Gürdal, ”İznik Roma Tiyatrosu, Güney Marmara bölgesinde 2. yüzyıldan kalan Roma dönemine ait tek tiyatro yapısı. Milli gelire katkısını düşündüğümüz zaman bölgede turizm açısından çok büyük bir önem taşıyor” dedi.

Sabah, 11.05.2012

AKTEMUR BÖLGE TARİHİNE IŞIK TUTTU

 

 

Atatürk Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Yönetim Birimince desteklenen bir proje daha yayınla sonuçlandı. Araştırma, “Ardahan çevresindeki soyut insan heykeli formlu mezar taşları” adıyla kitap halinde yayınlanarak bilim camiasının hizmetine sunuldu.
 

Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyesi, Sanat Tarihçisi Doç.Dr. Ali Murat Aktemur yayınlandığı kitabın içeriği ile ilgili olarak verdiği bilgide, “Tarihi-kültürel geçmişimizle kurduğumuz bağların önemli bir halkası durumundaki mezar taşları, gerek form bakımından gerek üzerlerinde taşıdıkları motifler ve işaretler bakımından değerlendirildiğinde her biri, sanat ve tarih mirası niteliği taşımaktadır” dedi.


Kaynağı Orta ve İç Asya’daki İslamiyet öncesi inançlara göre yapılmış sın taşları (geyik taşı) ve balballara kadar uzanan, İslam İnancıyla birlikte Anadolulu kimlik kazanan, başta çehre olmak üzere vücudun suret veren uzuvlarının soyutlanmasıyla eski Türk mezar taşı geleneğinin soyut insan heykeli formunda devam ettirildiği ifade eden Aktemur, Ardahan yöresi mezar taşlarının Türk-İslam inanç, kültür ve sanatının önemli örnekleri arasında yer aldığını söyledi.
 

“Ardahan çevresindeki soyut heykel formlu kabir taşlarının özellikle Hanefi/Sünni mezhebinden Müslüman Karapapak nüfusa sahip Çıldır ve köylerinde daha yaygın olarak kullanılmış olması dikkat çekicidir”, diyen Aktemur, şunları kaydetti:“Aynı gelenek Kars’ın Arpaçay İlçesi’ne bağlı Karapapak köylerinde de, eski Türk mezar taşı geleneğinin İslami kimliğe büründürülerek verilişinin bir ifadesi şeklinde devam ettirilmiştir. 93 Harbi diye bilinen (1877-1878) Osmanlı-Rus Harbinden sonra, Ağrı-Tutak, Muş-Bulanık, Sivas ve Tokat çevrelerine muhacir olarak yerleşen Karapapaklar, bu geleneği söz konusu yerlere de taşımışlardır. Üzerlerindeki tarihi kayıtlar, soyut heykel formlu kabir taşı geleneğinin yörede Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar yoğun bir şekilde devam ettirildiği, ancak Cumhuriyet’in ilanından itibaren yöreye gelen din adamlarının baskısıyla, bu eski milli geleneğin devamında azalma yaşandığı ve zamanla tamamen terk edildiği, hatta XVIII. yüzyıl sonları – XIX. yüzyıl başlarına ait bazı örneklerin kırılıp parçalandığı gözlenmektedir.”
Aktemur, “Ardahan çevresindeki soyut insan heykeli formlu mezar taşları” adlı kitabın Güzel Sanatlar Fakültesi’nden temin edilebileceğini kaydetti.

Erzurum Gazetesi, 11.05.2012

PERRE ANTİK KENTİNDEKİ BAZI ESERLERE KORUMA YAPILDI

 

 

Kommagene Uygarlığı’nın beş büyük kentlerinden birisi olan Perre antik kentinde bazı eserlerin korunması ve ziyaretçilerin zarar görmemesi için koruma yapıldı.

 

Perre antik kentinde bu yıl düzenlenecek sosyal etkinliklerin sayısının çok olması nedeniyle ziyaretçilerin temasıyla zarar görebilecek yerler ile ziyaretçilerin gezisi sırasında düşme ihtimali olan yerler Müze Müdürlüğü tarafından yaptırılan demir kapı ve korkuluklarla kapatıldı.

 

2009 yılındaki kazılarda ortaya çıkartılan üç kartal ve yazıtın bulunduğu, üzerinde mozaikli bazilika (kilisenin küçüğü) olan Kartallı Oda’ya demir kapı ve pencere, 2007 yılındaki kazılarda ortaya çıkan yerin altına 44 basamakla inilen sarnıcın giriş ve üst kısmında bulunan su kuyusuna demir korkuluk, 2008 yılında ki kazıda ortaya çıkan fırın yapısının üzerine çatı yapıldı.

 

Adıyaman Müze Müdürü Fehmi Eraslan, Perre Antik Kent’in kültürel amaçlarla kullanılmaya başlanıldığını ve bu nedenden dolayı bazı yerlerde koruma amaçlı çalışma yaptıklarını belirtti.

 

Fehmi Eraslan, “Bu yıl baharla birlikte burada sosyal ve kültürel etkinlikler olacak. Buraya gelen ziyaretçilerin gezileri sırasında üzücü bir olay olmaması ve bazı eserlerin korunması adına böyle bir çalışma yapıldı. Hem eserlerin korunması hem de ziyaretçilerin güvenliğini sağlamak istedik. Perre Antik Kent Çevre Düzenlemesi planıyla birlikte bu koruma demirleri daha estetik yapılabilir” dedi.

haberler.com, 11.05.2012



6 - 12 Mayıs 2012

ELVIS TABLOSU UCUZA GİTTİ

 

Amerikalı pop art ikonu Andy Warhol’un, Elvis Presley’i kovboy olarak tasvir ettiği ‘Double Elvis’ tablosu, önceki gün New York’taki Sotheby’s Müzayede Evi’nde yapılan açık arttırmada 37 milyon dolara satıldı. Tablonun 50 milyon dolara alıcı bulması bekleniyordu, ancak bu rakama ulaşılamamısı hayal kırıklığı yarattı. 1963 yılında Los Angeles’taki Ferus Galeri’de sergilenen Elvis Presley konulu tablolardan 21 tane daha var. Bunların dokuzu halen çeşitli müzelerde sergileniyor. ‘Pop Art’ın babası’ olarak tanınan Warhol’un 1963-64 yıllarında yaptığı ‘Self-Portrait (Otoportre)’ adlı tablosu, geçen yıl 38.4 milyon dolara satılmıştı.


Bir başka ünlü pop art’çı Roy Lichtenstein’ın 1964 tarihli ‘Sleeping Girl’ adlı tablosu ise 45 milyon dolara satılarak pop art rekoru kırdı.

Radikal, 11.05.2012

LEVHALAR TEHLİKE SAÇIYOR

 

  

 

Eskişehir'in Seyitgazi İlçesi'ndeki Seyyid Battal Gazi Külliyesi'nde yerinden kopan bakır levhalar tehlike saçıyor.

 

Seyit Battal Gazi Türbesi'nde Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından geçen yıl yapılan restorasyon çalışmaları ülke genelinde eleştirilere maruz kalmıştı. Ancak, yapılan tüm çalışmalara rağmen külliye giriş kapısı üstendeki levhalar bir bir yerinden kalkmaya başladı.

 

Bu duruma tepki gösteren ziyaretçiler ve Seyitgazililer ''Seyit Battal Gazi Vakfı acaba bunlardan haberdar değilmi? Neden ilgilenen yok? Bu levhaların görüntüsü külliyeye hiç yakışmıyor. Ayrıca, olası levhalar birilerinin üzerine düşecek olsa bundan kim sorumlu olacak? Sorunun biran önce çözülmesini, Külliye'nin Seyyit Battal Gazi'nin adına yakışır bir hale getirilmesi istiyoruz diyerek tepkilerini dile getirdiler.

Eskişehir,10.05.2012

TARLADA BİR OSMANLI KÖYÜ

 

 

15. yüzyılda bir Osmanlı köyü nasıldı? Bu sorunun cevabı için çıkmıştık yola. Karşımıza, Eskişehir’de, adı bugün unutulmuş, üzerindeki yüzlerce seramiği ile artık tarla olmuş bir Osmanlı köyü çıktı.

 

Höyükleşen bu Osmanlı yerleşmesi Eskişehir İnönü İlçesi'nde bulunan Aşağı Kuzfındık Köyünün 3 kilometre batısındaki vadide yer alıyordu. Köy, Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün 2009 yılında gerçekleştirdiği Kanlıtaş Höyük ve Civarı Yüzey Araştırması’nda tespit edildi. Yarpınarları mevkiindeki yerleşme, ortasından Porsuk Çayı’nın kollarından Kocadere’nin geçtiği bir vadinin yamacında yer alıyor; Batı Anadolu’nun Kalkolitik dönemine ait önemli höyüklerinden biri olan Kanlıtaş Höyük de yine aynı vadide bulunuyor.

 

Eskişehir bölgesinde önceden yaptığım araştırmalar sırasında, Osmanlı kırsal yerleşimlerinin bazı örneklerde, höyüklerin çevresindeki düzlük alanlarda kurulduğunu gözlemledim. Yarpınarları mevkiinde bulunan bu yerleşme tipi de aynı tipolojiye uyuyor. Belirlenen parsellerde sistematik yüzey toplaması, seramik buluntularının yerleşmede nasıl bir yoğunluk taşıdığını ve yerleşimin ne kadarlık bir alana yayıldığını çok net göstermiştir.

 

Bugün yoğun tarım yapılan yerleşme üzerinde, püskürmüşçesine gün yüzüne çıkan el yapımı gündelik mutfak seramiklerinin, yine bölgede Osmanlı Devleti’nin bağımsızlık hutbesinin okunduğu Eskişehir Karacahisar Kalesi kazısında ortaya çıkan seramik buluntuları ile aynı özellikleri taşıması, bu kırsal Osmanlı yerleşmesinin de kale yerleşmesi ile çağdaş olduğunu gösteriyor. Kaba, el yapımı, astarsız, kırmızı hamurlu bu kaplar genelde ağızdan genişleyen tarak baskı bezemeli tutamaklara sahip yuvarlak gövdeli ya da yayvan dışa dönük ağızlı derin pişirme kapları şeklindedir. Bunların yanı sıra yeşil ve türkuvaz sırlı tek renkli ve Milet işi bazı parçalar da bulunmuştur. Bütün bu arkeolojik veriler üzerinden yerleşimi 13. yüzyıl sonu ve 16. yüzyıl başına kadar devam eden Osmanlı klasik dönemine tarihlendirebiliriz.

 

Günümüzde Aşağı Kuzfındık Köyüne ait vadideki bu erken dönem yerleşmesinin ismi doğal olarak yerel bellekte bilinmiyor. Yerleşmenin, tahrir kayıtlarında geçen ama bugün neresi olduğu bilinmeyen Karacaali nahiyesi ile ilişkili olabileceği düşünülebilir. Karacaali Köyünün belgelerden öğrendiğimiz kadarıyla hikayesi de toponimik (yer adları bilimi) anlamında Kanlıtaş ya da Kanlıkavak ile ilişkilendirilebilecek bir anlatıdır. Karacaali Köyü 1455 yılında yapılan tahrire göre serpiyade Umur Bey tarafından kurulan ve onun tasarrufunda olan bir yerleşimdi. Ama 11 yıl sonra yeniden yapılan bir tahrirde anlatıldığına göre, Umur Bey sefere katılmamış ve ağır suç sayılan bu durumdan dolayı öldürülmüştü. Umur Bey’in nasıl öldürüldüğü tam olarak bilinmese de, Karacaali Köyünün bu şekilde bir anlatısının oluşu ve 16. yüzyıl sonrası belgelerde bu köyün isminin geçmemesi Kanlıtaş Höyük ve çevresinin Osmanlı döneminde Karacaali Köyü olabileceğini düşündürüyor.

 

Kanlıtaş Höyük’ün çevresinde bulunan Osmanlı köyü, ülkemizde Osmanlı arkeolojisinin gelişimine katkı sağlayacak bir yerleşim. Özellikle seramiğe bağlı maddi kültürünün çok net bir şekilde Osmanlı klasik dönemine tarihlenmesi, hem erken dönem Osmanlı tarihi için hem de Osmanlı arkeolojik veritabanı için çok önemli bilgiler barındırıyor.

Atlas, Haber: Fahri Dikkaya, 10.05.2012

2800 YILLIK TABLETTE YENİ DİL

 

 

İngiliz bilim adamları, Türkiye sınırları içinde yeni bir dil keşfetti.


Diyarbakır’da çalışmalarda bulunan Alman ve ABD’li bilim adamlarının sonuçlarını inceleyen Cambridge Üniversitesi mensubu arkeologlar Ziyaret Tepe civarında bir tablet buldu. Yaptıkları incelemede en az 2800 yıllık olduğu tespit edilen tablet tarih ve arkeoloji dünyasında heyecan yarattı. Uzmanlar tablet için “Tarihin ilk ‘barbarları’nın etnik ve kültürel geçmişlerine ışık tutabilen bir belge” yorumunu yaptı. İncelemelere devam eden bilim adamları, tablet üzerinde kullanılan dile ait örneklerin daha önce görülmediğini bildirdi. Tablette Ushimanay, Alagahnia ve Bisoonoomay gibi isimler yer alıyor. Zagros Dağları’nda yaşayan kadınların bu bölgeye inerek çalıştıkları tahmin ediliyor. Arkeoloji Sanat Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Nezih Başgelen ise tabletin bölgede bulunan en eski yazılı kaynaklardan birisi olduğunu olduğunu ifade ederek VATAN’a şu açıklamaları yaptı, ”Önemli bir Assur yerleşimi de olan Diyarbakır yakınlarındaki Ziyarettepe’de (Tushan) bulunan bu tablet Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşayan medeniyetler içinde bulunan en eski yazılı kaynaklardan birisidir. Gene Assur’da bulunmuş bir tablette I. Salmanassar’ın (MÖ 1263-1234) sözkonusu coğrafyada kendisine karşı ayaklanan ülkelere ve halklara karşı yaptığı sefer ayrıntılı bir şekilde anlatılmakta.“

Vatan, 10.05.2012

TEKKEKÖY TURİZM MERKEZİ OLACAK

 

 

Karadeniz’de insanlığın ilk yerleşkesi olan MÖ 600 bin yıllarına ait Tekkeköy mağaralarında kazı çalışmaları yeniden başladı.

 

Karadeniz de insanlığın ilk yerleşkesi olan MÖ 600 bin yıllarına ait Tekkeköy mağaralarında en son 1941 yılında yapılan arkeolojik kazı çalışmalarına yeniden başlıyor. Mağaraların çevresini temizleten Tekkeköy Belediyesi, ardında da kazı çalışmalarını başlatacak.

Tekkeköy Belediye Başkanı Hayati Tekin, “Tekkeköy, Türkiye’nin gözde turizm merkezlerinden biri haline gelecek Tekkeköy mağaralarını tüm dünya tanıyacak.” dedi.

 

Tarihi mağaralarda incelemelerde bulunan Tekkeköy Belediye Başkanı Hayati Tekin, 71 yıl sonra kazıların kaldığı yerden devam edeceğini kaydetti. Mağaraların restorasyonuna yönelik projeye temizlik çalışmasıyla başladıklarını ifade eden Başkan Tekin, “Kuruldan aldığımız izinler doğrultusunda bölgeyi güvenlik çemberine alıyoruz. Kamera ve güvenlik sistemleri ile oturma guruplarını ilk olarak kuracağız. Bu ayın yirmi beşinde kuruldan diğer projelerde geçecek, bunun yanında bizler diğer kısımlardaki çalışmalarımıza devam edeceğiz. Yapacağımız işler çok fazla seyyar konteyner tuvaletler ve oturma gurupları bugün yarın geliyor. Yollara ve oturma guruplarının altına koyacağımız taş malzemelerde bir taraftan hazırlanıyor. Ağaçların kesilmesi, çevrenin temizlenmesi ve çalılar ile bitki örtüsünün kaldırılması ile ilgili çalışmalarımız dünden beri devam ediyor.” dedi.

 

Çalışmalarla görülmeyen ve tespit edilemeyen birçok merdiven ve irili ufaklı mağaraların ortaya çıktığını söyleyen Başkan Hayati Tekin, “Yakın döneme ait küp ve kalıntı parçaları bulduk. Bu parçaları toplayıp birleştirerek oluşturacağımız müze evlerde sergileyeceğiz. Daha işin başındayız bu alan 360 bin metre karelik bir arkeoloji vadisi. Çalışmalarımız yoğun bir şekilde sürüyor insanlığın ortak mirası olan bu yer tüm insanlığa hayırlı uğurlu olsun.” ifadelerini kullandı.

Sabah, 10.05.2012

AYDINTEPE'DEKİ YERALTI ŞEHRİ TURİZM MERKEZİ OLACAK

 

 

Bayburt'un Aydıntepe İlçesi'nde bulunan 'yeraltı şehri' çıkışının çevre düzenlemesi için çalışma başlatıldı. Aydıntepe Yeraltı Şehri, Bayburt'un 25 kilometre kuzeybatısında yer alıyor.

 

Aydıntepe Belediye Başkanı Orhan Eraslan, "Yer altı şehrinin çıkışında şu anda hafriyat çalışmaları yapıyoruz. Yeraltı şehrinin çıkışından Aydıntepe Kalesi’ni merdivenler ile birleştireceğiz. Buradan gelen ziyaretçiler, Aydıntepe Kalesi'ne çıkarak Aydıntepe ovasının eşsiz manzarasını izleyebilecek. Çıkışın hemen üzerinde çay bahçesi ve misafirhane kuracağız." dedi.

 

Çevre illerden gelen ziyaretçiler, Aydıntepe Yer Altı Şehri’ni gezmeye devam ediyor. Trabzon’dan gelen bir grup ziyaretçi, yer altı şehrini ilk defa gezeceklerini, meraklı olduklarını ifade etti.

 

Romalılar tarafından kovulan ilk Hristiyanların bu bölgeye geldikleri ve sığındıkları, yeraltı kentinin de bu erken Hristiyanlık dönemine ait olabileceği belirtiliyor.

Turizm Gazetesi, 10.05.2012

KAŞ'TA TAPINAK BULUNDU

 

 

Antalya'nın Kaş İlçesi'nde, daha önce üç duvar görülen alanda yapılan kazıda, tapınak olduğu tahmin edilen 18 metre uzunluğunda, 13 metre genişliğinde, Likya dönemine ait bir yapı ortaya çıkarıldı.

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, geçen şubat ayında Kaş'ta yaptığı incelemeler sırasında, Patara kazıları Başkanı Prof.Dr. Havva İşkan Işık ile Prof.Dr. Fahri Işık'tan aldığı bilgi doğrultusunda, üst kısmı görülen üç duvarın önemli bir arkeolojik kalıntıya ait olabileceğini belirterek, bölgede kazı yapılması talimatı verdi.

Bunun üzerine Antalya Müze Müdürlüğü'nce, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Fahri Işık'ın bilimsel danışmanlığında kazı yapılması kararlaştırıldı.

Kaş Belediye Başkanı CHP'li Abdullah Gültekin maddi destek sözü verince mart ayı başında kazıya başlandı.

Antalya Müzesi'nden arkeolog Jülide Kayahan'ın başkanlık ettiği kazıda, Likya Uygarlığı'nın Antiphellos Kenti'ne ait Helenistik yapı ortaya çıkarıldı.

Yaklaşık ik aydır süren kazıda 3.5 metre derinliğe inilerek, 18 metre uzunluğunda, 13 metre genişliğindeki yapı ortaya çıkarıldı. Yapının 'Geç Helenistik Dönem'e ait iki girişli veya iki bölümlü bir tapınak olduğu tahmin ediliyor.

Prof.Dr. Fahri Işık, yapının iki kardeşe adanmış bir tapınak olabileceğini, kazının başında akıllarına gelen, yapının yerel meclis binası olma ihtimalinin, oturma sıraları bulunmadığı için ortadan kalktığını kaydetti.

Yapının Doğu Roma Dönemi'nde MS 5'inci yüzyılda yeniden kullanıma açıldığının tahmin edildiğini ve içinden 18 mezar çıkması nedeniyle MS 5'inci yüzyıla kadar mezarlık olarak kullanıldığının anlaşıldığını anlatan Prof.Dr. Işık, tapınağın yanında da bir yağhane bulunduğunu açıkladı.

Likya'nın çok özgün bir yapısı
Prof.Dr. Işık, kazıya turizm mevsiminin başlaması nedeniyle ara verildiğine işaret ederek, kazının eylül sonu veya ekim ayı başında yeniden başlayacağını belirtti.

Prof.Dr. Fahri Işık, "Amacımız, ekim ayından sonra yapının çevresini açmak. Böylece, hiç kuşkusuz sadece Kaş'ın değil, aynı zamanda Likya'nın çok özgün, çok özel bir yapısını tümüyle açığa çıkarmış olacağız. Yapının işlevi ve tarihi konusunda, çevresi de açıldıktan sonra kesin bir şey söyleyebilecek durumdayız. Ama bildiğim bir şey varsa, Likya, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile Kaş Belediyesi'ne çok şey borçlu. Kaş, Bakan ve Başkan'ın girişimleri sonucu çok güzel, çok özgün bir yapı kazandı" diye konuştu.
Cnn Türk, 10.05.2012

KORUMA KURULU BARAJDA BOĞULDU

 

 

Ilısu ve Yortanlı barajlarının gölgesinde kalan Hasankeyf ve Allianoi için kötü haber. Yeni kararla Koruma Bölge Kurulu barajların tamamlanmasını uygun görmese dahi baraj faaliyete geçecek.

 

Batman'da Ilısu Barajı'nın suları altında kalacak olan Hasankeyf'e bir darbe de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'ndan geldi. Yüksek Kurul, yeni aldığı bir ilke kararıyla koruma bölge kurullarını by-pass etti. Yeni karara göre, Hasankeyf ile ilgili tasarrufta bulunan Koruma Bölge Kurulu, barajın tamamlanmasını uygun bulmasa dahi, Ilısu Barajı faaliyete geçebilecek. Aynı durum Allianoi Antik Kenti'nin bulunduğu bölgede inşaa edilen İzmir Yortanlı Barajı için de geçerli olacak. Yapılan değişiklikle, Bölge Koruma Kurulları'nın 'faaliyete geçmesi uygundur' kararı beklenmeden, baraj projeleri tamamlanarak hizmete açılabilecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, 2010 yılında Baraj Alanlarından Etkilenen Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunması'na ilişkin bir karar almıştı. Kararda, 'Yapımına başlanmış veya tamamlanmış ancak faaliyete geçmemiş, baraj inşaatlarında, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının ve arkeolojik sit alanlarının korunmasına ilişkin konuların Bilim Komisyonunun çalışma ve önerileri doğrultusunda ilgili koruma bölge kurulunca değerlendirilmesi' hükmü yer alıyordu. Kararda ayrıca, 'Koruma bölge kurulu tarafından barajların tamamlanarak faaliyete geçmesinin uygun bulunması halinde, taşınmaz kültür varlıklarının ve arkeolojik sit alanlarının korunmasına ilişkin önerilerin, Bilim Komisyonunun önerileri doğrultusunda hazırlanan projelerin değerlendirilmek üzere koruma bölge kuruluna sunulmasına, koruma bölge kurulunun alacağı karar doğrultusunda korumaya ilişkin uygulamaların ivedilikle gerçekleştirilmesine' ifadeleri bulunuyordu.


Yüksek Kurul, 10 Nisan 2012'de yeniden toplanarak, bu kararını iptal etti ve yeni bir ilke kararı aldı. Kararda, 'Türkiye'deki su kaynaklarının doğru ve yerinde kullanılması için yapımı zorunlu görülen baraj alanları içinde kalan taşınmaz kültür varlıklarının ve arkeolojik sit alanlarının koruma ve kullanma koşulları ile ilgili yeni bir ilke kararına ihtiyaç duyulmuştur.' denildi.


Bu kararda, yapımına başlanmış veya yapımı tamamlanmış ancak faaliyete geçmemiş, inşaata başlandığı aşamada alanında korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları ile arkeolojik sit alanları bulunan baraj inşaatlarında, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarının ve arkeolojik sit alanlarının korunmasına ilişkin konuların ilgili koruma bölge kurulunca değerlendirilmesi hükmüne yer verildi. Ancak, baraj projelerinin hizmete girebilmesi için zorunlu olan ve Koruma Bölge Kurulları'nca verilen 'faaliyete geçmesi uygundur'  kararı, yeni düzenlemeden çıkarılarak by pass edildi.

Akşam, Haber: Volkan Yanardağ, 10.05.2012

 

******


HASANKEYF MAHKEMELİK

 

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun, baraj suları altında kalacak Hasankeyf ve Allianoi için süreci hızlandıran yeni ilke kararı tartışma yarattı.

 

- Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Murat Süslü, alınan kararın bilim kurulundaki üniversite hocaları için olduğunu iddia etti. Akademik takvimlerinin uymadığını gerekçe gösteren hocaların süreci uzattığını belirten Süslü, 'Baraj bitmek üzere. Bilim kurulunun son izni alınacak iş kilitleniyor' dedi.


- Allianoi Girişimi Grubu içerisinde Peyjaz Mimarları Odası'nın avukatı Emre Baturay ise, 'Bu yeni ilke kararıyla koruma kurulları devre dışı bırakılıyor. Kararı dava konusu yapacağız. Koruma kullanma dengesi, kullanma adına bozulmuş. Bu karar, yapılaşma ve kalkınmaya endeksli bir bakış açısının uzantısı' dedi.

Akşam, Haber: Volkan Yanardağ, 10.05.2012

TARİHTEKİ İLK DERBİ: BAMYACILAR - LAHANACILAR

 

 

Fenerbahçe ve Galatasaray arasında oynanacak tarihi derbinin heyecanı günler öncesinden futbolseverleri sardı. Ama, İstanbul'un geçmiş yıllarda daha fanatik taraftarlara ev sahipliği yaptığını, sultanların bile uğruna şiirler yazdığı, ölümüne müsabakalar düzenleyen iki takımın varlığını pek az kişi bilir. Biz de büyük büyük dedelerimizin desteklediği Lahanacılar ve Bamyacıların öyküsünü hatırlatmak için tarihçi Rüknü Özkök ile eski İstanbul spor merkezi olan Sultanahmet'te buluştuk. Askeri eğitimle doğan iki takımın izlerini, bugün farkında olmadan önünden geçtiğimiz anıt ve çeşmelerin üzerindeki lahana ve bamya figürlerinde bulduk. III. Selim'in sıkı bir Lahanacı, II. Mahmut'un ise Bamyacı olduğunu o anıtlardan okuduk.

Rüknü Özkök, "Eski İstanbul'un en çekişmeli müsabakalarının yaşandığı meydana hoş geldiniz" diye karşılıyor bizi. Lahanacılar ve Bamyacıların öyküsünü aktarmaya ilginç bir detayla başlıyor: "Şimdiki derbiler dostluk ve spor adına yapılıyor. Ancak Lahanacılar ve Bamyacılar sarayın Enderun Bölümü'ndeki savaşçı yiğitlerdi ve müsabakalar her an savaşa hazır olmaları ve tekniklerini geliştirmeleri için yapılan, hatta kimi zaman ölümcül olan oyunlardı. İbrahim Paşa zamanında burada yapılan yarışlar düğünlerde, doğumlarda, bayramların üçüncü günü olurdu. Padişah buraya çıktığı zaman yarışlar başlardı. İbrahim Paşa idam edildikten sonra burası Acemi Oğlanlar Kışlası oldu. Acemi Oğlanlar Kışlası'nda iki tür eğitim görür çocuklar. Bir tanesi kitabi bilgiler, diğeri de okçuluk, denizcilik, atıcılık gibi çeviklik, güç, kudrete dayanan eğitimdir. Törenlerde, eğlence zamanlarında birkaç çeşit yarış olurdu. Mesela maket kaleler yapılır; kalelerin fethedilmesi, ele geçirilmesi gibi oyunlar oynanırdı. Okçuluk yarışları yapılırdı. Rivayete göre yarışları izleyen bir elçi hayretler içinde kalıp 'Yarışlarınız böyleyse savaşınız kimbilir nasıldır?' demiş.

İşte o yarışlarda ezeli rakip olan Lahanacılar ve Bamyacıların tarihi çok daha eskilere dayanıyor. Yıldırım Bayezid'in oğlu Çelebi Mehmet, babası ve Timur arasında 1402 yılında gerçekleşen savaştan büyük dersler aldı. Yıllar sonra tahta geçtiği zaman, o savaşta kavradığı süvari birliklerinin önemi sayesinde güçlü birlikler kurmaya karar verdi. Amasya'ya çekilen Çelebi Mehmet, 200 süvariyi diğer adıyla 'cündi'yi talimine aldı. Bunların bir kısmı kendi adına bir kısmı ise oğlu Murad adına talim yapıyorlardı. Kısa sürede rakip haline gelen cündilere isim de takıldı. Amasya'nın bamyası meşhur olduğu için Mehmed'in takımına Bamyacılar, Merzifon'un da lahanası meşhur olduğu için Murad'ın takımına Lahanacılar adı verildi. Bu iki takım saray bahçesinde ve bazen de halka açık meydanlarda cirit dışında güreş, okçuluk, mızrak, top ve labut atma gibi yarışlara da girişirtiler. 'Haydi bamya, bastır lahana' ya da 'Lahanaya kuvvet bamyaya lezzet' tezahüratları yankılandı yüzyıllarca." "Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u aldıktan ve Topkapı Sarayı yapıldıktan sonra o yarışmaların padişah huzurunda Topkapı Sarayı'nın sağında solunda yapıldığı bilinmektedir" diye devam ediyor anlatmaya Özkök: "Mesela Lahanacılar, yeşil pantolon, yeşil gömlek, yeşil bayrak; Bamyacılar ise kırmızı pantolon, kırmızı gömlek, kırmızı bayrak taşırlardı. Cirit oyunları yaklaşık 20-21 kişiyle olurdu. Enderun'da bulunan Lahanacılar'ın, Bamyacılar'ın yarışmaları hem kalite olarak üst düzeyde hem de biraz daha profesyonelce olmaktaydı. Çünkü onlar o yarışmalarda kendilerini gösterdiği ölçüde daha üst makamlara çıkabilirlerdi."

Sarayda cuma namazından sonra gerçekleşen müsabakaları halkın takip etmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Rüknü Özkök, "Ancak özellikle bayramlarda, eğlencelerde gerçekleşen mücadeleler halka açık meydanlarda olur, büyük halk kitlesi de bunları yakından takip ederdi. Saraydaki yarışlarda padişahın huzurunda ve saray adabı gereği kimsenin tezahürat yapacağını düşünmüyorum ama meydanların Lahanacılar ve Bamyacılar diye bağırdığını tahmin ediyorum. Çünkü özellikle padişahın desteklediği takımın taraftarı da çok olurdu" diyor.

Konu taraftarlığa gelince padişahların da zaman zaman fanatik taraftar olduğunu kaydediyor Rüknü Özkök. Öyle ki takımını destekleyen padişahlar sarayın bahçesine tuttuğu takımın anıtını bile diktirmiş. Topkapı Sarayı'nın Bab-ı Hümayun Kapısı'ndan sağa inen yol üzerinde, biri bamya diğeri ise lahana motifleriyle süslü iki dikili taş göze çarpıyor. Padişah III. Selim, 1790'da cündilerden birinin 434 adımdan tüfekle bir yumurtayı vurması üzerine anıtı diktirmiş, üzerine de bir lahana figürü koyduruvermiş. Bamya Anıtı'nı ise II. Mahmut, yetiştiği Bamyacılar Ocağı'nın anısına 1811'te yaptırmış. Anıt yapıldığında üstünde bir bamya figürü varmış, fakat şu an mevcut değil. Topkapı Sarayı'daki kadar net bir başka kalıntının daha günümüze ulaştığını belirten Rüknü Özkök ile birlikte Çengelköy'e doğru yola çıkıyoruz. Çengelköy'deki Sabancı Polis Karakolu'nun önünde, kurnası kaldırımın altında kalmış ve üzeri yeşille boyanıp yazıları silinmiş bir çeşmeye götürüyor bizi. Tepesinde koskoca bir lahananın bulunduğu çeşmenin üzerindeki yazıyı zar zor okuyan Özkök, "Kavas Ağası Ahmet'e ait bir hayratmış. 1850'ler olabilir. İşte o zamanlar taraftarlar bağlılıklarını böyle gösterirlermiş" diyor.

Sabah, Haber: Nurdeniz Erken,10.05.2012

 87 MİLYON DOLARA İÇİNİ DIŞINA VURDU

 

 

Soyut ekspresyonizm akımının önemli temsilcilerinden Mark Rothko'nun tablosu, açık artırmada 86,9 milyon dolara satıldı. New York'taki Christie's müzayede evinde yapılan açık artırmada Rothko'nun 1961 yılında yaptığı "Turuncu, Kırmızı, Sarı" adlı eseri, şimdiye kadar bir çağdaş sanat eserine verilen en yüksek fiyata alıcı buldu.

 

Amerikalı hayırsever David Pincus'un koleksiyonunda yer alan ve uzun bir süredir Philadelphia Sanat Müzesi'nde sergilenen eseri kimin aldığı açıklanmadı. Christie's Satış Müdürü Laura Paulson, tablonun 1970 yılında yaşamını yitiren Rothko'nun sanatının en canlı örneklerinden biri olduğunu söyledi. 2008'de Françis Bacon'ın "Triptych" adlı eseri, 86,3 milyon dolara satılmıştı.

Yeni Şafak,10.05.2012

CAMİLERİN YERİNE EV!

 

 

Amasya’da 1928 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla cami ve mescitlerin vatandaşlara satılması sonucu yerlerine ev yapıldığı, ayrıca camilerle vakıf eserlerinin ambar olarak kullanıldığı ortaya çıktı.

 

O dönemde şehirdeki tüm mescit ve camilerin tasniflerinin istendiğini belirten Araştırmacı - Yazar Hüseyin Menç, “Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde kayıtlı olan belgede de yer aldığı gibi Amasya’da şimdiki adıyla ‘Bağ Helkıs’ olan Nergiz Mahallesi, Kurşunlu, Hacıilyas, Köyceğiz, Recep, Karataş mahallerindeki mescitlerin harap ve yıkılmaya yüz tutmalarından dolayısıyla müftülükçe tasnif harici bırakıldığı gibi, bunların civarında mahallenin ihtiyacı olan camiler bulunması nedeniyle tekrar tamir edilmelerinin lüzum olmayıp mescitlerin satılması Evkaf Umum Müdürlüğü’nün 25 Kasım 1928 tarih ve 57993/139 numaralı yazılarıyla yapılan teklifi üzerine İcra Vekilleri Heyeti’nin 19 Aralık 1928 tarihli toplantısında uygun bulunup kabul edilmiştir. 9 bakan ve başvekil İsmet İnönü’nün imzasını taşıyan kararname Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal tarafından da imzalanmış ve yürürlüğe girmiştir” dedi.

 

Yine aynı dönemde söz konusu kararnamede yer almayan Şehirüstü Mahallesi’ndeki Uzunyol ve Çeribaşı Camilerinin de daha sonra satışa çıkarıldığına işaret eden Menç, mescit veya camileri arsa niyetine satın alanların hiçbiri iflah olmadığına dikkat çekti.

 

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki savaş ortamı nedeniyle özellikle erkek nüfusun cephelere gittiğini anımsatan Menç, “Kullanılmayan abideler zamanın şartlarına göre tahıl ambarı olarak kullanılmıştır. Bunlardan biri Selçuklu Dönemi’nin en önemli eğitim kurumu olan Gökmedrese Camisi tahıl depolanıp silo gibi kullanıldı. Çevre köylerden at arabalarıyla getirilen buğdaylar istiflendi. Camilerin depo olarak kullanılmasına bir örnek daha verecek olursak 1242 tarihli Burmalı Minare Camisi savaş şartları ve ibadet edenlerin sayısında azalma göstermesinden sonra şehirde fazla olarak değerlendirilen camiler arasında yer almıştır. Bu nedenle Burmalı Minare Camii, Ziraat Bankası’nın ihtiyaç duyduğu tarım aletlerinin deposu yapılmıştı. Prof.Dr. Semavi Eyice’nin yaptığı tespitlere göre, Burmalı Minare uzun süre terk edilerek harap olmaya bırakılmış, 1930’lu yıllarda da Ziraat Bankası’nın tarım aletleri ambarı olarak kullanılmıştır” şeklinde konuştu.

 

Şehirdeki vakıf eserlerinden biri olan 1308 tarihli İlhanlılar tarafından yaptırılan Bimarhane’nin de kereste deposu olarak ve kısa bir süre de Amasya müze deposu olarak kullanıldığını kaydetti.

Amasya Kent Haber, 10.05.2012

BURSA'NIN SURLARI AÇIĞA ÇIKIYOR

 

 

Bursa Büyükşehir Belediyesi´nin tarihi mirasın yeniden canlandırılması çalışmaları kapsamında başlattığı "Sur Projesi"nde, Yokuş Cadde Kapı rekonstrüksiyon çalışmaları da tamamlanma aşamasına geldi.

 

Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Tahtakale bölgesinde yer alan ve restorasyon çalışmaları son aşamaya gelen Yokuş Cadde Kapı surlarında incelemelerde bulundu. Saltanat Kapı, Fetih Kapı ve Yer Kapı´dan sonra Yokuş Cadde Kapı´da da çalışmalarda sona gelindiğini belirten Başkan Altepe, "Yokuş Cadde Kapı surlarını 10 gün içerisinde halkın kullanımına sunmayı hedefliyoruz. Devamında da Kaplıca Kapı ve Zindan Kapı surlarını restore edeceğiz. 1-2 yıl içerisinde, Bursa´nın surları tamamen ayağa kalkmış olacak" dedi.

 

Büyükşehir Belediyesi Tarihi ve Kültürel Miras Projeler Danışmanı Aziz Elbas ve müteahhit Mahmut Sabuncuoğlu'dan proje hakkında bilgiler alan Başkan Altepe, Bursa'nın en eski eserleri olan tarihi surların ortaya çıkartılması konusundaki çalışmaların hızla sürdüğünü söyledi. Sur projesi kapsamında ilk olarak Saltanat Kapı'yı, ardından da Fetih Kapı ve Yer Kapı'yı ayağa kaldırdıklarını ifade eden Başkan Altepe, "Yokuş Cadde Kapısı, daha önce restore ettiğimiz Yer Kapı'nın hemen bitişiğinde yer alıyor. Bu kapıdaki faaliyeti geçtiğimiz sezonda başlatmıştık. Öncelikle surlar önünde bulunan tüm binaları kamulaştırdık. Kamulaştırmadan sonra binalar ortadan kaldırıldı ve ortaya tüm çıplaklığıyla 2300 yıllık surlar çıktı. Ondan sonra buradaki inşaatımız başladı. 1870'li yıllardaki gravürlerden elde ettiğimiz orijinal şekliyle kapının rekonstrüksiyonu gerçekleştirilmiş oldu. Çevre, iç ve dış düzenlemeleriyle birlikte tüm bölge elden geçirildi" diye konuştu.

 

Yokuş Cadde Kapısı'ndan sonra sırasıyla Kaplıca Kapı ve Zindan Kapı rekonstrüksiyon çalışmalarının da başlayacağını ve 1-2 yıllık süre içerisinde Bursa surlarının tamamen ayağa kaldırılacağını belirten Başkan Altepe, "Bursamız bir tarih başkenti, birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan önemli bir dünya kentidir. Büyükşehir Belediyesi olarak, Bursa'nın kent ziynetlerini, geçmiş medeniyetlerin izlerini ve birikimlerini birer birer ortaya çıkartmaya devam edeceğiz" dedi.

 

Ortaya çıkarılan surların bölgeye ayrı bir güzellik ve özellik katmasını istediklerini anlatan Başkan Altepe, Yokuş Cadde Kapısı'ndan sonra, Kaplıca Kapı ve Zindan Kapı çalışmalarına da başlanacağını ifade ederek, "Önümüzdeki 1-2 yıl içerisinde Bursa'nın surları tamamen ayağa kalkmış olacak. Araçlarıyla Yokuş Cadde Kapısı'ndan Yer Kapı'ya ve Pınarbaşı'na doğru çıkan Bursalılar, bu güzelliği fark edecekler" şeklinde konuştu.

Arkitera, Haber: Emine Merdim Yılmaz, 09.05.2012

2 BİN YILLIK KAYA MEZARDA TABAN MOZAİĞİ BULUNDU

 

 

Şanlıurfa'da Balıklıgöl yerleşkesi ile ''Amazon Kraliçeleri''nin av sahnelerinin tasvir edildiği kazı alanının yakınlarında bulunan gecekonduların yıkılmasıyla gün yüzüne çıkarılan mağaralardan birinde ''Geç Roma'' dönemine ait taban mozaiği bulundu.

 

Şanlıurfa Belediyesi'nce, Balıklıgöl çevresindeki tarihi mekanların ortaya çıkarılıp, turistik amaçlı kullanılması çalışmaları kapsamında Kızılkoyun Mahallesi'ndeki arkeolojik sit alanında, geçen yıl ''Kızılkoyun Kentsel Dönüşüm'' projesi uygulanmaya başladı.
 
Bu kapsamda Haleplibahçe ile Balıklıgöl yerleşkesi arasında kalan 422 gecekondunun yıkımının yapılması için istimlak çalışmaları başlatıldı. Aradan geçen sürede 400 civarında ev ve iş yerinin yıkımı gerçekleştirilirken, veraset sorunu yaşanan ve mahkeme süreci devam eden birkaç ev ile iş yerinin yıkımının da kısa sürede yapılması planlanıyor.

 

Kazı çalışmalarının yürütüldüğü alanda her biri yaklaşık 2 bin yıllık olduğu tahmin edilen 48 mağaradan birinde bulunan taban mozaiği, Şanlıurfa Müze Müdürlüğü'nce bilimsel bir yöntemle çıkarıldı. Yaklaşık 6 metrekarelik mozaik, restorasyon çalışmalarının ardından sergilenecek.
             
Şanlıurfa Müze Müdürü Müslüm Ercan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''Şu ana kadar tespit edilen 48 tane kaya mezardan birinde MS 3. yüzyıla tarihleyebileceğimiz, yüksek kaliteli ve geometrik şekilli mozaik tespit edildi'' dedi.

 

Müze Müdürlüğü olarak söz konusu alanda başlattıkları çalışma sonucunda mozaiği çalınma riskine karşı bilimsel bir yöntemle kaldırıp, restorasyon için Şanlıurfa Müzesi'ne taşıdıklarını aktaran Ercan, restorasyonun ardından eserin aynı müzede sergileneceğini söyledi.

 

Yaklaşık 6 metrekarelik alanı kaplayan mozaiğin bulunduğu yerin bir kaya mezar olduğuna değinen Ercan, şunları kaydetti:

''Söz konusu mozaikler, 3 klineli (Ölü yatağı) bir aile mezarının tabanında bulundu. Tabanı süsleyen geometrik desenli bir mozaik. Ancak sadece geometrik şekiller var. Biz aslında bir yazıt veya MS 3. yüzyılın kültürünü, giysilerini yansıtan bir figür olabilir mi? diye düşünüyorduk ama maalesef sadece geometrik şekiller var. Ancak mozaiğin kalitesi çok yüksek.''

 

Müslüm Ercan, söz konusu bölgede kazı çalışmalarının tamamlanma aşamasında olduğunu, yapılacak protokolle kazısını tamamladıkları kaya mezarların yerini Şanlıurfa Belediyesi'ne teslim edeceklerini, böylece bu alanların turizme kazandırılacağını kaydetti.

Akşam, 09.05.2012

ORTAYLI: TÜRKLER TARİH YAZMAYI BİLMEZ!

 

 

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’na (YURTKUR) bağlı Ankara ’daki yurtlarda kalan öğrencilerle Ankara Mehmet Akif Yurdu’nda bir araya gelen İlber Ortaylı, tarih bilincini dikkat çekti. Prof.Dr. Oltaylı, Türklerin tarih yapan bir millet olduğunu ancak tarih yazmayı bilmedini belirterek, tarihi yapmak kadar tarih yazmanın ve korumanın da önemli olduğunu vurguladı.

Tarih bilincinin eksikliğinin kirlenmeye neden olduğunu, turistik fresklerin üzerine isim kazıyanların, kalıntıların üzerinde keçi otlatanların olduğunu hatırlatan Ortaylı, "Ecdadımız imparatorluklar kurdu, tarih yaptı, onu anlamak ve bilmek zorundayız" diye konuştu.

Arşiv konusunda da özensizlik ve bilgisizliğin olduğunu, arşiv belgeleri için ’bir tomar küflü kağıt’ diyenlere tanık olduğunu aktaran Ortaylı, tarih yapanlarla tarih yazanlar arasında eşgüdüm olmadığını ifade etti. Otobüs bileti ile bakkal defterinin bile tarihi belge olduğunu dile getiren Ortaylı, "Hükmü geçmiştir diye yok edilen evraklar, 50 sene sonra önemli bir araştırmaya belge, veri niteliğinde olabilmektedir" dedi. 

Radikal, 09.05.2012

TARİHİ KONAKTA ÇÖKME MEYDANA GELDİ

 

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyon çalışmasına devam edilen Kemeraltı Çarşısı'ndaki tarihi Ahmet Ağa Konağı'nın öğleden sonra çalışmalar sırasında tavanında çökme meydana geldi. Çevredeki esnafın durumu ekipleri bildirmesi üzerine olay yerine itfaiye ve sağlık ekipleri geldi.

 

Olayda yaralanan Fevzi Özgür ve Sebahattin Acar'ın Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Yaralılardardan Şeyhmus Çakmak, Seyit Gezelge ve Metin Pala'ya ise olay yerinde müdahaleleri yapıldı. 

 

Olay yerine gelen İzmir Vali Yardımcısı ve Konak Kaymakam Vekili Fatih Ahmet Kurt, işçilerin çöken kalaslar yüzünden yaralandığı bilgisini verdi. 

 

Konağın 30 yıllığına Vakflar Bölge Müdürlüğü'nden İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından kiralandığı öğrenilirken, Büyükşehir Belediyesi yetkilileri de çöküntünün müteahhit firmanın çalışmalarından kaynaklandığını ileri sürdü. 

Habertürk, 09.05.2012

MARK TWAIN'İN İSTANBUL'U KALEME ALDIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ?

 

 

Amerikalı yazar Mark Twain 1867 senesinde Kutsal Topraklar’a düzenlenen bir gezi sırasında İstanbul’u da ziyaret etmiş ve ilginç üslubuyla dönemin İstanbul’unu betimlemişti.
 

Quarker isimli gemiyle, Ağustos 1867 İstanbul'a geldiği düşünülen Twain, o dönemin diğer Batılı gezginleri gibi İstiklal Caddesi'nde yer alan bir otelde kalmış ve "The Innocents Abroad or The New Pilgrims' Progress" başlıklı kitabında Tarihi Yarımada, Haliç ve Üsküdar ve çevresine yer vermişti.

 

Deniz yoluyla İstanbul'a ulaşan yazar ilk olarak şehrin coğrafi konumunu betimlerken, şehri "(...) Demirlediğimiz yerden bakınca şimdiye kadar gördüğümüz en güzel kent" şeklinde nitelendiriyor. Ancak şehre ayak bastığında bu "çekiciliğin ve soylu görüntünün" kaybolduğunu söyleyen yazar, "Kıyıya doğru yola çıkışınızdan geri dönüşünüze kadar geçen zaman içinde nefret ediyorsunuz bu şehirden. Kara uçsuz bucaksız bir sirkti. Daracık sokakları, arı kovanlarından daha kalabalıktı. (...)" sözlerine yer vermiş. Sokakları, dükkanları, sosyal ortamı aynı eleştirel üslupla betimleyen yazar "İstanbul'da bir sokak, insanın görmesi gereken bir yer, ancak sadece bir kez" diyor.

 

 

Batılı gezginlerin oldukça ilgisini çeken ve İstanbul'da en çok betimlenen yapılardan birisi olan Ayasofya için ise Twain çağdaşlarıyla aynı görüşü paylaşmamaktadır: "Ben Ayasofya Camisi'nden pek etkilenmedim. Zevksizin biriyim, ondan herhalde. Neyse, lafı uzatmayalım. Ayasofya, kafir diyarının en yaşlı ve külüstür alanı. İlgi çekmesinin tek nedeni bir Hristiyan kilisesi olarak yapılıp Müslüman fatihler tarafından pek fazla değiştirilmeden camiye çevrilmesi. (...)

Kubbenin St. Pierre'inkinden daha muhteşem olduğu söyleniyor ancak pisliği kubbesinden daha müthiş, bundan hiç söz eden yok. (...) Her yer ak saçlı geçmişin izlerini taşıyor, ama güzellikten yoksun, duygu yaratmaktan uzak. (...) Ayasofya'yı kendinden geçerek övenler, o lafları, her kiliseyi 'değerli eleştirmenlerin pek çok yönden dünyada eşi görülmedik, fevkalade bir yapı olarak kabul ettikleri' diye anlatan gezi rehberlerinden ezberlemişlerdir mutlaka."

 

 

Binbirdirek Sarnıcı'na da kitabında yer veren Twain, Kapalıçarşı'yı ise "İstanbul'daki Büyük Çarşı'yı tek bir çatı altında belki binlerce küçük dükkanın toplandığı ve üstü kemerli, dar sokaklar tarafındn sayısız küçük bloklara bölünmüş dev bir kovan" diye anlatmanın yeterli olduğunu ve yapının görülmeye değer bir yer olduğunu belirtiyor. Kapalıçarşı'da dikkatini çeken ise sosyal doku olmuş ve "Çarşı, hayat, hareket, ticaret, pislik, dilenci, eşek, seyyar satıcı, hamal, derviş, alışverişe çıkmış soylu Türk kadınları, Yunanlılar ve dağlardan, en uzak yörelerden gelen garip kılıklı, garip görünüşlü Müslümanlarla dolu" sözlerine yer vermiş.

 

İstanbul'da dönemin gazeteciliğini de eleştirel bir gözle değerlendiren yazar, genel olarak gezginlerin yaptığı üzere bir Türk hamamını ziyaret etmiş ve hayalkırıklığını "Doğu'yu anlatan gezi kitaplarıyla aldatıldığımı düşündükçe sabah kahvaltısında bir seyyahı yiyesim geliyor" diyerek ifade ediyor. Yıllar boyunca Türk hamamının mucizelerini düşlediğini dile getiren yazar ziyaretini ise şöyle anlatıyor: "Beni mermer karolarla kaplı, büyük bir avluya aldılar. Avluyu çevreleyen balkon tarzındaki geniş bölmelerin trabzanları boyasız, yollukları köhneydi. Bölmelerdeki büyük, harap sandalyelerin kirli şilteleri, üzerlerinden geçen dokuz kuşağın izlerini taşıyordu. Geniş, çıplak ve iç karartıcı bir yerdi burası. Avlu ambara, bölümler ahıra benziyordu. (...) Zindan şimdi sıcak havayla dolmuştu. Beni daha yüksek ısıya dayanacak kadar ısıttıktan sonra ıslak, kaygan, buhar dolu bir odaya alıp ortasındaki platformun üzerine yatırdılar. (...) Sıcak suları seller gibi üzerime döktükten sonra başıma bir sarık sardı, vücudumu da kuru masa örtüleriyle kundakladı. Bölmelerdeki tavuk kümesi gibi yerlerden birine götürüp Arkansas gibi yataklardan birini işaret etti. Sıska hizmetkar yine nargile getirdi ama hemen geri postaladım. Ardından şairlerin kuşaklar boyu vecd ile övdükleri dünyaca ünlü Türk kahvesi geldi. Doğu lüksüne ilişkin düşlerimden kalan son umutla kahveye sarıldım. Bu da bir başka aldatmacaydı".

 

Dönemin seyahat kültürü sonucu büyük talep gören seyahatnamelerde yazılanların aksine Doğu'nun yapılarına ve sosyal hayatına bambaşka bir perspektiften bakan Mark Twain'in, eleştirel ve eğlenceli üslubuyla kaleme aldığı seyahatnamesi yazarın okunması gerekli eserlerinden birisi.

Arkitera, Haber: Betül Atasoy, 08.05.2012

"AZINLIK VAKIFLARINA YAPILANI BUGÜN KABUL EDEMEYİZ"

 

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Vakıflar Haftası’nın açılış konuşmasında, “Ülkemizde uzun yıllar farklı sebeplerle, yüzyıllardır birlikte yaşadığımız azınlık cemaatlerimizin vakıflarına karşı bugün kabul edemeyeceğimiz bir tutum sergilenmiştir. Cemaat vakıflarının mallarının iadesi noktasında ölçümüz hak ve hukuk olacaktır” dedi.

 

Arınç dün TBMM Tören Salonu’ndaki etkinlikte, geçen yıl Vakıflar Yasası’nda yapılan değişiklikle cemaat vakıflarına ait 88 gayrimenkulden 18 taşınmazın iade edildiğini bildirdi. Arınç şunları söyledi: “Vakıflar meselesini ülkenin en önemli meselelerinden biri olarak görüyoruz. Çünkü bizim medeniyetimiz bir vakıf medeniyetidir. Bugünkü millet şuurumuzu, bugünkü sağlam sosyal dokumuzu bu anlayışa borçluyuz. Biz vakıf deyince, bu topraklarda yaşamış, dini, inancı, etnik kökeni farklı da olsa, bizimle aynı kaderi paylaşmış, aynı havayı solumuş tüm farklı düşünce ve inançlara sahip insanların vakıflarına da aynı saygı ve özenle yaklaşıyoruz. Maalesef ülkemizde uzun yıllar farklı sebeplerle, yüzyıllardır birlikte yaşadığımız azınlık cemaatlerimizin vakıflarına karşı bugün kabul edemeyeceğimiz bir tutum sergilenmiştir. Ancak biz hayır amacıyla kurulan vakıfların her ne sebeple olursa olsun, faaliyetlerinin durdurulması, taşınmazlarına el konulmasına rıza gösteremeyiz. Çünkü bizim hak ve adalet anlayışımız buna müsaade etmez. Bizler, sadaka taşlarıyla yoksulları gözeten, kuşlar için bile vakıf eserleri oluşturan, müstesna ruha sahip ecdadın mirasçılarıyız. Bize de düşen bu ince, bu destansı anlayış ile aynı istikamette yürümektir.”  

Hürriyet, 08.05.2012

TARİHİ GÜRÜLTÜYE KURBAN EDİYORUZ

 

 

Erzurum’da tarihi eserler civarında verilen konser, yapılan şenlik ve gösterilerin, gürültü kirliliğine yol açarak tarihi eserlere zarar verdiği açıklandı.
 

Tarihi yapı olarak nitelendirilen mimarlık-mühendislik eserlerinin, zamana ve iklim koşullarına bağlı olarak malzeme kayıp-aşınmaları, yer yer zeminde oluşan problemlerden kaynaklanan elverişsiz yüklemeler gibi yapının ayakta durmasını ve geleceğe taşınmasını engelleyebilecek düzeydeki etkilere maruz kaldığını söyleyen Atatürk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Dilek Okuyucu, bilinmeyen çok önemli bir ayrıntıya dikkat çekti. Okuyucu, “Günümüz kent yaşamının en hareketli bölgelerinde yer almak durumunda kalan, çok özel ve tarih-kültür mirası olarak değerlendirilen pek çok tarihi yapı hava kirliliği, gürültü kirliliği, kullanım ve zaman zaman onarım-restorasyon hataları ve hatta asit içeriği yüksek kuş dışkıları, vb. nedeniyle çok büyük yapısal zararlar görmektedir. Bu noktada, trafik ve gürültü (ses) kaynaklı etkilere özel bir parantez açılmalı; trafik ve gürültü (ses) kaynaklı titreşimlerin tarihi yapılar üzerindeki etkisi, günümüz sosyal yaşam koşulları da dikkate alınarak titizlikle ele alınmalı ve incelenmelidir” dedi.
 

Tarihi yapılar ve tarihi yapıların komşuluğundaki meydan ve bahçelerin sıklıkla sanatsal faaliyetler için kullanıldığına dikkat çeken Okuyucu, bu faaliyetler esnasında oluşan, yüksek şiddetteki ses dalgalarının tarihi yapıya ve özellikle yapı elemanlarını bir arada tutan harç malzemelerine zarar verdiğini anlattı. Okuyucu, “Bu nedenle, bu tür yapıların yüksek şiddetli ses titreşimlerinden zarar görmemesi için gerekli ses şiddeti ve ivme ölçümleri yapılmalı ve önlemler alınmalıdır. Tarihi yığma yapıların, hepsinin ayrı ayrı kendine has harç, yığma malzemesi ve mimari özellikleri bulunmaktadır. Aynı dönemde yapılmış olsalar dahi özellikle malzemelerin dayanım ve diğer mekanik özellikleri bakımından sınıflandırabilmeleri ve genelleme yapılabilmesi inşaat mühendisliği bilim dalı açısından pek mümkün değildir. Bu nedenle, yüksek şiddetteki ses ve trafik titreşimlerine maruz kalan bir tarihi yapı tekil olarak ele alınmalı ve bu etkiler altındaki davranışı inşaat mühendisliği bilimi açısından incelenmelidir” şeklinde konuştu.
 

Tarihi yapıların seslerden etkilenmesi hususunda desibel ayarlarının değişken olduğunu anlatan Atatürk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Dilek Okuyucu, “Genel olarak, bu tür yapılar kaç desibel şiddetindeki sese dayanır? şeklinde bir soru akla gelmektedir. Bunu belirlemek çok kolay değildir. Bahsettiğim gibi, her tarihi yapı tekil olarak ele alınması gerektiğinden bu sorunun cevabı da yapıdan yapıya değişecektir. Bunun için öncelikle, incelenen tarihi yapıya gelen titreşimler, yapıya ulaşan sesin şiddeti ivme büyüklüğü  ölçülmeli, ardından da yapıdaki harç ve varsa sıva – cam gibi malzemelerin dayanımları belirlenmeli; daha ileri bir aşama da ise yapının tümü uygun yöntemlerle bilgisayar ortamında modellenerek bu yüklemelerin yapıda oluşturduğu etkiler topyekün olarak incelenmelidir” dedi.
 

Bölgede ki tarihi yapıların çok büyük bir kısmının, yığma taş tuğla yapılar olduğuna dikkat çeken Erzurum Atatürk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Dilek Okuyucu, “Taşlar arasındaki değişik muhtevalı harçlar ve yer yer kullanılan metal kenetler, yığma yapı elemanlarını bir arada tutan malzemelerdir. Ses, dalgalar halinde yayılarak erişebildiği noktadaki tarihi yapı üzerinde titreşimler oluşturur ve bu titreşimler yapı üzerinde ek yüklemeler olarak ele alınır. Benzer şekilde, tarihi yapı komşuluğunda akan trafikte hareket halindeki araçlar da tarihi yapıya etkiyecek titreşimler ve buna bağlı olarak ek yüklemeler oluşturabilmektedirler. Bu yüklemeler, gevrek yani kırılgan olarak nitelendirilen cam, harç, sıva gibi malzemelerin dayanım sınırlarını aşabilmekte ya da dayanımından düşük değerlerdeki yüklemelerin çok kez tekrarlanması ile hasar görmesine sebep olabilmektedirler” diye konuştu.

Eruzurm Gazetesi, Haber: Hanifi Aksakal, 08.05.2012

ANAYASANIN KÜLTÜREL İÇERİĞİ

 

Yeni anayasa çalışmaları içinde yer alması gereken kültürle, sanatla ilgili içerik konusunda Bülent Eczacıbaşı imzalı bir mektup aldım.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), kültürel, sanatsal etkinliklerin yanı sıra kültür politikalarının geliştirilmesi alanında da çalışmalar yapıyor.

Yeni anayasa çalışmalarına katkı konusunu işleyen mektuptan, çalışma amacını açıklayan bir bölümünü yazıma aldım:

“İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) olarak, düzenlediğimiz kültürel ve sanatsal etkinliklerin yanı sıra kültür politikalarının geliştirilmesi alanında da çalışmalar yürütüyor, ülkemizin bu konuda ilerlemesine katkıda bulunmak amacıyla raporlar hazırlıyor, seminer, konferans ve atölye çalışmaları düzenliyoruz.

Bu çalışmalar kapsamında ve TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu tarafından yürütülen anayasa yapım sürecine paralel olarak kültürel yaşama katılma, erişme ve katkı sağlama hakkının anayasamıza eklenecek yeni bir maddeyle korunmasına yönelik bir çalışma yürüttük. Bu süreçte İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Turgut Tarhanlı’nın katılımıyla kültür kurumlarına yönelik bir toplantı da düzenledik. Türkiye’nin içinde bulunduğu yeni anayasa sürecinin, kültür-sanat alanını doğrudan ilgilendiren kültüre erişim, kültürel demokrasi, ifade ve yaratıcılık özgürlüğü gibi temel kavramlar çerçevesinde ele alındığı toplantının devamında, yeni anayasa için ‘Kültürel Yaşama Katılma, Erişme ve Katkı Sağlama Hakkı’ başlıklı bir madde önerisi hazırlayarak Uzlaşma Komisyonu’na ilettik.”

Rapordan önemli, yeni anayasa metnine alınmasını benim de uygun gördüğüm bölümlerin bir kısmını sizinle paylaşıyorum:

-  Devlet kültürel kimliğe dayanarak yapılan ayrımcılığı ve ayrımcılık, düşmanlık ya da şiddeti kışkırtma sonucunu doğurabilecek ulusal, ırksal ya da dini nefret savunuculuğunu önlemek için gerekli tedbirleri alır. Bu amaçla, birey ve toplulukların kültürel kimliklerine bağlı olarak maruz kaldıkları her türlü önyargıyı ortadan kaldırmak üzere medya, eğitim kurumları ve diğer yollarla kamusal kampanyalar yürütür.

-  Herkes kültürel yaşama katılma, erişme ve katkı sağlama hakkına sahiptir. Kültürel yaşam, bireyin ve birey topluluklarının bir dünya görüşü inşa etmelerine aracı olan yaşam tarzları bağlamında, dili, sözlü ve yazılı edebiyatı, müzik ve şarkıları ve diğer sanat dallarını, sözlü olmayan iletişimi, din ve inanç sistemlerini, ayin ve törenleri, spor ve oyunları, üretim yöntemlerini ya da teknolojilerini, doğal ya da insan yapısı çevreleri, besinleri, giysileri, konutları, adet ve gelenekleri ifade eder.

-  Devlet, kültürel yaşama katılma, erişme ve katkı sağlama hakkını doğrudan ya da dolaylı yollarla engellemekten kaçınır ve bu hakkın üçüncü kişiler tarafından engellenmesini önlemek ve tam anlamıyla hayata geçirilmesini sağlamak amacıyla her türlü yasal, idari, yargısal ve mali tedbiri alır.

-  Devlet, kültür ürün ve hizmetlerinin varlığını, kültürel demokrasi anlayışı çerçevesinde, temin ve teşvik eder; bunların herkesin fiziksel ve mali açıdan erişilebileceği, toplumun kültürel çeşitliliğine uygun veya uyarlanabilir ve farklı kültürel kimliğe sahip unsurları açısından kabul edilebilir olmasını güvence altına alır ve destekler.

-  Kültürel Yaşama Katılma, Erişme ve Katkı Sağlama Hakkı başlıklı anayasa maddesi önerisi, 16 Aralık 1966 tarihli BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin denetim organı olan Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Komitesi’nin 220 Kasım 2009 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 43. oturumda, sözleşmenin 15. maddesi çerçevesinde kabul edilen 21 sayılı Genel Yorum Kararı esas alınarak hazırlanmıştır.

-  Kültürel haklar insan haklarının ayrılmaz bir parçasıdır; diğer haklar gibi evrenseldir; bölünemez, birbirine bağlı ve birbiriyle ilişkilidir. Kültürel hakların tam anlamıyla desteklenmesi ve bu haklara saygı gösterilmesi, insan onurunun korunması ve çok kültürlü ve çeşitliliklerden oluşan bir dünyada, bireyler ve topluluklar arasında olumlu toplumsal etkileşimin sağlanması açısından temel önem taşımaktadır.


* * *


Kültür politikaları için yapıcı öneriler konusunu sürdüreceğim.

Hürriyet, Yazı: Doğan Hızlan, 07.05.2012

 

******


KÜLTÜREL YAŞAMA KATKIYI NASIL SAĞLAYABİLİRİZ

 

Dün, hazırlanacak olan yeni anayasa için düzenlenen önemli bir rapordan bölümler yayınladım.

Çünkü anayasal haklarda birçok unsur gözetilir ama kültür bölümü çok yüzeysel geçer.
Parti programları için de geçerlidir bu yalınkatlık. Birçok konuda ayrıntılı bilgi verilir, kültür/sanat bölümünde ise yasak savma kabilinden birkaç satır vardır. Ne yazık ki seçmen de kültür konusunda ayrıntılı bir bilgiye gereksinim duymamaktadır.


Anayasayı hazırlayanların, yazacak olanların bu kez kültüre, kültür politikalarına ağırlık vermeleri gerekir, zorunludur.


Bazı kavramları kullandığımızda onun içini doldurmalıyız, yoksa içi boş kavram kargaşası yarar yerine zarar verir. Göz önünde bulundurulması gereken önemli özelliklerden biri, kültürün çoğulcu coğrafyasını ihmal etmemektir.


Devlet bunları anayasal hak koruması altına almalıdır.


Katkı için hazırlanan bu öneriler toplamındaki kavram başlıkları şöyle:


* * *


- Katılım, herkesin bireysel olarak, başkalarıyla birlikte ve bir topluluk ya da grup içerisinde serbestçe hareket etme, kendi kimliğini seçme, bir ya da birden çok toplulukla kendini özdeşleştirme ya da özdeşleştirmeme ya da bu tercihini değiştirme, toplumun siyasal yaşamına katılma, kendi kültürel faaliyetleriyle uğraşmayı kapsar.
- Erişim, herkesin bireysel olarak, başkalarıyla birlikte, bir topluluk ya da grup içerisinde, eğitim ve enformasyon yoluyla kendinin ve başkalarının kültürünü bilme, anlama ve kültürel kimliği tam anlamıyla dikkate alan nitelikli eğitim ve öğretim görme hakkını kapsar.
- Kültürel Yaşama Katkı Sağlama ifadesi, herkesin toplumun maddi, manevi, zihinsel ve duygusal ifadelerinin yaratılmasına katılma hakkına atıfta bulunmaktadır. Bu hak, bir bireyin ait olduğu topluluğun gelişimine katılma ve bireyin kültürel haklarından yararlanmasını etkileyen politika ve kararların tanım, geliştirme ve uygulama süreçlerine katılma hakkıyla desteklenmektedir.
- Erişilebilirlik, bireylerin ve toplulukların kültürden tam anlamıyla yararlanmaları için kırsal ve kentsel bölgelerde ayrım gözetmeksizin herkesin fiziksel ve mali açıdan erişebileceği etkili ve somut fırsatları kapsar.
- Uygunluk, belirli bir insan hakkının belirli bir kültürel tarz ya da bağlama uygun ve bu bağlamla ilgili, yani azınlıklar ve yerli halklar dahil, bireylerin ve toplulukların kültürüne ve kültürel haklarına saygılı olacak şekilde gerçekleşmesini ifade eder.
- Uyarlanabilirlik, kültürel yaşamın herhangi bir alanında devletin kabul ettiği ve bireylerin ve toplulukların kültürel çeşitliliğine saygı göstermesi gereken strateji, politika, program ve tedbirlerin esnekliğini ve ilgililiğini ifade eder.
- Kabul edilebilirlik, devletin kültürel haklardan yararlanılmasını sağlamak üzere kabul ettiği yasa, politika, strateji, program ve tedbirlerin ilgili bireyler ve topluluklarca kabul edilebilecek bir şekilde hazırlanmasını ve uygulanmasını gerektirmektedir.


* * *


Yukardaki yaklaşımlar, kültürün bir anayasal hak olduğunu kanıtladığı kadar, demokratik, çoğulcu, fırsat eşitliği taşıyan bir anlayışı savunmaktadır.

Hürriyet, Yazı: Doğan Hızlan, 08.05.2012

SİİRT MAĞARALARI İNCELENİYOR

 

Kültür ve Turizm Müdür Vekili Remzi Uslu, mağaraların incelenmesi için MTA Genel Müdürlüğüne başvurduklarını ve buradan gelen ekiplerle mağaraların inceleneceğini söyledi.

 

Başta Botan Vadisi'nde bulunan mağaralar olmak üzere Siirt'teki birçok mağaranın tarihte insanlar tarafından mekan olarak kullanıldığı için kültürel bir değer taşıdığını belirten Uslu, bunları ortaya çıkarmak ve bilimsel bir şekilde incelemek istediklerini belirtti.

Uslu, “Siirt’te çok sayıda mağara bulunduğunu ve bunların önemli bir kısmının tarihte insanlara tarafından mekan olarak kullanıldığını biliyoruz. Özellikle Botan Vadisi'nde bulunan mağaralar dikkat çekmektedir. 2003 yılında Valiliğimizce bu konuda amatör bir araştırma yapılmış ve bu çalışma kitap haline getirilmişti. Şimdi bu çalışmanın verileri ışığında bilimsel bir çalışma yaparak bu mağaraların gerçek durumunu ve kültürel değerlerini araştırmak istiyoruz." dedi.

 

Mağaraların bilimsel olarak incelenmesi için MTA Genel Müdürlüğüne başvurduklarını ifade eden Uslu, buradan iki heyet gelerek çalışma yapacağını söyledi. Uslu, "Ön araştırmayı yapacak olan ekiple 8 Mayıs gününden itibaren çalışmalara başlayacağız. Araştırmaya ilden konu ile ilgili teknik elemanlar ile ÇEKÜL Vakfı İl Temsilcisi Ayhan Mergen de katkı yapacaktır. Ön araştırmada incelenecek Mağaraların belirlenmesinin ardından ikinci bir heyet gelerek bu mağaraları inceleyecek” diye belirtti.

Turizm Gazetesi, 07.05.2012

MISIR'A AİT 80 TARİHİ ESER İADE EDİLİYOR

 

Mısır'ın farklı dönemlere ait tarihi eserlerini Belçika'dan geri alacağı bildirildi.

 

Mısır Tarihi Eserler'den Sorumlu Devlet Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, 2 yıl önce Brüksel'e kaçırılan 80 tarihi eserin, Belçika Mahkemesi'nin kararı üzerine Mısır'a iade edileceği belirtildi.

Tarihi eserler, Mısır uyruklu bir kadın tarafından ülke dışına ahşap bir heykel içinde kaçırılmış, ele geçirilen eserler daha sonra incelenmek üzere Brüksel Ulusal Müzesi yetkililerine teslim edilmişti.

Bakanlık, iade edilecek 80 farklı eserin Tarih Öncesi Dönem, Antik Mısır, Yunan-Roma, Kıpti ve İslam medeniyetine ait olduğunu açıkladı.

Habertürk 07.05.2012

ALTLARI OYULAN TARİHİ KÖŞKLERE DESTEK

 

 

Maslak’taki Ayazağa Kültür Merkezi inşaatının 14 metre derinlik öngörülen temel kazısı devam ediyor. Yıkılmasınlar diye beton istinat duvarları yapılan Ayazağa Kasrı, Süvari Köşkü ve Çinili Köşk bir kartal yuvası görümünde.

 

Kültür ve kongre merkezi yapımı için 1988’de İstanbul Kültür  Sanat Vakfı’na (İKSV), 4 yıl önce de Multi TurkMall’a devredilen Ayazağa Haznedar Çiftliği’ndeki temel kazı çalışmaları hızla devam ediyor. Yeni inşaat nedeniyle yıkılmasınlar diye beton istinat duvarları yapılan Ayazağa Kasrı, Süvari Köşkü ve Çinili Köşk bir kartal yuvası görümünde. Üç tarihi köşkün ortasındaki, eski adıyla Ayazağa Kültür Merkezi inşaatının 14 metre derinlik öngörülen temel kazısı devam ediyor.

Projede yerin 14 metre altında konser, sinema ve konferans salonlarının yanısıra butik mağazalar ve restoranlar yer alıyor. Yüzeyde, rock konserlerinin izleneceği açık bir konser alanı planlanıyor. Projenin yüzde 15’i ticari kullanıma açılmış. 2013’te tamamlanacağı açıklanan, ‘Nova Maslak’ adı verilen proje 4 cumhurbaşkanı, 8 başbakan, onlarca kültür bakanı eskitmişti.
 

1988’de Nejat Eczacıbaşı’nın girişimleri sonunda Ayazağa’da, içinde üç tarihi yapının (Süvari Köşkü, Çinili Köşk ve Ayazağa Kasrı) bulunduğu askeri alan dönemin cumhurbaşkanı 12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren’in talimatıyla, 1. Ordu tarafından İKSV’ye verildi. Ayazağa Kültür Merkezi’nin temeli 1996’da atıldı ancak inşaat 2000’de, Kültür Bakanlığı’ndan ödenek alınmaması nedeniyle durdu. 2006’da Kültür ve Turizm Bakanlığı, İKSV ve Maliye Bakanlığı’ndan bir protokolle kompleksi tamamlama görevini üstlendi. Bakanlık 2008 yılında Multi TurkMall Gayrimenkul Yatırım şirketiyle anlaştı, arazi yap-işlet-devret modeli ile 49 yıllığına bu şirkete devredildi.

 

‘Nova Maslak’ adı verilen proje, 6 bin kişilik bir gösteri merkezi, 1000 kişilik bir konser ve kongre salonu ile mimarlık müzesini barındıracak. Aynı zamanda projede, atölye, seminer ve toplantı mekanlarıyla oluşturulan ofis alanları yer alacak. Arazinin yüzde 15’inin ticari amaçlı kullanılacağı projenin 2013 yılında tamamlanması hedefleniyor. Binada kültür sanat ürünleri satan mağaza ve yatay ofisler bulunacak. Kendi ofisini de binaya taşıyacak olan TurkMall, oluşturacağı fonla bir sanat merkezi de yapacak. Merkezdeki konser etkinliklerini Pozitif düzenleyecek, kompleks içinde açılması planlanan mimarlıkla ilgili bölümü ize Arkitek grubu üstlenecek. Kültürel etkinlik de yapılacak, otomobil tanıtımı da. Projenin 2013’te tamamlanması öngörülüyor.

Hürriyet, Haber: Ali Dağlar, 07.05.2012

BİSİKLETLİ ÇOCUĞUN YOLU BİZANS SURLARINA ÇIKTI

 

 

Kadıköylü bir çocuğun İstanbul Surları’na bisikletle yaptığı keşif yolculuğu, Prof.Dr. Semavi Eyice’yi, 45 bin kitabın sahibi, dünya çapında ünlü bir Bizans tarihçisi yaptı.

 

Dünyada Bizans Sanat Tarihi deyince ilk akla gelen isimlerden biri Prof.Dr. Semavi Eyice. Bugün 90 yaşını devirdi ama hala ‘sadece o bilir’ düşüncesiyle dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanlarının sorularını cevaplıyor. Biz de aklımızdaki pek çok soruyla Suadiye’deki evine konuk olduğumuz Eyice’yi ‘Bir doksan yıl daha yaşayamam’ diyerek yarım kalan eserlerini tamamlamaya çalışırken buluyoruz. Kentin canlı tanığına ‘İstanbul nasıl kurtulur?’ diye soruyoruz.

Kendimizi Prof. Eyice’nin yüzünde bazen 1920’li yıllarda papaz okulundaki bir öğrenci, 1930’lu yıllarda bisikletle İstanbul’u keşfe çıkmış bir çocuk, 1940’larda bombardıman altındaki Almanya’da canını zor kurtaran üniversiteli Türk, 1950’lerde ilk İstanbul kitabını hazırlayan araştırmacının heyecanına tanıklık ederken buluyoruz. Bazen de 60, 70, 80, 90’lı yılların’asabi’ Bizans uzmanı, 2000’li yılların ‘kitaplığını bağışlamış’ bir araştırmacının acısı canlanıyor gözlerimizin önünde... Ve sorumuza beklemediğimiz bir yanıt alıyoruz: “İstanbul bitti. İstanbul’u İstanbullu’dan kurtarmak lazım.”

 

Kadıköy’deki papaz okulunda öğrenime başlayan bir çocuğun dünya çapındaki Bizans ve İstanbul uzmanına dönüşmesine uzanan yolculuğunun kökeninde, Romalı şairlerin şiirlerine konu olan bir köy olabilir mi?

Efendim, ben 9 Aralık 1922’de İstanbul’da doğdum. Daha doğrusu hikayenin esası şöyle. Evet. Dedelerimin köyü ormanları ve gemiciliğiyle meşhur Romalı şair Papillus’un şiirlerine konu olan Amasra’dır. Anne ve baba tarafından iki dedem, burada gemicidir. Rahmetli dedem Mustafa Efendi, akıllı bir adammış. Bakınıyor ‘Hanım’ diyor, ‘Bu oğlanlar burada büyürse ya balıkçı olur ya kayıkçı. Giy çarşafını, oğlanları da al, gidiyoruz İstanbul’a. Sene 1980’ler. O zamanlar Karadeniz’in tarafından gelenlerin yerleştiği Cibali tarafında ev kiralıyor. Gemi marangozuyken ahşap evler yaparak geçinmeye başlıyor. Büyük oğlu Kamil Bey, benim babam. Sınıf üçüncüsü olarak deniz subayı oluyor. Trablusgarb ve Çanakkale’de görev alıyor. Birinci Dünya Harbi yıllarında Amasra’dan İbrahim Kaptan’ın küçük kızı Hatice Hanımla evleniyor. Bu evlilikten ağabeyim Suavi Kadıköy’de ve ben Selimiye’de dünyaya geliyorum. Daha sosyetik olduğu için ‘Kadıköylüyüm’ diyordum. Kadıköy’de bir papaz okulunda Fransızca öğrendim. Saint Joseph’teki genç papazlardan bayağı dayak yedik. 1919’dan 1923’e kadar hepsi kral gibi yaşamışlar, sonra çekip gitmeleri ağarlarına gitmiş. 1933’de bir rivayet çıktı, yabancı okullarda öğrencilere Katoliklik aşılanıyor diye. Babam beni Galatasaray’a aldı. Babam benim Hariciye’ci olmamı istedi.

 

Babasınız Hariciye’ci olmanızı isterken nasıl sanat tarihçisi oldunuz?

Babam ‘Ben senin Dışişlerine girmeni, Hariciyeci olmanı tercih ederim, diyordu. Ben tercihimi söylediğimde, ‘Bu tip meslekler paralı kişilerin, zengin aile çocuklarının yapacağı iş. Sen bununla başa çıkamazsın’ diyordu. Ama ‘İlla da bu olacaksın’ diye direnmedi. ‘Ben Hariciyeci olayım ama o zaman el pençe divan durmasını bileceksin! Herkesin karşısında, ‘Başüstüne beyefendi, ne buyurdunuz efendim, öyle olsun beyefendi’ diyeceksin. Ben bunu diyemem. Yapamam. Bırakın, Bizans sanatı ve arkeoloji tahsiline gideyim’ dedim.

 

Bizans ve İstanbul merakı nasıl başladı?

Galatasaray’da altıncı sınıftan itibaren askerlik dersi alıyorduk. Kim bilir kaç savaşa girmiş bir albaydı hocamız ama onun yerine bir gün bir üsteğmen geldi. İki öğrenciye bir ödev verdi. Bana da ‘İstanbul’un kuşatılması ve Fetih’ düştü. İstanbul’un fethine ilişkin Türkçe bir şey yoktu.

Kadıköy’de büyüdüm ama İstanbul tarafını bilmiyorum.’Şu İstanbul’u keşfedeyim ben bir göreyim’ dedim. Bisiklet üstünde, İsviçreli Seyyah Ernest Mamboury’nin rehberiyle İstanbul’u dolaşmaya başladım

 

Tarihi İstanbul’u ilk gördüğünüzde, dolaştığınızda ne hissettiniz?

Surlara hayranlıkla baktım. Sonra, Mamboury’nin kitabının kaynakça bölümündeki surlar, camiler, kiliseler hakkındaki kitaplarından bir liste çıkardım. Galata Kulesi’nin izhasında küçük bir Rum sahafına gittim. Listeye bakıp ‘Allah allah, ne yapacaksın bu kitapları’ dedi. ‘Ben meraklıyım, almak istiyorum bu kitapları’ dedim. Sonra ahbap olduk. Patriya Kias, 1960’larda bilmiyorum hangi sebepten sürüldü. 30 sene ahbaplığım vardı. ‘Adamı bir arayayım’ dedim. Atina’da zenginlere nadide eserler satan çok şık bir kütüphane açmıştı. Beni görünce kucakladı. İstanbul’da beğendiği kıymetli kitapları evinde kendisine saklıyordu. Tıklım tıklım nadide kitaplar doluydu. Bir alavera döndü, kitapları buradan  paketlediler yolladılar. Bu yanlış bir şeydi, hukuken yabancı kitabın dışarı çıkmaması gerekirdi.

 

İstanbul üzerine ilk eseriniz ne oldu?

Benim ilk kitabım, 1955’te yedek subayken yazdığım İstanbul kitabı oldu. O kitabı benden, Finlandiya’dan bile istediler. Türkiye’deki ilk Bizans kongresi için hazırlamıştım. Kağıthane’deki yedek subay okulundan çarşamba günleri izinli çıkar, denize girer, provaları yazar, sabah altıda askere giderdim. Böyle hazırladım kitabı ama Bizans kongresinde bir talihsizlik oldu, 6 - 7 Eylül olayları çıktı.

 

Üniversite yıllarınıza dönecek olursak, neden Türkiye’de değil de savaşın en yoğun yaşandığı dönemde Almanya’da okudunuz?

Liseden mezun olduğumda, sene 43. ‘Ben Bizans sanatı uzmanı olacağım’ dedim. O zaman da bu bizim üniversite biraz cansız. Bir Ankara Dil Tarih Coğrafya var bir de İstanbul Üniversitesi. O sırada İkinci Dünya Harbi’nin en hareketli yılı, sene 43. İngiltere’ye gitmek imkansız neredeyse. Amerika’ya zaten bahis konusu değil. Ben Fransız kültürü aldım ama Fransa işgal altında. Gidilebilecek bir Almanya var, o da yabancı öğrencilere kolaylıklar sağlıyordu.

 

Savaş zamanı Almanya’ya gitmeniz ailenizi korkutmadı mı?

Korktukları muhakkak. Bir de şeyden çekindiler, burada kalırsam beni yaka paça herkesi askere alıyorlar. Bir defa da askere aldıklarının kolay kolay yakasını bırakmıyorlar. Evet, o zaman lise mezunları da yedek subay oluyor ama asker oluyorsun yav şakası yok işin! Ondan sonra askeriyede dört sene kaldıktan sonra bir daha okumak olur mu!

 

Nasıl gittiniz Almanya’ya?

Dört tane bavulum vardı. Kışlıklar bilmem neler, o zaman ekmek bile karneyle. Annemler evde ekmek yememişler, onları bile bavulunun içine koymuş. Somon ekmeği. Sirkeci Garı’ndan saat 10’da kalktı Almanya treni. Benden başka bir yolcu yok.

 

Almanya’da neler yaşadınız?

Berlin’e gittim. Eğitim Bakanlığını buldum. Dört tane duvar kalmış geriye, kimbilir  kaç tane bomba yemiş. İçinde insan bile yok. Evet bir zamanlar bakanlıkmış ama şimdi bakanlığa benzer bir tarafı yok. Dediler ki sen pulunu yapıştır, dilekçeni yaz, mektup at. Bunu yaptım, 15 gün sonra, adresime cevap geldi: ‘Berlin Üniversitesi’nde falan dalda eğitiminize devam etmeniz uygun görülmüştür.’ Almanya’dan ayrılırken yer olmadığı için iki bavulumu istasyonda bıraktım. O iki bavul, dört sene sonra İstanbul’da beni buldu ve Almanlar bana gönderdi. O kan ateş içindeki ülkede bavullar dolaşmış, çemberlerle takviye etmişler, adresimi bulup bana ilettiler. Gelin görün ki sulh içindeki şu memlekette, hayatımda hiç sahip olamadığım bir arabanın plakasıyla dört tane trafik cezası benim evime geldi.

 

Siz 1930’lı yıllardan itibaren İstanbul’un hızlı değişimine tanıklık etmiş bir bilim insanı olarak 50 yıl sonra nasıl bir İstanbul görüyorsunuz? İstanbul nasıl kurtulur?

İstanbul artık karekteri olmayan bir şehir oluyor. İstanbul’u biz harcadık ve harcamaya devam ediyoruz. Kalanı korumak için, gelişigüzel trafiğe yasak diye kapatmakla bu iş olmaz. Düşünmek lazım.  Abide eserleri ezmeyen yapılaşma olması lazım. Butik parklar yapılması lazım. Selvi ve çınar İstanbul’un tabi ağaçları. İstanbul’da semt aralarında yeşillik sağlayan küçük Gülhaneler yapmak lazım. Semt meydanları olacak.  O çeşmeler kurumuş açılması lazım. Ağaçlar kesilmiş konulması lazım. İstanbul bitti. İstanbullu kalmadı. İstanbul’u İstanbullu’dan kurtarmak lazım.

 

Şu anda Türkiye’de, dünya çapında iyi bir Bizans tarihi uzmanı var mı? Sizin Türkiye’de ‘El verdiğiniz’ bir öğrenciniz, akademisyen hiç olmadı mı?

Ben Avrupa’da da tanınmıştım. Övünmek değil ama gerçeği söylüyorum. 90 yaşındayım. Almanya, Fransa, İsviçre, İtalya’daki üniversitelerde misafir profesör olarak ders verdim. Dünyanın çeşitli ülkelerinde seri konferanslar verdim.  İstanbul’da Atatürk Kültür Merkezi’nde Bizans sanatı üzerine ben konuşma yapıyorum diye çıkmak kolay.  Ama Sorbonne’da bunu yapabilir mi, bilemiyorum. Asistanlarım da ayrı bir acıklı hikayedir.  Bana  kadro vermedikleri gibi, yanımda asistan kadrosu da yoktu. 

 

Kitaplığınızda kaç eser vardı? 70 yılda topladığınız kütüphanenizden ayrılmak zor olmadı mı?

45 bin. Bedelinin de altında gitti aslında ama bir defa hanım şikayet etti. İkincisi benden sonra yarın öbürgün şunun bunun elinde nice büyük kütüphanelerin nasıl yağma edildiğini gördük. Dağılmasın istedim. İçimde bir uktedir. Hala içim yanar. Hala üzgünüm.  Bir kere gittim kitaplarımın bulunduğu kütüphaneye. İstediğim kitaplar bile bulunmadı. Hala çok üzgünüm.

Star Gazete, Haber: Selim Efe Erdem, 06.05.2012

DENİZLİLİ USTA,RÜYADAKİ DEFİNE PEŞİNE DÜŞTÜ

 

 

Denizli'nin Tavas İlçesi'nde inşaat ustalığı yapan Erkan Taş (43), rüyasında gördüğü defineyi bulmak için kazı çalışmalarına başladı. Resmi kurumlardan aldığı izinle kazılara başlayan Taş, rüyasında gördüğü hazineye kavuşmak için sabırsızlandığın söyledi.

Denizli'nin Tavas İlçesi'nde yaşanan olay geçtiğimiz hafta başladı. Tavas ilçe girişindeki Alpaslan Türkeş Bulvarı'na yapılacak olan altgeçit projesinde çalışan 22 yılık inşaat ustası Erkan Taş, bir rüya gördü. Rüyasında, altgeçit projesinde çalıştığı bölgede büyük bir mağara olduğunu, içinde ise define bulunduğunu gören Taş, sabah uyanır uyanmaz konuyu arkadaşı Ramazan Boyer'e anlattı. Rüyaya inan Boyer ve Taş, burada kazı yapabilmek için ne yapılması gerektiğini araştırmaya başladı. Müze Müdürlüğü, Orman Bölge Müdürlüğü, Milli Emlak Müdürlüğü ve polisten izin alan Taş ve Boyer, 4 gün önce kazı çalışmalarına başladı.


Müze Müdürlüğü, Mal Müdürlüğü ve polis eşliğinde kazıyı sürdüren ve rüyasında gördüğü altgeçidin yapıldığı alanda dua okuyan Erkan Taş, kazı işlerinin bir ay süreceğini söyledi. Kazı için 25 bin lira civarında harcama yapacağını kaydeden Taş, "22 yıllık inşaat ve yol çalışmaları ustasıyım. Rüyamda gördüğümü mağarayı inşallah bulacağım. Resmi izinlerini alarak başladığım çalışmadan ümitliyim" dedi.


Erkan Taş'ın arkadaşı Ramazan Boyer ise, arkadaşının rüyasında gördüğü mağarayı bulacaklarından ümitli olduklarını belirterek, "Ben de hafriyatçılık ve inşaat ustalığı yapıyorum. Arkadaşımı yalnız bırakmak istemedim. Dört gündür 6-7 metre kazı yaptık. Ağaçlık bölgede kazı yaptığımız yerin altı kayalık. Pazar günleri dahil saat 08.00'de başlayan kazılar saat 17.00'de son buluyor" diye konuştu.


Kazı işlerini yapan hafriyatçı Ömer İlkin de, "Arkadaşlar resmi izin alarak define arıyorlar. Bir ay sürecek kazıların sonunda ben de bir şey çıkacak mı diye merak ediyorum?" dedi.

Yeni Asır, Haber: Yılmaz Baybars, 06.05.2012

PERA'DA BİR ÖNCÜ RESSAM

 

Goya’nın etkileyici eserlerinden çok önemli seçmeler Pera Müzesi’nde görülebilir.

 

Pera Müzesi bu memleketin genç vakıf müzelerindendir. Tepebaşı’nda merkezi yerde, hoş bir binadadır. Temelde ve henüz Suna ve İnan Kıraç’ın resim koleksiyonlarından oluşuyor. Zamanla Tepebaşı’ndaki binanın genişleyeceğine ve büyüyen koleksiyonların daha rahat bir teşhir imkanı bulacağına inanıyorum. Bu konuda kamunun da diğer küçük koleksiyoncuların da desteği mühimdir.


Pera Müzesi son yıllarda fevkalade önemli yabancı koleksiyonlardan örnekleri teşhire getirdi. Rembrandt, Chagall, Picasso, Bottero, Rusya müzelerinin klasik resim koleksiyonları yanında şu sıra bir Goya sergisi var. Standart paket koleksiyonlardan biri değil; gerçekten Bilbao Güzel Sanatlar Santamarca vakfı koleksiyonları, İtalya’da Floransa Uffizzi gibi zengin müzelerden derlenen kolay görülmeyecek tablolar, ünlü tabloların eskizleri yer alıyor.


Francisco Goya öncüdür, yaşadığı dönemin çok dışında ve önünde eğilimleri, teknikleri, İspanya’nın mitolojisine ve menkıbelerine dayalı fantezileri yanında her sınıf halkın yaşayışını gayet realist ama bazen de ironi ile nakleden bir ressamdır. 18’inci yüzyılda görülmeyecek kadar derin bir mizahı aksettirir. Bu sergide 18-19’uncu yüzyıl dönemecini yaşayan bu büyük ressamın çok nadide eserleri ve onun yanında onlarca eskizi görmek mümkün oluyor. “Capriccio”lar, “Savaşın Felaketleri”, “Boğa Güreşleri”, “Atasözleri ve Zırvalar” gibi beşeriyeti daha bin yıl etkileyecek gravür koleksiyonları var. Goya’nın sanatseverleri ateş karşısında otururcasına saatlerle etkileyen bu koleksiyonlarından çok önemli seçmeler sergide yer alıyor.


İstanbul’daki Cervantes Enstitüsü birkaç yıldır İspanyol kültürünü tanıtmakta, sergi ve müzeleri gerçekleştirmekte fevkalade etkin. Biz dahi Topkapı Sarayı’nda bir “Elhamra” sergisini o sayede yapabildik. Şimdi de İstanbul’un göbeğinde bir Goya sergisi var. Goya’yı yakından tanımak için en büyük fırsat. Serginin gayet hoş ve zengin örneklerle basılan katalogunu da burada belirtmek lazım.

Milliyet Pazar, Yazı: İlber Ortaylı, 06.05.2012

PLAYBOYUN POP ART KOLEKSİYONU SATILIYOR

 

20. yüzyıl modern sanatının en çarpıcı eserlerini toplamasıyla tanınan ünlü koleksiyoncu Günther Sachs’ın koleksiyonunun 300 parçası Londra’da satışa çıkarılıyor.

 

Sefahat dolu yaşam tarzı ve Fransız yıldız Brigitte Bardot dahil yaptığı dört evlilikle tanınan Sachs’ın 50 yılı aşkın süre boyunca topladığı koleksiyonunda Andy Warhol ve Roy Liechstein gibi Pop Art’ın önde gelen isimlerinin resimleri ve Diego Giacometti tasarımı mobilyalar bulunuyor. Andy Warhol’un Sachs portesine 400 bin sterlin fiyat biçiliyor. 1932 yılında Almanya’da varlıklı sanayici aile von Opel’in oğlu olarak dünyaya gelen Sachs 16 yaşında romantik ressam Eugene Delacroix’nin bir tablosunu aatın alarak koleksiyonerliğe başlamıştı. Sachs 2011’de intihar etmişti.

Milliyet, 06.05.2012

AYA İRİNİ'DE TURİSTİK AÇILIM

 

 

Bizansın Ayasofya'dan sonra İstanbul'daki en büyük kilisesi, 1500 yıllık Aya İrini, zengin yabancı turiste kapılarını açıyor...

 

İlk adım geçen yıl Mart ayında atıldı. Topkapı Sarayı Müze Müdürlüğü ile İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Aya İrini Anıt Müzesi'nin 'özel durumlarda' ziyaret edilebilmesi için Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne görüş sordu. Genel Müdürlük, ziyaret tarihi-saati belirlenerek, Topkapı Müze Müdürlüğü'ne başvuruda bulunulması ve talebin uygun görülmesi kaydıyla özel durumlarda ziyarete açılabileceğini bildirdi.
 

Konu, Döner Sermaye İşletmesi Yönetim Kurulu'na geldi. Kurul 30 Nisan'da olumlu yanıt verdi. Aya İrini'nin, özellikle kruvaziyer gemilerle gelen yoğun ziyaretçi talebini karşılamak için, belirli kriterlere uyulması halinde ziyaret edilebileceği yönünde karar verildi. Gruplar en az 30, en çok 125 kişi olabilecek. Ücret 25 TL. Müze Müdürlüğü'nün belirleyeceği kriterlere uyulacak. Kararı Bakan Ertuğrul Günay da onayladı.

Akşam, Haber: Volkan Yanardağ, 06.05.2012

BARINAKTAN DEFİNE ÇIKTI

 

Çatalzeytin İlçesi'nde bir balıkçı barınağında define çıktı.

 

Kastamonu’nun Çatalzeytin İlçesi'nde Konaklı Köyünde bulunan balıkçı barınağında belediyenin çakıl ve deniz kumu çıkardığı sırada kumların altından 243 adet değerli sikke bulundu.

 

Kum çakıl temizleme sırasında 1 altın, 3 bronz sikke çıkması üzerine Kastamonu Müze Müdürlüğü ekiplerince yapılan incelemeler neticesinde 19 adet altın, 13 adet gümüş ve 211 adet bronz sikke olduğunu tespit etti.

 

Çalışma yapılan bölgede Çatalzeytin İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından alınan emniyet tedbirleri altında Kastamonu Müze Müdürlüğü çalışmalarına devam ediyor

Kastamonu Kent Haber, 05.05.2012

ROMA DÖNEMİNE AİT MEZAR TAŞI KORUMA ALTINA ALINDI

 

 

Muğla’nın Milas İlçesi'nde bir arazide atıl durumdaki Roma dönemine ait mezar steli korumaya alındı.

 

Milas’ın Gümüşlük Mahallesi’ndeki bir arazide yıllardır atıl durumda bulunan ve Roma dönemine ait olduğu tahmin edilen, bir aileyi tasvir eden mezar steli Milas Müze Müdürlüğü tarafından koruma altına alındı.

 

Çaltılık Mevkii, Hıdırlık Tepesi bölgesinde sit alanlarının incelenmesi amacıyla araştırma başlatan Milas Arkeoloji Müzesi ekipleri, yaptıkları taramada, bugüne kadar hiç fark edilmemiş mezar steli (mezar taşı) buldu. Özel tekniklerle taşınan mezar steli, Müze Müdürlüğü bahçesine getirilerek koruma altına alındı. Arkeologların mezar steli üzerinde yaptığı araştırmada, kalıntının Roma dönemine ait olduğu, bir aile mezarını tasvir ettiği belirlendi. Stelde, 3 yetişkin insan ve bir çocuk tasviri açık biçimde görülüyor. Yetişkin insan figürlerinin baş kısmı zarar görmüş olsa da, çocuk figürü netlik taşıyor.

 

Milas Müze Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı incelemenin ardından, tarihsel varlıkların Kültür ve Turizm Bakanlığı envanterine kaydedilmesi amacıyla hazırlanan dijital verilerin, Muğla Koruma Kurulu’na gönderilmesi sonucu, stelin bulunduğu bölgenin sit alanı potansiyelinin değişebilme ihtimali bulunuyor.

haberler.com, 05.05.2012

DİNAR ETNOGRAFYA MÜZESİ AÇILIYOR

 

 

Dinar İlçesi'nde restorasyonu tamamlanan Etnograf Müzesi, 6 Mayıs'ta ziyarete açılacak.

Dinar Belediye Başkanı Saffet Acar, gazetecilere yaptığı açıklamada, 2010 yılında açılan Etnografya Müzesi'nin restorasyon nedeniyle bir süre kapalı kaldığını belirterek, müzenin 6 Mayıs'ta ziyaretçilere kapılarını açacağını kaydetti.

 

Suçıkan Park'ta bulunan Etnografya Müzesi'nde yenileme ve düzenleme yapılarak müzenin çehresinin değiştirildiğini ifade eden Acar, müzede bakım ve onarımı yapıldığını, duyarlı vatandaşlar tarafından sergilenmek için bağışta bulunan eserlerin düzenlenerek Hıdırellez Şenlikleri ile yeniden ziyarete açılacağını bildirdi.

 

Müze Sorumlusu Ercan Menekşe de vatandaşların ellerinde bulunan etnografik eserleri müzenin kültürel anlamda gelişmesine yardımcı olmaları için bağışlamalarını istedi.

Afonkarahisar Kent Haber, 05.05.2012

GORDİON UNESCO LİSTESİ'NDE

 

“Gordion antik şehri”, 11 kültür varlığı ile UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına İlişkin Sözleşme gereğince geçici listeye eklendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihi değerleriyle de cazibe merkezi haline gelen Türkiye’nin kültür varlıklarını korumaya ve tanıtmaya yönelik çalışmaları kapsamında, Türkiye’den 12 kültür varlığı daha Dünya Miras Merkezi’ne bildirildi. Belirlenen kriterlerin yanı sıra mimari, tarihi, estetik, kültürel, ekonomik, sosyal, sembolik ve felsefi özellikleri de dikkate alan Dünya Miras Komitesi başvuruları değerlendirdi. Böylece geçici listede 26 olan kültür varlığı sayısı 38’e yükseldi.

 

Yassıhöyük adıyla da bilinen Gordion antik kenti, Frig Krallığı’nın (Frigler) başkenti ünlü bir kent olup, kalıntıları Ankara’ya 94 km uzaklıkta, Eskişehir yönünde, Sakarya ve Porsuk nehirlerinin birleştiği Polatlı’nın 29 km kuzeybatısındadır. İlk kazıların 1901 yılında başladığı Gordion kentinde bulunanlar İstanbul Arkeoloji, Ankara Anadolu Uygarlıkları ve ören yerindeki müzede korunmaktadır.

 

Bölgede yapılan kazılarda elde edilen eserler başkentin tarihinin MÖ 8. yüzyılın ortalarına kadar uzandığını göstermektedir. Kent en parlak dönemini MÖ 725 ve 675 yılları arasında yaşamıştır. “Kulakları ile ünlü” Midas burada yaşamıştı. Kentin günlük dilde kullanılan bir ünü de “düğümünden” geliyor. Büyük İskender Persleri yenip Gordion’u bağımsızlığına kavuşturmuştu. İskender MÖ 333’de kışı Gordion’da geçirdiği sırada Gordios’un bağladığı düğümü kılıcı ile keserek çözmüştü.

Hürriyet, 04.05.2012

'ÇIĞLIK' O KADAR ETMEZ!

 

ABD’de yayımlanan New York Times gazetesinde 15 yılı aşkın süredir sanat eleştirmenliği yapan, 2009’da en iyi eleştiri yazısı dalında Pulitzer ödülü kazanan Holland Cotter, Munch’un ikonik tablosu Çığlık’ın 120 milyon dolara satılmasına isyan etti.

 

“İnsanlar nakitlerini nereye yatıracakları konusunda sınır tanımıyor. Munch’un ‘Çığlık’ı dünyada en çok bilinen görüntülerden biri. Garantili bir tercih olarak gözükmüş olabilir” ifadeleriyle önceki günkürekora hak vermeye çalışan Cotter “Fakat 120 milyon dolar vermek mantıklı mı? Kesinlikle hayır. Günümüzde yatırım yeni sanatçılara yapılmalı. 120 milyon dolarla sıfırdan çok etkileyici bir sanat koleksiyonu oluşturulabilir” tavsiyesinde bulundu.

Milliyet, 05.05.2012

 

******


120 MİLYON DOLARLIK ÇIĞLIK

 

 

Edvard Munch’un ‘Çığlık’ resmi ulaşılması güç bir rekora imza attı. Peki geçen hafta New York’ta düzenlenen açık artırmada 119 milyon 900 bin dolara (yaklaşık 212 milyon lira) satılan tablonun sırrı ne?

 

Gelmiş geçmiş en ünlü resim nedir? Elbette Leonardo Da Vinci’nin ‘Mona Lisa’sı... Peki, Mona Lisa’dan hemen sonra akla gelen, ikinci en bilindik resim hangisi? Tabii ki Edvard Munch’un ‘Çığlık’ı. Üstelik dört ayrı versiyonu var. Evet, tarihte belki de en çok posteri basılmış, sayısız asi gencin yatak odası duvarlarını süslemiş, Time dergisine kapak, ‘Simpsons ‘dizisine konu olmuş bu resmin Munch tarafından yapılmış dört versiyonu var. Bunlardan üçü yıllardır Oslo’da iki farklı müzede sergileniyor. Dördüncüsüyse (aslında yapılış tarihi açısından 1895 üçüncü versiyonu) 2 Mayıs’a dek Munch’un arkadaşı, komşusu ve hamisi Thomas Olsen’in oğlu Norveçli işadamı Petter Olsen’in özel koleksiyonundaydı.


‘Çığlık’ 2 Mayıs’ta New York Sotheby’s’te 119 milyon 900 bin dolara satılarak Mayıs 2010’da 106.5 milyon dolara satılan ‘Çıplak, Yeşil Yapraklar ve Büst’ resmini 13.4 milyon dolarlık bir farkla geride bıraktı. Yani bu resim, bugüne dek açık artırmada en yüksek fiyata satılan eser rekorunu Picasso’dan Munch’a geçirdi. Eder mi, bilemiyorum. Ama, Munch’un zamanında olduğu kadar bugün de yenilikçi kabul edilen ‘Çığlık’ resmini 119.9 milyon dolarlık fiyat etiketini hakettiğini düşünen en az bir kişi olduğu artık aşikar.


Satıştan elde edilen gelirin tamamı Olsen’in Hvitsen’deki çiftliğinde açılacak Munch’a özel müze, sanat merkezi ve otel inşaatı ve kuruluşunda kullanılacak. 2013’te, Munch’un doğumunun 150’nci yılında açılması planlanan bu müze ve otel sayesinde sanatseverler Munch’un restore edilen evinde konaklama imkanı yakalayacak.


Bu satışın önemini artıran bir diğer etkense 28 Haziran’da Tate Modern Londra’da Olimpiyat sırasında açılacak Munch sergisi. Geçen yıl Norveç Prensesi Mette-Marit’in öncülüğünde Frankfurt’ta açılan ve daha sonra Paris’teki Centre Pompidou’ya taşınan bu retrospektif Munch’un 140 eserine ev sahipliği yapıyor.

 

ASLINDA TABİATIN ÇIĞLIĞI

Edvard Munch, akranı Van Gogh gibi, gördüklerini tuvale taşımaktan ziyade hissettiklerini resmeden ilk sanatçılardan biri. İkisi de psikolojik olarak sorunlu, şiddetli endişeden mustarip bu sanatçılar, iç dünyalarındaki buhranı tuvallerine taşıyarak, dışavurumcu sanata öncü olmuş.

Zannedilenin aksine Munch’un resmine ismini veren çığlık, ressamın değil, tabiatın çığlığı. Dört versiyon arasında halen orijinal çerçevesinde duran 1895 tarihli bu eser, aynı zamanda Munch’un o anki hislerine dair yazdığı şiirini de barındırıyor. Çerçevenin altında bir plakada sanatçının el yazısıyla yer alan bu şiir şöyle: “Yolun üzerinde iki arkadaşımla beraber yürüyordum / Güneş batmaktaydı – Gökyüzü kan kırmızısına döndü / Ve o an melankoli esintisini hissettim – Bekledim / Hareketsiz, ölümcül bir yorgunlukla – mavi-siyah / Fyordun üzerinde ve şehir Kan ve Alev Dalgaları / Arkadaşlarım yürümeye devam etti – Ben geride kaldım / Endişe ile titreyerek – Tabiatın yüksek çığlığını duydum - EM” Bir rivayet de, resimde görülen koydaki mezbaha ve akıl hastanesinden gelen çığlıkların Munch’u tetiklediği. Mevzubahis akıl hastanesinin Munch’un kız kardeşinin tedavi gördüğü hastane olduğunu da not düşmek gerek...

 

‘Çığlık’ı yapan Edvard Munch, akranı Van Gogh gibi, gördüklerini tuvale taşımaktan ziyade hissettiklerini resmeden ilk sanatçılardan biri.

Hürriyet Pazar, Haber: Neylan Bağcıoğlu, 06.05.2012

AYASOFYA'NIN SIRRI NE?

 

 

Ayasofya Müzesi Başkanı Doç.Dr. Haluk Dursun, Ayasofya’da bulunan kapı tokmaklarındaki Fatih Sultan Mehmet’in sırrını açıkladı.

 

Doç.Dr. Haluk Dursun, “Fatih ve Ayasofya bağlantısının temelinde şu elimdeki kapı tokmağı vardır” dedi. Dursun, şöyle konuştu: “Ayasofya’da göreve başladığımda bu tokmağın izinden giderek Ayasofya’yı çözmeye çalıştım. Bu normal bir kapı tokmağı değil. Üzerinde, ‘Ya Fettah’ yazar. ‘Ya Fettah’ Allah’ın isimlerinden biridir ama Ayasofya’ya özellikle bunun yapılmış olması, fetihten sonra bunun asılmış olması başka bir manayı vurgular. Fatih, kapı tokmaklarında Ayasofya’ya bunu koyarak hem o kapının açma fonksiyonunu vurgulatıp her açışta açma kudreti olan Allah’ın bir hürmeti ve aidiyetini hatırlatılıyor.”

Habertürk, 04.05.2012

KAYA MAĞARASI KORUNSUN

 

  

 

Tarihi ve kültürel açıdan çok büyük bir öneme sahip Gercüş Bağözü Köyü Erikli mezrasında bulunan 5 bin yıllık resimlerle bezennmiş antik dönemden kalma Dereser kaya mağarasının bir an önce koruma altına alınması gerektiği bildirildi. Batman Turizm ve Tanıtım Derneği tarafından da ziyaret edilen Kaya mağarası, Batman Üniversitesi Kültür envanteri çalışmasında bulunmuştu.

 

Yrd. Doç. Ersoy Soydam ve köylülerin dikkatini çeken Kaya mağarası için Bat-Der Başkanı Emin Bulut,' Bölgenin tarihi açısından çok önemli bir mekan olan Dereser Kaya mağarasının Kültür Bakanlığınca detaylı bir şekilde incelenmesi ve koruma altına alınması gerektiğini belirtt.' Bulut, Yeni Üniversite kampusunun hemen karşısında ve tarihi Dereser kalesi yakınlarında bulunan Kaya mezarın MÖ 5 bin yıla dayandığını, bu kadar önemli bir eserin acilen korunması gerektiğini vurguladı. Bulut Batman ve yöresinde buna benzer bir çok eserin bulunduğu ve ciddi bir araştırma gerektiğini söyledi.

Batman Gazetesi, 04.05.2012

JEAN-JACQUES ROUSSEAU'NUN ESERLERI SERGİLENİYOR

 

 

Fransız yazar ve filozof Jean-Jacques Rousseau'nun el yazması eserleri ile Osmanlı üzerine kaleme aldığı izlenim ve analizlerinden oluşan, ''Rousseau ve Türkiye–Düşler ve Kuramlar Sergisi'', Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde açıldı.

 

Konuya ilişkin yapılan açıklamada, lisenin La Galerie salonunda açılan serginin, Jean-Jacques Rousseau'nun 300. doğum yılı nedeniyle düzenlediği belirtildi. Serginin, İsviçre İstanbul Başkonsolosu Monika Schumtz Kırgöz'ün himayesinde açıldığı kaydedilen açıklamada, serginin küratörlüğünün, etkinlik koordinatörü ve Rousseau Uzmanı Martin Stern ile Avrupa Jean-Jacques Rousseau Kurulu Başkanı Remy Hildebrand tarafından yapıldığı dile getirildi.

Açıklamada, sergide, aralarında Rousseau'nun el yazmalarının da bulunduğu eserler ile Osmanlı Sarayı'nda saatçi olarak görev yapan ve Galata'da yaşayan babasından dinlediklerinin yanı sıra kendi yaptığı araştırmalar doğrultusunda kaleme aldığı Osmanlı üzerine izlenim ve analizlere de yer verildiği ifade edildi.

Serginin, ''Eğitim ve Aydınlanmalar'', ''Zafer ve Düş Kırıklıkları'' ile ''Bir Alim ve Bir Pedagog Olarak Rousseau'' adlı 3 bölümden oluştuğu belirtilen açıklamada, sanat severlerin 2 Haziran'a kadar sergiyi gezebileceği belirtildi.

Habertürk, 04.05.2012

ÜNLÜ RESSAM VEFAT ETTİ

 

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Resim sanatçısı Osman Zeki Oral'ın vefat etti

 

Sanatçı için Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde 5 Mayıs Cumartesi günü tören düzenleneceği bildirilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
''Gerek sanatçı, gerekse bürokrat kimliği ile ülkemizdeki kültür ve sanatının gelişimine katkıda bulunan Türk resminin önemli ve değerli isimlerinden usta ressam Osman Zeki Oral yaşama veda etmiştir. Ailesinin ve tüm sanat camiasının başı sağolsun.''

Açıklamada, 1925 yılında Karadeniz Ereğlisi'nde doğan Oral'ın Bolu Devlet Güzel Sanatlar Galerisi ve Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi'nin kuruluş çalışmalarında yer aldığı, Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü'ndeki görevinden emekli olduğu kaydedildi.

Habertürk, 04.05.2012

BANAZ'DA TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Uşak'ta, jandarma ekiplerinin düzenlediği operasyonda değişik dönemlere ait toplam 37 parça tarihi eser ele geçirildi, 1 kişi gözaltına alındı.

 

Alınan bilgiye göre, Banaz İlçe Jandarma ekipleri Düzlüce Köyü yakınlarında düzenledikleri operasyonda 03 DT 186 plakalı otomobilde değişik dönemlere ait olduğu tespit edilen 9 adet metal sikke, 1 adet metal kulplu çan, 1 adet mızrak ucu, 3 adet metal halka, 10 adet metal çubuk, 1 adet bayan figürlü metal obje, 1 adet metal yüzük, 1 adet dikiş yüzüğü, 1 adet ucu burgulu saplı metal obje, 1 adet sivri demir şiş, 1 adet metal keski ucu, 3 adet küt saplı çivi, 1 adet kurşun ucu, 3 adet el büyüklüğünde taş obje olmak üzere toplam 37 adet tarihi eser ele geçirdi.

 

Otomobil sürücüsü M.Ç. gözaltına alındı. Tarihi eserler Uşak Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildi.

Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Uşak Kent Haber, 03.05.2012

SAKIZ'DA OSMANLI MEDRESESİ İLE MECİDİYE CAMİİ RESTORE EDİLİYOR

 

 

Sakız Adası'nda, Modern Anıtlar Merkez Konseyi'nin görüşü doğrultusunda, ada kalesinde bulunan Osmanlı Medresesi ile merkezdeki Mecidiye Camisi'nin minaresinin restore edileceği bildirildi.


Yunanistan'ın Sakız Adası'nda, Modern Anıtlar Merkez Konseyi'nin görüşü doğrultusunda, ada kalesinde bulunan Osmanlı Medresesi ile merkezdeki Mecidiye Camisi'nin minaresinin restore edileceği bildirildi.Yunanistan Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından sanat eseri olarak nitelendirilen Osmanlı Medresesi, bünyesinde Bizans Eserleri Denetmenliği'nin bakım atölyesini barındırıyor.


Bizans Eserleri Denetmenliği'nin onayı ile gerçekleşecek restorasyon çalışmaları, iki katlı medreseyi kullanışlı bir bina haline getirmeyi hedefliyor.


Tarihi binanın içinde, kütüphane, binanın tarihiyle ilgili araştırma merkezi ile geçici sergiler için de bir bölüm ayrılacağı bildirildi.


Öte yandan 19. yüzyılda Sultan Abdülmecid tarafından inşa edilen Mecidiye Camisi'nin minaresi için restorasyon çalışmalarının Modern Anıtlar Merkez Konseyi tarafından onaylandığı duyuruldu.
Restorasyon projelerinin AB destekli Ulusal Stratejik Referans Çerçevesi (ESPA) programına dahil edildiği kaydedildi.

Türkiye Turizm, 01.05.2012

180 YILLIK KINGSTON HAPİSHANESİ KAPATILIYOR VE MÜZE HALİNE GETİRİLİYOR

 

 

Kanada Hükümeti, tarihi Kanada Devleti'nin tarihinden de eski olan ünlü Kingston Hapishanesi'ni kapatma kararı aldı.Kanada'da federal bütçe açığının kapatılması için alınan tasarruf tedbirleri kapsamında 180 yıllık Kingston Hapishanesi ile Quebec eyaletindeki Lecrec Cezaevi kapatılacak.
Federal Halk Güvenliği Bakanlığı, iki hapishanedeki mahkumların başka tesislere nakledileceğini, bu yolla yıllık 120 milyon dolar tasarruf sağlanacağını bildirdi.


Bakanlığın, 2014-2015 bütçe dönemine kadar toplam 295 milyon dolar tasarruf etmesi gerekiyor. Ontario eyaletinin Kingston kentindeki Kingston Hapishanesi'ne ilk mahkumlar 1 Temmuz 1835'te Toronto'dan getirildi.


Birçok ünlü suçluya ev sahipliği yapan hapishane, mahkumlara uygulanan işkencelerle birçok film ve romana konu oldu. Ünlü yazar Charles Dickens'ın Amerika Notları adlı eserinde bahsettiği Kingston Hapishanesi'nde Grace Marks, James Donelly, Mary-Anne Houde, Kanada Komünist Partisi Genel Sekreteri Tim Buck, Kızıl Ryan lakaplı Norman Ryan, banka soyguncusu Edwin Alonzo Boyd, yazar Roger Caron, seri katil Clifford Olson, 1980'lerin ünlü zengini ve karısını öldürmekten ömür boyu hapse mahkum edilen Helmuth Buxbaum yattı.


Hapishanede, oğlu ve ikinci eşiyle birlik olup ilk karısı ve 3 kızını öldüren Muhammed Shafia ve oğlu Hamid ile Kanada Ordusu'nun yıldızı en parlak subaylarından iken birlikte olduğu kadınları öldürmekten mahkum olan Russel Williams'la birlikte 421 mahkum bulunuyor.

Türkiye Turizm, 01.05.2012




.. TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org

Copyright©1998 TAY Projesi