Haberler logo Ekim '09 Arşivi

25 - 31 Ekim 2009


Ölü doğmuş bir projenin cenazesi (Devam):

İKİBİN
(S)ON

"BU PROJELER ÇIKARLARA DOKUNUYOR"





Konu büyük bütçeli bir ‘devlet’ projesi olunca  bütçesinin ve bu bütçenin nasıl üleştirildiğinin kamuoyunda sıklıkla sorgulanması şaşırtıcı değil. Bu tanıma uyan ‘İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi’ son dönemde tam da bu konularla gündeme geldi. Üstelik ajansla ilişkisi olan pek çok ismin ‘kendi projesine fon aktardığı’ söylendi. Şimdiye kadar ‘kapalı kutu’ görüntüsü çizen 2010, bu iddialara kendi internet sitesinde ‘asılsızdır’ dedi.

Konunun muhataplarından biri 30 yıldır kültür sanat dünyasının önemli aktörlerinden biri olan, uluslararası bir isim, Beral Madra’ydı. 2010 Ajansı, yaklaşık iki yıldır görsel yönetmeni sıfatıyla çalışan Madra’yla ilgili iddiaları şöyle yanıtladı: “Söz konusu haberlerde bahsi geçen projeler, Beral Madra’nın şahsi projeleri değil, Madra ’nın yönetimindeki Görsel Sanatlar Yönetmenliği ’nin iki ana projesidir. Tüm direktörler gibi Madra da, sözleşmesi ile sabit aylık ücreti dışında hiçbir ücret, prim, bonus veya pay almamaktadır. ”

Beral Madra, “Radikal’de röportajımın çıkması kendi alanımı kullanıyorum gibi olmasın,” diyerek tereddüt etse de, merak ettiklerimize yanıt vermeyi kabul etti.

2010, görsel sanatlar yönetmeni olarak sizden ne bekliyor?
‘Görünürlüğü olan, İstanbul kültür sanayine yararı dokunan projeler yapman, başvuru projelerini değerlendirmen gerekiyor’ dediler. Ben de hemen danışma kurulu oluşturdum. Baktım ajansın çeşitli kademelerinde sanatçı yok. Mimar Sinan, Yıldız Teknik, Marmara ve Sabancı’dan önemli sanatçıları bir de teorisyeni davet ettim. Bir düşünce toplantısı yaptık ve İstanbul kültür sanayindeki sorunları masaya koyduk.

Neydi bu sorunlar?
Bu şehrin çok büyük olması. 15 milyon insan olması, 40 tane ilçeden oluşması ve haritaya baktığımız zaman görsel sanatlar ürünlerinin sadece üç ilçede gösteriliyor olmasıydı. Buna karşılık diğer bütün ilçelerde baktık, son derece elverişli binalar; belediye kültür merkezleri var. Buradan ‘taşınabilir sanat projesi’ doğdu. Herkes ilçesinde bir görsel sanatlar sergisi görebilmeli. Çünkü herkes Küçükçekmece’den Beyoğlu’na gelmek için para veremez. Bir de sanatçılar o kitleler için bir şeyler üretiyor, geliyor Beyoğlu’nda sergiliyor. Halbuki o iş Bağcılar’daki insanı ilgilendiriyor.

Bu dedikodulara biraz da 2010’un içine kapalı yapısının yol açtığı görüşünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Birçok polemik, bir güven yitirme oldu. Böyle büyük bir projenin tam ortasında yönetim değişikliği zaten başlı başına bir güven sorunudur. Güvensizlik sorunu hep paradan çıktı. Çok yüksek meblağlarda paradan söz edildi. Bu paralar hiçbir zaman gelmedi. Bunun yarısının yarısı para geldi. Burada bir sorun var. Bu sorun ajansla ilgili değil. Siz geldiniz soru soruyorsunuz ben de size cevap veriyorum. Bu böyle yapılmıyor. Bu manşetleri atan gazete ve bu haberi hazırlayan gazeteci 4-5 insana suçlama getirirken yargısız infaz yapıyor. Ve hiçbir şekilde gelip doğrulatmıyor haberi. Hakkında haber yapılanın görüşüne yer vermiyor. Ayrıca ben 30 senedir İstanbul’un en büyük gazetelerinde kültür yazıları yazan bir insanım. 20 senedir, Türkiye’yi çağdaş sanat ortamlarında temsil etmiş, uluslararası kurumlar için sergiler yapmış biriyim. Burada  bir saygısızlık da söz konusu.

Bu haberler sizi nasıl etkiledi?
Üzdü tabii ki. Ancak ben davamdan çok eminim. Ne yaptığımı çok iyi biliyorum. Ve 2010 sonunda bu şehirde yaptığımız işler iz bırakacak. Çünkü hepsi eğitim projesi.

‘Projemin akıbeti hakkında bilgi alamıyorum’ diyenler adına sormalıyım: nasıl işliyor bu süreç?
Ben 227 tane proje okudum. Bir projeyi değerlendirmek için iki sayfa not veriyorum. Bu puanlamaların kriterleri de uluslararası proje fonları kriterlerine göre değerlendiriliyor. Bir de benim web sayfasında açıkladığım ilkelerim var. Puanlamayı haziranda bitirdim. Bunlar sırayla yürütme kuruluna giriyor. Yürütme kurulu bizi çağırıyor görüşlerimizi tekrar dinliyor. Onaylanan projenin sahibi çağırılıyor. İmza atılıyor. Daha sonra proje bütçe kuruluna giriyor. Ben verdim aldım diye bir şey yok.

Eşinizin dostunuzun projelerini onayladığınız iddialarına ne diyorsunuz?
Zaten İstanbul kültür sanayinin çapı belli. Ben proje yapacak en az 200 kişi tanıyorum. Bunlar benim eşim dostum olabilir. Üzgünüm, görsel sanatlar alanındaki herkesi tanıyorum. Cem Madra’nın Sulukule’yle ilgili kent projesi ise benimle ilgili değil. Bana gelmedi. Bu yanlış bilgileri kim verdi? ‘Beral Madra’nın yürüttüğü bu projeler birilerinin çıkarlarına dokunuyor mu?’ diye sormak lazım.

Dokunuyor mu?
Evet. Çünkü ben zaten yazılarımda da bunu açık olarak yazıyorum. İstanbul kültür sanayi hem parçalanmış bir yapı, hem de devlet, yerel yönetimler, özel sektör ve sanat üreticileri uzlaşma içinde çalışamıyor, hepsi başka yönlerde ve amaçlarla çalışıyor. Üreticiler de diğer üç güçle birleşemiyor. Birleştikleri zaman bu güçler üreticiden ödün vermesini istiyor. Çünkü para bu üç güçte.

Nasıl çözülür bu sorun?
Kamusal para olması lazım. İlk defa kamusal para girdi, o para üzerinde ne biçim tartışmalar oluyor. Halbuki bu kamusal para gerekli İstanbul için çünkü o para üreticiye bağımsızlık sağlıyor. Girmek istediğiniz Avrupa’da yüzlerce fon var.

Doğrudan kimin gözü var?
Eğlence kültürü yapan herkes bu paradan nasiplenmek ister. Bunlar da prodüksiyon şirketleri, bu tür işler yapan kuruluşlar. Zaten manzaraya baktığınız zaman manzarada sadece eğlence kültürü var istanbul’da. Sanatçılara üretim fonu olmadığı için gidip dışarıda kendilerini eğitemiyorlar. Burada proje yapamıyorlar.

Orta Asya Pavyonu’nun açılış kokteyli için 4 bin avro verildi mi gerçekten?
Orta Asya Pavyonu bana 2007’nin baharında verildi. Orada da bir sözleşmem vardı bunların hepsini sunarak 2010’la görüşmüştüm. Orta Asya Pavyonu Venedik’te çok merkezi güzel bir sarayın içinde gerçekleşiyor. Ben bu işi yürütürken 2010 da Avrupa’daki fuarlar ve büyük etkinliklerde tanıtım faaliyetleri yürütüyordu. Düşündüm ki Venedik Bienali’nde 2010’un tanıtımı yapılması gerekir. Bu tanıtım için ben bu sarayı önerdim. Mekanı verdim. Onlar da küçük bir kokteyl yaptı.

Açılış kokteyli değil mi bu?
Hayır. Oraya broşürleri koyduk ve yüzlerce kişiye ulaştık. Benim açılışım zaten yapılmıştı orada.

Neden Türkiye pavyonunda yapmadınız kokteyli?
Önce Görgün Taner’e ‘Çok büyük bir saray tutuldu. İstersen hem Türkiye pavyonu, hem 2010, hem de Orta Asya Pavyonu için ortak bir davet yapalım’ dedim. Görgün, gerek olmadığını söyledi.

Radikal, Haber: Ömür Şahin, 27.10.2009


******


FADİME'Yİ SAMANLIKTA BASTILAR



İstanbul’un 2010’da kültür başkenti seçildiğini bugüne kadar mutlaka duymuşsunuzdur! Aşağıda okuyacağınız yazıdan sonra, bu kültür başkentinin kültür projelerinden sorumlu kişinin renkli kişiliğini de paylaşmanın faideli olabileceğini düşünerek, Haziran sıcağında bir yazı kaleme aldım. Yazıyı konuk yazar olarak yayınlaması için dört değişik gazetenin üst düzey yöneticisine önerdim ancak her nedense dört ayda özgür, muhalif, tarafsız basınımız bu yazıyı bir türlü değerlendirmeye alamadı!

Geçtiğimiz hafta CHP İstanbul milletvekili Çetin Soysal’ın 2010’a ayna tutmaya başlamasıyla, ajans yöneticisi Şekib Avagdiç’i tanıtan bu sevimli yazıyı artık bilgisayarımda tutmamın kanserojen olabileceği düşüncesiyle virüsü dışarı atmak zorunluluğu doğdu. Bilgisayarım, Fadime’li 2010 yazımı, artık tuşladı ve değerli okurlarla paylaştı.

Yazının başka bir anlam ve önemi, Kurtlar Vadisi tarafından kapışılan ve Kültür Vadisi içinde 29 Ekim’e yetişeceği vaad edilen ama 29 Ekim’de kongre vadisindeki yerinde gölgesinde mevsimler boyu uyuduğumuz o ağacın altını hatırlıyor musun şarkısı söylenen Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun açılışına denk gelmesidir!

Bir kent düşünün ki, Avrupa Kültür başkenti olmaya hazırlanıyor, tam merkezindeki kültür merkezine kilit vurulmuş, iki yıla yakın bir süredir bir tek çivi çakılmamış, bir kent düşünün ki merkezinde bir tiyatrosu yok, bir heykel, bir ağaç bile yok. Kültür mü edersiniz, küfür mü edersiniz, kent kültür mü eder, kültürün içine mi eder, epey tartışılır.

Anton Çehov, “Vişne Bahçesi” adlı oyununda, Rusya’nın sınıfsal çöküşünü anlatırken, evin sahiplerinin konağı terk ederken içeride unuttukları yaşlı uşağı anlatır.

Uşak Firs, “beni burada unuttular” diye haykırır, ama bir türlü duyuramaz sesini.

Atatürk Kültür Merkezi’nden kim haykırıyor, peki 2010’a 2 ay kala?

Siz Mozart, Verdi, Wagner ya da Cemal Reşit Rey sanadurun halen !

Ülkemiz, 28 şubat sürecini yaşar, ılımlı İslam kisvesi altında bir evrim ve Çehovien dönüşüme tanık olurken, yaklaşık birbuçuk yıl önce, tadilat nedeniyle apar topar terk eylediğimiz Atatürk Kültür Merkezi’nin içinde, Fadime Şahin’i unuttuğumuz aklınıza gelir miydi?

Hatırlıyor mısınız o sürme gözlü, makyajlı, kah ağlayan, kah gülen nazlı kızı? Hani pek çok canlı yayına konuk olduydu?… Tarikat ağlarına nasıl düştüğünü, şeyhlerin pençelerinde nasıl ufalandığını anlatıp, geleceğin parlak cumhuriyet bebelerine dersler verdiydi? Magazin basınını da epey oyalamıştı o zamanlar!

O, kızcağız uzun zamandır yok artık ortalarda! Ahı gitti, vahı bile kalmadı.

İddia ediyorum, açın Atatürk Kültür Merkezi’nin kilitlerini, “Vişne Bahçesi’nin içeride unutulan yaşlı uşağı Firs gibi, “beni burada unuttunuz” diye çıkacaktır Fadime.

Bu durumda Gönül Yazar, AKM’nin önüne dikilen canlı aracın içinden “Fadime’yi AKM’de bastılar” şarkısını esirgemez onun için.

Oysa ne kadar önemli bir misyon yüklenmişti Fadimecik.

Tarikatların gizli yüzünü ortaya çıkartacaktı, Türkiye Cumhuriyetini tarikatlardan kurtaracak, aydınlıklara kavuşturacaktı sözümona. Balçiçek Pamir’in, Habertürk Gazetesi’nde birkaç ay önce ortaya çıkarttığı bir belgeden yola çıkarak yazıyorum: Ergenekon davasında tanık olarak aranan Fadime Şahin’in nüfus kayıtları bile silinmiş. Yani, devlet kayıtlarına göre, “o” aslında hiç yaşamamış.

Peki, kim bu Fadime Şahin? Mağdurenin yazdığı otobiyografiyi buldum! Kitabın 89. sayfasına dayanarak, “Pendik yakınlarında firmanın sahibi beyle görüştüm. Ben, kapalı çalışmak zorunda olduğumu söyledim. Herhangi bir mahsuru olmadığını söyledi. Ben iş tecrübem olduğunu, bilgisayar, on parmak daktilo, ön muhasebe bilgisi bildiğimi, çok iyi derecede Almanca bildiğimi söyledim. İşveren beni uygun buldu . Siz bana güvendiniz. Ama işçileriniz nasıl dedim?. O tür konularda, hiç endişelenme. Bizim işçilerimiz çok namusludur. Zaten sizin de muhatap olacağınız bir durum yok. Hava kararmadan evinize gidersiniz dedi”

Ali Kalkancı’nın cinlerine çarpıldığı için sözkonusu işyerinde değil on parmak daktilo yazmak, tek satır bile karalayamayan, değil Almanca, dili tutulduğu için Türkçe bile konuşamayan, işyerinin sahibi ŞEKİB AVGADİÇ, çok önemli bir plastik tüccarı ve şu anda İstanbul 2010 Ajansı Yürütme Kurulu’nun başındaki şahıstır.

Bir plastik tüccarının koskoca bir sanat başkentini nasıl yürüteceğini merak ediyorsanız, en azından plastik sanatlarda başarılı olacağından kuşkunuz olmasın!

Fadime Şahin’e zamanında kucak açan hoşgörülü kişinin, bir dönem İGDAŞ yolsuzluğunda zamanın belediye başkanı Tayyip Erdoğan ile fatura yolsuzluğu konusunda hakkında ağır iddialar ortaya atılmış olması sadece küçük bir ayrıntıdır. Bu mesele zaman aşımı denen hoşgörülü kavram sayesinde unutulmuş , o köprülerin altından çok sular akmıştır. ( Belki de bazı İstanbullular son sel felaketinde bu suların altında kaldı, onu ben bilemem )

Kaldı ki, 2010 Yürütme Kurulu Ajansında görev almak için aranan şartlarda dürüstlük arka sıralarda gelmektedir. Örneğin, “Direktörler ve Yönetmenler” arasında yer alan bir beyefendinin bir kitap basım ihalesinde yolsuzluk yaptığı ortaya çıkmış, ajans kadrosundaki en az eğitimli sıfatıyla yer alan lise mezunu' olan hanımın ajans genel sekreteri ve yardımcısından daha fazla maaş aldığı ortaya çıkmıştır.

Şu an sadece ortadan kaybolmak değil, T.C kayıtlardan da silinen yani hiç yaşamamış olan Fadime, aynen Çehovien uşak Firs gibi, Türkiye’de yeni bir dönemin başlamasına, yeni bir liderin çıkmasına, yeni bir hükümetin kurulmasına, Bush’un bizlere yeni bir don biçmesine, Türkiye bundan böyle ılımlı islamı denesin demesine neden olmuştur.

Fadime kendisini feda ederek, belki derinlere inmiş ama sınıfsal anlamda yeniliklere imza atmıştır. Fadime, tarikatlarla savaşmış, sözümona sınıfsız bir toplum için mücadele etmiştir. Toplum, Erbakan’dan dan dan dan Tayip Erdoğan’a doğru toplumu yumuşak biçimde yavaş yavaş sindire sindire alıştıra alıştıra seve seve geçerken, Fadime bir piyon olarak kullanılmıştır. O, sınıfsız, şeyhsiz, müridsiz, tarikatsız örnek bir dünya hayaliyle haritadan silinirken Pendik’teki hoşgörülü plastik tüccarı patronu Şekib Avagdiç’i unutmamıştır. Avagdiç’i unutmayan başka bir kişi de Sayın Başbakan’dır. Ona armağanların en büyüğünü, İstanbul gibi bir metropolün Unesco’dan gelen trilyonlarının yönetimini vermiştir. Hem de yıllar önceki İGDAŞ yolsuzluğunu unutarak !

Ben nedense Fadime’nin Atatürk Kültür Merkezi restorasyonundan ya da kültür vadisinin derinlerinden bir yerden çıkacağından eminim. Çünkü bu kültür meselesi sanıldığından daha derin bir konu. Fadime, Ya A.K.M’de aksesuar olarak kullanıldı. Ya da bir operette sesi çıkmayan bir figürandı. Belki de A.K.M’nin K.M’si onun kod adıdır.

Hadi açın kültür merkezinin kapılarını, salıverin şu zavallı kızı.

Birkaç lokma yedikten ve kimliğini tekrar bulduktan sonra, anlatacaklarına siz de inanmayacaksınız.

Nedim Saban

Haber Sol, 26.10.2009


TARİHE FOTOĞRAFLI ÖNLEM

 

 

İzmir’in korkulu rüyası olan, her an yıkılabilecek durumdaki tescilli yapıları, Konak Belediyesi eski İzmir fotoğraflarından oluşan panolarla çevreliyor. Belediye Başkanı Hakan Tartan, eski yapıları mülkiyet sorunlarından dolayı yıkılmaktan kurtaramadıklarını ifade ederek, “Hiç olmazsa eski yıllardaki konumunu anlatan fotoğraflar ile görüntü kirliliğinden kurtarıyoruz” dedi.

 

Yapıları sadece belediyelerin değil mülk sahiplerinin de korumaları gerektiğini vurgulayan tartan Tartan, tüm bu olumsuzluklara karşın, yıkılmaya yüz tutan, yayaların korkulu rüyası, atıl halde bırakılan tarihi yapılara giydirme cepheler uyguladıklarını söyledi. Giydirme perdelerin hem koruma görevi üstlendiğini hem de binanın yıllar önceki konumunu hatırlattığını ifade eden Tartan şunları söyledi:

“Tescilli yapıları sahipleri koruyamıyor. Biz bina sahiplerine çağrımızı yineliyoruz. Binaları bize bağışlasınlar, biz İl Özel İdare fonundan da yararlanarak binaları ayağa kaldırıp, kültür, sanat veya semt merkezlerine dönüştürelim bina sahiplerinin isimleri de bu yapılarda sonsuza kadar yaşasın.”

 

Tartan, yerli ve yabancı turistlerin uğrak mekanları arasında yer alan tarihi asansör civarındaki binalara sahip çıkmak istediklerini ancak sahiplerinin de bu konuda duyarlı olmaları gerektiğini söyledi. Eski yapıların yıkılışını üzülerek izlediklerini hatırlatan Tartan, “Mithatpaşa Caddesi, Tarihi Asansör civarında bulunan binalara cephe sağlıklaştırma çalışmalarını sürdürüyoruz. Tarihi Asansör Sokağı içerisinde yer alan terk edilmiş tescilli tarihi yapıları hiç olmazsa yok olmadan çelik kafesler ile koruyoruz. Eski yıllardaki konumunu anlatan fotoğraflar ile görüntü kirliliğinden kurtarıyoruz. Bu arada vatandaşlarımızın can güvenliğini de düşünmek zorundayız. Kafesler bu işlevi de görüyor” diye konuştu.

Yenigün, 30.10.2009

NEVŞEHİR MÜZESİ MÜDÜRÜ HALİS YENİPINAR VEFAT ETTİ

 

Nevşehir Müzesi Müdürü Halis Yenipınar vefat etti. Yüksek tansiyon nedeniyle geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybeden Yenipınar'ın cenaze töreni Saat 11:00’de Nevşehir Valiliği önünde yapıldıktan sonra, öğle namazını müteakip Kurşunlu Camii’nden cenaze namazı kılınarak, Aksaray’da defnedildi.

Yenipınar’a Allah’tan rahmet, ailesi ve yakınlarına sabırlar diliyoruz.

Turizm Habercisi, 23.10.2009

ANTİK KENTİN 25 YILLIK KADERİ MASAYA YATIRILDI

 

 

Selçuk’ta Efes antik kenti ile diğer tarihi alanları da kapsayan Efes Koruma amaçlı İmar Planı için son bilgilendirme toplantısı yapıldı. Selçuk Belediyesi ve ihaleyi üstlenen planlama grubu katılımcıları bilgilendirdiler. Toplantılar sonucunda ortaya çıkacak plan İzmir 2 No.lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından uygun görüldükten sonra, Selçuk Belediye Meclisi ve İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylanarak yürürlüğe girecek.

 

Selçuk Belediyesi Ahmet Taner Kışlalı salonunda gerçekleşen toplantıya Selçuk Belediye Başkanı H. Vefa Ülgür, Belediye Meclis Üyeleri ve bürokratlar, İzmir Büyükşehir Belediyesi İmar Müdürlüğü görevlileri, Dokuz Eylül Üniversitesi Temsilcileri, Efes ve Ayasuluk Kalesi Kazı Başkanlıkları, Meryem Ana Evi Derneği Başkanı, İzmir Agora Kazıları Başkanlığı, Selçuk Ticaret Odası yöneticileri, Efes Turistik Eşya Satıcıları Derneği yöneticileri başta olmak üzere alan ile ilgili vatandaşlar katıldı.

 

Başkan Ülgür, planlanan alan içresinde yeni gezi güzergahlarının oluşturulacağını ifade ederek, “Ayusuluk Kalesi, St. Jean Kilisesi, Artemis Tapınağı ve Efes Müzesini içine alan alternatif bir gezi güzergahı daha oluşturacağız. Bu ilçe merkezindeki ticari faaliyetin artışına olumlu katkı koyacak” dedi.

Yenigün, Haber: Kerim Uğur, 30.10.2009

TARİHİ KİLİSE TURİZME KAZANDIRILMAK İSTENİYOR

 

 

Sivas'ın Hafik İlçesi'ne bağlı Tuzhisar Köyü'ndeki vatandaşlar, köylerindeki tarihi kilisenin onarılarak turizme kazandırılmasını istiyor.


Alınan bilgiye göre, Hafik İlçesi'ne 18 kilometre uzaklıkta olan Tuzhisar Köyü'nde bulunan tarihi Tuzhisar Kilisesi'nin duvarlarında, önceki yıllarda meydana gelen deprem ile bakımsızlık nedeniyle çatlamalar ve yıkılmalar bulunuyor. Kilisenin daha fazla tahrip olmamasını isteyen köylüler, yetkililerden kilisenin onarılarak turizme kazandırılması için çalışma başlatılmasını talep ediyor.


Köy muhtarı Hacı Ahmet Peker, yaptığı açıklamada, kilisenin yapılmasını, onarılmasını ve turizme kazandırılmasını istediklerini söyledi. Kilisenin harabe halinde olduğunu ifade eden Peker, ''Tabi ki bu durum üzüntü verici. Burası da bir kutsal yer, buranın yapılması, onarılması bizim açımızdan güzel olur. Bir depremde buralar kaymış, parçalanmış. Onun için kilise onarılsa, turizme kazandırılsa çok güzel olur. Devletin ilgi ve alakasını bekliyoruz'' dedi.


Tarihi kaynaklarda 18. yüzyılda inşa edildiği belirtilen Tuzhisar Köyü Kilisesi'nin sütunlarını birbirine sivri kemerler bağlıyor. Yapının tamamının üst örtüyü oluşturan beşik tonozlar da dahil, kesme taş malzemeyle yapılması dikkati çekiyor.

Sivas Hürdoğan, 30.10.2009

ÇİFTE MİNARE'DE ÇALIŞMALAR YENİDEN BAŞLADI





Çifte Minareli Medrese ve Şifahiye Medresesi’nin restorasyonunu üstlenen yüklenici firmanın yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle çalışmalara ara verilen Çifte Minare’de restorasyon çalışmaları yaklaşık 4 aylık aranın ardından yeniden hummalı bir şekilde başladı.


Edinilen bilgiye göre ekonomik kriz dolayısıyla işçilerine maaşlarını ödeyemeyen yüklenici firma Çifte Minare ve Şifahiye Medresesi’nin restorasyon işini başka bir firmaya devretti. Doğa İnşaat’tan işi devralan Ustalar isimli inşaat firması zaman kaybetmeden Çifte Minare’de restorasyon ve rölöve çalışmalarına başladı.


Çifte Minareli Medrese rölöve projesi kapsamında temel duvarları yükseltilmeye başlandı. Projeye göre Çifte Minareli Medrese’nin temel duvarları bir metre 20 santimetreye kadar yükseltilecek. Duvar yükseltme çalışmalarının yaklaşık 3 haftada tamamlanmasının planlandığı öğrenildi.
 Çifte Minareli Medrese’de yer alan minarelerin üzerinde ki çiniler daha önce Konya’dan getirilen orijinal çinilerle yenilenmişti. Çifte Minareli Medrese’deki çalışmaların tamamlanmasının ardından restorasyon ekiplerinin Şifahiye Medresesi’nde yarım kalan işleri tamamlamak için çalışmaya başlayacağı öğrenildi. 


Çifte Minareli Medrese ve Şifahiye Medresesi’nin restorasyon çalışmalarının 31.12.2009 tarihine kadar bitirilmesi gerekiyor. Ancak, yaklaşık 4 aydır çalışmaların durmuş olması ve işi başka bir firmanın üstlenmiş olması dolayısıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden Ustalar İnşaat yetkililerinin ek süre isteyeceği öğrenildi.

Sivas Hürdoğan, 30.10.2009

RESTORE ETTİRDİ, HİZMETE AÇAMIYOR

 

Bodrumlu turizmci Mustafa Sümer, İzmir Karataş’ta, 350 yıllık, iki katlı, 10 odalı ‘papaz evi’ni, hiçbir turizm teşviği almadan, kendi imkanlarıyla restore ettirip, eski görkemli günlerine döndürdü.

 

Ancak butik otel olarak dizayn edilen tarihi yapı, çevresindeki  olumsuz görüntüler nedeniyle hizmete giremedi. Sümer, “Dış cepheyi saran ve çirkin görüntü yaratan telefon kablolarını bir yıldır kaldırtamadım. Kente yatırım yapanların   önü işte böyle kesiliyor” dedi.

Milliyet, 30.10.2009

OSMANLI İSLAM ESERLERİ ABD'DE

 

ABD'NİN başkenti Washington'da bulunan Smithsonian Sackler Sanat Galerisi'nde açılan bir sergide İran'ın şah dönemi ve Osmanlı İmparatorluğu'na ait İslam eserleri sergilendi.

 

Osmanlı İmparatorluğu padişahlarına ait, çoğunluğu 16'ncı yüzyıldan kalma yağlı boya tablolar, el yazmaları, tuğralar ve işlemeli kitap ve Kuranların sergilendiği galeri büyük ilgi görüyor.

Sabah, 30.10.2009

650 PARÇALIK ÇANAK ÇÖMLEK KOMEDYASI





Muğla'nın Milas İlçesi'nde ilginç bir olay yaşandı. Arkeolog Tenzile Uysal Benter, Milas Müzesi'nde görevli olduğu 2008 yılında yolsuzluk yapıldığını öne sürerek Kültür ve Turizm Bakanlığı'na dilekçe gönderdi. Ancak bu ihbardan sonra yine arkeolog olan ve aynı müzede çalışmalar yapan Alman eşi Mahthias Benter ile başı dertten kurtulmadı. İşte çiftin yaşadıkları:

* Bir ihbar mektubu ile harekete geçen Milas Kaçakçılık ve Organize Suçlar polisleri, Tenzile Uysal-Mahthias Benter çiftinin evine operasyon düzenledi.
* Polis, çiftin evinde kazılardan çıkma 650 parça seramik buldu. Ardından çift, gözaltına alındı.
* Arkeolog çift, ifadelerinde seramiklerin tarihi eser kapsamında olmadığını, Kültür Bakanlığı'nın izniyle araştırma yapmak için bulundurduklarını söyledi.
* İddialara göre polis ekipleri, Benter'in izin belgelerini evden almasına izin vermedi.
* Tutuklanıp 1 ay cezaevinde yatan çift, 27 Ekim'de hakim karşısına çıktı. Mahkemede okunan bilirkişi raporunda 650 parça seramiğin tarihi eser olmadığı belirlendi.
* Benter çifti, izin belgesini de gösterince serbest kaldı.


Mahthias Benter, 'Kendi cebimden harcadığım paralarla 4 ayrı unutulmuş eseri bu ülkeye kazandırdım. Bizi gözaltına aldıklarında iznimizi sordular. Ben de evde olduğunu ve bir polis eşliğinde gidilirse gösterebileceğimi anlattım. Ancak 'Mahkemede gösterirsin' diyerek Emniyet'e götürdüler. Polisler evden izin belgemi almama izin verseydi 1 ay tutuklu kalmazdık. Türkiye'yi diğer Türkler gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) şikayet etmeyeceğim' dedi.

Akşam, Haber: Önder Susoğlu, 30.10.2009

YİNE DÖKÜLÜYOR

 

  

 

Malatya'da, 1990’lı yılların sonunda restorasyon çalışmalarına başlanan ve dönemin parası ile 610 milyar lira (610 bin TL) harcanarak restorasyonu tamamlanan tarihi Karakaş Konağı ikinci kez kaderine terkedildi.

Niyazi Mısri Caddesi üzerinde bulunan tarihi konağın kerpiç duvarları dökülmüş, camları kırılmış haldeki durumu çevre sakinlerinin tepkilerine neden oldu. Semt sakinlerinden bir esnaf “Milyarlarca lira para harcadılar buraya, ama ne arayan var ne soran. Daha kış başlamadan kerpiç duvarlar dökülmeye başladı, sahipsizlikten camlar çerçeveler kırıldı. Devletimiz bu kadar zengin mi? Madem ki sahip olamayacaklar bu kadar parayı niye harcadılar? Yazık değil mi paralarımıza? Binanın dış görünüşü böyle acaba içi nasıl?” diyerek tepkilerini dile getirdi.

Malatya merkez Niyazi Mısri Caddesi üzerinde bulunan ve Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2000 yılında restorasyonuna başlanılarak 2003 yılında kesin kabulü yapılan tarihi Karakaş Konağı'nın onarımı öncesinde hazırlanan projede, çatıya yer verilmemiş ve çatısız olarak 5 yıl atıl halde kalan ve yağışların etkisiyle önemli tahribatlara uğramıştı. Bu sürenin ardından daha fazla hasar görmemesi için, proje müellifinden izin alınarak yeniden çatı eklenmesi kararlaştırılan tarihi konak çatı yapıldıktan sonra da üçüncü kez kaderine terk edildi.

Tarihi konak için yetkililerin bir an önce harekete geçmesi istendi.

Malatya Haber, 29.10.2009

AKŞEHİR'DE CANLI TARİH





Atatürk'ün 9 ay 10 gün süre ile Batı Cephesi Karargahı olarak kullandığı tarihi binada bugün uzun yıllar raflarda duran tarihi belgeler ve eşyalar sergileniyor.

 

İstiklal Savaşı sırasında Batı Cephesi Karargahı’na ev sahipliği yapan, bugün ise içerisinde yer alan tarihi belgeler ile Akşehir Batı Karargah Müzesi olarak yeniden düzenlenen bina Akşehir’in en çok ziyaret edilen yerlerinin başında geliyor. Akşehir Batı Karargah Müzesi Müdür Yardımcısı Sevcan Karabıçak, müzenin tarihi hakkında yaptığı açıklamada önemli bilgiler sundu. Karabıçak, tarihi binanın1965 yılına kadar Akşehir Belediye Dairesi olarak kullanıldığını ifade ederek, “Batı Karargah Müzesi binası, 1905 yılında konak olarak yaptırılmış, Kurtuluş Savaşı’ndan önce belediye ve kaymakamlık olarak kullanılmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarında, Batı Cephesi Karargahı, 18 Kasım 1921 tarihinde Akşehir’e taşınmış, 24 Ağustos 1923 gününe kadar, bina karargah olarak kullanılmıştır. Atatürk, silah arkadaşları ile birlikte Büyük Taarruz hazırlıkların burada yapmış, taarruz tarihini burada kararlaştırmıştır” dedi.


Karabıçak, bina içerisinde sergilenen eserlerin büyük bir bölümünün Anıtkabir’den getirildiğini ifade ederek,  “Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yine belediye olarak kullanılan binada Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz emrini verdiği oda en önemli bölümlerden birisi. Bunun yanı sıra Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa’nın Çalışma Odası, Garp Cephesi Erkan-ı Harbiye Reisi Asım Paşa’nın Çalışma Odası o günlerde kullanılan masa, koltuk, halı gibi eşyalarla düzenlenmiştir. Akşehir Belediyesi’nin yeni binasına taşınması üzerine1981 yılında yeniden düzenlendi” diye konuştu.


Karabıçak, binanın üst katında Atatürk, İsmet İnönü ve Asım Gündüz odaları ile birlikte Yaverler için de ayrı bir oda ayrıldığına dikkat çekerek, “Salondaki panolarda Sakarya Savaşı’ndan Büyük Taarruz’a kadar gelen sürelerdeki tarihi olaylar yazı ve fotoğraflarla anlatılmış, krokiler sergilenmiştir. Ayrıca Kurtuluş Savaşı’nda Akşehir’den Milletvekili olan Hacı Bekir (Sümer)e zafer armağanı bir tüfek, bir özel odada karargahta çalışan subaylara ait fotoğraflar yer alıyor” dedi.
Akşehir Belediye Başkanı Dr. Mustafa Baloğlu ise İstiklal Savaşı sırasında Batı Cephesi Karargahı’na ev sahipliği yapan binanın tarihini ‘9 Ay 10 Gün’ isimli kitapta toplandığını söyledi.

 

Baloğlu, “Akşehir Belediyesi Kültür Yayınları kapsamında basımı gerçekleştirilen ‘ 9 Ay 10 Gün’ isimli kitapta, İstiklal Savaşı sırasında Batı Cephesi Karargahı’na ev sahipliği yapan ve Akşehir’de yaşanan olaylar kronolojik olarak gün gün anlatılıyor. ‘9 Ay On Gün’ isimli araştırma kitabı, Eğitimci-Yazar Mehmet Koç tarafından kaleme alındı. Kitabın yapım ve tasarım işleri ise Akşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Birimi tarafından gerçekleştirildi” dedi.

Merhaba Gazetesi, 29.10.2009

RESTORASYONU BİTİYOR

 

Malatya'nın Arapgir İlçesi'nde onarımı devam eden Millet Han'ın tadilatının bu yıl tamamlanacağı bildirildi.

Kültür ve Turizm İl Müdürü Derviş Özbay yaptığı açıklamada, "Arapgir İlçemizdeki tarihi Millet Han'ın restorasyon çalışmaları sürüyor. Restorasyonun yüzde 80'i bitti. Parasal bir sıkıntımız yok. İlgili müteahhit, kışın muhafazası gereken çatı ve üst kısımları, yani kapanması gereken yerleri bitirildi" dedi.

Yıllardır restore edilmeyi bekleyen ve bu yıl restoresine başlanılıp, yıl sonuna kadar bitirilmesi planlanan Millet Han tamamlandığında tarihi eser yıkılmaktan kurtarıldığı gibi, turizmin de hizmetine açılmış olacak. İki katlı olan Millet Han'ın, 2. katında butik otel, alt katında ise dükkanlar olacak.

Malatya Haber, 29.10.2009

BALIKLIGÖL'Ü KANALİZASYON SUYU BASTI

 

 

Şanlıurfa'nın tarihi ve turistik mekanlarından olan ve 2010 yılında Dünya Kültür Mirası listesine girmeye aday olan Balıklıgöl'ü kanalizasyon suları bastı. Bir saatlik yağan yağmur sonrasında göl suyu ve tahliye kanalı çamura bulandı.

 

Dünyanın en gözde tarihi mekanları arasında yer alan ve 2010 yılında dünya kültür mirası listesine girmeye aday olan tarihi Balıklıgöl'ü kanalizasyon suları bastı. Yaklaşık bir saat süren sağanak yağış nedeniyle patlayan kanalizasyonların suları göle karıştı.

 

Geçmiş dönemlerde de yaşanan benzeri olaylardan dolayı uzun süre bakıma tabi tutulan Balıklıgöl'ü yeniden kanalizasyon suları basınca, görevliler adeta seferber oldu. Patlayan kanalizasyon ve drenaj kapaklarından yüzeye çıkan sular Balıkgöl'ün suları üzerinde katman oluşturdu.Yağan yağmur nedeniyle olaya müdahalede zorlanan ekipler, yağmur dinmesini bekledi. Kirli sudan etkilenen bir kısım balık ise telef oldu. Vatandaşlar, yetkililerin bu gibi doğal afet olaylarına karşı önceden önlem almaları gerektiğini belirterek, "Geçen yıllarda da bu gibi sorunlar yaşandı. Kanalizasyon sularından dolayı bir çok balıklar da telef oldu. Bu tarihi yerde bu gibi sorunların yaşanmaması lazım. Balıklıgöl Şanlıurfa'ya en eski tarih olarak kalmış bir miras" dedi.

 

Olaya tepki gösteren vatandaşlar, "Memleketimizin tek tarihi yeri olan Balıklıgöl'ü yine kanalizasyon suları bastı. Her yıl bu tür kolasızlıklarla karşılaşıyoruz. Allah'tan Şanlıurfa'da fazla yağmur yağmıyor. Her zaman yağmurun yağmasını isteriz ama yağarken de yetkililerin önlem alması gerekir. Yetkililerin bu tür olasılıklara karşı daha önceden önlem alması gerekir. Bizi dünyaya tanıtan bir Balıklıgöl var, başka bir şey var mı? Defalarca bu tür olaylar yaşandı. Balıklıgöl'ün içerisinde balıklar ölüyor" dedi.

Yeni Şafak, 29.10.2009

KYBELE SUYA GÖMÜLDÜ

 

Fransa’daki Türkiye sezonu etkinlikleri kapsamında hazırlanan en önemli projelerden birisi olan ve “360 Derece Uygulamalı Antik Araştırmalar Derneği” tarafından 2600 yıl önce dönemin Focea’sı olan Foça’dan yola çıkıp sadece kürekle Fransa’nın Marsilya şehrine gelen teknenin replikası olan “Kybele”, Marsilya’da bağlı olduğu emniyetli rıhtımda sulara gömüldü.

 

Temmuzda geldiği Marsilya’da aşırı milliyetçi Ermeni, Rum ve Yunan diasporaları tarafından protestolarla karşılanan Kybele’ye yapılan karşılama törenleri, Türkiye ve Türk karşıtı olayların yaşanmasına sebep olmuştu. 
Türkiye’nin Marsilya Başkonsolosu Özer Aydan,olayın sabotaj olup olmadığının incelemelerden sonra ortaya çıkacağını kaydetti.

Milliyet, Haber: Engin Akgürbüz, 29.10.2009

EN KORKUNÇ YARATIK BULUNDU

  

İngiltere açıklarında tarih öncesi dönemde yaşamış bir yaratığa ait 2.4 metre uzunluğunda kafatası bulundu. Bilim adamları deniz yaratığının türünün en büyüğü olduğunu söyledi.
 

Dorset kasabası sahili açıklarında bulunan fosil kafatasının, 150 milyon yıl önce dinozorlarla aynı dönemde yeryüzünde yaşamış olan ve okyanus altında dehşet saçan “pleziozor” isimli dev timsah türüne ait olduğu belirtildi. 

 

Uzmanlar deniz yaratığının tam boyunun 16 metre, kilosunun da 12 ton olabileceği öngörüsünde bulunuyor. Bilim adamları, türünün en büyüğü olduğu tahmin edilen yaratığın kısa bir boyun, timsah başını andıran büyük bir kafa, güçlü bir çene ve keskin dişlere sahip olduğunu söyledi.  

 

Dev yaratık üzerinde daha detaylı incelemeler yapıldıktan sonra Dorset kasabasındaki bir müzede sergilenecek.

Hürriyet, 29.10.2009



KAMPÜSTEN TARİH ÇIKTI

 

Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Kınıklı Kampusu’nda yapımına 2007’de başlanan 400 yataklı Eğitim Uygulama ve Araştırma Hastanesi inşaat alanında Roma dönemine ait 1900 yıllık mezarlar bulundu. Bölgenin koruma alanı ilan edilmesi gündeme geldi.


Denizli Müze Müdürü Hasan Hüseyin Baysal, jeoradar taramasıyla tarihi kalıntıların nereye kadar yayıldığını göreceklerini belirterek, “Değerlendirmeler yapıldıktan sonra bölgeyi sit alanı ilan edebiliriz. Ancak şu an için kazı çalışmaları hastanenin otopark alanında devam ediyor” dedi.

Hürriyet, 29.10.2009

MÜZELER BU YIL PARA BASTI

 

Müze ve ören yerlerine yapılan ziyaretlerden devletin kasasına geçen yıl 116 milyon lira para girerken, bu yılın ilk 7 ayında ise 70 milyon lira gelir elde edildi. CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin yazılı soru önergesini cevaplandıran Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkiye’nin zengin tarihi ve kültürel mirasının örneklerinin yer aldığı müzeleri gezen ziyaretçi sayıları ile elde edilen gelirlerle ilgili bilgi verdi. Bakan Günay’ın verdiği bilgiye göre, 2006 yılında müzeleri 7 milyon 724 bin yerli 8 milyon 361 bin de yabancı olmak üzere 10 milyon 375 bin turist ziyaret etti. 2006 yılında ziyaretlerden 64 milyon 833 bin lira gelir elde edildi. 2007 yılında müzeleri yerli ve yabancı olmak üzere 13 milyon 191 bin kişi ziyaret ederken elde edilen gelir de 77 milyon 619 bin lira oldu. Bakan Günay, 2007 yılında ziyaretçi sayısının 15 milyon 655 bin olduğunu elde edilen gelirin ise 116 milyon 191 liraya yükseldiğini bildirdi. Bakan Günay, 2009 yılının ilk 7 ayında ise ziyaretçi sayısının 8 milyon 264 bin, elde edilen gelirin ise 70 milyon 489 bin lira olarak gerçekleştiği bilgisini verdi.

Türkiye Gazetesi, 29.10.2009

ESKİŞEHİR'DE 1500 YILLIK AYAKKABI BULUNDU

Eskişehir'in Han İlçesi'ndeki ''Yeraltı Şehri Kazısı''nda 1500 yıl öncesine ait olduğu tahmin edilen bir çift deri ayakkabı gün yüzüne çıkartıldı.

 

Kazı çalışmalarını yürüten Anadolu Üniversitesi (AÜ) Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Oğuz Alp, AA muhabirine, Han'daki kazılara 2004'ten beri devam ettiklerini belirterek, buradan farklı dönemlere ait eşyalar ile çeşitli buluntuları ortaya çıkarttıklarını kaydetti.

 

Kazılar sırasında bazen kendilerini bile şaşırtan eşyalar bulduklarını ifade eden Yrd. Doç.Dr. Alp, şöyle konuştu:

''Kazılarda açılmamış mezarlara rastlıyoruz. Bu yılki kazılarda bir mezardan yaklaşık 1500 yıllık olduğunu düşündüğümüz deriden yapılmış bir çift ayakkabıya rastladık. Ayakkabı kalıntılarına ülkedeki arkeolojik kazılarda pek rastlanmıyor. Çünkü, ayakkabı deriden yapıldığı için çabuk bozuluyor. Bu ayakkabılar o dönemin günlük yaşamına ve giyim tarzına ışık tutacak. Ayakkabıları parçalı bir şekilde bulduk. Ülkemizde deri konservasyonu konusunda yetişen bir uzman olmadığı için şimdilik çıkarıldığı gibi muhafaza ediyoruz. Ülkemizde Roma ve Bizans dönemine ait kumaş ve deri parçaları çok iyi bilinmiyor.''

 

 Yrd. Doç.Dr. Alp, deri ayakkabıların havayla çok fazla temas etmediğinde günümüze kadar iyi korunduğunu anlatarak, ''ayakkabı bir yetişkine ait olmalı. Günümüze göre yaklaşık 42 numara bir ayakkabı. Dikişleri ve bağcık delikleri belirli bir şekilde görülüyor'' dedi.

 

Yrd. Doç.Dr. Alp, söz konusu ayakkabıları bir süre muhafaza ettikten sonra, inşaatı tamamlanıp hizmete yeniden açılacak olan Arkeoloji Müzesi'ne sergilenmesi için vereceklerini sözlerine ekledi.

Kanal 7, 28.10.2009

DADAY REDİF KIŞLASI'NIN RESTORASYONU BİTMEK İÇİN GÜN SAYIYOR

 

 

Kastamonu'nun Daday İlçesi'nde geçtiğimiz mart ayında restorasyon çalışmasına başlanan Tarihi Redif Kışlası'nın çalışmaları tamamlanma aşamasına geldi.

 

Konuyla ilgili konuşan AK Parti Daday il genel Meclis Üyesi Faruk Ataşalar, uzun uğraşlar sonucu eski Devlet Bakanı ve aslen Dadaylı olan Murat Başesgioğlu'nun girişimleri sonucu Kastamonu İl Özel İdaresi tarafından tarihi Redif Kışlası'nın restorasyon çalışmalarının başlandığını söyledi.
 

Ataşalar, aralıksız devam eden çalışmalar neticesinde 578 bin TL ihale bedeli olan restorasyon çalışmasının 2010 yılının başında tamamlanmasını beklediklerini kaydetti. Bu arada, tarihi Redif kışlası binasının tamamlanmasının ardından hangi amaçla kullanılacağına karar verileceği öğrenildi.
    
Cumhuriyet döneminde yapılan bina, uzun süre Redif Kışlası daha sonra ise 1982 yılına kadar Daday Askerlik Şubesi olarak hizmet verdi. Dönemin ihtiyaçlarını karşılayamayan bina yeni askerlik şubesi yapılmasının ardından kaderine terk edildi. Osmanlı son dönemi mimarisinin ince işçiliğiyle süslenmiş bina daha sonra aralıklarla Milli Eğitim Bakanlığı'na ve Diyanet İşleri Başkanlığı'na devredildi. Bina son olarak geçtiğimiz yıllarda İlçe Özel İdaresi'ne devredildi.

Kastamonu Postası, 28.10.2009

ESKİ MISIR KADAR GELİŞMİŞ BİR UYGARLIKTI, 3600 YIL ÖNCE YOK OLDULAR





Bilim insanları, ilk belirlemelerin, Güney Amerika'nın en eski uygarlığı olan Caral uygarlığının, 3.600 yıl önce doğal afetler sonucu yok olduğunu gösterdiğini belirttiler.

 

Yayımlanan son araştırmalara göre, Caral uygarlığı, iklimde meydana gelen değişiklikler ve yer sarsıntıları sonucu yok oldu. Eski Mısır’la yaşıt olan 5 bin yıllık Caral-Supe antik kenti, Haziran ayında UNESCO tarafından Dünya Mirası listesine alınmıştı. Dünya’nın en uzun sıradağlar zinciri ve Güney Amerika’nın bütün batı kıyısı boyunca uzanan 1.556 kilometrelik And dağlarının eteğine kurulan ve Pasifik okyanusunun kıyısına 20 kilometre mesafede bulunan Caral-Supe, Peru arkeolojisi için büyük değer arz ediyor.

İnka uygarlığından 44 asır önce var olan Caral-Supe, piramitleriyle, tarım teraslarıyla, ev ve tören yerleriyle 620 hektarlık bir alana yayılmıştı. Antik kenti 15 yıl önce yeniden keşfeden Perulu arkeolog Ruth Shady, Caral-Supe toplumunun, Peru’nun sahil, dağlık bölgelerinden ve Amazon’dan gelen insanların karışımdan oluştuğunu belirtiyor. Shady’ye göre, Caral-Supe uygarlığı astronomi, tıp ve mühendislik alanlarında çok ileriydi ve geçimini balıkçılık ve sulak tarımdan sağladı. Arkeolog, uygarlığın, kendisinden sonra gelen İnka uygarlığını etkilediğini ve Caral dilinin İnkaların konuştu quechua dilinin atası olduğunu söylüyor. "1500 yıl sürmüş bu gelişmiş ve müreffeh uygarlığın 3600 yıl önce yok oluşunu nasıl izah edebiliriz?" diye soran Shady, Amerikan üniversiteleriyle birlikte yürüttüğü araştırmalara dayanarak, doğal afetler zincirinin uygarlığı yok etmiş olmasının en kuvvetli ihtimal olarak görüldüğünü söyledi. Araştırmacılar, toprak kaymalarına neden olan 7-8 büyüklüğünde bir depremin ve başka depremlerin, Carl-Supe piramitlerinde meydana gelen eğilme ve hasarlara yol açtığını saptadılar.

Shady, depremde kopan parçaların daha sonra El Nino kasırgasının yol açtığı şiddetli yağış sonucu meydana gelen sel baskınları tarafından sürüklendiğini ifade etti. Shady, "Daha sonraları, tortu ve kum sürükleyen rüzgarlar ve iki nesli etkileyen kuraklık tarımı kötü etkilemiş ve Caral halkı için bölge yaşanmaz hale gelmiş" dedi. Araştırmacılar, Caral-Supe antik kentinin daha keşfedilecek birçok sırrı bulunduğunu ve Amerikan kongresinin onayıyla araştırmalar için 800 bin dolar para yardımı yapıldığını açıkladılar. Antik kentte araştırma yapan arkeologlardan Luis Miranda, "Kentte nekropol bulamadık, araştırmaya devam ediyoruz, çünkü bir nekropol bulursak, uygarlık ile ilgili birçok soruya yanıt bulacağız" dedi. Araştırmacılar, iklim değişikliği, havanın ısınması, yer sarsıntısı, kasırga, kuraklık gibi doğal afetlerin Caral uygarlığı gibi her alanda başarılı olan bir medeniyeti birkaç nesilde yok edebildiğini gösterdiğini vurguladılar. Bilim adamları, Caral-Supe’de ortaya çıkacak bulguların bugün de insanlığın karşı karşıya kaldığı doğal afetler ve sonuçları hakkında önemli bilgiler vereceğinin altını çizdiler.

Radikal, 28.10.2009

TARİHİ ALANYA SELÇUKLU HAMAMLI EVİ'NE RESTORASYON





Alanya Belediyesi, eski şehir dokusunu oluşturan tarihi konutların korunmasına yönelik örnekleme yapmak amacı ile UNESCO kültür mirası aday alanı içersinde bulunan Kızılkule'nin yanındaki geleneksel bir Alanya evini uzun süreliğine kiraladı. "Hamamlı Ev" olarak adlandırılan ve Alanya Kalesi, I. Derece Arkeolojik, Doğal ve Kentsel Sit Alanındaki Tescilli yapılar grubuna giren yapının projeleri, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından onaylandıktan sonra "Alan Yönetim Merkezi" ve Kültür Müdürlüğü" olarak kullanılmak üzere onarılmaya başlandı. Restorasyon çalışması Haziran 2009'da tamamlanan "Hamamlı Ev", 1 Temmuz 2009 tarihi itibarıyla hizmete açıldı.

 

20. yüzyıl başlarında moloz taş ve ahşap kullanılarak inşa edilen yapının üst örtüsü özgün alaturka kiremit kaplama ve duvarlarının tamamı sıvalıdır. Tescilli yapının onarım çalışması sırasında geleneksel yapım teknikleri uygulanarak, yerel ustalar ve yerel yapım teknikleri kullanılmasına özen gösterildi, özgün ahşap tavan korunarak kullanıldı.

 

Yapının en ilgi çekici yanı, hamam yapısı ile bitişik inşa edilmiş olması. 18. ve 19. yüzyıla tarihlenen hamamın mimari özelliklerinden dolayı Selçuklu döneminde de var olduğu düşünülmektedir.

 

Hamam yapısı, moloz taş, tuğla ve kireç harcı kullanılarak inşa edilmiş, Cumhuriyet Döneminde betonla onarıldı.

 

Hamamın sıcaklık bölümü, 12. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar Türk hamamlarında en çok kullanılan ve yaygın olarak rastlanılan kare planlı, ortası kubbeli, köşelerinde halvet hücrelerinin yer aldığı, hücre üstlerinin küçük kubbelerle örtüldüğü bir sistemdir ve bu nedenle Ortası Kubbeli, Enine Sıcaklıklı ve Çifte Halvetli, Osmanlı hamam tipoloji grubuna girer.





Hamamlı Ev'in ön bölümünde mal sahipleri tarafından yaptırılan betonarme eklentiler kaldırıldığında, soğukluk kısmına ait döşemeye rastlanılması üzerine arkeolojik kazı çalışmalarına başlandı. Kazılar sonucunda duvarları sıva ile kaplı, zemini mazgallı bir görünüme sahip ve gemi malzemelerinin yapımı için kullanıldığı düşünülen işlikler ortaya çıkarıldı. Kalıntılar, kazı çalışmalarının bitirilmesinden ve çevre düzenleme projesinin yapılmasından sonra in situ olarak yerinde sergilenecek.

 

Koruma Bölge Kurulu kararı ve gerekli izinlerin alınmasının ardından, Alanya Belediyesi ve Alanya Müzesi 19 Ekim'den itibaren, "Hamamlı Ev'in" yakınında bulunan 2 adet tanımsız tonozlu mekanın kazı çalışmalarına başladı. Yapılar restorasyon sonrasında toplantı/kale söyleşi merkezi ve gösterim amaçlı kullanılacak.

Arkitera, 28.10.2009

ULUS'TA ÜÇ ETAPLI PROJE KABUL EDİLDİ





Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, Danıştay’ın kararıyla iptal edilen Ulus Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı Projesi’ni, olağanüstü toplantı yaparak yeniden görüştü. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in başkanlığında toplanan Meclis’te yine mahkeme kararıyla iptal edilen Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı’nda belirlenen etaplardaki hak sahipleri ile yapılacak işlemler konusu da görüşülürken her iki konuda CHP’nin muhalefetine karşılık oy çokluğuyla kabul edildi.

Meclis toplantısında ilk olarak mahkeme kararıyla iptal edilen Yeni Mamak Kentsel Dönüşüm ve Proje Alanı’ndaki 13 etapta bulunan hak sahipleri ile yapılacak işlemlerde esas alınacak hususlara ilişkin Başkan Gökçek’in okuduğu gündem maddeleri, oy çokluğuyla kabul edildi.

Ardından gündemin Ulus Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı Sınırı’na ilişkin İmar ve Bayındırlık Komisyonu’nun yapılacak çalışmalara ilişkin raporunun okunduğu Meclis toplantısında söz alan MHP Grubu Sözcüsü  İbrahim Uyar, iptalden önce 210 hektar olan sözkonusu alanın 130 hektara düşürüldüğünü kaydederek, "Bu alanın imar ve bayındırlık komisyonda görüşülmesi üzerine üç etapta yapılması planlanmaktadır. Biz de MHP gurubu olarak, bu alanın etaplar halinde düzenlenmesini destekliyoruz" dedi.

Yenileme alanına ilişkin çalışmalarda dikkat edilmesi gereken önerilerini de okuyan Uyar’ın ardından açıklamada bulunan Başkan Melih Gökçek, "Biz konuyu komisyonda görüşürken, CHP’li meclis üyesi arkadaşlarımız müspet oy vermişti. Ancak mecliste bu oylar menfiye dönmüş. Yani bakarsanız, bu konu komisyonda ihtisas sahibi arkadaşlar tarafından müspet bir olay olarak karşılandı. Ben şunu anlamıyorum, Ulus Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı olarak ilan edilmesine niye karşı çıkılıyor, bu bir plan veya proje değil" dedi.

Gökçek’in ardından söz alan CHP Grup Başkan Vekili Yaşar Çatak Ankara’nın geçmiş planlarından örnekler verdiği konuşmasında, "Ulus’la ilgili planlar bölge halkına sivil toplum örgütlerine ve meslek örgütlerine sorulmadığı sürece mahkemelere iş düşecektir. Verdiği karar yüzünden kimsenin yargıyı suçlamaya hakkı yoktur" dedi.

Konuşmaların ardından "Ulus Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı Projesi kapsamında imarın 19953-19955-19960-19968-19969-19972-19973-19976-19978-19980-19981-19983- 9994-1999 parsellerde mülk sahipleri tarafından talep edilmesi halinde restorasyon ve mühendislik projelerinin bedelsiz verilmesi" ile "Ulus Tarihi Kent Merkezi yenileme alanı sınırının onayına ilişkin İmar ve Bayındırlık Komisyonu Raporu" maddeleri oy çokluğuyla kabul edildi.

Mahkeme kararıyla iptal edilen Ulus Tarihi Kent Projesi’yle ilgili alınan yeni kararla proje üç etapta yapılacak.

Birinci Etap: Anafartalar caddesi, Kevgirli Sokak, Hıdırlıktepe, Atıfbey İsmetpaşa Kentsel Dönüşüm Projesi güney SİT sınırları ve Çankırı Caddesi çevresi, Hacıbayram Camii, Sümerbank, Valilik Binalarını da kapsayan 34 hektarlı kuzey bölümü.

İkinci Etap: Hisarpark Caddesi, Bentderesi Caddesi, Ankara Kalesi doğusu SİT sınırları, Ulucanlar Caddesi, Anafartalar Caddesiyle çevrili kale, Atpazarı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Samanpazarını da kapsayan yaklaşık 42 hektarlık doğu bölümü.

Üçüncü Etap: Anafartalar Caddesi, Talatpaşa Bulvarı, Atatürk Bulvarı, İstiklal Caddesi ve Cumhuriyet Caddesi’yle çevrili Atatürk Heykeli, Merkez Bankası, Kültür Bakanlığı, hal ve Suluhanı da kapsayan yaklaşık 54 hektar yüzölçümlü güney bölümü.

Hürriyet, 28.10.2009

ANTAKYALILAR KÜLTÜREL MİRASIN YAŞATILMASI İÇİN YÜRÜDÜ

 

 

Antakya kenti de kültürel ve tarihi dokusunu korumak için ne kadar kararlı olduğunu tüm kesimlerin ve halkın katıldığı "Kültürel Miras Yürüyüşü" ile gösterdi.

Farklı kültür ve dinleri barındırması nedeniyle UNESCO'nun barış kenti olarak seçtiği Antakya, Türkiye'yi uluslararası boyutta temsil edecek bir havzanın önemli parçası olması nedeniyle de Anadolu'nun etkin kentlerinden birisi konumunda.

 

Antakya'da her kesimin beraberliğine dayalı büyük bir yenilenme rüzgarı esiyor. Hem Amasya'da başarılı uygulamalar yapan Amasya eski Valisi Celalettin Lekesiz'in, hem de Belediye Başkanı Doç.Dr. Lütfü Yavaş'ın son seçimlerde göreve gelmesiyle yaşanan bu hareketlilik, Antakya'da düzenlenen ve Türkiye tarihinde ilk kez bu içerikte yapılan "Kültürel Miras Yürüyüşü" ile somut olarak gözler önüne serildi.

 

Mimarlar Odası gibi pek çok meslek odası, sivil toplum örgütleri, farklı dinlerin cemaat önderleri, öğretmenler, polisler, postacılar gibi meslek elemanları, engelliler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar kısacası yediden yetmiş yediye Antakya halkı yürüyüşe katıldı. ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof.Dr. Metin Sözen ve ÇEKÜL Vakfı inceleme heyeti de bu tarihi yürüyüşe tanıklık etti.

Arkitera, 28.10.2009

YEŞİLOVA HÖYÜĞÜ TARİH DERSANESİNE DÖNÜŞECEK

 

 

Tarihi 8 bin 500 yıl önceye uzanan Bornova'daki kazı alanı, hazırlanan projeyle İzmir'in yanı sıra Yunanistan ve Abu Dhabi'deki öğrencilere araştırma konusu oluyor.

İzmir'de 8 bin 500 yıl önce uygarlığın başladığı Yeşilova Höyüğü kazı alanı yurtdışı ve İzmir'deki okullardan gelecek öğrencilerle bir tarih dershanesine dönüşecek. Gerçekleştirilecek proje ile İzmir'deki 18 ilköğretim ve anaokulu ile Yunanistan ve Abudabi'den gelecek toplam 800 öğrenci, tarih öncesi dönemler hakkında bilgilendirilecek. Yaratıcı Çocuklar Derneği İzmir Şubesi işbirliğiyle düzenlenecek projede her okula ayrı bir araştırma konusu verilecek.

Öğrenciler konularını araştırırken hazırlayacakları projelerle tarih öncesi Anadolu uygarlıklarını daha yakından tanıyacaklar.

Ege Üniversitesi (EÜ) Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nün Yrd.Doç.Dr. Zafer Derin başkanlığında gerçekleştirdiği Yeşilova Höyüğü kazılarına destek vermek amacıyla Yaratıcı Çocuklar Derneği İzmir Şubesi işbirliğiyle düzenlenecek projede öğrenciler konularını araştırırken hazırlayacakları projelerle tarih öncesi Anadolu uygarlıklarını daha yakından tanıyacaklar. Projenin Bornova'yı bir kültür merkezine dönüştüreceğini belirten Yrd.Doç.Dr. Zafer Derin, "Mayıs ayına kadar sürecek olan projede öğrenciler, seramikten bir Türkiye tarihi haritası hazırlayacaklar. Öğrenciler tarafından hazırlanacak projeler Mayıs ayında İzmir Ticaret Odası'nda sergilenecek" diye konuştu.

Yeni Asır, 28.10.2009

TARİHİ ERMENİ KİLİSESİNE CAMİ YAPTIRMA DERNEĞİNDEN YARDIM ELİ UZANDI





Malatya'da 250 yıllık tarihi Ermeni Taşhoron Kilisesi'nin restorasyon masraflarını Çarmuzu Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği üstlendi. Dernek Başkanı Latif Yıldırım, "Finansman sıkıntısı yaşayacağımızı düşünmüyoruz.

 

Bu barış projesi, ülke turizmine büyük katkı sağlayacak." dedi. 2008 yılından itibaren Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ermeni işadamlarıyla yazışmalarda bulunduklarını belirten Yıldırım, konuyu patrikhaneyle de görüştüklerini söyledi. Taşhoron Kilisesi, Hrant Dink'in doğduğu Çavuşoğlu Mahallesi'nde bulunuyor.

 

Ermenistan ile Türkiye arasında yüzyıllık küslüğü bitiren barış protokolünün ardından Malatya'da örnek bir olay yaşandı. Kent merkezinde bulunan 250 yıllık tarihi Ermeni kilisesinin restorasyon masraflarını bir cami yaptırma derneği üstlendi. Restore edilecek kilisenin Agos Gazetesi'nin öldürülen Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in doğduğu Çavuşoğlu Mahallesi'nde olması ise çalışmayı daha da anlamlı hale getirdi.

 

Farklı etnik grupların aynı topraklarda yüzyıllarca nasıl kardeşçe yaşadığını gösteren olayın aktörleri Çarmuzu Tepebaşı Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği yetkilileri. Günümüze sadece kalıntıları ulaşan 18. yüzyıl eseri Ermeni Taşhoron Kilisesi'nin ihyası için harekete geçen dernek başkanı Latif Yıldırım, geçen yıl Başbakanlık, Kültür Bakanlığı ve Ermeni işadamlarıyla yazışmalarda bulundu. 2009 Mart'ında da konuyu patrikhaneyle görüştü. Yazışmalar neticesinde restorasyon Kültür Bakanlığı'nın 2009 yılı programına alındı ancak ödenek sıkıntısı sebebiyle onarıma başlanamadı. Bunun üzerine dernek, onarım masraflarını üstlenme kararı aldı.

'Barış projesi' olarak adlandırdıkları çalışmanın örnek teşkil etmesini isteyen Latif Yıldırım, "Finansman sıkıntısı yaşayacağımızı düşünmüyoruz. Proje ülke turizmine büyük katkı sağlayacak." şeklinde konuştu. Türkiye Ermenileri Patrik Vekili Aram Ateşyan da Taşhoron Kilisesi'nin bir kültür mirası olduğunu söyledi. Ateşyan düşüncelerini, "Böyle bir çalışma gerçekleşirse seviniriz, mutlu oluruz." şeklinde ifade etti. "Buna benzer birçok restorasyonu yapılması gereken kilise var." diyen Ateşyan, hepsinin sahip çıkılıp kültür mirasımıza kazandırılması gerektiğinin altını çizdi.

 

Çavuşoğlu Mahallesi Muhtarı Mustafa Şahin ise böyle bir çalışmanın gerçekleşmesinin hassas gelişmelerin yaşandığı bugünlerde güzel bir havanın oluşmasına katkı sağlayacağını dile getirdi.

Zaman, Haber: Elif Kaya, 28.10.2009

TARİHİ VALİ KONAĞI KAMULAŞTIRILIYOR





Ordu'da, cumhuriyetin kurulduğu yıllarda vali konağı olarak kullanılan 18. yüzyıldan kalma konağın kamulaştırılması yeniden gündeme geldi.

 

Ordu'nun il olarak tescillendiği 1921 yılından itibaren ilk Cumhuriyet Valisi Fazıl Özelçi tarafından konak olarak kullanılan ve bugün özel mülk olarak kullanılarak tarihi dokusundan uzaklaşan vali konağı için Ordu Valisi Orhan Düzgün harekete geçti. Bu konuda Vali Düzgün'ün talimatıyla Kültür ve Turizm İl Müdürü Erkan Gülderen, özel mülk sahibi ile görüşmelere başladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynaklarından da faydalanılarak kamulaştırılarak restore edilmesi düşünülen tarihi bina ile ilgili görüşmeler sürüyor.

 

Tarihi konağın kamulaştırıldıktan sonra restore edilerek Ordu'nun kültür değerleri arasında yer almasını istediklerini ifade eden Ordu Valisi Orhan Düzgün, "Biz, Ordu'daki tüm kültür varlıklarını değerlendirmek ve ayağa kaldırmak istiyoruz. Vali Konağı da bunların içerisinde yer alıyor. Ancak şuan özel bir mülke ait. Kültür ve Turizm Müdürümüz geçtiğimiz hafta görüşmelerini sürdürdü. Burayı mülk sahibinin rızası ile devlet olarak kamulaştırmak istiyoruz" dedi.

 

Tarihi binanın yapısına uygun olmayan bazı eklentilerin yapıldığını bunların restorasyon sırasında gözden geçirileceğini ifade eden Vali Düzgün, "Kültür Bakanlığımızın kaynaklarından da faydalanmak suretiyle buranın restore ederek kültür alanında hizmete sunmak istiyoruz. Arkadaşlarımız incelemeler yapacaklar. Binanın dokusuna uygun olmayacak bazı eklentiler yapılmış. Konuyla ilgili girişimlerimizi yürüteceğiz. Tabi ki burada amacımız üzüm yemek. Binamızı kültür ve sanat hayatına kazandırmak. Sadece eski Vali Konağı değil. Maddi imkanlarımız ölçüsüne birçok tarihi ve kültürel zenginliklerimizi ayağa kaldırmak istiyoruz. Ünye Kalesi ve Menekşe Sokak'ta çalışmalarımız var. Bunların plan ve projelerimiz içerisinde yer alıyor" diye konuştu.

Ordu Kent Haber, 27.10.2009

HADRA HAMAMI RESTORE EDİLİYOR





Mersin'in merkez ilçesi Akdeniz Belediyesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi işbirliğiyle yürütülen 'Hadra Hamamı' restorasyon ve konservasyon çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

 

Tarihi binada yapılan çalışmalarla ilgili bilgi veren Restoratör-Konservatör Elif Kaya, hamamda resimler üzerinde yoğun bir boya tabakası tespit ettiklerini, katmanlaşan boyanın kalkerleşmiş bir hale geldiğini söyledi.

 

1970'li yıllardan sonra kullanılmayan Hadra Hamamı'nda duvar resimlerinin açığa çıkarılıp, temizlenmesinin ardından sağlamlaştırma işlemine geçildiğini belirten Kaya, “Sağlamlaştırma işlemlerini sıvalara enjeksiyon işlemiyle yapıyoruz. Resimlerin silinmiş bazı bölgelerine, aslına uygun rötuş uyguluyoruz. Son olarak duvarlara koruyucu malzeme uygulanarak resimlerin orijinal hali koruma altına alınmış olacak. Açığa çıkardığımız resimlerde ev, değirmen ve manzara konularının işlenmiş olduğunu tespit ettik. Ayrıca bazı resimlerin altında eser sahibinin adının yazılı olduğunu düşündüğümüz biri Osmanlıca, diğeri de Yunanca olmak üzere iki yazı açığa çıkardık. Bu yazıların içeriğini, uzmanlarınca incelendikten sonra öğreneceğiz” dedi.

 

Akdeniz Belediye Başkanı Fazıl Türk de, konservasyon çalışmalarının önemine değinerek bu titiz çalışma neticesinde Hadra Hamamı'nın ilk haline en yakın biçimde restore edilmiş olacağını belirtti. Mersin'in kültür mirasını gelecek kuşaklara aktarmanın, kent yöneticilerinin görevi olduğunu vurgulayan Türk, “Biz Akdeniz Belediyesi olarak Mersin'in kültür tarihine önem veriyoruz. Geçmişini unutan kentler ve toplumlar, tarih sahnesinden silinmeye mahkumdurlar. Hadra Hamamı'nda yapılan çalışmalarda duvar resimlerinin bulunması, kültür ve sanata değer veren bir belediye başkanı olarak beni son derece mutlu etti. Böylelikle tarihi hamam, kültür ve sanatın buluştuğu bir mekan halini aldı. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi ile ortaklaşa yürüttüğümüz Hadra Hamamı restorasyon projesinin tamamlanmasının ardından mekana kültür-sanat etkinliklerinin yapıldığı bir işlev kazandırmak istiyoruz” diye konuştu.

Mersin Kent Haber, 27.10.2009

TARİHİ SİMAV EVLERİ YIKILIYOR

 

 

Kütahya’nın Simav İlçesi'nde, restorasyonu Anıtlar Yüksek Kurulu'nun iznine tabi olan tarihi evler, bu günlerde bürokratik işlemlerin çoğunluğu ve maliyetlerin yüksek olması sebebiyle sahipleri tarafından birer birer yıkılıyor. İçerisinde oturulmadığı için yoldan gelip geçen vatandaşlar açısından tehlike arz eder hale gelen tarihi binaların sahipleri herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmamak için evlerini tamir ettirmek yerine yıkmayı tercih ediyor.

 

Tarihi evleri tamir ettirmenin kendilerine hem çok pahalıya mal olduğunu hem de bürokratik işlemlerin de çokluğundan yakınan vatandaşlar bu konuda en güzel çarenin bir döneme damgasını vuran tarihi evleri yıkmak olduğunu ifade etti.

 

Simav'da tarihi evler özellikle kenar mahallelerde bulunuyor. Tarihi evlerin bulunduğu mahallelerde yaşayan vatandaşlar ise içerisinde oturulmadığı için tehlike arz eder hale gelen tarihi evlerin önünden geçmekten korkar hale geldikleri için her gün belediye başta olmak üzere diğer kamu kurumlarına şikayetçi oluyor. Okulların açılmasıyla çocuklarının tehlike altında bulunduğunu ileri süren veliler harabe haldeki evlerin yıkılmasını istiyor.

 

Bunun üzerine harekete geçen tarihi evlerin sahipleri de onarmak yerine büyük masraf ve bürokratik engellerle uğraşmak yerine evlerini yıkmayı tercih ediyor. Yıkılan tarihi evlerin yerine ise bir müddet sonra betonarme binalar dikiliyor.

Kütahya Kent Haber, 27.10.2009

NEUES MUSEUM İÇİN YENİ HAYAT




Neues Müzesi, Berlin, Almanya


On yıllık yoğun çalışmadan sonra Berlin Müze Adası'ndaki Neues Müzesi'nin yeniden inşasının tamamlanması 5 Mart 2009'da resmi bir törenle kutlanmıştı.





Neues Müzesi BDA Preis Berlin 2009 ödülünü alan beş projeden biri oldu.


60 yılı aşkın bir süre harabe olarak kaldıktan sonra Ekim 2009'da Neues Müzesi Müze Adası'nda restore edilen üçüncü yapı olarak ve Mısır Müzesi ve Erken Tarih Müzesi'nin koleksiyonlarını sergileyerek tekrar halka açıldı. Michele de Lucchi tarafından tasarlanan vitrinler, kaideler ve heykeller sergilenecek.

1841 ve 1859 yılları arasında mimar Friedrich August Stüler tarafından inşa edilmiş, İkinci Dünya Savaşı sırasında yoğun bombardıman sonucu bina harabeye dönmüş, tüm bölümleri ya tamamen eksik ya da ciddi hasara maruz kalmıştı. Savaş sonrası tamiri için birkaç girişimde bulunulmuş, ama yapı elemanları ortada bırakılmıştı. 1997'de David Chipperfield Architects, koruma uzmanı Julian Harrap ile birlikte Neues Müzesi'nin yeniden yapımı için düzenlenen uluslararası yarışmayı kazandı.





Angela Merkel görev başındayken, Neues Müzesi resmi olarak yeniden açıldı. Açılış gününün ertesinde 70 yıldır ilk defa bina ziyaretçilerini ağırlıyor.





Projenin temel amacı özgün hacmin yeniden tamamlanması ve İkinci Dünya Savaşı'nın yıkımı sonrası kalan parçaların restorasyonu ve tamirini içeriyordu. Orijinal oda dizisi mevcut yapıyla süreklilik yaratan yeni bina kısımlarıyla birlikte onarıldı.

Yeni sergi odaları geniş biçimli Saksoniyan mermer talaşlı beyaz çimento içeren prefabrik beton elemanlardan yapıldı. Aynı beton elemanlardan yapılmış yeni ana merdiven orijinalini kopyalamadan tekrar ediyor ve eski halinin süslemelerden yoksun bir şekliyle tuğla hacim tarafından korunan görkemli salonun içinde yer alıyor.






Mısır avlusu ve Apollo risaliti ile yeni kuzeybatı kanadı, Yunan avlusundaki apsis ve güney kubbesi geri dönüştürülmüş el yapımı tuğladan inşa edilerek korunmuş kısımlar tamamlandı. Neues Müzesi'nin doğu ve güney taraflarının çoğunlukla korunmuş sütun sıralarının tamamlanması ve yeniden kurulmasıyla savaş öncesi kentsel durumuna geri kazandırıldı. Yeni bina olan James Simon Galerisi, Neues Müzesi ile Spree Nehri arasına inşa edilerek 1938 öncesi konumunun kentsel durumunu yansıtacak.

Arkitera, Kaynak: World Architecture News, Çeviren: Selin Biçer, 27.10.2009

'KARUN HAZİNESİ'NİN YAZGISI





“Yüzyılın Definesi” denilen “Elmalı Sikkeleri”nin, anavatanı Antalya Müzesi’nde dünden itibaren artık sergileneceğine, 23 Ekim 2009 Cuma günü bu köşede değinmiştik. Bu gelişmeyi “olumlu”; “Karun Hazinesi” ile ilgili “olası” bir gelişmeyi ise “olumsuz” olarak değerlendirmiş, ikinci olayı bugün irdeleyeceğimizi söylemiştik!

Elmalı Definesi’nin Antalya’ya taşınacağını ilk kez duyurarak meslektaşlarını atlatan bir gazetemizin Ankara muhabiri, ertesi günü de “Karun Hazinesi”nin “güvenli bir yer olan Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne getirileceğini” bildirdi. Eğer bu haber de birincisi gibi doğruysa, biz bunu “olumsuz” olarak değerlendiriyoruz. Bu yargımıza geçmeden önce, haberde ve bu hazineyle ilgili basında gözümüze çarpan bazı yanlışlıkları da düzeltelim!

***

Birincisi, hazine, 450 parçadan değil 363 parçadan oluşuyor. İkincisi, “bir delinin kuyuya attığı taş misali” İnternete düşen saçma bir rakam bu haberde de yer alıyor. Habere göre hazineyi geri almak için 40 milyon dolar “bedel” ödenmiş, kimilerine göre 40 milyon dolarlık “mahkeme masrafı” yapılmış. Elmalı Definesi’nde yazdığımız gibi, insan çalınan malını geri almak için hırsıza “bedel” ödemez! Yetkili, yetkisiz insanlarımız önce bu gerçeği kafalarına sokmalı!

İstemihan Talay, Konya Milletvekili Lütfü Yalman’ın “Yurtdışına kaçırılan tarihi eserlerin Türkiye’ye kazandırılması için bugünkü değerler ile ne kadar ödeme yapılmıştır?” yazılı soru önergesini “Kültür Bakanı” olarak 19 Şubat 2002’de şöyle yanıtlamıştı:

“Yurtdışında bulunan Hekate heykeli, Manş-Castor batığı, Lidya yazıtı, Lidya Eserleri ve Elmalı Sikkeleri ile Heatrov Havaalanı’nda ele geçen eserlerin ülkemize iadesi amacıyla ilgili avukatlık firmalarına bugüne kadar toplam; 1.350 Alman Markı, 25.010.000 İngiliz Sterlini, 8.898.000 İtalyan lireti, 15.772.428.98 Amerikan Doları ve 900 milyar TL ödeme yapılmıştır.”

Bakanın bu yanıtında önemli bir yanlışlık yer alıyor. Hiçbir zaman 25 “milyon” sterlinlik bir ödeme yapılmadı! Yalnızca Manş Denizi’nde 19. yy’da batan bir teknede Osmanlı Dönemi’nde kaçırılmış heykel baş ve yazıtları için 25 “bin” sterlin ödendi. Bu para, batığı bulup eserleri çıkartıp Kraliçe’nin yasal korumasına veren “dalgıçların emekleri” için ödendi. Böylece ilk kez “Osmanlı Dönemi’nde kaçırılan, üstelik Kraliçe’nin koruması altındaki eserlerin Türkiye Cumhuriyeti’nce geri alınabileceği” de kanıtlandı.

Tüm bu davalarda Türkiye’yi başarıyla temsil eden, ancak Talay zamanında küstürülen Amerikalı avukatlar Harry Rand ve Larry Kaye ile Avrupalı meslektaşları, bizim saptadığımız şu eserleri de Türkiye’ye kazandırmışlardı:

Erdek’ten çalınan arkaik dönem heykel “torso”su, Manisa’dan kaçırılan “Marsiyas Heykeli”, Perge’den Brooklyn Müzesi’ne giden 4 tonluk “çelenkli lahit”, İzmir Müzesi’nden mermer “kadın heykeli”, İsviçre’den Efes çıkışlı mermer “baş”, Ödemiş Birgi Camisi’nin “ahşap minber kapısı”, ABD ve İngiltere’den Sivas Divriği Külliyesi’nin “ahşap panoları”… Ayrıca ABD’ye Perge’den giden “Yorgun Herkül heykeli”, Teksas’ta “İmparatoriçe heykeli” gibi davalar da bu faturalara dahildi.

***

2006’da İzmir Milletvekili Canan Arıtman’ın bir soru önergesini yanıtlayan Kültür Bakanı Atilla Koç bu saydıklarımıza sonradan eklenen tümüyle 13-15 yıllık girişimler de dahil olmak üzere tüm avukatlık, mahkeme ve çeşitli harcamalar karşılığında toplam 20 milyon dolar ödendiğini açıklamış, “Karun Hazinesi Davası’na ancak 2.5-3 milyon dolar ödendiğini” bildirmişti. Demek ki Karun Hazinesi’ne ne “bedel” olarak ne de “masraf” olarak 40 milyon dolar ödenmişti! Kaldı ki hazinede 17 cm. yüksekliğinde bir gümüş vazoya Metropolitan Müzesi 1966’da 100 bin dolar saymıştı. Bugün müzayedeye çıkacak olsa yalnız bu parçanın ederinin 5 milyon dolar olabileceği öngörülüyor!

***

Karun Hazinesi’nin Ankara’ya getirilmesini bazı kişiler iki nedenle istiyorlar. Birincisi hazinenin sergilendiği Uşak Müzesi’ni kimse ziyaret etmiyormuş! Ertuğrul Özkök de 2 Haziran 2006’da “… son beş yıl içinde kaç kişi ziyaret etmiş biliyor musunuz?” diye sorduktan sonra “İnanın bana sadece 579 kişi” diye yazmıştı. Dönemin Uşak Valisi Kayhan Kavas şöyle düzeltti: “2002’de 15.156, 2003’te 14.704, 2004’te 11.928 ve 2005’te 11.092 kişi…” Bu rakamlara ücretsiz gezen öğrenci grupları dahil değildi! Elbette yine de yetersiz bir sayı!

O halde “daha çok insanın görmesi için” Karun Hazinesi Ankara’ya taşınmalıydı! Eğer “tarih yerinde güzel değilse” ve “daha çok insanın görmesi” isteniyorsa, hazineyi geri almak için bu kadar masraf yapmaya ne gerek vardı? Her yıl, Metropol Müzesi’nde hazinenin Türkiye’den kaçırıldığını bilmeyen 1-2 milyon insanın görmesine dayanarak bir profesörümüz bile “Orada bırakmak daha iyi olmaz mıydı?” diye yazmıştı!

***

Bir başka gerekçe ise hazinenin simgesi olan “Kanatlı Denizatı” çalınmasıyla bağlantılı! Demek ki Uşak Müzesi güvensizdi! O halde hazine Ankara’ya Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne taşınmalıydı!

Bu gerekçe, eski milletvekili Bülent Akarcalı’nın bir soru önergesini anımsattı. Hazine, 1996’da Uşak’a gitmeden önce Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenirken 0.8 gram ağırlığında bir “altın kuş” kaybolmamış mıydı? Üstelik hazinenin geri getiriliş anlaşmasında imzası bulunan dönemin Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürü Prof.Dr. Engin Özgen’in, konunun uzmanı olmayan arkeolog eşine verdiği yayın hakkıyla kitap hazırlattığı bir sırada bu parçanın nasıl kaybolduğunun hesabını Akarcalı sormuştu! Demek ki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde de güvenlik sorunu vardı!

Ayrıca bir-iki yıl önce koskoca Topkapı Sarayı’ndan bir Kuran çalınmamış mıydı? Sarıgöl İlçesinden kaçırılan Marsiyas heykelini Nev York’ta bulduktan, Manisa Müzesi’ne getirttikten sonra yine çalınmıştı! Sonra yine Ödemiş yolunda buldurup yeniden müzeye kazandırmıştık. Demek ki sorun, yalnız Uşak Müzesi’nde değil tüm müzelerimizdeki “güvensizlik” sorunuydu. Gerçek sorun, müzelerimizin Nasrettin Hoca’nın türbesi durumunda oluşları değil midir?

***

Kaldı ki, hazine Türkiye’ye geldiğinde yayınlarımız üzerine Kültür Bakanlığı’nın o yılki bütçesine 5 milyar lira ödenek konulmuştu. Bu ödenekle, Uşak’ta hazinenin görkemine uygun olarak müze tasarlanacak, gerekirse uygun yer kamulaştırılacaktı. Bir yıl sonraki bütçeye de müzenin yapımı için ödenek konulacaktı. Böylece müze ile “yöre halkında tarihsel bilinçlenme yaratacak”; kör bağırsak durumundaki, battaniye ve dünyanın gözdesi halıların yapıldığı bu ilimiz hazineyle turizm alanında da uğrak yeri olacaktı.

Ne var ki hazinenin geri geldiğinde TV kameraları önünde boy gösteren dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar ve Genel Müdürü bu tasarımı izlemedikleri için, bu ilk ödenek yanacaktı. Görkemli hazinenin bir gecekondu müzede sergilenmesi sürecekti. Başlangıçta bana şilt veren bakan, daha sonra genel müdürü ile birlikte dava bile edecekti!

ABD Başkanı -baba- George Bush’a “Hazinemizi geri istiyoruz” diye mektup gönderen dönemin Uşak Sanayi Odası Başkanı Erhan Akçay’a karşılık, bugünkü oda başkanları, milletvekilleri, belediye başkanı, aydınları bu işe ne derler bilemiyorum! Neden yeni müzeyi düşünmezler? İnşallah “göç” haberi doğru değildir!

Cumhuriyet, Yazı: Özgen Acar, 27.10.2009

DOĞDUĞU EV MÜZE OLDU

 

Rıfat Ilgaz’ın 1911 yılında Cide’de doğduğu ev, Cide Belediyesi'nin de katkılarıyla Rıfat Ilgaz Müzesi yapıldı.

 

Katkılarınızla oluşun Rıfat Ilgaz Müzesinde, Rıfat Ilgaz’ın özel eşyaları (Çalışma masası, yatağı, giysileri, kalemi, kitapları, fotoğrafları, el yazıları) bulunuyor…

Kastamonu Postası, 27.10.2009

KAÇAK KAZI 'İŞE YARADI'





Ankara'nın Haymana İlçesi'nde kaçak kazı yapılan bir bölgede Anadolu Medeniyetler Müzesi tarafından başlatılan kurtarma kazısından, geç Roma Dönemi'ne ait halk mezarlığına ulaşıldı. Kazıda görevli Arkeolog Dr. Soner Ateşoğulları, yaptığı açıklamada, kazı yapılan bölgenin bu yılın başında kaçak olarak kazıldığını belirterek, kaçak kazı yapanların ellerindeki buluntuları satmak isterken yakalandığını söyledi.

 

Ele geçirilen buluntuların ardından Anadolu Medeniyeler Müzesi olarak bölgede bir kurtarma kazısı yapmaya karar verdiklerini aktaran Ateşoğulları, şu bilgileri verdi:

"Kaçak kazıcılarca yağmalanmış mezarları incelerken bölgede başka mezarlarında olduğunu tespit ettik. 15 gün süren çalışmaların ardından ikisi kaçak kazıcılarca yağmalanmış toplam 16 mezarda kazı çalışmalarını yürüttük. Mezarların başı batıda olmak üzere doğu-batı yönünde. Bu geç Roma dönemindeki ölü gömme geleneğine uyan bir gelenek. Bir mezar dışında pek buluntu içermemesi ve elde ettiğimiz buluntunun da yerel işçilikle yapılması burasının bir halk mezarlığı olduğunu bize gösteriyor."

 

Kazının bölgenin tarihiyle ilgili bilgi verdiğini ve çevresinde yapılacak kazılara referans olacağını ifade eden Ateşoğulları, "Kazılarda bulduğumuz ve yerli işçilikle yapıldığını belirlediğimiz iki bilezik ve bir takım küpe ile kaçak kazıcıların satmak istedikleri eserler Anadolu Medeniyetler Müzesi'nde. Mezarlardan çıkan kemiklerin bilimsel olarak incelenmesi de bize yeni bir şeyler söyleyecek. Kaçak kazı yapanların tarihi yağmalamasına çok üzülüyoruz. Bizim amacımız tarihin tahrip edilmemesi. Vatandaşların da duyarlılığıyla kazıları bilimsel olarak yapılıp çıkan eserleri müzelere kazandırmalıyız" diye konuştu.

Habertürk, 27.10.2009

YANGINDA KASIT VAR!





Kurtuluş Savaşı'nda cephede hastalanan İsmet İnönü'ye verem teşhisi koyan doktorlar, tedavi olarak temiz hava, deniz ve çam ormanları kokusu önerdiler. Bu durumu öğrenen Mustafa Kemal Atatürk, İnönü'ye köşkü hediye etti. Burada sağlığına kavuşan İnönü, cephede verem veya sarılık hastalığına yakalanan askerlerin tedavisi için 'Heybeliada Sanatoryumu'nu yaptırdı.

 

Türkiye'nin ilk verem hastanesi, Heybeliada'nın Çam Limanı'nına bakan bir tepede İsviçre'deki bir sanatoryum model alınarak inşa edildi. Takvimler 12 Haziran 1924 tarihini gösterdiğinde Atatürk'ün emriyle hizmete açıldı.

 

İlk yıllarda sadece 16 yataklık kapasitesi bulunan hastaneye, 1940 yılında imkanlar biraz daha genişleyince ek bir bina yapıldı. Sağlık hizmetinin yanı sıra tıp eğitimi de veren sanatoryum, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 'tüberkülozda eğitim ve araştırma hastanesi' olarak kabul edildi.


İsmet İnönü, Rıfat Ilgaz, Ece Ayhan gibi ünlü isimler şifa buldu; Siyami Ersek başta olmak üzere birçok uzman doktor yetişti. Hastanenin başhekimi Tevfik İsmail Gökçe'ydi. Henüz hastalık için bir ilaç bulunamamıştı ama sanatoryumun temiz havası, tüberküloz hastaları için en iyi tedavi yöntemiydi. Hastalara günde dört öğün yemek veriliyor; mönüde mutlaka et, süt ve bal bulunuyordu. Odaların balkonlarında ayrıca bir de yatak vardı. Hastalar için haftada bir kez moral günü düzenleniyor, konser ya da sinema etkinlikleri yapılıyordu. Ancak tek yasak 'dertli' şarkıların söylenmesiydi...

 

Tedavi bir kaç ay sürüyordu, bu yüzden hastalara, işin ehli ustalardan mesleki eğitim de veriliyordu. Ayakkabıcılık, çorapçılık, fotoğrafçılık, heykeltıraşlık, saatçilik, daktilo dersleri... Amaç; işsiz olanları iş sahibi yapmak ve zamanı iyi kullanmak... Tedavi masrafları Sağlık Bakanlığı bütçesinden yapılıyor; sanatoryumun gıda, yakıt, elektrik ve su masrafları da Bakanlık tarafından karşılanıyordu.

 

12 Eylül askeri darbesinin ardından devlet desteğini kesti ve herhangi bir ödenek ayrılmadı. Hastane, giderlerini kendi karşılamak zorunda kaldı. Hastanede gerekli olan MR ve tomografi cihazları yoktu, doktor ve personelin ücreti yeterli değildi ve sanatoryum yavaş yavaş çökmeye başladı. Hastane, 17 Ağustos 1999 depremiyle büyük hasar gördü; hastaların bakımı geçici bir süre bahçede yapıldı.

 

Bayındırlık Müdürlüğü'ne bağlı bir heyet incelemede bulundu. Bina hasarlı olmasına rağmen, 'tehlike yok' denildi ve hastalar tekrar hastaneye taşındı. Ancak binalar mutlaka elden geçirilmeliydi. 2001'de, İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası'nın desteğiyle restorasyon çalışmaları başladı.


Tarihler 2005 yılını gösterdiğinde ise İstanbul Sağlık Müdür Vekili Uzman Dr. Mehmet Bakar, 'Hastane kapatılarak, hastalar ve personel şehir içine nakledilecek' dedi. 1 Ağustos 2005'de Sağlık Bakanlığı'nın verdiği onayla Heybeliada Sanatoryumu Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Süreyyapaşa Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kadro ve tıbbi donanımı ile nakledilmesi kararı verildi.

Personel ve hastaların bir kısmı taburcu, bir kısmı da hastaneye nakledildi. 250 personeli ve 660 yatak kapasitesi olan hastane, 30 Eylül 2005 tarihinde kapılarını kapattı.





4 yıldır boş olan 3 katlı Heybeliada Sanatoryumu, 18 Ekim 2009'da çıkan bir yangınla yok oldu. İlk müdahale Ada itfaiyesinden geldi ancak ekipler yetersiz gelince Kadıköy, Kartal ve Maltepe itfaiyesinden takviye ekipler gönderildi. Binalar büyük hasar gördü ve 84 yıllık bir tarih yok oldu!

Ntvmsnbc, Haber: Göksun Kök, 27.10.2009

GÖLKÖY KALESİ ARKEOLOJİK SİT ALANI OLACAK





Ordu'nun Gölköy İlçesi'nde bulunan Gölköy Kalesi'nin arkeolojik sit alanı olarak ilan edilmesiyle ilgili çalışma başlatıldı.

Gölköye Aybastı karayolu üzerinde milattan önce 3.ve 4. yüzyıllarda Pers Kralı Dara tarafından yaptırıldığı söylenen, çok büyük ve geniş bir kaya kütlesi üzerine surlar yapılarak inşa edilmiş Gölköy Kalesi turizm için önemli bir potansiyel oluşturuyor. Sahil yerleşmeleri olan Perşembe ve Piraziz dahil çok geniş bir alana hakim, uzun asırlar boyunca gözetleme, savunma ve sığınma amaçlı olarak değişik kavimler tarafından kullanılış Gölköy Kalesi ilgi bekliyor.

Osmanlılar zamanında da birkaç yüz yıl aynı amaçlarla kullanılmış, 18. sırdan sonra önemini yitirmiş Gölköy Kalesi, ilçe merkezine 4 kilometre mesafede olmasına rağmen zaman içinde tamamen harabe haline geldi. İlçe gezileri sırasında tarihi kale dikkati çeken Ordu Valisi Orhan Düzgün, kalenin durumuyla ilgili yakından ilgilendi. Kalenin 'Arkeolojik sit Alanı' ilan edilmesiyle ilgili olarak çalışma başlatılacağını ifade eden Vali Düzgün, "Ordu'nun en eski kalelerinden olan Gölköy Kalesi'nin içerisindeki araziler şahıslar tarafından tapulanmış. Kadastronun yeni geçtiği köyde, kadastro mahkemesine dava açılmış ve halen dava sürüyor. Turizme açılması gerekirse önce tapu işinin halledilmesi gerekiyor. Gerekirse kamulaştırılabilir" dedi.

Kalenin sit alanı ilanı edilmesiyle mülk sahiplerinin tasarruflarının sınırlanacağını ifade eden Vali Düzgün,"Burası şahısların olabilecek bir yer değil. Burada bir eksiklik olmuş, arkeolojik sit ilan edilmemiş. Edilseydi sıkıntı ortadan kalkacaktı. Kültür Varlıkları ve Tabiatları Koruma Kurulu'na bir yazı yazacağız. SİT alanı edildikten sonra buradaki mülk sahibinin tasarrufları sınırlanır. Burası SİT alanı ilan edilince kimse rastgele ekip dikemez. Kale ayrıca gidiş yolunda bulunan Aydoğan Yaylası ve Ulugöl'ün değerini arttırır" diye konuştu.

Sabah, 27.10.2009

800 BİN OSMANLI ALTINI TÜRKİYE'YE GETİRİLEBİLECEK Mİ?

 

Elazığlı Heylani Kebir aşiretinin reisi Sait Ali Bayrak, 4 yıldır sessiz sedasız bir mücadele içinde. Filmlere ilham kaynağı olabilecek bu mücadelenin konusu, 12 Eylül'den önce İsviçre'ye kaçırılan ve değeri 630 milyon dolar olarak tespit edilen 800 bin Osmanlı altını ile birçok ziynet eşyası.

Aksiyon'un haberine göre, Elazığlı Heylani Kebir aşiretinin lideri Hasan Bayrak, 12 Eylül darbesinin önemli mağdurlarından biri olacağını hiç düşünmemişti. Darbeyi önceden sezip harekete geçmiş, mal varlığının önemli bir kısmını iki yakın dostunun da yardımıyla yurt dışına çıkarmıştı. Hasan Bayrak sadece sezgileriyle hareket etmemiş, darbe olacağı hususunda uyarı da almıştı. Devlet kademesinde çalışan bir dostu, büyük ihtimalle yakında bir darbe olacağını, malına ve canına kastedilebileceğini kendisine bildirmişti.

 

Fakat servetini Türkiye sınırları dışına çıkarması kolay değildi; çünkü kasalar dolusu Osmanlı altını ve ziynet eşyası ile kitap ve belgeler söz konusuydu.

 

Hasan Bayrak, servetini (büyük ihtimalle deniz yoluyla) yurt dışına çıkarıp İsviçre'deki dünyanın en büyük bankalarından Credit Suisse'nin kasasına koydu. Bir buçuk ay sonra da Türkiye'de asker darbe yaptı. Hasan Ağa, binlerce ocağa kor düşüren darbenin ateşinden korunmayı başardı. Korktuğunun aksine askeri yönetim aşiretine ve kendisine dokunmadı.

 

Aradan yıllar geçti. Hasan Ağa bu dünyadan göçüp gitti (1999). Ancak servetini İsviçre'ye götürmesiyle başlayan hikaye hala devam ediyor. Hem de filmlere ilham kaynağı olacak şekilde... Başrolde de kendisinin ölümünden sonra aşiretin reisliğini yapan oğlu Sait Ali Bayrak var. Ancak bu sefer, tam tersi bir durum söz konusu. Çünkü aile, serveti İsviçre'den Türkiye'ye getirmek için çaba harcıyor şimdi. Peki, bu mümkün mü? Sait Ali Bayrak bu soruyu, "Zor bir durum; ama getirmek için mücadelem sonuna kadar sürecek. Devletten bu konuda yardım istiyorum." diye cevaplıyor.

 

Sait Ali Bayrak, İsviçre'deki hazineden babasının ölümünden 6 yıl sonra haberdar oluyor. Bunun sebebi ise baba Hasan Bayrak'ın ölmeden önce eşi Vahide Bayrak'a ettiği vasiyet. Hasan Ağa, eşinden, oğlu Sait Ali'nin söz konusu mal varlığından 40 yaşına geldikten sonra haberdar edilmesini istiyor. Vahide Bayrak'ın 2005 yılında aniden ciddi bir rahatsızlık geçirmesi, vasiyetin erken açıklanmasına neden oluyor. Vahide Bayrak, oğlu Sait'e daha 40 yaşına gelmeden İsviçre'deki hesaptan ve evin sandığında saklanan bir belgenin varlığından söz ediyor.

 

Belgede, Hasan Bayrak adına açılmış bir hesap olduğu ve bu hesapla birlikte bir kasanın bulunduğu yazıyor.

Zaman, Haber: Haşim Söylemez, 27.10.2009

KUBBETÜ'S SAHRA'DAN SONRA ZİNCİRLİ KUBBE'YE DE TÜRK İMZASI

 

İkinci Abdülhamit'ten bu yana ilk kez Kubbetü's- Sahra'nın altın kaplama hilalini değiştiren Türkiye, Harem-i Şerif'teki 'Zincirli Kubbe'nin de çinilerini yapıyor.

 

TİKA'nın öncülüğünde İznik'te üretilen 6 bin çini, kubbenin kaybolan parçalarının yerine konulacak. Çinileri Türk ustalar yerleştirecek.

Zaman, 27.10.2009

TARİHİ ESER TİMİ, TEBDİL-İ KIYAFETLE 9 YILDA 658 ESER ELE GEÇİRDİ

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün kaçakçılıkla mücadele için kurduğu ekip, önemli başarılara imza attı.

 

Uzmanlardan oluşan tim, koleksiyoner kılığına girerek katıldığı operasyonlarda 2003'ten bu yana 658 eser ele geçirdi. Türkiye ve dünyadaki müzayedeleri takip eden uzmanlar, İnterpol ve Emniyet ile çalışarak bugüne kadar 123 kilogram İznik çinisini koruma altına aldı.

 

Tebdil-i kıyafetle operasyonlara katılan Vakıflar Genel Müdürlüğü uzmanları son olarak Kapalıçarşı'daki baskında görev yaptı. Polisle kol kola belirlenmiş dükkanlara giren uzmanlar, satıcının kaçak eserleri çıkarması üzerine hazırda bekleyen ekiplere haber verdi. İki ayrı dükkana yapılan baskında 73 adet tarihi eser ele geçirildi. Sanat tarihçileri, aralarında 300 yıllık parçaların bulunduğu eserlerden 19. yüzyıla ait boncuk işlemeli, 'Zalimin zulmü varsa, mazlumun Allah'ı var' yazılı levhaya paha biçilemediğini açıkladı. Laboratuarlarda temizlenen parçalar, Vakıf Eserleri Müzesi'nde sergileniyor.

Zaman, Haber: Aslıhan Aydın, 27.10.2009

KNİDOS HEYKELLERİNİ GERİ İSTİYOR





Muğla'nın Datça İlçesi Belediye Başkanı CHP'li Şener Tokcan, "Knidos Aslanı", "Knidos Demeteri" ve "Knidos Afroditi" heykellerinin Datça'da yapıldığını belirterek, "Afrodit heykeli halen kayıp. Knidos Aslanı ve Knidos Demeteri heykelleri ise İngiltere'ye kaçırıldı ve British Museum'da sergileniyor. Daha önce de Türkiye'den yurtdışına kaçırılan bazı eserler geri getirildi. Doğru bir yöntem tespit edip, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile işbirliği içerisinde olacağız. Heykelleri geri istiyoruz" dedi. Daha önce bu iki heykelin aynı ölçülerdeki mermer kopyalarının yaptırılarak ilçe merkezindeki bazı noktalara yerleştirildiğini de anlatan Tokcan, "Biz de kayıp olan Afrodit heykelini yaptırmak için çalışmalara başladık. Amacımız, bu heykellerin Datça'da yapıldığını ve bu eserlerin İngiltere'ye kaçırılarak orada sergilendiği bilgisini insanların hafızasında diri tutmak" dedi.

 

Datça Belediyesi Basın Müdürü Osman Akın, Knidos Aslanı Heykeli için Osmanlı döneminde "Bizde bu taşlardan çok var" denilerek saraydan yazılı onay verildiğini ileri sürdü. Akın, heykelin Londra'da bulunan British Museum gibi çok önemli bir müzenin girişinde ziyaretçilerin karşısına çıkan ilk tarihi eser olmasının bunun bir kanıtı olduğunu vurguladı. Tarihi kaynaklarda Knidos'ta bir Afrodit heykelinin varlığından da söz edildiğini kaydeden Akın, bugüne kadar binlerce Afrodit heykeli yapıldığını ancak Knidos'un yetiştirdiği çok değerli heykeltıraş Praksiteles'in eseri "Çıplak Afrodit" heykelinin o döneme kadar yapılmış en değerlisi olduğunu kaydetti. Tarihi kaynaklara göre bereket tanrıçası Afrodit'in ilk defa çıplak heykelinin yapıldığını da anlatan Akın, "Bunun üzerine şehrin tepesindeki bir noktaya Afrodit tapınağı yapılmış ve bu heykel de tapınağın ortasına dikilerek kutsal bir mekan haline dönüştürülmüş. Depremlerin ardından kentin terk edilmesiyle heykel kaybolmuş. Bazı tarihçilere göre bu heykel yerinden alınarak Roma Dönemi'nde İstanbul'a götürülmüş ve bir yangında yok olmuş. Bazı tarihçiler ise heykelin hala Knidos içerisinde olduğunu söylüyor. 1960'lı yıllardaki kazılarda heykele ait olduğuna inanılan bir elin bulunduğu söylendi. Ancak, parçanın ABD'li Prof. Nancy İrislove tarafından ABD'ye götürüldüğü sanılıyor" dedi.

Sabah, 27.10.2009

İZMİR, LOUVRE MÜZESİ'NDEKİ ESERLERİNİ İSTİYOR

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi, şehri kültür, sanat ve tasarım metropolü yapma hedefiyle düzenlediği Kültür Çalıştayı'nda önemli bir karar aldı.

 

Katılımcılar, Fransa'daki ünlü Louvre Müzesi'nde sergilenen İzmir'e ait Smyrna'ya eserlerinin iadesi için imzalarını koydukları mektubu müzeye gönderecek.

Zaman, 27.10.2009

SINIRLI MÜZEKART'TAN BİR MİLYON KİŞİDE VAR

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 18 Haziran 2008’den bu yana uygulanan Müzekart uygulamasından 990 bin kişinin yararlandığını açıkladı. Günay, Müzekart’ın çeşitlendirilmesi ve ‘Kültür-Sanat’ kartına dönüştürülmesi için çalışmaların sürdüğünü kaydetti.


Günay, CHP Eskişehir Milletvekili Murat Sönmez’in Müzekart uygulamasına ilişkin soru önergesini yanıtladı. Günay, vatandaşların müze ve ören yerlerine ilgisini artırmak, tarih ve arkeoloji bilincini yükseltmek için bakanlığına bağlı müze ve ören yerlerine bir yıl süre ile sınırsız giriş yapma imkanı sunan Müzekart’ın, 18 Haziran 2008 tarihi itibariyle uygulamaya konulduğunu söyledi. Uygulama ile bugüne kadar yaklaşık 990 bin vatandaşın Müzekart edindiğini belirten Günay, bunun vatandaşların müze ve ören yerlerine ilgisini artırdığını ifade etti.


Kişiye özel olarak çıkartılan Müzekart’ı sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları kullanabiliyor, uygulamadan yabancı turistler yararlanamıyor. Fiyatı KDV dahil 20 TL olan kart, öğrenci ve öğretmenlere yüzde 50 indirimle satılıyor.


Bakan Günay, Müzekart’ın bakanlığına bağlı 300’ü aşkın müze ve örenyerine sınırsız giriş imkanı sunduğunu hatırlattı. Ama Müzekart’la girilemeyen pek çok müze ve müzelerin kimi bölümleri bulunuyor. Bunlar içinde Bakan Günay’ın sıraladıkları şunlar: Topkapı Sarayı içinde bulunan Harem Dairesi, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde bulunan Kayralı Prenses Salonu ile Cam Batığı Salonu, Efes Örenyeri içerisinde bulunan Yamaçevler ve Göreme Açıkhava müzesi içerisinde bulunan Karanlık Kilise. Güney, kapsamın sınırlı olmasını, “taşıma kapasitesi düşük olan ve aşırı ziyaretçi trafiğine maruz bırakılması halinde tarih dokusunun zarar göreceği düşünülen” yerlerle ilgili olduğu açıklamasını yaptı. Bir yandan da, Müzekart’ın geçmediği mekanların kapsam dışında tutulması ile müze ve örenyerlerinde bulunan tarihi ve arkeolojik değerlerin gelecek kuşaklara en sağlıklı biçimde aktarılmasının amaçlandığını savundu.
Günay, Müzekart’ın çeşitlendirilmesi ve ‘Kültür-Sanat’ kartına dönüştürülmesi yönünde çalışmaların ise sürdüğünü bildirdi.

Evrensel, 26.10.2009

BALKANLARDA OSMANLI RÜZGARI

 

Kosova Türkleri Osmanlı eserlerine sahip çıkıyor.

 

Başkent Priştine'de, 10 yıl önce depo yapılan 15'inci yüzyıla ait tarihi Osmanlı camii yeniden ibadete açıldı.

 

Sırplar tarafından 1999 yılındaki savaş sırasında harap edilen ya da depoya dönüştürülen Osmanlı dönemine ait camiler, yeniden hizmete giriyor.

 

1470 yılında inşa edilen Ramazaniye Camisi, Kosovalı iş adamlarının çabalarıyla restore edildi.

 

Kosovalı işadamlarının çabalarıyla Priştine'ye bağlı Marevtsa Köyü'nde bakımı gerçekleştirilen bir başka caminin de yakında ibadete açılacağı bildiriliyor.

 

Türkiye'nin Kosova'da Türklerin en yoğun yaşadığı Prizren'deki tarihi "Sinan Paşa" ve Priştine'deki Fatih Sultan Mehmet Camisi'nde başlattığı restorasyon çalışmaları da sürüyor.

 

Kosova İslam Birliği verilerine göre, 1999'daki savaş sırasında 218 cami, Sırp güçleri tarafından harap edildi.

Trt/Haber, 26.10.2009

ALİNDA ANTİK KENTİ GÜN YÜZÜNE ÇIKACAK

 

Aydın'ın Karpuzlu İlçesi'ndeki Alinda Antik Kenti'nin gün yüzüne çıkarılması amacıyla başlanacak kazı öncesi yüzey araştırmaları yapılıyor. Avusturya Bilimler Akademisinden Arkeolog Dr. Peter Ruggendorfer'ın başkanlığındaki 4 kişilik ekibin yürüttüğü Kültür ve Turizm Bakanlığı gözetimindeki ölçüm, plan ve proje çalışmalarının, 3 yıl daha süreceği belirtildi. Dr. Peter Ruggendorfer, yaptığı açıklamada, Alinda'nın Karya döneminin önemli yerleşim merkezlerinden biri olduğunu, bilinenlerin dışında bilinmeyen yönlerini de ortaya çıkarmayı ve tarihi açıdan önemli bulgulara ulaşmayı hedeflediklerini söyledi. Kazılarda önceliği Agora ve tiyatroya vereceklerini bildiren Ruggendorfer, şöyle dedi: ''Kent çok büyük bir alanı kapsıyor, tümüyle gün yüzüne çıkması yüz yıllar alacak. Kazı kısa sürede de tamamlanabilir fakat amacına ulaşmaz. Biz detaylı bir çalışma yapacağız. Sadece planlaması üç yıl sürecek olan bu çalışmada yer altına inerken bütün katmanları teker teker inceleyeceğiz. Başlangıç adına önemli bir adım atıldı. Devamı gelecek ve Alinda tümüyle gün yüzüne çıkarılacaktır.''

 

İyi bir tanıtım çalışmasının da yapılacağını vurgulayan Dr. Peter Ruggendorfer, şöyle devam etti: ''Alinda'yı tanıtmak için iyi bir model oluşturulup, buraya gelen turistlere kent hakkında detaylı bilgiler verildiği takdirde, ziyaretçi sayısı büyük oranda artacaktır. Bu, ilçe açısından elde edilecek kazanımlardan sadece bir tanesi. Bunun yanı sıra dünya kamuoyunun dikkatini çekecek ve bilimsel açıdan çok konuşulan bir yer olacak. Alinda ve bu kenti içinde barındıran Karpuzlu çok şeyler kazanacak. Burada yapılacak her çalışmada, Karpuzlu da arkeoloji bilimi de kazanacak.'' Karpuzlu Belediye Başkanı Hilmi Dönmez de Alinda Antik Kenti'nin gün yüzüne çıkarılması çalışmaların çok geciktiğini, ancak başlamış olmasının da son derece sevindirici olduğunu söyledi. Dönmez, belediye olarak çalışmaları yakından takip ettiklerini ve bütün imkanları ile tam destek verdiklerini kaydetti.

Yeni Asır, 26.10.2009

ABD'YE KAÇIRILAN YÜZYILIN DEFİNESİ ANAYURDUNDA

 

Antalya'nın Elmalı İlçesi'nde 1984 yılında yapılan kaçak kazıda ortaya çıkarılan ve ardından yurt dışına kaçırılan Elmalı Sikkeleri, 'Yüzyılın Definesi' adıyla Antalya Müzesi'nde sergilenmeye başladı. 15 yıllık hukuki mücadelenin ardından Türkiye'ye getirilen MÖ 5. yüzyıla ait sikkelerin dünyada bir benzeri daha bulunmuyor.

 

Türkiye'nin sahip çıkamadığı tarihi değerler arasında yer alan ve dünyada bir benzeri daha bulunmayan Elmalı sikkeleri 1984 yılında yapılan kaçak kazının ardından yurt dışına kaçırıldı. İlk olarak 1986 yılında düzenlenen uluslararası bir sempozyumla varlığından haberdar olunan sikkeler için hukuki girişim başlatıldı. Çoğunluğu ABD olmak üzere, Avrupa'ya kaçırılan bin 900 sikke değişik müzayedelerde açık artırmayla satışa çıkarıldı. 15 yıl süren hukuki mücadelenin ardından ABD'deki sikkeler 30 Nisan 1999'da Türkiye'ye getirildi. O tarihten itibaren Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde muhafaza altına alınan sikkeleri Antalya Arkeoloji Müzesi talep etti. Talebi uygun bulan Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın onayıyla bin 679 sikke Antalya'ya gönderildi. Çıkarıldığı topraklara geri dönen sikkeler için Antalya Müzesi'nde tören düzenlendi. Törenin ardından sikkeler ziyarete açıldı.

 

Yurt dışına kaçırıldıktan 25 yıl sonra anayurduna dönen sikkeler hakkında bilgi veren Antalya Müzesi Müdür Vekili Mustafa Demirel, "Bu sikkeler MÖ 460 yıllara, yani MÖ 5. yüzyıla ait eserler. İçlerinde tedavüle çıkmamış birçok sikke var. Yunanlıların, Persleri yenmelerinin anısına bastırmış oldukları paralar var bunun içinde. 6 tane Dekadrahmiyi sergimizde ziyarete sunuyoruz. Bunlardan dünyada 13 tane olduğu bilinirken, bu gurup içerisinde 16 tanesinin varlığından haberdar olduk. Bize bunların sadece 6 tanesi iade edildi. Sikkelerin içinde yoğunlukla Likya şehir devletlerine ait önemli paralar var. Özellikleri ünik olmaları. Yani dünyada bu nitelikle başka bir gurup sikke yok." dedi.

 

Sikkelerin Türkiye'ye iadesi için başlatılan mücadelenin başından sonuna kadar içinde olan ve halen Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde görev yapan arkeolog ve numismat Tevfik Göktürk de "Türkiye'ye getirildikleri 1999'dan itibaren Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde muhafaza altına alınmışlardı. Yayın ve katalog çalışması yapılmıştı. Çok nadir Atina sikkeleri barındırdığı için 'Yüzyılın Definesi' olarak adlandırılıyorlar. Sikkeler, Antalya Arkeoloji Müzesi'nin 'Her eser kendi toprağında güzeldir' talebi üzerine Antalya'ya gönderildi." diye konuştu.

 

Elmalı sikkelerinin sergiye açılması için Antalya Müzesi'nde düzenlenen törene AK Parti Antalya milletvekili Sadık Badak, Vali Yardımcısı Yıldırım Uçar, Kültür ve Turizm İl Müdürü İbrahim Acar ile davetliler katıldı. Antalya Senfoni Orkestrası'nın verdiği mini konserin ardından müzik eşliğinde sikkelerin hikayesi anlatıldı. Ardından sikkelerin sergilendiği bölümün kurdelesi kesilerek, perdesi kaldırıldı.

Zaman, Haber: Kenan Baş - Özkan Mayda, 26.10.2009

SİT ALANLARINDAKİ ANLAŞMAZLIK MAHKEMELERDE NOKTALANIYOR

 

Sit alanlarında ikamet eden vatandaşlar ile devletin anlaşmazlığı mahkemelerde noktalanıyor.

Tarih öncesinden günümüze çeşitli medeniyetlerin sosyal, ekonomik, mimari ve benzeri özelliklerini taşıyan mekanlar olarak tanımlanan SİT sahaları 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında değerlendiriliyor. Kilometrelerce uzunlukta ve üzerinde binlerce kişinin yaşadığı tarihi ve doğal sit bölgelerine yapılan izinsiz bir müdahale devlet ile halkı karşı karşıya getiriyor. Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü bile tarihi binasına güvenlik kamerası takarken koruma kurulundan izin alıyor.

 

Vatandaş 'oturduğu yere izinsiz bir çivi çakamamaktan' yetkililer, yasaların çiğnenmesinden dert yanıyor. SİT alanları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlükleri'nce denetleniyor. Mersin, Hatay, Kahramanmaraş ve Osmaniye illerinin bağlı bulunduğu Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü, 2004 yılından bu yana 313 kişi hakkında dava açtı. Kurul kararlarının iptaline karşı Danıştay ve İdari Mahkemeleri'ne 98 başvuru yapıldı. Bölge Müdürlüğü süren davaların yanında yüzlerce aile sorunlu halde. Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürü İsmail Salman, illerde SİT alanı ilan ettikleri çok geniş topraklarda imar hareketlerini kontrol ettiklerinden ister istemez vatandaşlarla mahkemelik hale geldiklerini söylüyor. Ailelerle uzlaşma yolu aradıklarını belirten Salman, asıl amaçlarının eski eserlerin ve doğal alanların korunması olduğunu belirtiyor.

 

Kültür varlıklarının yeterince korunmadığını dikkat çeken Bölge Müdürü İsmail Salman, şöyle konuşuyor: "Vatandaşlarla devletin 'nizalı' olduğu belli suç ortamları oluşmuş. Örneğin, Anavarza Antik Kenti, Şar/Comana ile Misis'de devletin tapulu arazisi işgal edilmiş halde.. Bazıları işi politize ederek konuşabilir. Ama hiç alakası yok. Vatandaşlar tarihi kentin üzerinde tarla açıyor, ev, hayvanlara barınak yapıyor. Bir şekilde oradan faydalanmak zorunda. Bu insanlarla ayrı ayrı uğraşmak, suçlamak sorunu çözmüyor. Uzun vadede bu ailelerin koruma planı konsepti içinde antik kentin dışını taşınması lazım. Bu olmadığı sürece mahkemelerin sonu gelmeyecektir."

Zaman, Haber: Mehmet Şahin, 26.10.2009

DEĞİRMENDERE'DE YOK OLAN TARİH





Kocaeli'nin her köşesi, çok önemli tarihi eserlerle doludur. AKP’li yerel yöneticiler de her fırsatta, tarihi ve kültürel değerlerin korunmasından, turizmin geliştirilmesinden söz ederler. Ancak ilimizin pek çok bölgesinde ne yazık ki, tarihi eserler, tarihi binalar herkesin gözü önünde yok oluyor ve kimse kılını kıpırdatmıyor.


Bu konuda en çarpıcı örneğin yaşandığı yerlerden biri, Gölcük’ün Değirmendere beldesi. Değirmendere’de yüz yıllar öncesinden günümüze kadar varlığını sürdürmüş, çok önemli tarihi değeri bulunan ahşap evler, ilgisizlik, bakımsızlık ve boşvermişlik yüzünden yıkılmaya, yok olmaya terk edildi. Bazıları yangın atlatan, çökme tehlikesi altında bulunan bu tarihi yapılar, çevreleri için de pislik ve tehlike saçıyorlar.


Değirmendere Yalı Mahallesi Faruk Demirer Sokak’ta böyle bir bina var. Yine Yalı Mahallesi’nde atlattığı yangının ardından harabe haline gelen Numan Türkmenoğlu’na ait tarihi ahşap binanın halini görseniz, oturup, ağlarsınız. Saniye Altuncu Sokak’taki tarihi ahşap bina da üfleseniz yıkılacak hale gelmiş.


Değirmendereliler, yerel yöneticilerin bu tarihi yapılara karşı kayıtsızlığını anlayamıyorlar. Harabe halindeki binaların mümkünse onarılmasını, artık onarılamayacak durumda olanların ise, gerekli izinler alınarak yıkılmasını ve temizlenmesini istiyorlar. Bilindiği gibi artık Değirmendere’nin belediyesi yok. Bu işleri, Gölcük Belediyesi ya da Büyükşehir Belediyesi’nin üstlenmesi gerekiyor.

Özgür Kocaeli, 25.10.2009

MUĞLA'DA TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞI

 

Muğla'da düzenlenen operasyonda çeşitli dönemlere ait 57 sikke ile 1 heykel ele geçirildi. Olayla ilgili gözaltına 7 kişi adliyeye sevk edildi.


Muğla Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, kent merkezinde detektörlerle kaçak kazı yapıldığı ihbarı alınması üzerine 4 ay süren bir çalışma yaptı. Ekipler, çalışma sonunda, kent merkezinde İ.G'yi üzerinde 57 sikkeyle yakaladı.


Ekiplerin Yatağan İlçesi'nde sürdürdüğü operasyonda ise H.K, A.A, Ç.Ö, S.Ö, C.K ve F.D. gözaltına alındı. Operasyonda, Bizans, Orta çağ ,Roma, Hellenistik ve Klasik dönemlere ait 57 sikke, 2 detektör, 3 kazı aleti, 2 dizüstü bilgisayar, fotoğraf makinesi ve çok sayıda değişik tarihi eser fotoğrafları ele geçirildi.


Öte yandan, tarihi eser kaçakçılarının kaçak kazı yaptıkları yerlerde de Müze Müdürlüğünde görevli arkeologlarla birlikte inceleme yapıldı. Yetkililer, dört kaçak kazı yerinin tespit edildiğini bildirdi.


Operasyonda gözaltına alınan 7 kişi, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğündeki ifadelerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Haber Ekspres, 25.10.2009

RUMLARDAN 'HALA SULTAN'A SAYGISIZLIK





Kıbrıs'ta, Hz. Muhammed'in halası Ümmü Haram'ın medfun olduğu türbenin bahçesine meyhane yapılması Ada'daki Türklerin tepkisini çekti. Güney Kıbrıs'taki Hala Sultan Camii'ne ait arazideki çalışmayı, KKTC Din İşleri Başkanlığı başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu sert dille eleştirdi.

 

Cami imamı Şevket Alemdar, inşaatın durdurulması için Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı'na müracaat etti. Kıbrıs Din Görevlileri Sendikası da meyhanenin caminin kendi arazisi üzerinde yapılmasını inançlara saygısızlık olarak değerlendirdi.

Cami bahçesinde meyhane haberinin duyulması üzerine Kıbrıs'taki birçok sivil toplum kuruluşu ile sendika olayı kınadıklarını bildirdi. Sahabe kabrinin bulunduğu yere meyhane yapılmasına tepki gösteren Din İşleri Başkanı Yusuf Suiçmez, huzurlu, sorunsuz yarınlar için inançlara ve onun getirdiği değerlere saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi: "İki toplum arasında ilişkilerin iyi sürmesi için her iki tarafın da milli ve manevi değere saygı göstermesi gerekiyor. Değerlere saygı göstermek insanlara saygı göstermenin zorunluluğudur." Caminin daha önce uzun yıllar atıl bir şekilde bırakıldıktan sonra BM'nin el atmasıyla restore edildiğini hatırlatan Suiçmez, caminin bahçesinde bulunan sahabe kabrinin de Müslümanlar için büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.

 

Kıbrıs Din Görevlileri Sendikası Başkanı Mehmet Dere de meyhane inşasının tüm Müslümanları incittiğini savundu. Caminin İslam dünyasında ayrı bir yeri olduğunu anlatan Dere, en kanlı savaşlarda bile ibadet yerlerine zarar verecek davranışlardan kaçıldığını kaydetti. Yanlıştan bir an önce dönülmesinin Ada halkları için doğru bir adım olacağını ifade etti. Kiliselere gösterilen saygının camilere de gösterilmesini isteyen sendika başkanı, "Rumlar, oranın Osmanlı'dan bize kalmış nadir eserlerden olduğunu biliyor. Bu yüzden inşaat durdurulmalı." diye konuştu.

Hala Sultan'da dört yıldır gönüllü imamlık yapan Şakir Alemdar ise yapılan onca müracaata rağmen bekledikleri cevabı alamadıklarını söyledi. Durumun kabul edilmez olduğunu dile getiren Alemdar, inşaatın devam etmesi halinde yapacaklarını şöyle anlattı: "Rum kesimi inşaata müdahale etmezse olayı dünyaya duyuracağız. Camiye ait bir arazi üzerine yapılmak istenilen şey oradaki değerlerle bağdaşmıyor. Bu sadece KKTC'nin meselesi değil, bütün İslam aleminin meselesidir. Herkes bu duyarlılığı göstermeli."

Zaman, 25.10.2009

8 ASIRLIK MİNAREYİ USTASI EĞRİ YAPMIŞ

 

Pisa Kulesi’ne benzerliği ile bilinen Selçuklulardan kalma Aksaray’daki tarihi Eğri Minare hakkında yapılan araştırma, minarenin ustası tarafından eğik inşa edildiğini ortaya çıkardı. Doç.Dr. Temel Bayrak, “Minaredeki eğiklik ile meteorolojik şartlar arasında bir ilişki kurulamamıştır. Araştırmalarda zeminde hiçbir oynamanın tespit edilmemiş olması, minarenin eğik yapıldığına işaret etmektedir. Araştırma kapsamında 16 metre derinliğe sahip sondaj kuyusu açtık. Alınan veriler zeminde bir eğikliği göstermemiştir. Sonuçlar, Eğri Minare’nin ustası tarafından eğik yapıldığını ortaya koymaktadır” dedi.

Türkiye Gazetesi, 25.10.2009

CAM ESERLER VE ARKEOLOJİ MÜZESİ'NDE 4 BİN 500 ESER

 

Gaziantep Kalesi’nin eteklerinde 150 yıllık tarihi 3 Antep evini satın alarak 5 aylık restorasyon çalışmasıyla müzeye dönüştüren Füsun İşsever, büyük bir titizlikle bu tarihi mekanlara yerleştirdiği 3 bini cam, yaklaşık 4 bin 500 arkeolojik eseri ziyaretçilerin beğenisine sundu.

 

Cam Eserler ve Arkeoloji Müzesi'nin Türkiye’de Koç Vakfı koleksiyonundan sonra en büyük koleksiyona sahip olduğunu söyleyen İşsever, “Yaklaşık 4 bin 500 tarihi esere sahibiz. Cam eserlerimiz tamamen gömütlerden elde edilmiştir” dedi.

Türkiye Gazetesi, 27.10.2009

YENİLENEN AFRODİSİAS MÜZESİ ZİYARETE AÇILDI

 

Aydın'ın Karacasu İlçesi'ne bağlı Geyre Belediyesi'nde bulunan Afrodisias Müzesi'nin açılışı dün yapıldı.

 

Geyre Vakfı tarafından yenilenen müzenin açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş, müzenin mimarı Cengiz Bektaş, Geyre Vakfı Başkanı Ömer Koç, AK Parti milletvekilleri Ahmet Ertürk ile Mehmet Erdem, vakfın yönetim kurulu üyeleri ve vatandaşlar katıldı. Törende konuşan Bakan Günay, Ege Bölgesi'ndeki müzelerin yenilenmesinin önemine dikkat çekerken, bunun sadece turizm değil kültür açısından da gerekli olduğunu kaydetti.

 

Günay, şöyle konuştu: "İzmir Ege Uygarlıkları Müzesi'ni açmayı planlıyoruz. Bir bedestene sıkıştırılmış durumdaki Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ni yenilemek de çalışmalarımız arasında. Türkiye'nin arkeolojik kaynakları, başka ülkelerden almadan dünyadaki en büyük arkeolojik müzeyi oluşturabilecek boyutlardadır. Din, dil, kültür ayırmadan hepsini yaşatmak bizim görevimiz. Türkiye'ye gelen turist sayısında yüzde 2'lik bir artış var, bu da sevindirici bir gelişme.

Zaman, 25.10.2009


******


GEYRE KÖYÜ'NDE BİR DÜNYA MÜZESİ





"Ben işte, ta burada doğdum." diyor müzenin bahçesindeki kahvede konuştuğum bir Geyreli. Afrodit'in şehrinde, bir tapınağın üstünde doğup büyümek kaç kişiye nasip olur!

 

Geyre köylüleri, 1960'ların başına kadar o koca çınarın altındaki mermer sedirlerde oturup sigara tüttürüyor, çalıların içinden başını çıkarmış sütunların, heykellerin arasında tarım yapıyor, koyunlarını otlatıyordu. Çocuklar da pişmiş topraktan, bronzdan yapılmış kalıntılarla, binlerce yıllık sütun başlıklarıyla oynuyorlardı. İşte o köylüler, şimdi benzersiz mermer işçiliğine sahip heykelleri ve kabartmaları saklayan dünya standartlarında bir müzeye sahip olmanın gururunu yaşıyor. Antik kentin üzerindeki köy, 1961 yılında biraz ötedeki yeni yerine taşınmış; fakat onlar, beldelerini dünyaya açan Afrodisias Müzesi'ni evleri biliyor ve gelen her ziyaretçiyi kendi misafirleri gibi ağırlıyorlar.

 

Karacasu'nun Geyre beldesinde bulunan Afrodisias antik kenti, cumartesi günü önemli konuklarını ağırladı. Harika güz serinliğinde müze bir masal bahçesini andırıyordu. Bir zamanlar sanatçıların ve bilginlerin uğrak yeri olan Afrodisias'ın tarihin izlerini taşıyan müzesi, Geyre Vakfı tarafından yenilendi. Afrodisias Antik Kenti'nin ortaya çıkarılması için 1987'den beri çalışan Geyre Vakfı, geçen yıl müzeye eklediği ve benzersiz rölyeflerin sergilendiği Sevgi Gönül Salonu'nun ardından, 20 yıl önce inşa edilen Afrodisias Müzesi'ni de günün şartlarına göre düzenlemek için kolları sıvamış. Müzenin mimarı Cengiz Bektaş, müzeyi elden geçirerek zemin ve ışıklandırma sistemini yenilemiş. Yenileme çalışmalarının sonunda müze çağdaş bir çehreye kavuşurken sergilenen eserlerin görünürlüğü ve güvenliği de sağlanmış. Daha önce eksik kalmış çevre düzenlemesi de tamamlanarak müze modern bir görünüme kavuşturulmuş.

 

Yenilenen müzenin açılışına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş, milletvekilleri, Geyre Vakfı Başkanı Ömer Koç, vakfın yönetim kurulu üyeleri, sponsorları, mimar Cengiz Bektaş ve Geyre sakinleri katıldı. "İnsanlığın ayak izleri bizim topraklarımızda." diyen Bakan Günay, Afrodisias'ın mutlaka kültür turları içerisine alınarak hak ettiği yeri kazanması gerektiğini söyledi. Günay, "Kendi topraklarımızdan çıkan eserlerle, dünyanın en zengin müzesini kurma potansiyelimiz var. Dün ve bugün ayrımı gözetmeksizin, tarihi gün ışığına çıkarmamız gerekiyor.Türkiye'yi, yabancıların görmediklerinde eksiklik duyacakları bir ülke haline getirmeliyiz." diyerek, İzmir'e bir Ege uygarlıkları müzesi kurmayı planladıklarının müjdesini verdi. Aydın Valisi H. Avni Coş ise bakanlığın ödenek çıkardığını ve Geyre yolunun genişletilerek antik kente daha fazla turist gelmesinin sağlanacağını söyledi.

Zaman, Haber: Ali Çolak, 26.10.2009

LOUVRE MÜZESİ'NDE TÜRKİYE MEVSİMİ

 

Fransa’da devam eden “Türkiye Mevsimi” etkinlikleri çerçevesinde, Paris’teki Louvre Müzesi’nde üç sergi açıldı.

 

Sergilerin açılışına, aralarında Türkiye’nin Paris Büyükelçisi Osman Korutürk, Louvre Müzesi Müdürü Henri Loyrettte, Topkapı Sarayı Müdürü İlber Ortaylı’nın da bulunduğu çok sayıda davetli katıldı.

Sergiler, 19 Ocak 2010 tarihine kadar açık kalacak.

 

İlk sergide, Topkapı Sarayı’ndan getirilen, Osmanlı padişahlarının kaftanları ve giysileri yer alıyor. “İzmir’den Antik İzmir’e” adlı ikinci sergide, özellikle Kadifekale’deki kazılarda çıkan arkeolojik eserler ve yine Louvre Müzesi’nin kendi koleksiyonundaki değerli parçalar sergileniyor. Üçüncü sergide ise Alacahöyük’teki kazılardan bulunan tarihi parçalar izleyiciye sunuluyor.

Milliyet, 25.10.2009

BU YILKİ KAZI DA TAMAMLANDI

 

 

Malatya Arslantepe Höyüğü'nde bu yılki kazı çalışmaları tamamlanırken, toplam 26 eserin gün ışığına çıkarıldığı bildirildi.

Kültür ve Turizm Müdürü Derviş Özbay, Arslantepe'deki kazı çalışmalarıyla ilgili verdiği bilgide, "İtalya Roma Üniversitesi'nden Prof.Dr. Marcella Frangipane başkanlığında gerçekleştirilen kazı çalışmalarının bu yılki bölümü tamamlandı. Bu yılki kazı çalışmalarında 26 eser gün ışığına çıkarıldı" dedi.

Bu yıl höyüğün iki ayrı bölümünde çalışma yapıldığını, birinin sarayın bulunduğu bölüm, diğerinin ise Hitit döneminde kazı yapıldığını bildiren Derviş Özbay, "Özellikle ev ve duvar kalıntısı bölümünde kazı yapıldı. Kazılarda, 26 eser Malatya Müzesi'ne teslim edildi. Etütlük 16 eser de bize teslim edildi" diyerek, çıkarılan 26 eserin ayrıntısını şöyle belirtti:

"5 adet vazo, çömlek, 7 adet minyatür bardak, 3 adet kemik delici iğne,3 adet çakmak taşı ve obsidyen ok ucu, 1'er adet mermer kolye ucu, spiral saz tokası, hayvan figürü, mühür parçası, demir kazıyıçı, mızrak ucu ve iğne. "

Bu arada, Arslantepe Höyüğü'nün Açık Hava Müzesi haline getirilme çalışmaları hakkında da bilgi aktaran Kültür ve Turizm Müdürü Özbay, "Bilindiği gibi, höyüğün üzeri kapatıldı. Açık Hava Müzesi çalışmaları hemen hemen bitti. Önümüzdeki Mayıs ayında açmayı planlıyoruz. Bakanlığımızdan ve İtalya Roma Üniversitesi'nden de açılışa katılımlar olacak" ifadelerini kullandı.
1962 yılından beri devam eden Malatya Arslantepe Höyüğü'ndeki kazı çalışmaları önümüzdeki yıl da devam edecek.

Malatya Haber, 25.10.2009

KOCAELİ'NDE 2 BİN YILLIK LAHİT MEZAR BULUNDU

 

 

Kocaeli'nde Roma dönemine ait 2 bin yıllık lahit mezar bulundu. Kocaeli Tarihi Mekanlar ve Kent Estetiği Şube Müdürlüğü tarafından yapılan çalışmalar esnasında Şemsettin Köyü'nde bir vatandaşın bahçesinde lahit mezar bulundu.

 

Lahdin tescil edilmediğini fark eden yetkililer, gerekli girişimlerde bulunarak kentin tarihini yansıtan eserin korunması için Koruma Kurulu'na başvurdu. Türklerin Anadolu'ya gelişinden önce de önemli bir yerleşim yeri olduğu çok sayıda tarihi kalıntının bulunması ile anlaşılan Şemsettin Köyü'nde bulunan tarihi mezar Koruma Kurulu'nca tescil edildi.

 

Lahdin üzerinde 8 satır Grekçe yazıt bulunuyor. Bölge tarihi açısında önemli bir bulgu olan lahit 'insitu' (orijinal kullanım yerinde) olarak adlandırılıyor. Lahit sandukası dört sıra blok taş üzerinde duruyor. Doğu-batı yönünde uzanan lahdin sandukasının doğu kısmında güney ve kuzey cephelerinde boydan boya çatlaklar var. Lahdin sandukasının batı cephesinde üst kısmında kare şeklinde bir açıklık yer alıyor. Lahdin kapağı kısmen tahrip olmuş olsa da büyük bir bölümü sağlam durumda bulunuyor.

Zaman, Haber: Mehmet Güler, 24.10.2009

2700 YILLIK ALTIN YELPAZE





Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Altan Çilingiroğlu, Ayanıs Kalesi'ndeki kazılarda 2 bin 700 yıllık altın yelpaze sapı bulunduğunu belirtti.

 

Van merkeze bağlı Ağartı Köyü'nde bulunan ve MÖ 685-645 yılları arasında hüküm süren Urartu Kralı 2. Rusa tarafından inşa ettirilen Ayanıs Kalesi'nde, Prof.Dr. Altan Çilingiroğlu başkanlığında 1989 yılında başlayan kazı çalışmaları, bu yıl da devam etti.

 

Prof.Dr. Çilingiroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 30 yıldır süren kazılarda Urartu dönemine ait önemli bilgi ve eserler bulunduğunu anımsatarak, geçen yıl yapılan çalışmalarda 2 bin 700 yıllık altın yelpaze sapının gün yüzüne çıkarıldığını söyledi.

 

Eserin üzerinde Urartu alfabesiyle ''bu eşya Kraliçe Kakuli'ye aittir'' şeklinde yazı bulunduğunu ve Kraliçe Kakuli'nin de Urartu Kralı 2. Rusa'nın eşi olduğunu anlatan Çilingiroğlu, ''ilk kez bir Urartu kraliçesinin adının, o döneme ait eserde yazılı olduğuna şahit olduk. Eser Urartu tarihine ışık tutması yönüyle çok önemli bir yere sahip'' dedi.

 

Çilingiroğlu, daha önce sadece Urartu dönemine ait kabartmalar üzerinde görülen ve ilk defa gün yüzüne çıkarılan yelpazenin 20 santimetre uzunluğunda, 1,2 santimetre çapında olduğunu ifade ederek, içinde ahşap bir kısım bulunan, dış bölümü ise tek parça döküm şeklinde yapılan yelpazenin üzerine daha sonra kakma tekniğiyle motif işlendiğini kaydetti.

 

Esere zarar vermemek amacıyla içinin boşaltılmadığını dile getiren Prof.Dr. Çilingiroğlu, yelpazenin geri kalan kısmının ise kuş kanadından yapıldığını tahmin ettiklerini sözlerine ekledi.

 

Prof.Dr. Çilingiroğlu ve ekibi tarafından bulunduktan sonra Van Müzesine teslim edilen altın yelpaze sapı, Ayanıs Kalesi'nden çıkarılan eserler arasındaki yerini aldı. Van Müze Müdürü Fütuhat Başar, eserin ziyaretçilere açıldığını ve yoğun ilgi gördüğünü belirtti.

Bugün, 24.10.2009

Efes, Diana Tapınağı (Luigi Mayer)
...1810




18 - 24 Ekim 2009


Ölü doğmuş bir projenin cenazesi (Devam):

İKİBİN
(S)ON



2010'UN MALI DENİZ...


"YİYİN EFENDİLER YİYİN, BU HAN-I İŞTİHA SİZİN,

DOYUNCA, TIKSIRINCA, ÇATLAYINCAYA KADAR YİYİN!"

Tevfik Fikret

İSTANBUL 2010 YAĞMA BAŞKENTİ





'İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın (AKB) dev bir kamu kuruluşuna dönüştüğü ileri sürülüyor. Avrupa Birliği Konseyi’nin, 2006 yılında, İstanbul’u 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçmesiyle oluşturulan, kesilen vergiler ve çeşitli ödeneklerle devasa bir bütçeye sahip olan ajansta, "Jüri" konumundaki yöneticiler, kendilerine ve yakınlarına ait projeleri onaylayıp milyonlarca liranın altına imza atmakla suçlanıyor. Nobel Ödülü sahibi Orhan Pamuk’a, "Masumiyet Müzesi" projesi için verilen desteğin de 754 bin 500 TL olduğu ortaya çıktı.

 

Yine 2010 kapsamında, 2 camiye 4 milyon 550 bin TL’lik halı alınmasına karar verildi. Ayrıca AKB, İstanbul 2010 çalışmaları kapsamında, ABD’de bulunan ve Fethullah Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinen, Chicago Türk Amerikan Topluluğu’nun yapacağı Türk Dünyası Festivali’ne de "bronz sponsor" oldu ve 10 bin dolar ödedi.

İstanbul 2010 çalışmaları üzerinde uzun süredir tartışmalar yaşanırken, AKB Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu istifa etmiş, yerine plastik sanayiinin önde gelen isimlerinden Şekib Avdaviç atanmıştı. Gazete Habertürk, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın aldığı pek çok karara ve onaylanmış ya da onaylanmamış projelere ulaştı. Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un son kitabı "Masumiyet Müzesi" büyük bir kampanyayla geçen yıl okurlarla buluşmuştu. Yazar Pamuk, Türkiye’nin ve Avrupa’nın en çok kazanan yazarlarından biri olarak kitabında öyküsünün anlatıldığı Beyoğlu Çukurcuma Caddesi’ndeki 24 No’lu eski Brukner Apartmanı’nı satın almış ve müzeye dönüştürmek için Mimar İhsan Bilgin’le anlaşmıştı.

Masumiyet Müzesi’nde romanın kahramanı Kemal’in, büyük aşkı Füsun’un hatırasını canlı tutmak için biriktirdiği eşyaları ve nesneleri sergilenecek. 60 metrekare taban alanı üzerine oturan, 3 katlı, 3 cepheli küçük bir apartmandan oluşan müze için Pamuk’un bir vakıf kurup AKB’ye başvurarak proje sunduğu ortaya çıktı.

AKB, 08.06.2009 tarih ve 2009- 127 nolu kararıyla, "Masumiyet Vakfı adına, Orhan Pamuk tarafından Ajansımıza başvurusu yapılan 'Masumiyet Müzesi' projesinin İstanbul 2010 AKB projesi olarak kabulüne, projeye Ajans bütçesinden 754 bin 500 TL tutarında destek olunmasına" karar verdi. Şimdi merak edilen, Pamuk’un 180 metrekarelik müzeye 754 bin 500 TL’lik hangi nesne ve eşyaları sığdıracağı!

 

Orhan Pamuk’un Ajans 2010’dan beklentisinin sadece "Masumiyet Müzesi"yle ilgili olmadığı, 933 nolu başvuru dosyasıyla ortaya çıkıyor. Yönetmen İsmail Sancak, "Orhan Pamuk: İstanbul Rüyası" belgesel filmi için Ajans’tan 1 milyon 953 bin 252 TL istiyor ve bu dosya da onay için bekliyor. Bayrak, projenin Orhan Pamuk tarafından desteklendiğini ve yazarın tüm arşivini bu çalışma için açacağını projesine ekliyor.

 

AKB, 12.05.2009 tarihinde aldığı 2009-84 nolu kararıyla, "03-07 Haziran 2009 tarihleri arasında İtalya’da gerçekleşecek 'Venedik Bineali' için 2010 AKB projesinin tanıtımının yapılması amacıyla bir resepsiyon verilmesine, 4 bin Euro’yu geçmemek üzere resepsiyon giderlerinin Ajans bütçesi"nden geçmesine karar vermişti.

 

Ancak Venedik Bineali’ndeki Türk Pavyonu’nda parasızlıktan kokteyl yapılamazken, Asya Pavyonu’nda AKB’nin ödeneğiyle bu kokteyl yapılmıştı.

Daha sonra Asya Pavyonu’nun küratörünün Beral Madra olduğu ortaya çıkması sanat çevrelerinde sert eleştirilere neden olmuştu. "Jüri" konumundaki Madra, Ajans’a 954, 955 ve 956 nolu proje başvuruları sundu. Bu projelerin danışmanı olarak da Melih Görgün, Erdağ Aksel, Ahmet Öktem, Tayfun Erdoğmuş ve Nermin Soybaşılı’nın isimlerini sıraladı. Madra’nın, "İstanbul yaşıyor ve çalışıyor" sempozyumu organizasyonu için 438 bin 290 TL, "Taşınabilir Sanat / 'İsim Şehir' Karma Sergisi" açılışı için 181 bin 100 TL ve "İstanbul sanat fuarlarının ve uluslararası katılımlarının desteklenmesi / Comtemporaly Sanat Fuarı" için 178 bin TL’lik proje bütçesi isteği, Ajans tarafından bütünüyle onaylandı. Ayrıca "İstanbul yaşıyor ve çalışıyor" projesine bütçe açığı nedeniyle, 23.06.2009 tarih ve 09-255-5 sayılı kararla 186 bin 69 TL ek bütçe çıkartıldı.

Madra’nın akrabalarından, Sivil Toplum Enstitüsü’nün desteğiyle kurulan Açık Radyo’nun kurucularından Cem Madra, 937 nolu proje başvurusuyla "Sulukule Romanları"nı anlatan projesi için 98 bin 369 TL, yine Madra’nın yakınlarından Jak Kohen, "Açık Şehir 2010" projesi için 163 bin 548 TL istedi ve bu talepler komisyonda bekliyor.

 

Uzmanlar burada en önemli sorunun Madra’nın eserleri değerlendiren bir jüri üyesi mi, yoksa yarışmacı mı olduğuna dikkat çekiyor. Bu noktada yöneltilen önemli bir eleştiri de gelen projeleri değerlendirmekte sorumlu olan Madra’nın, bir yandan da kendisine proje üretmesi. Tüm büyük bütçeli projelerin ardında da Görsel Sanatlar Yönetmeni olarak Beral Madra’nın bulunduğu ileri sürülüyor. Ajans’ın Görsel Sanatlar Yönetmeni olan Beral Madra, aynı zamanda Radikal Gazetesi’nde yazıyor.

 

2006 Nobel Edebiyat Ödülü, İstanbul’un melankolik ruhunu araştırma yolunda, kültürlerin çatışmaları ve birbirleriyle iç içe geçmesinde yeni semboller bulan Orhan Pamuk’a verilmişti. Pamuk, ödül töreninde yaptığı konuşmada, "babasının bavulu"nu anlatarak büyük alkış almış, yaklaşık 1.9 milyon TL para ödülünün de sahibi olmuştu. Masumiyet Müzesi projesi için İstanbul 2010 Ajansı’ndan 754 bin 500 TL destek alan Pamuk yine yönetmen İsmail Bayrak’la ajansa sunduğu, "İstanbul Rüyası" filmi onaylandığı takdirde, 1 milyon 953 bin 252 TL daha destek alacak.

İstanbul 2010, aydınların, gazetecilerin, yazarların da dikkatini çekiyor ve proje üretiyorlar. Yeni Şafak yazarı ve eski Marksist Ayşe Böhürler, 17.07.2009 tarih ve 09/259-5 sayılı kararla "İstanbul’un Sırları" projesi için, Danışma Kurulu üyeliği de yaptığı AKB’den 210 bin TL bütçe alıyor. Radikal Gazetesi’nin "keskin muhalifi" Yıldırım Türker, Dilek Gökçin’le birlikte hazırladığı, 739 kayıt nolu "Neden Geldim İstanbul’a" belgeseli projesi için Ajans’tan 896 bin 717 TL bütçe bekliyor.

 

Ankaralı gazeteci Tayfun Talipoğlu, 815 kayıt nolu "İstanbul’da Kadın Olmak" belgesel projesiyle, 1 milyon 349 bin 570 TL istiyor. Ajans bütçenin yüzde 97’sine onay veriyor ve 1 milyon 295 bin 970 TL ödenek çıkıyor. Talipoğlu’nun projesi, Ajans’ın 3 ay öncesi kayıtlarına göre beklemede duruyor.

AKB’den proje alan diğer liberal isimden biri de, ünlü yazar Deniz Türkali. Türkali, 3 yıl önce kaybettiği eşi, ünlü yönetmen Atıf Yılmaz’la ilgili projeyi Ajans’a sunuyor. Ajans, 30.06.2009 tarih ve 09/256-1 sayılı kararında "Atıf Yılmaz Stüdyosu" projesini, İstanbul 2010 AKB projesi olarak kabul ediyor ve projeye 490 bin TL katkıda bulunmaya karar veriyor. Ajans tarafından, Türkiye
Yazarlar Birliği’ne, "İstanbul Edebiyat Mevsimi" projesi için 14.07.2009 tarih ve 09.258-14 nolu kararla, 352 bin TL katkıda bulunuluyor.

 

Bu arada bir de kaybeden var: Onun adı da Kenan Işık. Başvuru dosyasına 1 numaradan giriş yapan ünlü tiyatrocu Kenan Işık, İstanbul’un çeşitli tarihsel mekanlarında "Hüsnü Aşk" oyununu sergilemek üzere 1 milyon 625 bin TL’lik proje öneriyor ama bu oyunun Şehir Tiyatrosu’nda oynandığı ortaya çıkınca, proje hemen rafa kaldırılıyor.

Habertürk, 21.10.2009


******


MÜZE GEZME PROJESİNDE 2 MİLYON TL BUHARLAŞTI

 

Turist Rehberleri Vakfı'nın (TUREV) öğretmen ve öğrencilere müze gezme ve gezdirme tekniklerini öğretmeyi kapsayan proje için aldığı 2 milyon 132 bin TL'yi vakfın yeni yönetimi hesaplarda bulamadı.

 

İstanbul 2010 Ajansı'nın Şehzade Mehmet'in 1582'deki sünnetini canlandırması için bazı şirketlere milyonlarca lira ayrılmasıyla ilgili haberin SABAH'ta yer almasının ardından bir skandal daha ortaya çıktı. Turist Rehberleri Vakfı'nın (TUREV) öğretmen ve öğrencilere müze gezme ve gezdirme tekniklerini öğretmeyi kapsayan "Çocuk-Müze-Öğretmen" adlı projesi için aldığı 2 milyon 132 bin TL'yi, vakfın yeni yönetimi hesaplarında bulamadı. Yeni yönetim, eski yönetimi mahkemeye vermeye hazırlanıyor. Turist Rehberleri Vakfı (TUREV), İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'yle beraber öğretmen ve öğrencilere müze gezme ve gezdirme tekniklerini öğretmeyi kapsayan "Çocuk-Müze-Öğretmen" adlı proje hazırladı ve bunun için 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'ndan 626 bin TL ödenek istedi. Projede eğitilecek ve gezdirilecek öğrenci sayısı arttırılınca rakam revize edilerek 2 milyon 132 bin TL'ye çıkarıldı. Geçen mart ayında göreve gelen Turist Rehberleri Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Kılınç, söz konusu proje için çıkan bütçenin vakıf hesabında olmadığını, paranın akıbetini sordukları ajans ve eski başkandan ise tatmin edici bir cevap alamadıklarını söyledi. Kılınç sözlerini şöyle sürdürdü: "Bizden önceki yönetim müracaat etmiş. Göreve geldikten sonra vakıf hesaplarında böyle bir paranın olmadığını gördük. Bunun üzerine eski başkan Şerif Yenen'e ulaşmaya çalıştık. Kendisine defalarca ulaşmak istedik ancak telefonlarımıza cevap vermedi. Sekreterliğine not bıraktık ancak dönüş olmadı. Bunun üzerine 2010 Ajansı'na giderek kendimizi tanıttık. Projenin dosyasını incelemek istedik. Proje için onaylanan paranın durumunu yazılı ve sözlü sorduk. Kendileri bize 'Bu konuda bilgi veremeyiz, dosyaları da gösteremeyiz' şeklinde cevap verdiler. Vakıf adına çıkarılan paranın akıbetinin belli olmaması durumunda önümüzdeki günlerde yargıya başvuracağız." İddiaları sormak için aradığımız Vakfın eski Başkanı Şerif Yenen ise telefonlarını açmadı.


******


"ASLI ASTARI OLMAYAN İDDİALAR"


İstanbul 2010 Kültür Başkenti Yürütme Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç, "Aslı astarı olmayan iddialarla haklarımız zedeleniyor" diyerek projenin 626 bin liradan 2 milyon 132 bin liraya çıkarılmasının nedenini şöyle açıkladı: "Proje ile teklif getirene deniliyor ki sen bu parayla 100 kişiyi gezdireceksen, 100 kişi yerine 1000 kişiyi gezdir. Çünkü İstanbul'da 2.3 milyon öğrenci var ve bunların 1.9 milyonu bugüne kadar hiç müzeye gitmemiş. Böyle bir durum varken kalkıp da 100 öğrenciyi gezdirmek yerine bin öğrenciyi gezdirebilecekseniz bu tercih edilen bir şey. Burada anlaşılmayan nokta ne? Gerçekten biz de bilemiyoruz. Yönetmen ve direktörler danışma kurulunda kendi departmanları ile ilgili değerlendirmelerde bulunur. Danışma kurulu onay mekanizmasının hiçbir yerinde yoktur. Projeleri değerlendirir ve yürütme kuruluna sunarlar."

Sabah, Haber: Erhan Öztürk, 22.10.2009


******


2010 İÇİN AYRILAN KAYNAK HEBA EDİLİYOR"

 

CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal, gereksiz projelere çok büyük kaynaklar aktarıldığını belirterek, "İstanbul 2010 artık '2000 of' olmuştur. İncelemelerimizin ardından hukuki süreci de başlatacağız" dedi. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ile ilgili CHP İl merkezinde İl Başkanı Gürsel Tekin'le birlikte basın toplantısı düzenleyen Soysal, kaynakların heba edildiğini öne sürerek şunları söyledi: "Müze gezme tekniklerinin 4 gün boyunca teorik olarak öğretilmesi ve 1 günlük uygulamalı gezi eğitimi karşılığında teklif edilen bütçe 626 bin 636 lira. İnsan neye uğradığını şaşırıyor. Bize göre bu rakam bile çokken 2010 Ajansı yetkililerinin, proje bütçesini 2 milyon 132 bin 772 liraya yükseltmesi kelimelerle anlatılabilecek durum değil."

Sabah, Haber: Mesut Er, 22.10.2009


******


İTİNAYLA 2010 PROJESİ ÜRETİLİR!

 

2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti (AKB) Ajansı, vergiler ve kesintilerle oluşturulan yüksek bütçesini değerlendirmek konusunda eleştiri almaya devam ediyor. Son iddia, kurul üyelerinin yakınlarına, hatta kendilerine fon aktardıkları. Ancak bu konu sanıldığı kadar yeni değil. Bu yılın başlarında bir başka proje listesinin Ajans’ın Danışma Kurulu’nda onaya sunulmadan, doğrudan ya da Artistik Komite onayıyla kabul edilmesi tartışma yaratmıştı.

 

AKB Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu bu yılın Şubat ayında istifa etmiş, yerine Şekib Avdaviç atanmıştı. Çolakoğlu’nun ayrılmasından sonra Ajans’ın onayladığı proje ve içeriklerine bakıldığında, AKP hükümetine yakın isimlerin açıkça kayırıldığı görülüyor. Habertürk’ten Kutlu Esendemir’in dünkü haberine göre, Ajans’ın son aylarda onayladığı projeler arasında ilginç isimler bulunuyor. Nobel ödüllü Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi ve kendisini anlatan belgesel filmi, Fethullah Gülen destekli Türk Dünyası Festivali’nin sponsorluğu, Ajans’ın Görsel Sanat Yönetmeni olarak jüri konumunda da bulunan Radikal yazarı Beral Madra’nın çeşitli projeleri, Açık Radyo’nun kurucularından ve Madra’nın akrabası Cem Madra’nın projesi yüksek bütçelerine rağmen hızlı onay alanlar arasında yer alıyor. Haberin yayınlanmasının ardından bir açıklama yapan Ajans yetkilileri, iddiaları yalanlayarak "subjektif değerlendirmelerin mümkün olmadığını" savundu.

 

Camiye halı Fethullah’a sponsor
Haberde belirtilen karar tarihlerine göre Mart ve Nisan ayları itibariyle Ajans hükümet yanlısı desteğini önce iki camiye 4 milyon 550 bin TL’lik halı alarak göstermiş. Ayrıca yine 2010 kapsamına sıkıştırarak, ABD’de Fethullah Gülen destekli Chicago Türk Amerikan Topluluğu’nun yapacağı Türk Dünyası Festivali’ne “bronz sponsor” olmuş ve 10 bin dolar ödemiş.


Ajans, AKP MKYK üyesi Ayşe Böhürler’i de unutmamış. Geçen yıl Frankfurt Kitap Fuarı için bir edebiyat belgeseli çekmeye kalkışan, ancak “listesindeki yazarlara bir türlü ulaşamayan” Böhürler, Temmuz ayında “İstanbul’un Sırları” projesi için 210 bin TL’lik desteği kapmayı başarmış.

 

Hem pişirdi hem yedi
AKB Ajansı’nın ‘olmaz bu kadar’ dedirtecek kararları arasında kurul üyelerinin projelerine verilen onaylar yer alıyor. Haziran ayında düzenlenen Venedik Bineali için 2010 AKB projesinin tanıtımı amacıyla bir resepsiyon verilmesini onaylayan Ajans, bunun için 4 bin avroyu geçmemek üzere resepsiyon giderlerini karşılamayı kabul etti.

 

Bienal’deki Türk Pavilyonu’nda parasızlıktan kokteyl düzenlenemezken Asya Pavilyonu’nda Ajansın ödeneğiyle bir kokteyl yapıldı. Kokteyli Beral Madra’nın organize ettiği ortaya çıktı. Madra’nın marifeti bununla sınırlı değil. “İstanbul yaşıyor ve çalışıyor” sempozyumu organizasyonu için 438 bin 290 TL, “Taşınabilir Sanat / ‘İsim Şehir’ Karma Sergisi” açılışı için 181 bin 100 TL ve “İstanbul sanat fuarlarının ve uluslararası katılımlarının desteklenmesi / Comtemporaly Sanat Fuarı” için 178 bin TL’lik proje bütçesi isteği, Ajans tarafından bütünüyle onaylanan Madra’nın bu projelerde jüri mi yarışmacı mı olduğu konusu tartışma yarattı. Madra kendi projelerini de jüri üyesi ve Genel Sanat Yönetmeni olduğu Ajans’ın gündemine getirerek onaydan geçirdi. Madra’nın Ajans içerisinde oldukça etkili olduğu konuşuluyor.

 

AB'ciler unutulmadı
Ajans projeler arasında yüksekçe bir tutarı, Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’a ayırdı. Avrupalılığı ağzından düşürmeyen Pamuk “kitabını yazdığı Masumiyet”in müzesi ve belgeseli için Ajans’tan toplam 1.8 milyon TL destek aldı. Projesi için önce bir vakıf kuran Pamuk, bu tutarı Beyoğlu’nun Çukurcuma bölgesinde bir Masumiyet Müzesi açmak, kendi belgeselini çektirmek gibi oldukça kültürel ve İstanbul’u tanıtıcı faaliyetler için harcayacak. Masumiyet Müzesi’nin dekorasyonu ve romandaki eşyaların bir araya getirilmesi için ayrılan tutar 754 bin 500 TL.

 

7 milyon dolarlık sahne kimin?
Bu yılın başında, Film Yönetmenleri Derneği Başkanı yönetmen Mustafa Altıoklar, “mesleki konuda bu alana hiçbir katkısı olmamış, hiçbir filmin yapımı, yönetimi veya senaryosu aşamasında yer almamış isimlerin ‘yukarıdan’ gelen emirlerle milyonlarca lira destek aldığını” söyleyerek tepkisini dile getirmişti. Altıoklar’ın bir sonraki itirazı da tanıtım için çekilen reklam> filmine gelmişti.

 

İstanbul’u tanıtmak için ne yapacağını şaşıran Ajans’ın bu yılki çıkışlarından biri de, tanıtım için hazırlanan reklam filmiydi. “Sahne Senin İstanbul” sloganıyla yayınlanan 7 milyon dolarlık reklamın görselinde, kentin tarihi mekanlarından kültürel dokusuna kadar birçok ayrıntı unutulmamış, çokkültürlülüğe ve paylaşımcılığa göndermeler yapılmıştı. 15 milyonu geçen nüfusuyla İstanbul, reklam filminde görüntülere takılan çocuklardan, simitçiden, emekliden, emekçiden oluşsa da asıl mesele “kendini pazarlamaktı”.

Haber Sol, 22.10.2009


******


"YAĞMACI DEĞİLİZ"

 

İstanbul 2010 Ajansı'ndan projeleri için destek alan isimler kendilerine yöneltilen eleştirilere öfkeli. Deniz Türkali, "Kültüre yatırım yağmaysa, yaşasın yağma!" dedi.

 

Habertürk gazetesinde dün ‘İstanbul 2010 Yağma Başkenti' başlıklı haberde ‘yağmacı' olarak suçlanan Beral Madra, Ayşe Böhürler, Orhan Pamuk, Türkiye Yazarlar Birliği, Kenan Işık ve Tayfun Talipoğlu'ndan sert açıklamalar geldi. Orhan Pamuk'un, son romanının adını taşıyan ‘Masumiyet Müzesi' projesi için başvurduğu İstanbul 2010 Ajansı'ndan 754 bin 500 TL'lik bütçe çıktığının belirtildiği haberde, Beral Madra, ajansın Görsel Sanatlar Yönetmeni olarak tanıdığı isimlerin projelerine onay vermekle suçlandı. Kenan Işık'ın sunduğu söylenen ‘Hüsnü Aşk'ın Şehir Tiyatroları'nda oynandığı için reddedildiği belirtildi. ‘Yağmacı' başlığıyla verilen isimler, haberde bilgi hataları ve eksikler olduğuna dikkat çekerek dava açmaya hazırlandıklarını vurguladılar.

 

Beral Madra: İftira, yalan ve yanlış!
500 bin kişinin gezdiği Venedik Bienali'nde tanıtım için en az 100 bin euro gerekirken ben bunu 4 bin euro gibi komik bir harcama kalemiyle gerçekleştirdim. Söz konusu haberi yaptığım hizmetin karalanmaya çalışılması olarak görüyorum. Ajanstaki görevim görsel sanatlar alanındaki projeleri bulup çıkarmak, geliştirmek, projeleri değerlendirmek ve bütçelerine karar verecek olan yürütme kuruluna sunmak. ‘İstanbul'da Yaşıyor ve Çalışıyor' ile ‘Taşınabilir Sanat 2010' ajansın kendi projeleridir. Beral Madra'dan kendi projesine onay denilmiş ki, bu bir kere iftira, yalan ve yanlış. Üstelik bir jüri sistemi yok.

 

Deniz Türkali: Atılan başlıkla içerik farklı
Başlıkla içerik arasında fark var. İçeriği yazılmış, başka biri başlık atmış gibi. Atıf Yılmaz Stüdyosu Projesi için İstanbul 2010'la anlaştık, 490 bin TL katkıda bulunacaklarına dair sözleşmeyi dün imzaladık. Bunun gizli saklı yönü yok. Bu projeyle, genç, yetenekli, merakı tükenmeyen sinemacılar yetiştirmeyi hedefliyoruz. Kültür sanata yatırım yapmak yağmaysa, yaşasın yağma!

 

Av. Nazan Şenol (Masumiyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi): Teklif Pamuk'tan değil!
Orhan Pamuk'un kurucusu olduğu Masumiyet Vakfı'nın yürüttüğü ‘Masumiyet Müzesi Projesi'ne destek için başvuran taraf İstanbul 2010 Ajansı'dır. Orhan Pamuk herhangi bir talepte bulunmamıştır.Vakfımızın projesi tamamlandığında 1950'den 2000'e kadarki İstanbul kültürünün, günlük hayat eşyaları, fotoğraflar, filmler üzerinden şiirsel ve dokümanter bir temsili gerçekleştirilecektir. Ajans projeye 754 bin 500 TL meblağ ile katılımı kararlaştırmıştır. Bugüne kadar ajanstan bir ödeme alınmamıştır. Bu meblağ maksimum miktar olup protokoldeki harcamalar karşılığında ajanstan talep edilecektir.

 

Tayfun Talipoğlu: Buzdolabı teklifi mi sundum?
Bu projeyi Aile Planlaması Vakfı ile birlikte sunduk. Tek başıma yaptığım bir proje değil. Belgeselci ben olduğum için benim üzerimden gidiyor proje. Projeyi onlar hazırladılar. Ben buzdolabı teklifi sunsam tamam, altında bir şey var desinler ama Türkiye'deki 3-5 belgeselciden biriyim. Böyle bir proje sunmamdan doğal bir şey yok. Gazeteye dava da açacağım. Projenin kabul edildiğini, 295 bin 970 TL ödenek çıktığını bile bilmiyordum ayrıca.

 

Kenan Işık: İkisi farklı projelerdi!
Şeyh Galip'in ‘Hüsn-ü Aşk' adlı dünya çapındaki mesnevisinden İstanbul'un çeşitli yerlerinde oynanacak geniş kapsamlı bir müzikli oyun düşüncem vardı. Dünyayı dolaşmak ve Şeyh Galip'i tanıtmak maksadıyla hareket etmiştim. Şehir Tiyatrosu'nda yaptığım ise ‘Hüsn-ü Aşk'tan esinlenerek kendi yazdığım bir oyundu. İkisi farklı projeler yani.

 

Ayşe Böhürler: Ben projeyi ortaklara devrettim
Tekzip yazısı yazdım. Hukuki yola başvuruyorum, gazeteyi dava edeceğim. ‘İstanbul'un Sırları'nı 4 yıl önce daha danışma kurulu üyesi değilken sunmuştum. İstanbul'un sır ve efsanelerini Batılı bir insanın gözüyle anlatan bir film projesiydi. Ondan sonraki sürecin içinde projenin ortakları vardı, ben danışma kurulu üyesi olduktan sonra bizimle toplantı yapıldı ben projenin yürütmesini yapmayacağım, devrediyorum dedim. Bütçesi 210 bin TL olarak belirtilen, sözleşmesi dahi yapılmamış, bir kuruş parası bile alınmamış bir projede ismim yağmacı olarak geçiyor.

 

2010 Ajansı: Bütçe 2 milyar lira değil
"Bütçemiz, iddia edildiği gibi 2 milyar TL değildir. Bugüne kadar gerçekleşen bütçemiz 151 milyon TL'dir, bunun da 93 milyon TL'sini kullandık. Başta akaryakıt olmak üzere kullanımımız için ayrıldığı iddia edilen paylar hiçbir zaman bize aktarılmadı. Bütçemiz ilgili bakanlıkların, İstanbul Ticaret ve Sanayi odalarının, İstanbul İl Özel İdaresi'nin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin paylarından oluşuyor. Toplam bütçe talepleri 3 milyar TL'ye ulaşan 2090 projeyi değerlendirdik. Kabul ettiğimiz 421 adedinin toplam bütçesi ise yaklaşık 300 milyon TL."

Milliyet, 22.10.2009


******


İSTANBUL 2010 AJANSI: KENDİ PROJELERİMİZE AYRICALIK TANIMIYORUZ

 

Son günlerde bazı medya organlarında yer alan ve ajansta çalışan yönetmenlerin kendi projelerinden pay aldıklarını iddia eden haberlere İstanbul 2010 AKB Ajansı'ndan cevap geldi. Açıklamada, ajansın sadece dışarıdan gelen projeleri fonlayan bir kurum olmadığı ve kendi projelerini de ürettiği vurgulandı.

 

Şu an devam etmekte olan projelerin yüzde 22'sinin ajansın ürettiği projeler olduğunun belirtildiği açıklamada; ajanstaki hiçbir yönetmenin veya direktörün, ajanstan aldığı maaş dışında herhangi bir ücret, prim veya pay almadığının altı çizildi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: "Tüm yönetmen ve direktörlerimiz, kendi projelerini üretme süreci ile dışarıdan gelen projeleri değerlendirme sürecini birbirinden ayrı tutabilecek yetkinlikte. Ajansımızın proje değerlendirme süreçleri, uluslararası standartlarda tanımlı ve tamamen şeffaf. İsteyen herkes, her bir proje hakkında bilgi alabilir."

Zaman, 23.10.2009


******


İSTANBUL'UN KÜLTÜR ENVANTERİ ÇIKARILACAK

 

"İstanbul Kültür Mirası ve Kültür Ekonomisi Envanteri" projesi, İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından projelendirildi ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından finanse edildi. Projenin tanıtım toplantısı, 19 Ekim Pazartesi günü Gülhane Parkı içindeki Alay Köşkü'nde yapılacak.

Toplantıya, İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü, 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkan Vekili Ahmet Emre Bilgili ve Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Başkanı Yücel Kanpolat katılacak. -PROJEDEN- İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğünce yürütülen ve bünyesinde birçok uzman ve akademisyeni bir araya getiren "İstanbul Kültür Mirası ve Kültür Ekonomisi Envanteri" projesiyle ilk defa kapsamlı bir şekilde hem kamu hem özel sektörü kapsayarak, "İstanbul'un kültür-sanat varlıkları, mirası ve kültür ekonomisinin fotoğrafı" çekilecek.

İstanbul'un kültür başkenti olarak 21. yüzyıla damgasını vurabilmesi için izlenmesi gereken politikalar konusuna ışık tutacak proje, 15 ayda tamamlanacak.

Kültür mirası envanteri, kentteki tarihi dokunun korunmasına yönelik alan yönetimi, çevre düzenlemesi, restorasyon, koruma, yeniden değerlendirme çalışmalarına altlık olacak kapsamlı, güncellenen, kolay ulaşılabilen bir veri tabanı sistemi oluşturacak. Kültür ekonomisi envanteriyle de İstanbul'un kültür ve sanat alanının kapasitesinin, aktörlerinin, üretiminin, tüketiminin, iş gücünün, yatırımlarının ve ticaretinin profili ortaya çıkacak, kültür ekonomisinin kent için önemi rakamlarla anlaşılabilecek.

Derlenen envanter verileri, İstanbul'u yaratıcı ve buluşçu bir çevre haline getirecek, sektörel destek, mekansal kümelenme ve İstanbulluların kültüre daha geniş katılımının sağlanması gibi politika arayışlarına yardımcı olacak.

Proje, İstanbul kültür mirası verilerinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TÜBA işbirliğinde oluşturulan uluslararası standartlara uygun "Ulusal Kültür Mirası" sistemi içine alınmasını sağlayacak. Proje sonunda İstanbul kültür mirası ve ekonomisi verilerinin kamuoyu kullanımına açıldığı bir internet portalı geliştirilecek, dünyanın çeşitli akademi ve kurumlarından gelecek kültür varlıkları ve ekonomisi uzmanlarıyla seminerler ve İstanbul kültür profili, mirası ve ekonomisine ilişkin yayınlar yapılacak.

Cnn Türk, 16.10.2009


******


KÜLTÜREL MİRAS EĞİTİMLİ ELLERE EMANET

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı desteğiyle hayata geçirilen “Kültürel Mirasın Korunması Sürecinde Kalifiye Uygulama Elemanı Yetiştirme Programı” üçüncü eğitim dönemi tamamlandı. Program, İstanbul kültür mirasının önemli bir bölümünü oluşturan tarihi yapıların ve alanların korunmasına ilişkin bilinci geliştirmeyi ve teknik altyapı sağlamayı amaçlıyor.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın desteğiyle Koruma ve Restorasyon Firmaları Derneği (KOREFD) tarafından hayata geçirilen sertifika eğitim programını başarıyla tamamlayan 27 kursiyer, 16 Ekim’de düzenlenen törenle sertifikalarına kavuştu. Uzman uygulama elemanı ve kalifiye ara eleman yetiştirmeyi amaçlayan ve dokuz aylık yoğun bir eğitim sürecini içeren program boyunca restorasyon alanında uygun teknik ve teknolojileri kullanma becerilerini geliştiren katılımcılar sektördeki farklı firmalarda istihdam edildi.

Sepetçiler Kasrı’nda gerçekleştirilen törende konuşma yapan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkan Vekili Ahmet Emre Bilgili, Ajansın en önemli gündemleri arasında yer alan İstanbul’un zengin kültürel mirasının korunması alanında istihdam yaratan projeye destek vermekten büyük mutluluk duyduklarını belirterek şunları söyledi:

“Kültürel mirasın korunması alanındaki eleman ihtiyacına somut bir çözüm getirmek amacıyla hayata geçirilen Kültürel Mirasın Korunması Sürecinde Kalifiye Uygulama Elemanı Yetiştirme Programı çerçevesinde bugüne kadar 100’den fazla gencimize eğitim olanağı sunuldu. 9 aylık yoğun bir eğitim süreci sonunda sertifikalarına kavuşan bu gençlerimiz bugün restorasyon alanında farklı görevler alarak İstanbul’un önemli tarihi değerlerinin, sadece Avrupa Kültür Başkenti unvanını taşıyacağı 2010 yılına değil sonrasında da layığıyla korunmasına büyük katkı sağlayacaklardır. 1 Eylül’de başlattığımız üçüncü eğitim dönemini başarıyla tamamlayan katılımcıları yürekten kutluyorum.”

Koruma ve Restorasyon Firmaları Derneği (KOREFD) tarafından ilk kez 2005 yılında gerçekleştirilen projenin eğitim programı 2006 yılından bu yana Milli Eğitim Bakanlığı onayı ile yürütülüyor. 2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün destekleriyle gerçekleştirilen eğitimler, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2007 yılı 2. Ulusal Mimarlık Koruma Ödülleri kapsamında “Korumaya Katkı” dalında ödüle layık görüldü.

Son olarak Avrupa Konseyi danışmanı Werner Desimpelaere, projeyi incelemek üzere Temmuz ayında gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinin ardından, Avrupa Birliği’ne yeni üye olan dokuz ülkede gerçekleştirilecek eğitim programlarına örnek oluşturacak bir model olarak betimlediği program hakkında bir öneri raporu hazırlayarak Avrupa Konseyi’ne sundu.

Yapı, 20.10.2009


******


İSTANBUL 2010'DA 'ŞEHZADE SÜNNETİ' KRİZİ





Şehzade Mehmet'in dillere destan sünnetini canlandırmak için İstanbul 2010 Kültür Başkenti'ne sunulan 12.5 milyon TL'lik proje, TBMM gündemine taşınacak.

 

Osmanlı padişahı III. Murad'ın, oğlu şehzade Mehmet için 1582'de düzenlediği 52 günlük sünnet şölenini sadece bir gün canlandırmak için 2010 İstanbul Kültür Başkenti Ajansı'ndan 8 milyon 670 bin TL kaynak istendi. İnşaat işleri yapan Arge Yapı San. Tic. Ltd. Şti adına Murat Dağlı, 12 milyon 565 bin 496 TL toplam bütçeli "Surname" projesi ile 2010 İstanbul Kültür Başkenti Ajansı'na başvuruda bulundu. Dağlı başvurusunda, projeyi şöyle anlattı: "Bundan 426 yıl önce aynı mekanda gerçekleştirilmiş olan geçit ve gösteriler yeniden canlandırılacak; mehteriyle, saz ve mutrıp heyetiyle zamanın şarkılarını icra eden müzisyenler eşliğinde ünlü kitaptan (Surname-i Humayun) seçilmiş 750 karakter, iki saate yakın bir süre özel olarak kurulacak tribünlerde oturan seyircilere ünlü düğünden seçmeler sunacak. Gösteri alanına girenler kendilerini 16. yüzyıl sonlarının İstanbul'unda bulacak." Dağlı, projeyi hayata geçirebilmek için ajanstan projenin yüzde 69'una denk gelen 8 milyon 670 bin 192 TL tutarında destek istedi.

Bu talep, alt komitelerden geçti ve ajansın eski genel sekreteri Eyüp Özgüç tarafından Yürütme Kurulu'na sunuldu. CHP Milletvekili Çetin Soysal, 2010 Ajansı'nın 2 milyar liralık bütçesinin şeffaf yönetilmediğini savunarak, "Projenin İstanbul'a getirisi ne olacak ki para veriliyor. Bu büyük bir skandaldır. Konuyu TBMM gündemine taşıyacağım" dedi.

29 Mayıs 1582'de başlayıp 19 Temmuz 1582'de sona eren sünnet şöleni, Osmanlı Devleti'nin para sıkıntısı çektiği, enflasyonun ve hayat pahalılığının yaşandığı bir dönemde yapılmıştı. Tarihi kaynaklarda sünnet şöleni için 50 yük akçe çıkarıldığı yazılmıştı.
adığını, 2 milyar liralık bütçenin iyi yönetilmediğini savundu

Radikal, 20.10.2009


******


İSTANBUL 2010 AJANSI'NDAN 'SURNAME' VE 'KAYIP ŞEHZADE' AÇIKLAMASI

 

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, ulusal basında yer alan 'Surname' ve 'Kayıp Şehzade Harikalar Diyarında' haberleri üzerine yazılı bir açıklama yaptı. "İstanbul’u Avrupa Kültür başkenti olarak hazırlamak ve 2010 yılında yapılacak etkinlikleri planlamak ve yönetmek, kamu kurum ve kuruluşlarının bu amaçla yapacakları çalışmalarda koordinasyonu sağlamak amacıyla kurulan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı, çeşitli özel ve tüzel kişilerin gerçekleştirdiği proje başvurularını değerlendirmekle yükümlüdür" denilen açıklamada, objektif kriterler doğrultusunda, farklı aşamalardan oluşan bu değerlendirme süreçleri sonrasında Ajans yönetimi tarafından onaylanan projelere kaynak aktarıldığı hatırlatılıyor.

Açıklama şöyle:

"Haberlerde sözü edilen Surname isimli projenin başvurusu, Arge Yapı Sa. Tic. Ltd. Şti. adına Murat Dağlı tarafından, 19.03.2009 tarihinde yapılmıştır. Toplam bütçesi 12.565.496 TL olan ve özetle Şehzade Mehmet’in sünnet töreninin minyatürlerle anlatıldığı 'Surname-i Hümayun' kitabının canlandırılmasına ilişkin bu proje için Ajans’ımızdan 8.670.192 TL destek talep edilmektedir. Ancak 'Surname' isimli proje, Ajans’ımızın değerlendirme süreçlerini tamamlamamış, haberlerde yer aldığı gibi Ajansımızın yetkili birim veya birimleri tarafından onaylanmamıştır.

Bu noktada konuya netlik kazandırmak için Ajansımızın değerlendirme süreçlerini özetlemek gereğini duyuyoruz: Ajansımıza başvurusu yapılmış projeler, ilgili olduğu Sanat Yönetmenliği veya Direktörlük tarafından, uzmanların da katılımıyla objektif kriterler doğrultusunda titizlikle incelenmektedir. İstanbul 2010 AKB Ajansı olarak başvuruları değerlendirirken dikkate aldığımız kriterlerin ana başlıkları temel olarak: İstanbul ile ilişikli olma, ilgililik, projenin sosyal ve uluslararası boyutunun bulunması, artistik değeri, hedef kitleye uygunluğu, İstanbul’a ve İstanbulluya sağladığı fayda, İstanbul 2010 AKB’nin tanıtımındaki rolü, sürdürülebilirlik ve geliştirilebilirlik kriterlerini kapsamaktadır. İnceleme sonuçları, uzmanların görüşleri ile birlikte değerlendirilmek üzere Ajansımız Yürütme Kurulu’na sunulmaktadır. Yürütme Kurulu’nca projeler, ilgili Yönetmenlik veya Direktörlüğün inceleme ve görüşleri ışığında, İstanbul 2010 AKB Programına uygunluğu ve bütçe olanakları ile ele alınarak değerlendirilmektedir.

Yürütme Kurulu onayını alan projeler, Bütçe Komisyonu tarafından görüşülüp, Ajansımızın projeye vereceği maddi desteğin karara bağlanmasının akabinde proje sahibi ile sözleşme imzalanmaktadır. Bütçe Komisyonu’nun projeyi karara bağlaması ve sözleşme imzalanana kadar proje değerlendirme süreci devam etmektedir. Yapılan başvurular ancak ve ancak bu safhalardan geçtikten sonra İstanbul 2010 AKB Projesi olarak nitelik kazanabilir.
Değerlendirme süreçleri devam etmekte olan 'Surname' projesinin, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesi niteliğini taşımadığını, proje müellifi tarafından Ajansımızdan talep edilen desteğin hiçbir şekilde taahhüt edilmediğini belirtmek istiyoruz.

Aynı haberlerde yer alan ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da destekçileri arasında yer aldığı 'Kayıp Şehzade Harikalar Diyarında' isimli belgesel projesinin Ajansımıza başvurusu ise 05.11.2008 tarihinde, Payan Yayıncılık tarafından gerçekleştirilmiştir. 'Kayıp Şehzade Harikalar Diyarında' isimli bu proje, yukarıda özetlediğimiz değerlendirme süreçleri sonrasında Ajans Yönetimimiz tarafından onaylanmış olup, toplam bütçesi 1.726.000 TL olan projeye Ajansımızca 1.524.000 TL destek sağlanmasına karar verilmiştir. Bu projenin sözleşmesi 11.09.2009 tarihinde imzalanarak çalışmaları başlatılmıştır.

Son olarak açıklığa kavuşturmak isteriz ki, CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın açıklamalarına istinaden haberlerde yer alan, Ajansımızın bütçesinin 2.000.000.000 TL olduğu bilgisi gerçeği yansıtmamaktır. Her fırsatta dile getirdiğimiz ve şeffaf iletişim ilkemiz gereğince kamuoyu ile çeşitli vesilelerle paylaştığımız üzere Ajansımızın bütçesi şöyledir:

2008 yılında 78.487.387 TL’lik gerçekleşen bütçenin, 40.374.233 TL'si kullanılmıştır. Ajansımızın 31.09.2009 tarihi itibariyle, 2009 yılı için garanti altına aldığı 200.000.000 TL kaynağı bulunmaktadır, ancak 2009 yılı için 72.910.825 TL’lik gerçekleşen bütçenin, 31.09.2009 tarihine kadar 52.864.447 TL’si kullanılmıştır".

Yapı, 21.10.2009


******


İSTANBUL 'RUM MİMARLARI'NI HATIRLIYOR

 

Bugün adları unutulmuş Rum mimarların İstanbul’a kazandırmış oldukları eserleri bir sergi ortamında bir araya getirerek, İstanbul'un mimari, tarihi, sanatsal ve kültürel hazinesini geliştirmeyi hedefleyen ve Zoğrafyon Lisesi Mezunları Derneği’nce İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na başvurusu yapılan 'İstanbul’un Rum Mimarları' projesinin hayata geçirilmesine yönelik sözleşme imzalandı. 

19. ve 20. yüzyılda İstanbul mimarisine katkıda bulunmuş, ama bugün adları unutulmuş İstanbul’lu Rum mimarlarının eserlerini ve yaşam öykülerini sergi ve katalog amaçlı derleyerek, İstanbul'un mimari, tarihi, sanatsal ve kültürel hazinesini yeniden hatırlatmayı; kentin kültürel mirasını kamuoyunda sergileyerek, İstanbul’un kültürel turizmine katkıda bulunmayı hedefleyen 'İstanbul’un Rum Mimarları' projesi, Ekim 2009 – Aralık 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Zoğrafyon Lisesi Mezunları Derneği adına  Laki Vingas ile İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreteri Yılmaz Kurt’un Ajans merkezinde imzaladıkları sözleşme kapsamında, özellikle Beyoğlu ve Kadıköy’de  Rum mimarlarca inşa edilmiş olan eserler hakkında bilgi, belge, fotoğraf, plan vb. dokümanlar derlenecek. Tespit edilecek yapıların mimari plan çizimleri, fotoğraflanması, maketlerinin yapılması ve bunların katalogunun hazırlanması süreçleri, 2010 yılının Eylül ayına kadar tamamlanacak. Yapılacak çalışmaların sonuçları, 2010’un yıl sonuna kadar vakıflara ait mekanlarda izlenebilecek.

İstanbul’un kentsel yapılaşma sürecinde, 20. yüzyıl başına kadar büyük devlet binalarından iş hanı ve apartmanlara kadar İstanbul’un belirli bölgelerindeki bina stokunun büyük bir bölümü, yabancı mimarlar ile Levanten mimarların yanısıra gayrimüslim Osmanlı mimarları inşa edildi. Ancak bu mimarların çoğunun (bazı büyük ve ünlü binaları yapanlar dışında) adları zamanla unutuldu. Bugün hala Sultanhamam - Eminönü - Karaköy - Beyoğlu - Tarlabaşı - Sıraserviler - Pangaltı çevresinde bütün görkemiyle ayakta duran ve bu bölgelerin günümüzde de geçerliliğini sürdüren mimari karakterinin oluşmasını sağlayan iş hanlarının, apartmanların mimarları çokça bilinmiyor.

Özellikle Rum mimarlar, inşa ettikleri binalarla İstanbul mimarlığına büyük katkılarda bulundular. 'İstanbul’un Rum Mimarları' sergisinde, bu mimarların yaşam öyküleri ve eserleri birlikte ele alınacak. Yaptıkları binalar, fotoğraflar ve bulunabilen özgün çizimleri ile tanıtılacak. Bu mimarlar arasında, örneğin “mimar-ı saray-ı humayun” (saray mimarı) unvanını taşıyan ve Taksim’deki Aya Triada Kilisesi’ni yapan (1880) Vasilaki Bey İoannidis ve oğlu “sermimar-ı hazret-i şehriyari” (padişahın başmimarı) unvanlı Yanko Bey İoannidis gibi önemli ve çok üst mevkilere kadar yükselmiş olanlar; Heybeliada Ruhban Okulu’nun (1895) mimarı Perikles Fotiadis, Özel Fener Rum Lisesi’nin (1881) mimarı Kostantinos Dimadis, Bristol Oteli’nin (şimdi Pera Müzesi) mimarı A. Manoussos’un adları sıralanabilir.

Yapı, 21.10.2009


KULELERDE ZAMAN ARTIK İŞLEMİYOR




Yıldız Hamidiye Camii Saat Kulesi, 1884 yılında II. Abdülhamid tarafından inşa ettirildi, bugün çalışmıyor.


Dolmabahçe Saat Kulesi restore edilip kültür mirasına katılırken, birçok saat kulesinin hali içler acısı. Mimari özellikleriyle birer anıt olan kulelerin saatleri yıllardır çalışmıyor.

Onlar zamanın taş suretleri. Eskiden adres tarifleri onlara göre yapılır, randevu ve buluşma noktaları hep onların altı olurdu. Zaman dilimlerini hiç aksatmadan insanoğluna bildiren ve mimari özelikleri kentlerin simgeleri haline gelen tarihi saat kulelerinin günümüzdeki halleri ise içler acısı. Bir dönem Batılılaşmanın ve modernizmin sembolü olarak görülen tarihi saat kulelerinin çoğu, bakımsızlıktan yıllardır çalışmıyor.


16. yüzyıl sonlarında Osmanlı yaşamına giren saat kulesi yapma geleneği, 18. ve 19. yüzyıllarda imparatorluğun birçok noktasına yayıldı. Özelikle II. Abdülhamid’in tahta çıkışının ardından saat kulelerinde önemli artış oldu. Bundan en çok imparatorluğun başkenti İstanbul nasiplendi. Ancak mimari yapılarıyla birer abideyi andıran bu saat kulelerinin çoğu günümüzde kaderlerine terk edilmiş durumda.


Farklı mimari yapılarıyla dikkat çeken ve 1884 yılında II. Abdülhamid tarafından inşa ettirilen Yıldız Hamidiye Camii Saat Kulesi, Sultan Abdülmecid’in 1848-1849 arasında inşa ettirdiği sanılan Tophane Nusretiye Saat Kulesi, II. Abdülhamid’in 1907’de inşa ettirdiği Şişli Etfal Hastanesi Saat Kulesi, Kasımpaşa Deniz Hastanesi Saat Kulesi ve Yedikule Balıklı Rum Hastanesi’nin bahçesindeki kulelerle Çiçek Pasajı giriş cephesi ve Beyoğlu Belediyesi’nin ön cephesindeki saatler yıllardır çalışmıyor.


Eski Haydarpaşa Lisesi olan bugünkü Marmara Üniversitesi binasındaki iki ayrı kulenin üç yanında bulunan 6 saatten de biri çalışmazken, Cumhuriyet döneminden sonra 1935 yılında yapılan ve daha sonra dijital saate çevrilen Karaköy Denizcilik İşletmeleri yolcu salonundaki saat kulesi de çalışmayanlar arasında...


Bu yapılar kadar şanslı olmayan ve 1999 depremiyle yıkılan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Saat Kulesi ise yok olmuş durumda. 

Kimi bahçesinde veya duvarında bulundukları kurumun, kimi de Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan tarihi saatlerin hem tarihi hem de kültürel bir değer olduğunu belirten Kültür Turizm İl Müdürü Ahmet Emre Bilgili, bu değerlere sahip çıkılması gerektiğini söyledi.


İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise sadece Şişli Etfal Hastanesi bahçesindeki saat kulesine ilişkin bir projeyle ilgili bir projeleri olduğunu belirtti. İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü de Hamidiye Camii Saat Kulesi için bir restorasyon projesinin hazırlandığını ancak uygulama için henüz kesin bir tarih belirlenmediğini bildirdi.




Çiçek Pasajı giriş cephesindeki saat artık zamanı bildirmiyor.




Eski Haydarpaşa Lisesi olan bugünkü Marmara Üniversitesi binasındaki iki ayrı kulenin üç yanında bulunan 6 saatin 5’i çalışıyor.




Şişli Etfal Hastanesi Saat Kulesi, II. Abdülhamid tarafından 1907’de inşa ettirildi.




Tophane Nusretiye Saat Kulesi’ni Sultan Abdülmecid 1848-1849 arasında inşa ettirdi.




Yedikule Balıklı Rum Hastanesi’nin kulesindeki saat çoktandır işlemiyor.




Beyoğlu Belediyesi’nin ön cephesindeki saat de yıllardır sessiz.


1979’dan beri Dolmabahçe’de saat tamircisi olarak çalışan ve son olarak da sarayın girişinde bulunan tarihi saat kulesindeki saati tamir eden Recep Gürgen diğerlerini de tamire hazır olduğunu söyledi. Gürgen “Kentteki bu tarihi saatleri tamir edebilirim, yeter ki yetkililer bu konuda harekete geçsin. Çünkü zaman geçtikçe kaderlerine terk edilen bu saatlerin bazı parçaları kayboluyor veya kullanılmaz hale geliyor. Bu da tamir işlemlerini daha da
zorlaştırıyor” dedi.

Milliyet, Haber: Şakir Aydın, 24.10.2009

AYASOFYA FERAHLADI

 

 

Ayasofya Müzesi alanı içindeki tarihi özelliği bulunmayan binalar, koruma kurullarının kararı doğrultusunda yıkıldı.

 

Ayasofya Müzesi Başkanı Haluk Dursun, Ayasofya'da, Doğu Roma ve Osmanlı dönemine ait binaların yanı sıra, 1935'te müze olduktan sonra acil olarak yapılan binalar bulunduğunu ve koruma kurullarının kararı doğrultusunda bu binaların yıkıldığını bildirdi. Günün ihtiyacını karşılamak için herhangi bir plan ve projeye dayanmadan yapılan bu binaların resmi izinleri de bulunmadığını anlatan Dursun, Ayasofya'nın tarihi yönetim merkezi olan türbedar binasına bitişik olan bu binaların eskidiğini ve görüntü itibarıyla Ayasofya'ya yakışmadığını vurguladı. Bugüne kadar sekreterya, hizmet birimi ve tuvalet olarak hizmet veren 3 binanın koruma kurullarının kararı doğrultusunda yıkıldığını kaydeden Haluk Dursun, müze içinde modern ve çağdaş görünümlü, mimari olarak da Ayasofya'yı kapatmayacak yeni bir tuvalet yapıldığını ve hizmete açıldığını anlattı.

Müze Başkanı Dursun, "Binaların yıkılmasıyla Ayasofya'nın görüntüsünde de olumlu bir gelişme oldu. Böylece, Ayasofya vaftizhane bölümü ile yeni açılan Mimar Sinan'ın yaptığı 2. Selim ve 3. Murat türbelerinin olduğu bölüm tamamıyla ön plana çıktı. Binaların yıkılmasıyla Ayasofya Külliyesi ile türbeler arasındaki bağlantı da kurulmuş oldu" diye konuştu. Müze içinde tarihi nitelik taşımayan, Ayasofya'ya yakışmayan başka bina kalmadığını ifade eden Dursun, eski binaların yıkılmasının, mimari, estetik ve tarihi niteliği dışında bir de fotoğraf açısından önemi bulunduğuna dikkati çekerek, "Ayasofya, çok güzel fotoğraf veren tarihi bir mekan. Sonradan ortaya çıkan yapılar, Ayasofya'nın ana binasını kapatıyordu. Böylece, ana binayı tamamıyla fotoğraflama imkanı da doğdu" görüşünü dile getirdi.

Sabah, 23.10.2009

FOSİL TARLASI BULUNDU

 

Çin’in Şandong eyaletinin Cuçıng şehrinde bulunan fosil katmanı, bugüne kadar keşfedilmiş dünyanın en büyük fosil katmanı olarak tescillendi.


Çin Bilim Akademisi araştırmacılarından oluşan bir grup ve yabancı araştırmacılar, 500 metre uzunluğunda ve 26 metre genişliğinde olan katmanda, 7 binden fazla dinozor fosili bulunduğunu ve alanın şimdiye kadar bulunmuş en büyük ve en zengin fosil katmanı olduğunu onayladı. Bulunan dinozor fosillerinin arasında ördek gagalı ve boynuzlu dinozor gibi spesifik türlerin yanı sıra tyrannosaurus, ankylosaur ve coekurosaurun bu bölgede yaşadığı belirlendi.
Kazılarda, araştırmacılar 15 binden fazla fosil keşfederken, dünyanın en büyük ördek gagalı dinozor fosilinin yanında şimdiye kadar daha önce örneğine rastlanmamış boynuzlu fosil örneklerini de ortaya çıkardı.

Birgün, 23.10.2009

RAPHAEL'İN İLHAM PERİSİ 16 MİLYON STELİN





Londra’daki dünyanın en önemli müzayede evlerinden biri olan Christies'de Raphael’in 16. yüzyıla ait çiziminin Aralık ayında yapılacak olan açık arttırmayla 16 milyon Sterline satılması bekleniyor.

“Head of a Muse” (İlham Perisinin Başı) isimli eser, eğer 16.2 milyon sterlinin üzerinde satılırsa açık arttırmada satılmış olan “old master” çizim rekorunu ikiye katlamış olacak.

 

İlk kez İngiliz Müzesi'nde halka açık olarak 1983 yılında sergilenen çizimi, Christie's Müzayede Evi'nin St. James showroom'unda Salı günü gösterime çıkardı.

 

Christie’s in eski ustaların çizimlerinin sorumlusu Benjamin Peronnet, eserin 1936 yılından bu yana aynı İngiliz ailenin elinde olduğunu belirtti. Eser 150 yıldır ilk defa açık arttırmaya çıkarılıyor. Müzayede evinin eseri neden bu kadar büyük bir değerle kabul ettiğine ilişkin sorulara  ise Peronnet; “Raphael tüm zamanların en büyük ustalarından biri ve bunun da üstünde bu çok önemli bir çalışma, bu Raphael’in sanatının müthiş bir örneği, klasik bir sadelik ve inanılmaz bir güzellik." dedi.

 

8.1 milyon sterlinlik rekor şu anda,  Michelangelo’nun “The Risen Christ” ve Leonardo Da Vinci’nin “Horse and Rider” isimli eserlerinde. Raphael’in bu önemli çalışması “Christie's Old Masters and 19th Century Art Evening Sale” 8 Aralık’ta açık arttırmaya sunulacak.

 

Satış aynı zamanda önemli bir Rembrandt eseri olan “Portrait of a Man”i  de içeriyor. Eserin 18 ila 25 milyon sterlin arasında satması bekleniyor. Ayrıca Domenico Zampieri’ye ait bir Barok eseri olan “Saint John the Evangelist”  7 ila 10 milyon sterlin arasında satması bekleniyor.

Hürriyet, 23.10.2009

BİR MİLYON TL'YE TAMİR EDİLECEK

 

Ütülenme sırasında hasara uğradığı gerekçesiyle geçtiğimiz Ramazan ayında ziyarete açılmayan Hırka-i Şerif'in kurtarılması için 1 milyon Türk Lirası ayrıldı. HABERTÜRK, kurtarma çalışması öncesinde Hırka-i Şerif'teki hasar tespiti için kurulan komisyonun inceleme fotoğraflarına ulaştı. Hırka-i Şerif dışında, Hz. Hüseyin'e ait olduğu sanılan bir sandaletin ve başka kutsal emanetlerinde incelendiği tespit edildi.





Bilindiği gibi her Ramazan ayında ziyarete açılan Hırka-i Şerif'in, geçtiğimiz Ramazan ayında ziyarete açılmaması spekülasyonlara neden olmuştu. Hırka-i Şerif'in ütülendiği, bu sırada bazı kısımlarında hasar oluştuğu gerekçesiyle ziyarete açılmadığı iddiası vatandaşların tepkisini çekmişti. Bu iddialar üzerine Hırka-i Şerif, İstanbul İl Özel İdaresi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuarı Müdürlüğü, Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ve Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Bölümü uzmanlarından oluşan komisyon tarafından incelendi. Klimasız odada katlanarak saklandığı için yıprandığı belirlenen Hırka-i Şerif'in bazı kısımlarında çürümeden kaynaklanan hasarlar oluştuğu tespit edildi. Komisyon tarafından hazırlanan rapor ilgili makamlara bildirildi.





İncelemenin sonuçlarını geçtiğimiz hafta İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı tarafından yapılan basın açıklamasıyla duyuruldu. Çağrıcı inceleme sonuncu hazırlanan raporu devlet kademelerine ilettiklerini belirterek, "Teklifim, devlet koruması altına alınması, inisiyatifin Kültür Bakanlığı'na verilmesi" demişti. Hırka-i Şerif'i halen Hz. Muhammed'in büyük saygı duyduğu Veysel Karani'nin torunlarından Köprülü ailesinden Gülay Köprülü'nün himayesinde bulunuyor. Aile tarafından Fatih Hırka-i Şerif Camisi'nde bir odada muhafaza edilen Hırka-i Şerif'in Ramazan bayramında ailenin tuttuğu bir görevli tarafından ütülendiği sırada hasar oluştuğu iddia edilmişti. Çağrıcı ise basın açıklamasında hırka-i şerifin ütülendiği iddialarının doğru olmadığını söyledi. Çağrıcı, Hırka-i Şerif'in kurtarılması için çalışma başlatıldığını da söyledi. Aynı basın açıklamasında kurtarma çalışmasıyla ilgili bilgi veren İstanbul İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sabri Kaya, "2 İtalyan ve 1 İngiliz konservatörü İstanbul'a davet ettik. 3'ü de ayrı ayrı rapor hazırladı. Biri kabul edilip, 1 milyon TL'lik kurtarma programı başlatıldı" dedi.





1 milyon Türk lirasına malolacak kurtarma projesiyle ilgili olarak projenin finansmanını sağlayacak olan İstanbul İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sabri Kaya'yla görüştük. Kaya'nın Habertürk'e verdiği bilgiye göre kurtarma projesi üç aşamada yürüyecek. Buna göre ilk aşama konservasyon yani iyileştirme çalışmalarından oluşuyor. Kurtarma projesi için ayrılan bütçenin aslan payını da bu kısım alıyor. Bunun için dünyanın ikisi İtalyan biri İngiliz olmak üzere dünyanın en ünlü üç konservatuarı İstanbul'a davet edildi. Değişik zamanlarda İstanbul'a gelen üç uzmanında Hırka-i Şerif'i inceleyerek bir rapor hazırladığını söyleyen Kaya, "Hazırlanan üç raporda Topkapı Sarayı'ndaki Konservasyon Müdürlüğü elamanlarınca inceleniyor. Hangisinin seçileceğini bu inceleme sonuncu karar verilecek" dedi. Konservasyon çalışmaları dışında kurtarma projesi için ayrılan paranın bir kısmıyla da projenin diğer iki aşaması olan Hırka-i Şerif Cami içinde Hırka-i Şerif'in saklandığı bölümün restorasyonu ve Hırka-i Şerif'in saklanacağı özel vitrinin yapılma giderleri karşılanacak.





Kaya, restorasyon çalışmasıyla ilgili olarak, "Hırka-i Şerif Cami, Hırka-i Şerif'i saklamak için özel yapılmış bir cami. Ziyaretçilerin girip çıkması bile düşünülerek yapılmış bir cami. Ancak mekanın bugünkü durumu Hırka-i Şerif'in saklanması için uygun değil. Ne ses sistemi uygun ne nem sistemi hırkanın saklanmasına uygun değil. Bunu teknik ekibin raporuna dayanarak söylüyorum. Aynı ekip Topkapı Sarayı'ndaki kutsal emanetlerin bulunduğu bölümü de restore etti. Aynı ekip Hırka-i Şerif'in saklandığı bölüm içinde bir ön çalışma hazırladı. O rapora istinaden ön çalışmalar sürdürülüyor. Hırka-i Şerif'in saklandığı bölümde buna uygun olarak restorasyon çalışması yapılacak" diyor. Kaya, restorasyon kapsamında şu an az da olsa ışık alan bölümün dışardan ışık almaz hale getirileceğini de belirtti.

 

Programın son aşamasında ise Hırka-i Şerif'in saklanması için özel bir bir vitrin yapılması planlanıyor. Kaya hazırlanacak vitrin ile Hırka-i Şerif'in bundan böyle yatay saklanacağını belirterek, "Hırka-i Şerif bugüne kadar bir kutuda katlanmış bir biçimde saklanıyordu. Yatay şekilde saklanınca zarar görüyor. Yapılacak özel vitrinle bu durumda ortadan kalkacak" Kaya, finansmanı kendilerince sağlanan kurtarma projesinin İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili tarafından yürütüleceğini de söyledi.

 

Konuyla ilgili görüşünü aldığımız Bilgili ise üç yabancı konservatuar tarafından hazırlanan raporların Türk bilim adamlarından oluşan kurul tarafından incelendiğini belirterek, "her birinde farklı öneriler var. Önümüzdeki hafta hangi önerinin kabul edileceği netleşecek. Onun ardından çalışmalar başlayacak" dedi. Yabancı uzmanlarca önerilen kurtarma projelerinde ne gibi teknikler uygulanacak sorusuna ise Bilgili, şu aşamada o konuda bir şey söylemek zor. Önerilerden biri seçildiği zaman o konuda daha net bir bilgi verebiliriz" diye konuştu. Hırka-i Şerif'in önümüzdeki Ramazan ayına yetiştirilmesine çalışılacağını da kaydetti.

Habertürk, 23.10.2009

MARC CHAGALL İLK AŞKIYLA İSTANBUL'DA





Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, bugünden itibaren 20. yüzyılın efsane ressamlarından Marc Chagall’ı ağırlıyor. Müzenin üç katına yayılan ve küratörlügünü Meira Perry-Lehmann’ın yaptığı ‘Chagall: Yaşam ve Aşk’ başlıklı sergide, sanatçının Kudüs İsrail Müzesi’ndeki baskı, desen ve resim koleksiyonundan 160 eser yer alıyor.


Rusya’nın Vitebsk şehrinde, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1887’de doğan Marc Chagall’ın özel yaşamını, inançlarını, eserlerindeki şiirselliği ve yaşama sevincini anlatan ‘Chagall: Aşk ve Yaşam’ sergisi sanatçının yaşamını ve ilk eşi Bella ile aşklarını konu alan desenlerinin yanı sıra, Kutsal Kitap, La Fontaine Masalları ve Gogol’ün ‘Ölü Canlar’ı gibi dini ve edebi yapıt resimlemeleri de sergide bir araya geliyor. Chagall’ın renkli hayal dünyasını vurgulayan seçki içindeki eserler arasında Chagall’ın imzasıyla bütünleşmiş Rus folkloru, Yahudi gelenekleri ve sevgililer temaları da dikkat çekiyor.


Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü M. Özalp Birol sergi ile ilgili yazısında “Uzun yaşamının sonuna dek iyimserliğini, yaşama sevincini koruyan ve bunu yapıtlarına yansıtan Marc Chagall’ın ‘Chagall: Yaşam ve Aşk’ sergisi üzerinde uzun zamandır titizlikle çalışıyorduk. Çok yönlü kişiliği ile Chagall, yalnız resim sanatında değil, sanatın birçok dalında etkili eserler bırakmış çok yönlü ve büyük bir usta. Bu sergi vesilesiyle, sanatçının ilüstratör yönünü de Türk sanat kamuoyuna tanıtıyor olacağız” açıklamasında bulundu.

Sergi küratörü Lehmann ise Chagall’la ilgili “Marc Chagall asla ‘acı çeken sanatçı’ olmamıştır. Uzun yaşamının sonuna dek iyimserliğini ve yaşama sevincini korumuştur. Eşi Bella’nın kitabının başlığını açımlayarak, sözlerimi şöyle noktalayabilirim: Chagall’ın ışıkları hep yanıyordu” yorumu yaptı.


‘Chagall: Yaşam ve Aşk’ sergisi kapsamında çocuklar ve gençler için eğitim programı düzenleyen Pera Müzesi’nde, 6-18 yaş arası 4 farklı kategoride haftaiçi ve haftasonları atölye çalışmaları da olacak. Aralık ayında Marc Chagall’ın torunu ve Marc Chagall Komitesi Yardımcı Başkanı Meret Meyer, büyükbabasının sanatı ve yaşamı üzerine bir konferans vermek üzere İstanbul’a gelecek. ‘Chagall: Yaşam ve Aşk Sergisi’ 24 Ocak’a kadar devam edecek.

Radikal, 23.10.2009

İNSANIN ATASI DEĞİL

 

Evrimin kayıp halkası olduğu sanılan ve insanın atası olarak tanıtılan 47 milyon yıllık fosilin, sadece bir lemur (Madagaskar maymunu) olduğu ortaya çıktı.


Oslo Üniversitesi’nden Jorn Hurum, bu fosilin “insanın atasıyla arasındaki ilk bulunan bağ” olduğunu iddia etmişti.


37 milyon yıllık başka bir fosilin keşfedilmesi ‘Ida’ lakaplı Lemur ile ilgili iddiaların doğru olmadığını ortaya çıkardı.

Hürriyet, 23.10.2009

TÜRKİYE SANAL MÜZE CENNETİ

 

Türkiye'nin resmi ve özel pek çok müzesinin yanı sıra günümüz sanatçılarının son çalışmaları, usta Türk ressamlarının seçme eserlerinden oluşan retrospektif sergileri, orijinalini yerinde görme imkanını bir nedenle bulamayan sanatseverlerin ilgisini çekiyor.

Türkiye'de Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı 98 müze müdürlüğü mevcut olmasının yanı sıra ilk kez 1980 yılında kurulan Sadberk Hanım Müzesi'nden bugüne, özel müzelerin sayısı da 127'ye ulaştı.

Müzeciliğe, müzelere ve son yıllarda Türkiye'de düzenlenen dünya çapında ressamların seçkilerinden oluşan sergilere olan ilgi, internette açılan sanal müze ve sergileri de beraberinde getirdi.

Sanal müze uygulamasının başını çeken Kültür ve Turizm Bakanlığı, birkaç yıl önce başlattığı sanal müze uygulamasını, yeni müzeler ekleyerek sürdürüyor. Pek çok ünlü müzeyi görmek isteyip de bugüne kadar fırsat bulamayanlar, "www.kultur.gov.tr" ile "www.guzelsanatlar.gov.tr" adreslerine girerek, Türkiye'nin dört bir yanındaki 20'yi aşkın müzeyi, sanki oradaymışçasına 360 derece panoramik görüntülerle izleme ve bir parça da olsa meraklarını giderme imkanı bulabiliyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığının sitesinde yer alan sanal müzeler şunlar: "Ayasofya Müzesi, Dolmabahçe ve Topkapı Sarayları, Sümela Manastırı, Aya İrini Müzesi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Galata Mevlevihanesi Müzesi, Kapadokya Açıkhava Müzesi, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Antalya Müzesi, Konya Mevlana Müzesi, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, İshak Paşa Sarayı, Burdur Arkeoloji Müzesi, Çorum Müzesi, Denizli Hierapolis Arkeoloji Müzesi, Efes Müzesi, Efsaneler Diyarı Gordion, Ertuğrul Gazi Müzesi, Gaziantep Müzesi, Kars Müzesi, Mardin Müzesi, Side Müzesi, Uşak Arkeoloji Müzesi, Uşak Atatürk ve Etnografya Müzesi." Sanal müzecilik dalında sadece bilinen müzelerle yetinmeyen bakanlığın bir de "Sanal Müzik Müzesi" bulunuyor.

Anadolu'nun müzik zenginliğini sergileyen bu müzede de dünyada benzeri olmayan 12 bin yıllık müzik materyali "Raspa" da dahil, antik dönem uygarlıklarından başlayarak tarihsel süreç içinde var olmuş Türk kültürüne ait müziklerin kronolojisi, çalgıların ve müziklerin kendilerine özgü ses kayıtları elektronik ortamda bir arada yer alıyor.

Sanal müzeler

Öte yandan, sanal müzesi bulunan tek resmi kurum Kültür ve Turizm Bakanlığı ile sınırlı kalmıyor.

Türkiye'nin en önemli resmi kurumlarından Genelkurmay Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığının web sitelerinde de birer sanal müze bulunuyor. Genelkurmay Başkanlığının sitesinde, Anıtkabir'in dış mekanları, Atatürk'ün özel eşyası, Çanakkale panoraması, tablolar bölümü, Sakarya ve Büyük Taarruz panoramaları, tonozlu galeriler bölümü ve Atatürk özel kitaplığının yer aldığı bir "Anıtkabir Sanal Müzesi" yer alıyor.

Cumhurbaşkanlığının resmi web sitesini ziyaret eden vatandaşlar da Çankaya'daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün içinde yer alan Atatürk'ün Müze Köşkü'nü de sanal ortamda gezebiliyor.

Ziyaretçiler, Müze Köşk'te, fonda Atatürk'ün sevdiği taş plaktan aktarılan şarkılar eşliğinde, 360 derece görüş açısına sahip sanal tur gerçekleştirebiliyor, müzenin bölümlerini ayrıntılı olarak gezebiliyor.

Cumhuriyet tarihinin ilk İktisat Kongresi'nin gerçekleştirildiği İzmir'den internet dünyasına kazandırılan bir sanal müze de mevcut. İzmir Ticaret Odası (İZTO) bünyesindeki İzmir Ticaret Tarihi Müzesi, sanal dünyada da gezilebiliyor.

Müzeciliğe gönül vermiş kişilerin ve kuruluşların sanal müzeleri arasında ilgi çekici olanlar arasında sanal Mevlana Müzesi yer alıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu semazeni Mehmet Emin Holat'ın girişimleriyle açılan "www.semazen.net" sitesinde Mevlana Müzesi'ne sanal tur da yer alıyor. Sanal Mevlana Müzesi de çok geniş açı objektifle çekilmiş fotoğraflarının özel bir teknikle birleştirilmesiyle oluşturulan ve sanal ortamda 360 derece gezilebilmesine imkan tanıyan sisteme sahip.

Türkiye'nin ilk sanal müzesi olarak 2002 yılında kurulan Eczacıbaşı Sanal Müzesi ise alanında en kapsamlı içeriğe sahip sanal müzeler arasında başı çekiyor. Türk sanatından dünya sanatına pek çok ünlü sanatçının koleksiyonlarının yanı sıra sürekli güncellenen ve gerçek bir galerideymişçesine belli süre açık kalan kişisel, karma sergiler ile sergilerde eserleri yer alan sanatçılar hakkında sanat eleştirmenlerinin yorumları da yer alıyor.

Koleksiyonları sunulan sanatçılar arasında Hoca Ali Rıza, Avni Lifij, Fikret Mualla, Eren Eyüboğlu, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Avni Arbaş, Nuri İyem, Gustav Klimt, Henri Rousseau, Vincent Van Gogh, Leonardo da Vinci, Amadeo Modigliani gibi resim sanatının yerli ve yabancı pek çok iz bırakmış ismi bulunuyor.

İslam sanatı sergisi

Sanal müze dalında ilginç örneklerinden biri olarak, pek çok ülkeden müzelerin iş birliğiyle oluşturulan "Akdeniz'de İslam Sanatını Keşfedin" Sanal Müzesi öne çıkıyor. Toplam 14 ülkeden 40 müzenin katılımıyla oluşturulan, Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce ve Türkçe olmak üzere 8 dilde hazırlanan sanal müze-sergide, Emevi Halifeliği'nin kurulmasından Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne kadar süren 13 asırlık dönemde, Akdeniz'de yaşamış büyük İslam hanedanlarının farklı sanatsal ve mimari eserleri sunuluyor.

Sanal müzede, üç bölüm halinde 18 sanal sergi, 244 tarihsel yapı ile 603 sanat eseri yer alıyor. Müzenin birinci bölümde Emeviler, Abbasiler, Osmanlı İmparatorluğu gibi büyük Müslüman hanedanları, ikinci bölümde "Figüratif Sanat", "Hat Sanatı", "Kadınların Rolü", "Bitkisel ve Geometrik Bezeme" gibi konular, üçüncü bölümde de Avrupa ile Müslüman Akdeniz tarihlerinin kesiştiği dönemle ilgili "Haçlılar", "Mudejar Sanatı", "Sicilya'daki Arap-Norman Sanatı" ile "Osmanlı Topraklarında Batı Etkisi" konu başlıkları İslam sanatının hemen hemen en geniş panoramasını sanal ortamda gözler önüne seriyor.

Serginin "Daimi Koleksiyon" bölümünde ise aralarında Türkiye'nin de yer aldığı 14 ülkeden 1235 sanat eseri, anıt ve arkeolojik sit alanı bulunuyor. "Sınırlar Ötesi Müze"nin koordine ettiği sanal müzede, 8 bin görüntünün, müzelerde bakılınca görülemeyen ayrıntıları ortaya çıkıyor.

Cnn Türk, 23.10.2009



İNŞAAT ALANINDA TOPLU MEZAR

 

 

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından geçen yıl ihale edilen Doğu Garajı Projesi'nin inşaat kazısı sırasında ortaya çıkarılan Attaleia Antik Kenti'ne ait mezarlık alanda toplu mezar ortaya çıkarıldı.

 

Mezarda yaklaşık 100 kişinin iskeleti bulunuyor. Geçen yıl Mart ayından beri devam eden kazılarda, şu ana kadar en büyük oda mezar bulundu. Alanda, 5 metre 70 santim boyu ile en büyük mezar olan toplu mezarda, yaklaşık 100 insana ait iskelet tespit edildi.

 

Kazı Alanı Sorumlusu Arkeolog Aynur Tosun, o dönemde yaşanan veba hastalığı dolayısıyla bu kadar insanın bir mezarda toplu olarak gömüldüğünü düşündüklerini söyledi. Kazı alanının Antalya'nın tarihi açısından çok önemli olduğunu belirten Tosun, mezarlığın turizme de kazandırılabileceğini anlattı. Tosun, gerekli düzenlemelerden sonra şehir merkezindeki nekropol (mezarlık) alanının turizme çok büyük fayda sağlayacağını bildirdi. Tosun, isteyen herkesin kazı alanına müdahale etmeden gelip alanı görebileceğini ifade etti. Büyükşehir Belediyesi'nin kazıya destek sunduğunu belirten Aynur Tosun, diğer ilgili kurumlardan da aynı desteği beklediklerini söyledi.

 

Antalya'nın bilinen tarihini 100 yıl (2. yüzyıldan 3. yüzyıla) geriye çeken nekropol alanında, 18 aylık kazı çalışması sonucu şu ana kadar 760 mezar ortaya çıkarıldı.

Antalya Kent Haber, 22.10.2009

POLİSTEN KAÇAKÇILARA GEÇİT YOK

Ağrı'da düzenlenen operasyonda 14 kilogram esrar ile 7 parça tarihi eser ele geçirildi.

 

Ağrı ve Bitlis Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin ortaklaşa yürüttüğü çalışmalar sonucunda çevre yolu üzerinde yapılan yol kontrollerinde Van'dan İstanbul'a giden bir yolcu otobüsünde geniş çaplı arama yapıldı.

 

Otobüste yapılan kontroller sonucunda bagaj bölümünde F.A. isimli şahsa ait 27 paket halinde 14 kilo 72 gram toz esrar, 28 karton gümrük kaçağı sigara, 7 adet ön ve arka kısımlarında resimlerin olduğu metal tarihi eser metal parçalar ele geçirildi.

 

Konu ile ilgili polise sahte kimlik gösteren ve ismi sonradan öğrenilen F.A. isimli şahıs 'Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti' suçundan tutuklanarak Ağrı M Tipi Cezaevi'ne gönderildiği öğrenildi.

Ağrı Kent Haber, 22.10.2009

TARİHİ KİLİSE RESTORE EDİLDİ





Hatay'ın İskenderun İlçesi'nde 1953'ten bu yana erotik filmlerin oynatıldığı sinema olarak kullanılan eski Katolik Süryani Kilisesi, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edildi. 400 bin TL harcanarak eski haline getirilen kiliseyi gezen Süryani Cemaati Adıyaman ve Çevre İller Metropoliti Melki Ürek bu değişimin dünya barışı adına bir katkı olduğunu söyledi.

 

Hatay ve bölgesindeki tek Katolik Süryani Kilisesi olan ancak cemaati bulunmadığı gerekçesiyle Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 1953 yılından beri kiraya verilen kilise, yıllar sonra eski kimliğine kavuştu.

 

Yıllardır erotik filmlerin gösteri merkezi olarak hizmet veren Zafer Sineması, İskenderun Katolik Süryani Cemaati Başkanı Edip Dağlıoğlu'nun girişimleri sonrasında yeniden ibadethane oluyor.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 350 bin YTL'ye ihale edilen ancak 400 bin TL'ye malolan kilisenin restorasyon çalışmaları tamamlandı.

 

Süryani Cemaati Adıyaman ve Çevre İller Metropoliti Melki Ürek, İskenderun'a gelerek kilisede incelemelerde bulundu. Mimar Hüseyin Doğan, Metropolit Ürek'e önümüzdeki günlerde resmi açılışı yapılacak kiliseyi gezdirerek teknik bilgiler verdi.

 

Devletin Türkiye'de ilk kez bir Süryani kilisesini restore etmesinden ötürü mutluluk duyduklarını söyleyen Adıyaman ve Çevre İller Metropoliti Melki Ürek, "Bugün İskenderun'daki kiliseyi görme ve incelemelerde bulunmak üzere geldim. Daha önce sinema olarak kullanılan bina çok güzel bir yapıya dönüşmüş, barış kardeşlik adına İskenderun'daki bu kilisenin aslına uygun şekilde yapılması bizleri memnun etmiştir. Dünya barışı adına atılan bir adım olarak değerlendirmemiz mümkün. Bu bağlamda Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne teşekkür ediyoruz" dedi.

 

Kilisenin son halini gören ve çok duygulandığını söyleyen Selma Mutlu isimli vatandaş ise, "Ben buranın daha önce sinema olarak kullanıldığı günleri de biliyorum. Çok güzel bir yapı olmuş. Hatay barış ve kardeşliğin yaşandığı, mozaik şehir ve bu güzide şehirde değişik din ve mezhepten insanların barış içerisinde yaşamaları dünya barışı adına da çok önemli. Bu bağlamda tarihi binanın restore edilmesinden ötürü çok mutlu olduk ve tüm yetkililere teşekkür ediyoruz" diye konuştu.

 

Kilisenin, önümüzdeki Paskalya Bayramı'nda ibadete açılması planlanıyor.

Hatay Kent Haber, 22.10.2009

ENDÜSTRİYEL MİRASI KORUMAK: HASANPAŞA GAZHANESİ

 

2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın düzenlemiş olduğu Çarşamba Konuşmaları'nın Ekim ayı programı kapsamında düzenlenen "Endüstriyel Mirasın Korunması ve Sürdürülebilirliği : Hasanpaşa Gazhanesi Kültür Merkezi Projesi" konuşması İTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Gülsün Tanyeli'nin katılımı ile 21 Ekim 2009 tarihinde gerçekleşti.

 

Konuşma, 2010 AKB Ajansı Kentsel Uygulamalar Direktörü Korhan Gümüş'ün Endüstriyel Mirasın korunmaya başlandığı dönemdeki kamusal değişimleri ifade etmesi ile başladı. Gümüş, 19. yy'ın sonlarında gelişen endüstriyel mirası koruma anlayışının kentlerde kamusal değişimlere neden olduğunu ve bu değişimleri devrim olarak nitelendirmenin mümkün olduğunu söyledi. Bu değişimlere örnek olarak da, endüstriyel su ile geleneklerin değişmesi ve basıncın gelmesi ile kente su iletiminin sağlanması, tarifeli seferlerin başlaması ile kentin merkezine herkesin rahatça gidip gelebilmesi ve bu şekilde kent merkezlerinin canlılığının artması olarak belirtti. Bu anlayışın 20. yy'ın başlarına da sıçradığını ve bu dönemde de kentin enerji şebekesinin tüm ülkeye bağlandığını, sadece işlevsiz kalan mekanlara işlev verme kaygısı değil, bu kamusal modeli yönetecek yeni öznel elemanların bulunması gerekliliğini ekledi.

 

Daha sonra Tanyeli'nin sunumu ile devam eden konuşmada Hasanpaşa Gazhanesi'nden önce kente eski zamanlardan beri şu şebekesi açısından hizmet etmiş yapılar olan Feriköy'deki, Elmalı'daki ve Cendere'deki su taşıma tesisleri görseller eşliğinde anlatıldı.

Tanyeli, Hasanpaşa Gazhanesi'ni görseller ile anlatırken şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye'deki gazhaneler oldukça değerli parseller üzerinde konumlanmıştır. 3,3 hektarlık bir alandan oluşmakta olan Hasanpaşa Gazhanesi de bunlardan biri. Fakat zamanla içinde barındırdığı yapılar görevini değiştirdi ve eskimeye yüz tuttu. Gazhane 1993 senesine dek Anadolu yakasına, evlerde pişirme amaçlı kullanılan gaz ihtiyacını sağlamıştır. Fakat 1993 senesinin sonlarına doğru bu alandaki yapıların yıkılması kararı ortaya çıktı. Bazı yapıların bir bölümleri söküldü. Fakat 1994 yılında mimarlar, mühendisler, sivil toplum kuruluşları gibi bir takım tepkilerle yıkım durduruldu ve yapıalr koruma altına alındı. Parsel tescil edildi. Daha sonra bu alanın yeniden kazanımına yönelik proje geliştirme görevi bize verildi ve bizde 1999 depreminin hemen ertesinde projeye başladık.

Proje, 2 şekilde oluştu. Bir restorasyon projesi, bir de tasarım projesi olarak ele almak mümkündü. Projelerin ana amacı, alanın yoğunluğunu ve simgeselliğini yaşatmaktı. Projeyi hazırlarken alanın sadece kendi içinde barındırdığı yapılar olarak düşünmedik. Çevresi ile düşünerek öneriler getirdik. Örneğin karşı parsellerdeki konut alanlarına kat sınırlamaları ve yeşil alanlar önerdik. Fakat Koruma Kurulu tarafından geri çevrildi.

2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında ise öncelikli yapılar alanda belirlenmiş olan T, P, A yapılarıydı. Bu yapılara ihtiyaçlar doğrultusunda işlevler yerleştirdik. Bu işlevlerin beraberinde getirdiği binalardaki müdahaleler de avan proje ile çözümlenmeye çalışıldı.

Yapılan avan proje Koruma Kurulu'na sunuldu ve bu proje ile büyük bir destek aldık. Süreç 2008 senesine dek uzadı. Halen daha bunun üzerinde çalışmalar sürmekte ve uygulama projesinin hazırlanması 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'na verildi."

 

Konuşmasını tamamlarken, yönetim modeli eksikliği olduğunu dikkat çeken Tanyeli çok aktörlü bir yönetim modelinin olması gerekliliğini vurguladı.

Arkitera, Haber: Derya Yazman, 22.10.2009

RESTORASYON MERAKI PİRAMİDİ BİTİRDİ

 

 

Bolivya’nın dünya mirası listesindeki yedi katlı Akapana piramidi, turistlere daha çekici görünsün diye yapılan düzeltmelerden sonra bu statüsünü kaybedebilir. Orijinal taşı yerine kerpiçle yeniden inşa edilen ve bir uzmanın tabiriyle “mimari felaket” haline gelen Akapana piramidi, BM Dünya Mirası listesinden çıkarılabileceği gibi, yıkılma tehlikesiyle de karşı karşıya. Zira kum, kil, su ve saman karışımıyla yapılan kerpiç, alt basamaklar üzerinde ağırlık yaptığı için yapıda eğim oluşturmaya başladı.


Haziran ayında bölgede oluşan hasarı değerlendirmesi için görevlendirilen arkeolog Jose Luis Paz, Tiwanaku şehrinin, Akapana piramidinin “daha piramit gibi görünmesi” için Ulusal Arkeoloji Birliği’ni devreye soktuğunu, çünkü piramidin turistlere daha çekici görünmesini istediklerini belirtti.

“Tasarıyı rastgele yapmaya karar verdiler. Duvarların gerçekte nasıl göründüğü üzerine bir çalışma yapılmadı” diye konuşan Paz, sadece bölgeye bakılarak bile orijinal yapının taşla örüldüğünü anlamanın mümkün olduğunu söyledi, şimdi ise kerpiç duvarların ağırlığı yüzünden, piramidin çökebileceği uyarısında bulundu.


Bir zamanlar Tiwanaku uygarlığının manevi özünü oluşturan piramidin MS 30 ila 700 yıllarına ait olduğu düşünülüyor.


UNESCO yakın zamanda Tiwanaku’ya bir ziyaret yapacak. Ancak büyük ölçüde değişime uğradığı için Akapana, dünya mirası listesinden çıkarılabilir.

Taraf, 22.10.2009

MÜZENİN KENDİSİ MÜZELİK OLMUŞ

 

Açık Hava Buharlı Lokomotif Müzesi, döneminin en önemli taşımacılık aracı lokomotifleri ağırlıyor. Ancak lokomotifler çürümeye terk edilmiş durumda.

 

Tarih boyunca, ilk olarak ticaretin gelişmesinde, daha sonra insan taşımacılığında kullanıldı trenler. Ulaşım sorunu, lokomotiflerin "çuf çuf çuf " sesleriyle yol aldı asırlar boyunca. Teknoloji geliştikçe, kara trenler de değişti, gelişti. Buharlı, elektrikli- bataryalı lokomotifler günümüzde yerini hızlı trene bıraktı. 19. yy'da özellikle kömür ve yük taşımacığında kullanılan trenler, bu görevini; gemilere, TIR'lara ve uçaklara bıraktı. Zamanının en önemli buluşu olan kara trenler günümüzde ise bir köşede çürümeye terk ediliyor. Ankara Açık Hava Buharlı Lokomotif Müzesi'ndeki lokomotifler birer tarihi değer gibi değil de hurda gibi sergileniyor.





Ankara Açık Hava Buharlı Lokomotif Müzesi görenlerin içini sızlatıyor. Paslanan demir lokomotifler, yıpranan ahşap vagonlar tarihi müzenin içler acısı durumunun sadece bir parçası. Lokomotiflerin hemen hemen hepsinin camları kırılmış durumda. Her türlüğü atığın bulunduğu vagonların, lokomotiflerin içine donunu bile atıp gidenler var.





Ankara Tren Garı'nın hemen arkasında Celal Bayar Bulvarı üzerinde yer alan buharlı lokomotifler kaderine terk edilmiş durumda bekliyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu günlerde birçok istasyonda hizmet veren bu buharlı vagonların içlerinde artık otlar yetişiyor. Lokomotiflerin bir çoğunun artık pastan yüzü görünmeyecek halde. Genel Müdürlüğün hemen arkasındaki bu müzeye gelenler "Buranın sorumlusu yok mu" demekten kendini alıkoyamıyor.


Amerikan, İngiliz, Alman ve İsveç yapımı bu tarihi trenler, Anadolu'yu diyar diyar gezip yük taşıyan lokomotifler. 12 buharlı lokomotifin sergilendiği bu müzede 78 yıla kadar hizmet verenler var. Gerek yaş itibariyle gerekse teknolojik sıkıntılar dolayısıyla emekliye ayrılan bu lokomotiflerin Genel Müdürlüğün alanı içerisinde bu derece görmezden gelinmesi lokomotiflerin yakında hurdaya çıkmasına sebep olabilir.

 

Ancak bu emektar lokomotifler bugün resmen atıl bir vaziyette sergileniyor. Hiçbir bakımın yapılmadığı bu trenlerin sergilendiği açık hava müze alanı da en az lokomotifler kadar bakımsız. Başkent'in en işlek caddesi üzerinde yer alan bu açık hava müzesinin içler acısı halini caddeden geçerken dahi fark etmek mümkün. Bakımsızlıktan paslanan yüzeyleri bir yana kırılan camların parçası, su şişeleri, boxerların bulunduğu lokomotiflerin içinde otlar yeşeriyor. Hemen hepsinin camları kırık olan lokomotiflerin bu denli hoyratça sergilenmesi tarihe verilen değeri bir kez daha sergiliyor.

Habertürk, Haber: Refika Karabacak, 22.10.2009

DALYAN'DAKİ KAYA MEZARLARINA TEL ÖRGÜ

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, doğa koşulları ve insan tahribatı gibi nedenlerle yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Dalyan'daki Kral Mezarları'nı koruma altına aldı. Yeni Asır'ın gündeme getirdiği kaya mezarlarındaki tahribatı yerinde inceleyen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın talimatıyla kral mezarları restorasyon çalışmaları tamamlanana kadar ziyarete kapatıldı, etrafı tel çitle çevrilerek korumaya alındı.

Yeni Asır, Haber: Zafer Şahin, 22.10.2009

YEDİĞİ PİLAVI ERİTMEK İÇİN KAÇAK KAZI YAPIYORLARMIŞ





Konya'da sit alanlarında kaçak kazı yaptıkları sırada suçüstü yakalanan zanlıların çoğu zaman suçsuz olduklarını iddia ederken söyledikleri yalanlar güvenlik görevlilerini bile güldürüyor. AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Jandarma Komutanlığı ekipleri merkez Meram İlçesi'ndeki sit alanında kaçak kazı yapan birçok kişiyi bugüne kadar suçüstü yakalandı.

 

Kaçak kazı konusunda titizlikle çalışan Meram İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, sit alanında altın ya da tarihi eser arayan kişilere yönelik yürüttüğü çalışmayla 5 yıldır kaçak kazı yapanlara göz açtırmıyor.

 

Genellikle belli kahvehanelerde toplanarak, bilgi alışverişinde bulunan ve kulaktan dolma bilgilerle hareket eden tarihi eser kaçakçıları, zengin olma hayaliyle yaşıyor ve 'toprak altındaki değerli eşyaların helal olduğunu' düşünüyor.

 

Kaçak kazıyı meslek haline getiren ve organize şekilde çalışan zanlılar, kazı için her yöntemi deniyorlar. Öyle ki; 2006'da 10 kişi, belirledikleri bir alanda güvenlik güçlerine yakalanmamak için yaptıkları ev inşaatının altında, kazı çalışması başlattıklarında suçüstü yakalandılar.

 

Jandarma Komutanlığı ekiplerinin 5 yıldır düzenlediği operasyonlarda, kazı yaparken suç üstü yakalanan 183 zanlının birçoğu duyanları güldüren türden yalanlara başvurdu.

 

Zanlıların, kendilerinin bile inanmayacağı fıkralara konu olacak yalanlara başvurdukları operasyonlardan bazıları şöyle:

 

Merkez Meram İlçesi Karadiğin Obesehüyüğü mevkisindeki sit alanında geçen yıl kaçak kazı yapan 7 kişi kazdıkları alanda suçüstü yakalandı. Zanlılar, jandarma ekiplerine, 'İlerideki düğüne katılıp, düğün pilavı yedik. Yediklerimizi eritmek için kazı yapıyoruz' dedi.

 

Geçen yıl mart ayında Karadiğin Deresi'nde kaçak kazı yaparken yakalanan 3 zanlı, bölgeye piknik yapmaya geldiklerini iddia etti. Zanlılar, ellerindeki malzemelerle ne yaptıkları sorulduğunda ise 'dedektörün çalışıp çalışmadığını kontrol ediyorduk' cevabını verdi. 

 

2005'te Pamukçu Köyü Pamukçu Hanı yanındaki her çeşmenin alt kısmında altın bulunduğu söylentileri üzerine 5 kaçakçı, söz konusu çeşmelerde kazı çalışması yaparken suçüstü yakalandı. Karşılarında jandarma ekiplerini gören zanlılar, 'Hayır için bozuk çeşmeleri tamir ediyoruz. Yanlış anlamayın' dedi.   

 

Geçen yıl Erenkaya Köyü'nde 4 kişi, sit alanındaki bölgede 20 santimetrelik karın altında kaçak kazı yaparken yakalandı. Zanlılar, su aradıklarını iddia etti.  

 

Geçtiğimiz günlerde Kızılören Asarkala mevkisindeki 'papazın mezarı' olarak bilinen sit alanında kaçak kazı yaparken yakalanan şüphelilerden birisi, 'Mezarlığa piknik yapmaya geldik' diye kendisini savundu.

Yeni Şafak, 22.10.2009

BU VENÜS BİRAZ BOYLU BOSLU

 

İngiliz sanatçı Jacob Epstein’ın 1914 ile 1916 yılları arasında yarattığı Venüs adlı devasa mermer heykeli, 1917’den beri ilk kez sergilenecek.

Wild Thing: Epstein, Gaudier-Brzeska, Gill adlı sergide sanatseverlerin beğenisine sunulacak heykelin yanı sıra, Eric Gill ve Henri Gaudier-Brzeska’nın 90 adet eseri de yer alacak.

Bu üçlü, I. Dünya Savaşı patlak vermeden 10 yıl önce İngiltere’deki sanatın formunu değiştirmişti.

Taş üzerine çalışan bu heykeltıraşlar, üreme ve iktidar konularına karşı ilgi duymuşlardı.

Royal Academy of Arts’ta gerçekleşecek olan Wild Thing: Epstein, Gaudier-Brzeska, Gill, 24 ekimde açılacak ve 24 ocak tarihine kadar devam edecek.

Taraf, 22.10.2009

LOUVRE'A TÜRKİYE ÇIKARMASI

 

Fransa'da devam eden ''Türkiye Mevsimi'' etkinlikleri çerçevesinde başkent Paris'in dünyaca ünlü Louvre Müzesi'nde üç sergi açılacak. Sergiler, 19 Ocak 2010 tarihine kadar açık kalacak. İlk sergide, Topkapı Sarayı'ndan getirilen Osmanlı padişahlarının kaftanları ve giysileri sergilenecek.

Sergide, 1299 ve 1922 yılları arasındaki giysilerden örnekler olacak. ''İzmir'den, Antik İzmir'e'' isimli sergide de özellikle Kadifekale'deki kazılarda çıkan arkeolojik eserler ve yine Louvre Müzesi'nin kendi koleksiyonundaki değerli parçalar sergilenecek. Üçüncü sergide ise Alacahöyük'teki kazılarda bulunan tarihi parçalar olacak. Fransa'da devam eden ''Türkiye Mevsimi'' etkinliklerinde, 70'ten fazla kentte 400'ü aşkın sanatsal, kültürel ve ekonomi alanında düzenlenen faaliyetle dün, bugün ve yarının Türkiyesi tanıtılıyor.

Habertürk, 22.10.2009

ANTİK KENT MAYINLARDAN KURTULUYOR

 

Suriye sınırındaki mayınlı saha içinde bulunan tarihi Karkamış Antik Kenti'nde mayınların elle temizlenmesi için açılan ihaleyi, Gaziantepli bir şirket kazandı.

Nokta Yatırım, bu ay sonunda sözleşmenin imzalanması ve yer tesliminin yapılmasından sonra mayın temizleme işine başlayacak. Mayınların elle temizlenmesi açısında Türkiye'de bir ilk olan işin 300 günde tamamlanması öngörülüyor. SİT alanı olan Karkamış Antik Kenti'nde mayınların temizlenmesinden sonra binlerce yıllık tarih, arkeolojik kazılarla gün ışığına çıkartılarak turizme kazandırılacak. Kazıları yapmak için şimdiden Japonya, İtalya ve ABD'deki üniversitelerden talepler geliyor.

 

Nokta Yatırım'ın 38 yaşındaki sahibi Murat Keklik, bir aile firması olan şirketlerinin 2003 yılında kurulduğunu, inşaat ve taahhüt işleriyle uğraştıklarını söyledi. Keklik, ''Bu yıl 7 okulun onarımını yaptık, gününden önce teslim ettik. Bunun yanında kafeterya işiyle de uğraşıyoruz'' dedi.

 

Karkamış Antik Kenti'nde mayınların elle temizleneceğini, bu açıdan Türkiye'de bir ilk olduğunu belirten Keklik, "İşin zorluğunu biliyoruz. Bunu herhangi bir firmaya taşeron olarak vermeyeceğim. Kendi uzman ekibimizi kuracağız. İşin başına bir asker koyacağız. TSK'dan emekli subay, astsubaylardan müracaatlar var. Mayın temizleme işi süresince, arkeolog ve sanat tarihçilerinin de aralarında bulunduğu 20 uzman kadro çalıştırma zorunluluğu var. 300 günlük süreden önce işi bitirmeyi düşünüyorum. Gerekirse uzman kadroyu 40'a çıkartacağım, özellikle mayın sökecek timi çok tutmaya çalışıyorum. Bir tek TSK ve polisten değil mayın sökme işini askerde yapmış insan var. Onları da değerlendiriyoruz" dedi.

 

İhale şartnamesine göre, NATO tasdikli yabancı müşavir bir firma kullanmak zorunda olduklarını ifade eden Murat Keklik, ''Bu işin geçici kabulünü NATO tasdikli yabancı bir firmaya yaptırmak zorundayız. Denetlemeyi müşavir firma yapacak. Türkiye'ye sempatisi olan bir ülkenin firmasını seçmeye çalışıyorum'' dedi. Karkamış Antik Kenti'nde 663 bin 800 metre karelik alanda mayınları temizlemek için sismik ve normal detektörler kullanacaklarını anlatan Keklik, mayın temizleme işinin hiçbir şekilde insana, tarihi dokuya, tabiata ve çevreye zarar vermeyecek şekilde yürütüleceğini, güvenlik tedbirini kendilerinin alacaklarını bildirdi.

 

İhaleyi yüzde 60 kırımla kazandıkları 1 milyon 1111 bin 111 TL teklife ilişkin olarak Keklik, bu işe prestij olarak baktıklarını söyledi. İhaleye dünya çapında firmaların katıldığına dikkati çeken Murat Keklik, "Kırım, çok önemli değil. Ben inşaatta bile yüzde 50-55 ile iş yaptım, hepsini gününden önce teslim ettim. Mayın temizleme işinden para kazanacağımı da düşünüyorum. 1 benim uğurlu sayım. Bir numara olmak... O yüzden teklifin hepsini 1 yaptım. İşi riske etmek istemedim. İşin geleceği benim için çok önemli. Bundan sonra girişeceğim işlerde ciddi bir referans olacak. Türkiye'de 2014 sonuna kadar mayınlı bölge kalmayacak. Hedefimiz, 2010'dan sonra çıkılacak ihalelere girmek. Yerel bir firmanın da bu işi yapabileceğini göstereceğiz" dedi

Gaziantep 27 Gazetesi, 22.10.2009

MEKSİKA'DAN DÜNYANIN EN BÜYÜK SUALTI MÜZESİ

 

 

Meksika dünyanın en büyük su altı müzesini açmayı planlıyor. Cancun yakınında açılacak müzede 400 figür olacak. Dünyanın ilk su altı müzesini yaratmış olan Jason de Caires Taylor da projenin başında olacak.

Karaib Denizi'nde hazırlanacak müze West Coast Ulusal Park'ta bulunan hasar görmüş mercan kayalıklarını korumak adına 400 heykel Yucatan Yarımadası'na yerleştirilecek. Kasımda yerleştirilmesinin bitmesi planlanan heykeller PH nötr bir yapıya sahip olacak ve böylece mercanlar ve deniz hayatı yaşamına hasar görmeden devam edebilecek. Büyümeye göre de heykellerin görünümleri zaman içinde değişiklik gösterecek.

Yılda ortalama 300 bin ziyaretçi Karayip Denizi'ni keşfetmeye geliyor ama bu ziyaretleri denizdeki canlıların doğal hayatına zarar veriyor. West Coast ulusal Parkı Müdürü Jamie Gonzalez "Eğer mercanların yakınına dalarlarsa, çok tecrübeli olmayan dalgıçlar yüzerken ya da oksijen tanklarıyla mercanlara çarpabiliyor. Burası park ilan edilmeden önce bazı ziyaretçiler mercan kayalıklarına tırmanıyordu ve hatta onları kırıyordu" dedi.

Gonzalez bu yeni müze sayesinde mercanların doğal hayatına devam edebileceğine inanıyor. Küresel ısınmaya da dikkat çeken Gonzalez, "Mercanlar daha güçlü hale gelince, fırtınalara karşı da daha dayanıklı hale gelecekler" yorumunda bulundu.

Ntvmsnbc, 21.10.2009

HASANKEYF SULAR ALTINDA KALMAZSA NE OLUR?

 

Doğa Derneği, 9-10 Ocak 2010'da "Barajsız Hasankeyf Arama Konferansı" düzenleyecek.

 

Bölge halkının yanı sıra, Türkiye içinden ve dışından çok sayıda akademisyen, uzman ve sivil toplum örgütü temsilcisinin katılacağı toplantıda Dicle Vadisi ve Hasankeyf'in UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilmesi halinde Türkiye ve dünyaya katacağı faydalar masaya yatırılacak.

Toplantı, Ilısu Barajı projesi ve Hasankeyf'in bilimsel verilere dayanarak ülke ölçeğinde tartışılacağı ilk mecra olma özelliği taşıyor.

 

Mısır Piramitleri'nin üç, Çin Seddi'nin dört, Taç Mahal'in ise yalnızca bir kriterle UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edildiği göz önüne alındığında, on kriterin dokuzunu sağlayan Hasankeyf'in evrensel değerinin daha net anlaşılabileceğini belirten Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, 9-10 Ocak 2010'da düzenlenecek "Barajsız Hasankeyf Arama Konferansı" hakkında şunları söyledi:

 

"Hasankeyf sular altında kalmazsa ne olur? Dicle Vadisi ve Hasankeyf UNESCO Dünya Mirası ilan edildiğinde, Türkiye ve dünyaya nasıl faydalar getirir? Bu sorular, Türkiye'nin bu güne kadar hiç tartışmadığı sorular. Ilısu baraj projesinin bir kader olarak dayatıldığı, barajın yapılabilmesi için milli güvenlikten, turizme kadar pek çok konuda spekülatif argümanın üretildiği bir dönemde, herşeyden çok bilimin ve aklın yol göstericiliğine ihtiyacımız var. Barajsız Hasankeyf Arama Konferansı'nı işte bu nedenle düzenliyoruz. Toplantı, Ilısu Barajı projesi ve Hasankeyf'in bilimsel verilere dayanarak ülke ölçeğinde tartışılacağı ilk mecra olma özelliği taşıyor. Bu konferansta, Hasankeyf ve Ilısu Barajı çelişkisini ilk defa tüm boyutlarıyla masaya yatıracağız. Çünkü Hasankeyf Türkiye'nin en önemli meselelerinden biri. Hükümet, Hasankeyf konusundaki bilimsellikten ve katılımcılıktan uzak tavrını sürdürdüğü takdirde, tarihin affetmeyeceği bir yanlışa imza atacak. 9-10 Ocak 2010 yapılacak arama konferansı, Hasankeyf konusunda yapılan tarihi yanlışı tüm boyutlarıyla ortaya koyacak ve Hasankeyf'i UNESCO Dünya Mirası olarak yaşatmanın Türkiye ve dünya için yaratacağı fırsatları hükümetin dikkatine sunacak".

Batman Gazetesi, 20.10.2009


******


"TARİHİ BİR YANLIŞA İMZA ATMAYIN"





Doğa Derneği, Hasankeyf’e sahip çıkan sanatçıların kandırıldığını söyleyen Başbakan Erdoğan’ın asıl yanlış bilgilendirilen kişi olduğu görüşünde...

Hasankeyf'e sahip çıkan sanatçıların kandırıldığını söyleyen Başbakan Erdoğan’ın asıl yanlış bilgilendirilen kişi olduğunu belirten Doğa Derneği Başkanı Güven Eken, "Başbakan bir yandan demokratik açılımı savunuyor, diğer yandan Hasankeyf gibi bir dünya mirası hakkında tek başına tasarrufta bulunmak istiyor. Ilısu Barajı ile yan yana yürüyerek hem kamu vicdanı, hem de kendisi ile çelişiyor. Ilısu Barajı, baraj müteahhitlerine bırakılamayacak kadar önemli bir karardır ve bu nedenle Başbakan’ın toplumun diğer kesimleri ile buluşması zorunludur" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 'Başarılı Türk Müteahhitlerine Ödül Töreni'ne katılarak yaptığı konuşmaya "Hasankeyf Yok Olmasın" kampanyasını yürüten Doğa Derneği’nden tepki geldi.

Doğa Derneği Başkanı Güven Eken tarafından yapılan açıklamada şunları söyledi: "Ilısu Barajı 60 yıl önce planlanmış bir proje. O zamandan bu zamana dünyada ve Türkiye’de çok şey değişti. Teknolojide, hukukta, turizmde ve demokrasi anlayışımızda sayısız yenilik yapıldı. Oysa, Dicle Vadisi ve Hasankeyf’in tamamını sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı, 60 yıl öncesinin köhneleşmiş değer ve düşünceleri temsil ediyor.

İşte bu nedenle, bilim insanları, sivil toplum kuruluşları, sanatçılar, hukukçular, bölge insanı ve ülkenin fikir önderleri de bu projenin karşısında. Tümü, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin UNESCO Dünya Mirası ilan edilmesini talep ediyor. Vadinin UNESCO Dünya Mirası ilan edilerek dünya turizmine açılmasının terörle mücadele ve ekonomik kalkınma için çok daha akılcı bir alternatif olduğunu ifade ediyor.

Başbakan ise bir yandan demokratik açılımı savunuyor, diğer yandan hiç ayak basmadığı bir dünya mirası hakkında kimseyi dinlemeden ve bilimi dikkate almadan tek başına tasarruffta bulunmak istiyor. Ilısu Barajı ile yan yana yürüyerek hem kamu vicdanı, hem de kendisi ile çelişiyor. Söylem yeni, icraat eski.

Konu hakkında asıl yanlış bilgilendirilen kişi Başbakan’ın kendisidir. Tarihi bir yanlışa imza atmamak için Başbakan’ın Doğa Derneği gibi bu baraja bilimsel nedenlerle karşı çıkan kurum ve kişileri dinlemesi zorunludur. Çünkü Ilısu Barajı, baraj müteahhitlerine bırakılamayacak kadar önemli bir karardır. Başbakan, tarihin akışına yön verecek bu kararı verirken, sadece ülkesine değil, 15 bin yıllık insanlık tarihine karşı sorumludur."

Ntvmsnbc, 21.10.2009

YEŞİL CAMİ'DE RESTORASYON BAŞLIYOR

 

 

Osmanlı Fetret Dönemi, Çelebi Mehmet Han eserlerinden Yeşil Cami'nin iç mekanında restorasyon çalışmaları önümüzdeki hafta başlıyor. Bursa'ya 2008'de gelen Kraliçe Elizabeth de Yeşil Cami'yi ziyaret edip Kur'an-ı Kerim dinlemişti.

 

Bursa Valisi Şahabettin Harput'un özel hassasiyeti ile şehrin önde gelen bir tekstil firmasının sponsor olduğu 750 bin liralık restorasyonu, caminin dış cephe tamiratları ile Yeşil Türbe restorasyonunu başarı ile gerçekleştiren Usra İnşaat yapacak.

 

Bursa'da Ulucami'den sonra en ihtişamlı cami olarak kabul edilen, içinde 6 asırlık orijinal İznik çinileri bulunan Yeşil Cami'de iç tezyinat (süsleme) ile alakalı yoğun çalışmalar yürütülecek. Sıva altında kalan eski kalem işleri, yapılacak raspa, temizlik çalışmalarından sonra ortaya çıkartılıp eski ihtişamına kavuşturulacak. Yerlerinden oynayan orijinal İznik çinileri elden geçirilecek. Cami, içerisinde terlemeyi önleyecek tabii malzemelerle boyanacak. Mermerler silinerek, çini üzerinden giden bütün elektrik, ses tesisatlarının çirkin görünüşü ortadan kaldırılacak. Dış cephe ve bahçe aydınlatması da yenilenecek olan restorasyon çalışmalarının 1 yıl içerisinde tamamlanması bekleniyor. Usra inşaat, protokol imzalarının Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onaylanması ve Yıldırım Müftülüğü ile caminin hangi kısımlarının sırası ile ibadete kapatılacağının belirlenmesi ile önümüzdeki hafta başında ekipler fiilen çalışmaya başlayacak.

Bursa Kent Haber, 21.10.2009

AFRODISIAS MÜZESİ'Nİ BAKAN GÜNAY AÇACAK

 

Geyre Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç, yenilenen müze kompleksinin, vakıf Yönetim Kurulu üyelerinin ev sahipliğinde, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın katılımıyla 24 Ekimde ziyarete açılacağını kaydetti.

Koç, asırlar sonra gün ışığına çıkarılan ve UNESCO Kültür Mirası listesinde yer alan Afrodisias Antik Kenti ve Sebasteion Tapınağı rölyeflerinin uluslararası müzecilik standartlarında yenilendiğini söyledi. Koç, Geyre Vakfı'nın katkılarıyla asırlar sonra gün ışığına çıkarılan ve UNESCO Kültür Mirası listesinde yer alan Afrodisias Antik Kenti ve Sebasteion Tapınağı rölyeflerinin uluslararası müzecilik standartlarında, tarihseverlerle bir kez daha buluşacağını belirtti. Koç, yenilenen müze kompleksinin, vakıf Yönetim Kurulu üyelerinin ev sahipliğinde, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın katılımıyla 24 Ekim'de ziyarete açılacağını kaydetti.


Yaklaşık 20 yıl önce inşa edilen Afrodisias Müzesi'nin ışık sistemi ve sergi panolarının yeniden düzenlenmesinin yanı sıra diğer tüm mimari sorunlarının giderilmesi için yürütülen projeyi Yüksek Mimar Cengiz Bektaş yönettiğini ifade eden Koç, şu bilgiyi verdi: "Aydınlatma tasarımı için Yıldız Teknik Üniversitesi Aydınlatma Kürsüsü'yle çalışan proje ekibi, çalışmalarını müzenin orijinal mimarisine sadık kalarak tamamladı. Afrodisias Ören Yeri Müzesi'nin akan damı, iç oylumlardaki üzeri boyalı kırmızı çıplak tuğla duvarları, tepe ışıklıklarından gelen göz kamaştıran ışık gibi sorunlar giderildi. Müzenin ayrı renk ve cinsten mermerlerle kaplı döşemesinin üzerine, iç oylumlarda kesim yapmamak amacıyla önceki ölçülerine kesin bağlı kalınarak granit kaplama yapıldı. Yontuların arkasındaki tuğla duvarların önüne pano-duvarlar getirilerek, arada bırakılan 7 santimetre aralıkla bir havalanma da sağlandı. Alçıpan duvarlar, Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın British Museum'a yazdığı mektuba bir gönderme olarak çok açık maviye boyandı. Yapının girişine ve iç oylumda gerekli yerlere rampalar eklenerek, müzeyi engellilerin de sorunsuz dolaşabilmeleri sağlandı."

Haber Ekspres, 21.10.2009

ÇUKUR HAN FARKEDİLECEK

 

Büyükşehir Belediyesi, Hanlar Bölgesi'nde bulunan ve İkinci Murat döneminde inşa edilen Çukur Han`ı restore etmek için harekete geçti. Bölgedeki mülk sahipleriyle protokol imzalayan Büyükşehir, restorasyon çalışmalarına yılbaşına kadar başlayacak ve 6 ay içinde tamamlayacak. Başkan Altepe, Bursa`nın Tarihi Çarşı Bölgesi'nin Türkiye'nin görülmesi gereken en önemli tarihi merkezi olması için adımlar attıklarını belirterek, “Çukurhan artık farkedilecek.

 

Kütahya Han olarak da bilinen Çukur Han`ı şehre kazandırmak istediklerini belirten Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, kent ziynetlerini ayağa kaldırmak için önemli adımlar attıklarını söyledi.

 

Bugüne kadar tarihi mekanlarla ilgili 245 projeye start verdiklerini hatırlatan Altepe, “Çukur Han, şehrimizin önemli ziynetlerinden biri. Tarihi yapıları ayağa kaldırarak Bursa'nın ekonomik, kültürel ve sosyal hayatının gelişmesi için çalışmalarımız hızla sürüyor. Başta Çarşı ve hanlar bölgesi olmak üzere tüm ilçelerimizde projelere başladık. Bu dönemde de yapılacak çalışmalar çerçevesinde şu ana kadar 245 projeye start verdik. Bursa'yı bu konuda rakipsiz hale getirmek istiyoruz. Bursa ekonomisi de önümüzdeki yıllarda bunlardan faydalanacak. Bugün belli aşamaya geldik. Bu çalışmayla Bursa ekonomisi için de önemli bir adım atılmış oluyor” diye konuştu.

Çukur Han`da 50 iş yeri bulunuyor. İhalenin ardından Büyükşehir, tarihi hanı yer sahipleri adına restore edecek. Yer sahipleri daha sonra kendilerine düşen payı Büyükşehir`e ödeyecek.

Bursa Olay, Haber: Seyit Gündoğan, 21.10.2009

TARİHİ İMMA KALESİ RESTORE EDİLECEK

 

Reyhanlı İlçesi'nde bulunan tarihi İmma Kalesi'nin restore edileceği bildirildi.

 

Reyhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Şanverdi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2008 yılı yatırım programına alınan, ancak ödenek yokluğundan dolayı çalışma yapılamayan İmma Kalesi'nin restorasyonuna bu yılın sonunda başlanacağını söyledi. 


İmma Kalesi'nin çevresinde bulunan evlerin istimlak edildiğini, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bedellerinin ödendiğini ifade eden Şanverdi, ''İlçemizde birçok tarihi yeri turizme kazandırmak için çaba gösteriyoruz. Belediye olarak tarihi yerlerin yolları ve çevre düzenlemesine de katkı sağlayacağız'' dedi. 

Şanverdi, Cilvegözü Gümrük Kapısı ile Suriye'nin Bab-ul Havva Gümrük Kapısı arasındaki tampon bölgede bulunan tarihi ''Kızlar Manastırı''nın da restore edilerek turizme kazandırılması gerektiğini kaydetti.

Hatay Gündem, 21.10.2009

İZMİR'İ FETHEDEN EMİR SULTAN'IN TÜRBESİ BAKIMSIZLIKTAN HARABEYE DÖNDÜ





İzmir'in Türk hakimiyetine girmesinde önemli rol oynayan Emir Sultan'a büyük vefasızlık. Umur Bey'in komutanlarından 'Emir Sultan' olarak tanınan Seyyid Mükerremiddin'in türbesinin restorasyonu, Büyükşehir Belediyesi'ne takıldı. Şehrin günümüze kalan az sayıdaki tarihi yapılarından biri olan kabristanı gezenler, bakımsızlığa tepki gösteriyor.

 

İzmir ve çevresinin Türk egemenliğine geçmesinde büyük rol oynayan Emir Sultan'ın türbesi bakımsızlıktan harabeye döndü. Umur Bey'in en başarılı komutanlarından ve 'Emir Sultan' olarak bilinen Seyyid Mükerremiddin'in şehrin eski semtlerinden Namazgah'taki kabri çöpler arasında kaldı. CHP'li İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarihi türbe ile ilgili restorasyon vaadini hala yerine getirmedi.

 

Büyükşehir Belediyesi, iki yıl önce Emir Sultan Türbesi'nin bulunduğu harabenin restore edileceğini duyurdu. Buna göre atıl vaziyetteki aşhane, hamam onarılarak Mevlevihane olarak kullanıldığı düşünülen bina kalıntısı da sundurma ile koruma altına alınacaktı. Ancak aradan geçen zamana rağmen hiçbir adım atılmadı.

 

İzmirli tarih yazarı Mehmet Ozan Semerci, Emir Sultan Türbesi'nin restorasyonunu, Büyükşehir Belediyesi'nde Başkan Aziz Kocaoğlu'nun bilgisi dışında birilerinin engellediğini iddia etti. "Türbe ortadan kaldırılırsa Türklük adına hiçbir şey kalmayacak, o bekleniyor zaten." diyen Semerci, her gün bir mezar taşının kırıldığını söyledi. Semerci, türbenin onarımı için kayıtsız kalınmasına şu sözlerle tepki gösterdi: "Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun duvar çekilmesine karşı çıkmadığını vurgulayan Semerci, "Belediye, bu kadar zamandır neden duvar çekmedi? Burada iyi niyet aramak mümkün mü? İyi niyet yok bu işin içinde. Büyükşehir Belediyesi'nin Tarihsel, Çevre ve Kültür Varlıkları diye bir birimi var. Emir Sultan'a mı ödül verilmiş, Rum evlerini restore edenlere mi?"

 

İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU), Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yapılan protokol doğrultusunda 2006 yılında hazırladığı restorasyon projesini, İzmir 1 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na sunduklarını açıkladı. Kurulun isteklerinin tamamlanmasından sonra yeni projenin ancak 2008 yılının Aralık ayında onaylandığı belirtildi. Sonrasında inşaat ruhsatı sürecinin başladığının belirtildiği açıklamada şöyle denildi: "Elektrik projesinin onaylanması aşamasında proje konusu alana trafo ünitesi yapılması istendi. Söz konusu alanın sit alanı olması sebebiyle halen Koruma Kurulu'ndan gelecek cevap beklenmektedir."

Zaman, Haber: Mustafa Yüksel, 21.10.2009

TARİHİ OKUL RESTORE EDİLECEK

 

 

Adana'da, Tepebağ Mahallesi’nde ‘Kentsel Arkeolojik Sit Alanı’ içerisinde yer alan tarihi Gazipaşa İlköğretim Okulu binasının aslına uygun şekilde restorasyon çalışmasına başlanmasıyla ilgili inceleme gezisi yapıldı.

 

İnceleme gezisine Adana Valisi İlhan Atış, Seyhan Kaymakamı İsmail Hakkı Develi, Seyhan Belediye Başkanı Azim Öztürk, İl Milli Eğitim Müdürü Abdulgafur Büyükfırat ile restorasyon çalışmasının koordinesinde görev alacak olan Seyhan Belediyesi bürokratları ve teknik elemanları katıldı.

 

Adana Valisi İlhan Atış, yenileme yapılacak olan tarihi binada bu çalışmaları yürütecek olan Seyhan Belediyesi teknik elemanlarından bilgi aldı. Vali Atış, Tepebağ Mahallesi’nde bulunan ve geçmişinde farklı misyonlarla hizmet verdiği tespit edilen tarihi Gazipaşa İlköğretim Okulu’nun yenileme çalışmalarının en kısa sürede tamamlanarak gelecek kuşaklara bırakılması gerektiğini söyledi.

 

Seyhan Belediye Başkanı Azim Öztürk ise Tepebağ ve çevresindeki tarihi yapılaşmanın bir parçası durumundaki Gazipaşa İlköğretim Okulu binasının Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına ait yönetmelikler çerçevesinde ilgili prosedürler yerine getirildikten sonra önümüzdeki yıl içinde restorasyon çalışmalarını başlanacağını ifade etti.

Adana Kent Haber, 21.10.2009

TARİHİ İKİ YAPI DAHA HAYAT BULACAK

 

Konak Belediyesi, Kızılay’a ait iki tarihi binayı restore etmeye hazırlanıyor.

 

Başkan Hakan Tartan, projelerin, Kültür ve ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca onaylandığını, çalışmaların ocak ayında başlayacağını söyledi, şöyle dedi: “Kemeraltı 442 ve Alsancak  1462 sokaklarda bulunan, yıllardır kullanılmayan iki binayı, orijinal görünümlerine kavuşturup, kent kültürüne kazandıracağız. Her ikisi de öncelikle halk eğitimi faaliyetlerine ev sahipliği yapacak.”

Milliyet Ege, 21.10.2009



'ÖLÜ İSA' HEYKELİ TARTIŞMA YARATTI

 

  

 

National Gallery'de gerçekleştirilen sergide İsa'nın vücuduna yapılan eziyeti tüm gerçekçiliğiyle gözler önüne süren “Ölü İsa” isimli heykel sanatseverleri oldukça etkiledi.

 

Londra’da bugün açılan “The Sacred Made Real: Spanish Painting & Sculpture 1600-1700” isimli sergide çok ilgi çekici bir heykel yer alıyor. Gregorio Fernández (1576-1636)  ‘in 'Dead Christ' (Ölü İsa) adındaki heykeli, İsa’nın çekmiş olduğu acıyı çok gerçekçi bir yapıtla gözler önüne seriyor.

 

Vücuda yapılan tüm eziyeti anlatabilmek adına mümkün olduğunca detaylı ve ince düşünülerek yapılan heykelde kan görüntüsünün gerçekçi olması için özel bir pigment kullanılmış. Figürün camdan gözlerinin olması, el ve ayak tırnaklarında boğa boynuzunun kullanılması, gerçek insan saçının kullanılması, dişlerinin ise fildişinden olması dikkat çekici ayrıntılar arasında yer alıyor.

 

Renkli olarak yapılmış heykelle ilgili olarak müze müdürü Xavier Bray İngiltere’de renkli heykellerin çok kabul edilir bir sanat olmadığını açıklarken en eski Yunan ve Roma heykellerinin orjinal olarak renkli bazen de parlak olduğu ancak pigmentlerin zamanla yok olduğu ya da koleksiyoncular tarafından söküldüğü belirtiliyor.

 

Heykellerin dikkat çekici özelliklerinden biri de gerçekten modern bir görünümleri olmaları.

 

21 Ekim - 24 Ocak tarihleri arasında Londra’daki National Gallery’de gerçekleştirilecek olan “The Sacred Made Real: Spanish Painting & Sculpture 1600-1700” sergisinde ayrıca sergilenen 17’nci yüzyıl İspanyol heykellerinin de tüyler ürpetici şekilde gerçeksi yanları bulunmakta.

Hürriyet, 21.10.2009

GEÇEN ZAMANI DONDURMAK İÇİN





Sanatın kayıp giden zamanı yakalayıp sonsuza dek dondurma çabasında, saatin resimle ilk buluşmasının özel bir yeri var ve 16. yüzyıldan kalma bu tablo da işte bu buluşmanın resmidir.

 

Versay Sarayı, bugünden itibaren Fransa’nın en uzun süre tahtta kalan kralı olan XIV. Louis’ye adanmış büyük bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Fransa’nın ünlü kralının güçlü imajını şekillendiren tablolar, mücevherler, mobilyalar ve heykeller sergilenecek ve sanatseverlerle buluşacak. İki yıldır üzerinde çalışılan Louis XIV, the Man and the King yani XIV. Louis, Adam ve Kral adlı sergi, 1789’daki Fransız Devrimi’nden beri görülmemiş parçaları biraraya getiriyor. 17. yüzyıla ait bir tablo ile şu anda Northumberland Dükü’ne ait ve kralın koleksiyonundan günümüze kadar gelen tek eşya olan siyah bir dolap, sergide ziyaretçilerle buluşacak parçalar arasında yer alıyor.

Versay’ın yöneticisi Jean-Jacques Aillagon, 2007 yılında kralın kültürel bir portresini sunma fikriyle yola çıkmış. Kralın politik olarak bakıldığında çağdışı ve demode bir sisteme ait olduğunu söyleyen Aillagon, XIV. Louis’nin kültür ve sanat açısından herkese ait olduğunu da belirtiyor.

1638 yılında dünyaya gelen XIV. Louis, dört yaşındayken taç giymiş ve Mayıs 1643 ile Eylül 1715 tarihleri arasında, 76 yaşında ölene dek tam 72 yıl krallık yapmıştı. Kral etrafını tiyatroda Moliere, edebiyatta Corneille ve Racine, resimde Le Brun ve Mignard ile mimaride Hardouin-Mansart ve Le Vau gibi sanat dünyasının yaratıcı zihinleriyle donatmıştı. Babasının bir av köşkü olarak inşa ettirdiği Versay’ı, genişleterek saray haline getirdi. Sergi, Gian Lorenzo Bernini’nin XVI. Louis’nin 27 yaşındaki halini betimleyen mermer bir büst ile açılıyor. 

Taraf, 20.10.2009

RESTORASYONA İZİN ÇIKTI

 

Aydın il merkezinin en önemli sorunlarından biri olan SİT alanı içerisinde kalan ve Anıtlar Kurulu tarafından korumaya alınan binaların tadilatına başlandı. Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, koruma altında olan ve aslına uygun restore edilerek tarihe kazandırılacak binalar için belediye olarak mevzuat kapsamında ilgililere yardımcı olmaya çalıştıklarını belirtti.


Hasanefendi Mahallesi 1912 sokak ile 1903 sokağın kesiştiği yerde bulunan tadilatı yapılamadığı için bakımsız olan ve kullanılmadığı için de madde bağımlılarının mekanı haline gelen tarihi binada aslına uygun restore için çalışmalara başlandı. Bakımsız olduğu için de her an yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olan binanın restore edilecek olması da sürekli çıkan yangınlar nedeniyle çevre sakinlerini de sevindirdi.


1920'li yıllarda dönemin mimarisine uygun olarak yapılan ve daha sonra Anıtlar Kurulu tarafından kültür varlığı olarak kabul edilerek koruma altına alınan binanın restorasyonu için izin çıktığı öğrenildi. Aydın Belediyesi Arkeologu Hakan Özkan denetiminde temizlenene evden çok miktarda çöp çıktı. Bu tür evlerin aslında çok güzel ve kullanışlı olduğunu, ancak kullanılmayan yapıların daha çabuk çürüyüp yıkılığını kaydeden Arkeolog Hakan Özkan, mevzuat kapsamında bu evlerin aslına uygun restore edilebildiğini belediye olarak da restore edecek kişilere yine mevzuat kapsamında gerekli kolaylığın sağlandığını kaydetti.
Haber Ekspres, 20.10.2009

HEYBELİADA'NIN 'TARİHİ KİMLİĞİ' YANDI





Heybeliada’daki dünyaca ünlü sanatoryum önceki gece yandı. 84 yıllık bina, dört yıldır her türlü riske açık biçimde, kendi haline bırakılmıştı. Ancak adalılara göre yangın rant elde etmek uğruna kasıtlı olarak çıkarılmış olabilir.

Geniş arazi üzerinde, dik yamaçlardan denize bakan, çam ağaçlarının çevrelediği sanatoryumun temiz havası ince hastalığın ölümcül olduğu dönemlerde onlarca hasta için en iyi tedaviydi. Heybeliada Sanatoryumu, Cumhuriyet’in 1923 yılında ilanından bir yıl sonra Atatürk’ün emriyle,  Rumlara ait binanın 16 yataklı hastaneye dönüştürülmesiyle kurulmuştu. Hastanenin efsanevi başhekimi Tevfik İsmail Gökçe’ydi. Temiz havanın yanı sıra bakım da tedavi sürecini hızlandırıyordu. Haftada 2 ton et tüketiliyordu. Henüz veremi yok edecek ilaç bulunamamıştı. Hastalığın uzun tedavi döneminde, hastalar Heybeliada’nın en güzel yerinde kurulu sanatoryuma getiriliyordu. Çoğu Anadolu’dan okumaya gelen öğrencilerdi.

Dirençsiz vücutları temiz havayla kendine geliyor, denize karşı manzarada üzerlerinde Sümerbank’tan alınan mavi beyaz çizgili pijamalarla gece yarılarına kadar derin sohbetlerde birbirlerinin hayat hikayelerini dinleyerek, dostluklar kuruluyordu. İsmet İnönü, Rıfat Ilgaz, Ece Ayhan sanatoryumun şifa bulan ünlüleriydi. Haftada bir kez düzenlenen moral günlerinde konserler düzenleniyor, film gösterimleri yapılıyordu. Sanatoryumun rehabilitasyon merkezindeyse işinin ehli ustalar, iyileşmeye başlayan hastalara meslek öğretiyordu. Sanatoryumdan çıkanlar üstüne bir de meslek sahibi oluyordu. Sanatoryumun umut ve acı dolu öykülerle dolu hikayesi 84 yıl sürdü...

Hastane giderek bakımsız hale gelmeye başladı. Gögüs cerrahisi konusunda adını duyurmasına karşın hastanede MR ve tomografi cihazı yoktu. Temizlik ve hijyen zamanla çok büyük sorun haline geldi. Ve dört yıl önce ‘deniz yoluyla ulaşımın zorluğu ve hastanede yeterince hasta bulunmaması’ gerekçesiyle kapılarını kapattı. Bina boşaltıldı. Personel Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ne yollandı. Hastaların bir kısmı taburcu oldu, bir kısmı sevk edildi. Geriye çam ağaçlarının arasında terk edilmiş iki bina ve anılar kaldı.

Ada halkı sanatoryumun kapanmasına üzüldü. ‘Belki yerine üniversite yapılabilir’ diye ümitlenenler de oldu. Ancak dört yıl boyunca bina boş kaldı. Artık harabeye dönmüştü. Ve önceki akşam 21.30 sıralarında tarihi binadan alevler yükselmeye başladı. Sanatoryum yanıyordu. İlk müdahaleyi ada itfaiyesi yaptı. Yetersiz kaldı.

Maltepe İskelesi’ne yanaşan çıkarma gemisiyle Kadıköy, Kartal ve Maltepe itfaiyesinden Heybeliada’ya takviye ekipler gönderildi. Binanın üst katları çöktü ve büyük hasar oluştu. Yangın çevredeki ormanlık alana sıçramadan kontrol altına alındı. Ancak sanatoryumun heybetli binası büyük yara almıştı...


Adada eşsiz bir manzaraya sahip olan sanatoryumun rant kavgasından yakılmış olabileceği konuşuluyor. 23 yıl sanatoryumda çalışan ve ismini açıklamayan ada sakini, “Dünya çapında bir hastaneydi eskiden. Yoğunluktan dolayı hastalar sırayla alınırdı. Hastanenin olduğu yerde çok değerli. Ticari amaçlar yüzünden yakılmış olduğunu düşünüyorum. Hastane kapandığı için orada elektrik yoktu. Sadece idari bölümde elektrik var, tamamen karanlık ve ormanlık bir yer. Mutlaka bir şey olmuştur. Yeterince aydınlık olmadığı için biri yada birileri bir şey yapmıştır” diye konuştu. Yine adlarını vermek isteyen ada sakinleri hastane binasının bulunduğu arazinin de satılmak istendiğini öne sürdü.

Hastanenin adını vermek istemeyen güvenlik görevlisi ise “Burayı daha önce emniyette görevli bir bekçi koruyordu. Hastane kapatıldıktan sonra sadece bir güvenlik görevlisi duruyor. Burasıyla kimse ilgilenmiyor” dedi.

Radikal, 20.10.2009

SİT ALANLARI YAĞMA EDİLİYOR

 

Gaziantep’te tescilli çok sayıda eski yapı yakılarak veya yıkılarak yağma ediliyor. Eski yapıların yakılması veya yıkılmasında uçucu madde bağımlılarını suçlu bulan kimi çevreler otoparkçıları göz ardı ediyor.

 

Düğmeci Mahallesi'nde bulunan eski yapıların bazı otoparkçılar tarafından kendilerine yeni alanlar açmak için bilinçli şekilde yakılarak harabe duruma getirildiği öne sürülüyor. Kültür Varlılarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından tescillenen yapılarda meydana gelen tahribatların giderek büyüdüğü ifade edildi.

 

Düğmeci Mahallesi’nde bulunan eski Antep evi sit alanı olmasına karşın yakılarak kullanılamaz hale getirildi. Tarihi evin bulunduğu yerde birden fazla otopark bulunuyor. Satın aldıkları evleri yıkarak otopark haline getiren kişiler, tarihi yapının bir süre önce uçucu madde bağımlıları tarafından yakıldığını öne sürdüler. Tarihi yapının tescilli olması nedeniyle yıkılamadığına dikkat çeken otoparkçılar, yanan evin çevrede çirkin bir görüntüye neden olduğunu belirttiler.

Gaziantep Hakimiyet, 20.10.2009



Çin'den yağma sonucu 1840-1949 yılları arasında 10 milyon parça tarihi eser çıktığı sanılıyor.

YAĞMA YOK!

 

Çin, 1860'da başkent Pekinde bulunan, “Bahçelerin bahçesi” Yuenmingyuen'den İngiliz ve Fransız birlikleri ta

afından yağmalanan eserlerin peşine düşme kararı aldı. Eserlerin sayımı için yurt dışına özel bir ekip gönderilecek.

 

Uzmanlar, ABD, Britanya, Fransa ve Japonya'daki müze ve kütüphaneleri bir bir gezecek.

Çin'e göre, 1,5 milyon eser, 47 ülkede, aralarında British Museum'un da bulunduğu 2 binden fazla müzede sergileniyor.

Yeni Şafak, 20.10.2009

TARİHİ MAHALLELERE NOSTALJİK GÖRÜNTÜ

 

 

Erzurum'da Yakutiye İlçe Belediyesi tarihi dokunun yoğun olduğu bölgeler ile eski mahalle ve sokakları karataş ve kilit taşıyla donatıyor. Belediye Başkanı Ali Korkut, karataş ve kilit taşın tarihle bütünleştiğini söylüyor. Korkut, "Tarihi dokuya daha uygun ve ekonomik anlamda da daha avantajlı. Bu nedenle eski mahallelerimiz ve sokaklarımıza kilit taşı veya kara taş döşüyoruz" dedi.

 

Yakutiye İlçe Belediyesi, her kışın ardından tahrip olan, TEDAŞ, Palen veya ESKİ gibi kurumların çalışmalarıyla parçalanan asfalta sağlam bir alternatif üretti. Öncelikle eski yerleşim bölgelerinde sokak ve caddelere kilit taşı ve karataş döşeniyor. Çırçır mahallesinde Hıfzıssıhha yokuşu olarak bilinen ve Yakutiye bulvarını Karayollarına bağlamak için yeni açılan yol ile Vaniefendi mahallesi cami sokak taş döşemeyle süslendi.

 

Belediye Başkanı Ali Korkut, “Eski Erzurum’da altyapı da eski, bu nedenle sık sık çeşitli kurumlar çalışma yapıyor. Bu cadde ve sokaklara asfalt attığınızda ya kışın şiddetinden veya ESKİ, Palen, Tedaş, Telekom gibi kuruluşlar tarafından yapılan çalışmalardan dolayı kalkıyor. Belediye olarak ya yeni baştan asfalt atmak veya yama atmak durumunda kalıyoruz. Her iki durumda da asfalt sağlıklı olamıyor. Taş döşeme aynı zamanda ekonomik bir özelliğe sahip. Çalışma mı yapıldı, kaldırılan taşları yine döşersiniz sorun çözülür. Ancak asfalt için aynı şeyi yapamıyorsunuz. Biz de gereksiz asfalt masraflarından kurtulmak için, tarihi dokuya daha iyi gittiği için merkezi mahallelerimizde taş döşemeyi tercih ediyoruz. Birkaç yıl içerisinde taşla döşenmiş yol ve caddelerimizin sayısı artacaktır” şeklinde konuştu.

Erzurum Gazetesi, 20.10.2009

TARİHİ YARIMADA BÜYÜK DÖNÜŞÜME HAZIRLANIYOR

 

 

İstanbul'da tarihi yarımada olarak bilinen Eminönü ve Fatih ilçeleri, tarihsel geçmişine uygun olarak yeni baştan inşa edilecek. 2015 yılına kadar sürecek çalışmalarla tarihi yarımadanın çehresi değişecek. Tamamlanacak çalışmalarla birlikte, birçok sokak ve cadde turizme yönelik olarak trafiğe kapatılacak. İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi bünyesinde görev yapan 180 kişilik Tarihi Yarımada ekibi, 1560 hektarlık bir alanda yürüttüğü çalışmalar kapsamında öncelikle bölgedeki tarihi eserlerin, mevcut belge ve fotoğraflarla tek tek tespiti gerçekleştirildi. Tarihi arşivlerin tek tek taranmasıyla 5 bin 796 tarihi yapı belirlenirken, bunlardan 1004'ünün kayıp olduğu tespit edildi. Çalışmaların ilk etabında Eminönü Hanlar Bölgesi'ndeki Büyük Çukur Han, Kızıl Han, Küçük Çukur Han, Vezir Han ve Ali Paşa Han onarılacak. Fatih Zeyrek'te 55 bin 246 metrekare alana yayılan 267 tarihi ev de restore edilecek. Büyükşehir Belediyesi ile İl Özel İdaresi'nin ortaklaşa gerçekleştireceği bu çalışma için 15 milyon TL harcanacak.

Kayıp olan tarihi eserlerin yeniden ihya edilmesinin de öngörüldüğü çalışmalarla birlikte, Evliya Çelebi ile Mimar Sinan'ın oturduğu evlerin yanı sıra, İstanbul'un ilk eczanesi müze ev haline getirilecek. 1995'de tamamı sit alanı ilan edilen tarihi yarımada içerisinde özellikle Eminönü bölgesinde oluşan çöküntü alanlarının, bu çalışmalarla ortadan kaldırılması amaçlanıyor. 2015 yılına kadar tamamlanması planlanan çalışmalar çerçevesinde Süleymaniye, Zeyrek, Cankurtaran semtlerinde kentsel dönüşüm çalışmaları gerçekleştirilecek. Tarihi yarımadanın aslına uygun olarak yeni baştan yaratılmasını ve betondan arındırılmasını öngören çalışmalar ışığında, belirlenecek birçok sokağın UKOME kararıyla trafiğe kapatılması ve turizme açılması da hedefleniyor. Fatih ve Eminönü bölgelerinde oluşturulacak bu sokaklar, Avrupa kentlerinde olduğu gibi kafelerle donatılacak.

 

Yapılan çalışmalar kapsamında tarihi yapılar ile mevcut sokakların üç boyutlu lazer görüntüleri çekiliyor. Haritalar çiziliyor. Hazırlanan proje sayesinde Eminönü'ndeki harabe görüntülü hanlar onarılıp yepyeni bir çehreye bürünecek.

Sabah, Haber: Bülent Ergün, 20.10.2009

ALAŞEHİR'DE SİT İSYANI

 

Manisa Alaşehir’de, kaçak kazı alanlarında ele geçirilen tarihi eserler üzerine İzmir 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu harekete geçti.

 

İlçe merkezinin yüzde 72’lik bölümüne denk gelen,  17 bin konutun bulunduğu 200 hektarlık alan, sit ilan edildi.


Yapı kullanım sahası yüzde 40’la, inşaat yüksekliği de iki katla sınırlandırıldı. Karar tepkiyle karşılandı.

Milliyet Ege, Haber. Nurettin Doğan, 20.10.2009

ORTALIĞI KARIŞTIRDIKTAN SONRA!..





Adıyaman üzerinden gittiği Nemrut Dağı'nda, Malatya'dan gelen yolun tahrip edilmesi, barikat kurulması şeklinde "garip laflar" eden Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, her iki il arasında gerginlik yaratan bu sözlerini "kısmen" düzeltti. Bakan, Nemrut Dağı'na her iki ilden ulaşan yolların tepeye mesafelerinin aynı olması kaydıyla, birer karşılama merkezleri kurulmasını istediğini söyledi. Bakan, Malatya tarafındaki yolun "tahrip edilmesi" yolundaki sözünü tekrarlarken, telefon bağlantısında, bunu yolun tamamı olarak değil, heykellere yakın bölümü olarak ifade ettiğini öne sürdü.

TV Malatya'da Hülya Kaya’nın yapımcılığını ve sunuculuğunu üstlendiği “Hülya Kaya ile Güne Bakış ” programına telefonla bağlanan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay “ Ortada bir anlatma ve anlamama sorunu var “ dedi ve ardından ekledi: “Ben dediğimin arkasındayım. Ama her iki ile de eşit mesafede karşılama merkezleri oluşturulsun dedim. Benim derdim tarihi öğelerin korunması”.

TV Malatya'da sabah kuşağında yayınlanan programda, yapımcı ve sunucu Hülya Kaya ile programa katılan Haber Müdürü Rıfat Gökçe'nin, telefonla bağlanan Kültür ve Turizm Bakanı Günay'la yaptıkları görüşme şöyle:

HÜLYA KAYA- Sayın Bakan iyi sabahlar günaydın. Nasılsınız?
BAKAN GÜNAY- Günaydın. İyiyiz çok teşekkürler, sağolun.

HÜLYA KAYA- Biz de iyi olmaya çalışıyoruz. İyi olmadığımızı açıkça ifade etmek isterim.
BAKAN GÜNAY- Hayırdır endişeniz nedir?

HÜLYA KAYA- Birkaç gün önce Adıyaman’a gittiğinizde, Nemrut dağına çıktınız. Çıktıktan sonra orada bir açıklama yaptığınız ifade ediliyor. Malatya’dan Adıyaman’a giden yolun, belirli bir bölümünün, gerekirse tahrip edilmesini ifade ettiğiniz söyleniyor? Böyle bir cümle kullandınız mı?
BAKAN GÜNAY- Sanıyorum yanlış bir anlaşılma veya yanlış anlatma gayreti var. Ben bundan önceki dönemde, Adıyaman’da geldim, Malatya’ya da geldim. Daha bir ay kadar önce Malatya’ya geldim. Malatya’da yıllardır yarım kalmış bulunan Kültür Merkezi’ni bitirme gayreti içindeydik 2010’da. Oradaki çalışmaları gördüm. Battalgazi’ye gittim. Şehir içindeki sokak sağlık çalışmalarını, Malatya mutfağını düzenlemelerini gördüm. Malatya’nın tarih bilinci ve turizmi potansiyelini geliştirmesi konusunda verdiğim önemi anlattım. Elimden gelen desteği de vereceğimi de söyledim. Aynı şeyi Adıyaman’da aynı şeyi Sivas’ta aynı şeyi bütün bölgede gerçekleştirmeye çalışıyorum. Ben Türkiye’de turizmin deniz kıyısında kalmamasını, Anadolu içlerine yayılmasını bu çerçevede de elimizdeki tarihsel kültürel mirasa kıskançlıkla sahip çıkılması gerektiğine inanıyorum. Adıyaman ve Malatya önemli bir tarih hazinesine sınırdaşlık ediyorlar. Nemrut’taki Kommagene Anıtları illerin arasındaki çekişmelerden çok daha özel ve önemli bir yer tutuyor. Burası çünkü dünyada istisnai uygarlık anıtlarından, istisnai kültür miraslarından birisi. Şu anda ne Adıyaman tarafından, ne de Malatya tarafından istediğimiz düzenlemeleri yapmış değiliz. Benim düşüncem, hem Malatya tarafından, hem Adıyaman tarafından, Nemrut tepesindeki Kommagene anıtlarına ulaşılabilmesidir. Ama Anıtların eteğine kadar taa Anıtların dokunma mesafesine kadar araç çıkması her iki yönden de, anıtların korunması açısından da, güvenlikleri açısından da son derece sakıncalıdır. Araç mesafesini kısıtlayarak, sonrasını yürüyerek çıkılmasını ifade etmiştim. Bu sene çıktığımda baktım ki, hala eski düzen, araçlarla anıtların dibine kadar ulaşma düzeni bir güzergahtan, halen devam ediyor. Bunun yanlış olduğunu, tehlikeli olduğunu, sakıncalı olduğunu ve bunun yapılmaması gerektiğini, her iki güzergahta yolun aynı mesafede kesilmesini ve ondan sonraki mesafenin yürüyerek çıkılmasının bir zorunluluk olduğunu işaret ettim. Hala da bu kanaatindeyim. Şimdi bir proje çalışması yapıyoruz. Ortadoğu Teknik Üniversitesi ile birlikte ve uluslararası bazı kuruluşlarla birlikte, bu Kommagene ve Nemrut dağını bütünüyle çalışıyoruz. Yol güzergahlarını karşılama merkezlerini bu Anıtlara zarar vermeyecek şekilde, yeniden ve uygar biçimde planlıyoruz. Hem Adıyaman yöresinde, hem Malatya yöresinde aynı şekilde karşılama merkezleri yapmayı planlıyoruz. Yani sadece Adıyaman için bir planlamamız var da, Malatya’yı unutmuş değiliz, katiyen. Ama yanı mesafede, bu karşılama mesafesinde olmalı, hatta bir adım daha ileri gidiyorum. Şu anda, Adıyaman’dan gelen bir karşılama merkezi var. Bu karşılama merkezi de bugün olduğundan, 200 metre daha geriye aşağı alıyoruz. Bakın bugün olduğu yerden, elbette Malatya tarafından da, belli bir ulaşım süreci koyuyoruz. İnsanlar kolay çıkarak, tahrip etmeyecekleri araçlarla taşınması, onun dışında motorlu araçlarla, kamyonetlerin, otomobillerin, pikapların yukarı çıkmaması gerektiğini planlıyoruz.

RIFAT GÖKÇE- TV Malatya Haber Müdürü Rıfat Gökçe, İyi günler diliyoruz tekrar.
BAKAN GÜNAY- Sağolun.

RIFAT GÖKÇE- Şimdi bir önceki gidişinizde, oraya bizzat partinizin milletvekillerinizden Hüsrev Kutlu’nun ifadesinde dedi ki, İsrail kapısından, Mescidi Aksaya gitmek gibi bir şey, Malatya kapısından gitmek. Malatya tarafından gitmek gibi, bu ifade farkındasınız, Malatya tarafından çok gelmiyor. Hele de Adıyaman ve Malatya’nın kamuoyunda hiçbir zaman bir meselesi olmadı. Bugün elimize ulaşan, Adıyaman Gazeteciler Cemiyetinin sizin oradaki ziyaretinizi, bizzat görüntüleyen gazetecilerin, üyesi olduğu cemiyetin bir açıklaması var ki, Nemrut’un tapusu bizde, Malatya bu aşkı artık ertelesin. Eğer Malatyalılar çok arzu ediyorlarsa, birer Nemrut heykeli yapıp evlerine gönderelim, falan gibi, farklı bir şekilde, çığrından çıkıyor. Burada karşılama yerine tahrip etme ifadesini niçin kullandınız? Karşılama merkezi çok daha olumlu, tahrip kelimesinin neden kullandınız?
BAKAN GÜNAY- Şu anda, bu güzergahlardan, birisi anıtın tepesine kadar, eteğine kadar çıkıyor. Birisi de 500 metre aşağıda duruyor. Her ikisinin de aynı mesafe durması gerektiğini, oradan çıkacak yolun kapatılmasını gerekirse, yolun güzergahının, tahrip edilmesi gerektiğini işaret ettim. Hala aynı kanaatteyim. Bakın siz Adıyaman - Malatya çekişmesini, mahalli gazeteciler veya mahalli politikacılar sürdürebilir. Ben Türkiye Cumhuriyeti..

RIFAT GÖKÇE- Bizim böyle bir düşüncemiz yok.
BAKAN GÜNAY- Ben Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı olarak, 2 bin metre yüksekliğinde, 2 bin yıl önce yapılmış, Anıtların korunmasının derdindeyim. Benim için bu bölgenin turizm potansiyeli, Adıyaman ve Malatya olarak, bir bütün teşkil ediyor. Ve ben, o anıtları koruduğum zaman, bu turizm potansiyelini koruyabilmiş olurum. İller arasındaki çekişme, iller arasındaki basın polemikleri, politikacılar arasındaki karşılıklı, şaka veya ciddi tartışmalar, bunların hiç birisiyle, meşgul değilim. Ben bakan olarak, tamamen tarihin yanında, doğanın yanında, kültürün yanında yer almaya ve bu çekişmelerden uzak kalmaya çalışıyorum.

Malatya Haber, 20.10.2009


******


BİR BAKAN Kİ!..





İlginç bir bakanımız, Kültür ve Turizm Bakanımız var, vesselam!.

Öncesini, sonrasını bilmediği konularda, kah “boşboğaz” bir siyasinin etkisiyle, kah “mahallinde doldurulmayla” ahkam kesmeye kalkışıyor, her şeyi yüzüne gözüne bulaştırıyor. Ne dediğini de, ne kendisi, ne de biz anlayabiliyoruz!.

CHP’nin genel sekreterlik görevinde bulunmuşluktan, bu partiyle 180 derece farklı yönde olan AKP’ye geçmesindeki “fevkalade marjinal” dönüşünün neden kaynaklandığını anlayabilmemizi, daha doğrusu niye anlayamadığımızı, müdahil olduğu Malatya- Adıyaman arasındaki Nemrut Dağı muhabbetlerinden, kafa karışıklığından çıkarabiliyoruz.

Bu sayın bakan, 2 yıla yakın bir zaman önce Malatya’ya gelme teşebbüsünde bulunmuştu. Ancak, komşumuz Adıyaman’ın Ankara’da görevlendirdiği bir siyasinin, bakanın Malatya ziyareti planladığı bir dönemde, Malatya’dan Nemrut Dağı’na gitmemesi tavsiyesini, bu siyasinin “Malatya’dan Nemrut’a gitmek, Mescid-i Aksa’ya İsrail’in açtığı kapıdan gitmek gibidir..” şeklindeki garabet sözlerin de etkisiyle tuttuğunu görmüştük. O zaman Malatya’ya gelmedi, kısa bir süre sonra gittiği Adıyaman’dan Nemrut’a geçmişti.

Sayın bakan, Malatya kamuoyunun ve Malatyalı siyasilerin, Adıyamanlı siyasinin ettiği o garabet sözlere tepkisiyle muhatap olduktan epeyce bir zaman sonra geldiği Malatya’da, kendisine, bize göre biraz da nezaketten, pek Nemrut meselesi de sorulmadı. Kendisi ne dediyse, yazıldı, çizildi. Öylece gönderildiydi. Bir niza da çıkmadıydı.

Bu sayın bakan, geçenlerde Adıyaman’a bir ziyarette daha bulundu. Biraz da, Adıyaman tarafından, Commagene Uygarlığı’na ait tanrı ve kral heykellerinin bulunduğu tepeye, o zor ve dik yaya yoldan epeyce eziyetli olarak çıkmasının etkisinden olsa gerek, bu kez Malatya tarafından, dağın yamacına kadar olan yola sözü getirip, Malatya tarafındaki yolun gerekirse tahrip edilmesini, barikatla kapatılmasını söyleyivermişti.

Adıyaman’a, bu ilin üniversitesinden “fahri doktora ünvanı” almak üzere geldiğini ve o sırada gittiği Nemrut’ta, bu onurlandırmadan hiç etkilenmeksizin (!) o lafları etmiş olduğunu düşünmüş, sadece haber olarak okurlarımıza duyurmuş, yorum yapmamıştık.

Birkaç gün sonra, bazı gazetelerde, Antalya Film Festivali’nde bazı kesimlerce tepki gören bir filmi izlemeden o filme gösterilen tepkilerle ilgili yorum yaptığı haberlerini okuyunca, meselelerin aslını iyice öğrenmeden konuşma alışkanlığı olduğunu düşünmüş, geçmiştik.

Ama.. Şimdi artık bazı diyeceklerimiz var..

Nemrut Dağı’nın Malatya- Adıyaman arasındaki geçmişini bilse, 1980’li yıllarda Malatya’dan Nemrut Dağı’na açılan yolun, gerekirse bombayla uçurulacağına dair tehditleri, Kahta’daki kimi turizm tesisi işletmecilerinin savurduklarından ve de ne kadar tepki gördüğünden haberdar olurdu!

O sayın bakan, geçmişi bilse, uluslararası turizm yayınlarında, Kahta tarafındaki kimi işletmecilerden nasıl ve hangi sıfatla bahsedildiğini, o nedenle Malatya tarafından Nemrut’a gidilmesinin tavsiye edildiğinden de haberdar olabilirdi.

Bunu bilmediği için, aradan yıllar geçtikten sonra, geçmişin “bombalı, uçururuzlu” tehditleri hatırlatan sözleri, hem de bakan olarak söyleyebiliyor.

Malatya’nın 1980’li yıllardan itibaren Nemrut Dağı turizmi ile ilgisi var. Malatya’nın iki ilçesi; Pütürge ve Doğanyol’a bağlanan yollar, o dağın turizm potansiyeli ile ilişkilendirilebilecek yollar. Turizm bağlantısı sağlanmadığı takdirde, her iki ilçe de, kör noktada kalan ve sürekli göç veren, gelişmeyen ilçe konumlarını sürdürecekler. Biraz da bu saikle, 1980’li yıllardan itibaren Malatya, Nemrut’a ulaşım konusunda çalışmalarını başlattı. Tamamı, “devletin projesi, planlaması ve ödeneğiyle” yapılan işler sonunda, 1987 yılında “idare eder” bir yolu oldu. Malatya tarafında, dağa yaklaşık 2 kilometre mesafede bir de motel yaptırıldı özel idarece. Halen bir işletmeci tarafından faaliyeti sürdürülüyor. Bütün bunlara rağmen, örneğin bir sene Adıyaman’a 120 bin turist gitmişken, Malatya’ya 4-5 bin turist ancak gelmişti. Yolun niteliği iyileştirilmediğinden, konaklama vs. tesisi yapılmadığından dolayı..

Malatya tarafı uzun yıllardır, Malatya'dan Nemrut civarında Adıyaman’a bağlanacak bir yolun açılmasının peşinde. Öyle dağın hemen altından bağlanacak bir yol filan değil. Kapadokya’dan başlayacak bir turistik geziyi Malatya’dan devam ettirip, Adıyaman- Nemrut bölgesine, oradan Şanlıurfa’ya, Hasankeyf’e, Diyarbakır’a, Van’a kadar götürecek bir yolun üzerinde yeralmayı istiyor.

Tamam diyoruz, dağın eteğine kadar araç gitmesin istiyorsanız gelin, dağa 2 kilometre mesafede, motelin civarından Kahta bölgesine ulaşacak, tabi Nemrut’u da kapsayacak bir yol olsun diyoruz. Kesinlikle ona da karşılar. Bakanın bilmediği, anlayamadığı o.

Aldığımız bir bilgiye göre, Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün, bu bağlantıyı sağlamak amacıyla yaptığı 2.5 trilyonluk yatırım projesiyle ilgili ihale geçtiğimiz haftalarda, Adıyaman tarafının baskısıyla iptal edilmiş.

O zaman Adıyaman tarafı ne istiyor?

Daha önce de söylediğimiz gibi, Malatya’dan hiçbir şekilde Nemrut’a ulaşılmasın istiyor.

Malatya’nın, daha önce Adıyaman’da görev yapmış bir önceki Valisinin, Malatya tarafının Nemrut’a dair talep ve isteklerini Adıyaman’ı küstürmemek adına “hiç yokmuş mertebesine indirmesi”, yine Kültür ve Turizm dairelerinin birleştirilip, bu konuda Malatya adına tüm olayları yakından takip eden, ilinin hakkını hukukunu koruyan Turizm dairesinin “yönetici” anlamında etkinliğinin ortadan kaldırılması, Kültür ve Turizm’le ilgili görevi üstlenenin de bu işi “iş kabul etmemesi” yüzünden arka plana düşen konuydu, bu Nemrut konusu.

Belki, Malatya tarafından yeterince bilgilendirilmediği, bilgilendirilemediği için bakan, bu yüzden gaf üstüne gaf yapıyor.

Son olarak ettiği Nemrut yolunun tahrip edilmesi, barikat kurulması gibi laflarının yarattığı tepkiler üzerine, Malatya’dan kendisine yöneltilen sorulara verdiği yanıtlarda da, olayı hala anlamaya çalıştığına dair izlenimler edindik. Hala tam olarak anlamamış, anlamaya çalışıyor, o arada da konuşuyor gibi geldi bize, TV Malatya’daki değerlendirmeleriyle.

“Tahrip edilmeli, barikat kurulmalı” sözünün arkasında durduğunu söylerken, bir başka şeyi ekliyor. O da, Malatya tarafından giden yolun, dağın hemen yamacına varmasıyla, buradaki tümülüsü ve heykelleri olumsuz etkileyeceği, o nedenle her iki taraftan giden yolun, dağa zarar vermeyecek bir yerde nihayetlenmesi, her iki tarafta da birer karşılama merkezinin oluşturulması vs.

Ee, zaten bu da Malatya tarafının istediği. Nemrut’a Malatya tarafından da ulaşılması.

Bakanın son söylediğini, en doğrusu olarak kabul edersek, Adıyamanlıları kızdırmış olması gerektiğini söyleyebiliriz. Çünkü, Malatya’nın yıllardır istediğini, şimdi bakan öneriyor. TV Malatya’yla yaptığı canlı bağlantıda anlattıkları, yıllardır Malatya tarafının istediği. Adıyaman tarafında zaten karşılama merkezi, otopark vs. var. Aynısını Malatya tarafına da yapsın, bu da dağa Adıyaman tarafıyla aynı mesafede olsun. Malatya’dan da araç ulaşımı en son o bölgeye kadar olsun.

Bizim siyasilere düşen, bakanın tarih itibarıyla, 20 Ekim 2009 Salı günü, saat itibarıyla öğle öncesinde, TV Malatya’ya yaptığı “kayıtlı” değerlendirmelerin takipçisi olmaları. Malatya tarafından Nemrut’a ulaşacak, ancak dağın yamacında değil de, bakanın dağa zarar vermeyeceğini düşündüğü, örneğin Adıyaman tarafıyla aynı mesafedeki bir karşılama, ağırlama merkezini oluşturmak bakanın isteği. Öyleyse, söylediklerini yap demek, bunun için sürekli takip etmek gerekiyor.

Gerçi, geçtiğimiz yıllarda Nemrut Dağı’ndaki eserlerin onarımı vs. ile ilgili olarak kullanılması gereken “büyük çaplı ve ağır” vinç, ancak Malatya tarafından bölgeye ulaşabilmiş ve iş görebilmişti! Ama bakan, o yolu istemiyorsa, iş makinesini, daha doğrusu dağa gerekebilecek makine gücünü ulaştıracak bir başka yolu da bulup, gelecekte yararlanılmak üzere dosyasına koyabilir!..
…

Kültür ve Turizm Bakanı'nın, Adıyaman’da ettiği sözlerin Malatya’da tepki yaratması üzerine, hemen toplanıp, kastını aşan “lüzumsuz, gereksiz” laflarla işi “seviyesi tartışılır” bir polemik konusu yapmak isteyenlere diyecek pek fazla bir sözümüz yok. Asgari düzeyden yoksun bu tür açıklamalara imza atanları zaten muhatap kabul etmiyoruz. Bu düzeyde ve dozda konuşmaları sürdürmeleri, sadece ve sadece Malatya kamuoyunun, Nemrut mevzuunu hafızasında canlı tutmasını sağlar! O kadar..

Malatya Haber, Yazı: İsmet Yalvaç, 20.10.2009

GÜNAY'DAN SABETAY SEVİ'YE YEŞİL IŞIK

 

 

İzmirli bazı işadamlarının Agora yakınlarında bulunan Sabetay Sevi evinin müzeye dönüştürülmesi konusundaki çabalarına ilişkin soruya yanıt veren bakan Ertuğrul Günay "Türkiye'de geçmişteki bütün tarihsel zenginliklere ayrımsız sahip çıkmaya çalışıyoruz. Hangi inanç, hangi kültürde yaşamışsa onlar bizim emanetimiz. Ama bahsedilen evi görmedim. Önce bir görelim. Sonra uzman arkadaşlarla karar veririz" diyerek 2006'dan bu yana İzmir'de önemli bir grubun mücadele verdiği Sabetay Sevi evinin müze yapılması fikrine destek verebileceğini ima etti.

Bir gazetecinin, İzmir Agora'da Sabetay Sevi'nin yaşadığı söylenen bir evin bulunduğunun söylendiğini ve bazı iş adamlarının bu evin restorasyonu ile ilgili taleplerinin olabileceğini belirtmesi üzerine Ertuğrul Günay, şunları kaydetti:

"Türkiye'de geçmişteki bütün tarihsel zenginliklere ayrımsız sahip çıkmaya çalışıyoruz. Hangi inanç, hangi kültürde yaşamışsa onlar bizim emanetimiz. Ama bahsedilen evi görmedim. Önce bir görelim. Sonra uzman arkadaşlarla karar veririz. Türkiye ne kadar geniş mozaik içinde kültür renkliliğine sahip olur ve tanıtırsa, turizm açısından, kültür açısından dünyada konumunu yükseltir."

Bakan Günay, evin restorasyonu ve müzeye çevrilmesinin İsrail ile yeni bir gerginliğe yol açıp açmayacağının sorulması üzerine, "Zannetmiyorum. Geçmişle ilgili değerler kimsenin yeni bir gerginlik açısından bakışına sebep olmaz. Tarihteki herhangi bir olguya sahip olmamız, onun varlığını ortaya çıkarmamız yeni bir gerginliğe yol açmaz herhalde" dedi.

sonsoz.com, 19.10.2009

TARİHİ ESERLERİN RESTORASYONUNDA BÜYÜK ENGELLER VAR

 

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Manisa'da tarihi Rum Mehmet Paşa Bedesteni'nin restorasyonunun başlatılması dolayısıyla Çarşı Mahallesi esnafının düzenlediği kahvaltıya katıldı.

 

Tarih ve kültür varlıklarının restorasyon ve tadilatında çok büyük engeller bulunduğunu belirten Arınç, bu eserlerin aslına uygun olarak yeniden hayata kazandırılmasının en doğru yol olduğunu vurguladı.

 

Manisa Valisi Celalettin Güvenç, Belediye Başkanı Cengiz Ergün, Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, AKP Manisa Milletvekili Recai Berber ve çarşı esnaflarının katıldığı kahvaltı duayla başladı. Arınç, burada yaptığı konuşmada, Manisa'da vakıf eserleri konusunda bir çalışma yapmayı düşündüklerini kaydetti. Rum Mehmet Paşa Bedesteni'nin 600 yıllık olduğunu ifade eden Arınç, "Bedestenle ilgili Sayın Valimizin gayreti çok oldu. Mirasçıları tespit edildi ve kamulaştırma yapıldı. Şimdi Vakıflar Genel Müdürlüğü ile inceleyerek en güzel şeklini kazandıracağız.'' dedi. Manisa'da son üç dört yılda önemli vakıf eserlerinin restore edildiğini söyleyen Arınç, bu çalışmaların şehrin tanıtımı ve turizm açısından da önem taşıdığını dile getirdi.

 

Başbakan Yardımcısı, "İzin olmadan, tarihi eserlere bir çivi bile çakamıyorsunuz. Aylar süren incelemeler yapılıyor. Bazen çöplük gibi, bazen herkesin gelip geçtiği, perişan haldeki o eserler ayakta duruyor. Bu konuda kurul kararları var. 'Fark etmezler' diye yaparsanız, kendinizi ağır cezada bulursunuz. Sonra telefon edip, 'Başkanım, kurtar bizi.' dersiniz. Kurul kararlarıyla çalışma yapmakta fayda var.'' şeklinde konuştu.

Zaman, 19.10.2009

SANATIN EN GÜÇLÜLERİ

 

Art Review Dergisi, her yıl ekim ayında olduğu gibi bu yıl da sanat dünyasının en etkili 100 ismini seçti. Listenin zirvesinde Londra’daki Serpentine Galerisi yöneticilerinden Hans Ulrich Obrist, ikinci sırada ise New York Modern Sanat Müzesi yöneticisi Glenn D. Lowry var. Derginin editörü Mark Rappolt “Bu listede üst sıralarda yer alanlar, sürekli değişen dünyaya ayak uyduranlar ve onunla baş etmeyi bilenlerdir” diyor.

Genelde küratör ve müze yöneticilerinin üst sıralarda yer aldığı listenin geçen yılki bir numaralı ismi, sanatçı Damien Hirst, bu yıl 48. sıraya inmiş vaziyette. İsveç doğumlu sanat eleştirmeni ve Serpentine Galerisi yönetici yardımcısı Hans Ulrich Obrist’in hemen ardından ikinci sırada New York Modern Sanat Müzesi yöneticisi Glenn D. Lowry yer alıyor. Listenin gedikli isimlerinden Tate Müzesi’nin yöneticisi Sir Nicholas Serota ise üçüncü sırada. Dördüncü Frankfurt’taki Portikus sergi merkezinin direktörü Daniel Birnbaum, beşinci Gagosian galerilerinin sahibi Amerikalı Larry Gagosian, altıncı sırada ise Venedik’te iki müze birden açan Fransız koleksiyoncu Francois Pinault var.

Listedeki en iyi dereceye sahip sanatçı ise 10. sırada yer alan Amerikalı heykeltıraş ve fotoğrafçı Bruce Nauman. Nitekim Nicholas Serota, konuyla ilgili açıklamasında sanat dünyasına yön verenlerin, artık sanatçılardan çok küratörler olduğunu söyledi. Yüz ismin yer aldığı listede Türkiye’den kimse yer almıyor.

Radikal, 19.10.2009

SİDE'DE NYMPHAEUM'UN 4 SÜTUNU AYAĞA KALKACAK

Antalya'nın Manavgat İlçesi Side Antik Kent'te bulunan Nymphaeum Çeşmesi'nde yapılan restorasyon çalışmaları kapsamında, 1 Kasım'a kadar 4 sütunun aslına uygun olarak dikileceği belirtildi.

 

Dünyaca ünlü turizm beldesi Side'de MS 2. yüzyılda kalma Roma eseri Anıtsal Çeşme'de sonbahar dönemi restorasyon ve onarım çalışmalarında 9 tarihi çeşme arasına sütun dikimine başlanıldı.

 

Nymphaeum Çeşmesi'nde 'Tarih Gün Işığına Çıkıyor Projesi' çerçevesinde restorasyon çalışmalarını sürdüren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi arkeologu Altan Algül, tarihi çeşmede restorasyon ve onarım çalışmalarının Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü kontrolünde Barut Turizm Ticaret Anonim Şirketi sponsorluğunda yaptıklarını kaydetti.

 

Side Anıtsal Çeşme'de restorasyon ve onarım çalışmalarının 8 yıl önce başladığını belirten Altan Algün, Nymphaeum'un Anadolu topraklarında bulunan en büyük tarihi çeşme olduğunu ifade etti. Tarihi çeşmenin enine uzunluğunun 52, boyuna ise 20 metre olduğunu aktaran Algül, günümüzde boy uzunluğunun sadece 12 metresinin ayakta kalabildiğini olduğunu söyledi.

 

Algül, "Tarihi çeşmede güz dönemi restorasyon ve onarım çalışmalarımız 1 Kasım tarihine kadar devam edecek. Roma döneminin Anadolu topraklarındaki en görkemli yapıtı Side Nymphaeum Çeşmesi. Hedefimiz bu tarihi yapıyı aslına uygun bir şekilde onararak tıpkı Sagalassos Antik Kent'te bulunan Antoninler Çeşmesi gibi dünya kültür ve tarih mirasına kazandırmak. Anıtsal Çeşme'nin en önemli özelliği Anadolu'da Roma döneminin en büyük ve görkemli çeşmesi. Halk arasında 9 çeşme ismiyle de biliniyor. Çeşmeyi eski haline uygun haline getirme bahar ve güz döneminde var gücümüzle çalışıyoruz." diye konuştu.

 

Restorasyon ve onarım çalışmalarını Side Müze Müdürlüğü kontrolünde 7 kişilik ekiple yaptıklarını anlatan Algül, çeşmeler arasında bulunan 4 sütunu ay sonuna kadar dikerek tarihi yapımının sağ bölümünü tamamlayacaklarını dile getirdi.

 

Algül, Roma dönemin şaheseri olan tarihi çeşme alanında döneme ait 3 bin kırılmış ve birbirinden ayrılmış eser parçasının bulunduğu bilgisini verdi. Side Antik Kent'te ilk kazı ve onarım çalışmaları 1947 yılında dönemin İstanbul Üniversitesi Ord. Prof.Dr. Arif Müfid Mansel tarafından yapıldı.

 

Mansel, kazı çalışmalarını 1960 yılında itibaren Perge Antik Kent'e kaydırınca başta Nymphaeum Çeşmesi olmak üzere tarihi şehirde kazı çalışmalarını öğrencisi Prof.Dr. Jale İnan sürdürdü.

 

Kazı ve restorasyon çalışmalarını 1983 yılına kadar sürdüren İnan, ardından bayrağı Kültür ve Turizm Bakanlığı restorasyon ve konservasyon uzmanı Dr. Ülkü İzmirligil, devraldı. Side'de kazı çalışmalarını 26 yıl sürdüren İzmirligil, 2009 yılından itibaren çalışmaları Anadolu Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Doç.Dr. Hüseyin Alanyalıya devretti. Tarihi şehirde 2009 yılından itibaren başta Side Antik Tiyatro ve ticari agora da kazı çalışmaları Anadolu Üniversitesi tarafından yapılıyor.

Turizm Gazetesi, 19.10.2009

TARİHİ SURLAR AÇIĞA ÇIKARILACAK

 

 

Diyarbakır'ın tarihi surlarının gün yüzüne çıkarılması ve bölgenin gecekondulardan arındırılması amacıyla başlatılan çalışmalarda Büyükşehir Belediyesi ve Sur Belediyesi, TOKİ ile protokol imzalandı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, yaptığı açıklamada, TOKİ ile sur diplerindeki gecekondular için konut yapılması amacıyla Ankara'da protokol imzaladıklarını bildirdi. Protokolde, tarihi surların çekirdek kısmını oluşturan İçkale'nin devamı olan Hazreti Süleyman Camii ve çevresinin temizlenmesi, peyzaj çalışmalarının yapılması ve 300'e yakın gecekondunun yıkılmasının söz konusu olduğunu kaydeden Baydemir, şöyle konuştu: "Yıkılacak olan 300'e yakın gecekondunun sakinleri konut sahibi olacak. Onları mağdur etmeden bunu yapacağız. Hazreti Süleyman Camii, İçkale'deki çalışmaları tamamlayacak bir projedir. Bana göre eğer kazılarda varsayılan Roma dönemine ait tiyatro ve antik hamam ortaya çıkarılabilirse, iddia ediyorum yılda milyonları aşan bir turizm potansiyeli açığa çıkacaktır. Heyecan verici bir proje.' İmzalanan protokolle Kentsel Dönüşüm Projesi hayata geçirildi. Proje sayesinde gecekondularda yaşayan yurttaşlar modern bir hayata, tarihi surlar da gün ışığına kavuşacak. Tarihi sur diplerinde en fazla 2 odalı gecekonduda 5-6 hatta 8-9 çocuğuyla yaşayan aileler, sağlık ocağı, okul, park gibi sosyal donatıların yer aldığı modern mekanlarda yaşama fırsatı bulacak. Gecekondularda yaşayan yaklaşık 2 bin kişiye, 80-120 metrekarelik evlerde sağlıklı bir ortamda yaşama imkanı sağlanacak.


Yıkım ve temizleme çalışmasından sonra hiçbir yapının yapılmasına izin verilmeyecek. Temizlenecek alanda Roma dönemine ait amfi tiyatro ve hamamın olduğu tahmin ediliyor. Hazreti Süleyman Camii civarındaki gecekonduların bulunduğu alanda olduğu tahmin edilen amfi tiyatro ve hamam için kazı çalışması yapılacak.

Haber Diyarbakır, 19.10.2009

TARİHİ MİRAS KORUNACAK

 

 

Bursa Büyükşehir Belediyesi, 1854 yılında Bursa`da yaşanan ve ‘küçük kıyamet` olarak büyük depremde yıkılan Yıldırım Camii'nin minarelerinin restorasyonunu yapmak için harekete geçti.

 

Hazırlanan projeyi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'na sunan Büyükşehir, proje onaylandığında çalışmalara başlayacak ve caminin minarelerini özgün kimliğine uygun bir şekilde yeniden yapacak. 


Tarihi ve kültürel mirasın korunarak, yaşatılması ve gelecek nesillere özgün kimliği ile aktarılması yönündeki çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, bu çalışmalar kapsamında Yıldırım Camii'nin minarelerine kavuşması ve külliye çevresinin de güzelleştirilmesi projesine hız verdi.

Büyükşehir Belediyesi, hazırlanan projeyi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'na sunarken, kurulun onayının ardından çalışmalara zaman kaybetmeden başlamayı hedefliyor.

Çalışmalar  kapsamında minarelerin restorasyonunun yanı sıra Yıldırım Külliyesi'nin çevresi de düzenlenerek güzelleştirilecek. Şu anda 245 tarihi ve kültürel mirasın yaşatılmasına yönelik çalışmasını sürdüren Büyükşehir, Yıldırım Camii ve Külliyesi'nin yanı sıra Yeşil, 1. Murat ve Muradiye Külliyeleri`nin de restorasyonlarını gerçekleştirecek.

Bursa Olay, 19.10.2009

BAKAN GÜNAY: MEGA MÜZE'YE YER BULUN

 

 

İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu'nun toplantısına konuk olan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İzmirlilerden, Ege Medeniyetler Müzesi olarak da isimlendirilen mega müzenin yapılmasını istedikleri yeri bir an önce belirlemelerini istedi. Bakan Günay, "Daha fazla gecikmeyelim. Müzeler Genel Müdürlüğü'nden uzman ekip göndereyim ve alternatif yerlerden birini belirleyelim. Önümüzdeki yıl programa alalım ve projesini hazırlayarak en kısa zamanda temelini atalım. İzmir'in buna acilen ihtiyacı var" dedi.

Bakan Günay, dünkü İzmir programına Tarihi Havagazı Fabrikası'nda düzenlenen Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu Toplantısı ile başladı. Bakan Günay'a hazırladığı dosyayı teslim eden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir'i kalkındıracak ve yatırımcı çekecek alanların liman arkası ve İnciraltı bölgesi olduğunu söyledi. Başkan Kocaoğlu, İnciraltı'nı turizm teşvik alanı ilan etmesini isterken, mega müzenin kurulacağı alan konusunda tartışmaların sürdüğünü söyleyedi. Kocaoğlu, "Bahribaba Parkı, İnciraltı, Agora kazı alanı ile Kadifekale arasındaki bir bölge, Agora yakınındaki katlı otoparkın yıkılması sonrasında kazanılacak alan ve Alsancak Stadı alternatifleri üzerinde duruluyor. Yerle ilgili kesin kararı vermek için Müzeler Genel Müdürlüğü'nden bir heyetin İzmir'e gönderilmesini istiyoruz. Ayrıca kruvaziyer limanın yapılacağı yer konusunda da desteğinizi bekliyoruz" diye konuştu.


Bakan Günay, "İzmir'in Ankara ve Antalya gibi Ege Medeniyetleri Müzesi'ne ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. İnciraltı, Agora arkası, Alsancak Stadı ya da fuar alanı olabilir. Hiçbir dayatmam ve önyargım yok. Ama bunu siz İzmir'in sivil toplum kuruluşları, iş dünyası, valilik, belediye, bilim insanlarını da alarak bir seçim yapmalısınız. 100 yıl sonra 'doğru yer seçmişler' dedirtmek bir marifettir. Bunu yapmaya çalışmalıyız" diye konuştu.


Bakan Günay, AKP İzmir İl Başkanlığı'nı da ziyaret etti ardından da Tarihi Agora'da incelemelerde bulundu. Bakan Günay, Agora'nın hemen karşısında bulunan katlı otoparkın Ege Medeniyetler Müzesi olarak belirlenmesine sıcak bakılabileceğini dile getirdi. Günay, Vali Kıraç'tan önerilen yerlerin durumu ile ilgili rapor istedi.
Yeni Asır, Haber: İlker Çoban - Fatih Yapar, 19.10.2009

TARİHİMİZ YOK OLUYOR





Erzurum'da Yeğenağa Mahallesi Kümbet Sokak’ta bulunan tarihi bir yapı, çevre sakinlerinin adeta korkulu rüyası haline geldi. 10 yıl öncesine kadar kullanılan, boşaltıldıktan sonra da kaderine terk edilen bina, geceleri tinercilerin akınına uğrarken, gündüzleri de, mahalleliye ecel terleri döktürmeye başladı. Eski yapı olduğu için taşları düşen yapı yüzünden yoldan geçenleri ikaz etmek için neredeyse nöbet tutmaya başlayan esnaf, Yakutiye Belediyesi’nin de, binaya sadece uyarı yazısı asmakla yetindiğini ifade etti.

 

Yeğenağa Mahallesi sakinlerinden Mehmet Turan isimli vatandaş, Kümbet Sokak’taki eski yapı yüzünden tüm huzurlarının kaçtığını söyledi. 1999 yılından beri metruk halde bulunan yapının, eski olması nedeniyle yıkılmaya yüz tuttuğunu kaydeden Turan, “Yoldan geçen insanların başına taş düşecek diye, her gün ödümüz kopuyor. Daha önce burada birkaç kez yaralanma olayı bile oldu.” dedi. Eski yapının, metruk olması nedeniyle tinerci ve ayyaşların mekanı haline geldiğini anlatan Mehmet Turan, burada bir ara fuhuş bile yapıldığını ileri sürerek, mahalleli olarak artık bu tür çirkin eylemlere izin vermediklerini dile getirdi.

 

Metruk halde bulunan tarihi yapıyla ilgili olarak harekete geçilmesi için Yakutiye Belediyesi’ne dilekçe verdiklerini hatırlatan Mehmet Turan, Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut’un binada incelemelerde bulunduğunu belirtti. Turan, “Yakutiye Belediye Başkanı buraya geldi, binayı inceledi ve burasının tarihi olduğu için yıkılamayacağını söyledi ve gitti. Ardından binanın üzerine sadece bir uyarı pankartı asıldı, sonra da bir ses çıkmadı.” diye konuştu. Yakutiye Belediyesi’nin, söz konusu metruk binayla ilgili olarak bir şekilde tasarrufta bulunması gerektiğini kaydeden Mehmet Turan isimli vatandaş, “Buraya bir pankart asıldı, ama bu sorun bir pankartla çözülmüyor. İnsanlar yine bu yolu kullanıyor ve bina akşamları da tinercilerle sarhoşların mekanı haline geliyor. Mahalleli olarak bu durumdan şikayetçiyiz ve Yakutiye Belediyesi’ni göreve davet ediyoruz.” dedi.

 

Binanın sahiplerine ulaşılması için harekete geçilmesi gerektiğini vurgulayan Turan, “Mahallemiz, eski Erzurum evlerinin güzel örnekleriyle dolu. Şayet Yakutiye Belediyesi’nin bu binayı yıkmaya yetkisi yok ise, o halde bir şekilde sahiplerine ulaşılsın ve ev restore edilerek kültür hizmetlerine kazandırılsın. Biz bu durumdan fevkalade rahatsız durumdayız. Bu konuda çözüm üretmesi gereken devletin kamu kurumlarıdır, Yakutiye Belediyesi’dir.” diye konuştu. Kümbet Sokak’ta faaliyet gösteren esnaf ise, sokaktan geçen hem sürücü, hem de yayaların büyük bir tehlike altında olduğunu belirterek, “Sokaktan geçenleri ikaz etmek için bazen kapı önünde beklediğimiz bile oluyor. Burası şehir içi ulaşım güzergahı olarak kullanılıyor. Bu sorun, Yakutiye Belediyesi kadar Büyükşehir Belediyesi’ni de ilgilendirmelidir diye düşünüyoruz.” dediler.

Erzurum Gazetesi, 19.10.2009

ÇÖPLÜK MÜZE KURTULACAK





Aydın'da Çok Amaçlı Arkeoloji Müzesi'nin 9 yıldır tamamlanamayan ve çöplük haline gelen inşaatı için Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 2011'i kurtuluş yılı olarak gösterdi. İzmir'deki toplantıda Yeni Asır'ın konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Günay, müzeyle ilgili sıkıntıları bildiğini, projenin ellerine ulaşmasıyla birlikte ödenek çıkarılarak inşaatın tamamlanmasını sağlayacaklarını söyledi. İnşaatın içi alkoliklerin mekanı haline gelirken, çevresi de moloz döküm alanına dönüşen müze binasının tamamlanması halinde Aydın, çok önemli bir esere kavuşacak.

Tralles, Magnesia, Nyssa gibi önemli antik yerleşimlerden çıkarılan eserlerin sergilendiği, ancak yetersiz kalan 36 yıllık müzenin yerine yenisini inşa etmek üzere, Aydın Belediyesi ve İl Özel İdaresi arasında 9 yıl önce imzalanan protokolle inşaata başlandı. 28 Mart 2002'de Aydın Belediyesi ve İl Özel İdaresi arasındaki protokol karşılıklı olarak fesh edildi. Müzenin bundan sonraki yapım aşamasını İl Özel İdaresi üstlendi. Fesih üzerine ilk ihale de iptal edildi, 28 Eylül 2002'de açılan yeni ihaleyi Haf-Mak inşaat aldı. 28 Haziran 2004 tarihinde kaba inşaatı tamamlanan müzenin kesin kabulü yapıldı. Müze inşaatına o güne kadar 507 bin TL harcandı. Binanın ince inşaatı için ödenek sorunu yaşanınca ihale yapılamadı. 10 Ağustos 2004'te müze inşaatını yürüten firmanın sahibi Murat Temiz maddi sıkıntılar yüzünden canına kıydı.

Kaba inşaatı Aydın İl Özel İdaresi tarafından teslim alınan müze inşaatına bir çivi dahi çakılmadı. Müze inşaat alanı moloz tarlasına ve çöplüğe döndü. Üç katlı müzenin en alt katından üçüncü katına kadar hemen hemen her odası evsizlerin mekanı oldu. İnsan ve hayvan dışkılarıyla dolan inşaat alanında ısınmak için yakılan ateşlerden kalan küller savrulurken, içki şişeleri, eski eşyalarla dolan inşaatın bazı duvarları yıkıldı, sökülen tuğlaların tabure olarak kullanıldığı gözlendi.

Aydın'a bir yıl arayla iki kez gelen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay 28 Eylül 2008'de, Aydın Arkeoloji müzesi inşaatının pürüzler giderildikten sonra en kısa süre içinde Aydın'a kazandırılarak kentin kültür ve turizmine hizmet vereceğini ifade etti. Bakan Günay 19 Ağustos 2009'da da konuyla ilgilendiğini ifade etmişti.

Dün İzmir'deki toplantıda Yeni Asır tarafından konunun gündeme getirilmesi üzerine şöyle konuştu: "Aydıh'a yapıtığım iki ziyaretimde gördüğüm yerler arasında bulunan Aydın Müzesi için de ödenek tahsis edildi. Projeleri bekliyoruz. Müzenin kaba inşaatı bitti, şimdi ince işleri, dekorasyonu ve çevre düzenlemesi için yeniden ihale açılıp, proje teslim alındıktan sonra hızla tamamlayacağız. Aydın, 2011'e müzeyle girecek" dedi.

Aydın Çok Amaçlı Arkeoloji Müzesi'nin yapımına başlanmasından sonra İstemihan Talay, Suat Çağlayan, Hüseyin Çelik, Erkan Mumcu, Atilla Koç, Ertuğrul Günay Kültür ve Turizm Bakanlığı koltuğuna bulunan isimler oldu. Bu sürede Aydın'da Sema Pişkinsüt, Ertuğrul Kumcuoğlu (2), Halit Dikmen, Ali Uzunırmak (2), Bekir Ongun, Yüksel Yalova, Cengiz Altınkaya, Ali Rıza Gönül, Ahmet Rıza Acar, Mehmet Boztaş, Mehmet Semerci, Özlem Çerçioğlu (2), Ahmet Ertürk (2), Atilla Koç (2), Semiha Öyüş, Mehmet Mesut Özakcan, Recep Taner, Mehmet Erdem, Fatih Atay TBMM'de Aydın'ı temsil etti. Aydın'da bu dönemde Emir Durmaz, Muharrem Göktayoğlu, Mustafa Malay, Hüseyin Coş valilik yaptı. Hüseyin Aksu, İlhami Ortekin ve Özlem Çerçioğlu müze inşaatının başladığı süreden bu güne belediye başkanlığı koltuğuna oturan isimler oldu. Ancak müze için bugüne kadar bir çalışma yapılamadı.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Nuri Aktakka, Aydın Çok Amaçlı Arkeoloji Müzesi'nin, Kültür ve Turizm Bakanlığı 2010 yatırım planına alındığını açıkladı. Nuri Aktakka, "Aydın Çok Amaçlı Arkeoloji Müzesi'nin teşhir ve tanzim projesini şu anda İzmir Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü hazırlıyor. Kesin projesinin ortaya çıkmasından sonra müzenin inşaatının tamamlanması için yeniden ihale açılacak. 2010 yılı yatırım planına alınan müze inşaatına başlanacak ve en kısa süre içinde tamamlanacak" diye konuştu.

Aktakka, kaderi ile baş başa bırakılan müze inşaatındaki güvenlik zafiyetinin kendileri ile alakalı olmadığını söyledi. Pislik yuvasına dönen inşaatın güvenliğinden Aydın Emniyeti'nin sorumlu olduğunu savunan Aktakka "Aydın Emniyet Müdürlüğü'ne müze inşaatının güvenliği konusunda gerekli yazışmaları yaptık. Emniyet yetkilileri devriye sistemi ile müze inşaatını gözetliyorlar. Bu binayı bu haliyle de korumamız gerektiğini biliyorum ama bizim yapabileceğimiz bir şey yok" dedi.

Yeni Asır, Haber: Erdal Karakavukoğlu, 19.10.2009


******


ÇÖPLÜK MÜZEYE VALİ KORUMASI

 

Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş, 9 yıl önce yapımına başlanmasına rağmen bir türlü tamamlanamadığı için çöplük haline gelen Çok Amaçlı Arkeoloji Müzesi'nin etrafının tel örgüyle çevrilmesi için talimat verdi. Yeni Asır Gazetesi'nde dün çıkan haber üzerine açıklama yapan Vali Coş, "Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın, eserin 2001'de hizmette olacağı yönündeki açıklamasına memnun olduk. Ödeneğin gelmesinden sonra çalışmaları bizzat takip edeceğiz. İnşaatın 2010 yılı sonuna kadar tamamlanması için elimizden geleni yapacağız" dedi.


Vali Coş, inşaatın tamamlanması için ihtiyaç duyulan kaynağın çıkarılması konusunda Bakan Ertuğrul Günay'ın bizzat söz verdiğini hatırlatarak, ihale yönetmeliğinin yeniden hazırlanma sürecinin de tamamlanamadığını söyledi. Bu sıkıntının ortadan kalkmasından sonra müzenin Aydın'a kazandırılacağını anlatan Vali Coş, "Bakanlığımız bu işi ciddiyetle takip ediyor. Geçmişte aksaklıklar olmuş, bunun üzerinde duracak değiliz. İleri dönemde de böyle bir aksaklık olmaması için Valiliğimiz ve Bakanlığımız da gerekli koordinasyonları sağladı" diye konuştu.

Vali Coş, müze inşaatının emniyeti açısından etrafını tel örgü ile çevireceklerini ifade etti. Coş, şöyle konuştu: "Maalesef zaman zaman çeşitli insanlar gelip inşaata girebiliyor. Bunu önlemek için bu binanın etrafını bir emniyet teli ile çevirip, giriş çıkışları denetim altına almayı öngörüyoruz. İlgili birimlere talimat verdik. Böyle bir müzeye büyük ihtiyacımız var. Aydın'ın tamamı neredeyse bir açık hava müzesi. Bu nedenle de kaybolabilecek küçük eserleri sergileyebilmek için bu müzenin bitmesi şart."


Öte yandan Aydın İl Genel Sekreteri Halil İbrahim Aktemur, müze inşaatının bitirilememesinin nedeni olarak ören yerleri gelirinin İl Özel İdare'den alınmasını gösterdi.


Aktemur, şunları kaydetti: "Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu, ören yerlerinin gelirlerinin İl Özel İdare'den alınma kararının ardından, buradan gelen para kesildi. Bu inşaat ören yerlerinden gelen para ile yapılıyordu. Bu paraların bakanlığa çekilmesi ile inşaatlar yarım kaldı. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç döneminde ise, kültür merkezi inşaatı Kültür Bakanlığı'ndan gönderilen ödenek sayesinde ilerledi."

Yeni Asır, Haber: İhsan Karataş, 20.10.2009

YÜZLERCE ESER KAYIP İDDİASI

 

Yıllarca süren tadilatı ardından çalınan heykelleri ve tablolarıyla gündemden düşmeyen Resim ve Heykel Müzesi’nde yüzlerce eserin kayıp olduğu iddia edildi. Kültür Bakanlığı tarafından kurulan sayım komisyonunda yer alan Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (GESAM) Başkanı Osman Altıntaş, müzenin güvenliğinin yetersiz olduğunu ve yüzlerce eserin kayıp olduğunu iddia etti.

Yaklaşık bir yıldır çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Altıntaş, “Sayımlar sırasında eksik eserlerin yanı sıra birçok eserin de kopyasıyla değiştirilmiş olduğuna tanık olduk” dedi.

Altındağ Belediyesi tarafından yürütülen restorasyon sırasında müzeden iki heykelin çalındığını hatırlatan Altıntaş, şunları söyledi:

“Olayın ortaya çıkmasının ardından Bakanlık müze için bir müfettiş görevlendirdi. Bu müfettiş, müzede incelemelerde bulunduktan sonra Bakana ‘eksik yok’ raporu verdi. Ancak, bir süre sonra göreve getirilen müdür Özgür İzzet Pektaş, müzeyi teslim almadan önce sayım istedi. Bunun üzerine bakanlığın yine aynı müfettiş başkanlığında oluşturduğu sayım komisyonu eserlerde eksiklik tespit edince, bakan ilk başta ‘eksik yok’ raporu veren bu müfettişi mahkemeye verdi.

Tüm bu olayların ardından bakanlık bir sayım komisyonu daha oluşturdu. Benim de yer aldığım bu komisyon yaklaşık bir yıldır sayımları sürdürüyor. Sayımlarımız sırasında yüzlerce eserin kayıp olduğunu ve kopyalarıyla değiştirilmiş olduğunu tespit ettik. Müzenin güvenliği yeterli değil. Bakanlığın acil önlemler alması gerekiyor. Müzeler bir ulusun bellediğidir. Bu bellek idari sahibinin dışında ulusun ortak malıdır. Bu müze yeterince korunamamıştır. Yüzlerce eserin noksanlığı bu müzenin yeterince korunamadığının bir kanıtıdır.

 

Resim Heykel Müzesi’nde güvenlik kameralarının, tabloların bulunduğu deponun açıldığı iki pencereyi görmediği ortaya çıktı. Depoya giren kötü niyetli kişiler tarafından rulo yapılan tabloların bu pencerelerden çok rahatlıkla çıkartılabileceğine dikkat çeken uzmanlar, acilen önlem alınmasını istedi.

 

GESAM Başkanı Osman Altıntaş, Altındağ Belediyesi tarafından yürütülen restorasyon çalışmaları sırasında 50’nin üzerinde işçinin müzede yattığını iddia etti. İşçilerin tüm ihtiyaçlarını çok değerli tabloların bulunduğu müzede giderdiğini anlatan Altıntaş, “Müze işçileri içinde tablolarla birlikte teslim edilmiş. Tabloların akıbeti belli değil. Galerilerin ortasına yataklar serilmiş. Buralarda yemekler pişirilmiş” iddialarında da bulundu.

Hürriyet Ankara, Haber: Eray Görgülü, 19.10.2009

TAKSİM'İN SİMGESİ BAKIMA ALINIYOR

 

 

Restorasyonu uzun süreden beri gündemde olan Taksim Meydanı'nın ve İstanbul'un simgelerinden Cumhuriyet Anıtı'ndaki restorasyon çalışmalarına, 11 Kasım'da başlanıyor. Yaklaşık 3 ay sürecek çalışmalar için 250 bin lira harcanması öngörülüyor. İtalyan mimar Guilio Mongeri tarafından yapılan ve 1928'de yapılan Taksim Meydanı'ndaki Cumhuriyet Anıtı, uzun yıllardır tehlike sinyali veriyordu. Yıllar içerisinde, kaide taşları eriyen, taş blokları ayrılmaya başlayan anıtın üzerindeki heykeller de oksitlenmeye başladı. Anıtın restorasyon çalışmalarını 2009 yılı programına alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, geçtiğimiz günlerde ihale açtı. Anıt, Atatürk'ün 71. ölüm yıldönümü anmalarından bir gün sonra bakıma alınacak. Bronz heykeller ve rozetler uzman heykeltıraş gözetiminde, hassas el aletleriyle temizlenecek; anıtın malzemesiyle uyumlu harç kullanılacak ve mevcut çatlaklar akrilik esaslı malzeme yöntemiyle giderilecek. Çalışmada anıtın mevcut kurşun kaplaması da yenilenecek.

Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı'nın yapımına 1925'te başlanmış, 8 Ağustos 1928'de açılmıştı. İtalyan mimar Guilio Mongeri tarafından yapılan anıtta, pembe suza ve yeşil trantino İtalyan mermerler kullandı. Parçaları İtalya'da yapılan ve vapurla İstanbul'a getirilerek Taksim Meydanı'nda birleştirilen anıt, 11 metre yüksekliğinde ve 184 ton ağırlığında.

Sabah, Haber: Bülent Ergün, 18.10.2009

OTOMOBİLDEN TARİH FIŞKIRDI

Kütahya'da tarihi eser kaçakçılığı yaptığı ileri sürülen 2 kişi, jandarma tarafından yakalanarak gözaltına alındı.

 

Edinilen bilgiye göre bir ihbarı değerlendiren jandarma ekipleri, Cumhuriyet Savcılığı'ndan alınan izinle Kütahya-Eskişehir karayolunda R.Y. ve H.K.'nin bulunduğu 43 FD 029 plakalı otomobilde arama yaptı.

 

Araçta; 170 adet gümüş sikke, 1 adet halkalı kolye, 1 adet kemik idol, 1 adet işlemeli yüzük, 1 adet bronz kutu, 1 adet İncil, ele geçirildi. R.Y.'nin evinde yapılan aramada ise 2 adet gümüş bilezik, 12 adet mezar sütunu bulundu. Jandarmadaki ifadelerinin ardından adliyeye sevk edilen R.Y. ve H.K,. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Kütahya Kent Haber, 19.10.2009

HEREKE'DE TESADÜFEN BULUNAN TOPLU MEZAR

 

Hereke Cumhuriyet Caddesi’nde boş bir arazide inşaat için hafriyat kazısı yapılırken, toprağın altından toplu mezar çıktı. Çok uzun yıllar öncesinden kaldığı, tarihi özelliği olduğu sanılan mezar açıldı, Müze yetkililerine bildirildi. Ama gelen giden yok. Mezar ortada kalmış.

Özgür Kocaeli, 18.10.2009

ELMALI SİKKELERİ, ANTALYA MÜZESİ'NDE





Antalya’nın Elmalı İlçesi'nden yurt dışına kaçırıldıktan sonra tekrar Türkiye’ye getirilen Elmalı Sikkeleri, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden Antalya Müzesi’ne nakledildi. Antalya Müze Müdür Vekili Mustafa Demirel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1984 yılında Antalya’nın Elmalı İlçesinde kaçak kazılar sonucu bulunan yüzyılın definesi Elmalı Sikkeleri’nin 25 yıl aradan sonra bulunduğu topraklara geri döndüğünü söyledi. ABD’den getirildikten sonra Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen sikkelerin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın desteğiyle Antalya Müzesi’ne nakledilmesi kararının alındığını belirten Demirel, 1679 sikkenin önceki gün Antalya’ya getirildiğini kaydetti.

Demirel, sikkelerin müzede oluşturulan özel bölümde sergileneceğini ve 26 Ekim'de düzenlenecek törenin ardından ziyarete açılacağını belirtti.

Antalya Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Acar da 1984 yılında Türkiye’den yurt dışına kaçırılan değerli eserlerin bulunduğu bölgeye geri getirilmesi için çok yoğun bir hukuk savaşı verildiğini söyledi.

Türk kamuoyunun eserlerin yurt dışında olduğu dönemde sergilediği kararlı tutum ile konunun peşinin bırakılmayacağı ve ülkemize ait her türlü kültür mirasına mutlak suretle sahip çıkılacağının tüm dünyaya gösterdiğini kaydeden Acar, şöyle devam etti: "Yüzyılın definesi olarak tanımlanan bu sikkelerin, ’Her eser kendi bulunduğu topraklara aittir’ anlayışıyla bulunduğu topraklara dönmesi sağlandı. Dünyaca ünlü buluntunun Antalya’nın kültür ve turizmine büyük oranda katkısı olacağına inanıyoruz. Bu ünlü hazinenin Antalya’da sergilenmesi hem kent turizmine hem de kültür turizmine büyük bir katkı sağlayacak."

SİKKELERİN GEÇMİŞİ VE KAÇIRILIŞ ÖYKÜSÜ

MÖ 5’inci yüzyılda Persler’in Yunanistan’ı istila etmelerinden sonra Atina Şehir Devleti’nin önderliğinde Akdeniz çevresindeki şehir devletleri, bugünkü Nato’nun prototipi sayılabilecek, Attika-Delos Deniz Birliği kurulmuştu. Birliğin bir merkezi ve bütçesi vardı. Her ülke kendi bastığı gümüş sikkeden, gücü oranında birliğe katkıda bulunuyordu.

Elmalı İlçesinde kaçak kazılar sonucu bulunan Elmalı Sikkeleri, o bölgedeki bütün şehir devletlerinin paralarını içeriyordu. Yaklaşık bin 900 sikkenin binden fazlası Likya bölgesindeki şehir devletlerinin parasıydı ve içlerinde şimdiye kadar bilinmeyen hanedanların sikkeleri de vardı.

Söz konusu sikkelere "Yüzyılın Definesi" denmesinin en önemli nedeni ise Yunanlıların Persleri yenmeleri üzerine basılan anı paraları olmaları ve bunların çok az sayıda basılmış olmalarıydı. Bu sikkelerden 1984 yılına kadar dünyada sadece 13 tanesinin varlığı bilinmekte idi. Elmalı Definesi’nde ise bu sikkelerden 14 tane bulunmaktaydı. Elmalı Definesi’nin bulunmasıyla insanlık tarihinin bilinmeyen önemli bir bölümü aydınlanmış ve dünyada bilinen Dekadrahmi sayısı iki katına çıkmıştır.

18 Nisan 1984 tarihinde Antalya’nın Elmalı İlçesi Bayındır Köyü'nde gerçekleştirilen kaçak kazılar sonucunda bulunan bin 900 gümüş sikke yurt dışına kaçırılarak, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki müzayede kuruluşlarında açık artırmalarda satışa sunuldu. Bir müzayede kataloğunda Elmalı’dan kaçırılan bir sikkenin fotoğrafının tesadüfen görülmesi üzerine uzun süren pazarlık ve hukuk süreci başlatıldı. Davalar sonucunda sikkeler 1999 yılında Türkiye’ye getirildi ve Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmeye başlandı.

Radikal, 18.10.2009

DOLMABAHÇE'DE BİR MÜCEVHER





20 yıldır Dolmabahçe Saat Kulesi’nin ve saraydaki tüm saatlerin bakımını gerçekleştiren Recep Gürgen, İstanbul’un suskun saat kulelerini 2010 Kültür Başkenti projesi için tamir etmek istiyor.

Milli Saraylar Daire Başkanlığı ve İtalyan Dış Ticaret Enstitüsü’nün işbirliğiyle cephesi temizlenen, sağlamlaştırılan ve koruma altına alınan Dolmabahçe Sarayı Saat Kulesi’nin gizli bir kahramanı, bir nevi ‘koruyucusu’ var: Recep Gürgen...


1979 yılından beri Dolmabahçe Sarayı’nda çalışan Recep Gürgen, bugün Saat Kulesi’ndeki saatin bakımından sorumlu tek kişi. Yani onun dilini anlayan tek usta.


Aynı zamanda Dolmabahçe Sarayı’ndaki tüm saatlerin tamirini ve bakımını da gerçekleştiren Recep Gürgen ünlü saatçi Wolfgang Mayer’in öğrencisi. Mayer’in dedesi Abdülhamit döneminde saraya saatçi olarak gelmiş; yani Mayer ailesi saray saatçiliği geleneğini bilen son nesil.
Gürgen, Dolmabahçe Sarayı’nın saatçibaşı Johann Mayer tarafından takılan saati şöyle anlatıyor: “Saatin markası Paul Garnier; Fransız yapımı. Tek makineden üç cephedeki saat çalışıyor. Yani bir makineden diğer saatlere aktarım organları var. Denize bakan yöndeki saat ise ayrı bir makineyle çalışıyor. Saat başı ve yarımlarda vurur, saat kaçsa onu çalar. Tabii günümüzde ancak gece yarısından sonra saatin vurma sesini duyabiliyoruz. Gündüz trafik gürültüsünden pek duyulmuyor. Saatin her fonksiyonu aktif halde.”


Saat, Gürgen, bakımını yaptığından beri yani yaklaşık 20 yıldır bir gün bile çalışmamazlık etmemiş. Zaten Gürgen için ‘tamir edilemeyecek bir saat yok’. Kalfası Şule Gürbüz ile her hafta saatle ilgilendiklerini söylüyor.

 

Gürgen İstanbul’da yaklaşık 10 saat kulesi olduğunu ve bunlardan sadece birinin çalıştığını dile getiriyor. Bu konuyla ilgili olarak da 2010 Ajansı’na proje sunmuş ama herhangi bir cevap alamamış: “Şehrin suskun saatleri var. Onları tamir edebiliriz. Bunun için bir proje hazırladım. 2010’dan randevu talep ettim. Ama maalesef geri dönen olmadı.”

 

TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı, İtalyan Ticaret Merkezi ve İtalyan Restorasyon Derneği “Assorestauro Servizi” işbirliğiyle restorasyon çalışmaları tamamlanan Dolmabahçe Saat Kulesi, önceki gün düzenlenen törenle açıldı. Açılışta konuşan TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, Dolmabahçe Saat Kulesi’nin restorasyonunda ortaya konulan işbirliğinin, Türkiye ve İtalya arasında geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan kültürel bağların hala devam ettiğinin göstergesi olduğunu belirtti. 

Milliyet, Haber: Yasemin Bay, 18.10.2009

TARİHİ BİNA TARİH TAHRİFATIYLA SATILDI





Osmanlı padişahı 2. Abdülhamid'in 107 yıl önce, Beyoğlu'na İtalya'dan getirdiği müzisyenler için İtalyan mimarlara yaptırdığı Temel Apartmanı mahkemelik oldu.

 

Hukukçu ikizler Ali Günay Çifter ve Mustafa Tünay Çifter, yöneticisi oldukları müflis Serhan Nakliyat'ın mülkiyetindeki tarihi binanın sekiz yıl önce yapılan ihalesine fesat karıştırıldığını öne sürüp dava açtılar. Davacı kardeşler beş yıl süren davanın kanun ve içtihatlara aykırı şekilde gerekçesiz reddedildiğini belirterek temyize gitti. Mahkeme, bina üzerindeki tedbirin devamına karar verdi. Dosyada, ihale gününün iflas zabıt defterinde “kalemle oynama yapılarak” ilan edilen tarihten bir hafta önceye kaydırıldığı belirtildi. Bunun da, TİFAŞ adlı şirketin binayı tek başına alması için yapıldığı, SİT özelliği gizlenerek gerçekdışı bilgilerle taliplerin kaçırıldığı da iddia edildi.

Binayla ilgili 1. ihale 17 Temmuz 2001'de yapıldı. TİFAŞ Turizm Sağlık Gıda Müzik Sanat Org. ve Tic. A.Ş. bu tarihte tek başına girdiği ihalede binayı 265 milyar liraya aldı. İhale kesinleşti, bina 2 Ağustos 2004'te TİFAŞ adına tescil edildi. Müflis Serhan Nakliyat'ın yöneticisi Ali Günay Çifter, İstanbul 3. İcra Tetkik Mercii'nde ihalenin usulsüz yapıldığı iddiasıyla fesih davası açtı. Davacı tanıkları iflas zabıt defterindeki ilanda tarihin 24 Temmuz 2001 olmasına rağmen, bu tarihte gittiklerinde ihalenin bir hafta önce yapıldığını öğrendiklerini söyledi. Diğer iddialar şöyle sıralandı:


* Satış gününü iflas zabıt defterinden takip eden talipleri bertaraf etmek için defterin 56. sayfasında tahrifat yapıldı, tarih bir hafta önceye kaydırılarak, TİFAŞ tek başına rakipsiz bırakıldı, yeni tarih, satıştan sonra gazete ilanına uyduruldu.
* Gazete ilanında ve satış sürecinde binanın korunması gereken kültür varlığı (SİT) niteliği gizlendi.
* Kesin imar durumu alınmadan ihale açılarak taliplerde şüphe ve tereddüt yaratıldı.
* İhaleden sonra açılan davada mahkemenin atadığı bilirkişi binanın değerini, satış bedelinin altı misli tespit etti.

 

Bina, 2. Abdülhamid tarafından, İtalya'dan getirdiği müzisyenler için 1892'de İtalyan mimar ve mühendislere, tümüyle bu ülkeden ithal malzemelerle, İtalyan mimarisi tarzında inşa ettirildi. 360 metre-karelik bodrum dahil yedi katlı binada her biri 190 metrekarelik 12 daire var. İstanbul'da ilk defa asansör ve kalorifer kullanılan bina, Jurnal, eski adıyla Gazete Sokak'ta. Bina, bir başka bina yıkılarak inşa edilmiş. İtalyan opera bestecisi Gaetano Donizetti'nin büyük ağabeyi Donizetti Paşa yıkılan binada oturuyordu. Namık Kemal de aynı sokakta 18 yıl yaşamıştı.

Hürriyet, Haber: Ali Dağlar, 18.10.2009

KENTİN KÜLTÜR ROTASINI BELİRLEYECEK ÇALIŞTAY

 

 

İzmir Kültür Çalıştayı, mimarlardan heykeltıraş ve gazetecilere, tiyatroculardan müzisyen ve yazarlara, yönetmenlerden akademisyenlere kadar kendi alanlarında Türkiye’nin etkin isimlerini buluşturacak.

 

Tarihi Havagazı Fabrikası’nda 24 Ekim’de gerçekleştirilecek Çalıştay’da, öncelikle İzmir’in Türkiye’de, Ege’de ve Akdeniz coğrafyasında kültür ve sanat alanındaki mevcut durum ve konumu belirlenecek. Çalıştay’da, Akdeniz’in diğer kültür merkezleri Barselona, Marsilya, Venedik, Roma, Atina, İskenderiye ve Beyrut gibi kentlerle işbirliği kurulması,ortak kültür ve sanat projeleri oluşturulması konuları da masaya yatırılacak. “kültür endüstrileri”, “kentsel tasarım”, “sanatlar” “kültürel miras” ve “kültür politikaları” başlıklarında beş farklı grupta çalışmalar yapılacak. Grupların  önerileri birer sunum halinde, sonuç bildirgesi ile kamuoyuna duyurulacak.

Prof.Dr. İlhan Tekeli ile Yrd. Doç.Dr. Serhan Ada’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilecek çalıştayın evsahipliğini üstlenen Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, çalışmalarını,  kent merkezini kültür turizmine uygun olarak yeniden işlevlendirme konusunda yoğunlaştırdıklarını ve böylelikle İzmir’in, imaj ve konumunu güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi.

Milliyet Ege, 18.10.2009

PATNOS'TA TARİHİ ESER OPERASYONU

Ağrı'nın Patnos İlçesi'nde Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen gizli soruşturma sonucu düzenlenen operasyonda 41 adet tarihi eser ele geçirilirken olayla ilgili yakalanan 1 kişi tutuklandı.

 

Edinilen bilgiye göre, Bitlis'in Adilcevaz İlçe Devlet Hastanesi'nde memur olan F.A. isimli şahıs, 41 parça tarihi eseri satmak istediği kişiye göstermek için Patnos İlçesine getirdi. Zanlı, Cumhuriyet Savcılığı'nın görevlendirdiği gizli soruşturmacıyla bir yerde görüşüp tarihi eserlerle ilgili pazarlık yaptığı esnada yakayı el verdi.

 

Operasyondan sonra çıkartıldığı mahkeme tarafından tutuklanan F.A. Erciş Kapalı Cezaevi'ne gönderilirken, el konulan ve birçoğu gerçek olan 41 parça tarihi eserin Van Müze Müdürlüğü'ne gönderildiği belirtildi.

Ağrı Kent Haber, 17.10.2009

TEMEL KAZISINDA MEZAR BULUNDU

 

 

Hatay Kırıkhan İlçesi'nde ev temeli kazısı sırasında Bizans dönemine ait bir mezar bulundu.

 

Kırıkhan İlçesi Yeni Mahalle Mustafa Paşa Caddesi Kırlangıç Sokak'ta ev yapmak üzere kepçeyle temel kazısı yapıldığı sırada mezar bulundu. Bunun üzerine olay Kırıkhan İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne bildirdi. Olay inceleme ekipleri arsayı güvenlik kordonu içine aldı. İlçe Emniyet Müdürü Duygu Uzundurukan, Kaymakam Fecri Fikret ve son olarak Hatay İl Kültür Müdürü Nizamettin Duran de kazı alanına gelerek inceleme yaptı.

 

Yetkililer mezarın 13.yüzyıl Bizans dönemine ait iki tane insan iskeleti ve kafatası olduğunu açıkladı. İnceleme ve çalışmaların ardından detaylı bilginin kamuoyuna açıklanacağı bildirildi.

Hatay Kent Haber, 17.10.2009

TARİHİ AGORAYA OTOPARK GÖLGESİ

 

İzmir’de tarihi gün yüzüne çıkarıp kentle buluşturmak için Agora çevresindeki binalar kamulaştırılıp yıkılırken, buradaki katlı otopark tarihi mekanı gölgeliyor.

 

Kentin tarihini gün ışığına çıkaracak tarihi Agora ören yeri çevresinde, kamulaştırılan alanlarda enkaz halindeki çok sayıda bina yıkıldı, diğerleri de yıkılmaya devam ediyor.
Geçmişteki çarpık yapılaşma, yıkımlara rağmen olumsuz görüntüleri ile tarihin önünde engel olmaya devam ediyor.

Bunların arasında Mezarlıkbaşı semtinde yıkılması tartışılan çok katlı otopark geliyor. Otopark çirkin yapısı ile kentin tarihi hazinesi Agora’nın güzelliğini adeta ikiye bölüyor.

Hürriyet Ege, Haber: Mustafa Oğuz, 17.10.2009

BAKAN GÜNAY: AĞLAMAK İSTİYORUM

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, ''Yabancı ülkelerde müzeleri gezerken, içimden ağlamak ve bağırmak geçiyor'' dedi.

Bakan Günay ile Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Denizli'deki Laodikya Antik Kenti'nde incelemelerde bulundu.

Laodikya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı ve Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Öğretim Üyesi Prof.Dr. Celal Şimşek, bakanlar Günay ve Kavaf'a çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Günay, Türkiye'de çok yerde kazı yapıldığını ama bunların korunamadığını belirterek, ''Kazı yapan hocalar üniversitelerine uzak yerlerde kaldıkları için kazı süreleri kısalıyor, bir iki ay çalışabiliyorlar. Laodikya, belediyenin desteği ile kısa sürede ayağa kalktı'' diye konuştu.

Antik kentin tapınak, boyahane, fırın, şarap mahzeni, tiyatro, darphane bölümlerinde incelemelerde bulunan Günay, kazı için maddi destek talebinde bulunan Prof.Dr. Şimşek'e, Laodikya'ya 150 bin TL kaynak aktarılacağını ifade etti.

Laodikya Antik Kenti'ndeki kazı alanında ortaya çıkan 2 bin yıllık Denizli horozu figürünü inceleyen Bakan Günay, bunun farklı yerlerde kullanılmasını ve hediyelik eşyalara işlenmesini istedi.

Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekci'nin, İngilizler tarafından demir yolları yapılırken Ege Bölgesi'ndeki tarihi kentlerin tahrip edildiğini ve Almanların da Bergama'daki eserleri yurt dışına çıkardığını söylemesi üzerine Günay, ''Yabancı ülkelerde müzeleri gezerken, içimden ağlamak ve bağırmak geçiyor. Onlar gösteriyor işte Bergama'dan sunak gitmiş, inanılmaz bir şey. İnsan oturup ağlamak istiyor'' dedi.

Habertürk, 17.10.2009

URARTU KRALI 2 BİN 754 YIL ÖNCESİNDEN SESLENDİ

 

 

Urartu Kralı 2'nci Argişti'nin 2 bin 754 yıl önce söylediği sözler, Ağrı'nın Tutak İlçesi'nde bir tarladan çıktı. Tutak'ta vatandaşlar tarafından bulunan 'taş'ın Urartu Krallığı'na ait bir yazıt olduğu anlaşıldı.

 

Yrd. Doç.Dr. Rafet Çavuşoğlu, yazıtın Urartu Kralı 2’nci Argişti tarafından MÖ 755-745 yılları arasında yaptırılan ve tarihteki en eski karayollarından biri olduğu bilinen Van-Ağrı karayolu ve köprü hakkında önemli bilgiler içerdiğini söyledi. Urartu alfabesiyle ve çiviyazısıyla yazılan metinde Murat Nehri’nden Arsiani diye söz ediliyor ve yazıta zarar verecekler lanetleniyor:
“Haldi’nin büyük gücüyle, Rusa’nın oğlu Argişti söyler, ben Bianlı ülkesinden buraya karayolu yaptım ve Arsiani Nehri üzerine köprü inşa ederek, adını Argişti köprüsü koydum. Haldi’nin büyük gücüyle, ben Rusa oğlu Argişti, güçlü kral, karaların kralı, Bianlı ülkesinin kralı, Tuşpa şehrinin yöneticisiyim. Rusa oğlu Argişti söyler, her kim bu yazıyı kırarsa, kim ona zarar verirse ve her kim bunları yaparsa, ona söyleyin fırtına tanrısı Haldi onu güneşin altında yok etsin. Güneşin laneti onun üzerine olsun. Bu yazıt, Arsiani Nehri üzerindeki Argişti köprüsüne onun anısına diktirilsin.”


Yazıtla ilgili olarak Van Müzesi'ne başvurulduğu, ancak henüz herhangi bir gelişme kaydedilmediği öğrenildi.

Radikal, 17.10.2009

ATATÜRK ANITI ŞİMDİ DE KİRLİ KAHVE OLDU!





Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin üzerindeki kuş pisliklerini temizletmek istediği, ancak temizlikçi firmanın belediyeye “jest” olsun diye altın sarısına boyadığı Ulus meydanındaki tarihi bronz Atatürk Anıtı, tamamlanan çalışmalar ile yaldızlı renginden büyük oranda kurtarıldı. Ancak, orijinal rengini kaybeden anıt, bu defa da kirli kahverengi bir renk aldı.


Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin, 13 Ekim Ankara’nın başkent oluşu kutlamaları öncesinde Ulus’taki Atatürk Anıtı’nı temizletmek istemeleri skandalla sonuçlanmıştı.






Büyükşehir Belediyesi’nin rutin temizlik ve bakım işlerini de yapan Serkim Temizlik Firması, heykelin yer yer sararan kısımlarından hareket edip, orijinal rengi olduğunu düşünerek, 82 yaşındaki tarihi anıtı, altın sarısına boyamıştı. Skandalın ortaya çıkmasının ardından, Büyükşehir Belediyesi Kent Estetiği Dairesi’nin gözetiminde oluşturulan 50 kişilik bir ekip, heykeli eski haline getirmek için çalışma başlattı. Ekibin içinde Serkim Temizlik Firması elemanları da yer aldı.   

Milliyet, Haber: Evin Demirtaş, 17.10.2009


******


FİRMANIN İŞGÜZARLIĞI DEĞİLMİŞ





Ankara’nın Başkent ilan edilişinin 86. yılı kutlamalarında herkesin keyfini kaçıran Ulus’taki tarihi Atatürk heykelinin altın sarısına boyanmasıyla ilgili ilginç bir gelişme yaşandı. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, ‘Firmanın işgüzarlığı’ savunmasının aksine heykelin Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Estetiği Daire Başkanı Ömer Öksüz’ün bilgisi dahilinde boyandığı ortaya çıktı.

 

Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Altan Raşit Civan, Kent Estetiği Daire Başkanı Ömer Öksüz’ün, heykeli, bazı kurumlardaki Atütürk masklarına özenerek sarıya boyadığını açıkladı. Civan, “Neden boyattığını sorduğumda, ‘Çok iyi olur, çok güzel olur diye boyattım ama olmadı’ yanıtını verdi. Kesinlikle en ufak bir art niyet yok” dedi.


Civan Öksüz’ün istenmesi durumuna istifa edebileceği iddialarını da doğrulayarak, “Olayın yaşandığı gece ben heykeli incelemeye gittim. Heykeli profesyonel ekipler bozulmaması için dikkatle temizliyordu. Ben de yerinde çalışmaları izledim. Orada Ömer Öksüz’le karşılaştık. Ayak üstü, ‘İsterseniz sizi de sıkıntıya sokmayayım, istifa edeyim’ dedi. Ancak ortada bir art niyet yok ve gerek olmadığını söyledim” dedi.


Ankara Ulus meydanındaki tarihi bronz Atatürk Anıtı’nın altın sarısına boyanması ile patlak veren olayda ilginç bir gelişme yaşandı. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, ‘Firmanın işgüzarlığı’ savunmasının aksine heykelin Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Estetiği Daire Başkanı Ömer Öksüz’ün bilgisi dahilinde boyandığı ortaya çıktı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Altan Raşit Civan, Kent Estetiği Daire Başkanı Ömer Öksüz’ün, heykeli, bazı kurumlardaki Atütürk masklarına özenerek sarıya boyadığını açıkladı. Civan Öksüz’ün istenmesi durumuna istifa edebileceği iddialarını da doğrulayarak şunları söyledi:

Olayın yaşandığı gece ben heykeli incelemeye gittim. Heykeli profesyonel ekipler bozulmaması için dikkatle temizliyordu. Ben de yerinde çalışmaları izledim. Orada Ömer Öksüz’le karşılaştık. Ayak üstü, ‘İsterseniz sizi de sıkıntıya sokmayayım, istifa edeyim’ dedi. Ancak ortada bir art niyet yok ve gerek olmadığını söyledim.
Atatürk masklarına özenmiş

Neden boyattığını sorduğumda, ‘Çok iyi olur, çok güzel olur diye boyattım ama olmadı’ yanıtını verdi. Bazı kurumlarda ve odalardaki Atatürk masklarını görmüş ve beğenmiş. Biliyorsunuz onlar yaldızlı oluyor. Yaldız, kötü bir şey değil ama çocuk bir şeyi atlamış; bu tescilli bir anıt. Yani bunu orijinal şekli ile muhafaza edip, korumak zorundasınız. Bir art niyet yok. Dört gündür de uyuyamıyormuş. Şu anda görevinin başında.”

 

Ulus Meydanı’ndaki Zafer Anıtı’nın altın sarısına boyandığı Ankara’nın başkent oluşunun 86. yıldönümünün kutlamalarında fark edilmişti. Tören alanına gelen protokol altın sarısı heykelleri birbirine sormuştu. Gökçek önce Ankara Valisi Kemal Önal’a ardından Ankara Garnizon Komutanı Mehmet Emin Alpman’a heykeli kimin boyattığını sormuş, heykelin belediye yetkisinde boyatıldığı ortaya çıkınca da hatayı yüklenici firma sahiplenmişti.

Hürriyet Ankara, Haber: Deniz Gürel, 18.10.2009


******


ESTETİKTEN BİHABER 'ESTETİK' BÜROKRATI

 

Ulus’taki tarihi zafer abidesi altın yaldıza boyandıktan sonra tekrar eski haline getirildi ancak, olayın yankıları sürüyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, skandalı ‘temizlik firmasının işgüzarlığı’ diyerek geçiştirmeye çalışırken, boyama işleminin Gökçek’in kent estetiğinden sorumlu bürokratı Ömer Öksüz’ün bilgisi dahilinde yapıldığının ortaya çıkması skandala yeni bir boyut kazandırdı.

Yaşanan skandalı bugün TBMM gündemine taşıyacak olan CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından yanıtlanması istemiyle yazılı soru önergesi verecek.

“Ulus Meydanı’nda bulunan tarihi Zafer Abidesi, Atatürk Heykeli’nin Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Estetiği Daire Başkanı Ömer Öksüz’ün bilgisi dahilinde boyandığı iddiası doğru mudur?” diye soracak olan Ateş, şu sorulara da yanıt isteyecek:

“Başkent Ankara’nın kent estetiğinden sorumlu bir bürokratın, anıt niteliği olan, tarihi bir eseri altın yaldızla boyanamayacağı konusunda bilgi sahibi olmaması kabul edilebilir mi? Ankara Büyükşehir Belediyesi bürokratları hangi kriterlere göre belirlenmektedir? Hiçbir şekilde kabul edilemez olan bu işlem neden belediyeye iş yapan bir firmaya ihale edilmiştir? Ankara’nın çağdaş bir kent görüntüsünden her geçen yıl uzaklaşması, tarihi dokunun yavaş yavaş yok olması, sanat ve kültür faaliyetlerinin gerilemesi, Ankara’yı yöneten bu zihniyetin uygulamalarından kaynaklandığı iddiaları doğru mudur? Bu olay bunu kanıtlamıyor mu?”

Öte yandan, Ankara Hürriyet’in sorularını da yanıtlayan Ateş, “Ankara Büyükşehir Belediyesi bürokratları hangi kriterlere göre belirlenmektedir?” diye sorarken, Büyükşehir Belediyesi’nin ‘estetik’ten sorumlu bürokratının estetikten bihaber olduğunu öne sürdü.

Ulus’ta yaşanan skandalın ardından tarihi zafer abidesi eski haline getirildi ancak, yaşanan tartışmalar bitmek bilmedi. CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, skandalın araştırılması için TBMM’de bugün yazılı soru önergesi verecek.

Hürriyet Ankara, Haber: Eray Görgülü, 20.10.2009


******


YILMAZ BÜYÜKERŞEN'DEN ULUS ANITI DEĞERLENDİRMESİ





Ulus’taki Atatürk Anıtı’nın sarıya boyanması tartışmasında Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, “Ankara’daki soba boyasıyla boyanan heykellere patine yöntemi uygulansaydı heykellerin görünüşü kötü olmazdı” dedi.

 

Büyükerşen, 1962 yılında ünlü heykeltıraş Şadi Çalık tarafından yapılan ve bugün Çalık’ın kızı Siren Çalık tarafından restore edilen Vilayet Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’nda incelemelerde bulundu. Bir gazetecinin “Ankara’da Ulus’ta boyanan Atatürk Anıtı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine Büyükerşen, şöyle konuştu:
“Bronz heykeller ilk döküldüğünde pirinç madeninden kaynaklanan bronz rengini verir. Daha sonra heykeltıraşlar patine (fırçayla eskitme) yöntemiyle heykele istedikleri rengi verirler. Ankara’daki soba boyasıyla boyanan heykellere patine yöntemi uygulansaydı heykellerin görünüşü kötü olmazdı. Biz de kentteki bazı heykellerde gerçek altın yaldız olan varak rengini kullanıyoruz.”

Hürriyet Ankara, 20.10.2009

TARİH ÖNCESİNİN İSTANBUL'U SUALTINDAN KEŞFEDİLECEK

 

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Sualtı Arkeoloji Merkezi Müdür Yardımcısı ve Doğu Akdeniz Üniversitesi Öğretim Görevlisi Hakan Öniz, İstanbul Tarih Öncesi Araştırmaları (İTA) projesi kapsamında İstanbul’u ilk kez sualtından inceleyecek.

Öniz, “Haliç’te altın var mı bilmiyoruz; ama altın değerinde bir bilgi kaynağı olarak araştırılmayı bekliyor” dedi.

İstanbul’un tarih öncesi envanterini çıkarmak için 2010’da sualtı tespit çalışmaları yapılacağını anlatan Öniz, “İstanbul’un tarih öncesi dönemi yeni yeni aydınlanıyor. İstanbul’da binlerce batık var. Bu konuda daha önce bir araştırma yapılmamıştı” dedi.

Hürriyet, Haber: Eyüp Serbest, 17.10.2009

KOLOMB, KATALAN ÇIKTI





İtalya, Fransa, Portekiz ve hatta İskoçya derken, Kristof Kolomb’un hangi milletten olduğunun sırrı nihayet çözüldü. Kolomb’u sahiplenmek için şimdiye kadar bir yığın sahte bağlantı sunulurken, Kolomb’un yazıları üzerinde derinlemesine çalışan ABD’li araştırmacılar, kaşifin İspanya’nın kuzeydoğusundaki Aragon Krallığı’ndan geldiğini ve anadilinin Katalanca olduğunu ortaya koydu.

Öldüğü 1506 yılından beri gerçek milliyeti tartışılan Kolomb’un, yaygın olarak Cenevizli bir dokumacının oğlu olduğuna inanılıyordu. Ancak yüzyıllar boyunca Yunan, Katalan, Portekizli, Korsikalı, Fransız ya da Polonyalı olduğuna dair rivayetler de dolaşıyordu. Bir teoriye göre Yahudi olabilirdi, yakın zamandaki bir başka araştırma ise Kolomb’un kökeninin izlerini İskoçya’da buluyordu.


Washington’daki Georgetown Üniversitesi’nden dilbilimci profesör Estelle Irizarry, Kolomb’un dili, dilbilgisi ve el yazısı üzerine yaptığı çalışma sonucunda, Kolomb’un İspanya’nın kuzeydoğusundaki Pirenelerin eteğindeki bölgede bulunan Aragon Krallığı’ndan geldiğini ve Katalanca konuştuğunu ortaya koydu.


Bu ay yayımlanan The DNA of the Writings of Columbus (Kolomb’un yazılarının DNA’sı) kitabına göre, Kolomb, yazılarında Kastilya İspanyolcası kullanıyor olsa da, anadilinin bu olmadığı açıkça görülüyor, zira kullandığı dilbilgisi ve cümle yapılarıyla kökeninin Aragon bölgesine ait olduğu söylenebilir. Profesör Irizarry, “İspanyolcası hatalıydı ama aynı zamanda etkili, şiirsel ve anlamlıydı” diye anlatıyor.


Üç yıl önce Kolomb’un kökenini bulmak için başlatılan ve ailesiyle muhtemel torunlarının DNA örneklerinin karşılaştırılmasıya yapılan bir başka bilimsel projeden ise tatmin edici sonuçlar alınamamıştı.

Kolomb’un Sevilla’daki mezarı ile erkek kardeşi ve oğluna ait kemiklerden örnekler alan bir grup bilimci, bu bilgileri Avrupa’da yaşayan, “Colombus” soyadının modern versiyonlarını taşıyan yüzlerce insanın genetik yapısıyla karşılaştırmıştı.


Çalışma sonuçsuz kalmış olsa, ilk defa 1492’de Atlas Okyanusu’nu geçen Kolomb’un, kökenini gizli tutmak için soyadını daha sonra benimsediğine dair kanıt ortaya koyuyor.


Bir teoriye göre de Kolomb, yanında çalıştığı Vincenzo Columbus adlı korsanın soyadını almış. Kolomb’un ise kendine kökeni sorulduğunda verdiği cevap oldukça “net”: “Vine de nada” (Hiçbir yerden gelmiyorum).

Taraf, 16.10.2009

SİNOP MÜZESİ "EMYA 2010" İÇİN ADAY

 

Avrupa Yılın Müzesi Ödülü "EMYA 2010" için Türkiye'den başvuruda bulunan 3'ü özel, 2'si Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 5 müzeden biri olan Sinop Müzesi incelemeye alındı.

 

Bu amaçla Sinop'a gelen Avrupa Müze Formu Değerlendirme Komitesi üyeleri Massimo Negri ve Hermann Schafer'e, İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun ve Sinop Müzesi Müdür Vekili Fuat Dereli tarafından Sinop Müzesi gezdirildi.

 

Heyet üyeleri İtalyan tarihçi Massimo Negri ve Alman tarihçi Hermann Schafer'in müzeyle ilgili etüt çalışması yapacağını bildiren Hikmet Tosun, "Buradaki izlenimleri Amsterdam'da yapılacak değerlendirmede gündeme gelecek. Umarız bir derece alırız" dedi.

 

Tosun, yarışmanın ilin tanıtımı ve Sinop turizmi için de çok önemli bir fırsat olduğunu söyledi.

Bu arada, Türkiye'den başvuruda bulunan müzeler arasında Sinop Müzesi'nin yanı sıra Çorum Müzesi, Türkiye İş Bankası Müzesi, İstanbul Oyuncak Müzesi ve BJK Müzesi'nin bulunduğu öğrenildi.

Trt/Haber, 16.10.2009

CAN GÜVENLİĞİ YÜZÜNDEN KİLİTLİ

 

Antalya'da tarihi Kaleiçi'nin en görkemli yapıtlarından birisi olan Kesik Minare Cami, can güvenliği olmadığı gerekçesiyle yıllardır kilitli tutuluyor. Minareyi görmeye gelenler ancak dışarıdan göz atıp, iç mekanı inceleyemiyor. Tüm şikayetlere rağmen bu yıl da yatırım programına alınmayan Kesik Minare gelecek yıl bakıma alınacak ve açık müze haline getirilecek.

 

Kapısı yıllardır kilitli, sütunlar yıkılma tehlikesi içinde. Kesik Minare Antalya'nın en eski tarihi yapıtlarından birisi. Fakat yıllardır can güvenliği olmadığı için kapısına kilit vurulmuş vaziyette. Vakıflar Bölge Müdürü Mustafa Emek, Kesik Minareyi bu yılki yatırım programına neden alamadıklarını ve tadilatın ne zaman başlayacağını açıkladı.


Mekanda can güvenliğinin olmadığını biz değil Emek, yani en yetkili isim söylüyor.

Kanal VIP, 14.10.2009

Gelidonya Batığı Kazısı (Peter Thockmorton)
...1960




11 - 17 Ekim 2009

DEFİNE ARAYAN KÖYLÜLERİN FARKLI BULUŞU

 

   

 

Haymana'nın Bahçecik Köyü'nde 'define bulma hayaliyle' kazı çalışması yapan iki köylü, bilmeden iki bin yıllık Roma mezarının bulunmasına vesile oldu...

Geçtiğimiz aylarda Haymana'nın Bahçecik Köyü mera sahasında köylülerin izinsiz kazı yaptığı bilgisi jandarmaya ulaştı. Olay yerine giden jandarma ekipleri, dedektörle define bulma hayaliyle kazı yapan iki köylüyü gözaltına aldı. Köylülerin 2 eski mezarı ortaya çıkardıkları tespit edildi.

Jandarma bir taraftan tarihi alana köylülerin zarar vermemesi amacıyla nöbet tutarken diğer taraftan da tarihi yapının tam olarak ortaya çıkarılması için Anadolu Medeniyetler Müzesi'ne konuyu bildirdi. Müze, söz konusu bölgeye iki arkeolog görevlendirdi.

Köylülerin ortaya çıkardığı alanda define olmadığını ispat etmek isteyen arkeologlar, köylüleri inandırmak için bir hayli çaba sarfetti. Arkeologlar, kazı sahasında altın olmadığına ikna olmayan Haymana Bahçeçik köylülerini mezarlık çalışmalarına dahil etti.

Arkeolog Soner Ateşoğulları başkanlığında, köylülerle birlikte yapılan çalışmalarda daha önce ortaya çıkarılan 2 mezarın yanında 3 mezar daha bulundu. Mezarların Roma dönemine ait olduğu sanılıyor.

Bugün, 16.10.2009



"HIRKA-İ ŞERİF'İ DEVLET KORUSUN"

 

 

Ramazan'da, her yılın aksine ziyarete açılmayan kutsal emanet Hırka-i Şerif'in tehlikede olduğu, uzmanlarca hazırlanan bir raporla da tastiklendi. Klimasız odada katlanarak saklandığı için yıpranan Hırka-i Şerif'i; İstanbul İl Özel İdaresi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuarı Müdürlüğü, Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü ve Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Bölümü uzmanlarından oluşan komisyon inceledi.

 

Raporda, 1400 yaşındaki kutsal emanetin tehlikede olduğu vurgulandı. İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı'ya göre çare devlet koruması: "Raporu devlet kademelerine ilettik. Teklifim, devlet koruması altına alınması, inisiyatifin Kültür Bakanlığı'na verilmesi." Halen Gülay Köprülü'nün himayesinde, Fatih Hırka-i Şerif Camisi'nde bir odada muhafaza edilen Hırka-i Şerif'in daha fazla deforme olmaması için özel bir çalışma gerektiğini belirten Çağrıcı, "Çürümeler var. İstanbul Müftülüğü'nün Hırka-i Şerif üzerinde hiçbir yetkisi yok. Köprülü ailesi nedense bizden uzak kalmış, iletişim kurmak istemiyor" dedi. İstanbul İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Sabri Kaya da şu bilgileri verdi: "2 İtalyan ve 1 İngiliz konservatörü İstanbul'a davet ettik. 3'ü de ayrı ayrı rapor hazırladı. Biri kabul edilip, 1 milyon TL'lik kurtarma programı başlatıldı.

Sabah, Haber: Gül, Kirekoğlu, 16.10.2009

AYASOFYA'DAKİ İSKELE NİHAYET KALKIYOR

 

Ayasofya Müzesi Başkanı Doç.Dr. Haluk Dursun, müzenin ana kubbesindeki mozaik restorasyonunun sonuna gelindiğini ve bir aksilik olmazsa, iskelenin 19 Ekim Pazartesi günü sökülmeye başlanacağını söyledi.

 

Restorasyon sırasında ortaya çıkan melek figürünün seyre açıldığını hatırlatan Doç.Dr. Dursun, “Bunun gibi birkaç tane daha var. Daha önce açılmasına lüzum görülmemiş, temizliği yapılıp bırakılmış veya tam olmadığı için kompozisyonu bütünlenmeyen mozaikler var. Bunların da zaman içinde tekrar ortaya çıkarılması söz konusu olabilir” dedi.

Hürriyet, 16.10.2009

"KAZIYA 2.5 AY YETMEZ"

 

Denizli’de Pamukkale Üniversitesi, “13. Ortaçağ Türk Dönemi Kazıları ve Sanat Tarihi Araştırmaları Sempozyum” düzenledi. Sempozyumun açılışında konuşan Vali Yavuz Erkmen, başta Pamukkale Hierapolis ve Laodikya olmak üzere Denizli’nin birçok bölgesinde kazı çalışmalarının sürdüğünü ifade ederek, çalışmaların 12 ay  yapılabilecek hale getirilmesi gerektiğini belirtti.

 

Üniversitelerin kapalı olduğu yaz döneminde yapılan kazıların yeterli olmadığına dikkat çeken Erkmen, şunları söyledi:
“2.5 ay kazılar için yeterli olmuyor. Bu zamanın önemli bir kısmı da geçen yılın kazı yerini temizlemekle geçiyor. Bence kazılarda öncelikle o yörede varsa üniversitedeki hocaların görevlendirilmesi çok yararlı olacaktır. Bu şekilde biraz olsun zaman artırılabilir. Maddi anlamda bakanlığın bütçesi yeterli değil, bu doğrultuda değişik kaynaklar oluşturulmaya çalışılıyor. Özel idareden kaynak aktaran arkadaşlara teşekkür ederim. Kazılarda çalıştırılacak kişilere de ücret konusunda bir düzenleme getirilmelidir.”

Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı ve Laodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof.Dr. Celal Şimşek de bu yıl arkeoloji ve sanat tarihinin kalbinin Denizli’de atmaya devam edeceğini belirterek, “Bu sempozyum dünyada kendi alanında süreklilik ve kapasite bakımından ilk sıralarda yerini almaktadır. Birçok şeyi ilk kez göreceğiz. Bunları bilim dünyasının yararlanması için yayınlayacağız. Bu topraklarda on binlerce yılda oluşan uygarlıklara sahibiz” dedi. Doğu Roma ve Türk sanatı alanlarındaki sanat tarihi araştırmalarının değerlendirilmesini amaçlayan sempozyum üç gün sürecek.

Hürriyet Ege, Haber: Ramazan Çetin, 16.10.2009

SAFRANBOLU KONAKLARI EL YAKIYOR





Safranbolu İlçesi'ndeki tarihi konaklar, 200 bin lira ile 1 milyon lira arasında alıcı buluyor. Emlamkçı Ragıp Tunç, " Bakımsız, çok büyük olmayan konaklar 200 bin lira civarında satılırken, büyük ve korunmuş evlerin fiyatları 1 milyon liraya ulaşıyor. Konakları satın alanlar binlerce lira da restorasyon çalışmalarına para harcıyorlar.' dedi.

Karabük'ün Safranbolu İlçesi'ndeki tarihi konaklar, 200 bin lira ile 1 milyon lira arasında alıcı buluyor.Edinilen bilgiye göre, Türk kent kültürünü yansıtan ve büyük bir kültür birikiminin, maddi zenginliğin ve yüksek düzeyde ustalığın ürünü Safranbolu evleri, bölge turizmin her geçen gün gelişmesiyle değer kazanıyor.

Bahçe içinde, çoğunlukla üç katlı, 6-8 odalı, büyük aile ihtiyaçlarına uygun tasarlanmış ve estetik biçimde şekillendirilmiş büyük konaklar ustalığı, korunması, yeri ve mevcut durumu göz önünde bulundurularak özelikle turizmciler tarafından satın alınıyor. Çevreye saygılı tasarlanan, doğa-insan-ev ilişkileri son derece düzenli ve dengeli şekilde yer alan konakların fiyatları, 200 bin lira ile 1 milyon lira arasında değişiyor.Orijinal haliyle korunan eserlerle açık hava müzesi haline gelen Safranbolu'da, aile yadigarı konakların restorasyonunu yaptıramayan birçok aile daire ya da para karşılığı 18. ve 19. yüzyıl ile 20. yüzyıl başlarında yapılmış evlerini satıyorlar.

Safranbolu'da emlakçılık yapan Ragıp Tunç, yaptığı açıklamada, dedelerinden miras kalan tarihi evleri restore ettirecek maddi imkanları olmayanların konaklarını satmayı tercih ettiklerini söyledi.Tarihi evlerin bakımının çok zor olduğunu, 'bir çivi bile çakmanın bir dizi izne tabi' olduğunu anlatan Tunç, şöyle dedi:

'Bu evleri tamir ettirmek yenisini yapmaktan daha zor. Bundan dolayı konakların eski sahipleri evlerini turizmcilere ya da girişimcilere satıyorlar. Bu da ilçede otel açmak isteyenlerin iştahını kabartıyor. Özelikle turistler eski konaklardan dönüştürülen otel ve pansiyonlarda kalarak tarihi atmosferi hissetmeyi tercih ediyorlar. Bakımsız, çok büyük olmayan konaklar 200 bin lira civarında satılırken, büyük ve korunmuş evlerin fiyatları 1 milyon liraya ulaşıyor. Konakları satın alanlar binlerce lira da restorasyon çalışmalarına para harcıyorlar.'

Yeni Şafak, 15.10.2009

TARİHİ ESER KAÇAKÇILARI YAKALANDI

 

Adıyaman Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri çeşitli dönemlere ait 17 adet tarihi eser ele geçirdi.

 

Edinilen bilgiye göre, Adıyaman merkezde düzenlenen iki farklı operasyonda 17 adet çeşitli dönemlere ait tarihi eser ele geçirildi.

 

Turgut Reis Mahallesi ve Atatürk Bulvarı üzerinde gerçekleştirilen operasyonda işyeri ve şahısların üzerinde 17 adet değişik dönemlere ait sikke ve tarihi eser ele geçirildi.

Olaylarla ilgili olarak gözaltına alınan Z.A. ve A.A isimli şahıslar çıkartıldıkları adli makamlar tarafından ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı.

 

Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.

Adıyaman Kent Haber, 15.10.2009

KUDÜS VE MESCİD-İ AKSA'YA DİKKAT!





Kandil Şehirler'den Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın anlatıldığı Salı Sohbetinde; Yahudiler tarafından Süleyman Tapınağını bulma bahanesiyle, Mescid-i Aksa'nın altında çok tehlikeli kazıların yapıldığına dikkat çekildi.

 

Konya Aydınlar Ocağı'nın bu haftaki Salı Sohbeti'nde, Kandil Şehirler'den Mekke-i Mükerreme, Medine-i Münevvere, Şam ve Kudüs anlatıldı. Selçuk Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof.Dr. Haşim Karpuz, Mekke ve Medine'de, ecdadımız Osmanlı'nın eserleri yıkılırken Şam ve Kudüs'te dimdik ayakta olduklarını dile getirdi. Prof.Dr. Karpuz ayrıca, Kudüs ve çevresinde çeşitli oyunların oynandığını belirterek Süleyman Tapınağı'nı bulma bahanesi adı altında Mescid-i Aksa'da tehlikeli kazılar yapıldığını kaydetti.

 

Ahilik Haftası dolayısıyla Kırşehirliler'le birlikte çok sayıda seçkin dinleyicinin katıldığı tarihi Sille Konağı'ndaki sohbette, başta Mekke olmak üzere Medine ve Şam şehirlerindeki Osmanlı eserlerini dile getiren Prof.Dr. Haşim Karpuz, Mekke ve Medine'de az sayıda Osmanlı eserinin ayakta kalabildiğine dikkat çekti. Kabe-i Muazzama'nın eski hali ile yeni durumunu dia eşliğinde perdeye yansıtan Prof. Karpuz, Suriye'nin başkenti Şam'da, Osmanlı şehir dokusunun korunduğuna işaretle Mimar Sinan'ın eseri Selimiye Camisi ile avlusunda bulunan son Osmanlı Sultanı Vahdettin ve Osmanlı hanedanından diğer paşalarının mezarlarını gösterdi. II. Abdülhamid'in yaptırdığı ve şehrin en büyük tarihi çarşısı olan Hamidiye Çarşısı'nı da anlatan Prof. Karpuz, "Osmanlı'dan kalma bu güzel çarşı; canlı, hareketli, renkli ve büyülü atmosferiyle Şam'a gelen herkesi kendine çekiyor. Emevi Camisi ve Süleymaniye Külliyesi, Muhyiddin-i Arabi ile Selahaddin Eyyübi Türbeleri de ziyaret edilmesi gereken güzel yerler" dedi.

Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler tarafından kutsal kabul edilen ve Mescid-i Aksa'nın bulunduğu Kudüs şehri hakkında da bilgi veren Prof. Karpuz, çeşitli kaynaklarda buranın Yerusalim, Beyt-ül Mukaddes, Evliya isimleriyle de zikredildiğini ifade etti.


Üç bin yıllık tarihi olan Kudüs'ün 1517-1917 arasında, Osmanlı yönetimi altında kaldığını belirten Prof.Dr. Karpuz, "Kudüs, Ortadoğu'nun en eski ve önemli şehirlerindendir. Zeytun Tepesi'nden şehre baktığınızda, Kanuni döneminde yapılmış surlar ve surların içindeki Kubbedüs Sahra'yı bütün ihtişamıyla görürsünüz. Surların içindeki Kudüs, sanki eski bir Osmanlı şehri.. Yahudiler, Süleyman Tapınağı'nın temellerini bulacağız diye Mescid-i Aksa'nın altında kazı yapıyorlar. Bunu göstermemek için kazı yaptıkları alanı örtmüşler. Bildiğiniz gibi bu caminin minberi, fanatik bir Yahudi tarafından yakılmıştı. Aynısı tekrar yeniden yapıldı. El-Halil'deki Filistinliler ise fakr-u zaruret içerisinde yaşıyorlar" dedi.


Prof. Karpuz, konuşmasını, İlhan Bardakçı'nın 1972'de yazdığı "O'na Mescid-i Aksa'da Rasladım..." başlıklı, Kudüs ve Mescid-i Aksa'da nöbet tutan Onbaşı Hasan'ı anlatan duygu yüklü makalesiyle bitirdi.

Manşet Gazetesi, 15.10.2009

RAFAEL'İN FRESKİNİN
TARİHİ RÖPRODÜKSİYONU
BULUNDU

 

Rönesans üstadı Rafael'in Vatican'daki Heliodorus Odası'nda bulunan fresklerinden birinin freskin yapıldığı dönemde hazırlanmış bir röprodüksiyonu bulundu.


Roma yakınlarındaki Civitavecchia'da bulunan bir evde duvara çizilmiş olarak keşfedilen freskin Rafael'in çağdaşı bir sanatçı tarafından yapıldığı sanılıyor.

Cnn Türk, 15.10.2009

TARİHE TARİHİ DUYARSIZLIK





Yakutiye Belediyesi'nce Hasani Basri Mahallesi'nde yapılan yol yapım çalışmaları esnasında Recep Bin Gazi türbesi kaldırıldı. Türbeyi ziyaret vatandaşlara, yol yapım çalışmaları sonucu ziyaret etmek istedikleri türbeyi yerinde bulamayınca, duruma tepki gösterip, girişimlerde bulundular.

 

Yakutiye Belediyesi’nce Hasani Basri Mahallesi’nde yapılan yol yapım çalışmaları esnasında Recep Bin Gazi türbesi kaldırıldı. Türbeyi ziyaret vatandaşlara, yol yapım çalışmaları sonucu ziyaret etmek istedikleri türbeyi yerinde bulamayınca, duruma tepki gösterip, girişimlerde bulundular. Eğitimci Abdulrezzak Türk, türbelerle ilgili araştırmalar ve türbenin kaldırılması ile ilgili olarak ERZURUM gazetesine özel açıklamalarda bulundu.

 

Türbenin kaldırılmasına tepki gösteren Türk, başlattığı girişimlerden sonuç alamadığını belirterek, müzeler müdürlüğünü konuyla ilgili duyarlı davranmadığını ifade etti.

 

Türk, Erzurum’a yeterince sahip çıkılmadığını belirterek, “Türbe, İbrahim Hakkı Konyalının abideler kitabeler ile Erzurum tarihi 425 ve Erzurum tarihi ve anıtları 161.sayfada anlatılıyor. Recep Bin Gazi Osmanlı Irakein seferinde gelen zaviye mensubu ve şehir mücadelesinde şehit edilmiş. Kendisi ayrıca gazi.  Gazililik Türklere özgü bir kavram olduğu için zatın Türk olduğunu anlıyoruz. Mezar taşı Selçuki bir yapıya sahip. Türbenin Hasani Basri Mahallesinde Hasani Basri zaviyesi yanında bulunması nedeniyle halk, zatın amca zadesi olarak biliyor. Yol yapım çalışmalarından önce küçük bir ev içerisinde bulunan türbe, kayıplara karıştı. Bu tür bir girişime anlama veremedik. Konuyla ilgili girişim başlattım. Mahalle halkıyla görüştüm. Emniyet mensuplarının geldiğini söylediler bende Tebriz kapı karakoluna gittim. Bizimle alakası yok, dediler. Daha sonra müzeler müdürlüğü ve anıtlar kuruluna başvurdum fakat sonuç alamadım. Asri mezarlığa sordum, yetkililer iki ay önce kemik getirildiğini ve toprağa verildiğini anlattılar. Şu an Erzurum’da tarih katliamı var. Tarihi doku siliniyor. Hazine avcılarıda türbede daha önce tahribatta bulundular acaba türbeyi kötü amaçlı kişiler mi kaldırdı yoksa ilgili kurumlar bu durumu örtbas mı ediyor. Şu an Erzurum’da Moğol istilası benzeri bir zihniyet yaşanıyor. Ermeni kiliseleri ortaya çıkarılırken, b,izim değerlerimiz kayboluyor.  Belediye Başkanlarımızın manevi değerlere saygılı olduğunu düşünüyoruz, bu olumsuz gelişmeyi hiç kimseye yakıştıramıyorum. Müze Müdürlüğü de bu konuda duyarlı davranamıyor. ” dedi.

 

Türk, Ayrıca Ahi Fahrettin’in aynı civarda olan mezarının da bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tuttuğunu belirterek, yol yapım çalışmaları sonucu bu mezarında kaybolacağından endişeli olduğunu söyledi.

 

Ahi Fahrettin’in Ermenilerce şehit edildiğini ve kitabesinde önemli bilgilerin yer aldığını belirten Türk, mezarın akıbetinden kaygı duyduklarını kaydetti.

 

Gümüş masat mahallesinde de tarihi mezar taşlarının çöpler altında bulunduğunu belirten Türk, “ Tarihi ayıp burada da devam ediyor. Tarihi mezar taşları çöpler altında. Müzeler Müdürlüğü'ne durumu aktardık, fakat kitabeler önemli değil, çöpe atıldı cevabını aldım. Bu duyarsızlığa çözüm üretilmeli, tarihe karşı saygısızlık yapılmamalıdır. Tarihi eserler Erzurum’un tapu senedidir. Kimse bu konu üzerinde pazarlık yapmamalıdır. Tarihini bilmeyeni geleceği olamaz” dedi.

Erzurum Gazetesi, 15.10.2009

KIRK ŞEHİTLER KİLİSESİ YENİLENİYOR

 

  

 

Sivas'ta Romalı askerler tarafından öldürülen 40 Hıristiyan asker adına 13. yüzyılda Bizanslılar tarafından Kapadokya'da yaptırılan Kırk Şehitler Kilisesi'nde, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından başlatılan restorasyon çalışmalarının bu yılki bölümü tamamlandı.

 

Nevşehir’in Ürgüp İlçesi'ne bağlı Şahinefendi Köyü'nde bulunan kilisede, Nevşehir Müze Müdürü Halis Yenipınar'ın başkanlığında Niğde Müze Müdürü Fazlı Açıkgöz, İtalya Tuscia Viterbo Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof.Dr. Maria Andaloro'nun yanı sıra Türk ve İtalyan restoratörlerin katılımı ile gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarının bu yıl ki bölümünde, önceki çalışma döneminde yapılan incelemelerde yapım teknikleri ve bozulma durumları açısından farklılık gösterdiği anlaşılan güney nef tonozu ile kuzey nefin apsis ve tonozunda başlanarak, bu alandaki resimlerin yüzeylerinin temizlenmesi ve sıva ile resimlerin sağlamlaştırılma çalışmaları yapıldı.

 

Yaklaşık bir ay süre ile devam eden Kırk Şehitler Kilisesi'ndeki restorasyon çalışmalarının 2011 yılında sona ermesi planlanıyor.

Nevşehir Kent Haber, 14.10.2009



MISIR'DA KUTSAL HAVUZ BULUNDU

 

Mısır'da bir tapınakta, firavunlar dönemine ait bir kutsal havuz ortaya çıkarıldığı bildirildi.

 

Kültür Bakanlığ'nın verdiği bilgiye göre havuz, doğu Nil deltasındaki San El Hagar sit alanında yapılan kazıda, Tanrıça Mut'un tapınağının 12 metre altında bulundu.

 

15 metre uzunluğunda, 12 metre genişliğindeki havuzun kireç taşından yapıldığı ve iyi durumda olduğu belirtildi.

 

Aynı sit alanında 1928'de de bir havuz bulunmuştu.

 

Bazen akbaba olarak tasvir edilen tanrıça Mut, rüzgar tanrısı Amun'un eşi olarak biliniyor.

Habertürk, 15.10.2009

BURDUR'DA TARİHİ BİNALAR RESTORE EDİLECEK

 

Burdur'da, sit alanı ilan edilen Ulu Cami çevresindeki bakımsız ve ilgisizlik nedeniyle yıkılma tehlikesi bulunan tarihi binalar Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilecek.

 

Burdur Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada, "taşınmaz kültür varlıklarının onarımına yardım sağlanması ile ilgili Proje ve Uygulama Yardım Başvuru tarihlerinin uzatıldığı" bildirildi. Açıklamada, "Taşınmaz kültür varlıklarının onarımına yardım sağlanması ile ilgili Proje ve Uygulama Yardım Başvuru Tarihlerinin Uzatılması konusunda; Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce Taşınmaz Kültür Varlıklarının Onarımına yönelik olarak yapılan yardım süreleri 30.10.2009 tarihine kadar uzatılmıştır. Son başvuru tarihi olan 30.09.2009 gününü geçirenler 30.10.2009 tarihine kadar müracaat etmeleri halinde yardım talebinde bulunabileceklerdir" denildi.

Turizm Gazetesi, 15.10.2009

JANDARMADAN TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Amasya'da el yazması 2 adet Kur'an-ı Kerim'i satmaya çalışan 3 kişi jandarmaya yakalandı.

 

Edinilen bilgilere göre, Göynücek İlçesi'nde ellerinde bulunan tarihi eserleri satmaya çalışan şahısların olduğu istihbaratını alan jandarma ekipleri, alıcı kılığında şahıslarla görüştü. Şahısları takip altına alan jandarma, Başpınar Köyü yakınlarında A.E.K, Y.İ ve M.Ü isimli şahısları yakalayarak gözaltına aldı.

 

Zanlıların otomobillerinde yapılan aramalarda 2 adet el yazması Kur'an-ı Kerim ele geçirilirken, adli makamlara sevk edilen 3 zanlı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Kur'an-ı Kerimlerin tarihi eser olup olmadıkları araştırılıyor.

Amasya Kent Haber, 14.10.2009

"AKDAMAR KİLİSESİ İBADETE AÇILSIN"

Türkiye ile Ermenistan arasında ilişkilerin normalleşmesi için 10 Ekim'de imzalanan protokolle yapılan Ermeni açılımını destekleyen turizmciler, hükümetin Akdamar Kilisesi'ni de ibadete açmasını istedi.

 

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Bölgesel Yürütme Kurulu Başkanı Abdullah Tunçdemir, inanç turizmiyle dostluk köprülerinin daha çok sağlamlaştırılacağını, Akdamar Kilisesi’nin ibadete açılması halinde binlerce Ermeni ve Hıristiyan’ın hacı olmak için Van’a geleceğini söyledi.

 

Ermenistan’la yapılan protokolü desteklediklerini ve bunun geliştirilmesini gerektiğini belirten Tunçdemir, Akdamar Kilisesi’nin eksik olan haçının da takılmasının önemli olduğuna dikkat çekti. Ermenistan’daki birçok tur operatörüyle bağlantılar kurduğunu söyleyen Tunçdemir şöyle konuştu:

“Ermeniler ve Hıristiyanlar için bu bölgede çok önemli mekanlar var. Bunların başında Akdamar Kilisesi geliyor. Görüştüğümüz Ermenilerin talepleri yılda en az birkez olsun buraya gelip ayin yapmak ve hacı olmaktır. Kilisenin şu an haçı yok. Haç takılsın ve insanlar gelip özgürce burada ibadetlerini yapsın. Buraya gelmek için yoğun bir talep var. Kapının açılmasıyla 10-20 kişilik gruplar halinde bu turistleri getireceğiz. 3-5 gün bir hafta ve 10 günlük programlar yaptık. Yetkililere kilisenin ibadete açılması konusunu ilettik. Ayrıca yılda bir kez bir Akdamar festivali düzenlenmesini bekliyoruz.”

Turizm Habercisi, 14.10.2009

'KAYIP HALKA'YA DARWIN ADI




Şahine benzer kafası ve boynuyla torunlarını andıran Darwinopterus’un geriye kalan kısmı atalarına benziyor.


Çinli ve Britanyalı paleontologlar, 160 milyon yıl önce yaşamış yeni bir tür uçan sürüngenin fosillerini keşfetti.  Yeni türe, 200 yıl önce doğan ve "Türlerin Kökeni" adlı baş eserini 150 yıl önce yayımlayan ünlü doğa bilimci Charles Darwin’in isminden esinlenilerek, "Darwinopterus" adı verildi.


Uzmanlar, yeni türün, tartışmalı bir evrim tipi olan "modüler evrim" konusunda ilk açık kanıtları sunduğunu belirterek, Çin’in kuzeydoğusunda bulunan 20 yeni fosilin, uçan sürüngen pterozorların ilkel ve daha gelişmiş olanlarıyla benzerlikler taşıdıklarını söyledi.


Bilim insanları, şimdiye dek bu yaratıklardan iki belirgin grubu biliyorlardı. Uzun kuyruklu ilkel pterozorlar ve daha gelişmiş olan kısa kuyruklular arasında fosil kayıtlarında büyük bir boşluk bulunuyordu.


Yeni bulunan fosillerin bu evrim zincirinin kayıp halkası olabileceğini belirten araştırmacılar, kafası ve boynuyla gelişmiş pterozorlar gibi olan ve şahini andıran Darwinopterus’un iskeletinin geriye kalan kısmının daha çok ilkel olanlarına benzediğini kaydetti.


Paleontologlar, bu yaratığın, doğal seleksiyonun, bir özelliği değil tümden bütün özellikleri çabucak değiştirdiği modüler evrim denilen evrim tipine kanıt olabileceğini belirterek, bu türün uzun çenesi ve keskin dişlerinin bulunduğu gagasıyla, diğer türleri yakalayıp öldürmekte usta olduğunun tahmin edildiğini söyledi.


Araştırmalarını, Proceedings of the Royal Society B. dergisinde yayımlayan bilim insanları, 160 milyon yaşındaki fosillerin, ilk kuş Archaeoptery’nin ortaya çıkışından 10 milyon yıl öncesine tarihlendiğini belirtti.  Pterodaktil de denilen pterozorlar, 65 ila 220 milyon yıl önce yaşayan uçan sürüngenlerdi.

Radikal, 14.10.2009


Ona fırça, buna fırça...

"SON GÜNLERDE BİRAZ SİNİRLİYİZ GALİBA!"

KAZI EKİBİNİ FIRÇALADI

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Adıyaman’daki Kommagene Krallığı’ndaki 2 bin yıllık geçmişe sahip Perre Antik Kenti’ne gitti. Dağlık alanı koşar adımlarla tırmanan Bakan Günay, yol boyunca Gençlik Marşı’nı seslendirdi. Mozaikleri incelerken, bazı eserlerin tahrip olduğunu gören Bakan Günay, “Burada akademik çalışma yapılmadan çalakalem kazarsanız, çıkardığınız birçok eseri koruyamayız. Kazmaları dikkatli vurun. Orada kartalların kafaları kopmuş, tahrip edilmiş. Dikkatli çalışalım” dedi.

Vatan, 14.10.2009

GEREKİRSE TAHRİP EDİLMELİYMİŞ!





Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, incelemelerde bulunmak için gittiği Adıyaman'da, Malatya ile bu il arasında tartışma konusu olan Nemrut Dağı ve ulaşımı konusunda "Adıyaman ağzı ile" konuştu. Kahta'daki bazı turizm işletmecilerinin Malatya yönünden ulaşıma karşı çıktıkları, hatta ulaşımın sağlandığı yolun üzerindeki köprüyü bombalama tehditlerinde bulunduğu henüz unutulmamışken, Kültür ve Turizm Bakanının "aynı ağızla konuşması" şaşkınlık yarattı. Söz konusu bakan, Aralık 2007'de Nemrut ziyareti söz konusu olduğunda AKP Adıyaman milletvekili Hüsrev Kutlu'nun, "Malatya’dan gitmeniz Mescid-i Aksa’ya İsrail’in açtığı kapıdan girmeniz gibi.." sözündeki çirkin benzetmeye de sessiz kalarak, Malatya'da tepki toplamıştı. Günay, bu sözün ardından Malatya gezisini iptal edip, Adıyaman üzerinden Nemrut'a gitmişti.

Kültür ve Turizm Bakanının, 13 Ekim 2009 günü Adıyaman'da yaptığı incelemeler ve açıklamaları, İHA tarafından Adıyaman mahreçli olarak şöyle haberleştirildi:

Tarifeli uçakla Adıyaman'a gelen ve burada törenle karşılanan Bakan Ertuğrul Günay, buradan Nemrut Dağı'na hareket etti. Zirvenin eteklerine geldiğinde kravatını çıkartarak, spor ayakkabılarını giyen Bakan Günay, hızlı bir şekilde zirveye doğru tırmandı. Günay dinlenmeden zirveye çıktı. Zirveye tırmandığında karşılaştığı manzara karşısında Günay, heykellerin aşınma ve doğal nedenlerden dolayı hızla tahrip olduğunu dile getirdi. Bakan Günay, ödenek olmasına rağmen bilimsel çalışmaların geç kalmasından şikayetçi oldu.

Nemrut Dağı zirvesinde 25 yıldan beri bekçilik yapan Osman Yetkin'e sorular soran Bakan Günay, heykellerin etrafındaki zincirleri geçmemeleri konusunda basın mensupları ve ziyaretçileri uyardı.

Bakan Günay, Nemrut Dağı zirvesine Malatya tarafından gidilen yolun zirveye kadar çıkmasına kızdı. Malatya yolunun diğer yolla aynı mesafede olması gerektiğini söyleyen Günay, gerekirse yolun bir daha geçilmemesi için tahrip edilmesi gerektiğini kaydetti.

Kommagene Nemrut Koruma Gelişme Projesini yürüten Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Öğretim Üyesi Neriman Şahin Güçhan'dan çalışmalar hakkında bilgi alan Bakan Ertuğrul Günay, bilimsel çalışmaların hızlanması gerektiğini kaydetti.

Nemrut Dağı zirvesinde basın mensuplarının sorularını cevaplayan Bakan Günay, 2 yıl önceye göre Nemrut Dağı'nda gözle görülür bir gelişme yaşanmamasının üzüntüsünü yaşadığını belirterek, "Nemrut Dağı, eşi bulanmayan tarihsel kalıntılara sahiptir. Burada doğanın ve insanların yarattığı tahribatlar var. Göreve geldiğim günden bu güne gözle görülür bir çalışma yapamamanın üzüntüsünü yaşıyorum. Tahribat sürecini yavaşlatmak ve koruma altına almak için çalışıyoruz. Maddi sıkıntımız yok, proje eksiğimiz var.

ODTÜ tarafından iki yıldan beri çalışma yapılıyor. Bu güne kadar bu çalışmalarda önemli bir boyut kaydettik. TBMM tarafından kaynak temin ettik. Adıyaman'ı ve Nemrut'u çok önemsiyorum. Dünya miras alanlarında Türkiye'nin 9 yeri var. Nemrut'ta sadece heykelleri korumak değil, çevre düzenlemesiyle ilgili çalışmalar da var. Bu eserler, benzeri olmayan eserler. Çevre düzenleme projelerimizi gelecek yıl uygulamaya başlayacağız" dedi.

Malatya Haber, 13.10.2009


******


"RAHATSIZ OLDUK" MEKTUBU

 

AKP Malatya Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Ömer Faruk Öz, Nemrut konusunda Malatya kamuoyunu kızdıran açıklamaları nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a bir mektup göndererek, rahatsızlığını dile getirdi.

Öz'ün mektubu şöyle:

" Sayın Bakanım;

Gelişen ve genişleyen zamana, küreselleşen dünyaya ve tüm dünyada değişen hizmet anlayışına paralel olarak yönetiminizdeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yapmakta olduğu hizmetleri bizler de memnunlukla takip ediyoruz. Bakanlığımız, halkımıza sunduğu yerinde, zamanında ve kaliteli hizmetten ödün vermeden; hiç bir kısıtı bahane etmeksizin, çağın gereklerine uygun bir şekilde halkımızın beklentilerine cevap vermeye çalışmaktadır. Bu çalışmalarınızdan ötürü şahsınızda tüm bakanlık çalışanlarını tebrik etmek istiyorum.

Sayın Bakanım;

Önceki yıl Malatya programı yaptığınızı ve bu program çerçevesinde Malatya üzerinden Nemrut’a da çıkacağınızı belirterek bu çerçevede biz Malatya Vekillerini de bilgilendirmiştiniz. Ancak bilahare bu ziyaretin Malatya kısmının iptal edilerek, Adıyaman üzerinden gerçekleştiği ve Nemrut Dağı’na da bu yoldan çıkıldığı malumunuzdur.

Sayın Bakanım;

Öncelikle ifade etmek istiyorum ki; Nemrut Dağı’nın Adıyaman sınırları içerisinde kaldığı yargı kararıyla da sabittir. En başta biz olmak üzere hiçbir Malatyalı Nemrut Dağı’nın Malatya sınırları içerisinde kaldığını iddia etmemektedir. Öyle ki; Nemrut Dağı sadece Adıyaman veya Malatya’nın değil, dünyanın kültür mirasıdır ve böyle olması herkesten önce bu yörenin insanlarının gurur vesilesidir. Öte yandan Nemrut Dağı turizm açısından bölgenin en önemli cazibe merkezi olup bölge ekonomisine ciddi kazanımlar sağlamaktadır. Malumunuz bölgeyi ziyaret eden turistler hem Adıyaman üzerinden hem de Malatya üzerinden Nemrut Dağını ziyaret etmektedirler. Bu ziyaretçiler zaten sınırlı olan vakitlerini en verimli şekilde kullanmak adına ziyaret ettikleri yerden alternatif güzergahlar kullanarak ayrılmak istemektedirler. Bu nedenle girişimcilik potansiyeli tüm Türkiye tarafından bilinen Malatyalılar bölgeye gelen turistlerin ihtiyaçları doğrultusunda Malatya’dan Nemrut’a giden yol ile Adıyaman’dan gelen yolun birbirine kavuşması hususunu her platformda dile getirmektedirler. Yine bu sebepten hem Hükümetimizin hem de tüm siyasilerimizin Nemrut dağı ile ilgili yaptığı faaliyet ve açıklamalar yakinen takip edilmektedir.

Sayın Bakanım;

Ben de inanıyorum ki; Malatya üzerinden Nemrut’a çıkan yerli ve yabancı turistler buradan Adıyaman’a geçebilmeli, aynı şekilde Adıyaman güzergahını kullanan turistler de programlarına Malatya yoluyla devam edebilmelidirler. Böyle olmasının hem Adıyaman, hem de Malatya açısından daha fazla ekonomik kazanım sağlayacağı aşikardır. Bizler bu sorunun Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ODTÜ arasında 2006 yılında imzalanan Protokolle yürürlüğe giren Kommagene Nemrut Koruma Geliştirme Programı’nın kapsamının genişletilerek çözülebileceğini düşünüyoruz.

Aynı zamanda şu hususu da bu vesileyle ifade etmekte büyük fayda görüyorum. Malatya insanıyla, Adıyaman insanı birçok bakımdan birbirlerine yakın karakterde örf ve adetlere sahip olup çok sayıda Adıyamanlı hemşerilerim Malatya’ya yerleşmişler, karşılıklı kız alıverişinde bulunmuşlar ve hep bir arada mutlu bir şekilde yaşamaktadırlar.

Hal böyle iken Nemrut konusunu istismar etmek isteyenlerin söylem ve eylemleri bazı rahatsızlıklara sebebiyet vermektedirler. Bununla ilgili olarak 13 Ekim 2009 tarihinde gerçekleştirdiğiniz Nemrut Dağı ziyareti esnasında Malatya’dan Nemrut’a giden yolla ilgili basına yansıyan sözleriniz Malatya halkının fazlasıyla dikkatini çekmiş, birçoğu rahatsızlıklarını çeşitli vesilelerle dile getirmektedirler.

Sayın Bakanım;

Basında yer alan Malatya’dan Nemrut Dağına çıkan yol güzergahı ile ilgili açıklamalarınızın basına yanlış yansımış olması düşüncesiyle, bu yanlış anlaşılmaların giderilmesi için Malatya kamuoyunu aydınlatacak bir açıklamanın yapılmasını; 7 yıldır Türkiye’mizin bütün illerini şantiyeye çeviren, her alanda insanlarımızın daha iyi şartlarda yaşaması için çok önemli hizmetlere imza atan AK Parti İktidarımızın ve Türkiye Cumhuriyeti’mizin (Malatya ili dahil) Bakanı olarak sizlerden talep ve arz ediyorum.

Saygılarımla.
Ömer Faruk ÖZ
Ak Parti Malatya Milletvekili
TBMM İdare Amiri"

Malatya Haber, 15.10.2009


*****


"BAKAN DOLDURUŞA GELMİŞ"

 

CHP Malatya İl Başkanı Celal Berktaş, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın, Nemrut Dağı Milli Parkı'na giden yol ile ilgili açıklamasının Malatya kamuoyunu üzdüğünü belirtti.
 

Berktaş, yaptığı açıklamada, Bakan Günay'ın Nemrut Dağı'nı gezerken zirveye Malatya'dan ulaşan yolun kapatılmasını, gerekirse tahrip edilmesini söylediğini ifade etti.
 

Berktaş, şunları kaydetti: ''Sayın Bakan ya yeterince bilgilendirilmemiş, ya da etrafındaki yetkililerin dolduruşu ile konuşmuştur. Nemrut Dağı Milli Parkı'nın bulunduğu alan, Malatya ve Adıyaman illerinin ortak sınırı üzerindedir. Buranın Malatya'ya olan uzaklığı Adıyaman'a olan uzaklığının yarısı kadardır. Yani park alanına Malatya'dan ulaşım imkanları, Adıyaman'a göre daha kolaydır. Belli ki Sayın Bakan, yeterince bilgi sahibi olmadan, yıllardır buradaki değerlerin korunması ve iki ilin ekonomisine katkı sağlaması için hiç bir şey yapmayanların dolduruşuna gelmiş ve Malatya'yı incitecek laflar söylemek durumunda kalmış."

Malatya Aktüel, 15.10.2009


LEONARDO'NUN YENİ TABLOSU PARMAK İZİNDEN BULUNDU

 

 

Ünlü ressam Leonardo da Vinci'nin yeni tablosu, ressamın parmak izi sayesinde ortaya çıktı. 'Rönesans Giysileri İçindeki Genç Kızın Profili' adlı eseri 2007'de satın alan Kanada doğumlu Peter Silverman, şüphelenince tabloyu uzmanlara kontrol ettirdi.

 

Paris'teki bir laboratuarda kızılötesi ışınlarıyla yapılan analizler parmak izinin, Da Vinci'nin kariyerinin başlangıcında yaptığı St. Jerome adlı eserindeki parmak iziyle benzer olduğunu gösterdi. Eserin Da Vinci'ye ait olduğu kesinleşirse portrenin on milyonlarca dolara satılabileceği belirtiliyor.

Zaman, 14.10.2009

BRONZ ATATÜRK ANITI ALTIN SARISI OLDU





Ankara’da skandal... Belediye’nin üzerindeki kuş pisliklerini temizletmek istediği Atatürk Anıtı, müteahhit firma tarafından tanınmaz hale getirildi. Gökçek, “Güya gerizekalı adam bana jest yapmış” dedi.

 

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Ankara’nın başkent oluşunun 86. yıldönümü nedeniyle üzerindeki kuş pisliklerini temizletmek istediği Ulus meydanındaki tarihi bronz Atatürk Anıtı, müteahhit firmanın belediyeye jest yapmak istemesi nedeniyle tanınmaz hale geldi.





Firma, heykelin yer yer sararan kısımlarından hareket edip, orijinal rengi olduğunu düşünerek, heykeli altın sarısına boyadı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, heykelin Ankara’nın devamlı olarak bakım ve temizlik işlerini yapan müteahhit firma tarafından boyandığını belirterek, “Güya gerizekalı adam bana jest yapmış, boyamış. Başıma açtığı derdin farkında değil” dedi. 

 

Atatürk Anıtı önündeki kutlama törenine katılan komutanların anıtın yeni halinden duyduğu memnuniyetsizlik jest ve mimiklerine yansıdı.


Dün akşam anıtı eski haline döndürmek için temizleme çalışmasına başlandı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Milliyet, 14.10.2009


******


"YAPILAN MAGANDALIK"

 

Ankara Anakent Belediyesi’nce görevlendirilen bir temizlik firmasının, “bakım ve onarım” adı altında, Ulus’taki tarihi Atatürk Anıtı’nı yaldızlı sarıya boyamasına sanatçılar da tepki gösterdi. Ressamlar Prof.Dr. Zafer Gençaydın, Adil Ocak, Yaşar Çallı ve heykeltıraş Metin Yurdanur, bronz heykellerin bu şekilde boyanmasının anıta ciddi zararlar vereceğini, orijinalini de bozacağını vurguladılar. Heykelin eski haline getirilmesi için çalışmalara başlanırken üzerindeki boya da siliniyor. Bu arada anıtın etrafına da bariyer çekilerek geçişlere kapatıldı. Sanatçıların görüşleri şöyle:

Prof. Zafer Gençaydın (Ressam): Bu durum her şeyden önce bir estetik kirliliktir. Çok güzel bir söz vardır: Derler ki, “İyi bir zevk, iyi ahlakın temelidir”. Estetik kirlilik kadar büyük bir günah olamaz. Bu ahlaksızlığın, çirkinliğin dışa vurumudur. Ayrıca heykel boyamak uzmanların işidir. Ulus’taki anıt 82 yıllık bir geçmişe sahip. Heykeli yapan ünlü heykeltıraş, bronz malzeme kullanmış. Bronz malzeme de oksitlenip çürümemesi için karartılmış. Şimdi sanki heykeli yapan kişi neyin ne olduğunu bilmiyormuş gibi, bu aklıevveller, estetik terbiye almamış, sanat fukarası içinde debelenenler, düşünmeden böyle bir işe kalkışmış. İnsanı çıldırtacaklar. Ülke ne yazık ki cahillerin ve zevksizlerin elinde kaldı. Ayrıca bu duruma gelişimizde toplumun da suçu var. Çünkü toplum tepkisiz. Bir güzel söz daha vardır: “Bilgisiz toplumlar cahil ama tepkisiz toplumlar barbardır.” Sanatın içine tüküren bir zihniyetin ürünü.

Adil Ocak (Ressam): Bronz heykellerin kendine özgü bir yapısı vardır. Bronz heykelleri siz istediğiniz gibi boyayamazsınız. Çünkü bu türlü işlemler heykele çok zarar verir. Heykelde gerçekleştirilecek her türlü bakım onarım işinde estetik değerler ön planda tutulmalıdır. Ancak kentimizi yöneten insanlar sanattan bihaber olduğu için heykelleri de biblo, oyuncak gibi görüyorlar. O biblo ve oyuncaklara nasıl davranıyorlarsa, heykellere de öyle davranıyorlar. Heykeller yapı itibarıyla girintili çıkıntılıdır. Heykeller ne kadar temizlenmeye çalışılırsa çalışılsın bu girinti ve çıkıntılara işleyen boya nasıl çıkarılacak?

Yaşar Çallı (Ressam): Amaç Atatürkçülükle, Atatürk’le alay etmek. Öncelikle bronz bir heykelin boyanmasına gerek yoktur. Heykel boyamak magandalıktır. Çağdışı bir iştir bu yapılan.

Metin Yurdanur (Heykeltıraş): Önceki gün heykellerin boyandığını öğrendiğimde hemen Ulus’a gittim. Sprey bir boyayla heykelleri boyadıklarını gördüm. Sprey boya heykelin mermer kabartmalarına zarar verecektir. Heykelin orijinali zarar görecektir. Hepimiz bu heykellere gözümüz gibi bakmalıyız. Benim de bronz heykellerim var ve bana soruyorlar, “Bu heykellere nasıl müdahale edelim, karardılar” diye. Sakın müdahale etmeyin diyorum. Çünkü heykellerin de bir kimliği, kişiliği vardır. 70-80 yaşındaki bir insanın yüzü nasıl değişirse, saçları beyazlarsa, heykeller de öyledir. Şimdi yaşlı birinin yüzüne botoks yaptırması nasıl komik durursa, bu türlü işlemler de heykellerde komik durur. Bir de bu tür işler uzmanlar tarafından yapılır. Siz hasta olduğunuzda doktor yerine nalbanta mı gidiyorsunuz? Bu tam nalbant işi olmuş.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre, Ulus Meydanı’nda bulunan Atatürk Anıtı, gazetemizin kurucusu Yunus Nadi’nin önderliğinde, Türk ulusunun maddi katkılarıyla yaptırılmıştı. Anıtın yaptırılması için yurt çapında bir kampanya başlatılmış ve kampanya dahilinde açılan yarışmayı yürütmek üzere, bir yurttaş komitesi kurulmuştu. Komite tarafından Fransızca ve Osmanlıca bir şartname hazırlanmış ve hazırlanan şartnamede, Kurtuluş Savaşı’nın kime karşı, nasıl ve hangi amaçlarla yapıldığı geniş şekilde açıklandıktan sonra, zaferin önderi olan Mustafa Kemal’in kişiliği ve özellikleri ayrıntılı olarak tanımlanmıştı.

Yarışmaya gönderilen projeler içinde, Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippel’in projesi beğenilerek anıtın yapımına başlanmış ve 24 Kasım 1927 Perşembe günü de törenle açılmıştı. Üçgen bir kaide üzerinde duran heykel grubu, Cumhuriyetin kurulduğu Büyük Millet Meclisi ve İstasyon yönüne bakıyor. Kaide üzerinde bütünlük gösteren heykellerden önde iki Mehmetçik bulunuyor. Bunlardan sağdaki, arkadaşlarını savaşa çağıran, soldaki düşmanı gözetleyen Mehmetçik heykelleri olarak betimleniyor. Arkada ise mermi taşıyan Türk kadını heykeli yer alıyor. Heykel grubunun tam ortasında da Mareşal üniformalı Gazi Mustafa Kemal’in, Sakarya isimli atı üzerindeki heykeli yer alıyor.
Cumhuriyet, Haber: Selda Güneysu, 15.10.2009

TAŞINMAZ KÜLTÜR VARLIKLARININ ONARIMI

 

Hatay'da Taşınmaz Kültür Varlıkları için proje uygulama ve onarım yardımları başvurularının 30 Ekime kadar uzatıldığı bildirildi.

 

Valilik Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, daha önce son başvuru tarihinin ocak ayı sonu olarak belirlendiği, ancak sürenin uzatıldığı hatırlatıldı. 


Açıklamada, başvuruların azlığının dikkati çekmesi üzerine yeniden bilgilendirme ihtiyacı duyulduğu ifade edilerek, şöyle devam edildi: 
''Taşınmaz kültür varlıkları sahiplerinin zamanında yardım talebinde bulunmadıkları anlaşıldığından, mağdur olmalarının önlenmesi amacı ile sadece 2010 yılı başvuruları için geçerli olmak üzere proje ve proje uygulama yardımları için son başvuru tarihi 30 Ekime kadar uzatıldı. Taşınmaz kültür varlıklarının onarımına yardım sağlanması ile ilgili Kültür ve Turizm Bakanlığından yardım istenildiği takdirde, Resmi Gazete'de yayınlanan yönetmelikte belirtilen hususların yerine getirilmesi ve Hatay Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne başvuruda bulunulması gerekiyor.'' 

Hatay Gündem, 14.10.2009

BELEDİYE ONARDI: ÖNDEN ŞAHANE, ARKADAN VİRANE





“Sokaktan evime bakıyorum saray gibi, eski dönem süslemeler, boyanmış pencereler... İçeri girdiğimde, kopup yere saçılmış tahta parçalarıyla deprem enkazı gibi. Üst kata çıkan merdivenler sallanıyor, yanlış bir adım atsam düşeceğim. Evin arkası tamamen çöktü, çatının bir bölümü açık. Karton koydum, rüzgar gelmesini önlüyor.”

Kuddusi Altan’ın Süleymaniye’de 20 yıldan beri kiracı olarak oturduğu tarihi ev, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü’nce (KUDEB) ‘onarıldı’. 75 yaşındaki Kuddusi Altan, önden şahane arkadan virane evini böyle anlatıyor. Süleymani’ye de Altan’ınki gibi, önüne ‘Onarıldı’ levhası asılıp içerisi viraneden farksız bırakılan bu evlerden en az üç tane var. Bugüne dek 45 binayı onaran Büyükşehir Belediyesi, üç evin trajik halini “Acil olanları onarıyoruz” diyerek açıklıyor.

Kuddusi Altan oturduğu sokağın başında eşiyle birlikte fındık satarak geçiniyor. Evi beş ay önce ‘Tarihi Evleri Onarım Programı’ kapsamında ‘restore edildi’. Altan’ın verdiği bilgiye göre, dış cephesi onarılıp çatıya ve viraneyi andıran iç kısma dokunulmadı. Ve binanın ön cephesine, ‘Onarımı Tamamlandı’ yazılı levhası konuldu:

“Biz içeride otururken onlar dört-beş ay çalıştı. Evin dış tarafını düzeltip boyadılar. İçeriye bir çivi dahi çakmadılar. Dışı saray, içi harabe oldu. Görevlilere, ‘İçeriyi düzeltmeyecek misiniz, bari merdivenleri yapın, yukarı çıkarken sallanıyor’ dedim. ‘Hayır’ dediler.”

Kuddusi Altan ve eşi Fatmaana’nın binanın sadece ikinci katındaki odada oturabildiklerini anlatıyor: “Arka taraf açık olduğu için soğuk geliyor, kartonlarla kapattım. Soba kuramadığım için mazot varilini odada yakarak ısınıyorum. Tuvalet yıkılacak, banyo yaptığımız yer salonun ortasında.”

Koşullar böyle ama yaşlı çiftin şu anda oturdukları binadan ayrılaması hayal: “Görevliler, ‘Burası tehlikeli yaşanmaz, çık’ dediler. Nereye çıkayım? Gidecek yerim mi var? Çıkabilsem bir dakika durmam. Ekmek almaya param yok. Onlar dışarısını onarıp içini bırakıyor sonra da ‘Çık’ diyorlar. Her gece korkuyla yatağıma giriyorum, sabah uyanabilecek miyim diye düşünüyorum.”

Kuddusi Altan’ın oturduğu evin önü süslenirken içinde de asgari bir iyileştirme yapılamaz mıydı? En azından arkasındaki göçük duvar örülemez miydi? İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü’ne (KUDEP) sorduk.

KUDEB Müdürü Mehmet Şimşek Deniz, binada kiremit altı kaplama yapılarak çatının onarıldığını, arka cephede diğer yapılardan kalma eklentiler olduğu için o bölgenin onarılamadığını söyledi. Bu tür bir çalışmanın yetkilerinin dışında olacağını belirten Deniz, “Geniş onarım için ‘Esaslı Bakım Onarım İzni’ almamız gerekiyor. Bunun için kapsamlı proje gerekir. Altı ay sürebilir” dedi. Acil yenilenme gerektiren bir durum olmadığı sürece binaların iç yapısını ev sahiplerinin onardığını söyleyen Deniz, “KUDEB kiriş, çatı, merdiven gibi ilk aşamadaki yerler onarır” diye konuştu. Deniz’e binanın sadece ön yüzü onarılırken neden plaket çakılarak “Bu bina Belediye tarafından onarılmıştır” diye yazıldığını da sorduk. Yanıt: “Otopark mafyasından korumak için resmi bir belge olsun dedik. Daha önce buraları mafya yakıyordu. Biz durdurduk.”

Radikal, Haber: Ümit Altındere, 14.10.2009

ASSOSLULAR BOL BALIK TÜKETMİŞ





Çanakkale'nin Ayvacık İlçesi sınırları içinde yer alan ve geçmişi 4 bin yıl öncesine dayanan Assos Antik Kenti'nde yaşayanların bol bol balık tükettiği belirlendi.

 

Kazı Başkanı Doç.Dr. Nurettin Arslan, antik kentte yapılan kazılarda, özellikle mezarlarda bulunan iskeletlerin üzerinde, bazı önemli izlere rastlanıldığını söyledi.

 

Özellikle erkek bireylerin ön dişlerinde çukur bir alanın oluştuğunun fark edildiğini ifade eden Arslan, araştırmacılar tarafından bunun balıkçılıkla uğraşan kişilerde daha yaygın olduğunun belirlendiğini bildirdi.

 

Arslan, kendilerinin yaptığı kazılarda bunu destekleyen bazı verilere ulaştıklarına işaret ederek, "Doğal olarak deniz kenarında yaşayan bir halk olan Assosluların en önemli besinleri arasında balık yer alıyordu" dedi.

 

Bu yıl ve daha önceki yıllarda yapılan kazılarda, konut alanı ve nekropolde (mezarlık) çok sayıda balık tabağı olarak adlandırılan formlar ortaya çıktı. Bu da halkın bolca balık tükettiğini gösteriyor.

 

Tabakların en büyük özelliği, ortasında çukur bir bölümün olması. Tabakların bu şekilde yapılması da ızgara ve yağda kızartılan balıkların tabağa konduktan sonra fazla yağ ya da suyunun birikmesi ve balığın ıslanmasının önlemesi...

 

Bazı tabakların üzerinde ise balık resimleri olduğu gözlemlendi. Yöre halkı balığın dışında zeytin, nohut, yeşil mercimek, buğday, arpa, incir, bal ve zeytinyağı tüketmiş.

Trt/Haber, 13.10.2009

TÜRKİYE, İZNİK'İN TARİHİ VE TURİSTİK POTANSİYELİNDEN YETERİNCE YARARLANAMIYOR





İznik Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz, şehirlerinin turizm potansiyelinden Türkiye'nin yeterince yararlanamadığından yakındı. Eryılmaz, "Bursa sadece kış turizmi ile anılıyor. Tarih ve inanç turizmi yeni yeni canlanıyor. İznik turizmi Bursa ile bir bütün olarak anılmalı." dedi. İznik'in 8 bin yıllık tarihiyle Anadolu ve dünyanın ender yerleşim alanlarından biri olduğunu vurgulayan Başkan Eryılmaz, bu potansiyeli en iyi şekilde kullanabilmek için çalışacaklarını söyledi.

Başkan Kadri Eryılmaz, "Bunun için de kendi bölgemiz olan İznik'in turizm potansiyelinin kullanılabilmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun yanı sıra dünyaca ünlü İznik çinisi dünyada bir marka haline geldi. Biz de bunu belgelemek için İznik Belediyesi olarak çinimizin patentini aldık. Çalışmalarımızın son aşamasına geldik, bunu da bitirdikten sonra artık çinimizi patentli olarak satmaya başladık. Biz kalitesiyle birlikte İznik çinisinin yaşatılmasını amaçladık ve bu kaliteyi belgeledik." diye konuştu.

İznik'in Bithynia, Roma ve 1076 yılından itibaren Anadolu Selçuklu ve daha sonra da Osmanlı Devleti dönemlerinde başkentlik yaptığını hatırlatan Başkan Eryılmaz, "Biz İznik'in tarih kokan ve tarihin yaşatıldığı bir kent olmasını hedefledik. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun eserlerinin restorasyonu konusunda çalışmalarımız oldu. Mekece ile Orhangazi arasında yaklaşık bin kamyon geçiyordu. Bu ağır taşıtların sebep olduğu tahribatı azaltmak için 6 kilometrelik çevre yolumuz 2007 yılında açıldı. Restorasyon çalışmaları ile Ayasofya'dan I. Murad Hamamı ve Şeyh Kutbeddin Camii'ne ve ilk Türkçe ilmihali yazan alim Şeyh Kutbeddin'in türbesine kadar pek çok eserimizi restore ettik. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin ilk medresesi, ilk vakfiyesi ve kubbeli camisinin yanı sıra büyük bir medeniyetin izleri de kentimizde yaşıyor." şeklinde değerlendirmede bulundu.

Diğer yandan İznik'in turizm dışında en büyük gelir kaynağının tarım olduğunu vurgulayan Eryılmaz, İlçedeki en büyük zaafın bilinçsiz tarım yapılması olduğunu belirterek, şunları söyledi: "İznik Gölü'ne bağlı 56 yerleşim alanı mevcut, bilinçsiz tarım yapıldığında kullanılan azotlu gübre ve fazla azot bir şekilde göle ulaşıyor ve yosun kirliliğini gündeme getiriyor. Bu konuda İlçe Tarım Müdürlüğü'ne çok önemli bir görev düşüyor. Toprağa fazla ilaç atıldığında ve azotlu gübreler bilinçsiz kullanıldığında hem gereksiz bir maliyet getiriyor hem de doğaya zarar veriliyor. Orhangazi çevresinde bulunan sanayi bölgelerinin de, İznik Gölü'nün geleceği açısından kontrol altına alınması gerekiyor. İznik'te göle dökülen kimyasal maddelerin tamamen bitirilmesini amaçlıyoruz."

Sadece belediye bütçesinin İznik'e hizmet için yeterli olmadığının üzerinde duran Kadri Eryılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunun için sürekli projeler üretip, diğer kurumlarımızdan da destek alıyoruz. İznik için önemli projelerden olan yağmur suyu kanalizasyonları projemizi tamamlamak istiyoruz. İznik'te bundan sonra herhangi bir evsel ya da kimyasal atık herhangi bir şekilde İznik Gölü'ne akıtılmayacak. Arıtma tesisimizin temelini en geç 2010 yılı başlarında atmak istiyoruz. Bunun dışında 4.970 metrelik İznik surlarının tamamını onarmak ve ilçemizde bulunan 114 burcun turistik tesis olarak kullanılabilmesini sağlamayı istiyoruz."

Zaman, 13.10.2009

DÜNYANIN EN BÜYÜK PANORAMİK MÜZESİ POLATLI'YA





Polatlı’da Polatlı İlçesi Kartal Tepe’de inşaatı süren, "Sakarya Meydan Savaşı Panorama Müzesi" için hazırlanan Sakarya Meydan Savaşı tablosunu hazırlayan Rus Devlet Sanatçısı ressam Prof.Dr. Sergey Prisekin, "Dünyanın en büyük panoramik müzesini Polatlı’da gerçekleştiriyoruz" dedi.

Müze tamamlandığında UNESCO’nun tarihi eserler kataloğuna girecek bir eser olacağını söyleyen Prisekin, savaş cephesini tuvale aynen yansıtmak için mayıs ayında Polatlı’da fotoğraf çekimleri yaptığını hatırlatarak, ön eskiz çalışmasını tamamlayarak ilçeye döndüğünü söyledi.

Genelkurmay Başkanlığı Sanat Danışmanı Mehmet Özel’le birlikte müzenin sanat çalışmaları hakkında bilgi veren Prisekin, panoramanın 75 metre eni, 15 metre yüksekliğiyle dünyanın ilk, en büyük tek parça tuvaline hazırlanacak resmi olacağını kaydetti.

Anıtkabir’deki panorama çalışmasını da yaptığını belirten Rus ressam, "Sakarya Savaşı panorama resmi ölçüsünde bir resim dünyada yok. Yapacağımız resmin yanında aynı zamanda maketler olacak" dedi.

UNESCO’nun Paris’te yapacağı tarihi miraslar galeri kataloğu yarışmasına, Sakarya Savaşı panorama resmi ile katılacağını belirten Prisekin, "Sakarya Savaşı eserini Paris’te sergileyeceğim. Büyük Türk lideri Atatürk’ün neler yaptığını tüm dünyaya orada göstereceğim. Sakarya Savaşı panoraması galerimizin nadide eseri olacak. Türk tarihiyle ilgili o kadar çalışma yaptım ki, artık ben de bu tarihin bir parçası haline geldim" dedi.

Mehmet Özel de Sakarya Savaşı Panorama Müzesinde yer alacak resmin yapılacağı özel tuval bezinin dünyada iki yerde üretildiğini, ipek, pamuk karışımı özel bezin bin 400 metrekare olarak Rusya’da tek parça halinde imal edilmeye başlandığını, bir hafta sonra Sivastopol kentinden Trabzon’a, oradan da Polatlı’ya geleceğini bildirdi.

Özel, Sakarya Savaşı Panoraması’nın UNESCO kataloğuna geçecek dünyada eşi olmayan bir sanat eseri olacağını kaydederek, çalışmanın 26 Ağustos 2010’da bitirilmesinin planlandığını, 13 Eylül Sakarya Savaşı Zaferi’nin yıl dönümü etkinliklerinde açılışının gerçekleştirileceğini sözlerine ekledi.

Hürriyet, 13.10.2009

'RENKLİ MEDUSA' BULUNDU

 

 

Burdur’un Gölhisar İlçesi'ndeki Kbyra antik kenti kazı başkanı Prof.Dr. Fahri Işık, kazılarda bulunan renkli Medusa resminin dünyada bir ilk olduğunu belirtti. Kazılarda, 1700 yıl önce yapılan, baş kısmı altın yaldızlarla süslenmiş bir kadın başı heykeli de bulundu.

Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Fahri Işık başkanlığında 2006 yılından bu yana Burdur Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Müze Müdürlüğü ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi işbirliğiyle yapılan kazıların bu yılki bölümünde dikkat çekici buluntular ortaya çıkarıldı. Kbyra antik kentinin orkestra binasının zemininde, mitolojide yılandan saçları ve bakışlarıyla insanları taşa çeviren bir tanrı olduğuna inanılan Medusa’nın renkli mermerlerden çizilmiş bir resmi de bulundu.

Kazı başkanı Işık, Kbyra’da bulunan Medusa başının dünya arkeoloji tarihinde bir ilk olduğunu belirtterek “Orkestra salonlarında bu tür betimlemeler genellikle küçük mermer plakalardan oluşur. Ama burası çok özel. Dünya arkeoloji tarihinde bir ilk” dedi.

Kazı ekibinden Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nden öğretim görevlisi Yard. Doç.Dr. Şükrü Özüdoğru da Kbyra antik kentinin mini bir Aspendos olduğunu ifade etti. Özüdoğru, kazılarda 1700 yıl önce yapılmış bir kadın başı heykeli de bulunduğuna işaret ederek, “O çağda, baş kısmının altın yaldızlı olması çok dikkat çekici” dedi. Özdoğru, 15-20 yıl sürecek kazı çalışmaları sonunda Kbyra antik kentinin halkın ziyaretine açılabileceğini belirtti.

Cumhuriyet Ege, Haber: Sergül Canıgür, 13.10.2009

İNTİKAM TANRIÇASI NEMESIS TAPINAĞI İZMİR'DE BULUNDU

 

İzmir’in en önemli arkeolojik kazı alanlarından biri olan Agora’daki kazılarda, bu yıl Osmanlı dönemine yönelik önemli eserlere ulaşıldığı, çalışmalarda, toprak altında Adalet ve İntikam Tanrıçası Nemesis adına yapılan bir tapınağın bulunduğuna ilişkin ipuçlarına ulaşıldığı bildirildi.

Agora Kazı Heyeti Başkanı Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Arkeoloji Bölümü’nden Doç.Dr. Akın Ersoy, kazılardan elde edilen bilgilerle yola çıkarak, bu alanda, Tanrıça Nemesis adına yapılmış bir tapınağın bulunduğunu tahmin ettiklerini söyledi.

 

Doç.Dr. Ersoy, "Adalet ve İntikam Tanrıçası Nemesis Tapınağı’nın varlığına yönelik çok sayıda bilgiye ulaştık. Bu tapınak batı alanında, ama kazı yaptığımız tarafta değil. Daha ileride, bugünkü Hürriyet Anadolu Lisesi altında olduğunu tahmin ediyoruz. Bu tapınağa yönelik izler var. Gelecekte yapacağımız çalışmalarla ortaya çıkarılacak" dedi.

Vatan, 13.10.2009

SAAT KULESİ YİNE UNUTULDU

 

Düzce’de eski yerel yönetimlerin yapımı için söz verdiği tarihi saat kulesinden bir haber yok.

Yaklaşık 108 sene önce Düzce'de Osmanlı Hanedanının yaptığı en görkemli eser olan tarihi saat kulesinin yeniden yapılması çalışmaları boş çıktı. Restoran, okuma evi, telgrafhane , gözetleme yeri ve 4 yönlü saatin olduğu 5 katlı, mimarisi ile örnek tarihi yapının yapımı için verilen sözler havada kaldı.

20. yüzyıla girmeye hazırlanan Osmanlı Hanedanının yaptığı eserler arasında en görkemlisi olan Saat Kulesi yıllardır yapılamadı.1925 yılında çıkan yangınla tamamen yanan Saat Kulesinin yapılacağı sözlerine rağmen bir gelişme olmadı.Düzce’de yıllardır yapılamayan Saat Kulesi temsili de olsa İpsiz Recep isimli dizi için Çay Mahallesi'ndeki film platosunda inşa edildi. İş Merkezi önünde yapılacağı açıklanan Saat Kulesi projesinin şimdi ne durumda olduğu merak ediliyor.

Düzce Damla, 13.10.2009

400 YIL SONRA MİSAFİR AĞIRLAYACAK

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından 17. yüzyılda Bilecik’te yaptırılan, ancak günümüze sadece 4 duvarı ulaşabilen kervansarayı restore ettirdi. Kervansaray, 5 milyar TL harcanarak 3 yılda restore edildi. Kuruluş amacına uygun şekilde 36 odalı butik otele dönüştürülen Kervansaray, 400 yıl sonra yeni misafirlerini ağırlamaya hazırlanıyor. Senelik olarak kiralanacak butik otelin, rayiç bedeli aylık 13 bin TL belirlendi.

Türkiye Gazetesi, 13.10.2009


Ölü doğmuş bir projenin cenazesi (Devam):

İKİBİN
(S)ON

İSTANBUL 2010 PROJELERİ LAFTA KALDI





İstanbul 2010’da Kültür Başkenti olacak. 2006’dan beri büyük projeler yazıldı, çizildi. Ancak 2010’a 2.5 ay kala Sur-i Sultani projesinin stratejik vizyon ve planının hazırlanması, birkaç konser ile Europa Race yelken yarışından başka bir gelişme yaşanmadı.

 

İstanbul’un 2010’da Avrupa Kültür Başkenti olacağı kesinlik kazandığı andan itibaren büyük projeler, dev bütçeler konuşuldu. 2006’da duymaya başladığımız projelerde neler yoktu ki; Sultanahmet, Beyoğlu, Zeyrek ve Fener tarihi dönüm projeleri, AKM’nin restorasyonu, U2, REM gibi ünlü isimlerin konserleri bunlardan birkaçıydı. Peki 2010’a 80 gün kala hangi noktadayız?

 

Nelere başlandı, hangileri yarım kaldı, bitenler hangileri?

2008 Haziran ayında boşaltılan Atatürk Kültür Merkezi’nde halen bir çalışma yapılamıyor. İlk konuşmalarda AKM’nin 10 ay içinde biteceği sözleri verilmesine rağmen ihalesinin yapılması bile tam bir yıl aldı. Fakat bu ihale de yürütmeyi durdurma kararına takıldı.

 

Ayasofya’nın 16 yıllık iskelesi kaldırıldı fakat restorasyon, aydınlatma projeleri, zemin etüdleri gibi çalışmalar devam ediyor. Öte yandan Ayasofya’daki kandilliklerin, hat levhalarının ve cephesinin acil onarım işi henüz başlamadı.

 

Topkapı Sarayı’nın mutfak bölümünün onarım, bakım ve restorasyonuna başlandı. Kule Kapısı rölövesi ve restorasyon projeleri hazırlandı. Saray içinde bazı bölümlerin depreme karşı güçlendirilmesiyle ilgili öneriler sunuldu. Sarayın Çin ve Japon porseleni koleksiyonunun korumaya alınması ve çağdaş bir biçimde sergilenmesi için de bir proje düşünülmüştü; proje kapsamında plastik kutu alımı gerçekleştirildi.

 

Çokça konuşulan Haliç’e Leonardo da Vinci’nin köprüsünün yapılması konusunda ise projenin tamamlanması ve Koruma Kurulu’nun onayının alınması bekleniyor. Ardından projenin son hali Ajans’a sunulacak. Sonrasında çalışmalara başlanılacak.

 

Eminönü’ndeki Üst Laleli bölgesinde yer alan caddeler iyileştirilecek, Aya İrini’nin kurşun örtüsü yenilenecenekti. Bu çalışmalarla ilgili bir gelişme olmadı.

 

Vivaldi’nin “Beyazıt”, Rossini’nin “II. Mehmet”i gibi Osmanlı’dan esinlenerek bestelenmiş operalarla; Amin Maalof’un librettosunu yazdığı “Uzaktan Aşk” operasının sahneleneceği açıklanmıştı. Ancak Ajans, bu konuyla ilgili hazırlanmış bir proje olmadığını ifade etti.

 

Arvo Part’a İstanbul temalı bir beste siparişi verildiği açıklanmıştı. Proje için değerlendirme süreci henüz başlamadı; gerekli görüşmeler sürüyor.

 

Theodosius Limanı Çevre Düzenleme ve Yenikapı Transfer Noktası Geliştirme Projesi kapsamında, Marmaray kazılarında ortaya çıkan arkeolojik bulguların sergileneceği bir Kent Arkeoloji Müzesi açılacağı belirtilmişti. Müzeyle ilgili master plan ve uluslararası mimarlık yarışması için hazırlıklar başladı.

 

2010’un tamamlanmış önemli projeleri
* Sur-i Sultani 
Topkapı Sarayı surları içinde yer alan alanda Müzeler Parkı yaratmayı hedefleyen Sur-i Sultani projesinin Stratejik Vizyon ve Plan’ı, 7 Temmuz 2009’da Kültür Bakanlığı’na teslim edildi. 

* U2 konseri

Türkiye’ye ilk kez gelecek grubun konseri 6 Eylül 2010’da yapılacak.

* Taşınabilir Sanat

Geçen bir yıl içinde Kartal, Tuzla, Ümraniye ve Küçükçekmece ilçelerinde toplam 10 sergi düzenlendi, bu sergileri yaklaşık 8 bin kişi gezdi.

* 7 sanatçı İstanbul’da

AB ülkelerinden davet edilen 7 sanatçıya İstanbul’da yaşama ve çalışma olanakları sunuldu. 

* David Helfgott Konseri

Ünlü piyanist David Helfgott, 12 Eylül’de ve 14 Eylül’de iki konser verdi.

* Europa Race

İstanbul Europa Race, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti’nin ana sponsorluğunda düzenlendi.

Milliyet, Haber: Yasemin Bay, 13.10.2009


KAPALIÇARŞI RESTORASYONA HAZIRLANIYOR

 

 

İstanbul'un en gözde tarihi mekanlarından biri olan Kapalıçarşı'nın restorasyon çalışmaları önümüzdeki günlerde başlıyor. Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Kapalıçarşı'nın restorasyonu için ön çalışmalara, Eminönü kendilerine katıldıktan hemen sonra başladıklarını söyledi. Parselleri incelediklerini ve hasar durumu çalışmalarını yaptıklarını ifade eden Başkan Demir, "Kapalıçarşı'nın bütününü ilgilendiren rölöve projeleri (bir yapının bütün boyutlarını ölçüp biçerek o yapının plan, kesit ve görünüşünü yeniden çıkarma) bile yok. Şu ana kadar kayda geçirilmiş, kurul tarafından onaylanmış bir projesi olmamış. En kısa zamanda rölöve, restorasyon ve uygulama projeleri için ihale sürecine başlayacağız" dedi. Demir, 8 milyon TL kaynak ayrılan çalışmalar için Kapalıçarşı ile birlikte etrafındaki 40 hanın restorasyonunu yapacaklarını söyledi.

Sabah, Haber: Ali Kuş, 13.10.2009

"YÜKSEK SES, HASANKEYF İÇİN BARAJ SUYUNDAN DAHA TEHLİKELİ"

 

 

Ilısu Barajı'nın suları altında kalacak olan Batman'ın tarihi ilçesi Hasankeyf'te sanatçıların konser vermesi ile ilgili çarpıcı bir iddia ortaya atıldı.

 

Eşsiz güzellikteki kültür varlığının yok olmaması için bölgede birçok sanatçının konser vermek istediğini belirten Hasankeyf Kazı Başkanı Prof.Dr. Abdüsselam Uluçam, "Yüksek ses, bölge için baraj suyundan çok daha tehlikeli sonuçlar doğuruyor." dedi. Aynı zamanda Batman Üniversitesi Rektörü olan Uluçam, son olarak bölgede Ajda Pekkan'ın konser verdiğini hatırlatarak Hasankeyf'teki tarihi yapılardan geriye kalan parçaların çok hassas olduğuna dikkat çekti.

 

Kazı başkanı, geçtiğimiz yıllarda bölge halkının düğün merasimi yaptığı sırada davul sesi dolayısıyla bir kaya parçasının yerinden koparak düştüğü bilgisini verdi. Büyük kaya parçalarının üstünde yetişen otların da taşları çatlatarak sese karşı duyarlı hale getirdiğini vurgulayan Uluçam, düzenli müziğin tehlikeli sonuçlar doğurabilecek etkiye sahip olduğunun altını çizdi. Çevreye duyarlılıkları sebebi ile Tarkan ve Orhan Gencebay da daha önce Hasankeyf'e gitmişti. Burada klip çeken iki sanatçı, konser vermemişti. Tarkan, Hasankeyf'te yakın zamanda konser vereceğini duyurmuştu ancak konser gerçekleşmedi.

Zaman, Haber: Aslıhan Aydın, 13.10.2009

SARKOZY, FATİH'İN DEFTERİNE TAKILDI

 

 

Haber telaşının içinde yorumlar çeşitli olur ama işin perde arkası çoğu zaman sonradan anlaşılır.

Bu defa da öyle oldu. Fransa’daki Türk Mevsimi etkinlikleri kapsamındaki “Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıtanın Limanı” sergisinin açılışı için projenin destekçilerinden İKSV’nin davetlisi olarak bir grup gazeteci Paris’teydik. Sergi tek kelime ile mükemmeldi. Muhteşem serginin kahramanı, küratör Nazan Ölçer ile  o gece geç bir saatte Hotel Concorde Saint Lazare’ın lobisinde yorgunluk içkisi içtik. Tatlı sohbeti ile ünlü Ölçer’in ağzından olup biteni dinledik. 


Sergiye Sarkozy önce vardı ve Gül’ü  15 dakika kadar sabırla bekledi. Bir gün önce  gazetelere “skandal” olarak yansıyan “Sarkozy sergiyi bir Fransızın anlatmasını istiyor” meselesinin aslını da öğrendik. 

 

Sarkozy yabancı dil bilmediğinden Bizans bölümünü  Antik Yunan uzmanı Fransız tarihçi  Pierre Chuvin’in anlatmasını istemiş. Osmanlı bölümünü de serginin küratörü Nazan Ölçer’den dinlemiş. Bizans bölümünü çok acele geçmiş. Osmanlı bölümüne daha çok ilgi göstermiş, özellikle de Fatih Sultan Mehmet vitrinine.


Fatih ile ilgili bilgi aldıktan sonra geri dönüp Fatih’in defterlerini tekrar incelemiş. “Sarkozy, Gül’ü sergide bırakıp gitti” olayını da anlattı Ölçer. Sergiden sonra Sarkozy öğle yemeğinde misafiri olacak olan Gül’ü protokol icabı kapıda karşılaması gerektiği için hemen oradan ayrılmış. Sarkozy önden gitmiş ve Gül’ü kapıda karşılamış.

Milliyet, Haber: Deniz Alphan, 13.10.2009

İNGİLTERE'DE REKOR BÜTÇE AÇIĞI

 

 

Küresel krizden en fazla etkilenen ülkelerin başında gelen İngiltere, çıkış yolunu kamu varlıklarını satarak bulmaya çalışıyor. İngiltere Başbakanı Gordon Brown, bazı kamu varlıklarını satarak 3 milyar sterlin gelir elde edilecek bir plan açıkladı. Buna göre, iki yıla yayılacak olan varlık satışları arasında, bahis şirketi Tote, Manş Denizi altından İngiltere’yle Fransa’yı bağlayan demiryolu, öğrenci kredileri portföyü ve Urenco uranyum işleme şirketindeki kamu hissesi yer alıyor.
 

Thames Köprüsü ve Dartford’da nehir altından geçen tünelin de satılacak varlıklar arasında olduğu belirtiliyor. Yerel yönetimlerin de satacakları varlıklarla ayrıca 13 milyar sterlin daha gelir sağlanması bekleniyor. Böylece kamu varlıkları ve yerel yönetimlerin yapacağı satışlarla İngiltere bütçesine toplam 16 milyar sterlin girmiş olacak.

Vatan, 12.10.2009

ALTINOVA TARİHİ MEKANLARINA SAHİP ÇIKIYOR

 

Osmanlı'nın devlet olma özelliğini kazandığı son savaşın gerçekleştiği mekan olduğu iddiasıyla gündeme gelen Altınova İlçesi, tarihi mekanlarına sahip çıkmaya devam ediyor.

 

Altınova İlçe Belediyesi, Tarihi Kentler Birliği'nin ardından şimdi de Tarihi Kaleli Kentler Birliği'ne üye oldu. Başkan Dr. Metin Oral, üyeler Sedat Ok ve Fevzi Arıcı ile birlikte bu kuruluşun Bursa'daki toplantısına katıldıklarını belirterek, Altınova Belediyesi olarak ilçede bulunan tarihi eserleri gün yüzüne çıkarmak için çalışma başlattıklarını söyledi. Çobankale'nin tahsisiyle ilgili girişimlerin olumlu sonuçlandığını, Hersekzade Külliyesi Hamam Rölöve Projesi'nin Bursa Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne teslim edildiğini anlatan Oral, Hersek Meydanı'na Osman Gazi'nin heykelini dikeceklerini kaydetti.

 

Mülkiyeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ait olan Çobankale'nin kullanım tahsisinin yapılması için bakanlığa başvuruda bulunduklarını aktaran Oral, Çobankale'nin tahsisinin Altınova Belediyesi'ne yapılmasıyla ilgili kararın, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kocaeli Bölge Koruma Kurulu tarafından alınarak bakanlığa gönderildini dile getirdi. Başkan Oral, tahsisin gerçekleşmesinin ardından Yalova Valiliği ile Altınova Belediyesi'nin bölgede çalışma başlatacağını duyurdu.

 

Hersekzade Ahmetpaşa Külliyesi Hamamı Roleve Projesi'nin, bu hafta Kültür ve Turizm Bakanlığı Kocaeli Bölge Tarihi Eserler Koruma Kurulu'na gönderilmek üzere Bursa Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne teslim edildiğini belirten Oral, projenin onaylanmasının ardından Altınova Belediyesi olarak çalışmalarına başlayacaklarını ifade etti. Başkan Oral, Yalova Valiliği, İl Özel İdaresi, İl Turizm Müdürlüğü ve Altınova Belediyesi'nin ortak çalışmasıyla Altınova Hersek Meydanı'na Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin heykelinin dikileceğini sözlerine ekledi.

Zaman, Bayram Kaya, 13.10.2009

FATİH'TEKİ TARİHİ ESERLER 'TARİH SESLENİYOR' İLE CEP TELEFONLARINDA


İstanbul Fatih Belediyesi, “Tarih Sesleniyor” projesi ile Tarihi Yarımada Fatih’teki tüm tarihi eserlere dair bilgiler ve görüntülerin, eserler gezilip incelenirken cep telefonlarına gelmesi uygulamasını başlattı. Proje, CEBIT Fuarı’nda tanıtıldı.

 

Fatih Belediyesi 2010 Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları çerçevesinde büyük ilgi uyandıran bir projenin ilk tanıtımını Cebit Fuarı’nda gerçekleştirdi. ‘Tarih Sesleniyor’ adı altında başlatılan proje ile Tarihi Yarımada Fatih’e ziyarete gelen yerli ve yabancı turistler cep telefonları ile 444’lü bir numarayı arayarak sesli, SMS kullanarak yazılı ve Bluetooth ile WiFi kullanarak görüntülü bilgi alabiliyorlar.

 

Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Fatih Belediyesi olarak gelişen teknolojiye ayak uydurmak yerine teknolojiyi bir adım ileriden takip etmeye çalıştıklarını, İmar Planı’nı internet sitesinde yayınlayarak bu konuda bir ilki gerçekleştirdiklerini dile getirdi.


Elektronik imzayı belediye hizmetlerinde kullanan ilk belediye olan Fatih Belediyesi’nin dünyada da mobil imzayı ilk kullanan kurum olduklarını belirten Demir, 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları için başlattıkları yeni projenin tarihi yarımadayı ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerin teknolojiyi kullanarak bilgiye ulaşmalarını sağladıklarını söyledi. Demir, ‘Tarih Sesleniyor’ projesinin 2010 senesi öncesinde başlatılacağını, Kültür Başkenti süresince de faaliyette olacağını söyledi.

 

‘Tarih Sesleniyor’ adlı projeyle, isteyenler cep telefonları ile Fatih’teki tarihi eserlerin bilgi ve görüntülerine İngilizce ve Türkçe olarak ulaşabilecekler.

 

Uygulama nasıl olacak?
Proje çerçevesinde Fatih’te bulunan tarihi eserlerin büyük bir kısmı tek tek numaralandırıldı. Bu eserlerin yanlarına konulacak küçük plakalara bu numaralar ve aranması gereken numara yazılacak. Böylece yerli ve yabancı turistler ister SMS yoluyla cep telefonlarına görüntülü ve sesli bilgi alabilecekler, isterlerse de arayacakları sabit numara ile İngilizce ve Türkçe tarihi eser hakkında sesli bilgi alabilecekler. Proje maliyeti belediye tarafından karşılanan ‘Tarih Sesleniyor’ projesinin sene sonuna kadar faaliyete geçmesi ve 2010 yılında kullanılması hedefleniyor.

Turizm Gazetesi, 12.10.2009

YOLDAN TARİH ÇIKTI

 

 

Bozüyük-Mekece otoyolu inşaatı sırasında bir tepede tarihi bir kuyu ortaya çıktı.

 

İnşaatı devam eden Bozüyük-Mekece yolunun Küplü Köyünün yanında bulunan Kısık Kaya mevkiinde 25 metre derinliğinde bir kuyu bulundu. Tamamı kaya içine oyulan ve 2 metreye 3 metre genişliğinde olan kuyu, yol yapımında çalışan kepçeler tarafından bir kenarı kırılarak oyuldu. Zemin seviyesine kadar kuyunun bir kenarını kıran kepçe, zeminden aşağıya doğru 5 metre kazdı ancak kuyunun dibine ulaşmadı. Daha sonra gizlice kazıya devam ettiği belirtilen vatandaşlar da kuyunun sonunu bulamadı.

 

Bizans ve Osmanlı döneminin en önemli yerleşim yerlerinden olan ve bir zamanlar 'Küçük İstanbul' diye bilinen Bursa, Eskişehir gibi illerden bile tüccarların geldiği tarihi Küplü Köyünün yanı başında bulunan kuyu ile ilgili birçok iddia ortaya atıldı. Köylülerden bazıları, burasının büyük bir kuyu olduğunu, derinliğinin 40 metreyi bulduğunu ve dibinde büyük odalar olduğunu öne sürdü. Bu odalarda Bizans veya Osmanlı hazinesinin saklanmış olabileceğini iddia eden köylüler, devletin kuyuya el koymasını istedi. Köylülerden bazıları da bölgede büyük bir yer altı şehri olduğunu ve bu kuyunun da o şehrin bacası olduğunu ileri sürerken, kuyu geceleri defineciler tarafından kazılmaya devam ediliyor

Bilecik Kent Haber, 12.10.2009

ONARILMAZSA 1000 YILLIK CAMİ HER AN YIKILABİLİR





Fatih'te Vatan Caddesi üzerinde bulunan bin yıllık tarihi Molla Fenari İsa Camii, bakımsızlık nedeniyle yıkılmaya yüz tuttu.

 

Aslı Bizans dönemine ait bir kilise olan ve İstanbul'un fethinden kısa bir süre sonra camiye çevrilen yapı, bir an önce restore edilmeyi bekliyor. En son onarıldığı 1958-67 yıllarından bu yana ibadete açık olan caminin kubbeleri çatlamış, duvarlarındaki taşları ise günden güne eriyor. Tuğla ve taş alaşımlı Molla Fenari İsa Camii'nin çatlayan bazı duvarları, geçmişte bilinçsizce sıvayla kapatılmaya çalışılmış. Kuzey bölümündeki tonozun üzeriyse tamamen açık. İçeriye yağmur suyunun akmaması için bölüm geçici olarak eternitlerle örtülmüş.

 

Caminin dışarıdan sağlam görüldüğünü; bakımsızlığın ancak içeriye girildiğinde anlaşıldığını söyleyen cami imamı Abdullah Kılıç, “Her tarafından irili ufaklı taşlar dökülüyor. Taşlar hacimce küçük de olsa metrelerce yukarıdan düştüğü için insanı ürkütüyor. Bu yüzden cemaat namaz kılarken tedirgin oluyor” diyerek yetkililere seslendi. Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından caminin restorasyon projesinin çıkarıldığını; ancak sürecin hangi aşamada olduğunu bilmediklerini belirten Kılıç, “Temennimiz mümkün olduğunca kısa bir zamanda onarılması” diye konuştu.

 

Molla Fenari İsa Camii, daha önce Lips Manastırı olarak inşa edilen bir Bizans eseriydi. İstanbul'un fethine katılan askerlerden Molla Fenari Alaaddin Ali Efendi tarafından 2. Beyazıd Han'ın ilk saltanat yıllarında mescide çevrildi. 1918'deki Cibali yangınında zarar gördü. Camilerin özel şahıslara satıldığı, depo ve ahır olarak kullanıldığı bu dönemde inanılmaz şeylere sahne oldu. 1943 yılında minaresi sebepsiz yere yıkıldı. Nihayet 1958'den sonra yapılan ciddi bir restorasyonla ihya edildi, minaresi de tekrar aslına uygun yapılarak 1967'de ibadete açıldı.

Yeni Şafak, 12.10.2009

KAÇAK KAZIYA SUÇÜSTÜ

 

Emekli Binbaşı, zabıta memuru ile birlikte gözaltına alınan 6 kişi tutuklandı.

 

İznik`e bağlı Derbent Köyü Evkaya mevkiine kaçak kazı yapıldığı ihbarını alan İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, bölgeye akşam saat 19.00`da operasyon düzenledi. Ekipler, burada üniformasıyla kazı yapan Osmangazi Belediyesi`nde görevli zabıta memuru A.E (35), emekli Jandarma Binbaşı G.Ö (56), R.E (45), M.Y (45), K.D (53) ve M.S (36) ‘yi yakaladı.

 

Gözaltına alınan 6 kişi ifadeleri alınmak üzere İlçe Jandarma Komutanlığına götürülürken, 1 metal arama dedektörü ve 1 alan arama dedektörü`ne el konuldu. Nöbetçi mahkemeye sevk edilen 6 kişi tutuklanarak cezaevine konuldu.

Bursa Olay, Haber: Mehmet Buldu, 12.10.2009

TSK'NIN TOPKAPI SARAYI'NDA YURT VE GAZİNOSU DA VAR

 

 

Topkapı Sarayı'ndaki bot ve battaniye depolarıyla gündeme gelen Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) saray sınırları içinde bir de öğrenci yurdu olduğu ortaya çıktı.

 

TSK Eğitim Vakfı'na ait Sarayburnu Öğrenci Yurdu'nda 136'şar öğrenci kapasitesine sahip kız ve erkekler için iki adet yurt hizmet veriyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, geçtiğimiz günlerde Topkapı Sarayı'nda orduya ait depo ve tesislerin boşaltılarak sosyal ve kültürel etkinliklerde kullanılacağını açıklamıştı.

 

Saray sınırları içinde Milli Savunma Bakanlığı (MSB) İç Tedarik Komutanlığı Bölge Şubesi'ne ait bot ve battaniye depolarının yanı sıra turizme kazandırılabilecek birçok mekan TSK tarafından kullanılıyor. Yurdun haricinde Sarayburnu Askeri Gazinosu da Sur-i Sultani denilen saray sınırları içinde. Eskiden Topkapı Sarayı sakinlerinin bahçe olarak kullandığı Gülhane Parkı'nda ise MSB Bölge Başkanlığı ve Sirkeci Levazım Amirliği bulunuyor. Bu amirlik sınırları içerisinde Türkiye Muharip Gaziler Derneği'nin İstanbul Şubesi'ne ait tesisler yer alıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Topkapı Sarayı içinde bulunan TSK, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve Sağlık Bakanlığı'na ait depoların boşaltılmasını istemişti. Bakanın orduya ait depoların boşaltılmasını istemesinin ardından Kültür Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı arasında görüşmeler başlamıştı. MEB'e ait İbrahim Müteferrika Matbaacılık Lisesi ise geçtiğimiz günlerde kapatılmıştı. Saraydaki Sağlık Bakanlığı'na ait Gülhane ve Teşvikiye hastaneleri de boşaltılmıştı

Zaman, Haber: Cihan Yenilmez, 12.10.2009

PAŞA HAMAMI YENİDEN

 

 

Aksaray'da bulunan Osmanlı eseri tarihi Paşa Hamamı yap işlet devret modeliyle restore ediliyor. İhale edilerek restore çalışmalarının başladığı tarihi hamam, çalışmalar tamamlandığında Aksaray halkına ve turizme hizmet edecek.

 

Yıllarca Aksaray'da hamam olarak hizmet veren ancak daha sonra bakım ve restoresi yapılmadığı için kullanılamaz hale gelen Osmanlı eseri olan tarihi Paşa Hamamı'nda restore çalışmaları başladı. Hamamın restorasyon ihalesini alan Etlikler İnşaat'ın Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Etlik, hamamı aldıklarında yüzde 80 tahrip olmuş durumda olduğunu ve işe çevreyi temizleyerek başladıklarını ifade ederek, "İhaleyi aldıktan sonra hemen çalışmalara başladık. İlk olarak etrafının temizlenmesi ve moloz yığınlarının atılması ile işe başladık. Şimdi hamamın ilk günkü haline dönüştürülmesi için projelendirme çalışmalarımız var” dedi. Restorenin bölgenin yine hamam şeklinde değerlendirme üzerine olacağını ifade eden Etlik, “Restore çalışmalarında tarihi yapıt yine hamam olarak değerlendirilecek. Aynı zamanda yenileme çalışması yapılacak. İlk halini yaşatacağız. Hamam eskiden nasılsa aynı seviyeye gelecek. Buradaki sıva tabakası kazınacak. Taş dolgusu ortaya çıkartılacak. Taşların arasındaki derzler tamamlanacak. Tavan kısmında olan molozlar sökülerek, oradaki camlar yeniden monte edilecek. Aynı zamanda da zeminde de bu uygulamayı yaparak eski noktasını bulacağız ve yeniden mermer döşemesi yapacağız” şeklinde konuştu.

 

Zinciriye Medresesi'nin restoresini yaptıklarını, tarihi Paşa Hamamı'nın da medresenin hemen yanında olduğunu ifade eden Ahmet Etlik, “2006 yılı sonunda başladığımız restorasyon çalışmasını 2008 yılının son aylarında bitirdik ve 2009 yılında da hizmete açtık. Taş Saray Zinciriye adı altında turistik bir tesis olarak açıldı. İçerisinde restaurant, kafeterya, fast food, pastane ve düğün salonu mevcut halde var. Paşa Hamamı'yla beraber burası komple bir sit alanı olacak. İnşallah bölgenin içindeki tarihi konakları da butik otel olarak komple bir tesis haline getireceğiz. Kapadokya'nın giriş merkezinde olan Aksaray bize göre turizmde gerekli olan payı almıyor. Bizim amacımız Aksaray'ın turizm pastadan sahiplenmesi, pastadan büyük pay alması. Kapadokya'nın en güzel şehirlerden bir tanesi Aksaray'ın bir çok tarihi noktası var. Bu tarihi değerleri Aksaray'a kazandırmak istiyoruz” diye konuştu.

Aksaray Kent Haber, 11.10.2009

6 BİN YILLIK BAKIR MADEN OCAĞI BULUNDU





Çorum'un Bayat İlçesi'nde bu yıl ilk kez yapılan arkeolojik kazılarda, Kalkolitik Çağ'a ait yaklaşık 6 bin yıllık yer altı bakır maden ocağının bulundu.

 

Bayat’ın Derekutuğun Köyü'nde bu yıl başlatılan kazı çalışmalarını yürüten Almanya Bochum Ruhr Üniversitesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ünsal Yalçın, İstanbul ve Ankara üniversiteleri ile Almanya'daki bir üniversitede görevli öğretim görevlilerinden oluşan 7 kişilik bir ekiple yaptıkları arkeolojik kazılarda 6 bin yıllık olduğu bakır maden ocağı bulduklarını vurguladı.


Kalkolitik Çağ'a ait maden ocağında 20'ye yakın galeri bulunduğunu belirten Prof.Dr. Yalçın, şunları kaydetti: ''2'sine girebildik. Bu bölümler define avcıları tarafından daha önceden kazılmış durumda. Pek bir şey bırakmamışlar açıkçası. Bu yeraltı madeninin bilinen en eski maden ocağı olduğunu düşünüyoruz. Buradan elde edilen bakır eşyaların sadece Anadolu'ya satılması söz konusu olamaz. Çünkü büyük bir bakır ocağı galerisi ortaya çıktı. Dünyaya bakırın bu ocaklardan dağıldığını düşünüyoruz.


Doğada oluşan saf bakır dünyada en çok Anadolu'da bulunuyor. Yapılan kazılarda elde edilen bilgilere göre taş devrinden maden devrine ilk buradan geçildiğini düşünüyoruz. Çünkü dünyada şimdiye kadar bulunan ilk maden işleme ocağı burası, insanlık tarihi bakırla ilk burada tanıştı.''

Çalışmalarda 600'ye yakın çam çırası bulduklarını belirten Prof.Dr. Ünsal Yalçın, “Bunlardan çoğu da yanmış haldeydi. Sanırım burada çalışanlar, madenin içerisini çıra yakarak aydınlatmışlar” dedi. Yalçın, Avusturya'daki bir bölgede yapılan kazılarda da 2 bin 800 yıllık çıralara rastlanıldığına dikkat çekti.

Birgün, 11.10.2009

KAYIP BAŞYAPITLAR INTERPOL GALERİDE

 

 

Uluslararası polis teşkilatı Interpol’ün yeni başlattığı uygulama, sanatseverleri sevindirecek türden. 62 yıldır çalıntı olarak kayıtlarda bulunan ve hala bulunamamış 34 bin 100 eserin görselinin bulunduğu veritabanı, online olarak ziyaret edilebilecek bir sanat galerisine dönüştürüldü. 26 kategoride farklı sanat eserinin yer aldığı galeride tabloların yanı sıra mobilyalar, halılar ve 3 bin yıllık Babil antikaları da yer alıyor. İçlerinde Rembrandt, Vermeer, Caravaggio, Picasso, Cezanne, Manet, Brueghel, Salvador Dali ve Rene Magritte gibi büyük isimlerin çalınan sanat eserlerinin de yer alığı online galeriyi ziyaret etmek için tek yapmanız gereken Interpol’ün web-sitesine (www.interpol.int) girmek ve bir kayıt formu doldurmak, form onaylandıktan sonra sürekli olarak güncellenen siteyi takip etmeniz mümkün. Daha öncede benzeri bir uygulamayı CD’ler ve DVD’lerle yürütmeye çalışan Interpol, uygulamanın bu halinin hem daha kolay güncellenebilir hem de daha kolay ulaşılabilir olduğunu belirtti

Radikal, 11.10.2009

BAYEZİD CAMİİ'NİN TEMELİNE BAKILACAK

 

 

Mimar Yakup Şah'ın yaptığı, klasik Osmanlı eserleri arasında bulunan Bayezid Camii, sadece yapısıyla değil sağlamlığıyla da görenlerin hayranlığını kazanıyor.

 

1509 ve 1999'daki büyük depremleri sapasağlam atlatan cami, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce restorasyon kapsamına alındı. Restorasyon çalışmaları öncesinde caminin temelini inceleyecek olan uzmanlar, 500 yıllık caminin nasıl yapıldığını ve depremlerde herhangi bir hasara uğrayıp uğramadığını inceleyecek. Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, camideki restorasyonun önümüzdeki yıl başlayacağını belirtti.

Hürriyet, 11.10.2009

MİLAS'TA ÖRNEK KORUMA

 

 

TMMOB Mimarlar Odası Milas Temsilciliği tarafından bir süre önce satın alınan tarihi Milas evi, odanın temsilcilik binası ve lokali olarak kullanılmak üzere restore ettirildi. Uygulamanın, tarihi Milas evlerinin korunması konusunda diğer meslek odalarına da örnek oluşturması isteniyor.

Türk mimarlık tarihinde kendine özgü bir yeri ve önemi olmasına karşın çeşitli nedenlerle yıkılma ve yok olma aşamasına gelen Milas evlerinin kurtarılması konusunda Mimarlar Odası tarafından örnek bir adım atıldı. 2001 yılında oda temsilciliği tarafından satın alınan tarihi bir Milas evi, odanın temsilcilik binası ve lokali olarak kullanılmak üzere restore ettirildi. 200 bin liraya mal olan restorasyon sonrasında yıkılmaktan kurtarılarak yeniden yaşama döndürülen tarihi ev, şimdi konuklarını ağırlamaya hazırlanıyor.

Mimarlar Odası Milas Temsilciliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sinemci, “Biz aslında atamayla geçici olarak görevlendirilmiş bir yönetimiz. Buna karşın böylesine önemli bir karar alarak uygulamaya koyduk. 2001 yılında oda temsilciliğimiz tarafından satın alınan Hocabedrettin Mahallesi, l. Sakarya Sokaktaki Körpezliler Evi'nin restorasyonunu başlattık. Umarım bizim bu girişimimiz diğer meslek odalarına da örnek olur ve onlar da satın alacakları birer eski Milas evini yıkılmaktan kurtararak yaşama döndürürler” diye konuştu.
Cumhuriyet Ege, Haber: Olcay Akdeniz, 09.10.2009



SİT ALANINDA MERMER ARANMASINA TEPKİ

 

 

 

Karabük merkeze bağlı Sipahiler Köyü Küre mevkiinde sit alanının daraltılarak ismi verilmeyen bir şirket tarafından mermer çıkartılması için verilen izne köylüler tepki gösterdi.

 

Üzerinde tarihi hamam, havuz ve sütunların bulunduğu Küre mevkiindeki sit alanının daraltılarak bölgede mermer çıkarılması için verilen izne köy halkı tepki göstererek asıl amacın mermer değil define aramak olduğu iddiasında bulundu.

 

Sipahiler Köyü'nde 10 yıl muhtarlık yapan İrfan Yıldız, ''Muhtarlığım zamanında buraya gelenler, sesimi çıkarmamam için bana para teklif ettiler ama ben kabul etmedim'' dedi.

 

Sit alanının olduğu yerlerin büyük kısmının tapulu olduğunu ve 100-150 senedir buranın vergisini verdiklerini söyleyen eski muhtar Yıldız, "Buraların tapuları bizde. Bu adamlar burada mermer değil define arıyor. Bu işin ucunda mermer katiyen aranmıyor, tek hedefleri define bulmak. Mermer ayağına bunlar burada yer altını şehrini arıyor. Ben 10 yıl muhtarlık yaptım ve benim muhtarlık dönemimde ben bunlara müsaade etmedim. Bunlar gizli tutuyorlardı ve bana, 'Sesini çıkarma biz seni görürüz' dediler. Ama ben bu güzelliği buradan mermer uğruna yok ettirmem. Bütün köylüyü buraya yığarım ve cebren kimse burada bir şey yapamaz. Kültür Bakanlığı buraya izin verse dahi Sipahiler Köyünün sahiplerinin veya köy muhtarlığı idare heyetine danışmadan nasıl kazı yapılır? Buranın SİT alanı olduğu ortaya çıkınca devlet tarafından birçok köylüye tapuları verilmedi. Şimdi ise bizim haberimiz olmadan SİT alanını daraltıyorlar. Bu Küre mevkiinin tamamı SİT alanı diye geçiyor. Burada birkaç kişiyi görüyorlar ve para dönüyor, SİT alanını daraltıyor. Buranın tarihi bizim duyduğumuz kadarıyla Rum diyarından kalma bir yer altı şehrinin olduğu söyleniyor. Zaten çıkan taşlarda ve sütunlar bunu gösteriyor" diye konuştu.

 

Köyün yeni Muhtarı Vedat Özdemir ise, kendisine Karabük Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden gönderilen resmi yazıda Sipahiler Köyü Küre mevkiinde 1. Derece Arkeolojik SİT alanı sınırlarının belirli nedenlerden dolayı küçültüldüğü ilan eden bir ilan yazısı geldiğini söyledi.

Muhtar Özdemir, ''Bize küçültme nedeni ise hiçbir şekilde belirtilmiyor. Bize hiçbir şekilde bu konu ile ilgili bilgi verilmiyor. Kazı kim tarafından yapılacak, nereye kadar yapılacak hiçbir şey bilmiyoruz" diye kaydetti.

Karabük Kent Haber, 09.10.2009


Boğazköy (National Geographic, Şubat)
...1910




4 - 10 Ekim 2009

ALLIANOI'YE DAYATMA

 

İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, Danıştay kararına karşın Bergama’daki antik Allianoi sağlık merkezinin üzerinin mille kapatıldıktan sonra Yortanlı Barajı suları altında bırakılmasını öngören projede ısrar etti. Allianoi Girişim Grubu Dönem Sözcüsü Alime Mitap, yeniden yargıya başvuracak.

Mitap, Danıştay kararının ardından yeniden kazı izni verilmesini bekledikleri bir dönemde, koruma kurulu dayatmasıyla karşılaştıklarını söyledi.

Mitap, şöyle konuştu: "Allianoi Antik Sağlık Yurdu’nu yok edecek her türlü işlemi yapan, eylemde bulunan kamu görevlilerinin hukuksal ve cezai sorumluluğu olacaktır. Buradan uyarıyoruz; artık tarihle inatlaşmayı bırakınız, Allianoi’yi suya gömme ısrarından vazgeçiniz, yöre köylüsünün su gereksinimi için başka çözümler üretiniz. Kazının tamamlanması için gereken izinleri veriniz. Allianoi’nin çamura gömülmesine izin vermeyeceğiz."

Cumhuriyet, 02.10.2009

KATKI




KÜLTÜR VARLIKLARININ KORUNMASINDA HÜKÜMETİN SAMİMİYET ÖLÇÜLERİNDEN BİRİ ALLIANOI'DİR



Türkiye iddia edildiği gibi bir hukuk devleti ise,  Allianoi sorunu, bu kadar hukuksal kazanımlardan sonra birilerinin yaptığı gibi politik vaatler ve oy kaygılar ile değil, aklı selimle bilimsel anlamda çözülmelidir.

Çünkü korumakla yükümlü Kültür Bakanlığı,  insanlık mirasını gerçek anlamda korumak yerine, mevcut Koru(ma)ma Kurulu ile D.S.İ.’nin ve ihaleci rant çevrelerinin  emir eri konumuna düşmüştür. Bugüne kadar kurul tarafından baskı ile alınan bütün yok etme kararları ya İzmir ya da Ankara’daki  mahkemelerden döndüğünü artık görülmesi gerekir.

Sn. Başbakanı ve Kültür Bakanı Sn. Ertuğrul GÜNAY'ı kültür varlıklarının korunması konusunda daha duyarlı olmaya ve bilimsel düşünceye davet ediyoruz.


Kültür Varlıklarını bu ülkenin tapu senetleri olarak algıladığını söyleyenler, Dünyanın en büyük Sağlık Merkezini barındıran Allianoi'i yok ederek bir  yere ulaşılamazlar.

Çözüm için, artık  imzaladığımız uluslar arası antlaşmaların, en kötü de olsa var olan bu anayasanın Allianoi konusunda bugüne kadar alınmış mahkeme kararlarının ve bilimsel verilerin baz almasını istiyoruz.

Bilimsel çalışmaları engelleyerek, yarım bıraktırarak, çamur atarak bir yere ulaşılamadığı artık görülmelidir. Çünkü güneş artık balcıkla sıvanmıyor. Ortada dünya çapında gün ışığına çıkarılmış bir kültür mirası var.

Allianoi, artık balcıkla kapatılamayacak kadar büyük bir insanlık mirasıdır. Dünya Allianoi’u bu şekilde kabul etmişken, bu anlamsız inadı anlamak mümkün değildir.  

10 yıldır sunduğumuz alternatif bilimsel çözümlerin dikkate alınmasını artık bu hükümetten bekliyoruz.
 
Gerçek bilimsel çözümü bulanlar,üretenler, diyalogdan yana olanlar  tarihte gerçek anlamda değerlerini bulacaklardır. Bugüne kadar yerel oy kaygısı ile tarihi katledenleri dünyanın nasıl andığını herkes anımsar.

Allianoi'un gerçek anlamda korunması için mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Allianoi bunca hukuksal kazanımlara rağmen son zamanlardaki fütursuz kurul kararı ile bu şekli ile katledilse, dünya döndükçe bu Türkiye’nin en büyük ayıplarından biri olacaktır'.    



Yrd.Doç.Dr. Ahmet YARAŞ, 09.10.2009
Allianoi Kazısı Bilimsel Heyet Başkanı

SÜMELA'DA 'AYİN' İÇİN İZİN ÇIKACAK

 

Demokratik açılım rüzgârı Trabzon'a da uzandı ve Sümela Manastırı'nın ibadete açılması gündeme geldi. AB Reform İzleme Grubu'nda yer alan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Trabzon Valisi Recep Kızılcık'tan Sümela Manastırı'nın mevcut durumuyla ilgili rapor istedi. Vali Kızılcık, 8 Eylül'de Trabzon'a giden 4 bakana rapor sundu. Raporu inceleyen bakanlar, müzakere sürecinde Sümela'nın 'inanç özgürlüğü' kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtip, ibadete açılması konusunda görüş bildirdi. Sümela Manastırı'nda sık sık "ayin gerginliği" yaşanıyor.

Sabah, 10.10.2009

İZMİT'TE ROMA ŞEHRİ

 

Birçok medeniyete başkentlik yaptığı bilinen İzmit’teki kazılarda, hemen her gün Roma dönemine ait eserler bulunuyor.

 

Çukurbağ Mahallesi’ndeki çalışmalarda son olarak 3. yüzyıla ait Romalıların zafer anısına yaptıkları binanın kalıntılarıyla imparator giysili ve ata binmiş kabartma panolar bulundu. Panolardaki boyalı figürler dikkati çekerken, bölge güvenlik çemberine alındı.

Milliyet, 10.10.2009

SÜSLERİYLE BULUNDU

 

İzmir’in Torbalı İlçesi'nde 20 yıldır devam eden Metropolis kazılarında ilk kez, bozulmamış bir mezara ve 25 yaşlarında genç bir kadına ait olduğu belirlenen iskeletine ulaşıldı.

 

İskeletin yanında bulunan ve MÖ 150’li yıllara ait 30’dan fazla koku şişesi, takı, bronz aynalar, kadınların yüzyıllar öncesinde de süslenmeye ne kadar önem verdiğini ortaya koydu.

Milliyet, 10.10.2009

"MEZARDAN BUNLAR ÇIKTI"

 

 

Malatya Merkez Samanköy'de Devlet Su İşleri (DSİ) sulama kanalı çalışmaları esnasında bulunan 3 sekili mezardan çıkan eserler basına tanıtıldı.

Kültür ve Turizm İl Müdürü Derviş Özbay'ın da katıldığı Müze'deki tanıtım toplantısında basın mensuplarına bilgi veren Müze Müdür Yardımcısı Ziya Kılınç, mezarların uzunluğunun 2 metre, eninin 90 santimetre olduğunu ve tahribata uğramış olduklarını söyledi.

Kılınç, "Malatya Merkez Samanköy Geç Roma Dönemi Milattan Sonra 3.- 4. yüzyıla ait mezar temizlik odası çalışmasında bulduğumuz eserleri burada sergiliyoruz. Mezarlar Bizans döneminde muhtemelen soyulmuş çünkü tahribat çok fazla" dedi.

Kültür ve Turizm İl Müdürü Derviş Özbay ise, mezarlarda altın veya değerli eşya bulunduğu söylentilerini yalanlayarak, "Çeşitli dedikodular çıktı. İnsanlar böyle şeylere inanmasın. Mezarlarda çıkan buluntular buradadır. Sizin vasıtanızla halkımızın bu konularda hassas ve titiz olmasını istiyoruz. Dedikodulara kulak vermesinler" diye konuştu.

MS 3. veya 4. yüzyıla ait olduğu değerlendirilen mezardan insana ait kemik parçaları, küp ve cam parçaları, gümüş yüzük ve kolye çıktığı belirtildi.

Malatya Haber, 09.10.2009

FATİH'İN MİRASI ÜNİVERSİTE OLUYOR

 

 

İstanbul’u fethettikten sonra Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı’nı kurarak, ‘Sahn-ı Seman Medresesi’nde eğitim verilmesini sağlayan Fatih’in vasiyetini devam ettirmek isteyen Vakıflar Genel Müdürlüğü, Fatih’in adını taşıyan üniversiteyle yaklaşık 600 yıllık mirasa sahip çıkmayı planlıyor.

Üniversitenin kurulması için İstanbul Başakşehir’de 202 bin metrekarelik vakıf arazisini tahsis eden Genel Müdürlük, Hatice Sultan Vakfına ait Eyüp, Fatih, Üsküdar, Eminönü ve Beyoğlu’ndaki toplam 2 bin 156 metrekarelik taşınmazın gelirini Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’ne devretti.

Üniversitenin “vasi (ölen bir kimsenin vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olan kimse) üniversitesi” olması için İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne başvuran Genel Müdürlük, yeni üniversitenin mütevelli heyet listesiyle YÖK’e başvuruda bulunacak. YÖK’ün başvuruyu kabul etmesi halinde, üniversitede güzel sanatlar, mimarlık, mühendislik, hukuk, iletişim, sosyal bilimler, iktisadi ve sosyal bilimler fakülteleri ile güzel sanatlar ve sosyal bilimler enstitüsü yer alacak.
Milliyet, 09.10.2009

"RESTORASYON DEĞİL MAKYAJ"





Binlerce yıllık tarihiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Altındağ, farklı kültürlerin bir arada olduğu ve aynı zamanda Cumhuriyetin kurulduğu bölge. Roma Hamamı, Roma Antik Tiyatrosu, Augustus Mabedi, Ankara Kalesi, Hacı Bayram Camisi, Birinci ve İkinci Büyük Millet Meclisi, Ankara Palas, Merkez Bankası ve yoğun konut bölgeleri gibi kültür varlıklarını içerisinde barındıran Altındağ’da bu tarihi mirasa sahip çıkılmadığı belirtiliyor.

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Nimet Özgönül, Türkiye’deki restorasyon anlayışının var olan yapının yıkılarak yerine yenisinin yapılması şeklinde olduğunu belirterek, “Bu uygulama geleneksel konutlarda çok fazla yapılıyor. Koruma kuramı ‘yapının tahrip edilmeden korunmasını’, ‘yeni yapılan müdahalelerin de kendini belli etmesini’ ve ‘yapının yok olmuş bölümlerinde bilinmeyen yerler varsa bu yerlerde de spekülasyon yapılmamasını’ söyler” dedi. Özgönül, yapıların çok iyi analiz edilip soruna yönelik çözüm üretilmesi gerektiğinin altını çizerek, bugünkü anlayışta restorasyonu yapılan konutların eski yapı olduğunu anlayabilmek için bir ipucu bile olmadığına dikkat çekti.

Restorasyon çalışmalarını yürütenlerin böyle bir kaygılarının da olmadığını vurgulayan Özgönül, “Ahşapların sağlamlarını bile değiştiriyorlar. Dönem yapılarının da tamamen kaldırıldığını görüyoruz. Korumaya yönelik bir değerlendirme yapılmadığı için varsayımlar üzerinden yürütülen çalışmalar söz konusu. Ankara’da yapılan uygulamaların birçoğu sadece yıkıp yeniden yapmak üzerine kurgulanmış. Hemen hemen her yapı, birbirinin aynısı olmaya başlıyor. Aynı detay ve profilde yapılan restorasyon çalışmaları doğru değildir. Çünkü aynı gibi görünen bu yapılarda birçok farklılıklar vardır. Tasarım yaklaşımları, malzeme kullanımı ve oranlar sizi farklı yere götürür. Tıpkı villa yapar gibi standart restorasyon uygulamaları var. Tek tip onarımlar dokunun özgünlüğünü yok ediyor ve yapıların farklı bir yanını bırakmıyor. Çoğunlukla yıkılıp yeniden yapıldığı ve ayrıca özgün değerlerinden saptırılarak farklı bir görünüm yarattığı için, söz konusu yapılar artık ‘korunacak tarihi değer’ olmaktan da çıkmaktadır” diye konuştu.

 

Restorasyonu yapılan birçok yapının eski görüntüsünü yitirdiğine işaret eden Özgönül, “Yaşanmışlığa dair bir örnek yok. Osmanlı evleri, Selçuklu evleri ve buna benzer isimlerle bu tür yapıların inşa edildiği lüks villalar yapılıyor. Bu tür yeni yapılarla restorasyon yapılanların farkı yok. İkisi de aynı” dedi. “Tarihi bir yapıyı korursanız o zaten kendi kendine ranta dönüşüyor” değerlendirmesini yapan Özgönül, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Belediyelerin görevi tarihi yanıltmak değil, var olanı korumaya yönelik çalışmalar olmalı. Gelen turistin beğeni ve beklentisinin, yapıların tarihi belge değerinden ön planda tutulduğu ‘dekor nitelikli koruma’ çalışmaları, ‘tarihi’ korumayı hedefleyen temel ilkeyi ortadan kaldırmaktadır. Gerçek onarımın maliyeti yüksek olduğu için bu yöntem tercih edilmiyor. İnce ve hassas tekniklerle onarım süreci uzar. Dolayısıyla maliyetler de artıyor. Bu yapılar, temiz yüzlü ve içinde yaşanır birer taklittir. Yıktıktan itibaren eseri yok edersiniz. Onun üstündeki eskiliği, tarihi ve yaşanmışlığı göremezsiniz.”

Bu tür çalışmaların yoğun olarak Altındağ bölgesinde yapıldığını söyleyen Özgönül, “Bir nevi kentin yüzüne makyaj yapmaktır bunun adı” diyerek, şöyle devam etti:

“Onarım, pırıl pırıl yapmak değildir. Eskimişliğin yok olmaması gerekir. O yapıların her noktası fiziksel olarak yıpranıp yok olmuş değildir. Sağlam olan birçok yeri vardır. Tahrip etmeyen yöntemlerle bu yapıların yıkılmadan da ayakta durabileceği görüşündeyiz. Bu yapıların bazıları yıkılmak durumunda kalınabilir. Ama hepsinin yıkılması ve yeniden benzerinin yapılması koruma, onarım ve restorasyon değildir. Malzemenin eskimişliği ve yaşamın değişmiş olması da yıkılmaya gerekçe olarak gösterilemez. Yasaya göre, ‘Koruma kamu yararıdır.’ Buradaki önemli nokta da, kamu yararı olması gereken bu uygulamaların salt yabancılar için yaşayan bir çevre değil, aslında kendi kullanıcısını hedefleyen ve her zaman yaşayan canlı bir merkez yaratmayı hedeflemesidir. Ön planda tutulması gereken, yörenin esas sakinlerinin de korunmasıdır. İçinde yaşayanlar yerlerinden ediliyor. Dokunun yüzde 90’ı yeniden yapılıyorsa buradaki koruma anlayışında mutlak bir sorun vardır.”

Cumhuriyet Ankara, Haber: Ali Öztürk, 09.10.2009

TARİHE 'AŞK' TAHRİBATI





Yatağan’da binlerce yıllık geçmişi bulunan tarihi eserlerin, üzerlerine sprey, tornavida ve demirlerle yazılan aşk mesajları, özel koruma altında olması gereken tarihi değerleri harap etti. Tarihe yapılan bu saygısızlık, arkeolojik kazıların heyet başkanlarını da isyan ettirdi. Yatağan'daki iki önemli antik kent olan, Stratonikeia ve Lagina'nın kazı heyetleri başkanları, eserlerin bekçilerle korunamayacağını belirterek, "Genç nesil bilgilendirilmeli" dedi.

Dünyanın en büyük mermer kenti olma özelliğini taşıyan Stratonikeia'da, meclis binası duvarları ve sütunları ile oda mezarın iç duvarlarına aşıklar tarafından mesajlar yazıldı. Ayrıca meclis binası duvarında, bir otomobil tamircisinin reklamının olması ziyaretçilerin tepkisini artırdı. Pagan dininin merkezi kabul edilen Lagina antik kentindeki eserler de aynı şekilde tahribata uğradı. Lagina Kazı Başkanı Prof.Dr. Ahmet Tırpan, tarihi eserleri korumanın, ilköğretim okulundan itibaren verilecek eğitimle gerçekleştirilebileceğini söyledi. Tırpan, "Yaşadığı çevreyi ve kültürü bilmeyenler, tarihini de bilemez. Gençlerimiz Anadolu tarihini bilmezlerse, eserleri tahrip eder, üzerlerine isimlerini yazar. Önceki yıllarda okullarımızda turizm ve arkeoloji dersleri vardı. Öğrencilere yaşadıkları topraklardaki önemli insanlar, yerler ve eserler tanıtılıyordu. Ancak bu dersler müfredattan kaldırıldı. Sorunun temeli de bu. Antik kentlerimizde binlerce eser var. Her eserin yanına eli sopalı bir bekçi dikemeyiz. Her yazı yazanın peşinden koşamayız" dedi.

Stratonikeia Antik Kenti Kazı Başkanı ve Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Bilal Söğüt de, antik kentlerin güvenliğinin artırılması gerektiğini söyledi. Tarih sevgisini aşılamanın uzun bir süreç olduğunu anlatan Doç.Dr. Söğüt, "Stratonikeia ölümüne aşkın yaşandığı bir kent. Gladyatörleri ve aşk hikayesiyle tarihe ismini yazdırmış bir yer. Ancak bazı kişiler, aşklarını yanlış yerlere yazıyor. Antik kente gelen yabancılar, eserler zarar görebilir diye telefonlarını kapatıyor, ayakkabılarını çıkarıyor. Bu bilince sahip olduğumuz gün, eserlerimiz emin ellerde olur" diye konuştu.

Cumhuriyet Ege, Haber: Özcan Özgür, 09.10.2009

ÇAVUŞLU KÖYÜ'NDEKİ TARİHİ CAMİ RESTORE EDİLECEK

 

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, Derince İlçesi Çavuşlu Köyü'ndeki tarihi Akpınar Camii'ni restore ettirecek. Portakal Mescidi ve Atatürk Heykeli'ni restore ederek halkın beğenisini kazanan Büyükşehir Belediyesi, kent genelinde saklı kalmış yapıları birer birer ortaya çıkarıyor.

Bu kapsamda İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı Tarihi Mekanlar ve Kent Estetiği Şube Müdürlüğü ekipleri, Çavuşlu Köyündeki tarihi Akpınar Camii'ni yerinde inceledi. Caminin aslını koruyamadığı, köyden uzak bir alanda olduğu ve define arayıcıları tarafından tahrip edildiği tespit edildi. Caminin kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmiyor. İstanbul'dan Anadolu'ya geçiş yolu üzerinde bulunan ve o dönem geçiş yolunu kullananlar için yapılan ve bir handa bulunan Akpınar Camii'nin ilk hali ahşap. Cami, 1956 yılında yıkılınca köylüler tarafından aynı yere taş ve tuğladan yeniden yapılmış.

Zaman, Haber. Mehmet Güler, 09.10.2009

TARİHİ SARAY HAMAMI RESTORE EDİLEREK YOK OLMAKTAN KURTARILDI





Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün başlattığı restorasyon çalışmaları kapsamında bir tarihi eser daha kurtarıldı. Yıldırım Bayezıd döneminde eski Osmanlı Sarayı arazisi içinde inşa edilen tarihi hamam asırlarca insanlara hizmet verdi.

Ancak Osmanlı'nın son dönemlerinde bölgede yaşanan savaşlardan dolayı birçok tarihi eser gibi Saray Hamamı da olumsuz etkilendi. Balkan Savaşları'ndan sonra yıkıma uğrayan tarihi hamam o günden bu yana harap bir vaziyette duruyordu. Selimiye Camii'nin bahçesine birkaç metre uzaklıktaki bu önemli esere Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü el attı.

2007 yılında başlatılan restorasyon çalışmaları sonucunda asırlık hamam yok olmaktan kurtarılarak eski ihtişamlı görünümüne kavuşturuldu. Türk hamam mimarisinin günümüze ulaşan ilk örneklerden biri olan Saray Hamamı geçmiş olduğu gibi yine halka hizmet vereceği günleri bekliyor. Eski Saray'ın yıkılması ve Selimiye Camii'nin yapılmasıyla Sultan Selim Vakfı'na dahil edilerek bir halk hamamı haline getirildi. Hamam, aydınlık, ferah yapısıyla ve mimarisindeki inceliklerle Türk hamamı geleneğinin Edirne'deki en önemli temsilcileri arasında yer alıyor. Çifte hamam şeklinde düzenlenmiş olan Saray Hamamı'nda erkekler ve kadınlar kısmı bulunuyor. 21 erkek, 18 kadın soyunma odası mevcut.

Erkekler ılıklıkta 2 kurna, halvette 3 kurna, sıcaklık bölümünde 12 kurna olmak üzere toplam 17 kurna bulunuyor. Kadınlar ılıklıkta 3 kurna, halvette de 6 kurna olmak üzere toplam 9 kurna var. Erkekler ve kadınlar kısmında bulunan göbek taşları ile de Saray Hamamı, eski ihtişamlı görüntüsüne tekrar kavuştu. Saray Hamamı'nın çalışma sistemi onarım sırasında doğalgaza uyumlu olarak döşenmiş. Ayrıca güneş enerjisiyle ısıtma sisteminin de yapılması planlar arasında. Edirne Vakıflar Bölge Müdürü Hüseyin Özer, Saray Hamamı'nı aslına uygun restore edilerek hizmet vermeye hazır hale getirdiklerini söyledi.

Zaman, Haber: Kadri Kılıç, 09.10.2009

BAKAN GÜNAY "İSYAN" ETTİ





Adana'da incelemelerde bulunan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, yarım bırakılan kültür merkezi ve tavanı akan müzeyi görünce 'İçimde isyan duygusu hissediyorum' diye konuştu.

 

"Plansız, programsız, amaca uygun olmayan, gelişi güzel boş mekanlar, bir dolu yapı, özel firmalara projelendirilmiş. Bu gördüklerim karşısında içimde isyan duygusu hissediyorum." İsyan noktasına gelen isim, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay. Geçmiş yıllarda kültür ve sanat alanında yapılan yatırımların dikkatsizce gerçekleştirildiğini, kamu kaynaklarının doğru harcanmadığını söyleyen Günay, çeşitli ziyaretlerde bulunmak üzere geldiği Adana'da, merkez Yüreğir İlçesinde, geçmiş yıllarda belediye tarafından başlatılan, ancak yarım bırakılarak bakanlığa devredilen Yüreğir Kültür Merkezi inşaatında incelemelerde bulundu. Salonla ilgili Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü yetkililerinden bilgi alan Günay, kamu kaynaklarının yanlış kullanımının en büyük örneğinin Yüreğir Kültür Merkezi'nde görüldüğünü söyledi.


Bugüne kadar yapılanı tamamlama yükümlülüklerinin bulunduğunu, ancak yeni baştan daha iyisinin yapılabileceğini belirten Bakan, "Buna benzer olaylar Türkiye'nin birçok yerinde var. 1990'lı yıllarda plansız, programsız, amaca uygun olmayan, gelişigüzel boş mekanlar, bir dolu yapı, özel firmalara projelendirilmiş. Bu gördüklerim karşısında içimde isyan duygusu hissediyorum. Hiçbir bakan, hiçbir vali, hiçbir belediye başkanı kendi cebinden tek kuruş harcamıyor. Buralarda boşa harcananlar kamunun parası. Kamunun parasını hiçbir yetkili hesapsız plansız kullanmamalı. Ancak, ne yazık ki bunlar yapanın yanına kar kalıyor." Günay, kullanışsız durumdaki binanın koca bir alanı kapladığını, ancak içindeki salonun 300 kişilik olduğunu, balkonun ise sahneyi görmeyecek şekilde dizayn edildiğini söyledi.

Bu yapıların kendilerine kötü miras olarak kaldığını dile getiren Günay, şöyle devam etti: "Yapıları tamamlamak için devam ettiğimizde kamunun parasını verimsiz kullanmış oluyoruz. Türkiye'nin dört bir yanında kötü projeler bir dönem özel firmalara yaptırılmış. Bakanlık bunları gelişi güzel bir yerlere serpiştirmiş. Gördüğünüzün tamamı israf. Bugüne kadar 4.5 trilyon lira harcandı. Bu yapının çok daha özgün, düzgün modeli tercih edilmeli. Kasaba salonunun ötesinde özelliği yok."

Bakan Günay'ın ‘isyan'ı Adana Müzesi'nde de devam etti. Müzeye girdiğinde klimanın 30 derece sıcaklığa ayarlandığını gören Günay, "Buradan sıcak geliyor. Niye sıcak açtınız onu? Bunu kim açtı arkadaşlar? 30 dereceyle kim çalıştırıyor bunu?" diye sordu. Müze Müdürü Kazım Tosun'un "Efendim bunu genelde çalıştırma imkanımız olmuyor. Elektrik donanımı kaldırmıyor" cevabı üzerine Günay, "Şu anda niye çalıştırıyorsunuz o zaman. Ne var ki, niye ki. 30 dereceyle kim çalıştırdı?" diye tepki gösterdi. Günay, müzenin tavanının su sızıntısı nedeniyle çürüdüğünü görmesi üzerine ise "Bu niye yapılmıyor? Bu çatı önemli, duvar da rutubet almış" dedi. Müze yetkilileri de onarım için gerekli paranın geldiğini, en kısa sürede ihaleye çıkılacağını söyledi.

Radikal, 09.10.2009

ANKARA EVREN'DE 10 MİLYON YILLIK FOSİL BULUNDU

 

Evren sınırlarındaki Darlık mevkisinde, 8-10 milyon yıllık olduğu tahmin edilen hayvan fosilleri bulundu.
 

MTA görevlisi paleontolog Fehmi Aslan, Ankara, Kırıkkale ve Çorum illerini kapsayan ‘’Kızılırmak Formasyonu Jeolojik Çalışma Projesi’’ başlattıklarını belirterek, Hirfanlı Barajı kenarında yapılan kazı sırasında, 8-10 milyon yıllık olduğu tahmin edilen 30 adet kemik parçası bulduklarını bildirdi.

Aslan, ‘’Kemiklerin, bu bölgede yaşamış, volkan patlaması veya değişik doğal afet sonucu ölen fil, at, gergedan, zürafa, ceylan, koyun veya keçiye ait olduğu tahmin ediliyor. Parçaları toplanarak atölyelerde birleştirilecek ve sonucu görülecek’’ dedi.

Şu an zürafa olduğunu tahmin ettikleri bir hayvan fosili üzerinde çalıştıklarını bildiren Aslan, çalışmaların daha sonra baraj gölünün altında da devam edeceğini kaydetti.

Hürriyet Ankara, 09.10.2009

6.5 MİLYON LİRAYA PADİŞAH SECCADESİ

 

 

Londra'daki Sotheby's Müzayede Evi'nde dün yapılan açık artırmada 16'ncı yüzyıldan kalma olduğu sanılan bir İran seccadesi 6.5 milyon TL'ye alıcı buldu. "İslam Dünyası Sanat Eserleri" adı altında yapılan açık artırmada satılan seccadenin 4 kenarı, Sultan Murat'a atıfta bulunulan Farsça dizelerle süslü. İsviçre Teknoloji Enstitüsü'nce yapılan testler sonucu 1450-1640 yılları arasında yapıldığı belirlenen seccade, ipek, metal ve yün iplik işlemeleri ile dikkati çekiyor.

Antropoloji profesörü Rudolf Martin'in koleksiyonundan ailesine miras kalan halının yeni sahibinin ismi açıklanmadı. 200 bin TL'den satışa çıkan 163 cm.'ye 110 cm. ölçülerindeki halıya sahip olmak için 5 alıcı kıyasıya yarıştı. Müzayede evi tarafından hazırlanan tanıtım yazısında, tarihi seccadenin, İran Şah'ından Sultan III. Murat'a (1546-1595) barış hediyesi olarak verildiğinin sanıldığı belirtilirken, antropoloji profesörü Rudolf Martin'e nasıl geçtiği hakkında ise bir açıklama yapılmadı.

Müzayedede, 16'ncı yüzyılın ikinci yarısından kalma nadir tombak Osmanlı matarası 1 milyon TL'ye satıldı. 6 kenarlı yıldız oyması ve Hz. Süleyman'ın mührü bulunan deri mataranın, Kanuni Sultan Süleyman döneminde hükümdarlık çevrelerinde kullanıldığına işaret edildi.

Sabah, 09.10.2009

ÖNCE KAZI, SONRA TURİZM

 

 

Nallıhan’a bağlı İslamalan Köyü ile Çayırhan beldesindeki ‘’Gül Şehri’’ adlı alanda arkeolojik kazı çalışmaları başlatıldı. Çalışmaların ardından bölgenin turizme açılacağı bildirildi.

 

Kazı çalışmalarının başlaması dolayısıyla Çayırhan beldesinde düzenlenen törene, Nallıhan Kaymakamı Ömer Toraman, Nallıhan Belediye Başkanı Adnan Okur, Çayırhan Belediye Başkanı Ömer Bayrak, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden arkeologlar Mustafa Metin ve Ülkü Devecioğlu ile vatandaşlar katıldı.


Kaymakam Toraman, yaptığı konuşmada, Çayırhan’da ‘’Gül Şehri’’ diye anılan bölge ve Nallıhan merkeze bağlı İslamalan Köyü'nde kazı çalışmaları başlatıldığını söyledi.

Çalışmaları Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Melih Aslan başkanlığındaki heyetin yürüteceğini bildiren Toraman, çalışmaların ardından bölgedeki tarihi değerlerin gün yüzüne çıkarılacağını, bölgenin turizme açılacağını belirtti.

Çayırhan Belediye Başkanı Bayrak ise baraj gölünün kenarında bulunan ‘’Gül Şehri’’nde kazı yapılması için başlattıkları girişimler sayesinde çalışmalara başlandığını ifade etti.
Hürriyet Ankara, 09.10.2009

ARKEOLOGLARI ŞAŞIRTAN TUZLUK

 

Denizli'deki Laodikya antik kentinde 1700 yıllık tuzluk bulundu.

 

Kemikten yapılan tuzluğun bugün kullanılanlarla birebir aynı olması kazı heyetini de şaşırttı. Laodikya Kazı Heyeti Başkanı Prof.Dr. Celal Şimşek, tuzluğun çevirmeli kapakla kullanıldığını, çevrildiğinde ortaya iki bölüm çıktığını, bir bölümünde küçük, diğerinde büyük delikler olduğunu söyleyen Şimşek, “lk kez böyle bir eserle karşılaşıyorum” dedi.

Milliyet, Haber: Ramazan Çetin, 09.10.2009

LOUVRE MÜZESİ MISIR'IN FRESKLERİNİ İADE EDECEK

 

Fransa Kültür Bakanı Frederic Mitterrand, ülkesinin, Mısır'ın istediği beş freski bu ülkeye iade edeceğini bildirdi.

 

Kültür Bakanı Mitterrand, Fransa bilimsel müzeler komisyonunun kararı doğrultusunda, bu ülkenin geri istediği beş fresk parçasının iade edileceğini belirtti.

Mısır, başkent Paris'teki Louvre müzesiyle işbirliğini, bazı arkeolojik eserler kendilerine teslim edilene dek durdurduğunu açıklamıştı.

Mısır Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü Zahi Havas, Kahire'nin 700 kilometre güneyindeki Luksor'da bir firavun mezarından "çalınan" bu arkeolojik eserlerin kendilerine teslim edilmesini beklediklerini söylemişti.

Havas, kararın geçen ayki seçimde Mısır Kültür Bakanı Faruk Hüsnü'nün BM'nin Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO'nun başkanlığına seçilememesiyle ilgisi olmadığını da sözlerine eklemişti.

Cnn Türk, 09.10.2009

LOUVRE MÜZESİYLE İŞBİRLİĞİ DURDU

 

Mısır, Fransa'nın başkenti Paris'teki Louvre müzesiyle işbirliğini, bazı arkeolojik eserler kendilerine teslim edilene dek durdurduğunu açıkladı. Mısır Antik Eserler Üst Komisyonu Başkanı Zahi Havas, Kahire'nin 700 kilometre güneyindeki Luksor'daki bir firavun mezarından "çalınan" bu arkeolojik eserlerin kendilerine teslim edilmesini beklediklerini söyledi. "Eserler bize teslim edilene kadar, Louvre ile her türlü arkeolojik işbirliğini durdurma kararı aldık" diye konuşan Havas, bu kararı 2 ay önce aldıklarını, ancak şimdi kamuoyuna açıkladıklarını kaydetti.

Sabah, 08.10.2009

VAN GOGH İYİ BİR YAZARMIŞ

 

Dahi ressam Vincent Van Gogh'un aynı zamanda iyi bir yazar olduğu ortaya çıktı. Ressama ait 120 mektubun 3 Ocak 2010'a kadar sergileneceği Hollanda'nın başkenti Amsterdam'daki Van Gogh Müzesi'nin araştırmacılarından Hans Luijten ressamın kaleme aldığı mektupları, düşünerek ve çok iyi bir üslupla yazdığını söyledi. Luijten, mektupların Van Gogh hakkında 'deli, yoksul ve anlaşılamamış' ressam olduğu yönündeki efsaneyi de yıktığını bildirdi. Van Gogh, mektuplarında sanatının geçirdiği evrimi, sanat hakkındaki fikirlerini, genel olarak düşüncelerini ve küçük öyküler anlatıyor. Ressamın 1872 ile 1890 yılları arasında kaleme aldığı 902 mektup, internetten de yayımlanıyor.

Zaman, 09.10.2009

EN BÜYÜK AYAK İZİ

 

Fransa'nın Lyon kenti yakınlarında fosil avcıları, dünyanın en büyük ayak izini buldu. Bir filden 10 kat daha ağır bir dinozora ait olduğu sanılan izlerin çapının, 1.5 metreyi geçtiği belirtildi.

25 metre boyunda, 30-40 ton ağırlığında dev dinozorlara ait olduğu sanılan izler 150 milyon yıllık kireçtaşı tabakasında ortaya çıkarıldı.

Sabah, 08.10.2009

HASANKEYF'TE YENİ TEHLİKE

 

Batman’ın tarihi özellikleriyle dünya çapında ün yapan Hasankeyf İlçesinde TOKİ tarafından yapılması planlanan yeni yerleşim yeri için çalışmalara başlandı. Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi ise geçen hafta yaptığı açıklamada yeni yerleşim alanının tarihi özellik taşıdığına dikkat çekmişti.

Açıklamada, “Arkeolojik yüzey araştırma ve sondaj çalışmaları bağımsız bilim kurulu tarafından yapılmadan bölgenin yeni yerleşim alanı olarak belirlenmesi doğru değil. Yeni yerleşim alanı olarak uygun görülen yerin bir cephesinin dağlık alan olması nedeni ile hava sirkülasyonu yeteri kadar olmayacağı gibi sel, taşkın, heyelan riskleri de bulunmaktadır” denilmişti.
Cumhuriyet, 08.10.2009

ELAIUSSA SEBASTE'DE KAZILAR BİTTİ





Mersin'in Erdemli İlçesi'ne bağlı Ayaş Beldesi'ndeki Elaiussa Sebaste Antik Kenti'nde, Roma La Sapienza Üniversitesi'nden Prof.Dr. Evgenia Eqnini Schneider'in başkanlığında gerçekleştirilen 15. dönem kazı çalışması sona erdi.

 

2 Eylül'de 4 ayrı noktada başlayıp 7 Ekim'de sona eren kazı çalışmalarıyla ilgili bilgi veren Prof.Dr. Evgenia Eqnini Schneider, Elaiussa Sebaste'de geçmiş yıllarda yapılan kazılarda bazı önemli kalıntılara rastladıklarını, bu yıl ise yapılan kazılarda bölgede üretilen şarap ve zeytinyağlarının ihraç edildiği amforaların saklandığı sarnıçlardan ikincisinin bulunduğunu belirtti.

 

Bulunan sarnıçta ihracata gitmeyen üretim hatalısı ve gündelik işlerde kullanıldığı sanılan amforalardan 20 tane bulunduğunu kaydeden Schneider, amforalar içinde ilk kez üzerinde çoban ve köpeğinin tasvir edildiği, işlenmiş hindi kabartması bulunan bir testiye rastlandığını söyledi.

Bizans Sarayı çevresindeki kazı çalışmalarını gelecek yıl tamamlayıp gerekli restorasyon çalışmalarını da yaparak antik tiyatro ve agorada olduğu gibi turizmin ve insanların ziyaretine açmayı hedeflediklerini ifade eden Schneider, buranın turizme açılmasının bölgenin tanıtımına büyük katkı sağlayacağını vurguladı.

 

Kazı çalışmaları esnasında kuzey limanı bölgesinde 35 metre uzunluğunda 5 metre genişliğinde gezinti yolu bulunduğunu vurgulayan Schneider, bu bölgede çalışmaların gelecek yıl da süreceğini belirterek, "Kazı esnasında ortaya çıkarılan gezinti yolundaki ağır kayaları kaldırmak ve yerine koymak için büyük vinçlere ihtiyaç var, bu da büyük maliyet isteyen çalışma. Sponsor bulabilirsek buradaki gezinti yolunu restore edeceğiz" dedi.

 

Yapıldığı tarih ve kimlerin yaptığı henüz bilinmeyen tapınak çevresinde sondaj kazı çalışmaları yapıldığını dile getiren Schneider, Yrd. Doç. Emanuela Borgia başkanlığında yapılan tapınak bölgesindeki kazı çalışmasında, tapınağın kimler tarafından yaptırıldığının belirlenemediğini, kazının gelecek yıl devam edeceğini kaydetti.

Mersin Kent Haber, 08.10.2009

DEFİNE ARANAN TARİHİ MEZAR DER SOLDU, MEZARLIKLARDAKİ GÜVENLİKLER ARTTIRILACAK

 

Sivas'ta define aramak amacıyla tahrip edilen tarihi mezar ders oldu. Yukarı Tekke Mezarlığı'ndaki güvenliğin artırılacağı açıklandı.

 

Geçtiğimiz günlerde kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından, Yukarı Tekke Mezarlığı'nda tarihi bir mezar kazılmış ve taşları da sökülerek tahrip edilmişti. Bu olayın ardından Sivas Belediyesi Mezarlık Müdürlüğü, tarihi mezarlığın onarımı için harekete geçti. Kırılan taşlar bakıma alınırken, mezar çevresi yeniden düzenlendi. Belediye Mezarlıklar Müdürü Cemal Karaca yaptığı açıklamayla bu olay üzerine mezarlıklardaki güvenliğin artırılacağını açıkladı. Sivas Belediyesi ve Abdulvahabigazi Mezarlıkları Koruma Derneği tarafından mezarlıklarda yeni çalışmaların başlatıldığına dikkat çeken Karaca, tahrip edilen ve zaman içerisinde zarar gören mezarlıkların her türlü bakım onarım işlemlerinin devam ettiğini söyledi. Cemal Karaca, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce tahrip edilen 2 asırlık mezarın taşında oluşan tahribatı ekiplerinin gidermeye çalıştığını kaydetti.

Zaman, Haber: İsmail Yıldız, 08.10.2009

TARİHİ ESER KAÇAKÇISI TUTUKLANDI

 

 

Ağrı'nın Patnos İlçesi'nde önceki gün bazı evlere düzenlenen operasyonda 'tarihi eser kaçakçılığı ve örgüt kurmak' iddiasıyla gözaltına alınan 12 kişiden 1'i tutuklandı.

 

Geçtiğimiz gün Patnos Cumhuriyet Savcılığı'nın 4 aylık teknik takip sonucu verdiği talimatıyla harekete geçen Patnos İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı ekipler, Ağrı il merkezi ile Eleşkirt ve Patnos ilçelerinde bazı evlere düzenledikleri operasyonda ele geçirilen birçok tarihi esere el koymuş, tarihi eser kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla 12 kişi de jandarma tarafından gözaltına alınmıştı. Savcılık tarafından ifadeleri alındıktan sonra 'tarihi eser kaçakçılığı ve örgüt kurmak' iddiasıyla mahkemeye sevk edilen 12 kişiden F.Ç. isimli kişi tutuklanırken, K.G., İ.S., C.Ç., S.D., A.K., Ç.D., Y.S., B.Ç., S.U., A.A. ve F.T.adlı kişiler de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

 

Diğer yandan düzenlenen operasyonla ele geçirilen 76 parça tarihi eserlerin Urartu, Roma ve Grek dönemine ait olduğu belirlendi. İncelenmek üzere Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen Edebiyat Bölümü Arkeoloji Bölümü'ne gönderilen ve oradan da Müze Müdürlüğü'ne teslim edilen tarihi eserlerin birçoğunun gerçek olduğu ve maddi değerlerinin yüksek olduğu öğrenildi.

Ağrı Kent Haber, 07.10.2009

MAĞARA TURİZME KAZANDIRILACAK

 

Aydın İl Genel Meclisi Kültür ve Turizm Komisyonu Başkanı Cahit Kaya, Karacasu İlçesi'ndeki Sırtlanini Mağarası'nın turizme kazandırılması için çalışma başlatılacağını söyledi.


Kaya, Karacasu İl Genel Meclis üyeleri Halil İbrahim Karaçam ve Kenan Tabak'ın "Sırtlanini Mağarası'nın turizme kazandırılması" konusunda vermiş oldukları yazılı önerge üzerine Kültür ve Turizmi Komisyonu üyeleri Metin Akar, Kurtuluş Geyik, Halil İbrahim Karaçam ve Abdurrahim Öztürk ile birlikte Çamarası Köyündeki mağarada incelemelerde bulunduklarını bildirdi.


Mağaranın, Aphrodisias Antik Kenti'ne 13 kilometre, Çamarası Köyüne ise 1,5 kilometre uzakta bulunduğunu ve ulaşımın çok zorlu olduğunu dile getiren Kaya, mağara girişinin 50 santimetre genişliğinde ve yüksekliğinde olduğunu söyledi.


Mağara içerisinde çok sayıda ve farklı görünümlere sahip sarkıtların, iç bölümlere kadar uzanan geniş bir sahada çok sayıda hayvana ait kemik parçasının bulunduğunu kaydeden Kaya, çok sayıda da çömlek ve kiremit örnekleri gözlemlediklerini belirterek, şunları kaydetti: "Sırtlanini Mağarası, çevresel ve jeolojik özelliklerinin yanında kültür tarihine yapacağı önemli katkıları ile tanıtılması gerekli bir turizm potansiyeline sahip. Batı Anadolu'nun büyük ve görkemli mağaralarından biri olarak önemli turizm potansiyeli bulunan Sırtlanini Mağarası, kolay ulaşımı ve denetimsiz girişi ile kişisel tahribata açık durumda."


Kaya, mağarada en kısa zaman içerisinde bilimsel, arkeolojik inceleme, araştırma ve kazı çalışmalarının yapılması, ulaşımın sağlıklaştırılması, mağara girişinin genişletilmesi, aydınlatılması, güvenliğinin sağlanması ve seyir parkurları oluşturulması gerektiğini bildirdi.

Haber Ekspres, 07.10.2009

POLİSTEN TARİHİ ESER BASKINI

 

 

Karabük İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekibi, bir ihbar sonucu çok sayıda tarihi eser ele geçirdi.

 

Polisler, İ.Y. isimli şahsın evinde tarihi eser bulundurduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nün adli makamlardan aldıkları arama emri sonucu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında tarihi eser niteliği taşıdığı tespit edilen 103x168 santimetre ebatlarında orta kısmında Osmanlı nişanı, 4 köşesinde eski yazı ve çerçevesinde tek sıra halinde bitkisel motifler bulunan el dokuması halı, 6 santimetre uzunluğunda ve pişmiş topraktan yapılma lüle ile yine 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında çıkarılan Etnografik nitelikli taşınır kültür varlıkları kapsamında bir adet Arapça yazı bulunan kase, 3 adet tepesinde delik bulunan ucu sivri, çiviye benzer metal cisim, 1 adet çengel şeklinde ucu vidalı demir parçası, beş adet deri kaplama Arapça yazılı kitap ele geçirildi.

 

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Karabük Kent haber, 07.10.2009

ADIYAMAN'DA KUTSAL ALAN KEŞFEDİLDİ





Adıyaman'a 5 kilometre uzaklıkta olan ve adeta bir açık hava müzesini andıran Perre Antik kentindeki kazılarda, kutsal bir alan keşfedildi.

 

Adıyaman Valiliği ve Müze Müdürlüğü'nün ortaklaşa yürüttüğü çalışmalarla 2001 yılında başlatılan Perre kazılarında yeni bulgular ortaya çıktı. Yaklaşık 120 kişinin çalıştığı Perre kazılarında, galeride bu kez kutsal bir alan keşfedildi. Alanda 3 kartal kabartması yer alırken bir de Teknos isimli mahalli bir tanrı ismine rastlandığı belirtildi.

 

Kabartmaların Roma dönemine ait olduğu, Doğu Romalılara ait de haç işaretlerinin bulunduğu bildirildi. Kazı çalışmalarını yerinde inceleyen Kültür ve Turizm İl Müdürü Mustafa Ekinci, Adıyaman'ın sadece Nemrut Dağı ören yerinden ibaret olmadığını, keşfedilmeyi bekleyen birçok tarihi mekanın bulunduğunu, gelecekte Adıyaman'ın bölgenin ve Türkiye'nin en önemli kültürel değerlerine sahip cazibe merkezi haline gelerek açık hava müzesi görevini göreceğini söyledi.

 

Kazı alanında inceleme yapan Müze Müdürü ve Kazı Başkanı Fehmi Eraslan da Perre Antik Kentin önemine dikkati çekerek, yazıtların çözülmesiyle kutsal alanla ilgili bilgilere ulaşacaklarını söyledi.

 

Eraslan, bugüne kadar Perre Antik kentinde birçok galeriyi ortaya çıkardıklarını, ancak gün ışığına çıkan mezar odasının, şimdiye kadar bulunanlar içinde en ilgi çeken odalardan birisi olduğunu ifade etti.

 

Kazı çalışmaları sırasında bulunan mezar odasının kutsal mekan olabileceğine dikkati çeken Eraslan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Titizlikle devam eden kazı çalışmalarında işçilerin bulduğu bu odada yer alan üç kartal, tanrıların habercisi, aynı zamanda Roma'nın gücüdür. Üç kartal, gücü temsil ediyor. Siyasi mi yoksa dini bir güç mü olduğu yazıtın çözümlemesinden sonra belli olacak. Epigraf arkadaşları getirerek bunu çözeceğiz. Kazıyı tamamen yaptıktan sonra açıklayıcı bir bilgi vereceğiz. Burada Roma döneminden sonra Bizans döneminde de kullanılmış. Yazıtın altında hac işareti var. Belki erken olacak ama 'Teknos' diye bir tanrı okuduk. Belki mahalli tanrıdan bahsediliyor. Bu açıdan burası önemlidir. İlk kez mahalli bir tanrı ismiyle karşılaşıyoruz.''

 

Mezar odasında, 6 metre metre uzunluğunda, 4.7 metre genişliğindeki mabedin kapısının karşısındaki duvarda, 2 metre uzunluğunda 90 santim genişliğinde kartal kabartması ve bir yazıt da bulunuyor.

Cumhuriyet, 07.10.2009

BURSA'DA TARİHİ BEY SARAYI KAZILARLA ORTAYA ÇIKARILIYOR

 

 

Prof.Dr. Metin İlkışık tarafından yürütülen arkeolojik çalışmalarda, Osmanlı Bey Sarayı'nın kalıntılarının gün yüzüne çıkarılması hedefleniyor. Prof.Dr. İlkışık'ın hazırladığı sonuç raporunda, en önemli kalıntı olarak Bey Sarayı'nın Cihannüma Kapısı olduğu tahmin edilen bölüme rastlandığı yer aldı. Yeraltı radar çalışmasının Haşim İşcan Parkı'ndan Tophane Meydanı'na kadar olan yaklaşık 10 bin metrekarelik bir alanda yürütüldüğünü söyleyen Prof.Dr. İlkışık, "Türkiye'de ilk kez kent içinde bu kadar büyük bir alanda arkeojeofizik çalışması yapıldı. Osmangazi Belediyesi için gerçekleştirdiğimiz bu çalışmalar, yerin 6-7 metre altına inecek şekilde yürütüldü. Bir nevi yerin röntgen filmleri çekilmiş oldu. En kapsamlı çalışma, Bey Sarayı'nın da yer aldığı Orduevi içinde gerçekleştirildi. Burada yaptığımız taramalarda toprak altında duvar izlerine rastlandı." dedi.

Prof.Dr. İlkışık, taramalar sonucunda en önemli kalıntının Orduevi'nde askeri gazino altında bulunduğuna dikkati çekti. Burada bulunan bölümün, sultanların şehre baktığı yer (Cihannüma Kapısı) olabileceğini söyleyen Prof.Dr. İlkışık, bundan sonraki aşamanın yer altı radar çalışmalarının sonucunda elde edilen bilgiler doğrultusunda keşif kazıları yapmak olduğunu söyledi. Türkiye'de kent içinde ilk kez yaklaşık 10 bin metrekareyi bulan, böylesine büyük bir alanda tarama yapıldı. Gerçekleştirilen taramalar sonucunda pek çok tarihi yapının izine rastlandı. Haşim İşcan Parkı'ndan Tophane Meydanı'na kadar olan bölgede yürütülen çalışmalarda Bitinya Sarayı'ndan Roma kalıntılarına, Osmanlı Bey Sarayı'ndan Ahmet Vefikpaşa Hastanesi kalıntılarına kadar pek çok yapının izlerine rastlandı. Devlet hastanesi karşısında kalan Haşim İşcan Parkı altında 2-3 metre yeraltında dehlizler, tüneller, yoğun yapı kalıntılarının izlerine rastlandı.

Zaman, Haber: Adem Elitok, 07.10.2009

TARİH VE KÜLTÜR YOLU TİNERCİLERE YARIYOR





Gaziantep'de Tarihi Kültür Yol Projesinde birincilik ödülü alan Karagöz Mahallesi'nde, Kültür yolu projesinin arkasında kalan kullanılmayan harabe evler insanların huzurunu kaçırmaya başladı. Karagöz Mahallesi Kazaz Sokak içerisinde bulunan yıkık harabe bir ev tinercilerin, ballycilerin, hırsızların mekanı haline geldi.

 

Durumdan oldukça rahatsız olan sokak sakinleri ev sahibinin, evi için bir şey yapmadığını dile getirerek belediye yetkililerinden yardım istediler. Harabe evin ortasında bulunan kuyu ise çocuklar için büyük tehlike araz arz ediyor. Sokakta yaşayan insanlar kendi imkanları ile kuyunun üstünü kapatarak çocuklarını korumaya çalışıyorlar.

 

Mahalle sakinleri harabe ev için yaşadıkları sıkıntılarını şöyle dile getirdiler;

Sevim Aydoğdu: “ 7 yıldır bu mahallede yaşıyorum. 1 yıldan beri ev bu halde. Ne ev sahibi ne de belediye yetkilileri kimse gelip burayla ilgilenmedi. Evin sahipleri ballyciler, tinerciler, hırsızlar oldu. Mahalleli olarak bu insanları buradan hep biz uzaklaştırdık. Ne kadar uğraşsak boş. Yine geliyorlar. Baş edemiyoruz. Yetkililer bu soruna çare bulsun. Evime yakın yer olduğu için çok korkuyorum. Hırsızlar evimde soygun yapmamaları için evimi bırakıp bir yere gidemiyorum.”

 

Muhsin Çapak: “ Bende hemen hemen 7 yıldır bu mahalledeyim. Burada yaşamıyorum ama bu sokakta ambarım var. Bu evi görünce aklıma her türlü şüphe geliyor. Bu zamanda insanlara güven kalmadı. Burayı tinerciler, balleyciler mekan haline getirdiler. Bana çoğu kez rast geldiler. Bunları hep kovaladım. Ama çabalarımız boşa çıkıyor. Ne kadar uğraşsak yine geliyorlar. İnsanlar evlerinden çıkmaz hale geldiler. Geldiklerinde etrafa tehlike saçıyorlar. Vatandaş ne yapsın. Yetkililerin buraya karşı duyarlı olmalarını istiyorum.”

 

Ömer Serici: “ 5-6 yıldır bu sokakta oturuyoruz. Ballycilerin, tinercilerin, hırsızların buraya gelmelerinden oldukça rahatsız oluyoruz. Huzurumuzu kaçırdılar. Hemen hemen her gün onlarla uğraşıyoruz. Bunlar bir yana, bu ev çocuklarımıza tehlike arz ediyor. Harabe evin ortasındaki kuyuyu kendi imkanlarımızla kapattık. Ancak çocuklar burada oyun oynuyorlar. Engel olamıyoruz. Bir gün çocukların başına bir şey gelecek diye korkuyla yaşıyoruz. Ev sahibi evini böylece bırakıp gitti. Yetkililere sesleniyoruz. Bu eve bir an önce çare bulmalarını istiyoruz.”

Gaziantep 27 Gazetesi, 07.10.2009

PROJE ONAYLANDI, MARDİN'DE 2500 BETON BİNA YIKILACAK

 

Tarihi taş evleriyle ünlü Mardin, şehri çirkinleştiren beton binalardan kurtuluyor.

 

Kentsel rehabilitasyon kapsamında Avrupa Birliği Kalkınma Fonu'na sunulan proje onaylandı.

Fondan sağlanacak 6 milyon Euro ile 2 bin 500 beton bina yıkılacak. Kamuya ait binalar tasfiye edilmeye başlandı. Önümüzdeki yıl da cadde üzerindeki yapılar ıslah edilecek. İlk etapta 500 beton bina yıkılacak. Vali Hasan Duruer, Mardin'in eski dokusunu gün ışığına çıkarmak istediklerini belirterek, "Yılda 5 milyon turist hedefliyoruz." dedi.

Zaman, Haber: Şeyhmus Edis, 07.10.2009

MÜZELER PARKI PROJESİ GERÇEKLEŞTİRİLMELİ

 

Suay Aksoy (*) İstanbul’da yaşayan, bu kentle ilgili ileriye dönük önemli projeleri algılayan herkesin uygun bulacağı bir proje sunuyor.

 

Projenin  adı; Sur-i Sultani Stratejik Vizyon ve Planı.

 

Amacı, hedefi önce özetleyelim, sonra ayrıntısına geçerim:

 

“Stratejik Vizyon ve Plan’ın başlıca amacı Sur-i Sultani için bir koruma stratejisi geliştirmektir. Bunu gerçekleştirmeye yönelik büyük vizyon, Sur-i Sultani içinde dünyanın en güzel Müzeler Parkı’nı yaratmayı ve burada ‘Bir Şehir ve Üç Dünya’nın hikayesini anlatmayı hedeflemektedir. İstanbul: Osmanlı Dünyası, Bizans Dünyası ve Klasik Dünya. Böylece tarihi katmanların hepsi gözler önüne serilecektir. Cumhuriyet’in 100. yılı olan 2023’te tamamlanması öngörülen Stratejik Plan, kısa ve uzun vadeli projelerin bir bileşimidir.”

 

Topkapı Sarayı’nın korunması ve yükünün azaltılması, bu projenin uygulanması sonucunda gerçekleşecek.

 

Bu plan uzun vadeli hazırlanmış ilk çalışma.

 

Eğer bu proje uygulanırsa Cumhuriyet’in 100. yıldönümünde yani 2023’te gerçekten İstanbul’un en önemli bölgesinin çehresi değişecek.

 

Ne yapılması gerekiyor?

 

* Dünya çapında bir müzeler mahallesi yaratmak.

* Bir şehir ve üç dünyanın (Osmanlı, Bizans ve Klasik Dönem) hikayesini anlatmak.

* Binalara ve peyzajlara orijinal anlamlarını yeniden kazandırmak.

 

* * *

 

Çalışmalar yıllara dağıtılmıştır.

 

Bu gerçekleştiği takdirde, İstanbul’da Sur-i Sultani’nin bulunduğu alan, bütün kültür ve sanat tarihimizin hepsini bir arada kapsayacaktır.

 

Dışarıdan da destek alabileceğiz, bize bakışlarında olumluya dönecekler.

 

Projeyi dinleyen, inceleyen uluslararası kuruluşların bunu beğenmeleri, bizim tarihi, kültürel miras konusunda yapacakları değerlendirmeleri yönlendirecektir.

 

Bu konuya nasıl bakıyorlar?

 

“Hayli gecikmiş bu görevi yerine getirmeyi amaçlayan Sur-i Sultani Stratejik Vizyonu, ICOMOS ve UNESCO standartlarında ve Museumsinsel, Smithsonian, Museumsquartier örneklerinde olduğu gibi Berlin, Viyana, Londra ve Paris’le aynı ligde yer alacak bir Müzeler Mahallesi yaratmayı öngörmektedir. Yani küçük çapta bir alan yönetimi çalışması söz konusudur. Nitekim İstanbul’un Dünya Miras Listesi’ndeki durumunu değerlendirmek üzere 30 Nisan 2009 tarihinde kentimize gelen UNESCO Heyeti, İstanbul 2010 Ajansı’nda yapılan sunumda Sur-i Sultani Stratejik Planı çalışmasını öğrenmekten çok olumlu etkilendiklerini ve bu sayede Tarihi Yarımada Alan Yönetimi konusunda daha iyimser bir beklentiye girdiklerini belirtmiştir.”

 

* * *

 

İstanbul gibi bir kentin bütüncül, kuşatıcı projelere gereksinim duyduğunu söylemeye gerek yok.

 

Ancak herkes bu bilinci taşımalı.

 

(*) Suay Aksoy, Kültürel Miras ve Müzeler Direktörü. İstanbul 2010 AKB Ajansı.

Hürriyet, Yazı: Doğan Hızlan, 07.10.2009

MARC CHAGALL SERGİSİ PERA MÜZESİ'NDE

 

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, 20. yüzyıl sanatçılarından Marc Chagall sergisine ev sahipliği yapacak.

 

Müzeden yapılan yazılı açıklamaya göre, "Chagall: Yaşam ve Aşk" başlıklı sergi, 23 Ekim'de ziyarete açılacak. Sergide, sanatçının Kudüs İsrail Müzesi'nin zengin koleksiyonundan bir araya getirilen 160 baskı, desen ve resmi görülebilecek.

Chagall'ın çok yönlü kimliğinin yanı sıra, renkli hayal dünyasını da vurgulayan bir seçkinin sunulacağı sergide, sanatçının hayatını ve ilk eşi Bella ile aşklarını konu alan özyaşamöyküsel desenlerin yanı sıra, Kutsal Kitap illüstrasyonları, La Fontaine Masalları ve Gogol'un Ölü Canlar'ı gibi edebi eser resimlemeleri de yer alacak.

Cnn Türk, 07.10.2009

'ARKEOLOJİK ALANDA EN ÖNEMLİ BULUŞLAR'

 

Ünlü Fransız gazetesi Le Monde’un verdiği 8 sayfalık Türkiye ekinde yer alan yazılardan biri Yenikapı’da Marmaray kazılarında ortaya çıkarılan Bizans dönemine ait gemi mezarlığı konusuna ayrıldı.

 

Yazıda, ortaya çıkarılan eserler “gemicilik alanında şimdiye kadarki en önemli arkeolojik buluş” olarak nitelendi.


Le Monde, kazılarda ortaya çıkan birçok bulgunun Abdullah Gül ve Nicolas Sarkozy tarafından birlikte açılacak “Bizans’tan Istanbul’a” adlı sergide teşhir edileceğine dikkat çekti. Gazete, bunların anafor ve kase gibi toprak kaplardan ibaret olduğunu anımsattı. Le Monde, Paris’teki sergi için getirilen tarihi eserler arasında ahşap gemi kalıntısı bulunmadığını, zira bunların henüz uzun yolculuğa dayanacak sağlamlığa erişmediğini, yakın gelecekte bu kalıntılarla oluşturulacak müzenin çok önemli bir müze olacağı değerlendirmesinde bulundu.

Milliyet, Haber: Sabetay Varol, 07.10.2009



Sirkeci’deki Marmaray kazılarında Bizans döneminin önemli limanlarından Neorion’a ait depolar bulunmuştu.

HZ. İSA'NIN TARTIŞILAN KEFENİ

 

     

 

İtalya'nın Torino kentinde Vaftizci Yahya Kilisesi'ndeki bir kefen yüzyıllardır bilim insanlarını meşgul ediyor. Kefenin Hz. İsa çarmıhtan indirildikten sonra sarıldığı bez olduğuna inanılıyor ve Hristiyanlar İsa peygamberin kefenini görmek için bu kiliseye akın ediyor. Ancak bilim insanlarının "Torino Kefeni" üzerinde yaptığı son çalışma, Hıristiyan dünyasını pek mutlu etmedi çünkü kefenin sahte olduğu ve Hz. İsa'ya ait olmadığı belirtildi.   

 

İtalyan La Repubblica gazetesine açıklama yapan kimya profesörü Luigi Garlaschelli, Torino Kefeni'nin sahte olduğunu kanıtladıklarını söyledi. Garlaschelli kendi ekibiyle birlikte sadece bir hafta gibi kısa bir süre içinde "Torino Kefeni'ne tıpa tıp benzeyen bir kefen yaptıklarını belirtti. Garlaschelli'ye göre Ortaçağ'da bir grup öğrenci, bir keten parçasını su ve buharla iyice yumuşattıktan sonra yüzü maskeli bir öğrencinin üzerine attılar ve 'Torino Kefeni'ni bu yöntemle elde etiller. 14 yüzyılda bile Torino Kefeni'nin sahte olduğu yönünde iddialar bulunuyor.

Hürriyet, 07.10.2009

500 YILLIK TÜRKİYE HARİTASI 2.5 MİLYON TL'YE SATILDI





Dünyanın en büyük müzayede evlerinden biri olan Christie's'te dün yapılan açık artırmada, el çizimi Türkiye haritası yaklaşık 2,5 milyon TL'ye (1 milyon 71 bin 650 sterlin) alıcı buldu.

Türkiye ve Akdeniz kıyılarını gösteren ve 16. yüzyıldan kalma, her biri 1 metreden büyük olan 2 harita, kimliği açıklanmayan bir alıcıya satıldı.

 

Christie's Müzayede Evi İslam Sanatları Müdürü William Robinson, müzayede öncesinde yaptığı açıklamada, birbirinin devamı olan haritalarla ilgili olarak, çok sayıda yıkanmış kağıdın özenle birleştirilmesi sonucu büyük ve detaylı bir harita yapılmasının, İslami sanat eserleri içinde oldukça olağan dışı olduğunu söyledi.

 

Christie's'in Londra'daki şubelerinden birinde yapılan ve tüm gün süren müzayedenin ilk bölümünde ise 13. yüzyıldan kalma Kur'an-ı Kerim 457 bin 250 sterline (yaklaşık 1 milyon 80 bin lira) satıldı. Muhammed bin İbrahim Mahmud El-Haddadi El-Tabari El-Amuli imzası taşıyan Kur'an-ı Kerim, bulunan en eski Kur'anlardan biri olma özelliğini taşıyor. Çoğunluğu Osmanlı dönemine ait İslami eserleri kapsayan açık artırmada, Selçuklu, Memluk, Timur ve Endülüs dönemi sanat eserleri de dünya koleksiyoncularına sunuldu.

 

"İslam ve Hint Dünyasının Sanatı" başlığıyla satışa sunulan 291 eser arasında dikkat çeken bir diğer eser ise gümüş ve altın kakmalı beyaz bronz sürahi oldu. Açık artırmaya telefonla katılan sanatseverlerin ilgi gösterdiği bronz sürahi 265 bin 250 sterline, 12. yüzyıldan kalma kuzeydoğu İran'a ait aslan şeklindeki bronz yağdanlık ise 181 bin 250 sterline alıcı buldu.

 

Dünkü müzayede için basılan katalogda, eserleri alarak Amerika'ya gidecek olan alıcılar için bir uyarı yazısı yer aldı. Amerika'nın İran'a ait ürünlerin ithal edilmesine izin vermediği hatırlatılan uyarıda, Amerika'ya bu eserleri götürmek isteyen alıcıların, İran'a ait eserleri satın almaması istendi. Müzayedede, İran'a ait 110 eser yer alırken, Türkiye'den de yaklaşık 90 eser satışa çıktı. Türk sanatseverlerin de ilgi gösterdiği gözlenen müzayedenin bitişinin ardından, satışı yapılan eserlerin tamamından toplam 5 milyon sterlin elde edildi

Zaman, 07.10.2009

EFES'TE TEHLİKE GİDERİLİYOR





Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Dr. Sabine Ladstatter Efes Kazılarıyla ilgili yaptığı açıklamada Selçuk İlçesindeki Efes Antik Kentinde bulunan kalıntıların güvenlik altına alınması gerektiğine dikkat çekti.

 

Efes’teki pek çok kalıntının yüzyıl önce kazılmış ve o zamandan beri restore edilmemiş olduğunu ifade eden Dr. Sabine Ladstatter “ Özellikle şehrin merkezinde oldukça yüksek ayakta duran kalıntılar vardır ve korunum durumları oldukça kötüdür. Örneğin bunlardan bir tanesi Varius hamamı ve Aşk evi olarak bilinen yapıdır. Varius hamamı her gün binlerce turist tarafından ziyaret edilmekte, ziyaretçilerin içinde bulundukları tehlike ise bilinmemektedir. Diğer taraftan ziyaretçilerin sayısının çokluğu da anıtlara zarar vermektedir. Ziyaretçiler konulan bariyerleri geçmekte ve turizm için uygun olmayan alanlara girmektedirler. Bu nedenle kalıntıların güvenlik altına alınması çalışmaları daha da önem kazanmış ve bu çalışmalar başlatılmıştır. 2009 yılından itibaren Efes’te kalıntıların daimi korunmasına yönelik yeni bir proje sürdürülmektedir. Şehir merkezindeki kalıntıların tüm duvarları incelenecek, bir zarar tablosu çıkartılacak ve tehlikeli yerler adım adım güvenlik altına alınacaklardır.

 

Varius hamamındaki, genel latrine( tuvalet) ve aşk evi olarak adlandırılan yapılara öncelik verilmişve bu çalışmalar tamamlanmıştır. Ayrıca Yamaç Evler 2’nin kuzeyindeki Kuretler Caddesi boyunca uzanan alan da güvenlik altına alınmıştır. 2009 yılında çalışmaların yapıldığı diğer bir anıt Devlet Agorası’ndaki ( Meclis Binası) Bouleuterion’dur. Çalışmalara kazı bitiminden sonra da devam edilecek ve 2010 yılında da sürdürülecektir. Projenin amacı Efes’teki anıtların daimi olarak güvenlik altına alınması ve turistler için tehlikesiz hale getirilmesidir” dedi.Kalıntıların korunması açısından önem taşıyan Efes Büyük Tiyatrosu araştırma ve restorasyon çalışmalarının üç yıldır sürdüğünü belirten Enstitü Başkanı Ladstatter “Efes kazısının ana projesini Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Avusturya Bilimler Akademisi tarafından yapılmakta olan Efes’in büyük tiyatrosunun araştırma ve restorasyonu oluşturmaktadır. 2009 yılında ve önceki yıllarda Selçuk Belediyesi de bu çalışmalara finansal yardımda bulunmuştur. Tiyatronun yapı tarihine ilişkin çalışmalar yapılan kazılar ve mimari analizlerle tamamlanmıştır. Tiyatronun güneyinde girişlere çıkan masif bir merdiven tamamen ortaya çıkartılmıştır ve şuanda restorasyonu yapılmaktadır. Aynı şekilde yapının iç mekanlarında da çalışmalar tamamlanmıştır. Kuruldan alınan izne dayanarak tiyatronun iç mekanlarının temel sağlamlaştırma çalışmaları yapılmaktadır. Resoratör, mimar ve kalifiye işçilerden oluşan bir ekip boştaki her taşı sabitlemiş ve binanın durumunu gözden geçirmiştir. Bu çalışmalar gelecekte atılacak her türlü restorasyon çalışmasının temelini oluşturacaktır” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

 

“Tiyatronun güneyindeki büyük statik problemler özel bir projelendirmeyi gerektirmiştir. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Convex/Istanbul ortak çalışması, Selçuk Belediyesinin finansal desteği ile problemlerin çözülmesine ve tehlikedeki yerlerin güvenliğinin sağlanmasına yönelik bir proje geliştirilmiş ve Kurul yetkililerine görüş bildirisi için iletilmiş ve olumlu cevap alınmıştır. Çalışmalara 2010 yılı baharında başlanacaktır. Tiyatronun tekrardan etkinliklere açılması için gereken rölöve dokümanları tamamlanmış ve Kurul’a iletilmiştir. Bu dokümanlara dayanarak bir genel proje üzerinde çalışılmaktadır, çok kademeli bir plan şimdiden yapılmış ve yetkili kişilerle tartışılmıştır” dedi.

 

Restorasyon nedeniyle tiyatronun üç yıldır etkinliklere kapalı olduğunu, üç kademeli bir plan dahilinde çalışmaların sürdüğünü ifade eden Dr. Sabine Ladstatter “ Üç kademeli plan tiyatronun üçte ikisinin 2012’de açılmasını öngörmektedir. Bir yıl sonra yani 2013’de sahne arkası kısmı %100 kullanılabilir duruma gelecektir. Tiyatronun tam olarak açılması ve kullanılması için 2018 yılı öngörülmektedir. Bunun için özellikle yapının kuzey kısmında zaman gerektiren pek çok bilimsel araştırma yapılması gerekmektedir. Çalışmaların tamamlanması için gereken temel şart tüm yıl boyunca çalışmayı karşılayabilecek finansal güvence sağlanmasıdır “ dedi.

Selçuk Bölge Haberleri, 06.10.2009

"YIKILMAK ÜZERE"

 

 

Malatya'nın Darende İlçesi Ozan Köyü'nde bulunan Ozan Mescidi'nin yıkılmak üzere olduğu bildirildi.

Yıllardır restore edilmeyi bekleyen mescidin yıkılmak üzere olduğunu söyleyen Darendeliler Derneği Başkanı Bekir Sözen, yağışlardan da etkilenen mescidin aslına uygun olarak restore edilip turizmin hizmetine sunulmasını istediklerini bildirdi.

Tarihi yerleri gezmeye gelen vatandaşlar ise, Ozan Mescidi'nin halini görünce ilgisizlikten şikayetçi olup, "Neden bu güzelim eserlere sahip çıkılmıyor. Yetkililerin bu konuya el atmalarını ve bu eserin yıkılmaması için onarımı bir an önce yapılmalıdır" dediler.

Malatya Haber, 06.10.2009

35 MİLYON DOLARLIK MOZAİK MÜZESİ MART'TA AÇILACAK

 

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, kentte yapımı süren mozaik müzesinin, gelecek yılın mart ayında hizmete açılmasının planlandığını bildirdi.

 

Güzelbey, yaptığı açıklamada, 35 milyon dolar harcanarak tamamlanması beklenen Gaziantep Mozaik Müzesi'ni yaptırma kararını, Gaziantep'i bir turizm kenti yapma hayaliyle aldıklarını vurguladı.

 

Türkiye'nin en önde gelen sanayi, ticaret ve ihracat merkezlerinden biri olan Gaziantep'in çok zengin bir tarih ve kültürel mirasa da sahip bulunduğunu ifade eden Güzelbey, bu mirası turizm yoluyla değerlendirip ilin kalkınma ve gelişmesine yeni bir ivme kazandıracaklarını kaydetti.

 

Dünyada mozaik müzesi denilince akla Tunus'taki mozaik müzesinin geldiğini vurgulayan Güzelbey, 'Zeugma Antik Kenti'nden çıkarılan ve şaheser sayılan mozaiklerimiz var. Bu mozaikler sayesinde bizim müzemiz Tunus'taki müzeden daha muhteşem olacak' dedi.

 

Gaziantep Mozaik Müzesi'nin 40 bin metrekare alan üzerinde inşa edildiğini belirten Güzelbey, şunları kaydetti:

'Yaptığımız kompleks yalnızca Gaziantep Mozaik Müzesi olarak da hizmet vermeyecek. Gaziantep Arkeoloji Müzesi de bu komplekste yer alacak. Ayrıca komplekste kongre ve sergi salonları olacak. Tesis, Gaziantep'in kongre turizminde de atağa kalkmasına olanak sağlayacak.

Tesisi bu yılın ekim ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı'na teslim edeceğiz. Teslimden sonra Zeugma mozaikleri ve diğer eserler buraya taşınacak. Gaziantep Mozaik Müzesi'nin gelecek yılın mart ayında ziyarete açılması planlanıyor.'Başkan Güzelbey, mozaik müzesi bünyesinde bir renovasyon merkezi ile mozaik okulu da açmayı hedeflediklerini bildirdi.Güzelbey, göreve geldikten sonra Gaziantep'e 5 müze kazandırdıklarını ifade ederek, kentin tarih ve kültürel mirasını değerlendirme çalışmalarını sürdürdüklerini bildirdi.

Yeni Şafak, 06.10.2009

TARİHİ SÜMELA MANASTIRI'NI 191 BİN KİŞİ ZİYARET ETTİ

 

Doğu Karadeniz'de yerli ve yabancı turistlerin en çok ziyaret ettiği turistik mekanların başında gelen Sümela Manastırı'nı, bu yıl 191 bin 472 turistin ziyaret ettiği bildirildi.

 

Kentin Maçka İlçesi Altındere Köyündeki Altındere Vadisi'ne hakim Karadağ'ın eteklerinde yer alan ve sarp bir kayalığa kurulan Sümela Manastırı, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmeye devam ediyor.

 

Trabzon Kültür ve Turizm Müdürlüğü verilerinden alınan bilgiye göre, geçen yılın ilk 8 ayında Sümela Manastırı, Ayasofya Müzesi ve Trabzon Müzesi'ni toplam 240 bin 932 yerli ve yabancı turist ziyaret etti. Bu yılın aynı döneminde, bu mekanlara, 267 bin 227 kişi ziyarette bulundu.

 

Doğu Karadeniz'e gelen turistlerin Uzungöl'den sonra en çok ziyaret ettikleri mekanlardan olan Sümela Manastırı'nı ise bu yılın ilk 8 ayında 191 bin 472 kişi ziyaret etti. Manastır, bu ziyaretçi sayısıyla kentteki müzeler içinde en çok ziyaret edilen mekan oldu. Bu yıl yaklaşık 15 bin yabancı turistin gezdiği Sümela Manastırı'na, en fazla Almanya, İngiltere, ABD, Japonya, Avustralya ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinin vatandaşları ilgi duydu.

Zaman, 06.10.2009

MCLOUVRE!

 

 

Paris’teki Louvre Müzesi’nde McDonald’s restoranı açılacağı haberi, gastronomi ve güzel sanatlara verdiği önemle bilinen Fransızları kızdırdı.

Amerikan fast-food zinciri McDonald’s, Fransa’daki 30. yılı şerefine gelecek ay, Louvre Müzesi’ne çıkan yer altı çarşısı Carrousel du Louvre’da bir restoran açacağını açıkladı. Müze girişine birkaç metre mesafede yer alacak olan McDonald’s restoranı memnuniyet yaratmadı.

Louvre’da çalışan bir sanat tarihçisi, Daily Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada, "Bu bardağı taşıran son damla" dedi.

ABD’de ilk McDonald’s restoranı 1940 yılında açılmış, 1967’den itibaren de yurtdışında McDonald’s restoranları açılmaya başlamıştı. Markanın Amerikan emperyalizminin simgesi olarak görüldüğü Fransa’da ise ilk şube ancak 1979’da açılabilmişti. Şu anda ise 1141 McDonald’s restoranı bulunan Fransa, firmanın ABD’den sonra en büyük pazarı durumunda.

Milliyet, 06.10.2009




Diyarbakır tarihi surlarının 2.5 kilometre güneyindeki Gazi köşkünde bulunan Atatürk evine hırsız girdi.

Çanakkale Savaşı'ndan sonra 1916 yılında 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu cephesinde görevlendirilen Mustafa Kemal Atatürk, o tarihlerde Samanoğlu köşkü olarak bilinen Gazi köşkünde 1 yıl konakladı. Diyarbakır Belediyesi'nin 1926 yılında Atatürk'e hediye ettiği 16. yüzyıldan kalma köşk, tadilatın ardından uzun yıllar önce müzeye dönüştürülmüştü. Atatürk'ün Diyarbakır'da kaldığı dönemde kullandığı eşyaların sergilendiği müze, dün gece kimliği belirsiz kişiler tarafından soyuldu. Son 3 yıldır korunmayan köşke pencereden giren hırsızlar müzenin 1 günlük hasılatı olan 500 TL'yi aldı. Müzedeki eşyalara zarar veren kimliği belirsiz kişi ya da kişiler karanlıktan faydalanarak kaçtı. Görevlilerin Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'ne haber vermesinin ardında Asayiş Büro olay yerine gelerek parmak izi aradı. Hırsızların bulunması soruşturma başlatıldı.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan yardım talep eden müze işletmecisi Aziz Kadri Özyıldız, güvenlik önlemi alınmamasına tepki gösterdi. Devleti Atatürk köşkünü korumaya davet eden Özyıldız, "Bu ev onurumuz, şerefimizdir. 1926 yılından polis tarafından korunan müze son 3 yıldır güvenlik alınmıyor. Bu gün hırsızlık yaşanıyorsa yarın burası tahrip edilir, yetkilileri görevlerini yapmaya davet ediyorum" diye konuştu.

Habertürk, Haber: Ahmet Yukuş, 06.10.2009

DÜLÜK'TE PAHA BİÇİLMEZ ESERLER





Şehitkamil Belediyesi'nin öncülüğünde, Dülük Antik Kentin'de yapılan kazı çalışmalarının bu yılki etabı tamamlandı. 32 günlük kazı çalışmasın yapıldığı bölgeye giden Şehitkamil Belediye Başkanı Rıdvan Fadıloğlu, gün yüzüne çıkarılan paha biçilemez tarihi eserleri yakından inceledi.

Dülük Antik Kenti'nde 1997 yılından beri bilimsel kazı ve araştırmalar yapan Alman Münster Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Engelbert Winter başkanlığında gerçekleştirilen kazı çalışmalarında, değişik ülkelerden gelen toplam 18 Arkeolog görev yaptı. Bu yıl ki çalışmalarda MÖ 300-100 yıllarına kalıntılar bulunduğu ve bu buluntuların içerisinde en önemlisinin Jüpiter Dolichenus heykelciği olduğu ifade edildi.

 

Kazı çalışmalarının değerlendirmesini yapan Başkan Fadıloğlu, dünyanın günümüze ulaşmış en eski yerleşim merkezlerinden birisi olarak kabul edilen Dülük Antik Kenti'ndeki kazı çalışmalarının tamamlanmasıyla yeni bir kültürel mirasın ortaya çıkacağını ifade etti. Dülük Antik Kenti'nde geçmiş yıllarda yapılan çalışmalarla gün yüzüne çıkartılan buluntuların tarihsel anlamda büyük önem taşıdığını anlatan Başkan Fadıloğlu, "Kazı Başkanımız Prof.Dr. Engelbert Winter başta olmak üzere değişik ülkelerden ilimize gelen arkeologlara özenli çalışmalardan dolayı teşekkür ediyorum. Önümüzdeki 3 yıl için de kazı çalışmalarının gün sayısını artırmaya çalışacağız" dedi.

 

Başkan Fadıloğlu, yakından incelediği eserlerin bu bölgenin tarihine ışık tutacak nitelikte olduğunu da vurgulayarak, "Kazı başkanımızdan aldığımız bilgiye göre, bu yıl ki en önemli buluntu Jüpiter Dolichenus heykelciği olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra MÖ 300 yıllarına ait olduğu ifade edilen, boncuk, damga mühür, sikkeler, yazıt parçaları, silindir mühür, kandil, mimari sütunlar, süngü ve değişik bronz eserler gün yüzüne çıkartıldı" şeklinde konuştu.

 

Münster Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Engelbert Winter ise burada çok önemli mimari eserler bulduk. Bunların tamamı bilimsel olarak çalışılması gerekiyor. Bundan sonraki süreçte masa başında bunlar üzerinde çalışacağız. Bu da çok zor ama önümüzdeki yıl kazı çalışmalarında bizlere daha çok yardımcı olacaktır. Önümüzdeki dönemde daha önemli ve değerli eserleri bulacağımızı ümit ediyorum. Şahsın ve ekibim adına Şehitkamil Belediyesi'ne buraya verdiği destekten dolayı teşekkür ediyorum" dedi.

Gaziantep 27 Gazetesi, 06.10.2009

DARPHANE GİBİ MÜZE

 

Avrupa’nın en iyi sekiz müzesi arasında yer alan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’ni yılın ilk dokuz ayında 207 bin 137 binden fazla kişi ziyaret etti ve 1 milyon 4004 bin 990 TL gelir elde edildi.

Bayram ve hafta sonlarında ziyaretçi akınına uğrayan müzeyi gezen yerli ve yabancı turistler özellikle MS 1. yüzyıla ait Romalı Devlet Adamı Heykeli’ne büyük ilgi gösteriyor. Müze Müdürü Yaşar Yıldız, "Sualtı hazineleri ve 5 bin yıllık eserleri ile yaşayan müzeciliğin en güzel örneklerinden biri olan Bodrum Müzesi’nibu yıl yaklaşık 300 bin kişinin ziyaret etmesini bekliyoruz" dedi.

Milliyet, 06.10.2009

KAVAFLAR ÇARŞISI'NIN ONARIMI TAMAMLANDI

 

İzmir 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 1981 yılında tescillenen Kavaflar Çarşısı'nın restorasyon çalışmaları tamamlandı. Onarımın bitmesiyle, 1929 yılında inşa edilen Fevzipaşa Bulvarı'ndaki Kavaflar Çarşısı, eski hareketli günlerine döndü. Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan'a teşekkür eden çarşı esnafı, restore edilen Kavaflar Çarşısı'nın bozulmasına izin vermeyeceklerini söyledi.


Kavaflar Çarşısı'nın restorasyonunun birkaç ay gecikmeyle tamamlandığını belirten Başkan Tartan, "1929 yılında inşa edilmiş bir çarşı olarak ayakta kalmayı başarmış. Fakat ihtiyaca göre çeşitli eklentiler yapılarak bina orijinalliğini kaybetmiş. Belediyemiz, çarşının projesini hazırlayarak kurul onayı aldıktan sonra ihaleyi tamamladı. Çarşının çehresini değiştiren çalışmaların ardından canlılık kazandırıldı" dedi.


Çarşı restorasyonu sırasında esnafla dayanışma içinde olduklarına değinen Başkan Tartan, restorasyon sonrası Kavaflar Çarşısı'nın İzmir'in örnek çarşısı olacağını belirtti. Çarşıda inceleme bulunan Tartan'a da esnaf, çalışmalarından dolayı teşekkür ederek bozulmasına asla izin vermeyeceklerini söyledi.


Kavaflar Çarşısı'nın restorasyonu çatı onarımıyla başladı. Binanın sıvaları yenilendi, eklentiler kaldırıldı, cepheler aslına uygun şekilde boyandı, kepenkler ve balkon korkulukları yapıldı, çarşı içinin zemini özel desenli karo ile kaplandı, reklam tabelaları aslına uygun olarak yenilendi, klimaların dış üniteleri çatıya yerleştirildi ve elektrik ile telefon kabloları yenilendi. Çarşı aslına uygun olarak günümüze kazandırıldı.

Yeni Asır, 06.10.2009

KÜLTEPE KAZISI AYDINLATIYOR





Kültepe Örenyeri Kazı Başkanı ve Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Fikri Kulakoğlu, MÖ 2000 yıllarının başlarında Anadolu'da Kültepe'ye bağlı olarak en az 9 pazar yerinin ve ona bağlı daha küçük pazar yerlerinin olduğunun bilindiğini belirterek, ancak bunların yerlerinin tam olarak nerelerde olduğunun anlaşılmadığını kaydetti.

Kayseri'nin Kocasinan İlçesi Kültepe-Kaniş Örenyeri'nde sürdürülen kazı çalışmalarında Anadolu tarihini yakından ilgilendiren belgeler çıkmaya devam ediyor. Kazı çalışmaları hakkında bilgiler veren Kültepe Ören Yeri Kazı Başkanı ve Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Fikri Kulakoğlu, 1948 yılından itibaren yapılmakta olan Kültepe kazılarında 2006 yılında Prof.Dr. Tahsin Özgüç'ün vefatından sonra başkanlık yaptığını ifade etti.

Kazıların özellikle Karun ve Tepe denilen Kaniş alanında sürdürülmekte olduğunu hatırlatan Kulakoğlu, "Kültepe, Anadolu tarihi için çok önemli bir merkez. Anadolu'da tarihi devirlerin başladığı yer Kültepe'dir. İlk kez Anadolu insanı Kültepe'de okuma yazmayı öğrenmiştir.

Günümüzden yaklaşık 4 bin yıl önce bugünkü Kuzey Irak'tan gelen tüccarlar Anadolu'da ticaretin merkezi olarak Kültepe'yi seçmişlerdir. Ve bu merkeze yerleşerek Anadolu insanıyla birlikte aynı mekan ve alanlarda oturarak bütün Anadolu içinde ticaret yapmaya başlamışlardır. Bu ticaret yaklaşık 250 yıl boyunca sürmüş. 250 yıl boyunca Kayseri'den başlayarak, batıda Eskişehir, Afyon, kuzeyde Samsun ve doğuda Malatya'ya kadar olan bir kısımda kurdukları bu sistemle çok planlı, sistemli bir ticaret ağı kurmuşlar ve ticaretin merkezi olarak Kültepe'de yaşamlarını sürdürmüşler.

Bu ticaret sayesinde Asurlu tüccarlar yaptıkları her türlü ticari işlemi çivi yazılı tabletlere kaydetmişler. Ve böylelikle Anadolu insanı ilk kez okuma yazmayı buradan öğrenmişler.

Aslında Asurlu tüccarların hedefi Anadolu'nun doğal ham madde kaynaklarına inmektir. Nedir bu hammadde kaynakları, başta altın ve gümüş yataklarına sahip. Anadolu, Mezopotamya'ya göre karşılaştırıldığında. Anadolu'dan aldıkları bu maden karşılığında buraya ne getirmişler. Mamul madde dediğimiz, metalden yapılmış kap kacak, eşya.

Ama ticaretin asıl unsuru o dönemde Anadolu'da bulunmayan ya da o dönemde işletilmeyen kalay. Kalay özelikle silah yapımı için çok önem arz eden bir malzeme. Kalay bakırla karıştırıldığında tunç oluyor. Ve dolayısıyla siyasi veya idari anlamda üstünlük kurmak istiyorsanız, bu madene ihtiyaç duyuyorsunuz. Anadolu'da kalay olmadığı için kalayı getirerek, olağanüstü kar elde etmişler. Karşılığında da altın ve gümüşü Mezopotamya'ya götürmüşler.

Bu sistem tek taraflı işler gibi görünüyor, ama Anadolu insanının en büyük kazancı ne oldu. Anadolu bu ticaret sayesinde tarihi devirlere girmiş. Birde Anadolu insanı günümüzden 4 bin yıl önce Kültepe'de öğrenmiştir. Bir başka özellik daha kazanmış Anadolu insanı, oda merkezi devlet kurma sistemini tanımışlardır. Hemen Kültepe'yi takip eden çağlarda da Orta Anadolu'da Hitit siyasi birliği ortaya çıkmış bulunuyor. MÖ 2000 başlarında Anadolu'da Kültepe'ye bağlı olarak en az dokuz pazar yerinin ve ona bağlı daha küçük pazar yerlerinin olduğunu biliyoruz. Ama bunların henüz yerleri tam olarak nerelerde olduğu anlaşılmış değil" dedi.

Malatya Haber, 06.10.2009

TOPKAPI SARAYI'NDA 2. FERİYE DÖNEMİ

 

Odun deposu, karakol, gecekondu ve restoran... Çırağan Sarayı'nın Feriye Karakolu'nu restore edip restorana çeviren Üstün Karabol ve Vedat Başaran 14 sene sonra bu defa Topkapı Sarayı'nın karakolunu restoran yaptı. Klasik Osmanlı mutfağıyla tanınan Feriye'nin aksine Osmanlı Mutfağı'nın çağdaş yorumlarını sunacak olan Karakol Restaurant, ziyaretçilerini lezzetli bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Zira restoranın bahçesindeki kalıntılar 5'inci yüzyıla ait Piskopos Sarayı'nın sırlarını da gün ışığına çıkarıyor.

1700'lü yıllarda Osmanlı Sarayı'nın odun deposuydu, bir rivayete göre sucular tarafından taşıma durağı olarak da kullanıldı. 1850'lerde ise sarayın birinci avlusunda bulunan dış karakoldu ama geçmişi 5'inci yüzyıla kadar uzanıyor. Bahçesinde Aziz Samson'un düşkünler evi bulunduğu tahmin edilirken Piskopos Sarayı olduğu da ortaya çıktı. Restoran Kültür ve Turizm bakanı Ertuğrul Günay'ın başlattığı Sur-u Sultani Projesi'nin bir parçası aslında... Projeye göre Topkapı Sarayı surlarının içinde kalan yapılar yenilenecek, bahçeler düzenlenecek, eski güzel günlerine dönecek. İşte bu proje kapsamında Aya İrini Kilisesi'nin hemen yanındaki eski karakol binasına el atıldı. Yıllar içinde metruk bir yapıya dönen, içinde 4-5 ailenin bir arada yaşadığı binaya neredeyse yıkılmak üzereyken el kondu. UKTAŞ tarafından projelendirilen karakolun işletmesi için seçenekler arasından Osmanlı mutfağında başarısını kanıtlayan Feriye Restaurant seçildi...

Alkollü içki servisinin de bulunduğu Karakol Restaurant Topkapı Sarayı'nın halka açık olan dış bahçesinde bulunduğu için saray yasakları kapsamına girmiyor. Restoran'ın en çok saray ziyaretçileri, yabancı iş adamı ve bürokratlar tarafından tercih edileceği tahmin edilirken, Aya İrini'deki konserlerin öncesi ve sonrasında da keyifli bir ortam sunuyor. Ekim sonuna kadar açık olan bahçesi iç mekan gibi 150 kişilik kapasiteye ve muhteşem bir manzaraya sahip.

14 yıl önce Çırağan Sarayı'nın karakolu olan Ortaköy'deki Feriye Karakolu'nu da restore ettirip restoran yapan Vedat Başaran ikinci restoranın da bir saray karakolu olmasının tamamen tesadüf olduğunu söylüyor. Başaran, bir zincir olmadıklarının da altını çizerek hedeflerinin konsept restoranlar anılmak istediklerini anlatıyor: "Başka restoran açmayı düşünmüyoruz. Zincir olmak gibi bir hedefimiz yok. Anadolu yakasında belki olur ama şimdi düşünmüyoruz. Konsept restoranlar yaratmak amacındayız. Burayı Feriye Restaurant'ın şubesi olarak düşünmemek gerek. Zaten adı da Feriye değil Karakol."

İşletmeyi alan Feriye Restaurant'ın Genel Müdürü ve Şefi Vedat Başaran yenilenme çalışmalarının 2 milyon dolara mal olduğunu söylüyor. Restorasyonunu ise Gür Yapı Mütaahitlik firması üstlenmiş. Karakol Restaurant'a büyüleyici atmosferini sağlayan da restorasyon sırasında gösterilen özen olmuş. Binanın orjinaline sadık kalınan restorasyon çalışmalarında binanın duvarlarında Horasan taşı ve sıvası kullanılmış ve tıpkı orjinalinde olduğu gibi Horasan duvarı örülmüş. Çok ihtiyaç olmasına rağmen tarihe sadık kalmak için bodrum katı yapılmamış. Çöplük alanının temizlenmesinin ardından, binanın arka bahçesinde aslında 50 yıl önce başlayan ama ilerlemeyen arkeoloji kazılarının hız kazandığı anlatan Başaran, burada birçok tarihi sırrın da gün yüzüne çıktığını anlatıyor. Aziz Samson'un "Düşkünler Evi" olduğu sanılan kalıntıların aslında 5'inci yüzyıla ait bir Piskopos Sarayı olduğu kesinleşmiş. Kazı alanından çıkarılan bazı parçalar Arkeoloji Müzesi'nde sergilenecek ama önemli bir bölümü Karakol Restaurant'ın bahçesinde kurulacak olan arkeoloji parkında ziyarete açılacak...

Karakol Restaurant'ın bir özelliği de Osmanlı-Türk mutfağının en güzel örneklerinin modernize edilerek sunuluyor olması. 20 yıldır Osmanlı-Türk mutfağı üzerine araştırma ve denemeler yapan Vedat Başaran: "Burada gelecek yüzyılın Türk mutfağı için örnekler sergilemeye çalışacağız. Füzyon mutfağı da diyebilirsiniz ama klasik Osmanlı mutfağının kendi içindeki dönüşümlerini kullanarak yakıştırmalar yapacağız. Mesela uskumru dolması da kabak çiçeği dolması da klasik iki Osmanlı yemeğidir. Ama biz uskumrunun içi için hazırlanan malzemeyi kabak çiçeği dolması içine doldurup yeni bir şey yapmış olacağız."

Zaman, 05.10.2009

STONEHENGE'İN KIZKARDEŞİ VARMIŞ

 

İngiliz Sheffield Üniversitesi’nden arkeologlar, Stonehenge’in minyatür kız kardeşini buldu.

Salisbury Witshire’da yer alan Stonehenge’ten sadece 1.6 kilometre uzaklıkta bulunan yapıya, bünyesinde bulundurduğu ancak günümüzde kayıp olan 27 dev mavi Gal taşı nedeniyle "Bluehenge" adı verildi.

Milliyet, 05.10.2009

HİTİTLERİN GÖRKEMİ CANLANIYOR





Konya'nın Beyşehir İlçesi'nde, havuzun kenarında taştan boğalar, havuz anıtında şeytan ve melek figürlerinin bulunduğu Hitit kutsal anıtı ve havuzu Eflatunpınar turizme kazandırılacak.
 

Sadıkhacı Beldesi Belediye Başkanı Şakir Özel, yerli ve yabancı turistlerin yoğun ziyaret ettiği bir mekan olan Hitit kutsal anıt ve havuzu Eflatunpınar'ın tam olarak turizme açılamadığını belirtti.

Geçen yıllarda kazı çalışmaları tamamlandıktan sonra açık hava müzesi olarak turizme kazandırılacağı belirtilen tarihi mekana en sonunda İl Özel İdaresinin sahip çıktığını kaydeden Özel, yaklaşık 2 ay önce İl Özel İdaresince oluşturulan komisyonun tarihi mekanı ziyaret ettiğini ve çalışmalar konusunda bölgede incelemelerde bulunduğunu ifade etti.


Yıllardır kaderine terk edilen, sadece burayı iyi bilen turistlerin geldiği Eflatunpınar'ın turizme kazandırılması için, komisyon üyelerinin hazırladığı raporun İl Genel Meclisince 2010 yatırım programına alındığını ifade eden Özel, şunları kaydetti: ''Eflatunpınar'ın açık hava müzesi olması için 150 bin lira ayrıldı. Bu durum sadece belde halkını değil Türk turizmine gönül veren herkesi sevindirdi. Dünyada benzeri olmayan bu tarihi mekanda su kaynağının kenarında gerçek boyutta yapılmış taştan boğalar, havuz anıtında ise yine kaya oyma şeytan ve melek figürleri dikkati çekiyor. Eflatunpınar'ın turizme kazandırılması Türkiye turizminin kazancı olacaktır. Çünkü Hititleri bütün canlılığı ve görkemiyle anlatan böyle bir yer Türkiye'de yok.''

 

Özel, 2010 yılında çalışmaların başlatılıp Eflatunpınar'ın açık hava müzesi haline getirilmesiyle başta Beyşehir olmak üzere Konya turizmine önemli katkıda bulunacağını belirtti.

Ayrılan parayla bir süre daha kazı çalışması yapılacağını ifade eden Özel, turistlerin konaklaması için tesis, çevre düzenlemesi ve aydınlatma çalışması yapılacağını sözlerine ekledi.

 

Eflatunpınar
Hitit kutsal anıt ve havuzu Eflatunpınar, su kaynağı kenarında dikdörtgen taşlar üzerine kabartmalar halinde, Hitit sanatında kaya yüzeylerine işlenen ilk örneklerden birini oluşturuyor.

Konya Müze Müdürlüğü, 1996 yılında anıtın çevresinde kazı çalışmaları yaptı. Çalışmalar sonucu, anıtın dikdörtgen planlı bir havuzun bir bölümünü oluşturduğunu belirlendi. Müze Müdürlüğünce 1998 yılında yaptırılan çalışmalarda, anıtın alt kısmında 5 kabartma daha olduğu tespit edildi. Anıtın çevresindeki 3 bin yıllık 25 ton ağırlığındaki taştan boğa ise 2002 yılında yapılan çalışmalarla ayağa kaldırıldı.

 

Dünyada benzeri olmadığı belirtilen, doğal sit alanı olarak koruma altında alınan tarihi anıt ve çevresinde yıllar önce başlatılan arkeolojik çalışmalar, ödenek yetersizliği nedeniyle tamamlanamadı.

Ntvmsnbc, 05.10.2009

TARİH YOK OLUYORDU

 

Tarihi Orta Hamam’da kazan dairesinde çıkan yangın, kısa sürede kontrol altına alındı.


Pazar günü İzzet Baysal Caddesi'nde bulunun Orta Hamam'ın kazan dairesinde henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Olay yerine gelen Bolu Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekipleri, alevlerin hamamın iç kısmına sıçramasını engelledi. Hamamda bulunan vatandaşlar dışarıya çıkartılırken, polis ekipleri kazan dairesinin patlama ihtimaline karşı vatandaşları olay yerinden uzaklaştırdı. Yangın kısa süre sonra kontrol altına alınırken, polis olayla ilgili inceleme başlattı.

Bolu Olay, 05.10.2009

"UYGARLIK YIP VE YAP'LA İFADE EDİLEMEZ"

 

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın Ankara Atatürk Kültür Merkezi'ndeki (AKM) müze ve sergi kompleksinin yıkılacağı yönündeki açıklamasına tepki gösterdi. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın Ankara Atatürk Kültür Merkezi'ndeki (AKM) müze ve sergi kompleksinin yıkılacağı yönündeki açıklamasına tepki gösterdi. Oda tarafından yapılan açıklamada, AKM'nin yıllarca amacı dışında kullanılmasına göz yumanların şimdi "AKM işlevsizleşmiştir" demelerini eleştirildi.

Açıklamada, "Sayın Bakan'ın AKM açılımı bilimsel uyarılara kulak asmamak, Ankara'nın planlama deneyiminde son yirmi yıldır sürekli yaşanan bir yık yap kültürüne ortak olmak anlamını taşımaktadır" denildi.

AKM'nin bulunduğu alanın cumhuriyetin kuruluş yıllarından bu yana kent merkezi niteliğini koruduğu vurgulanan açıklamada, kurulduğu dönemde AKM'nin kentsel bütünleşmenin bir uğrağı olarak sportif ve sanatsal alanların yakınında planlandığına dikkat çekildi. AKM binası 1987 yılında hizmete girmesine karşın, projede yer alan kongre salonu, opera ve bale binası ile tiyatronun ödenek yetersizlikleri gerekçesiyle yıllarca yapılmadığı belirtilen açıklamada, AKM'nin ticari fuarların ve kısa dönemli kültür dışı etkinliklerin "esiri yapılarak" işlevsizleştirildiği kaydedildi. Açıklamada, "Buna sessiz kalanlar ve bu yıkımın zeminini yaratanlar" önce kamuoyuna bir özeleştiri vererek, bu yıkımdaki sorumluklarını ortaya koymalıdırlar. Yıllarca kent meydanlarından insanları, kültürü, sanatı, sporu ve dolayısıyla fiziksel ve ruhsal bütünleşmeyi kovan anlayışlar, şimdi hangi ‘Uygarlıklar Müzesi'nden bahsetmektedirler" denildi.

Evrensel, 05.10.2009

KÜLTÜREL MİRASI ONARMAKLA İŞ BİTMEZ, ONLARI YAŞAMIN BİRER PARÇASI HALİNE GETİRMELİYİZ

 

Esra Nilgün Mirze, 2010 Kültür Başkenti için "41 derece - 29 derece İstanbul Network" adlı bir proje hazırladı. Projenin mekanı olarak da Hasköy'deki Mayor Sinagogu'nu seçti. 1950 yılından beri amacı dışında kullanılan sinagogun içinde kauçuk ve döküm atölyesi, bahçesinde çarpık yapılar var.

Şimdilik Esra Nilgün Mirze'nin projesi ve projeye mekan olarak seçtiği sinagogun onarımı için bir sponsor yok, ama proje 2010 gelmeden ödülü kaptı bile.

Üstelik bu proje için Avrupa Komisyonu Kültür Eğitim ve Spor Direktörü ile Avrupa Kültür Başkentleri Raporunun hazırlayıcısı Robert Palmer "Avrupa Kültür başkentleri için sürekliliği olan bir proje" olduğunu belirtti. Ve "41 derece - 29 derece İstanbul Network" Avrupa Kültür Ödülü'ne layık görüldü.

2010 yılında ödülünü alacak olan Esra Nilgün Mirze, bu ödülü projeyi destekleyenlerle de paylaşacağını Avrupa Komisyonu'na iletti. Henüz bu proje için destek bulamayan şövalye ruhlu kadın Esra Nilgün Mirze'yle Rahmi Koç Müzesi'nde konuştum. Çok uykusuz ve çok heyecanlıydı. Bu proje ona üç kez mide kanaması geçirtmiş, bıraktığı sigaraya yeniden başlamış. İstanbul ve kültür-sanat aşkıyla dolu olan Esra Nilgün Mirze, bana 2010 Kültür başkenti İstanbul'la ilgili iyi şeyler de oluyor diye düşündürdü.

- 2010 İstanbul Kültür Başkenti İstanbul Girişim Grubu'nun başkan yardımcısıydınız. Şu anda 2010 Kültür Başkenti İstanbul Uluslararası İlişkiler Koordinatörüsünüz. Organizasyon ekibinde istifalar yaşandı, 2010'da İstanbul'da ne olacak, herkes merak ediyor. Yüzlerce proje hazırlandı. Hangileri destek alacak tam bilmiyoruz. Ve siz bir proje yazdınız, ödül aldınız. Nasıl yol aldınız?
- Avrupa Kültür Başkentliğinin adeta Kuran-ı Kerim'i denilen Robert Palmer'ın yazdığı bir kitabı var. Bu kitap benim için yol gösterici oldu. Avrupa Birliği'nin gündeminde olan şey şu: Sosyal uyum ve kültürel entegrasyon. Genç sanatçıların birbirlerini ve dünyayı tanımalarının, bunun içinde serbest dolaşımlarının önemli olduğu söyleniyor.

- Bu proje kapsamında tam olarak ne hedeflediniz, projenin içeriğinde neler var?
- 41 derece - 29 derece İstanbul Network / Genç Sanat ve Tasarım Merkezi projenin adı. Proje, Avrupa Kültür Başkentleri arasında kültür sanat merkezlerinin katılımıyla giderek genişleyecek bir ağ oluşturarak, genç sanatçıların, genç sanat profesyonellerinin uluslararası alana açılmasını, genç sanatçıların uluslararası alanda serbest dolaşımlarının sağlanmasını ve sanatın gelişimi için gerekli olan bağımsız ortamın ve geniş katılımlı işbirliği olanaklarının sağlanmasını hedefliyor. Genç küratörlerden jüri oluşturulması, bu jürinin yeni sanatçıların eserlerini değerlendirmesi söz konusu olacak. Türkiye'de genç ve yaratıcı nüfus var. Gençlerin uluslararası alana açılmaları çok zor. Uluslararası bir küratörün dikkatini çekmeleri çok zor. Ayrıca ön yargılar da var. Türkiye'deki sanatçılardan belli klişelerde iş bekleniyor.

- Ne gibi?
- Bakın yurt dışında açılan sergilere, politik ve sosyal eleştiri, sınıfsal sözcülük bekleniyor. Bu da sanatın yaratıcılığıyla ters düşüyor. Bir sanatçı yalnızca politik söylemle yaratıcılık yapabilir ama yalnızca onun seçilme eğiliminde olması bir kısıtlama. Diğerlerine de alan açılmalı.

- Siz İstanbul'da bu bağlamda çalışmalar yapmaya başladınız...
- Evet. İlk toplumsal projemizi "Prelüdler" adı altında yaptık. 41 derece - 29 derece Istanbul Network'ün resmi açılışı 12 Eylül'de Fransız Kültür Merkezi'nde "Kentim Ütopyam" sergisiyle yapıldı. Gaziosmanpaşa Belediyesi ve Behçet Canbaz Lisesi işbirliğiyle fotoğraf sanatçıları Muammer Yanmaz ve Ilgın Erarslan Yanmaz'ın yönettikleri çalışma sonucunda bir sergi açtık. 15 yaşındaki lise öğrencileri Şule ve Şeyda Kaçar, Ramazan Arslan ve Tamer Coşkun'un fotoğrafları yer aldı sergide. Bu çocuklardan ikisi Karadenizli, biri Boşnak, biri Diyarbakırlı. Bu çocuklar hayatlarında ilk kez yat limanına gitti, "Denizde yaşanabiliyor, insanlar keşke denizde de yaşasalar" dediler. İstanbul'da hiç deniz görmemiş, İstanbul'da Adalar olduğunu söylence sananlar var. Bu çocuklar fotoğraf çekerken kendi içlerine de baktılar. Bakın, biz sergileri, konserleri şehrin farklı noktalarına götürüyoruz, ama bu değil esas olan...

- Açar mısınız biraz? "İnsanların yaşamlarını değiştirecek projelere ihtiyaç var" mı diyorsunuz?
- Evet. Örneğin o mahalleden birinin fotoğraf çekiyor olması ve bu fotoğrafların sergilenebilmesi bir rol model oluşturuyor.

Ancak sağlam bir kültür politikası olmadığı zaman bunlar iyi niyetli sözler olarak kalıyor. Biz sanata başka işlevler de yüklediğimizde bu olmuyor. Eğer sanatı ve sanatçıyı özgür kılamazsak, sanatı araç haline getirirsek sanatın da içini boşaltırız. Sanatın hayatı, ilişkileri, birbirimizi tanımak, çevremizi tanımamızda sorgulayıcı bir işlevi var. Sanat sadece estetik değil, sanatla birlikte estetik duyguyla kendi içinizde de bir şey keşfediyorsunuz.

İstanbul'un 2010 Kültür başkenti seçilmesini küçümseyenler de çok. 2010'da Almanya'nın Ruhr bölgesi, Macaristan'dan Peç de kültür başkenti. Bu şehirleri kıyaslayınca kafalar karışıyor...

İlk zamanlarda tek bir AB ülkesi seçiliyordu. Genişleme politikasıyla aday ülkeler oldu. Daha sonra bu ülkeler tam üye oldu, diğer ülkeler aday ülke konumuna geldi. Dolayısıyla biz de girdik. AB göç olgusuyla çok kolay başedemedi. Uzun zaman adeta o insanlar yokmuş, iş yapıp memleketlerine dönecekler sandılar. Olay öyle değil. O zaman AB gündemine kültürel entegrasyon konusu girdi. Ve bu gündem içinde çare aranırken, "Artık evet, kültürden sanattan yararlanacağız ve doğru politikalar oluşturmalıyız" dendi. Kültür Başkentleri projesinin böyle bir işlevi var.

- Bir de koro kurmuşsunuz...
- Evet. Esenler İstanbul'un en yoğun suç işlenen semti. Esenler'de yaşları 15-45 yaş arasında değişen 30 kişilik bir koro kurduk. Fransızca, Estonca şarkı da söylüyorlar. Boğaziçi Üniversitesi Klasik Müzik Korosu şefi Burak Onur Erdem ve 2011 yılı Avrupa Kültür Başkenti Tallinn'den de Koro Şefi Veronika Portsmuth çalıştırdı koroyu. Bu koroyu Brüksel'e götürmeyi planlıyoruz.

- Projenize mekan olarak Mayor Sinagogunu seçtiniz. Neden?
- Orası 1950'den beri el değmemiş bir yer. Müthiş bir mekan olabilir. Orayı ayağa kaldırmak da zor değil. Musevi Cemaati çok olumlu bakıyor. Sponsor bulunduğu takdirde 2010 yılı sonuna kadar tamamlarız. Bu olursa 16 Avrupa Kültür Başkentliği değerlerinin tam anlamıyla temsil edildiği bir kültür merkezine de kavuşacağız.

- Siz projeyi yazıp gönderdiniz Avrupa Komisyonu'na. Ödül bekliyor muydunuz?
- "Bu proje ödül alacak demiştim" eşime. Avrupa Komisyonu Kültür Eğitim ve Spor Direktörü ve Avrupa Kültür Başkentleri Raporunun hazırlayıcısı Robert Palmer, Avrupa Gençlik Orkestrasının kurucusu ünlü piyanist ve şef Vladimir Ashkenazy, Eski Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn'un ve Maestro Daniel Barenboim'in destek mektuplarını aldım.

- İstanbul Kültür başkenti oldu, artık İstanbul'a daha çok turist gelecek deniliyor, doğru mu?
- Yalnızca bu açıdan bakmak pek doğru değil. Bu şehirde 16 milyona yaklaştık. 2010 bu kültür alt yapısını gözden geçirmek için fırsat. Avrupa Kültür başkentleri içinde kültürel mirasın çok yeri yok. Biz tabii ki kültürel mirasımızla gurur duyuyoruz. Bir Çin atasözü var, "Yalnızca kökleriyle övünenler patatese benzer, en değerli yerleri toprağın altındadır" diyor. Biz büyük mirastan geleceğe ne taşıyoruz. Tarihi mekanlar onarılıyor, bunlar güzel ama esas önemli olan bunlara nasıl fonksiyonlar yükleyeceğimiz ki bunlar toplum yaşamının bir parçası olsun.

- Bu açıdan baktığımızda bizim için de çok önemli. İstanbul'da farklı kültürler bir arada...
- Eğer alt kültür kendi kültürünü temsil olanağı bulamıyorsa hiçbir zaman merkez kültürle ilişki kurmuyor. İstanbul'a bakalım. Belediye'nin resmi rakamlarıyla 13 bin hemşehri derneği var. Sivaslı var ama Gürünlü, Zaralı da var. Bir potada yaşayan, birbirinden kopuk topluma doğru hızla gidiliyor. Ben gençliğin Türkiye için çok önemli olduğunu düşünüyorum, belli kavramların da doğru kullanımı önemli. Bazı kavramların içi boşaltılmamalı. Projeler gerçek anlamda bir şeyler söylemeli. Ve oturdum yazmaya başladım. Dinamik, hareketli, canlı amaçları tanımlanmış bir Avrupa Network'ü oluşturmak istedim. 2010 bir süreç. 2011 de artık 2010 olmayacak ama 2010'un yolunu açtığı bazı platformların Türkiye'de kalıcı olması önemli diye düşündüm.

Vatan, Haber: Elif Ergu, 05.10.2009

KANALİZASYON ÇALIŞMASINDA BİR KÜP ALTIN BULUNDU

 

Mardin'in Kızıltepe İlçesi'ne bağlı Sürekli Köyü'nde yürütülen kanalizasyon çalışması sırasında Osmanlı dönemine ait bir küp altın bulundu. Olayın duyulmasının ardından Sürekli Köyü, meraklıların akınına uğradı.

 

Mardin'in Kızıltepe ile Şanlıurfa'nın Viranşehir İlçeleri arasındaki karayolu üzerinde bulunan, Kızıltepe'den 25 kilometre uzaklıktaki 120 haneli Sürekli Köyü'nde, Mardin İl Özel İdaresi ve Kızıltepe Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından yürütülen kanalizasyon çalışması sırasında Osmanlı dönemine ait altınlar bulundu. Kepçe ile yapılan kazı sırasında iki metre derinlikte, bir küp altın bulundu. İşçilerin Jandarmaya haber vermesi üzerine, İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı ekipler köye gelerek, tedbir aldı. Jandarma, köye ve özellikle altınların bulunduğu bölgeye kimseyi yaklaştırmadı. Olayı duyan meraklı yüzlerce kişi Sürekli Köyü'ne akın etti.

 

Sayısı konusunda henüz bir açıklamanın yapılmayan altınlar ve küpün incelenmesi için Mardin Müzesi'nde görevli arkeologlar köye çağrıldı. Alınan karar üzerine altınların bulunduğu alandaki kanalizasyon kazısı ikinci bir emre kadar durdurulurken, yeni bulgulara raslanma ihtimaline karşı, altınların bulunduğu alandaki kazıların genişletilmesi kararlaştırıldı. Güvenlik bantlarıyla çevrelenen olay yerinde, Kızıltepe Kaymakamlığı'nın kazının yapılacağı alanı tel örgü ile kapatmaya hazırlandığı öğrenildi.

Hürriyet, Haber: Nezir Güneş, 04.10.2009


******


KANALİZASYON KAZISINDA HAZİNE BULUNDU





Mardin´in Kızıltepe İlçesi Sürekli Köyü'ndeki kanalizasyon çalışması sırasında kepçenin ortaya çıkardığı altınların ardından ziynet eşyası dolu bir küp daha bulundu.





25 santimetre uzunluğundaki ve 10 santimetre genişliğindeki küp içinden Aslan başlıklı iki altın bilezik, bir 1 altın yüzük, 10 bronz muska ve çok sayıda gümüş ile bronz takı ile gümüş sikkeler çıkarıldı. Bulunan altın ve diğer kıymetli eşyaların yüzde 20’sinin yağmalandığı bildirildi. Mardin Müze Müdürü Nihat Erdoğan, “Bulunan altınların 10 ila 13´üncü yüzyıl ve Eyyubiler ile İlhanlılar’a ait olduğunu tespit ettik. İlk kazı zamanında tespit edilen toprak kase içerisinde bulunan altınların üzerinde İlhanlı Hükümdarı Ebu Sait Bahadırhan´ın adı yazılı. Köylüler buldukları altınları Müze Müdürlüğü´ne teslim etmeleri durumda kendilerine altın değerinin dört katı bedeli miktarında bedel ödenecektir. Altınları alıkoymaları kanuna aykırıdır” dedi.

Hürriyet, Haber: Nezir Güneş, 07.10.2009


******


"ÇIKAN ALTINLA BİZE YOL YAPIN"

 

Mardin Müze Müdürü Nihat Erdoğan, Kızıltepe'nin Sürekli Köyü'ndeki kazılarda kültür varlıklarının olduğu 3. toprak kasenin bulunduğunu ve duvar kalıntılarına rastladıklarını söyledi. Erdoğan, “104'ü altın 300 dolayında boncuk, bilezik ve ziynet eşyası bulduk” dedi. Hazineyle şaşkına dönen köylüler ise, "Her yıl pamuk toplamaya giderdik. Yıllardır hazinenin üzerinde oturuyormuşuz da haberimiz yokmuş. Köyümüz koruma altına alınsın. Sağlık ocağı ve yol istiyoruz” dediler.

Yeni Şafak, 08.10.2009


******


MARDİN'İ KAZDIKÇA ALTIN ÇIKIYOR





Mardin'in Kızıltepe İlçesi'ne bağlı Sürekli Köyü'nde geçen hafta yapılan kanalizasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkan altın küpünün ardından devam eden kazı çalışmaları yüzleri güldürdü.

Kazılarda iki küp daha bulundu. İçi muska, gümüş kolye ve sikke dolusu küpler toprak altından çıkarıldı. Yapılan çalışmalarda milattan önce 3 bin yılına ait bir höyüğün izine de rastlandı. Mardin Müze İl Müdürü Nihat Erdoğan, Sürekli'de toplam 104 altın sikke olmak üzere, 300 parça gümüş, bronz sikke, boncuk, bilezik ve ziynet eşyasından oluşan kültür varlıklarına ulaştıklarını söyledi.

Zaman, 09.10.2009

KIBYRA'DAKİ MEDUSA BAŞI DÜNYADA TEK

 

 

Burdur'un Gölhisar İlçesi'ndeki Kibyra Antik Kenti'nde bu sene gün yüzüne çıkan Medusa başı motifli döşemenin büyüklüğü ve renkli mermerlerden yapılmış olması bakımından dünyada tek olduğu bildirildi.

 

Döşeme ile ilgili bilgi veren Prof.Dr. Fahri Işık, "Medusa başı, Zeugma'nın Çingene kızı ve Ayasofya'nın meleği kadar önemli. Orkestra salonlarında mermer döşeme vardı. Ancak ilk defa resim olarak mermer döşemeye burada rastlanıldı." dedi. Yrd. Doç.Dr. Şükrü Özüdoğru da "Yılanlardan oluşan saçlarıyla ve bakışlarıyla insanları taşa çevirdiğine inanılan Medusa başını görenler mitolojideki gibi taş kesiliyor." diye konuştu.

Zaman, Haber: Mustafa Yıldız, 05.10.2009

AYA İRİNİ'YE 2010 ONARIMI

 

Topkapı Sarayı'nın dış avlusunda yer alan Aya İrini Müzesi'nin dış cephesi, İstanbul 2010 Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında onarılacak. Ayasoyfa Müzesi Başkanı Doç.Dr. A. Haluk Dursun, Ayasofya grubuna bağlı olan Aya İrini Müzesi'nde yapılacak dış cephe bakım ve onarım çalışmalarının bütçesinin 2010 Ajansı tarafından karşılanacağını, ihale işlemlerinin bittiğini ve çalışmaların bu ay içerisinde başlayacağını belirtti. Dursun, müzenin İstanbul'un birinci tepesinde bulunduğunu ve deprem bölgesinde yer alması nedeniyle hem zemindeki oynamalara, hem de hava etkenlerine açık bir bina olduğu için zarar gördüğünü söyledi.

Sabah, 05.10.2009

ORTAK ATAYA ADIM ADIM





1994’te Etiyopya’da bulunan ve aradan geçen 15 yıl boyunca yeni bulunan örneklerle üzerinde yoğun ve titiz çalışmalar yapılan ardipithecus ramidus fosili, maymunlar ve insanların ortak bir atadan geldiklerini doğrulamasıyla yüzyılın araştırmaları arasındaki yerini şimdiden aldı.

 

Geçtiğimiz Cuma günü Science dergisinin özel bir sayıyla hakkında yapılan çalışmalara yer verdiği ve Ardi takma adı verilen 4,4 milyon yaşındaki fosil, bulunan en eski insanımsı fosil olmamasına rağmen şimdiye kadar bulunanlar arasında en tama yakını olması dolayısıyla büyük bir önem taşıyor.

 

Ardi’nin bulunan kafatası, diş, bacak, ayak, kol, el ve kalça kemikleri boyunun yaklaşık 1 metre civarında olduğunu, iki ayak üzerinde yürüyebildiğini ama aynı zamanda ayak başparmaklarının özel yapısı sayesinde ağaçlar üzerinde de gezebildiğini gösteriyor. Özellikle kalça kemiklerinin incelenmesinden bulunan fosilin bir dişi olduğu ortaya çıkıyor.

 

Araştırma ekibinden C. Owen Lovejoy, Ardi’nin bulunması ve üzerinde yapılan çalışmaları “Bu, evrimsel biyolojide yer alan en önemli tür olabilir” sözleriyle değerlendiriyor. Ardi, ilk insanımsıların neye benzedikleri konusunda sunduğu verilerle Owen Lojejoy’un bu değerlendirmesini doğrular nitelikte.

 

Evrim karşıtı yaratılışçı görüş, evrim teorisini savunanların insanın maymundan geldiğini iddia ettiklerini, ama yıllardır uğraşmalarına rağmen bir türlü aradaki “kayıp halkayı” bulamadıklarını ve bu durumun evrim teorisini çürüttüğünü sürekli olarak öne çıkartıyor.

 

Ne Charles Darwin ne de sonrasında gelen evrimciler insanın maymundan geldiği yönünde bir iddiaya sahipler. Aksine, bilim insanlarının bu iddiayı bilim dışı olarak nitelendirdikleri biliniyor. Genel kabul gören yaklaşım, insan ve maymunun “ortak bir ata”ya sahip oldukları yönünde; bu yüzden “kayıp halka” kavramı evrimciler tarafından şiddetle reddediliyor. Ardi ile ilgili yapılan çalışmaların bulduğu en önemli sonuç, ortak bir atanın kesin olduğunun karşı çıkılamayacak bir çıplaklıkta gözler önüne serilmiş olması.

 

Ardi’nin ayakları üzerinde durabilmesi, çene yapısında bugünün insanlarıyla benzerlikler düşünüldüğünde bu ortak atanın şimdiye kadar tahmin edilenden çok daha fazla maymun yerine insanımsılara benzediği ortaya çıkartıyor. Çalışmayı yorumlayan birçok bilim insanı, yaratılışçılarla dalga da geçerek “insanlar maymundan değil, maymunlar insandan gelmiş” yorumunda bulunuyor.

Haber Sol, 04.10.2009

KANUNİ'NİN KALBİ ARANIYOR





Macaristan’daki Zigetvar Kalesi kuşatmasında öldüğünde iç organları ilaçlanarak otağa gömülen Kanuni Sultan Süleyman’ın kalbini bulmak için bir grup arkeolog bölgede çalışıyor. Umut var ama şimdilik iz yok...

 

İstanbul Üniversitesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1566 yılında 72 yaşındayken hayatını kaybettiği Macaristan’daki Zigetvar Kalesi çevresine gömülü olan iç organlarını araştırıyor.


Macaristan Pecs Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen proje kapsamında Kanuni Sultan Süleyman’ın kalbinin gömüldüğü türbe anlamına gelen “Turbek” bölgesinde arkeolojik kazılar yapan Dr. Fatih Elçil, “Kanuni ölünce, kokmaması için iç organları ilaçlanarak otağının bulunduğu yere gömüldü. Daha sonra oğlu 2. Selim buraya türbe ve etrafına müştemilat yaptırdı. 150 yıl sonra bu yapılar kayboldu. Şimdi bu yapıları ve mezarın bulunduğu yeri araştırıyoruz” dedi.

Kanuni Sultan Süleyman, Zigetvar Kalesi’nin kuşatması sırasında hayatını kaybedince, askerler arasında moral bozukluğu yaratmaması için ölüm haberi gizlendi.


Cesedi bozulmasın diye iç organları çıkartılarak ilaçlandı ve otağının bulunduğu yere gömüldü. Bedeni ise fetihten sonra İstanbul’a getirilerek Süleymaniye Camii avlusundaki bugünkü yerine gömüldü. Tahta çıkan 2. Selim daha sonra babası Kanuni’nin iç organlarının gömülü olduğu yere türbe, etrafına da külliye yaptırdı. 150 yıl kadar kalan bu yapılar daha sonra Zigetvar Kalesi’nin Osmanlı’nın elinden çıkmasıyla yıkıldı.


Macarlar, daha sonra bu bölgeye “Süleyman’ın kalbinin gömülü olduğu türbe” anlamına gelen “Turbek” ismini koydu. Hatta türbenin üzerine yapıldığı tahmin edilen kilisenin adına da Turbek Kilisesi denildi. Kiliseyi ziyaret edenlerin, papazlara en çok sorduğu soru ise hep aynı oldu: “Süleyman’ın kalbi nerede gömülü?”

 

Dr. Elçil ile Macaristan Pecs Üniversitesi’nden Hancz Erika, yıllardır sorulan bu sorunun cevabını bulmak için geçtiğimiz haziran ayında kolları sıvadı.


Elçil ve Erika tarafından ortak yürütülen proje ile Kanuni’nin iç organlarının gömülü olduğu mezar arkeolojik kazılarla araştırılmaya başlandı. Önce yüzey araştırması yapılarak mezarın muhtemel buluntu yerleri tespit edildi.


Ortak karar ile Zigetvar Kalesi dışında Turbek’te de araştırmalara başlandı. Uzun yıllar devam etmesi planlanan kazıların bu yılki kısmında Kanuni’nin mezarına dair bir ize rastlanmadı. Ancak Osmanlı’ya ait taşınabilir buluntular ile birlikte Neolitik Dönem bulguları ortaya çıkarıldı.
Turbek denilen alanda çalışmalarını sürdürdüklerini söyleyen Elçil,  “17. yüzyıla ait haritalardan ve tarihi kaynaklardan var olduğunu belirlediğimiz türbe, tekke ve mezarlıkların yapı izlerini, arkeolojik kazılar sonucunda tespit etmeye çalışacağız” dedi.




Çalışmalarda Turbek bölgesinden çıkarılan tarihi eserlerden biri.





İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğretim elemanı Dr. Fatih Elçil ile Macaristan Pecs Üniversitesi’nden Hancz Erika, sorunun cevabını bulmak için geçtiğimiz haziran ayında kolları sıvadı. Önce yüzey araştırması yapılarak mezarın muhtemel buluntu yerleri tespit edildi. Ortak karar ile Zigetvar Kalesi dışında Turbek’te de araştırmalara başlandı. Uzun yıllar sürmesi planlanan kazıların bu yılki kısmında Kanuni’nin mezarına dair ize rastlanamadı.

Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 04.10.2009

YEŞİL TÜRBE BANYO FAYANSLARINDAN KURTULDU





Bursa'nın sembollerinden Yeşil Türbe, 30-35 yıl önce takılan banyo fayanslarından kurtarılıp yeniden çinilerle bezendi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin sponsorluğunda gerçekleşen restorasyon, orijinaline en yakın çinilerin imal edilip yerine takılmasıyla tamamlandı.

 

Ahşap pencere ve kapılar temizlendi, kubbe kasnağı sağlamlaştırıldı, mihrap tarafındaki çatlak, özel dikiş atılıp enjeksiyon sistemi ile bütünleştirildi. Yeşil Türbe geçtiğimiz günlerde yapılan bir törenle ziyaretçilere açıldı. Esas açılış ise çevre düzenlemesinin tamamlanması ile bu ayın sonunda.

 

Yeşil Türbe, Osmanlı mimarisinde dış duvarlarının tümü çini ile kaplı tek türbe. Bu sembol yapı, 3 yıldır restorasyondaydı. Bursa Valiliği'nce başlatılan çalışmalar nihayet tamamlandı. Türbeyi orijinal kimliğine kavuşturmak 2 milyon liraya maloldu.


Daha önceki yıllarda da birkaç restorasyon görmüştü ama çoğu hatalıydı. 2006'da başlatılan yenilemede ilk önce bu hatalar giderildi. Depremler nedeniyle yaşadığı statik sorunlara müdahale edildi, güçlendirme yapıldı. Mezar odası hariç her yere takviye edildi.


İç mekanda ahşap pencere ve kapılar temizlendi, eksik çini desenleri özel imalat yaptırılarak yerine takıldı. Kubbe kasnağı sağlamlaştırıldı, mihrap tarafındaki çatlak, özel dikiş atılıp enjeksiyon sistemi ile bütünleştirildi. Türbenin iç kısmında, ziyarete açık bulunan ve çinili lahitlerin olduğu bölümde de eksik çiniler tamamlandı. Altın varaklı yazılar temizlendi. Lahitli bölümü İznik Çini Vakfı, binanın dışındaki düz turkuvaz çinileri Eren Seramik, sıraltı tekniği ile yapılmış bordürler ile mozaik panoları  Anikya İznik Çini yaptı. Türbenin eski çinilerinin restorasyonu Kültür Bakanlığı Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuarı Müdürlüğü'nce gerçekleştirildi.

 

Dış çinilerin üretimi epey zaman aldı. Çünkü teklif veren şirketler yeterli görülmedi. Sonunda görev Anikya İznik Çini'ye kaldı. Şirketin ortağı ve Tasarım, Üretim Grup Başkanı Nejla Anıl, süreci şöyle anlatıyor:
“2006 ortalarında başlayan yenileme inşaatı 1.5 yıl gecikmişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı Rölöve Anıtlar Müdürlüğü ile Restorasyon ve ve Konservasyon Merkezi'nce istenen ve İstanbul Teknik Üniversitesi'ne yaptırılan bazı testlerde onay almak kolay değildi. Bize başvurdular. Başlattığımız AR-GE çalışmaları sonucunda orijinaline en yakın çinileri imal ettik. İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Malzemesi Laboratuvarı tarafından incelendiler, 10 ayrı donma testine tabi tutuldular. Don kaybı oranının yüzde sıfır olarak belirlendiği raporu aldık. Titiz incelemeler sonucunda onay verildi, üretime geçtik. Cephede büyük oranda dökülme ve eski restorasyonlardan kalma fayanslar vardı. Sağlam kalan çini bordürler, mozaik panolar ve alınlık çinilerinin orijinalleri üzerinden hassas bir çalışmayla ilerledik. Daha önce uygulanan yenilemelerde çinilerin her biri birbiriyle uyumsuzdu. Kalebodur olarak bilinen banyo fayansları vardı. Dış cephede sır altı tekniği ile toplam 1800 civarında çini bordür, 8.4 metrekare alınlık pano, 6 tane mozaik pano yaptık. Tarihi bir görevdi.”

 

Dünya mirası kültürel varlıkları arasında yer alan Yeşil Türbe, Yıldırım Beyazıt'ın oğlu Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1421'de yaptırıldı. Mimarı Hacı İvaz Paşa, nakkaşları ise Ali bin İlyas Ali ile Mehmed el Mecnun. Türk mezar anıtlarının en gösterişlilerinden.

 

Yeşil Türbe'nin mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait, işletmesi Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda. Yenileme izninin alınması tam bir yılan hikayesi. Çalışmalar 1985'te resmileşti. Zamanın valisi Zekai Gümüşdiş'ti. Erdoğan Şahinoğlu, Erol Çakır, Necati Çetinkaya, Rıdvan Yenişen, Orhan Taşanlar, Ali Fuat Güven ve Oğuz Kağan Köksal dönemlerinde de gündeme geldi. Toplam 21 yıllık sürecin sonunda projenin Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan geçmesi sağlandı.

 

Çelebi Sultan Mehmet'in vefatından 253 yıl sonra Hassa Mimarı Elhac Mustafa Bin Abidin tarafından onarıldı. Diğer onarımlar ise 1769'da Mimar Es-Seyyit Elhac Şerif Efendi, 1864-1867 arasında Leon Parville ve 1904'te Osman Hamdi Bey'in katkılarıyla Asım Kömürcüoğlu tarafından yapıldı. 1941 ve 1943'te mimar Macit Rüştü Kural tarafından yenilendi. 1980'li yıllardaki onarımlar Vakıflar Bursa Bölge Müdürlüğü tarafından gerçekleştirildi. 1985'te düşen ve kırılan çiniler bir fabrikadan alınan seramiklerle tamir edildi.

 

Türbenin bir başka özelliği ise günümüze ulaşan en muhteşem çinilerle bezeli bir mihraba sahip olması. Sekizgen duvarlı mekanın ortasında Çelebi Sultan Mehmed'in sandukası yer alıyor. Üzerinde kabartma sülüs celisi ile yazılı kitabesi var. Yanında oğulları Mustafa, Mahmud'a ve Yusuf'a ait sandukalar yer alıyor. Arkasında kızı Selçuk Hatun'un kabartma kitabeli sandukası, kızı Sitti Hatun'un (Safiye) beyaz zemin üzerine lacivert motifli, altıgen ve üçgen çinilerle kaplı sandukası, Ayşe Hatun ve dadısı Daya Hatun'un sandukaları bulunuyor.

Hürriyet Pazar, Haber: Cahit Akyol, 04.10.2009

T-REX DE EKONOMİK KRİZ KURBANI

 

Korkunç "T-Rex" dinozoru da ABD'deki ekonomik krize yenildi.

Las Vegas'ta dün gece düzenlenen müzayedede satışa sunulan olağanüstü T-Rex iskeletine alıcı çıkmadı.

Güney Dakota'da 1992 yılında gün yüzüne çıkarılan 66 milyon yıllık dişi dinozor Samson'un iskeletinin en az 6 milyon dolara satılması bekleniyordu.

İskelete en fazla 3,6 milyon dolarlık teklif gelince satış yapılmadı.

Müzayede sorumlusu, "T-Rex'e müşteri bulamadığımız için üzüldüm, ama bir gün mutlaka buluruz" dedi.

Cnn Türk, 04.10.2009

MEGA MÜZE DEĞİL, MÜZELER VADİSİ

 

Kuruluş yeri olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin Bahribaba Parkı'nı, İzmir'deki bazı kuruluşların ise İnciraltı'nı, Agora'yı hatta İkiçeşmelik Caddesi'ndeki katlı otoparkı önerdiği "Mega Müze", bir müzeler vadisi olarak planlanıyor. Ege Uygarlıklar Müzesi adını taşıyacak mega müze konusunda detaylar belli oluyor.


İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun önerdiği müze yerinin Bahribaba Parkı ile sınırlı olmadığı, bu parkı da içine alacak 15-16 bin metrekarelik alanın düşünüldüğü belirtildi. Mega müzenin yeri, 24 Ekim'de yapılacak ve Türkiye'nin çeşitli yerlerinden bilim adamı ve sanatçıların katılacağı kültür-sanat çalıştayında belirlenecek.

Müzeler Vadisi içerisinde, İzmir Arkeoloji Müzesi, Etnoğrafya Müzesi, Dr. Ekrem Hayri Üstündağ Kadın Doğum Hastanesi ve diğer tescilli binalar yer alacak. Müze, ESHOT otobüs duraklarının bir bölümü ve Güney Deniz Saha Komutanlığı'nın kullanımındaki alanı da kapsayacak. Alanın büyüklüğü 15-16 bin metrekare yapı alanına olanak sağlayacak. Yer altından yada yer üstünden şeffaf geçişler sağlanacak. Tanımlanan alanın 2. derecede Doğal ve Arkeolojik SİT alanı niteliği, ağaç ve bitki dokusu, metro güzergahı ayrıntıları da gözetilecek. Alan, Konak Meydanı, Kemeraltı, Kadifekale ve Agora aksları ile ilişkilendirilecek. Başkan Kocaoğlu, bu konuda şu açıklamayı yaptı:
"Bu konuda çeşitli görüşler var. Bir alternatif, bir müze aksı yaratmak üzere Bahribaba Parkı. Agora ile Roma Antik Tiyatrosu arasında bir alan da önerildi. Ayrıca İnciraltı teklif edildi. Oysa dünyanın her yerinde müzeler, kent merkezindedir. 24 Ekim'deki kültür ve sanat çalışma toplantısında mega müze projesi, yerli yerine oturacak. Bu konuyu Turizm Bakanlığı'na da götüreceğiz."

Yeni Asır, 03.10.2009

5 BİN YILLIK HÖYÜĞÜ KÖYLÜLER ORTAYA ÇIKARDI

 

Kütahya'da, Seyitömer beldesi yakınında kömür tabakaları üzerinde dekapaj yapılırken köylülerin eski eserler bulunduğunu fark etmesi üzerine ortaya çıkarılan höyükte kurtarma kazısı başlatıldı.

Kütahya Müze Müdürlüğünde görevli arkeolog Özcan Şimşek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, höyüğün, merkeze bağlı Arslanlı Köyü yakınında, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) Genel Müdürlüğüne bağlı Seyitömer Linyitleri İşletmesi (SLİ) arazisinde yer aldığını söyledi.

 

Burada iş makinesiyle dekapaj yapılırken eski eserler bulunduğunu Ağızören Köyünden birkaç vatandaşın fark ettiğini ve durumu Kütahya Müze Müdürlüğüne bildirdiklerini belirten Şimşek, arkeologların incelemesi sonrasında höyük olduğuna karar verilen tepenin kazılması için Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurulduğunu ifade etti.

 

Şimşek, Bakanlıkça onay verilmesinin ardından bir ay önce 30 işçiyle kazılara başlandığını ifade ederek, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünün, Seyitömer Höyüğü'nde yürüttüğü kazılarda görevli öğretim üyeleri ve işçilerin dahil olmasıyla kazı ekibinin genişlediğini anlattı.

 

''Dragline'' adı verilen iş makinesinin yer değiştirmesi birkaç ay sürdüğünden bu makinenin şu anda çalışamaz durumda olduğunu dile getiren Şimşek, kurtarma kazısını kısa sürede bitirip kömür çıkarılmasına devam edilmesinin hedeflendiğini belirtti.

 

Şimşek, şöyle konuştu:

''Dekapaj sırasında tarihi buluntular olduğunu gören bazı köylülerin durumu bildirmesiyle höyükte kurtarma kazısına başladık. Bir aydır yürüttüğümüz çalışmalara SLİ, her türlü desteği sağladı. Ayrıca DPÜ Arkeoloji Bölümünden öğretim üyeleri ve öğrenciler de destek verdi. 2 Ekimden bu yana 130 işçiyle devam ettirdiğimiz kazıyı 11 Kasıma kadar bitirmeyi hedefliyoruz.

 

Höyüğün üst bölümlerinde Roma dönemine ait evler ve mekanlar olduğunu ifade eden arkeolog Özcan Şimşek, ''Daha alt bölümlerde Erken ya da Orta Tunç Çağı yerleşmeleri olduğunu buluntulardan anlayabiliyoruz. Yani burada günümüzden 5 bin yıl öncesine ait yerleşme var. En son yerleşmenin MS 3-4'üncü yüzyılda Roma döneminde olduğunu sanıyoruz'' dedi.

 

DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Nejat Bilgen de 2006'dan bu yana her yıl 6'şar aylık dönemlerde yürüttükleri Seyitömer Höyüğü'ndeki kazı çalışmalarının bu yılki bölümünü 11 Kasımda tamamlamayı hedeflediklerini, ancak öğretim üyesi, öğrenci ve işçileri yeni bulunan höyüğe yönlendirdiklerini bildirdi.

 

Seyitömer Höyüğü'ne yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta yeni bulunan höyüğün, SLİ'nin kömür çıkarma çalışmalarını etkilediği için bir an önce kaldırılması gerektiğini belirten Prof.Dr. Bilgen, burada bir ay çalışıp kurtarma kazısını tamamlamayı hedeflediklerini anlattı.

 

Prof.Dr. Bilgen, dekapaj sırasında höyükte bulunan çok sayıda tarihi eserin tahrip olduğunu dile getirerek, ''Bu höyüğün yaklaşık 2 metre yükseklik, 2 bin metre kare alana sahip olduğunu tahmin ediyoruz'' dedi.

 

Seyitömer Höyüğü ile bu höyük arasında bağlantı olduğu yönünde ip uçları elde ettiklerini anımsatan Prof.Dr. Bilgen, şöyle devam etti:

''Seyitömer Höyüğü ile burası arasında kesinlikle bağlantı var. Seyitömer Höyüğü çok büyük bir üretim yeri. Asıl ticaretin döndüğü, büyük atölyelerde seramik, metal ve kile dayalı üretim yapılan, her şeyin asıl üretildiği yer burası. Diğeri daha küçük ve belki çok uzun dönem oturulmamış. Ancak uzun dönemler tarım yapılmış. Orada bulunan seramiklerle buradaki buluntular arasında bir paralellik olduğunu düşünüyoruz. Bu iki höyükte yaşayanların mutlaka kültürel bir işbirliği halinde olduğunu anlıyoruz.''

Zaman, 03.10.2009

"BİZANS'TAN İSTANBUL'A: İKİ KITANIN LİMANI" ADLI EV SERGİ GRAND PALAIS'DE AÇILIYOR





Türkiye ve Fransa'nın Dışişleri ve Kültür Bakanlıkları'nın himayesinde; İKSV ve Culturesfrance'ın işbirliğiyle, 1 Temmuz 2009-31 Mart 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilen Fransa'da Türkiye Mevsimi, Temmuz ayından bu yana Fransa'nın dört bir yanındaki etkinliklerle devam ediyor.

Fransa'da Türkiye Mevsimi kapsamında Ekim ayında Paris'te Türkiye rüzgarı esecek. 6-11 Ekim tarihleri arasında Paris'in dünyaca ünlü sembolü Eyfel Kulesi Türk bayrağının renkleriyle, kırmızı ve beyaz olarak aydınlatılacak.

 

Fransa'da Türkiye Mevsimi kapsamında Ekim ayında gerçekleştirilecek bir başka büyük etkinlik ise Paris'in en prestijli sergi mekanlarından Grand Palais'de açılacak dev İstanbul sergisi olacak. Grand Palais, Fransa'da Türkiye Mevsimi Sergiler Direktörü ve Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer'in küratörlüğünde düzenlenen "Bizans'tan İstanbul'a: İki Kıtanın Limanı" başlıklı sergiye üç ay boyunca ev sahipliği yapacak.

 

Fransa Ulusal Müzeler Birliği ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın desteğiyle gerçekleştirilen sergi 9 Ekim Cuma günü her iki ülkenin cumhurbaşkanlarının katılacağı bir törenle açılacak.

 

Byzantium'dan Nea'ya, Constantinople'den Konstantiniyye'ye, İstanbul'un sekiz bin yıllık tarihine tanıklık edecek sergi, 25 Ocak 2010 tarihine kadar açık kalacak. Sergi, Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Türk ve İslam Eserleri ve Ayasofya Müzelerinin yanı sıra, Louvre Müzesi, Fransa Ulusal Kütüphanesi gibi Fransız kurumlarıyla, önde gelen Avrupa müzelerinin koleksiyonlarından seçilen dikilitaş, el yazmaları, gravürler, elbiseler, günlük mutfak gereçleri, kitaplar ve ikonlardan oluşan 500'den fazla eseri bir araya getiriyor.

 

İstanbul'da metro istasyonunun inşaatı sırasında Yenikapı'da bulunan Theodosus limanına da özel bir yer ayrılacak "Bizans'tan İstanbul'a: İki Kıtanın Limanı" başlıklı sergi, İstanbul'un başkent olduğu en görkemli dönemlere kronolojik olarak ışık tutacak.

 

Serginin küratörü Dr. Nazan Ölçer, serginin kataloğunda yer alan önsözünde "İstanbul'u bir serginin kahramanı yapmaya kalkışırken, bunun zor bir proje olacağını bilerek ise koyulduk. Sergide, bu zengin geçmişi ve kenti oluşturan kalabalık cemaat yapısını en iyi yansıtan bulguları göstermeyi tercih ettik. Kentin eşsiz mozaiğini bir nebze anlaşılır kılmaya çalıştık. Amacımız, yalnızca Roma, Bizans ve Osmanlı tarihini anlatmak olamazdı. Kentin uzun geçmişinde onu biçimleyen, yapılandırıp günümüze ulaştırırken sivrilen şahsiyetleri ve evrelerini de sergiye taşımak istedik" dedi.

 

Fransa'da Türkiye Mevsimi güncel ve klasik müzik, edebiyat, güncel sanat, fotoğraf, sinema, tiyatro, dans, gastronomi, spor, eğitim, fikir tartışmaları, tasarım ve moda gibi farklı disiplinlerdeki etkinliklerle 31 Mart 2010 tarihine kadar devam edecek.

Arkitera, 02.10.2009

İSLAM SANAT ESERLERİ LONDRA'DA

 

İslam sanat eserleri Londra'da artırmaya çıkacak. 16'ıncı yüzyıldan kalma harita yaklaşık 750 bin TL'den artırmaya sunulacak.

 

Dünyanın en büyük müzayede salonlarından Christie's'de 6 Ekimde değerli İslam sanat eserleri açık artırmaya çıkacak.

 

Çoğu Osmanlı dönemine ait İslam eserlerini kapsayan açık artırmada, Selçuklu, Memlük, Timur ve Endülüs dönemi sanat eserleri de dünya koleksiyoncularına sunulacak.

 

"İslam ve Hint Dünyasının Sanatı" başlığı altında artırmaya çıkacak yüzlerce parça arasında, türünün en nadir örneklerinden biri olarak kabul edilen, elle çizilmiş, iki parçadan oluşan, Türkiye ve Akdeniz'in de bulunduğu harita da yer alıyor. Ayrıca İznik çini tabakları ve Osmanlı dönemine ait el yazmaları, savaş malzemeleri ve çeşitli takılar da müzayedede öne çıkacak eserler olarak göze çarpıyor.

 

Türkiye ve Akdeniz kıyılarını da gösteren, her biri 1 metreden büyük olan iki parçadan oluşan ve 16. yüzyıldan kaldığı tahmin edilen harita, yaklaşık 750 bin TL'den artırmaya çıkacak.

 

Christie's Müzayede Evi İslam Sanatları Müdürü William Robinson, haritayla ilgili olarak, birden fazla kağıdın özenle birleştirilmesi sonucu büyük ve detaylı bir haritanın hazırlanmasının, İslam sanat eserleri arasında olağandışı olduğunu söyledi.

 

Müzayede için özel olarak hazırlanan 210 sayfalık kitabın kapağını fotoğrafıyla süsleyen altın kaplama, gümüş mini maşrapa ile ilgili de bilgi veren Robinson, hayvan figürleri ile süslü maşrapa üzerinde Sultan Murat'ın tuğrasının bulunduğuna dikkati çekti. Maşrapanın III. ya da IV. Murat dönemine ait olduğu tahmin ediliyor.

 

Müzayedede yoğun ilgi görmesi beklenen diğer bir eser de 13. yüzyıldan kalma olduğu tahmin edilen, Muhammed Bin İbrahim Mahmud El-Haddadi El-Tabari El-Amuli imzasını taşıyan ve yaklaşık 500 bin TL ile artırmaya çıkacak el yazması Kuran-ı Kerim.

 

Arttırmanın göze çarpan diğer parçaları arasında ise gümüş ve altın kakmalı beyaz bronz sürahi, aslan şeklindeki bronz yağdanlık, Yıldırım Beyazıt'ın oğlu Musa Çelebi'nin yağlı boya portresi, oymalı duvar ve tavan süslemeleri ile dikkat çeken Şam Odası ve 1540 yılına ait çinili İznik tabağı bulunuyor.

 

En eskisi 7. yüzyıldan kalma olan 250'den fazla eserin, antika koleksiyoncuları ile yatırım amacıyla eserlerle ilgilenen kurumlar tarafından büyük ilgi görmesi bekleniyor. Eserlerin sergilendiği ilk gün, sergi salonunda eserlerle yakından ilgilenen ve özelliklerini not eden Türk vatandaşları da dikkati çekti.

Hürriyet, 02.10.2009

ODUNPAZARI ŞİMDİ KÜLTÜR VE TURİZM MERKEZİ





Eskişehir'in ilk yerleşim alanı olan Odunpazarı, Osmanlı mimarisinin güzel örneklerini taşıyan eski evleriyle bir kültür merkezi haline geliyor.

2005 yılında Odunpazarı Belediyesi ve Kültür Bakanlığı'nın katkılarıyla başlayan 'Odunpazarı Evlerini Yaşatma Projesi'yle tarihi Odunpazarı evleri tek tek restore ediliyor. Odunpazarı geçen 4 yılın ardından bir hayli değişmiş, yeni bir yapıya bürünmüş. Bugüne kadar yaklaşık 200 ev restore edilmiş. Restorasyonun evler dışında sokak araları ve meydanlarını da içine almasıyla belde yeni bir çehre kazanmış. Yıllardır ihmal edilmiş, kendi haline bırakılmış bölge şimdi, çarşıları, hanları, alışveriş merkezleri, restoranları, kültür merkezleri, butik otelleri, ışıltılı sokakları ile Türkiye'in en ilgi çekici tarihi ve mimari dokusuna dönüşmüş.

Mimari alanda yaşanan bu değişim burada yaşayan halkın sosyal ve ekonomik hayatını da olumlu yönde etkilemiş. Belediye, düzenlediği kurslarla halkın üretime katkıda bulunmasını sağlamış. Vatandaşlara mesleki alanda bilgi ve beceri kazandırarak onları üretken bireyler haline getirmeyi hedefleyen bu kurslardan sertifika alan vatandaşlara ürettiklerini satma imkanı da sunuluyor. Ücretsiz olarak verilen satış alanlarında el işi göz nuru ürünlerini müşterilerine sunan Odunpazarı halkı da uygulamalardan oldukça memnun.

Sabah erken saatlerde evlerinin önünü süpürerek güne başlayan Odunpazarlı kadınlar, öğlen saatlerinde hareketlenmeye başlayan beldede ya evlerinin önüne kurdukları küçük tezgahlarda ya da işletme haline getirdikleri evlerinin bahçelerinde misafir nezaketi ile müşterilerini ağırlıyor.

Restorasyonu tamamlanan Atlıhan şimdi bir ticaret merkezi. Aynı zamanda taş ustalarına ev sahipliği yapan bu mekanda, sanat atölyeleri, yöresel el sanatları ürünlerinin üretildiği, teşhir ve satışının yapıldığı bölümler bulunuyor. Atlıhan'da, Eskişehir'le anılır hale gelmiş. Lüle taşı sanat eserlerinin her çeşidini bulmak mümkün. Yaklaşık yüz kişiye iş imkanı sağlayan Atlı Köşk, yıkıntılar arasında adeta yeniden inşa edilmiş.

Odunpazarı Evlerini Yaşatma Projesi'nin sadece mimari dokunun iyileşmesini amaçlamadığını söyleyen Belediye Başkanı Burhan Sakallı, sosyal, kültürel ve ekonomik dokunun da iyileşmesinin projenin ana hedeflerinden biri olduğunu belirtiyor. Restore edilen tarihi evler, Odunpazarı'nı bir cazibe merkezi haline getirmiş durumda. Yerli ve yabancı turistlerin bölgeyi tanımaya başlamasıyla Odunpazarı turistik bir bölge olma yolunda ilerliyor. Pek çok turizm acentesi bölgeye turlar düzenlemeye başlamış bile.

Zaman, 02.10.2009

İSTANBUL'DA BİR ÜNLÜLER MEZARLIĞI





Sultanahmet'e inen Divanyolu üzerindeki türbede Osmanlı sultanları II. Mahmut, Abdülaziz ve II. Abdülhamit'in mezarları var. Haziresinde ise paşalar, sadrazamlar, kaptan-ı deryalar ve Osmanlı hanedanı mensuplarına ait yaklaşık 150 mezar yer alıyor. Burada dünya görüşleri birbirinden çok farklı, muhalif, hayatta bir araya gelemeyen isimler de yatıyor.

Geçen hafta vefat eden ve muhteşem bir cenaze töreniyle uğurlanan Şehzade Ertuğrul Osman Osmanoğlu hakkında çok şey yazılıp söylendi. Kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Ben, izninizle, onu değil, toprağa verildiği mekanı, yani II. Mahmud Türbesi'ni ve bu türbenin zaman içinde bir ünlüler mezarlığına dönüşen bahçesini anlatacağım.

Eskilerin kısaca Türbe dedikleri II. Mahmud türbesinin yerinde bir zamanlar Küçük Esma Sultan'ın kullandığı, saray denecek büyüklükte ahşap bir konak bulunuyordu. II. Mahmud, ablası Esma Sultan'ı, Alemdar vak'asında IV. Mustafa'nın yanında yer almış olmasına rağmen çok sever, onu Divanyolu'ndaki sarayında ve Çamlıca'daki bağında sık sık ziyaret ederdi. Son nefesini de 1 Temmuz 1839'da Çamlıca'daki bağda vermiş, aynı gün İstanbul'a getirilerek Divanyolu'ndaki sarayın bahçesine gömüldükten sonra üzerine Türk usulü bir çadır kurulmuştu. Feldmareşal Moltke, tam iki ay sonra bu çadırı ziyaret etmiş ve bir mektubunda, merhumu rahatsız etmemek için türbenin çadır kaldırılmadan inşa edileceğini yazmıştır.

Projesi Hassa Mimarı Karabet Amira Balyan'a ait olan ve Abdülhalim Efendi'nin nezaretinde yapılan türbe bir yılda tamamlanır. 11 Kasım 1840 tarihinde törenle açılan Türbe, sebili, muvakkithanesi ve bir benzeri bulunmayan çeşmesiyle İstanbul'da Ampir üslubunun en güzel örneklerinden biridir.

Esma Sultan'ın ahşap sarayı ise daha sonra II. Mahmud'un kadınlarından Bezmialem Valide Sultan tarafından yıktırılarak yerine Darülmaarif adı verilen okul yaptırılır. Bu okul halen Cağaloğlu Anadolu Lisesi tarafından kullanılmaktadır.

II. Mahmud'un cenaze töreninin muhteşem bir tören olduğunu tahmin edebilirsiniz. Fakat bu türbeye gömülen ikinci padişah, yani Sultan Abdülaziz, tahttan bir darbeyle indirilip öldürüldüğü için sadece Enderun ağalarının ve vükelanın katıldığı basit bir törenle alelacele defnedilir. Halk, Serasker Avni Paşa'nın gazabına uğramaktan korkarak eve kapandığı için o gün boşalan Divanyolu, II. Abdülhamid'in cenaze töreninde ise tarihinin en heyecanlı günlerinden birini yaşamıştır. Halk caddeye ve caddeye çıkan sokaklara sığmaz; bütün pencereler, damlar, ağaçlar, duvarlar gözyaşı döken insanlarla doludur. "Bizi bırakıp nereye gidiyorsun!" diye bağırarak hüngür ağlayanlar bile vardır.

Evet, Sultan II. Abdülhamid, türbenin üçüncü büyük sakinidir. Onlarla birlikte yatan eşlerinin ve çocuklarının isimlerini tek tek zikretmek, bu yazının sınırlarını çok zorlar. Türbenin içine gömülen (1977) son hanedan mensubunun Sultan Abdülhamid'in kızı Şadiye Sultan olduğunu belirterek geçiyorum. V. Sultan Murad'ın torunu Emine Atiye Sultan (1978), eşi Damad Osman Hami Bey (1980), Şehzade Seyfeddin Efendi'nin kızı bestekar Fatma Gevheri Osmanoğlu (1980) ve Şehzade Yusuf İzzeddin Efendi'nin kızı Mihriban Mihrişah Osmanoğlu (1987) kendilerine ancak bahçede yer bulabilmişlerdir. Ertuğrul Osman Efendi de öyle...

Esma Sultan sarayının bahçesine gelince... Türbe inşa edildikten sonra bahçe olarak korunmuş ve etrafı şimşirlerle çevrili çiçek tarhlarıyla bezenmişti. 1874 yılında İstanbul'a gelen Edmondo de Amicis, bu bahçenin gül ve yasemin dolu olduğunu söyler. Ancak bir süre sonra bazı saraylılar gömülmeye başlandığı için bahçe hızla mezarlığa dönüşecektir. Buradaki en eski tarihli mezar, 1861'de ölen hazinedar ustası Şevknihal Kadın'a aittir.

Tanzimat ricalinin gömülmek için tercih ettiği mekan da II. Mahmud Türbesi'nin bahçesiydi. İsmi Fethipaşa Korusu'nda hala yaşayan Ahmet Fethi Paşa'dan Safvet Paşa'ya, Sadullah Paşa'dan Abdüllatif Suphi Paşa'ya birçok önemli devlet adamı bu bahçede, her biri bir sanat eseri niteliği taşıyan muhteşem mezarlarında yatmaktadırlar. Ahmet Vefik Paşa'nın "Sultan Mahmud türbesine gömülüp de hayatım boyunca uğraştığım adamlarla ahirette de tepişmek istemem!" dediği söylenirse de, buraya gömülmek istediği, fakat Rumelihisarı'ndaki arazisini Protestanlara sattığı için Abdülhamid'den izin çıkmadığı söylenir. Şair Muallim Naci ise onun özel izniyle burada toprağa verildi.

İttihat ve Terakki'nin ünlü sadrazamı Said Halim Paşa ve ideoloğu Ziya Gökalp'ın mezarları da buradadır. Gökalp için yapılan tören bu bahçenin şahit olduğu, son klasik cenaze töreniydi.

Meşrutiyet devrinde İttihat ve Terakki fedaileri tarafından vurulan gazetecilerden Hasan Fehmi'yle Ahmed Samim de büyük törenlerle buraya gömüldüler.

Bahçenin pek bilinmeyen sakinlerinden biri de Şeyh Bedreddin'dir. Asıl türbesi Serez'de bulunan Şeyh Bedreddin'in kemikleri, 1924 yılında yapılan Mübadele'de, Yunanlıların ayakları altında kalmasın diye İstanbul'a getirilmiş, yıllarca Sultanahmet Camii'nin mahfeli altında saklandıktan sonra 1961 yılında çıkarılan bir Bakanlar Kurulu kararıyla II. Mahmud Türbesi bahçesine gömülmüştü.

Divanyolu'nda, önünden her gün yüz binlerce insanın geçtiği, fakat çok az İstanbullunun farkında olduğu II. Mahmud Türbesi işte böyle bir mekandır.

Türbenin üç hükümdar sakini var. Bunlar Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid. Türbede yer alan diğer sandukalarda padişah yakınları gömülü. Türbe bahçesinde 145 mezar yer alıyor.

Türbe bahçesinin girişinde ziyaretçileri Ziya Gökalp'ın gösterişli sandukası karşılıyor. Mezar taşındaki kitabede 'hüve'l baki' ya da 'El Fatiha' gibi dinsel göndermeler yok. "Büyük mürşid" diye başlayan kitabe şöyle devam ediyor. "Ziya Gökalp burada yatıyor. Öldüğü gün milli matem günü oldu. Türk Ocağı onun aziz vücudunu kendisini yetiştirmekle mağrur olan vatanın bu toprağına ve mübarek hatırasını kendi kalbine gömdü. Teşrinievvel 25 Sene: 1924 Gün: Cumaertesi Mimar: Hikmet İsmet"

Muallim Naci'nin kabri de II. Mahmut Türbesi'nin bahçesinde. II. Abdülhamid, Naci'nin 44 yaşında ölümüne çok üzülmüş, cenazenin Sultan Mahmud Han Türbesi'ne gömülmesini ve masrafının hazine-i hassadan karşılanmasını emretmiş. Naci'nin silindir şeklindeki mezar taşında şunlar yazılı: Hak-perestim arz-ı ihlas etdiğim dergah bir/ Bir nefes tevhidden ayrılmadım Allah bir

Türbe aynı zamanda açık bir hat müzesidir. Mezarlar önemli şahsiyetlerin şanına layık olsun diye en mahir ustalara ısmarlanmış kitabeler, Mehmet Şevket Efendi, Mehmet İzzet Efendi, Bakkal Arif Efendi, Sami Efendi, İsmail Hakkı Altunbezer, Hamid Aytaç, Nuri Korman gibi devrin en meşhur hattatlarına yazdırılmıştır.
Zaman, Haber: Özge Yalın, 02.10.2009

KORUMA KURULU ÇAMURA YATTI!

 

İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, 25 Eylül’de yaptığı toplantıda “Allianoi’de ortaya çıkarılan kültür varlıklarını korumak için en uygun yöntemin mille kaplamak olduğu, mille kaplandıktan sonra da Yortanlı Barajı’nda su tutulmasında bir sakınca olmayacağı” kararına vardı.


Allianoi Girişim Grubu, Koruma Bölge Kurulu kararını “Bu nasıl koruma anlayışı?” diye protesto ederken, kararın Danıştay’ın 23.06.2009 tarihli yürütmeyi durdurma kararına da aykırı olduğu değerlendirmesinde bulundu.

1800 yıllık antik sağlık yurdu Allianoi’nin mille örtülmesi ve ardından baraj sularına gömülmesini öngören İzmir II. Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu’nun 10.10.2007 tarihli kararı hakkında Danıştay, davalı Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın savunmasını dahi almadan yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Danıştay’ın bu kararını hatırlatan Allianoi Girişim Grubu Sözcüsü Alime Mitap, bu “yürütmeyi durdurma kararı” ile Allianoi’nin oldubitti ile sulara gömülmesinin önüne geçildiğini, antik kenti yok edecek tüm işlem ve kararların hukuka aykırı olduğunun kesinleştiğini belirtti. Kamuoyunun bu gelişmenin ardından bilimsel kazıların tekrar başlamasını, kazı izni verilmesini beklediği bir süreçte Koruma Bölge Kurulu’nun antik kentin mille örtülmesi görüşünde ısrar ettiğini aktaran Mitap, kurulun, alanın mille kaplanmasına yönelik projeleri kendi onaylarından geçtikten sonra Allianoi’nin herhangi bir zarar görme olasılığının ortadan kalkacağını ileri sürdüğünü vurguladı. Bu kararı yargıya taşıyacaklarını dile getiren Mitap, “Böylesi hukuk tanımaz tavırları sürdürerek Allianoi’yi sular altında bırakmaya çalışanları hem hukuken hem de tarih önünde mahkum ettirmek için her türlü meşru yola başvuracağımızın bilinmesini istiyoruz. Soruyoruz: En uygun koruma yöntemi mille kaplamak ise dünyadaki bütün tarihi eserler mille mi kaplanmalı? Bu nasıl bir koruma anlayışıdır?” dedi. Allianoi’nin 1. derece SİT alanı olduğunun belirtildiği kurul raporunda, Yortanlı Barajı’nın su tutmasa bile antik kentin mille kapatılmasından söz ettiğine dikkat çeken Mitap, “Bu korumacılık(!) anlayışı sözün bittiği yerdir. Allianoi’nin çamura gömülmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

Evrensel, 02.10.2009

530 YILLIK ATA YADİGARI CAMİ RESTORE EDİLİYOR

 

 

Sakarya'nın Kaynarca İlçesi'nde bulunan 530 yıllık Şeyh Muslihiddin Camii'nin restorasyon çalışmaları başladı. Kaynarca Kaymakamı Ersin Eroğlu, Büyük Kaynarca Köyü'nde 15. yüzyılda inşa edilen Şeyh Muslihiddin Camii'nin Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma Vakfı'nca (ÇEKÜL) hazırlanan rölöve çalışmasının, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu'nca onaylanmasının ardından restorasyon çalışmalarına başlandığını söyledi.

Caminin, ahşap özelliğini kaybetmeden aslına uygun şekilde restore edileceğini kaydeden Eroğlu, "Tarihimizin müstesna değerlerinden, ata yadigarı Şeyh Muslihiddin Camii gerçeğine uygun şekilde, ahşap özelliğini kaybetmeden restore edilerek gelecek nesillere bırakılacak." dedi. Eroğlu, restorasyonun gelecek yaza kadar tamamlanacağını ifade etti. Restorasyon çalışmalarının 300 bin TL'ye mal olacağı öğrenildi.

Fatih Sultan Mehmet Han'ın mimarlarından Şeyh Muslihiddin adına yapılan cami, ahşaptan oluşuyor. Ampir motiflerle süslenen, kirişler arası kütüklerle doldurulan caminin kütükleri üzeri ince ve muntazam tahtalarla kaplanmış. İçten ve dıştan tamamen ahşap olan caminin temelleri taştan oluşuyor. Ön cephede ve sağ cephede olmak üzere iki kapısı olan cami, eski bir mezarlığın içinde bulunuyor.

Zaman, 02.10.2009

ANİ SİZLERE EMANET





Kırk kapılı ya da bin bir kiliseli şehir diye anlatılagelir söylencelerde Ani. Adına dizilen methiyelerin en görkemlisiyse “Ani bir dünyadır ama dünya bir Ani etmez” sözleriyle bir meydan okumaya evrilir yüzyıllar önce. Bugün o parlak, söylencelere ve efsanelere ilham veren şenlikli yıllarını cılız mum ışıklarıyla arıyor Ani. Ayakta kalan yapıları, mağaraları, antik çağın yol izleri, yabanıl doğası ve derin vadilerin izindeki dingin mavi sularıysa, yalnız ve hüzünlü bir iklimin coğrafyasını anlatıyor…

Ani’deki mekansal gelişimin ilk izleri Bostanlar deresinin aktığı vadide yer alan volkanik oluşumlu mağaralarda görülür. Oyulmaya elverişli bu yamaç boyunca sıralanan mağaralardaki odalara mezarlık, depolama, güvercinlik, barınma ve dini ritüeller için işlev kazandırılır. Bu odaların bazıları iç merdivenlerle bağlanmış, birkaç katlı odalar şeklinde gelişir. MS 4. yüzyılda Karsaklar tarafından yapılan İç Kale ile tohumları atılan kent yerleşimi, Ermeni Bagratlı Krallığı döneminde ilk sur sistemine kavuşur. Üzerindeki motifler ve süslemelerin bazıları bugün bile saklıdır ve sur kapılarına isimlerini verir. Damalı, aslanlı, hıdrellez kapıları gibi. 900’lü yıllar boyunca nüfusu artar, yeni yollar, evler, yapılar eklenir ve ikinci sur bandıyla çevrilir kent. Binli yılların başında Selçuklu dönemi başlar ve Anadolu’nun ilk camisi Ebul Menuçehr, Ani’den 99 basamaklı minaresiyle yükselir. Bugün ayakta kalabilen yarı hasarlı bu cami, bir Arpaçay’ın akışının bir de yamacında bulunduğu derin vadiden sınır ötesine uzanan engin bir manzaranın yegane seyir terasıdır. Üçüncü sur sistemiyle Ani tam anlamıyla bir kenttir ve ticaretle beslenir. Siyasi, kültürel ve ekonomik anlamda parlak dönemleridir 11.ve 12. yüzyıllar. Marko Polo’nun Çin’e yaptığı yolculuğunda üzerinden geçtiği İpek Yolu Köprüsü’yse, o yıllarda Ermenistan ile Türkiye topraklarını birbirine bağlarken bugün sadece ayakları ile hayatta.


Sonraki yüzyıllarda depremler, istilalar ve coğrafi keşiflerle azalan ticari canlılık, yaşanan mekansal yıkımlarla birlikte görkemin yerini göçün aldığı bir kent bırakmış ardında. Kenar mahalleleri, konut alanları, dükkanları, hanları, ambarları, hamamları, kilise ve manastırları, bezirhaneleri, ateşgedesi, yeraltı geçitleri, köprüsü, zanaat işçiliğinin yapıldığı atölyeleri, sıkışık nizamdaki binaları ve bir plana bağlı kalmadan gelişen kent dokusunun var olduğu dönemlerden bugüne kalabilen onlarca eser ve kalıntıysa yalnızlığın ve hüznün resmini çiziyor Ani’de. Kısmen veya büyük bir bölümü ayakta kalabilmiş önemli yapılarına yakından ve zamanı durdurarak bakınca bu resim daha da belirginleşiyor.

Ayakta kalabilmiş yapılardan Aziz Krikor Şapeli, Ani’deki diğer birçok kilise gibi en iyi kentin çevresinden görülebilecek bir konumda yapılmış ve içinin tasarımı, dıştan bakıldığında tahmin edilemez ve şaşırtıcı derecede ferahtır. 1998’de define avcılarının talanına uğramış olsa da güney cephesinde hala oyma bir güneş saati ile zamana meydan okuyor. Ani’deki en maceracı yapılardan Aziz Prkitch (Halaskar) Kilisesi’nde neredeyse yuvarlak bir temel üzerindeki tüm mimari elemanlar tek bir varlığa karışır. Geçmiş yıllarda yaşadığı çökmede yapının sadece yarısı yıkılmış ve bu yönüyle yapı ya hep, ya hiçtir. Ani’de günümüzün en görkemli yapısı olan Meryem Ana Katedrali’nin mimarı, aynı yüzyıl içinde İstanbul’da depremden zarar gören Ayasofya Kilisesi’nin de tamiratını üstlenmiş olan Ortaçağ’ın ünlü Ermeni mimarlarından Ani’li Trdat'tır. Ani’nin merkezinde yer alan katedral, kırmızı renkli tüf taşları, birden çok girişi ve yüksek iç hacminin yarattığı kasvetli karanlığı ile kararlı bir yapıdır. Tigran Honents Kilisesi iç mekanını kaplayan ve Hazreti İsa ile kilisenin adandığı Krikor Lusavoriç'in hayatlarını resmeden freskleriyle bilinir. Bu nedenle resimli kilise diye de anılır. Kiliseye sonradan eklenen giriş mekanındaki fresklerse önce ziyaretçilerin karalamaları ile hasar görmüş, sonra hasarı “kapatma” uğruna fresklerin büyük kısımları badana ile kaplanmış, bu kez de bu bölümü “toparlamak” için, resimlerin alt sırasının tamamı yontulmuştur. Bu yönüyle şüphesiz Ani’deki en talihsiz yapılardan biridir.
Arpaçay’ın yatağına bakan sarp kayalıklar üzerinde kurulu Bakireler Manastırı ise Azize Hripsime'nin bakire şehitlerine adanmıştır ve bir rahibeler topluluğunu barındırmış olduğuna inanılır. Bu yüzden Rahibeler Manastırı da denilen ve küçük hacmine rağmen, tasarımı karmaşık olan kilise, konumu ve romantik havasıyla yamaçtan aşağıya inmeye davet eder ziyaretçileri. Ani’de, ayakta kalabilmiş bu yapılardan başka Zerdüştlük inancına sahip olanların ateş yakıp dualar okudukları tapınaklar olan ateşgedelerin Anadolu’daki ilk izlerine de rastlanabiliyor. Ani'nin en güney ucundaysa Arpaçay’ın sularıyla çevrilmiş bir burun şeklinde daralan arazi, neredeyse dimdik uçurumlarla korunur. Kız Kalesi Burnu diye bilinen bu bölgeye ancak sur kapılarından başlayarak yapılan uzun ve dolambaçlı bir yürüyüşün ardından varılabiliyor. Burada görülen ev temelleri, Ani’nin diğer kısımlarına göre daha iyi korunduğu için bu alanın Ani'nin terk edilen son yerlerinden biri olduğu düşünülür.  Bugün, Ermenice adı da aynı olan Kız Kalesi’nin bulunduğu zirveye erişimin zorluğu nedeniyle Ani'nin bu bölümü bugün nadiren gezilir. Oysa Kars’ta Rus hakimiyeti döneminde (1878-1918), Kız Kalesi bugüne göre daha gözde bir yer olmalıymış ki bu bölgedeki kilise kalıntısında yer alan duvar yazılarının bugün bile büyük çoğunluğu Rusça ve Ermenicedir. Ani kentinin,  Arpaçay’ın ve Ermenistan sınır boyunun Kız Kalesi burnundan toplu görünümü, bu alana varmak için katlanılan yolculuk zahmeti ve yitirilen zamanı unuttururcasına büyülüdür.

1999 yılında Dünya Anıtlar Vakfı tarafından iki yılda bir hazırlanan ‘‘en çok korunmaya muhtaç tarihi eserler ve sit alanları’’ listesine giren ve bugün 1. Derecede Arkeolojik Sit Alanı olan Ani’de 1993’de başlatılan restorasyon çalışmaları akademik alanda beğenilmemiş ve bu durumu 2002’de fark eden (!) Bakanlık da yeni bir restorasyon yaklaşımına geçerek daha olumlu adımlar atmaya başlamıştı ve 2008 yılı sonunda başlanan Tigran Honents Kilisesi ile Ebul Menuçehr Camisi restorasyon çalışmaları bu geç kalınmış adımların en somut uygulamaları olarak biraz olsun umut vaat ediyor bizlere. Bakanlığın Ani gündeminde erişim, konaklama, yeme-içme, bilgilendirme ve tüm alana dönük restorasyon projelerinden oluşan kapsamlı bir yol haritası olsa da bunun uygulama sürecinin çabukluğu ve başarısını zaman gösterecek. Tüm bunlar olurken Ani’nin hemen karşısındaki yamaçta, Ermenistan topraklarındaki taş ocaklarının yarattığı titreşimlerin eserlere verdiği fiziksel zararı kontrol altına alabilmek, ziyaretçilerden kalan Vandalizm izlerinin önüne geçebilmek, yabancı dil bilen rehberlerin ve yeterli bir bilgilendirme sunan pratik çözümlerin hayata geçirilmesi, hayvan sürülerinin otlak alanı olarak kullanımının önüne geçilmesi gibi bir dizi acil eylem pratiğinin de hayat bulması gerekiyor Ani’de.


Türkiye sınırını geçip Kars’a kadar gelemeyen Ermenilerin otobüslerle Ani’nin karşı yamacına kadar gelip, uzaktan da olsa onlara ve diğer tüm halklara da miras Ani’yi seyrettiklerini duyunca üzülmeden, düşünmeden ve çözümü var demeden edemiyor insan. Bir yandan Ani’ye özlemle bakıp, yanı başında taş ocağı işletmek ya da Ani bizimdir deyip vandalizme, başıboşluğa ve düne kadar kaderine terk etmek. İki kanat çırpımlık bu mesafenin İpek Yolu Köprüsü’nün ayaklarını birleştirerek ve sınır telleri yokmuşçasına kucaklaşarak aşılamaması mayamızdaki kardeşlik duygularının, barışa yakın durmaların ne denli aşındığını, maziden kalma hesapların bitmek bilmediğini gösteriyor. Bu köprüyü düşlerinde yeniden kurup, sınırları ortadan kaldırabilenlerse Arpaçay’ın her iki yanındaki masum yürekler, mayası en büyük mirası olanlar…


Nereden başlanır ve nasıl anlatılırdı bilmem. Yazdıklarım az mı gelir, yoksa yeter midir çözemem. Çünkü Ani’yi anlatmak için bildiğim kelimelerin, duyduğum söylencelerin ve öğrendiğim bilgilerin yetmeyeceğini bilirim. Ani’yi size bile bile eksik anlatıyorum ve üzerine koymanızı istiyorum taşlarını eksik kalan bilinmişliğinin. Ani’yi biraz da sizlere emanet ediyorum…

Birgün, Yazı: Çare Olgun Çalışkan, 02.10.2009


Karatepe
...1947






.. TAY Projesi . Kuruçeşme Cad. 67/B
34345 Kuruçeşme İstanbul
Tel: 0 (212) 265 7858 - Faks: 0 (212) 287 1298
e.posta: info@tayproject.org

Copyright©1998 TAY Projesi