Haberler logo Mayıs '08 Arşivi




25 - 31 Mayıs 2008

TOPÇULAR'DA DA TARİHİ ESER ÇIKTI

 

İzmit’in her köşesinden tarihi eser fışkırmaya devam ediyor.

Büyükşehir Belediyesi’nin Topçular Mahallesi’nde yaptığı yol genişleme çalışmaları sırasında da toprağın altından Roma döneminden kaldığı sanılan mezarlar çıktı.

 

Bölgede tarihi mezar kalıntılarına rastlanması üzerine çalışma hemen durduruldu.

İzmit Müzesi Müdür Vekili İlker Tepeköy bölgede inceleme yaptı. Müze yetkililerinin kararıyla, bölge koruma altına alındı.

Özgür Kocaeli, 31.05.2008

 

OSMANLI ADALETİNİN SEMBOLÜ BİNAYA RESTORASYON

 

Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet Han’ın bir Rum mimara uyguladığı cezadan dolayı dönemin kadısı Hızır Çelebi tarafından yargılandığı Üsküdar’daki eski harabe haldeki mahkeme binası, Üsküdar Belediyesi tarafından restore edilerek ziyarete açıldı. Bina, bugüne kadar terzi, ofis ve kuaför dükkanı olarak kullanılıyordu. Üsküdar Hakimiyet-i Milliye Caddesi Eski Mahkeme Sokak üzerinde bulun an “Fatih’in Mahkemesi” bundan sonra Üsküdar Araştırmalar Merkezi olarak hizmet verecek. Bu binanın en önemli özelliklerinden biri ise varlığını sürdüren en eski bina olma özelliğine sahip bulunması. Fethin 555. yılı hatırasına restore edilen bina, Üsküdar Belediyesi ve TOKİ iş birliği ile halkın hizmetine sunuldu.

Osmanlı dönemi alimlerinin meşhurlarındandır ve aynı zamanda bir velidir. Nasreddin Hoca’nın torunlarındandır. 1407 yılında Eskişehir ilinin Sivrihisar ilçesinde dünyaya geldi. İstanbul’un Fatihi’ni yargılayacak kadar otoriteye sahipti. 1458 yılında İstanbul’da vefat eden Hızır Çelebi’nin kabri, Vefa ile Zeyrek arasında, Zeyrek Camii yakınındadır.

Türkiye Gazetesi, Haber: Cüneyt Bitikçioğlu, 31.05.2008

'İSTANBUL HANIMEFENDİSİ' LONDRA'DA REKOR KIRDI

 

 

Osman Hamdi’nin “İstanbul Hanımefendisi” adlı eseri İngiltere’nin başkenti Londra’daki müzayede evi Sotheby’s’de düzenlenen açık artırmada 3 milyon 380 bin 500 sterline (8.1 milyon YTL) satıldı. Osman Hamdi’nin eseri bir Türk sanatçının eserine dünyada verilen en büyük rakama satılarak rekor kırdı. Tabloyu adının açıklanmasını istemeyen bir özel koleksiyoncunun aldığı belirtildi. 

Avrupalı bir koleksiyoncudan alınarak satış için Sotheby’s’e getirilen “İstanbul Hanımefendisi” hem Türk değerlerini hem de Paris modasını yansıtma özelliğine sahip. Müzayedenin “en nadide parçası” olarak gösterilen “İstanbul Hanımefendisi”nde alımlı, kumral, genç bir kadın resmediliyor. Tuval üzerine yağlıboya bir tablo olan “İstanbul Hanımefendisi”, 185’e 109 santimetre boyutlarında.
Sotheby’s, “19. Yüzyıl Avrupa resmi ve Oryantalist Resimler Satışı” başlıklı müzayedesinde Osman Hamdi Bey’in, eserlerinde Avrupa’nın akademik tarzını benimseyen, iki farklı dünyanın konularını ve tekniklerini başarılı bir şekilde birleştiren resimler yaptığına dikkat çekildi. Ve “İstanbul Hanımefendisi” bu nedenle İslami eserler kategorisinde değil de Oryantalist eserler kategorisinde satışa sunuldu.


Ve diğerleri...


Müzayedede satışa sunulan ressam Naci Kalmukoğlu’nun “Reclaning Nude” adlı tablosu ise 24 bin 500 sterline alıcı buldu.


Müzayedede rekor kıran diğer tablo ise İtalyan ressam Fausto Zonaro’nun “Kılıç Ali Paşa Camii” adlı İstanbul manzarası oldu. 204 bin 500 sterline satılan yağlıboya tablonun başlangıç fiyatı 40 bin sterlindi.

Milliyet, Haber: Nevsal Elevli, 31.05.2008

375 YILLIK BALIK FOSİLİ BULUNDU

 

Dünyanın en eski annesi Avustralya'nın kuzeybatı kıyısında bulunan 375 milyon yıllık balık fosili, doğurduğu yavrusuna hala göbek bağıyla bağlı.

 

Bilim dergisi Nature'da yayımlanan makaleye göre, Avustralya'da dünyanın en eski annesinin fosili bulundu. 375 milyon yıllık balık fosili yavrusuna göbek bağı ile bağlı.

 

"Materpiscis attenboroughi" adı verilen fosilin özelliği, sadece göbek bağıyla birlikte bulunan ilk embriyon fosili değil, aynı zamanda yavrusunu doğuran en eski canlıya ait olması.

 

Bu keşifle 200 milyon yıl önceki en eski doğum tarihinin daha da geriye gittiği anlaşıldı. Bilimadamlarına göre, bu fosil, canlı doğumun, yumurtlamayla çoğalma ile aynı zamanda olduğunu ve birlikte birlikte evrimleştiğinin işareti. 25 santim uzunluğundaki fosilin, isimlerini üzerlerindeki zırhlı pullardan alan "plasoderm" adlı bir grup omurgalıya ait olduğu belirtiliyor.

Trt/Haber, 30.05.2008

ARKEOLOGLAR KLEOPATRA VE AFRODİT HEYKELLERİ BULDULAR

 

Zahi Hawass tarafından açıklandığına göre, İskenderiye’de, Tapsiris Magna Tapınağı’nda yapılan kazılarda Kleopatra’ya ait bir alabaster büst ile sevgilisi Mark Antony’e ait olduğu tahmin edilen bir mask bulundu.

Aynı yerde, geçtiğimiz günlerde de Afrodit’e ait bronz bir heykel ile Ptolemy dönemine tarihlenen bir başka heykel bulunmuştu. 

 

50 m derinlikteki yer altı tünellerinde ise, üzerinde Kleopatra’nın resmi bulunan 20 den fazla sikkeye rastlandı.

Ekibin gerçekte Kleopatra’nın mezarını aradığı biliniyor fakat Hawass resmi olarak şu anda böyle bir beklenti içinde olmadıklarını israrla vurgulamakta. 

AFP, 26.05.2008

KATKI




BİR ÇANAKKALE ZİYARETİNİN ARDINDAN...



Çanakkale Savaşı, 1. Dünya Savaşı'nın Türkiye için kaderini değiştiren bir savaş olarak öğretildi bizlere. Bu savaşta, Gelibolu Yarımadası'nda hayatını kaybeden, isimleri ve/veya yattıkları yer bilinen - bilinmeyen 500.000 askerin anısına düzenlenmiş şehitliklere ziyaret üç günlük gezimin ilk amacıydı.

 

İkinci amacım UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ndeki Troia'yı ziyaretti. 18-20 Nisan tarihlerinde İstanbul'da düzenlenen "Güncel Durumun Tespiti - Sorunlar/Beklentiler Çalıştayı" sonrasındaki halini görmek istiyordum.

 

Ancak, hazır Çanakkale'ye gelmişken merkezdeki ilk durağım haliyle Arkeoloji Müzesi oldu. Tabela özürlü ülkemizde şehrin içinde birkaç tur attıktan sonra ulaştığım müze benim için tam bir hayal kırıklığı idi. Uzun zamandır, bu kadar kendi haline terk edilmiş bir müze görmemiştim. Personel yetersizliği mi dersiniz, olan personelin kifayetsizliği mi, ne derseniz diyin, ayıp kapatılır gibi değildi.




Çanakkale Arkeoloji Müzesi


Başlıklar halinde toparlarsak:

 

Ziyaretçi güzergahı: Aslında planlanmamış, sadece bölümlere ayrılmış. Ancak bu bölümler belli bir sistem içermiyor. Yani kronolojik de değil, bölgesel de değil, buluntu çeşidine göre de değil. Öylesine... Neresi ne kadar eser alıyorsa...

 

Sergileme: Vitrinlerin (!) bir kısmı boş ama niye olduğu belli değil. Yani oradaki eserler bir sergi için mi kaldırıldı, onarımdalar mı bilinmiyor. Tozlu ve solmuş vitrin (!) örtüleri ile bakışıp duruyorsunuz bazı yerde. Heykellerin bazısı yerde taşıma malzemesi olarak kullanılan tahta ayaklarla yatay vaziyette duruyor. Bazı lahitler de daha temizlenmeden tozu ve toprağıyla sergileniyor.

 

Bilgilendirme: Son derece yetersiz. Çanakkale kültürlerini tanıtıcı genel bir bilgi yok. Vitrin (!) içindeki küçük eserlerin çok az bir kısmında çok kısa bilgiler verilmiş. Çok azında  İngilizce bölüm var, büyük çoğunluğunda yok. Olan İngilizcelerin bir kısmı da yanlış. Kullanılan malzeme kötü. Bazı arkeolojik terimler farklı yerlerde farklı şekillerde yazılmış, örneğin 3 çeşit "terracotta" yazılışı gördüm. Heykellerin ve lahitlerin bilgilendirmeleri de aynı durumda. Hatta lahitlerden birinin üzerindeki levhayı elinize alıp bakabilirsiniz bile, sonra yerine koyup koymamak size kalmış.

 

Tuvaletler: Kısaca... girilebilir hatta girmeye teşebbüs edilebilir durumda bile değil.

 

Güvenlik sistemi: Ne yöne baktığı belli olmayan, bir yere bağlı mı göstermelik mi olduğu anlaşılamayan 1-2 kamera var ama yeterli mi tartışılır. Müze görevlileri ise daha çok telefonla konuşmakla meşguller.

 

Tahmin edebileceğiniz gibi saçlarım diken diken çıktım müzeden. Ne yazık ki içerideki fotoğraf çekilmez uyarısını dikkate alan sorumlu bir vatandaş olduğumdan bunları ispatlayamıyorum. Merak edenler için gitmekten başka seçenek yok.

 

Çanakkale merkezindeki ikinci durağım Askeri Müze idi. Çimenlik Kalesi, Nusret Mayın Gemisi'nin orijinal ölçüsündeki kopyası, daimi fotoğraf sergisi ve bahçedeki Osmanlı dönemi silah ve askeri malzemeleri ile son derece başarılı olan Askeri Müze içimi ferahlattı. Son derece kibar askerlerle karşılanıp, her girdiğim bölümde yönlendirilmek pek de alışkın olmadığımız bir şey ne de olsa. Nusret Mayın Gemisi'nin içi Çanakkale Savaşı'nın belgeleri ve bilgilendirme levhaları ile donatılmıştı. Rehber eşliğinde ve gruplar halinde gezilen Çimenlik Kalesi ise savaş sahnelerinin canlandırılması ve ışık kullanımıyla çok etkileyiciydi. Bahçedeki askeri teçhizatın bilgilendirmesi ise eksiksizdi.




Nusrat Mayın Gemisi


İkinci günümü tamamen Gelibolu yarımadasındaki Gelibolu Tarihi Milli Parkı'na ayırmıştım. Savaş tarihi uzmanı bir rehber ve küçük bir grupla son derece bilgilendirmeli bir gezi yaptım. Ancak izlenimlerim gene üzüntü verici maalesef. Bölge, özel ruhu yok edilmek istenircesine bir keşmekeş içindeydi. Yığın yığın otobüslerle gelen kontrolsüz kalabalık arasında o özel ruhu hissetmek mümkün değildi. Çok az yer istisna olmak üzere, her yerde her an ibadet eden gruplar, heykellere ya da toplara tırmanmış fotoğraf çektiren insanlar, şehit mezarlarının yanı başında piknik yapanlar, hatta siperlerin içinde dua okuyan gruplar vardı.



Şahindere Şehitliği 


Çevrede ucuz Çin işi tuhaf hediyelik eşya satan derme çatma kulübeler, başında da gene kalabalıklar olduğunu söylememe herhalde gerek yok. Yeni düzenlenmiş Şehitliklerin tamamında bir yapaylık, bir ruhsuzluk vardı. Çoğu kaçak rehberlerin anlattığı bulut hikayeleri gibi safsataları dinleyen ve ne yazık ki inanan öyle çok grup vardı ki...




Şehitler Abidesi Şehitliği


İlk durak, Kilitbahir Kalesi'nden hemen sonra olan Seyit Onbaşı Anıtı ile Namazgah Tabyası ilk şokumdu aynı zamanda. 3 kere kaldırılıp yenisi yapılan Seyit Onbaşı heykeli, üzerine tırmanmış fotoğraf çektirenlerle zavallı bir görüntüdeydi.




Seyit Onbaşı Heykeli


Ertuğrul Koyu'na hakim bir tepedeki Yahya Çavuş Anıtı da, Şehitler Abidesi de, diğer hepsi de sanki sadece fotoğraf çektirmek için vardılar. Onlar kimdi, burada ne oldu, biz bu savaşı nasıl kazandık, burada yatanlar da birilerinin evladı, kardeşi, sevgilisi miydi hiç kafa yoran yoktu eminim ki. Etrafımdaki sürekli hengame içinde rehberi dinlemeye çalışırken bir kez daha hayret ettim bu savaşın nasıl kazanıldığına... Bu muhteşem doğa içinde ama tepelerindeki keşmekeş sürerken yattıkları yerde huzur bulmalarını diledim bir de...




Arıburnu'ndan Küçükkemikli Burnu - Tuz Gölü ve Büyük Kemikli Burnu'nun görünüşü


Bu keşmekeşin olmadığı yerler de vardı elbette. Avustralya ve Yeni Zelandalı askerlerin çıkartma yaptıkları Anzak Koyu ve onların yattığı mezarlık, Morto Koyu'na bakan bir yamaç üzerine kurulu Çanakkale Savaşı'nda hayatını kaybeden 14.382 Fransız askerin anısına yapılan Fransız Anıt ve Mezarlığı gibi...




Anzak Mezarlığı


Sabah 10.00'da başlayan gezi 19.00'da bittiğinde yorgunluktan ziyade mutsuzdum. Ne hayal ettiğim o özel ruhu yakalayabilmiştim, ne de kalabalıkla mücadele etmeyi beceremediğim için doğru dürüst fotoğraf çekebilmiştim. Üstelik kızgındım gene, Milli Park statüsündeki bu yerin yönetim eksikliğine, tüm boğaz kıyısının sit alanı ilan edilmemiş olmasına, bu hengameye izin veren koordinasyon eksikliğine, her şeye kızgındım...

 

Son günü Troia'ya ayırmıştım. Çalıştay raporlarına göre nispeten iyi durumda olan iki yerden biriydi Troia. En son 10 yıl önce gelmiştim, kazı raporları, fotoğraflar neyse de gözümle görmek istiyordum. Ne yazık ki içeri girmeden su almayı akıl etmemişim, içeride de satan bir yer yoktu. Buyrun, ilk kızgınlık.... "Başlamadan tuvalete de gideyim" dedim, gitmez olaydım. Çanakkale Müzesi'ndekinden bir kademe daha iyiydi sadece.

 

Ziyaretçi güzergahı ve bilgilendirme gayet yeterli ancak ziyaretçi yollarının oldukça yıpranmış tahtaları ile kenarlarına geçirilmiş tellerden söz etmeden geçemeyeceğim. Hala yapacak çok işin olduğu Troia'ya umarım ki hak ettiği ilgi bir an önce verilir.




Troia'dan...


Üç günlük Çanakkale seferinden bana kalanlar bunlar oldu. Dilerim sizlerin daha iyi anıları olur.

 

Ayşe Didem Bayvas

TAŞ KÖPRÜ'NÜN MİHRABI TAMAMLANDI

 

Vardar Nehri üzerine Sultan II.Murad döneminde inşasına başlanan, Fatih Sultan Mehmet  döneminde tamamlanan Taş Köprü’de yapılan restorasyon çalışmalarında kasıtlı olumsuz  yaklaşımlara, Türkler sürekli tepki gösterdiler ama, yetkililer gende de bildiğini okuyup, belirlenen hedef gerçekleşti. Mevcut yazılı belgelere bakıldığında, Tarihi Taş  Köprü’nün tahribatları ilkinin, 1930 yılında yapılan bir onarım sırasında, kitabesinin ortadan kaldırıldığı belirtiliyor.1970 yılındaki  ikinci onarımda ise Köprü’nün ikinci kitabesinin kaybolduğu belirtiliyor. Bazı kaynaklara göre, Köprü’nün kitabesinin Kurşunlu Han’ın Epidarium deposunda bulunduğunu iddia ediliyorlar.

Görünen acı ve düşündürücü gerçekler o ki, Tarihi Taş Köprü, Roma köprüsüne benzetilmeye  çalışılırken, önemli simgelerini kaybetti. Köprü korkulukları ile  zeminindeki taşlar sökülerek orijinallerinden geniş olarak yenilendi, Türk Köprü mimarisinde  görülen bir özellik olan köprünün yedinci ayağı içinde yer alan iki bekçi odasının girişler kapatıldı,  köprü ayaklarında ve kemer yüzeylerinde bulunan sekiz adet gülbezek, çarkıfelek gibi Osmanlı süsleme sanatı motiflerin detaylar  yok edildi. Güzelim ve görkemli Fatih Köprüsü, bu gün üzerinden geçilen, beton blokları yığınından başka bir şey değil.  Buysa, Balkanlar’dan Osmanlı izlerini silmek için yürütülen politikanın gözle görülür örneğini teşkil etmektedir. Aslında Köprü’nün Osmanlı dönemine ait  olduğunu anlamak için uzman olmak gerekmiyor, çünkü Köprü hem malzeme ve teknik hem de mimari üslup bakımından 15’inci  yüzyıl Osmanlı eseri olduğunu açıkça gösteriyor. Köprü’nün tarihinde yer almayan, mihrap kısmının bulunduğu yerin karşı tarafına 17. yüzyılda Makedonların öldürülen  bir liderleri anısına yeni bir kitabe takıldı. Bu levhada Karpoş’un Taş Köprü’de Osmanlı Askeri tarafından idam edildiği yazıyordu.  Türklerin tepkisi üzerine, bir kaç gün sonra Osmanlı Askeri sözlerini içermeyen bir başka levhayla değiştirildi.

 

Restorasyon yaklaşımında, Osmanlı arşiv belgelerinden yararlanılmadığı belli oldu. Eğer  bu belgeler köprü restorasyonundan önce incelenmiş olsaydı, şüphesiz ki böylesi vahim hatalar  yapılmayacaktı. Taş Köprü’nün Osmanlı’ya ait olduğu, bütün arşiv belgelerinde ‘’Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’’ olarak geçtiği bilinen bir gerçek olmasına rağmen,  Köprü’nün restorasyonunu yapan Vasil İlyov ve ekibi, Taş Köprü’nün adını ‘’Justinyan’ Köprüsü’ olarak değiştirilmiş,  Restorasyon Projesi’nde de  Köprünün ismi ‘’Justinyan Köprüsü’’ olarak adlandırılmıştır. Fatih Sultan Mehmed Köprü’sü, 2002 yılından buyana Üsküp  Şehir Anıtları Koruma Kurulu’nun  yetkisinde ‘’Jüstinyen Köprüsü’’ ve ‘’Taş Köprüsü’’ adıyla restore ediliyor. Taş Köprü’nün Osmanlı  eseri oluşu, şüphesiz ki bir kimseleri rahatsız ediyor ki bilimsellikten uzak birtakım görüşler ileri sürülerek, tarihi esere bilinçli  olarak zarar verildi.

Yeni Balkan, Haber: Melahat Ali, 30.05.2008

AKM'NİN AKIBETİ NE OLACAK?

 

2010 Kültür Başkenti İstanbul projesi konuşulduğunda, bütün İstanbulluların sorduğu en güncel soru şu: AKM’nin (Atatürk Kültür Merkezi) akıbeti ne olacak?

Şimdilik şöyle bir çözüm bulunmuş.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, AKM’yi İstanbul 2010 yönetimine devredecek. Bakanlık ile İstanbul 2010 yetkilileri arasında bugün yarın bu devir için anlaşma imzalanacak.

Bina 2009 yazında, onarılmış haliyle yeniden bakanlığa devredilecek.

Ama gelecek sezonda opera, bale, tiyatro ne yapacak sorusunun yanıtı henüz net biçimde verilemiyor.

2010 hazırlıkları içinde bunun dışında Topkapı Sarayı Müzesi’nin Çin ve Uzakdoğu porselenlerinin sergilenmesi var.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın telefonda verdiği bilgiye göre, Topkapı Sarayı’nın yanındaki Teşvikiye ve Gülhane Hastaneleri’nin 10.000 metrekarelik alanı da değerlendirilecek.

Sürüncemede kalan, Suna-İnan Kıraç Vakfı’nın yapacağı Suna Kıraç Kültür Merkezi’nin inşaatı da başlayacakmış. Tepebaşı’ndaki TRT Binası’nın durumu da belli değil.

Yazılarımdaki bazı cümleleri okurken, zaman zaman olacak/bitirilecek/yapılacak gibi yakın geleceğe dair notlar düştüğümü fark ediyorum. Sanki eski tarihli bir yazımdan satırlar.

Yılan hikáyesi deyip özetlemek en doğrusu.

Yenikapı’da cam ve çelikten yapılacak iki katlı yapıya, yaşayan arkeoloji müzesi adı verilecek, buluntulardan oluşacak bir İstanbul Şehir Müzesi açılacak.

Bir yetkili ile konuşurken tepe sersemi değil de proje sersemi oluyorum.

Şu gerçeği yetkililer sık sık kendi kendilerine tekrarlasınlar.

2010 İstanbul Kültür Başkenti, sadece bir restorasyon hareketi değildir. Bizim modern yönümüzü, yüzümüzü de göstermemiz gerekiyor.

Görsel sanatımızı, edebiyatımızı, sinemamızı, yani hep dünü değil bugünü sunmalıyız.

İleriye dönük çalışmaların gündeminde başka bir olayı da anımsatalım.

1 Temmuz 2009 ile 1 Nisan 2010 arasında Fransa’da Türkiye Sezonu yaşanacak.

2010 Paris Kitap Fuarı’nın Konuk Ülkesi Türkiye.

Onun için ne hazırlık yapıyoruz?

Frankfurt Kitap Fuarı’na gelenlere Fransa’da da konuk ülke olduğumuz konusunda bilgi vermeliyiz, çağrıda bulunmalıyız.

İstanbul projelerinin ben yalnızca İstanbul’un sınırları içinde kalmasından yana değilim. İstanbul, Türkiye’nin de tanıtılması konusunda bir olanak.

Bu konularda daha çok yazılacak. Yeter ki aynı şeyleri yazmak zorunda kalmayalım.

Hürriyet, Yazı: Doğan Hızlan, 30.05.2008

TARİHİ ESER KAÇAKÇILARINA DARBE

 

Çorum Emniyet Müdürlüğü, ellerinde bulunan tarihi eserleri satmaya çalışan üç kişiyi yakaladı.

 

Edinilen bilgiye göre Çorum Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, M.Ö., M.E. ve N.C. adlı şahısların Yozgat'tan gelerek Çorum'da tarihi eser satmaya çalıştıkları ihbarı üzerine söz konusu şahısları takibe aldı.

Ellerindeki tarihi eserleri satmaya çalışan üç kişi polis tarafından önceki gün suçüstü yakalandı. Şüphelilerin kullandığı araçta yapılan aramada heykel, obje, sikke ve metal figürlerden oluşan 18 parça tarihi eser bulunurken, olayla ilgisi olan üç kişi ifadelerinin alınmasının ardından dün adliyeye sevk edildi.

Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.

Çorum Haber, 30.05.2008

TARLABAŞI YENİLEME PROJESİ'NE DAİR CEVAPSIZ KALAN SORULAR

 

Geçtiğimiz perşembe günü, İstanbul’da Beyoğlu Belediyesi ve proje yürütücüleri, Tarlabaşı Yenileme Projesi ile ilgili bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Markiz Pastanesi’ndeki açık büfe kahvaltıyla başlayan gün, belediyenin yeni açılan hizmet binasında gerçekleştirilen basın açıklamasıyla devam etti.

Öncelikle, Tarlabaşı’nın dünü, bugünü ve geleceğini gösteren bir film izletildi. Bunun ardından belediye başkanı, proje ile ilgili bir konuşma yaptı. Konuşmasında, projedeki katılımı ve şeffaflığı vurgulayan başkan, 22 Haziran’a kadar açık kalacak serginin uzmanlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla, vatandaşlarla görüş alışverişi yapma amaçlı olduğunu da sözlerine ekledi.

Tüm açıklama boyunca, Tarlabaşı’nda yapılan projenin, Avrupa’dakilere bile örnek olacak bir katılım sürecini içerdiği, orada ikamet eden herkesin yine aynı yerde kalmasının tamamen kendi seçimlerine bağlı olduğunun altı çizildi. Ancak gerçek böyle mi? 

İşin aslı... 
Tarlabaşı’ndaki mekansal yapının kalitesinin ne derece düşük olduğunu, bu bölgenin, acilen bir yenileme projesine ihtiyaç duyduğunu konu hakkında uzman olan veya olmayan herkes söyleyecektir. Yine herkes, bölgede yaşayanların ekonomik ve sosyal profilinden de haberdardır. Tarlabaşı’nda, toplum tarafından, sosyal ya da ekonomik nedenlerle dışlanan kesimlerin yaşadığı bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla çok basit bir akıl yürütmeyle, burada “toplum odaklı bir dönüşüm projesi” yapılması gerektiğini bulabiliriz. Böyle basit bir akıl yürütmeyle duruma bakıldığında, çeşitli mekanizmalarla mekanda yaşayanlara ekonomik ve sosyal olanaklar sunulmasının ve bölgenin fiziksel yaşam kalitesinin yükseltilmesinin, projenin en önemli hedeflerinden olması gerektiği tartışma götürmeyecektir.

Ancak maalesef, projelere baktığımızda, oldukça yüksek nitelikli fiziksel mekan projelerinden başka şey görebilmemiz mümkün olamıyor. Toplum odaklı bir proje hayalini bir kenara bırakalım, bölgede ikamet edenlerin akıbetine dair kimsenin bir fikri yok. Anlaşılan o ki, bu projede herkes işini çok iyi yapıyor ama toplumsal boyutun kimin işi olduğu henüz bilinmiyor.

Belediyenin üzerinde çalıştığı kimi toplum odaklı projeler olduğu söyleniyor, hatta Ahmet Misbah Demircan, projenin, oradaki vatandaşlarla oturulup konuşulduğunu, defalarca toplantılar yapıldığını, hatta proje başlamadan hak sahiplerine “burada ne yapalım?” diye sorulduğunu belirtiyor. Eğer Tarlabaşı sakinleri bu projeyi kendileri istedilerse niçin bu kadar kıyamet kopuyor? Neden biz Tarlabaşı’nı konuşuyoruz? Bu noktada kafalarımızın karışması oldukça normal.

Şu anki hak sahipleri ve hatta kiracılar, istedikleri takdirde pek tabii Tarlabaşı’nda oturmaya devam edebilecek, bunu engelleyen kimse yok, ama tek şart oranın yeni maliyetini karşılayabilmek… Şu anki Tarlabaşı sakinlerinin, belediyenin yapacağı “toplumu geliştirme projeleri” sayesinde iş sahibi olup, buranın maliyetini karşılayabilecek hale gelebileceklerine inanabilir miyiz? Şu an birkaç yüz YTL’yi geçmeyen kiraları ödemek koşuluyla ancak yaşamlarını sürdürebilen aileler, bu proje gerçekleştikten sonra yine aynı yerde kalabilmek için ne kadar ödemek zorunda olacaklar? Aslında buna da bir çözüm bulunmuş sanki… Basın açıklamasında, projenin yapıldığı alanın, Tarlabaşı’nın yalnızca çok küçük bir bölümü olduğunun altı çiziliyor. Şu durumda, bölgede yaşayanlar, proje bitimindeki maliyetleri karşılayamaz olurlarsa, hemen yan sokakta ev bulabilecekler. 

Katılımcılık ve şeffaflık 
Peki bu projeden sonra, bölgede bir daha hiç dönüşüm projesi yapılmayacak mı? Diğer alanlar tamamen toplum odaklı bir yenilemeye mi tabi tutulacak? Yoksa bu proje, gelecek yıllarda gerçekleştirilecek olan toplum odaklı projelerin maliyetini karşılamak amacıyla mı yapıldı?..

Bu soruların hepsine çok net bir cevap verebiliriz; “hayır”. Basın açıklaması boyunca vurgulanan katılımcılık ve şeffaflık bugüne kadar işledi mi? Yine cevap net; “hayır”.

Ne yapılabilir(di)?
Bundan sonra, geri besleme süreçleriyle, projenin adaletli ve soylulaştırma projesine dönüşmeyen bir yapıya sahip olması sağlanabilir mi? Bu soruya henüz bir cevap vermek istemiyorum, çünkü biliyorum ki, hala projenin içerisinde bulunan uzmanlara, danışmanlara, mimarlara çok iş düşüyor. Biliyorum ki, proje içerisinde bulunanlar isterlerse, her yolu deneyip, Tarlabaşı sakinlerini evlerinden etmeyecek bir çözüm bulabilir. İsterlerse, projenin toplum odaklı, bölge halkını içine alan, hak sahibi olan veya olmayan her kişinin sorununa çözüm bulan bir hale gelmesini sağlayabilirler. İsterlerse, tüm bu eleştirileri, geliştirici ve besleyici bir süreç olarak düşünüp, “biz yanlış mı yaptık acaba?” diye kendilerine sorabilirler. Bu soruyu sormakla her şey yeniden başlayabilir.

Tarlabaşı Yenileme Projesi içinde olan herkesin kendini kaçamak konuşmalardan, “ben bilmem öteki bilir”lerden kurtarması, bazı sorulara açık ve net cevaplar vermesi gerekiyor.

Öncelikle şunu soralım, mimarlık mesleği yalnızca fiziksel yapı düzeniyle mi ilgilenir, yoksa bu mesleği yapanların, yaşama, barınma, insan hakkı gibi dertleri var mıdır?

Eğer ki bu proje içerisinde, mimarlık mesleğinin toplumsal dertlere sahip olduğunu savunanlar varsa, bu kişilerin, taşın altına ellerini koyma, Tarlabaşı’nda toplum odaklı bir projeyi başlatma çabasına girme vakti hala gelmedi mi? Taşın altına elini koyma cesaretini göstermek, yanlış giden işlere ses çıkarmak, karşı çıkmak, ‘dur’ demek, bu kadar mı zor? Vicdanların sesini bu kadar derinden bastıran sebep ne olabilir? Bunlara cevap veremiyorum.

Bu soruların cevapları düşünüldükçe, projenin içeriden değişebileceğine dair tüm umutlar, iyi niyetler tükeniyor, insana ve yaşama dair her şey yitip gidiyor…

Tarlabaşı’ndan geriye kalan birkaç iyi tasarlanmış bina olmasın…

Birgün, Haber: Gizem Aksümer, 30.05.2008

DÜLÜK AÇIK HAVA MÜZESİ OLUYOR

 

 

Tarih ve kültür mirası içinde önemli yer tutan Dülük (Doliche) Antik Kenti, çevre düzenleme ve ışıklandırma çalışmaları sonrasında açık hava müzesi yapılacak. Şehitkamil İlçe Belediye Başkanı Metin Özkarslı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile imzaladıkları Dülük Alan Yönetimi Protokolü kapsamında antik kenti turizme kazandırmak için çevre düzenleme, ışıklandırma ve tanıtım çalışmaları yaptıklarını, kazılara destek olduklarını söyledi.


Dülük Antik Kenti'nin, kurtarma kazıları sırasında tüm dünyanın ilgi gösterdiği Zeugma Antik Kenti kadar önemli bir miras olduğunu vurgulayan Özkarslı, ''Dülük Antik Kenti'ni turizme kazandırmak için geçen yıl çalışma başlattık. Bugüne kadar bir milyon YTL dolayında harcama yaptık. Bundan sonra da her yıl bir milyon YTL harcayacak gücümüz var'' dedi.


Özkarslı, Dülük Antik Kenti'nin, hazırladıkları ve uygulamaya koydukları yönetim planlarına uygun yürütülecek çalışmalar sonrasında Gaziantep'in kültür turizmine ilişkin yaşadığı gelişmeye yeni ve önemli bir ivme kazandıracağını vurguladı.

Gaziantep 27 Gazetesi, 30.05.2008

TARİHİ ESERLER YAZI TAHTASI OLDU

 

Hitit döneminin dini merkezlerinden, Adana’nın Tufanbeyli İlçesi'ndeki Şarköy’de bulunan tarihi ‘Kırık Kilise’nin duvarları, yazılarla tahrip edildi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Osman Arık, ilde 65 büyük boyutlu sit alanı bulunduğunu, bunlarında içinde olduğu toplam tescilli alan sayısının ise 639’a ulaştığını söyledi.

 

Arık, tescilli alanlardan 235’inin antik kent konumundaki alanı oluşturduğunu belirterek, bunların korunması ve tahrip edilmesini önlemek için tamamına personel görevlendirmenin mümkün olmadığını bildirdi.  Şarköy’de de müze şefliği olmadığı için personel bulunmadığını ifade eden Arık şöyle konuştu: “Son zamanlarda bazı eserlerin üzerine yazılar yazıldığına ilişkin şikayetler almaya başladık. Eserin korunması için personel de görevlendirilse koruma bilinci gelişmediği için bu tür konularla karşılaşabiliyoruz.”

 

Arık, tarihi eserlerin korunmasında, kentteki vatandaştan köydekine, belediye başkanından muhtara kadar herkese sorumluluk düştüğünü söyledi. Turistlerin ziyaretinin tarihi ve kültürel değerlerin korunmasıyla mümkün olacağına dikkati çeken Arık, yöredeki vatandaşlara yönelik bilgilendirme toplantıları düzenlediklerini, Şarköy ve aynı şekilde diğer yerlerle ilgili şikayetlerin de değerlendirildiğini bildirdi.

Birgün, 30.05.2008

TARİHİ MEZAR ÇIKINCA ÇALIŞMALAR DA DURDU

 

 

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin çok önem verdiği Umuttepe Bulvarı üzerinde, santral mevkiinde İSU’nun başlattığı kanalizasyon çalışması sırasında, Antik Roma döneminden kalma iki kadın mezarı ortaya çıkmıştı. Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü ile Müze Müdürlüğü yetkilileri, bölgede yaptıkları incelemenin ardından, Roma Mezarlarının tarihi değeri bulunduğu anlaşılmıştı.


Bu gelişme üzerine, tarihi mezarların bulunduğu bölge Müze Müdürlüğü tarafından koruma altına alındı. İSU ekipleri de bu bölgedeki çalışmayı durdurmak zorunda kaldılar. Santral bölgesinde kanalizasyon çalışmasının devam edip etmeyeceği Anıtlar Yüksek Kurulu’nun vereceği karara göre belirlenecek. Bu kararın gecikmesi halinde, Umuttepe Bulvarı inşaatı da aksayacak.

 

Öteyandan İzmit Müzesi Müdürü İlksen Özbay’ın geçici görevle Sivas’a atandığı öğrenildi. Müze Müdürü Özbay hakkında bugüne kadar pek çok tayin kararı çıktı. Ancak bunların hepsi, İlksen Özbay yeni görev yerinde çalışmaya başlamadan değişti, İlksen hanım her seferinde İzmit’teki görevini sürdürdü.

Özgür Kocaeli, 30.05.2008

RESTORASYONDA MÜLKİYET SORUNU

 

Tire İlçe Belediye Başkanı Mehmet Sıktı İçelli, tarihi mekanların restorasyonunda mülkiyet sorunundan başka engellerinin bulunmadığını söyledi.


İçelli, Tire Belediyesi'nce restorasyonuna başlanan Tahtakale Hamamı'nda incelemelerde bulundu. Başkan İçelli, burada yaptığı açıklamada, Tire'nin tarihi mekanların zenginliği bakımından Ege Bölgesi'nde ilk sıralarda yer aldığını, ilçe merkezinin üçte ikisine yakın kısmının sit kapsamında bulunduğunu ifade etti.


Bütün tarihi mekanları restore ettirmek için mülkiyet probleminden başka engel olmadığını belirten İçelli, "Bu konuda bazen maddi, bazen hukuki engellerle karşılaşıyoruz. Belediyemizin bütçesinin elverdiği ölçüde bu sıkıntıları aşmaya çalışıyoruz. Tarihi mekanlarımızın mülkiyetlerini ellerinde bulunduran vatandaşlarımız bize bu konuda kolaylık sağlasın"

Haber Ekspres, 30.05.2008

STONEHENGE'İN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

 

 

İngiltere'den beş üniversitenin katılımıyla 44 yıl aradan sonra iki ay önce başlayan kazılarda, esrarengiz anıtın kurulduktan sonra en az 500 yıl süreyle mezarlık olarak kullanıldığı anlaşılırken, arkeologlar, sit alanında bulunan, yakılmış ölü kalıntılarının, tek bir elit aile ve yakınlarına, belki de iktidardaki bir hanedana ait olabileceğini belirttiler.

İlk başta buranın birkaç cenaze töreni ve kabristan için kullanılmış olabileceğini, ancak sonraki yüzyıllarda bunun sayısının artmış olabileceğini belirten İngiliz arkeologlar, Stonehenge'in, MÖ 2700 ve MÖ 2600 arasında ölü yakma törenleri için kullanıldığı yönündeki genel kanıdan çok daha uzun süre mezarlık olarak hizmet verdiğini tahmin ediyorlar.

Stonehenge'de 1950'lerdeki kazılarda elde edilen ve yakındaki Salisbury Müzesi'nde tutulan defin kalıntıları üzerinde radyo-karbon tarihleme çalışmaları yapan Sheffield Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Profesör Mike Parker-Pearson ve ekibinin elde ettiği sonuçlara göre, Stonehenge inşa edilmeye başlandığı MÖ 3 binden MÖ 2500'e kadar ölü yakma törenleri ve soyluların kabristanı olarak kullanıldı.

Prof Parker-Pearson, buraya sıradan insanların gömüldüğünü sanmadığını belirterek, "Arkeologlar uzun süredir Stonehenge'in tarih öncesi dönemin yöneticileri ve belki de eski bir krallık tarafından dikilip dikilmediğini tartışıyor. Yeni sonuçlara göre, burası sadece yöneticiler tarafından kurulmakla kalmamış, aynı zamanda kabristanları olarak da kullanılmış" dedi.

Doğu ve Batı yönünde daire şeklinde inşa edilmiş olan taş yapının, bazı uzmanlarca tapınak veya rasathane olduğu düşünülüyor.

Sabah, 30.05.2008

HASANKEYF GÖNÜLLÜLERİ BAŞBAKAN'A TEPKİLİ

 

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın Diyarbakır’da ki konuşmasında Hasankeyf ile ilgili sarf ettiği sözleri değerlendiren Hasankeyf Gönüllüleri, Başbakan Erdoğan’ın yanlış bilgilendirildiğini kaydetti.

 

Hasankeyf Gönüllüleri, Hasankeyf konusunda son derece duyarlı olduğunu iddia eden Başbakanın Hasankeyf’i yaşatma mücadelesini verenleri de yalancılılıkla suçlamasını talihsizlik olarak gördüklerini ve esefle karşıladıklarını ifade etti.

 

Hasankeyf’in taşınmasına ilişkin sürekli çelişkili açıklamalarda bulunan Başbakan’a DSİ yetkilileri ve barajın yapımını gerçekleştiren firma yetkililerinin sürekli yanlış bilgi aktardığını ileri süren Hasankeyf Gönüllüleri, başbakanın bu nedenle böylesi tavırlar içerisine girdiğini belirtti. Başbakan’ı Hasankeyf’i yerinde görmek için defalarca davet etmelerine rağmen yanıt alamadıklarını ifade eden Hasankeyf Gönüllüleri, "Kendisi gibi düşünmeyen ve muhalif kesimlere yönelik sürekli sert çıkışlar yapan Başbakan Hasankeyf gönüllülerine karşı tutumu da tamamıyla tahammülsüzlük olarak görüyor ve değerlendiriyoruz." dedi. Hasankeyf’i kurtarmak için mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini belirten Hasankeyf gönüllüleri yaptıkları açıklamada şunları kaydetti. "28 Mayıs’ta Diyarbakır’da GAP Eylem Planı’nı açıklayan Başbakan Erdoğan’ın "Hasankeyf'i yok edecek kadar vatana ihanet içinde değiliz, olamayız.  Hasankeyf’in kazı kurtarma çalışmaları süratle devam edecek. Bunu birileri provoke ediyor, yalan söylüyorlar" sözleri ile Hasankeyf antik kentinin yapısı konusunda ne kadar yanlış bilgilendirildiğini bir kez daha ortaya koymuştur.  Bir kez daha  Hasankeyf ilişkin gerçekleri kamuoyu ile paylaşmayı görev biliyoruz. Hasankeyf’in taşınma iddiası bir safsatadan ibarettir. Hasankeyf antik kenti taşınarak kurtaramaz. Hasankeyf'in dokusu yapısının taşınmaya elverişli özelikte olmadığını Başbakanın görevlendirdiği başta kazı başkanı da söylemektedir. Buna rağmen Başbakanın ısrarla Hasankeyf’i taşıyacağız sözlerine bir anlam veremiyoruz. Son sözleri de gösteriyor ki sayın başbakan Hasankeyf’i sular altında bırakmada kararlı görünüyor. Bizlerinde insanlık tarihinin önemli merkezi olan antik kenti korumak ve sular altında bırakmamak için gayretimiz ve çabalarımız devam edecektir."

Batman Haber, 29.05.2008

NADİDE ESERLER DÜNYAYLA BULUŞACAK

 

Dünyanın sayılı eserlerine ev sahipliği yapan İstanbul Türk İslam Eserleri Müzesi'ndeki el yazması eserler, internetten dünyayla buluşacak.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk İslam Eserleri Müzesi'ndeki 2 bin 147 adet yazma eser, dijital ortama aktarılacak. Eserler, farklı müze ve kütüphanelerin yazma eser koleksiyonlarından oluşan Türkiye Yazmaları Toplu Kataloğu'na dahil edecek. Böylelikle, değerli el yazmaları, internet üzerinden araştırmacıların kullanımına açılacak.

 

Bu kapsamda, yazma eserlerin sayısal ortama aktarılması ve sahip oldukları künye bilgilerinin veri tabanına girilmesi için çalışmalarının yürütüldüğü belertildi.

 

Müzedeki, büyük çoğunluğu Kur'an-ı Kerim ve Cüz-ü Şerif eserlerinden oluşan 2 bin 147 yazma eser, 411 bin 209 sayfa kaplıyor.

 

Müzenin yazma eserler koleksiyonunda, Ahmed Karahisari, Yakut El Mustasimi, Mustafa Rakım gibi dönemin önemli hattatlarının kaleme aldığı yapıtların yanı sıra İmam Gazali, İbn-i Arabi, Mevlana-i Rumi, Sadi, Firdevsi, Baki, Buhari gibi önemli kişilerin eserleri yer alıyor.

Trt/Haber, 29.05.2008



TARLASINDA 'LAHİT MEZAR' SAKLIYORDU

 

Denizli'de düzenlenen iki ayrı operasyonda 28 adet bronz sikke ile 1 adet lahit mezar ele geçirildi.

 

Denizli İl Jandarma Alay Komutanlığı'na bağlı ekipler, M.A.D. ve A.K. isimli şahısların elinde tarihi eser bulunduğu ve satmak için müşteri aradığı ihbarını aldı.

Yapılan ihbar üzerine harekete geçen jandarma merkeze bağlı Karahayıt beldesinde şahısların içinde bulunduğu aracı durdurarak arama yaptı. Yapılan aramada 28 adet bronz sikke ele geçirildi. Sikkelerin, Müze Müdürlüğü ekipleri tarafından yapılan incelemede, tarihi değerinin bulunduğu belirlendi.

 

Öte yandan, Acıpayam İlçesi'nde Y.D. isimli şahsın tarlasında bulduğu tarihi eserleri satmak için müşteri aradığını belirledi. İhbar üzerine şahsın evinde ve tarlasında arama yapan ekipler, tarlada Roma Dönemine ait Lahit Mezar ele geçirdi. Her iki olayla ilgili olarak şahısların serbest bırakıldığı öğrenildi.

Haber Ekspres, Fotoğraflar: Denizli Kent Haber, 29.05.2008

TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Muğla'nın Bodrum İlçesi'nde bir evin alt katında çok sayıda tarihi eser ele geçirildi.


Edinilen bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren Bodrum İlçe Jandarma Komutanlığı'na bağlı ekipler, Turgutreis beldesinin Akçaalan mevkiindeki bir eve operasyon düzenledi.


Operasyonda evin depo olarak kullanılan bölümünde çok sayıda eski para, işlemeli bıçak, vazo, eski tüfek ile el bombaları ve kılıçlar ele geçirildi.

Muğla Kent Haber, 29.05.2008

AĞRI'DA 65 PARÇA KAÇAK TARİHİ ESER ELE GEÇİRİLDİ

 

Ağrı'da jandarmanın yaptığı operasyonda 65 parça tarihi eser ele geçirildi.

 

Ağrı-Hamur yolu üzerinde Dambat Köyü bölgesinde eski eser satışı yapacağı ihbarı alan Jandarma Alay Komutanlığı'na bağlı ekipler yaptıkları operasyonda 50 adet Hellenistik döneme ait elektron sikke, 2 adet küçük ebatta Hellenistik döneme ait elektron sikke, 2 adet bronz Hellenistik döneme ait sikke, 1 adet Roma dönemine ait büyük boy sikke, 1 adet Roma dönemine ait küçük boy sikke, 1 adet boncuk, 1 adet oval gözyaşı şişesi, 1 adet mermer aslan heykeli, 2 adet hayvan biçimli kap, 2 adet toprak figürü, 1 adet altın figürü ve 1 kırık halde (üç parça) kutsal evlilik simgesi olan toprak heykel olmak üzere toplam 65 parça tarihi eser ele geçirildi. Bu eserleri satmaya çalışan 3 kişi gözaltına alındı. Eserlerin ender bulunan paha biçilmez olduğu belirtildi.

Zaman, Haber: Ömer Rüzgar, 29.05.2008

ZEUGMA MOZAİKLERİNE DİPLOMATİK KORUMA





Fransa'nın başkenti Paris’te açık artırmaya çıkarılması öngörülen Hellenistik ve Roma dönemlerine ait 10 antika mozaiğin satışı, Türkiye Büyükelçiliği’nin girişimiyle durduruldu. “Pierre Bergét Associés” isimli müzayede merkezinin uzmanı Chistophe Kunicki’nin verdiği bilgiye göre, büyükelçilik yolladığı resmi yazıda mozaiklerin Zeugma kazısı sırasında çalınmış olabileceğini kaydetti. Kunicki, 10 eserin satışının “tedbir” olarak durdurulduğunu sözlerine ekledi.

 

Kunicki, bir eserin, 20. yüzyılın ilk yarısında Fransa’da müzayedeye konulduğuna dair kayıt bulunduğunu ifade etti. Kısaca “Doğu Akdeniz” kaynaklı olduğu belirtilen yapıtların ikisi, 70-90 bin euro’dan satışa çıkarılacaktı. Menandras’ın “Kardeşler” isimli oyunundan bir görüntüyü temsil eden mozaik pano için 70-90 bin euro, “Dionysos’un Düğünü” için ise 60-70 bin euro tahmin bedeli konmuştu.

Milliyet, Haber: Sabetay Varol, 30.05.2008


******


ZEUGMA MOZAİKLERİ SATILIYOR

Türkiye’den yeni kaçırıldığı anlaşılan Roma Dönemi’nden çok çeşitli mozaik ve duvar resmi bugün Paris’te müzayede evinde açık arttırmaya çıkıyor. Pierre Berge Ortakları Müzayede Evi’nin “Doğu Akdeniz” ıkışlı dediği yapıtlar arasında, 1.80x2.37 cm. ölçülerinde, oldukça büyük boyuttaki mozaikte, antik tiyatro yazarı Menander’in “Kız Kardeşler” oyunundan bir sahne dikkati çekiyor. Bu mozaik için 90 bin Avro (yaklaşık 189 bin YTL) değerinde bir satış bekleniyor.

 

Bir Fransız arkeoloğu, Paris’ten beni arayıp “İS 2-4. yy.da yapılmış bu mozaikler son dönemde Zeugma’dan kaçırılanlardan bazıları” tanısını koydu. Anımsanacağı üzere, Fransız arkeologlar Zeugma kurtarma kazılarına önemli katkılarda bulunmuşlardı.

 

Öteki mozaikler arasında (1.82x2.03 cm. boyutunda) şarap tanrısı Dionysos ve eşi Ariadne yer alıyor.

 

Bu mozaik için öngörülen satış değeri 70 bin Avro’dur (yaklaşık 140 bin YTL).

 

Ayrıca Yunuslar üzerinde Eroslar, geometrik çerçevelenmiş Medusa, bir genç kadın başı gibi mozaikler ve insan portrelerinin bulunduğu duvar resimleri de bulunuyor.

Cumhuriyet, Haber: Özgen Acar, 29.05.2008

PISA KULESİ ARTIK EĞİLMİYOR

 

İtalya'nın Toskana bölgesindeki Pisa kentinde bulunan ünlü Pisa Kulesi'ndeki eğim artışı sorunu sona erdi.

Ünlü kulenin eğiminin giderek artması neticesinde 1990'da yapılan teknik müdahale 18 yıl sonra olumlu sonuç verdi.

Teknik çalışmalara rehberlik eden Torino Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Michele Jamiolkowski, Corriere della Sera gazetesinde yayımlanan demecinde, 1700'lü yıllardan bu yana Pisa Kulesi'ndeki eğim meselesinde ilk kez tam bir duraksama olduğunu belirterek, "Kuledeki eğim değişikliği durdu. Artık en az 300 yıl rahatız" dedi.

Sabah, 29.05.2008

MEDRESE DÜKKANLARININ AKIBETİ MEÇHUL





Erzurum Çifte Minareli Medrese'nin yanına yaptırılan işyerleri hakkında kamuoyunun merakla beklediği mahkeme kararı açıklandı.

 

Başkan Vekili Kutlan Menderes Elmas ile üyeler Mustafa Şahin ve Mehmet Oflaz'dan oluşan Erzurum 1. İdare Mahkemesi'nin 17 Nisan 2008 tarihinde aldığı karar gereğince, Büyükşehir Belediyesi tarafından tarihi eser çevresinde yapılan işlemler iptal edildi,

 

İki ayrı bilirkişi heyetinin verdiği kararlar doğrultusunda Çifte Minareli Medrese'nin, korunması gerekli taşınmaz bir kültür varlığı olduğuna hükmeden mahkeme, tarihi dokuya ve arkeolojik değerlere zarar verdiği ve külliyenin siluetini bozduğu gerekçesiyle söz konusu alan üzerinde yapılan işlemlerin iptalini kararlaştırdı.

 

İ. İdare Mahkemesi tarafından alınan karara, Büyükşehir Belediyesi'nin 30 gün içerisinde itiraz etme hakkı bulunurken, davalı tarafın bu hakkını kullanacağı öğrenildi.

 

Büyükşehir Belediyesi tarafından yaklaşık 1 milyon YTL'nin üzerinde para harcanarak yaptırılan 36 işyerinin tarihe zarar verdiğini belirterek konuyu mahkemeye taşıyan Avukat Necati Bölükbaşı, "Mahkemenin verdiği karar, mahkeme heyeti tarafından tutulan raporlar, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından sunulan rapor, bizim ne kadar haklı olduğumuzu gözler önüne serdi. Ve mahkemenin açıkladığı iptal kararı, Erzurum adına sevindiricidir" dedi.

 

Öte yandan 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 'işlemlerin iptali' şeklinde kararın tebliğ edildiği Büyükşehir Belediyesi de karşı atağa geçti. Büyükşehir Belediyesi Hukuk İşleri'nden edinilen bilgilere göre, mahkemenin verdiği söz konusu karar temyiz edilecek. Yetkililer, Çifte Minareli Medrese'nin yanında yürütülen çalışmaların iptal edilmesi yönünde karar alan mahkemenin, bu karara itiraz için Büyükşehir Belediyesi'ne 30 gün süre tanıdığına dikkati çekerek, "Kararın bize tebliği henüz yapıldı. Hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. İlgili karara itiraz edeceğiz. Buradaki  çalışmaların devam etmesi gerektiği ve söz konusu yapıların tarihi dokuya zarar vermediği yönündeki gerekçelerimizi de bir üst mahkemeye sunacağız" diye konuştular.

Erzurum Gazetesi, 29.05.2008

KRAL MEZARLI HAVUZ YIKILACAK





Muğla'nın Bodrum İlçesi'ne bağlı Turgutreis beldesinde, 3500 yıllık Karya Krallığı dönemine ait kaya mezarlarının üzerinde bulunan kaçak havuzun bir ay içinde yıkılması için encümenden karar çıktı. Konuyla ilgili mülk sahibine tebligat yapıldığı, sahibin yıkmaması durumunda belediye tarafından yıkılacağı belirtildi. Öte yandan kaya mezarları üzerindeki villaların da Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın destek vermesi halinde kamulaştırma yapılabileceği, böylece mülk sahibinin de mağdur edilmeyeceği kaydedildi.


Mayıs ayının ortalarında gündeme gelen kaya mezarlarının üzerine villa ve kaçak havuz yapılması ile ilgili haberleri ihbar kabul ettiklerini ve detaylı araştırma başlattıklarını belirten Belediye Başkanı Ali Server Yazgan, "Arşivimiz gözden geçirdik. Bütün konuları evrakları ile birlikte çıkardık. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü arkeologlarının çektiği fotoğraflara ulaştık. Yetkililer bu alana gelmiş, kaya mezarları üzerine yapılan villaların kolonları dökülürken çalışmalarını fotoğraflamış. Buna rağmen konuyla ilgili bize bir uyarı yapılmadı. İnşaatlar bittikten sonra bana 'bu villaları neden yaptınız' diye soruyorlar" dedi.


Konuyla ilgili evrakların toplanmasının ardından yapılan encümen toplantısında kaçak havuzun yıkılmasıyla ilgili karar alındı. Başkan Yazgan, "Yapılan araştırmada havuzun kaçak olduğunu tespit edildi. Biz de haberler çıkınca öğrendik. Yaptığımız toplantıda da havuzla ilgili yıkım kararı aldık. Kararı mal sahibine tebliğ ettik. Kendisi bir ay içinde yıkmadığı takdirde, havuz belediye tarafından yıkılacak" diye konuştu.


Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın kaya mezarları ile ilgili inceleme yapmak üzere Bodrum'a geldiğinde kendisine villalar ve kaçak havuzla ilgili bilgileri aktardığını ve işbirliği talep ettiğini ifade eden Yazgan, "Çözümü birlikte hareket ederek bulmak zorundayız. Şu an ortada mal sahibini koruyan yasal bir durum var. Mevzuat gereği konu, Bodrum Savcılığı'nca da inceleniyor. Soruşturmalar tamamlanınca, Bakan Günay'ı ziyaret ederek tüm gelişmeleri dökümanları ile birlikte aktaracağız ve çözüm yolu bulacağız. Bu konuda çok müsterihiz. Keşke burası daha önce tescil edilmiş olsaydı ve buranın durumunu inşaat yapılmadan önce değerlendirebilseydik. Bu konuda bizim hukuki sorumluluğumuz olmadığına inanıyorum. Önceden gelip tespit etselermiş" dedi.


Yazgan şöyle devam etti: "Kaya mezarlarının olduğu bölge, halk tarafından İnlitepe olarak biliniyor. Vatandaşlar, 2007 yılına kadar buranın 3500 yıllık tarihi bir yer olduğu bilmiyordu. 2007 yılının şubat ayında Muğla Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucu kaya mezarları koruma altına alındı ve kültür mirası olarak tescil edildi. Fakat buradaki inşaatlar, tescil tarihinden 1.5 yıl önce yapılmış. Vatandaş yasal hakkını kullanarak imarlı arazisine projesini yaptırmış, belediyeden ruhsatını da almış. Bu durumda hukuki olarak yapılacak fazla bir şey yok. Bakanlık bu konuda destek vermeli. Villalar, bedelleri ödenerek kamulaştırılırsa, daha sonra gereken ne ise, tarihe de zarar vermeden yeni bir toplantı ile karara bağlanır. Böylece kimse de mağdur olmamış olur."

Yeni Asır, Haber: Zeki Özkeskin, 29.05.2008

KAĞIT PARANIN TARİHİ BU SERGİDE

 

Yapı Kredi Kültür Merkezi Vedat Nedim Tör Müzesi, nadide para koleksiyonerlerini bir araya getirdi. “İmparatorluktan Cumhuriyete Kağıt Paranın Öyküsü” adlı sergi, Vedat Nedim Tör Müzesi’nde bugün ziyarete açılıyor. 31 Ağustos 2008 tarihine kadar görülebilecek sergide, yaklaşık 500 adet kağıt para ve ilgili materyaller sergilenecek. 9 koleksiyonun bir araya getirildiği sergide; dünyada ilk defa görülecek çok değerli en az 10 tane kağıt yer alıyor. Müzede, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk el yazması kaimesi ile bugünkü değeri 360 kilogram altın olan en büyük kupürlü Osmanlı lirası 50 bin liranın yanı sıra, faizli kaimeler, belediye paraları, çok dilli paralar, Atatürk ve İnönü resimli paraları görülebilecek. Sergide, İngilizlerin Gelibolu işgal paraları da bulunuyor.

Türkiye Gazetesi, 29.05.2008

YATAK ALTINDAN HAZİNE ÇIKTI

 

İngiliz John Webbers, hurdacı dedesinden kalan bir kupayı ayakkabı kutusuna koyarak yıllarca yatağının altında sakladı.

Pirinç zannettikleri 14 cm’lik kupa MÖ 300 yıllarından kalma Perslere ait som altın çıktı.


Üzerinde birbirine bakan iki kadın yüzü ve yılan figürleri bulunan kupanın yüzbinlerce sterlin değerinde olduğu belirtiliyor.

Webbers, 1945’ten beri sakladığı kupayı geçen yıl uzmanlara gösterdi. Kupanın tek parça altından dövülerek yapılmış eşi bulunmaz bir hazine olduğu belirlendi.

MÖ 648-330 yılları arasında hüküm sürmüş ilk Pers hanedanı olan Akamenidler’den kalma kupanın 5 Haziran’da yapılacak açık artırmada 500 bin sterline alıcı bulması bekleniyor.

Hürriyet, 29.05.2008

ORYANTALİSTLERE NUR YAĞDI

 

 

Oryantalizme olan ilginin yükselişte olduğu bildirildi. İngiliz Daily Telegraph gazetesi, oryantalist eserlere olan ilginin müzayede evlerinde satışa sunulan eserlerle artışa geçtiğini kaydettiği haberinde, İstanbul’daki Pera Müzesi'nin 2004 yılında Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi" adlı tablosunu 1.8 milyon sterlin gibi rekor bir meblağ ödeyerek satın aldığını kaydetti.

 

The Telegraph, Londra’daki tanınmış müzayede evlerinin yapacağı oryantalist eser satışları duyurulurken, bu çeşit eserlere duyulan ilginin zamanlamasının yerinde olduğunu belirterek, eserlerin “emperyalist" doğası ile ilgili ateşli tartışmaların, Ortadoğu ile ilgili siyasi tartışmalar daha duyarlı bir hale gelmişken yapıldığı ve eserlere olan talebin çok yüksek olduğunu kaydetti.

 

Haberde, başlangıçta bu tür eserlerin Batılı koleksiyoncuların meraklarını tatmin etmek için yapıldığı bildirilirken, petrol satışlarında yaşanan patlamanın getirdiği zenginlikle 70’li yılların ortasında oryantalizmin canlandığı kaydedildi. Gazete, Pera Müzesi’ne dikkat çekerek şunları yazdı:

"2005 yılında açılan İstanbul’daki Pera Müzesi 300’den fazla Avrupalı ve oryantalist tabloya sahip. Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından kurulan müze, 2004 yılında Osman Hamdi Bey’in (batılı stilde resim yapan ilk Türk sanatçısı)'Kaplumbağa Terbiyecisi' adlı tablosunu 1.8 milyon sterlin gibi rekor bir meblağ ödeyerek satın aldı."

Radikal, 29.05.2008

PANORAMA 1453 MÜZESİ FETHİ YENİDEN YAŞATACAK

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaklaşık 2,5 yıldır yapımını sürdürdüğü 'İstanbul 1453 Panoramik Müzesi', fethin 555. yıldönümünde kapılarını açmaya hazırlanıyor.

 

 

Topkapı Şehir Parkı'nda yapılan müze, fetih kutlamalarına yetiştirilmeye çalışılıyor. 120 metre boyunda, 40 metre çapında ve 12 metre yüksekliğindeki üç boyutlu panoramik resimden oluşan müzeyle, İstanbullular fethi yeniden yaşayacak. 4 milyon 600 bin YTL'ye mal olan müzeyi, belediye şirketlerinden Kültür AŞ işletecek. Müzenin yanı sıra yapılacak diğer düzenlemeler ile Topkapı Şehir Parkı; Osmanlı evleri, sanatçılar sokağı, amfi tiyatro, havuzlar, gezinti alanları, kitap merkezi gibi bölümleriyle İstanbul'un en önemli bölgelerinden biri haline gelecek. Türkiye'nin ve İstanbul'un ilk panoramik müzesinin yılda 500 bin ziyaretçi çekmesi bekleniyor. Müzedeki 3 bin metrekarelik tam panoramik kubbesel yağlıboya tabloda, 107 yıl boyunca en ufak bir solma dahi meydana gelmeyeceği belirtildi. Bilgisayar ortamında hazırlanan, daha sonra yağlıboya olarak çizilen resimde 10 bin figür yer alıyor. Resmin 650 metrekarelik kısmı üç boyutlu olarak çizildi. Ziyaretçiler, müzenin ortasındaki zeminden beş metre yükseklikteki dairesel platformda fetih gösterisini izleyecekler. Resmin üç boyutlu etkisinin hissedilmesi için ziyaretçiler resmi 14 metre uzaklıktan izleyebilecek.

Zaman, Haber: Yasin Kılıç, 29.05.2008

2000 YILLIK HAZİNENİN FİLM GİBİ HİKAYESİ

 

ABD’nde, Washington DC’de devam etmekte olan iki sergi, bir zamanlar Afganistan’da gömülmüş altın, mücevher ve süs eşyalarını gözler önüne seriyor. “Bactrian Altınları” ve “Tillya Tepe’nin Sırrı” isimli sergide bulunan eserler binlerce yıl boyunca yağmacılardan ve savaşlardan kurtulmuş. 

 

Sergideki definelerin hikayesi bugünlerde gösterime giren Indiana Jones filminden çok daha ilginç: Afganistan’ın ücra bir köşesi, antik sanat eserleri, soyguncular, mezar kazıcıları, Ruslar, Fransızlar, Taliban, en az üç istila, iç savaş, İpek Yolu ve 22.607 parça altın, fildişi, lapis lazuli. Konunun içinde ayrıca, pembe tuvalet kağıtları ile yeraltında gizlenmiş altı kasa da yer almakta. 





Tamam, ortam çok mu karıştı? Eğer anlattığınız hikaye hem doğru, hem de 2000 yıllık olursa kaçınılmaz olarak böyle oluyor. 

 

Şovun resmi ismi “Afganistan: Kabil Milli Müzesi’nden Gizli Hazineleri” ve bu, ışıldayan altınlar antik dünyanın belki de en ücra köşesinden; yabancı tüccarların, vahşi göçebelerin ve tehlikeli kadınların yaşadığı uzak topraklardan gelmekteler. Öte yandan bu şovda arkeologların kaçakçılara karşı kazandığı zaferi de izleyebilirsiniz. 

 

Her arkeolojik gerilim filminde olduğu gibi, burada da değerli antikalarla, dünyayı biçimlendiren uluslararası politik oyunlar içiçe geçmiş durumda. Hazine, 2000 yıl kadar toprak ve çamurla örtülü kaldıktan sonra, 1930larda veya 1970lerde bulunur. Hemen ardından yine kaybolur. Çünkü 1979 Sovyet İşgali ve ardından 1996 da başlayan Taliban yükselişi bulunan eserleri bir toz duman perdesi arkasına saklamıştır.





11 Eylül 2001 saldırısından ve Taliban’ın yenilgisinden üç yıl sonra Kabil’de bulunan Başkanlık Sarayı’nın gizli dehlizlerinde bulunan mühürlü ve kilitli kasalar açılır. İçlerinde neler olduğuna dair kimsenin bir fikri yoktur çünkü anahtarlar kayıptır. Kasaların kesilerek açılması sırasında, National Geographic Society’yi temsilen orada bulunan Frederik T. Hiebert “Kasalarda ‘Biz sizden önce geldik. Taliban’ yazılı bir not bulmayı bekliyordum. Veya daha beteri, kasalarda bulunanlar her neyse, çıkan kıvılcımlardan alev alıp yanacağından korkuyordum” der. 

 

Kasalarda, Çin’de yapılmış pembe tuvalet kağıtlarına sarılmış ve sapasağlam durumda binlerce eski eser vardır. Afganistan’da, Tillya Tepe’deki mezarlarda bulunmuş olan altın bilezikler, kolyeler, kemerlerin yanı sıra başka bir kasada Begram’da bulunmuş fildişi heykeller, balık şeklinde cam bir koku şişesi, Serapis-Herakles’in bronz bir heykeli ile toplam 22.000 den fazla eser mevcuttu.





1979'da Tillya Tepe’deki kazıları ilk başlatan Rus arkeolog Viktor Ivanovich Sarianidi, yıllar sonra National Geographic’e şunları diyecekti: “Antik dünyanın hiçbir yerinde bu denli farklı kültürden malzemeyi bir arada bulamazsınız; Çin aynalar, Roma sikkeleri, Sırbistan'dan kamalar, hepsi yan yana idi”. 

 

Sarianidi daha ilk 6 mezarı açmıştı ki savaş başladı. Buluntuları Kabil’deki müzeye teslim edip ülkeden ayrıldı.  Daha sonra Afganlılar tarafından da kazılar sürdürüldü. Fakat bu arada hem Kabil’de bulunan müze bombalanmıştı, hem de Taliban müzede bulunan 2.500 den fazla eseri eritmeye karar vermişti. Aynı sıralarda dünyadaki antik eser piyasası da Afganistan’dan gelen mallarla dolmuş, taşıyordu. Uzmanlar Tillya Tepe buluntularının da ya eritilmiş veya piyasaya satılmış olduğunu düşünmeye başlamışlardı. Yıllar sonra, bu kriz döneminde eserlerin Başkanlık Sarayı depolarına taşındığı anlaşıldı. Kendilerine “anahtarcı” anlamına gelen “tahilwidar” denilen küçücük bir grup insan hem bu buluntuları saklamış, hem de hazineden kimseye bahsetmemişlerdi. Ta ki ortalık sakinleşene kadar. 

The Washington Post, Haber: Neely Tucker, 25.05.2008

TARİHİ BÖYLE KATLETTİLER





Diyarbakır'ın Silvan İlçesi'nde tarihi çok eski yıllara dayanan paha biçilmez Malta taşları, inşaat hafriyatlarıyla çöpe atılıyor.


Silvan İlçe merkezinde bulunan Silvan Kalesi içinde yüksek binaların yapımı için açılan temellerden çıkan bin yıllık tarihi Malta taşları hafriyat diye atılırken, vatandaşlar buna tepki gösterdi. Silvan Kalesi gibi İlçedeki birçok tarihi ev de ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya. Kalenin burç ve kapıları üzerinde yer alan ve Eyyubilere, Artuklulara ve Mervanilere ait çeşitli yazıtların olduğu kitabeler yapılan inşaatlardan sıçrayan beton parçalarıyla okunamaz hale geldi. Tarihte Moğol saldırılarına karşı direnen Silvan Kalesi günümüzde ise yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış durumda.

 

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Silvan Belediye Başkanı Fikret Kaya, "Silvan ilçemizde inşaat sektöründe büyük bir büyüme vardır. Bu büyümenin karşısında denetleyici ve altyapımız yok. Biz belediye olarak personel sıkıntısı çekiyoruz. İlçemizde hafriyat alanlarımız yok. İlçemizde biriken çöpleri belediye olarak şehir dışındaki çöp toplama alanlarına götürüyoruz. Ama inşaatlardaki hafriyatlar rastgele atılmaktadır. Belediye olarak Küçük Çeşme mevkiinde belirlediğimiz tarihi surlarla ilgili bir hafriyat alanı oluşturduk. Burada biriken tarihi Malta taşlarını ayırtarak daha sonra teknik elemanlarca nasıl değerlendirileceği konusunda çalışma yapacağız. Ve bu tarihi Malta taşlarını değerlendireceğiz. İnşaat alanlarında ya da temel kazı sırasında çıkan bu tarihi Malta taşlarının ortaya çıkmasından sonra vatandaşlarımızın belediyemize haber vermesini istiyoruz. Biz de bu taşların ayrıç işlemlerini yaptıktan sonra diğer hafriyatları şehir dışına taşıyacağız. Bu konuda vatandaşlarımızın duyarlı olmasını istiyoruz" dedi.

Diyarbakır Kent Haber, 30.05.2008


******


SİLVAN'DA TARİH ÇÖPE ATILIYOR





Diyarbakır"ın Silvan İlçesi'nde tarihi geçmişi çok eski yıllara dayanan paha biçilmez tarihi eserler inşaat hafriyatlarıyla çöpe atılıyor ya da hafriyat çıkarılırken tahrip oluyor.

İlçe Merkezinde bulun Silvan Kalesi içinde yüksek binaların yapımı için açılan temeller de çıkan bin yıllık tarihi taşlar hafriyat diye atılıyor.

Tarihi yapı olduğu için Silvan Kalesi gibi birçok tarihi evde ilgisizlik ve bakımsızlık nedeniyle yıkılma ile yüz yüze. Malta taşı denilen beyaz taşlar ile yapılan Silvan Kalesi"ne ait tarihi taşlar inşaat hafriyatı olarak şehir dışına atılıyor.

Kalenin burç ve kapıları üzerinde Eyyubilere, Artuklulara ve Mervani'lere ait çeşitli yazıtlar yazılı olduğu kitabelerde nasibini almış, yapılan inşaatlardan sıçrayan beton ile kitabe okunamaz duruma gelmiş. Tarihte Moğol saldırılarına karşı direnen kale günümüzde ise yıkılma ile yüz yüze kalmış durumda.

Silvan azizler şehri olarak anılmaktadır. MS 400'lü yıllarda Şehrin kurucusu olan Mar Maruthas tarafından İran'dan getirilen 40 Hıristiyan şehidinin Silvan'a gömülmesinden sonra Silvan; Martiropolis (şehitler şehri) adıyla anılmıştır.

MÖ 70'li yıllarda 300.000 nüfusuyla bir imparatorluk başkenti olan silvan , Hellenistik çağın en büyük başkentlerinden biriydi ve Tigranokerta adıyla anılmaktaydı.

Meyafarqin Suru iki katlı olarak yapılmış. Arada geniş bir yol bulunurmuş. Dış sur bugün az çok Diyarbakır Kapısı civarında fark edilebilir

Kale, dörtgene yakın bir şekildedir. Doğudan batıya 600, kuzeyden güneye 500 metre,toplam 2200 metre uzunluğunda olup, surlardan 50 burç ve kule vardır. Acemler (beli ince kale) demek olan (Kalai Miyanfark) derler.

Haber Diyarbakır, 28.05.2008

'KOCA SEYİT' HEYKELİ TARTIŞMASI

 

Çanakkale Savaşı kahramanlarından Koca Seyit'in, Çin'de üretilen heykellerinde, üzerindeki kıyafetin papyon ve smokin olduğunu iddia edenler, heykelin ilde satılmasını eleştirdi

EĞİTİM-Sen'liler heykellerin satışının durdurulmasını isterken, Koca Seyit'in eski fotoğraflarına bakanlar, "Seyit Onbaşı'nın üzerinde bir gömlek boynunda ise bir cevşen bağlı. Çinliler heykeli yaparken kötü bir iş çıkarmış. Cevşen papyona, gömlek smokine benzemiş" yorumunda bulundu.

Türk Eğitim-Sen Balıkesir 2 no.lu Şube Başkanı Süleyman Demir ve 200 öğretmen, Çin'den ithal edilen, üstünde frakla ve papyonla Çin Malı 'Havranlı Seyit Onbaşı' heykellerinin satışa sunulmasını sert dille eleştirdi. Kamusen'e bağlı Türk Eğitim-Sen Balıkesir 2 no.lu Şube Başkanı Süleyman Demir, Çanakkale'de hediyelik eşya satan dükkanlarda Çin'den getirilip satılan, üstünde frakla ve papyonla 276 kiloluk mermiyi sırtlayan "Çin Malı" farklı bir Seyit Onbaşı heykellerinin satışa sunulmasını sert dille eleştirdi. Yaşamı savaşlarla ve kahramanlıklarla dolu Balkan Savaşı, Çanakkale Savaşına topçu askeri olarak ve İstiklal Savaşına gönüllü katılan Çanakkale Kahramanı Havranlı Kocaseyit 'Topçu Onbaşı Seyit Çabuk'un odun köklemenin ve köklerden kömür üretmenin dışında başka bir işi de, geliri de olmadığını belirten Demir, "Bu nasıl bir ülkedir ki ?.. Tarihi ve manevi değerleri ile dalga geçilmesine izin verilir. Çanakkale gibi tarihimizin gurur tablosu olan Havranlı Topçu Onbaşı Seyit Çabuk'u böyle bilinçsiz ellere teslim edilir... Kim bunun ithalatına izin vermiştir ve satanları da kınıyorum. 93 yıl önce 18 Mart 1915'de 276 kiloluk top mermisini sırtlayıp ateş eden ve İngilizlerin asla batırılamaz dediği Oceon Zırhlısını batırıp, Çanakkale Savaşını sona erdiren ve Türkiye Cumhuriyetinin temellerini buradan atan Çanakkale Kahramanı Kocaseyit 'Topçu Onbaşı Seyit Çabuk'un kemikleri yanı sıra bu olay Türk Milletinin de içini sızlatıyor" dedi. 276 kiloluk top mermisini sırtlama gücü evlat, aile, devlet, vatan, toprak ve Allah sevgisinden kaynaklandığını ifade eden Demir, "Heykelciklerin üzerinde Çanakkale Kahramanı Havranlı Topçu Onbaşı Seyit Çabuk görenler Çanakkale'de şaşkınlıklarını gizleyemeyip, tepkilerini gösterdiler. Bende bir tanesini alıp kırarak olayı protesto ettim" dedi.

Çin Malı' 'Seyit Onbaşı' heykelleri artık Çanakkale'yi temsil etmesinin kabul edilemez bir olay olduğunu vurgulayan ATAM belgeselinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü oynayan genç oyuncu Oğuz Emre Karaca ile Koca Seyit'i canlandıran Hamza Nergiz ve arkadaşları ise olayı üzüntü ile protesto ettiler. Çanakkale Kahramanı Havranlı Topçu Onbaşı Seyit Çabuk'un büyükçe bir heykelini alıp Çanakkaleli esnafa bu heykelleri satmalarını ve Çin Malı heykellere ilgi göstermemelerini istediler. Çanakkale'de satılan Çin malı Kocaseyit heykellerini Gelibolu Yarımadası'ndaki hediyelik eşya satan esnafın ilgi göstermeyip olayı protesto ettiklerini açıkladılar.

Haber Ekspres, 28.05.2008

ERKEN CUMHURİYET MİRASI SÜMERBANK KAYSERİ BEZ FABRİKASI TEHDİT ALTINDA




İşletme Binası


Erken Cumhuriyet Dönemi'nin en önemli miraslarından biri olan Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası içindeki birkaç yapı için, Üniversite Rektörlüğü ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile hazırlanan rekreasyon alanı düzenlemesi kapsamında Kayseri Koruma Kurulu’na yıkım kararı için başvuru yapıldı. Yıkılması önerilen yapılar içinde, sadece işletmenin değil aynı zamanda bir süre Kayseri kentine de elektrik üreten, Rus konstrüktivizminin dünya üzerindeki sayılı örneklerinden biri olan Elektrik Santrali binası da bulunuyor.

Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası kapandıktan sonra yaşanan süreç şöyle özetlenebilir: Fabrika 1999 yılında, dönemin Dışişleri Bakanı ve Kayseri Milletvekili İsmail Cem’in girişimleri sonucu, hem kent kültündeki hem de milli kimliğin kurulmasındaki öneminden dolayı, 1999 yılında -özelleştirilmek yerine- kamulaştırılarak Erciyes Üniversitesi’ne devredildi. Ancak, kapanan işletmeye ait borçlardan dolayı, futbol, tenis ve basketbol sahaları ve yüzme havuzunun bulunduğu kısım bu devir sürecinin dışında bırakıldı. Erciyes Üniversitesi, devrin ardından İşletme Binası'nı bünyesinde yeni açacağı fakülteler için eğitim amaçlı yeniden düzenleme girişiminde bulundu. Ancak bu girişim kapsamında, bir restorasyon projesi üretilmeden, sadece bölgesel onarımlar adı altında döşeme, duvar gibi eklemeler yapılarak, çoğu kullanılır durumda olan doğramalar aslından bağımsız biçimde PVC esaslı elamanlar ile değiştirildi.

Diğer taraftan tescil sürecinin gerçekleştirildiği günlerde, ülkede nadir görülen bir örnek olan ve işletmede çalışan bekarların barınması için inşa edilen Bekar Apartmanı (1935), çevresinde bulunan Sümer İlköğretim Okulu, Ortaokulu ve Lisesi’nin bulunduğu alana hizmet etmek üzere Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Büyükşehir Belediyesi’nin girişimleri ile Gençlik Merkezi olarak yeniden düzenlendi. Yapıya, aslında bulunmayan bir çatı eklendi, giriş şeması tahrip edilerek yeniden düzenlendi.





Bakım Atölyesi


2005 yılının son aylarında Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü, Sümerbank Yerleşkesi’nin dış lojmanlarından bir kısmını, 1935 tarihli Dış Usta Evleri’nin hepsini ve 1942 tarihli Dış Vazife Evleri’nin bir kısmını Kayseri Emniyet Müdürlüğü’ne devretti. Emniyet Müdürlüğü ise ilk olarak, tescilli lojmanların çamaşırhanelerini güvenlik sorunu oluşturuyor bahanesi ile yıktı. 2006 Şubat ayı başında ise, Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi arasında, işletmenin bulunduğu arazinin Belediye’ye devrini ve 600 yataklı bir araştırma hastanesi yapılmasını içeren bir protokol anlaşması imzalandı. Büyükşehir Belediyesi ve Emniyet Müdürlüğü, tescilin iptali için yeni bir dava açtı, ancak bilirkişi raporları sonucu iptal gerçekleşmedi. Ancak, itiraz ve iptal davası sürecinin sona erdiği söylenemez. Koruma Kurulu'na yapılan başvuru bunun bir göstergesi.



Dış Vazife Evleri


Sümerbank Kayseri özelinde tartışılan belgeleme ve koruma girişimleri ve tescil sürecinden sonra açılan -ve hala süren- tescil iptali ve temyiz davaları, başta yerel yönetimler olmak üzere mimari mirasa ve kentleşme kültürüne verilen önemi yansıtıyor. Ardında, Kayseri kentini -ve neredeyse tüm ülkeyi- sosyal, ekonomik ve kültürel anlamda yeniden var eden bu anıtı hiçe sayarak sadece konumlandığı araziyi kentin içinde kalmış önemli bir rant alanı olarak görme düşüncesi olan bu yaklaşımlar, hem bu ülkeyi kuranlara, hem de bugün bu kentte gerek sanayileşmeyi gerekse de kentleşmeyi Sümerbank Fabrikası’ndan öğrenen Kayseri halkına karşı yapılmış büyük bir saygısızlıktan öte bir şey değil.




Elektrik Santrali


Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası Neden Önemli?
Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, Birinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı (1930) kapsamında Sovyetler Birliği'nden alınan 8,5 Milyon Türk Liralık krediyle kuruldu. Temelleri, 20 Mayıs 1934'te dönemin Başbakanı İsmet İnönü tarafından atıldı ve inşası 16,5 ayda tamamlanarak 16 Eylül 1935'de hizmete açıldı. Sovyetler Birliği’nde tasarlanan yapılar, betonarme ve yığma karma teknikle inşa edildi. Halk tipi, ucuz pamuklu kumaş üretmek için kurulan Sümerbank Kayseri Fabrikası, İşletme (34.262 m2), Müdüriyet (462 m2), Tamirhane ve Elektrik santrali gibi işletmeye yardımcı binalar (yaklaşık 4.000 m2), depolar ve sosyal tesislerin oluşturduğu 218.000 m2’si kapalı toplam 922.500'lik oturuma sahip. Hizmete açıldığı yıllarda, fabrikada 2.100 işçi ile 155 memur çalıştı.




İşletme Binası Güç Kulesi


Türkiye'de sanayileşme hareketini başlatan, devlet tarafından yapılmış ilk tesis olan Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, yapıldığı dönem ve konumu itibariyle, büyük bir devrimin eseri. Yapılış amacı, ekonomik ve sosyal işlevi, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslaşma çabalarıyla doğrudan ilgili. Bundan dolayı tesis, sadece Kayseri merkezli değil, o dönemde oluşturulmaya çalışılan “modern” Türkiye hakkında genel bir değerlendirme olanağı sağlıyor.




Elektrik Santrali, 1935 (C. Edige)


Tesis, sadece bir sanayi yapısı değil, ardında "modernleşme" hareketinin tetiklendiği kentsel ölçekte bir düzenleme olarak değerlendirilmeli. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, modernleşme hedefi için, “Batılı” bir kent kurdu. Fabrika ve lojmanları bu “modern” ütopyanın somutlaştırılmış halidir. Tesis, o dönemde büyük bir gurur kaynağı oldu. Dolayısıyla “modern” olma ideali, toplumsal ülkü haline dönüştürüldü.

Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, toplumun Batılılaştırılmasında etkili oldu. Başta lojmanları olmak üzere tüm mekanları, kentin mimari ve sosyal kültürünü yeninden tanımlayarak; mekansal ve kültürel bir devrim gerçekleştirdi. Bundan dolayı Sümerbank Bez Fabrikası’nın, Kayseri kent kültürü için önemli bir mekansal “eşik” tanımladığı öne sürülebilir.

Tesis, kentsel mekanına olduğu kadar, ekonominin gelişimine de katkıda bulundu. Fabrika, işçisini çalıştırmaya başlamadan önce eğitti, onlara “zanaat" kazandırdı ve işlerinde uzman bireyler yetiştirdi. Bu bireyler, fabrikadaki çalışma sürelerinin ardından, özel girişimleri ile yeni tesisler kurdular ve başta Kayseri kenti olmak üzere tüm yurdun ekonomik gelişimine katkıda bulundular.

Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, aynı zamanda toplum düzenini de etkiledi. “Batılı” bir kent merkezinde bulunabilecek eğitimden, barınmaya her tür sosyal donatıyı içeren mekanlar, hem Sümerbank Yerleşkesi içinde yaşayanların, hem de kentin sosyalleşmesini sağladı. Fabrikada çalışmak için farklı yerlerden gelen herkes, ortak “çağdaşlaşma” hedefi için bir araya gelerek, yaşam ritüellerini, “modern” ülkülerle güncelleştirdiler.





Elektrik Santrali'nden İşletmeye Bakış, 1935 (C. Edige)



İnşa edildiği dönemde hem mekansal hem de kültürel olarak bir devrim özelliği taşıyan tesis, zaman içinde Kayseri kent kimliğinin önemli bir öğesine dönüştü. Özetle, Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası, çağdaşlaşma arayışında olan bir toplumun, kendini yönetenler tarafından kurgulanan -yeni- “modern” kimliği içselleştirmesini ve yeni ilerleme geleneğinin benimsemesini sağladı.

Özellikle, 1935-1945 yılları arasında işletme binaları ile birlikte inşa edilen Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası Lojmanları’nı sadece, bir sanayi tesisinin “sosyal konut” uygulamaları olarak değerlendirmek yetersizdir. Devlet, lojmanlar özelinde, -o dönemde- ulaşmaya “Batılı” ülke kentlerinin birinin bir örneğini inşa etti. 1930’lar Türkiye’si için bir ilk olan lojmanlar, aynı zamanda ülkenin ilk toplu konut uygulaması olarak da değerlendirebilir. Lojmanlar, sosyal donatılarıyla birlikte Kayseri kentinin -aynı zamanda yeni ülkenin de- mimari hafızası için mekansal bir devrim tanımlıyor. Konutlar, “modern” bireyin içinde gerçekleştireceği işlevin gerektirdiği büyüklüğe sahip mekanlardan oluşuyor. Lojmanları oluşturan konut bloklarının düzenlemeleri ise, kentin ilk şehircilik uygulamasıdır. Lojmanlar aynı zamanda, çevresini de şekillendirdi. 1950’li yılların başından 1971’e kadar, fabrikada çalışanların kurduğu kooperatifler ile, işletme çevresinde üretilen konutlara bir örnek oldular. Günümüzde, Yeni Mahalle, İkiyüz Evler, Bebek olarak bilinen mahalleleri kurdular.





Giriş


Sümerbank Kayseri Yerleşkesi Neden Korunmalı?
Bir kenti yaşamak, kültürü ile bütünleşmeyi ve içeriğini oluşturan her değeri içselleştirmeyi gerektirir. Kenti oluşturan mimari öğeler ise bu içselleştirme sürecinin mekansal deneyim aktarım merkezleridir. Bu bağlamda, Cumhuriyet’in ilanının ardından kentin yeniden kurgulanmasını sağlamış olan Sümerbank Yerleşkesi, Kayseri kent kültürüne dahil olmak için deneyimlenmesi gereken önemli mekanlardan birisi.




Elektrik Santrali


Sümerbank Yerleşkesi, işletme binaları, sosyal tesisleri ve lojmanları ile ayrılmaz bir bütün. Konumu ya da günümüzdeki yıpranmış fiziksel durumu ise, burada yapılmak istenenleri hiçbir biçimde haklı çıkaramaz. Yerleşkeyi var eden değerler, zamanın yıpranmışlığı ile yapılar üzerinde oluşmuş bozulmalardan çok daha önemli.

Elbette, korumak sadece basit anlamda restore ederek, onararak, kullanılmayan, anlamsız boşluklar yaratmak anlamına gelemez. Önemli olan, “modern” Türkiye'nin kurulmasında önemli rol oynamış, Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası ve Lojmanları’nın yıpranmışlıkları giderilerek kentin yaşamına dahil edilmelidir. Bu aslında, -başta Kayseri’de yaşayan- herkesin “çağdaş” bir kentli olarak, yaşadığı kentin tarihi ile yüzleşmesi; Sümerbank Yerleşkesi ve benzeri anıtları, onlarla mekansal paylaşımlar kurarak onurlandırmasıdır.

Arkitera, Haber: Burak Asiliskender, 28.05.2008

"TARİHİ ÇİMENTOYLA ÖRTMEYİN"

 

İÇAÇEP, Osmaniye’de bulunan Hierapolis-Kastabala antik kenti sınırları içerisinde yapılmak istenen çimento fabrikasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. “Hierapolis antik kenti yok olmasın” sloganıyla çimento fabrikasına karşı imza kampanyası başlatıldığı belirtilen açıklamada, “Bu bölgeye çimento fabrikası kurmak insanlığın ortak kültürel mirasını yok etmektir. Fabrikanın yapılacağı alanda antik kalıntılar bulunuyor. Çimento fabrikası sadece bir arkeolojik kenti yok etmeyecek, doğaya ve insana geri dönüşümü mümkün olmayan zararlar verecek. Biz bu imza kampanyasıyla Hierapolis-Kastabala antik kentine fabrika yapılmasını protesto ediyor ve fabrikanın derhal kapatılmasını talep ediyoruz” denildi.

 

Açıklamada, fabrikanın yapıldığı yerin aynı zamanda Ceyhan Nehri’nin suladığı tarım arazisinin ve kuş cennetini de içinde barındıran doğal bir sit alanını da kapsadığı ifade edildi. “Proje alanı ve yakın çevresinde arkeolojik miras bulunmamaktadır” şeklinde düzenlenen ÇED Raporu’nun da Kastabala’daki katliama ortak olduğu kaydedildi. Fabrikada köylülerin istihdam edilmeyeceğine dikkat çekilen açıklamada, şunlara yer verildi: “Kalkınma projeleri üretim ve istihdamı artırarak yöre ekonomilerine pozitif katkılar sunulması için hayata geçirilir. Bu projede vasıfsız köylülerin istihdam edilmeyeceği ortada. Tarım arazilerine zarar verecek olan fabrikayla birlikte çoraklaşan arazide yöre halkı da zarar görecek. Yani fabrikayla birlikte yöre halkı kalkınmayacak, aksine daha da yoksullaşacak. Bu nedenle tüm yurttaşlarımızı yöreye her açıdan zarar verecek olan bu projeye karşı çıkmaya ve imza kampanyasına destek vermeye çağırıyoruz.”

Birgün, 27.05.2008

TARİHİ YER SATILINCA MEZARLAR TALAN EDİLDİ

 

Bitlis'in Tatvan İlçesi'ndeki tarihi Kaletepe mevkii parsel parsel satılınca, bölgede tarihe ışık tutacak mezarlıklar talan edildi.

 

Satışa çıkarılan ve imara açılan alanda bulunan çok sayıda mezarın üzerine bina inşa edilirken birçok mezar da binaların inşaatı sırasında zarar gördü. Bölgede inceleme yapan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Mehmet Demirtaş, bugüne kadar bölgede arkeolojik anlamda herhangi bir çalışma yapılmadığını belirtti.

Resmi yetkililere defalarca başvurmasına karşın bölgede herhangi bir arkeolojik çalışma yapılmamasını büyük bir kayıp olarak niteleyen Demirtaş, bir başka can alıcı noktaya dikkat çekti. Devletin arkeolojik çalışma yapmadığı bölgede Almanların çeşitli çalışmalar yaptığının altını çizen Demirtaş, bölgenin tescil edilmemiş olmasını bir başka talihsizlik olarak niteledi.

 

Demirtaş, şunları söyledi: "Kaletepe adı verilen antik döneme ve Hıristiyan ile İslam Medeniyetlerine ait tarihi eserler yetkililerin duyarsızlığı yüzünden yok olup gitmektedir. Özellikle Kaletepe'de bulunan Urartu Kral Mezarları bölgenin ve insanlık tarihinin seyrine değiştirebilecek özellikler taşıyabilir. Bölgede yapılan çeşitli araştırmalardan elde edilen seramik parçalarının yapım ve işlenme şekillerine bakılınca bölgede yaşayan uygarlığın yüksek seviyesi ortaya çıkmaktadır. Ancak bölgede ne bir inceleme yapılmış, ne de bir arkeolojik kazı yapılmış. Bütün bunlara ek olarak son derece önemli tarihi kalıntılara sahip bu bölge tescil edilmek bir yana; imara alınarak satılmış, bina yapım izni verilmiş ve daha da kötüsü bölgedeki inşaatların ihtiyacı olan hafriyat ve dolgu malzemesinin temini buradan yapılmaktadır. MÖ 3000'li yıllara dayanan böylesi bir tarihi alana devletin sahip çıkmamasına bir tarihçi olarak anlam veremiyorum."

Zaman, Haber: Mehmet Okay, 27.05.2008

KİLİSE YAPILAN CAMİ KURTARILDI

 

Makedonya’nın başkenti Üsküp’e 86 kilometre uzaklıktaki İştip, Doğu Makedonya’da bir zamanlar nüfusunun tamamının Türk olması özelliğini taşıdı. Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmesi ve bu bölgede yaşayan soydaşların göçe zorlanmasıyla birlikte İştip’te yaşayan Türkler de doğdukları toprakları bırakarak Türkiye’ye göç etmeye başladı. Bunun üzerine bölgede kalan çok sayıda ecdad yadigarı eser, Osmanlı izlerini silmek için yok edildi.

16. yüzyılın sonlarında “Mora Fatihi” unvanıyla bilinen Hüsameddin Paşa tarafından kentin en hakim tepesine kendi adıyla yaptırılan cami de bunlardan biriydi. Ancak cami, Makedonlarca 1973 yılında minaresi yıkılarak, kiliseye çevrildi. Ayrıca tarihi camide, her yıl 2 Ağustosta Makedonların kutladığı “Mukaddes Kurtuluş” (Türklerden Kurtuluş Bayramı) ayini yapılmaya başlandı. Doğu Makedonya Müftüsü İsa İsmaili ve beraberindekiler, Hüsameddin Paşa Camii’nin Osmanlı eseri bir cami olduğu yönünde elde ettikleri arşiv belgeleriyle adli makamlara başvurdu. Uzun yıllar süren mahkeme sürecinin ardından kilise olarak kullanılan tarihi cami, 2 yıl önce Doğu Makedonya Müftülüğü’ne bırakıldı.

Doğu Makedonya Müftüsü İsa İsmaili, mahkemenin 2 yıl önce kendilerine tahsis ettiği tarihi caminin Türkiye’deki hayırseverlerin desteğiyle restore ettirileceğini ve daha sonra ibadete açılacağını söyledi. Bölgedeki birçok cami ve tarihi eserin geçmiş yıllarda yıkıldığını ifade eden İsmaili, “Yaptığımız girişimler sonucu böylesi bir Osmanlı eserini kurtardığımız için sevinçliyiz. Çok şükür, artık eski vazifesini sürdürecek. Makedonya’da şu ana kadar 7 caminin yıkılan minaresini yaptık, köylerde kullanılmayan çok sayıda camiyi de restore ederek ibadete açtık” diye konuştu.

Türkiye, 27.05.2008

UNESCO GİTTİ, SULUKULE'YE SÖZLEŞME GELDİ

 

UNESCO heyetinin ziyaretinin ardından, Sulukule’de kiracılara taşınmaları için sözleşme imzalatıldığı ortaya çıktı. Avukat Hilal Küey, kiracıları inşaatı bile bitmeyen konutlara taşınmaya zorlayan sözleşmenin, hukuken geçersiz olduğunu söyledi.

Sulukule’de “Kentsel Dönüşüm” projesi kapsamında Kasım ayından beri 200’ün üzerinde bina yıkıldı. Tüm tepkilere rağmen, projeyi “Dünyanın en sosyal projesi” olarak nitelendiren Fatih Belediyesi, Sulukule sakinlerini Taşoluk’ta inşa edilen TOKİ konutlarına taşımayı planlıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın, UNESCO heyetinin incelemelerinin ardından yaptığı “projeyi olumlu buldular” şeklinde açıklama, Heyetin Başkanı Francesco Bandari tarafından bizzat düzeltildi: “Üzerinde hala çalışılması gereken bir projeyi onaylamayız.” Topbaş ise Sulukule halkının her şeye rağmen kendi kültürünü devam ettirebileceğini savunarak, “Yine darbukasını çalacaksa çalsın. Kimse çalma demiyor” dedi. Tüm bu tartışmalar sürerken, Sulukule’deki kiracılara, buradan taşınmaları için sözleşme imzalatıldığı ortaya çıktı. Hatta kiracıların taşınmaları istenen konutların, henüz bitirilmediği belirlendi. Avukat Hilal Küey, UNESCO heyetinin ziyaretinin ardından gündeme gelen sözleşmeyi NTVMSNBC’ye değerlendirdi.

Unesco Kuralları Çiğneniyor
Sulukule’de yaşayan birkaç kişi için bu projeye iptal davası açmıştım. Dava Aralık sonunda açıldı, halen devam ediyor. Yürütmeyi durdurma konusunda henüz bir karar yok, ama bugünlerde bir karar alınacak. Davanın olumlu sonuçlanmasını bekliyoruz. ‘Sosyal Dönüşüm Projesi’, kiracılara Sulukule Mahallesi’nde yaşama hakkı tanımıyor. Sadece uygun ödeme koşullarını karşılayabilen bazı Sulukulelileri Taşoluk’a taşıyor. Oysa bu mahalle, Bizans Dönemi’nden beri Roman kültürüne sahip. Romanlılar oradan çıkarılıyor. 2006’dan beri yıkımlar yapılıyor ve durmadan el değiştiriyor. Roman mülk sahibini orada bırakmazsanız, bu kültürü nasıl koruyabilirsiniz? Uluslararası sözleşmelere göre özgün kültürlerin korunması gerekiyor. 2010’da Kültür Başkenti hazırlıkları var ve özgün kültürleri, İstanbul’un 100 yıllardan beri oluşmuş kültürlerini korumuyoruz. Ayrıca UNESCO kurallarına göre hareket etmiyoruz, o kurallar çiğneniyor.

Sulukulelinin Hakkı Satılıyor
Bu sözleşme, uluslararası sözleşmelere aykırı. Sözleşmeye göre, oradaki Roman mahallesini bozmamak gerekiyordu. Sözleşmenin tarafı olarak Belediye ve TOKİ, ev yapacak ve kendi evinin borcunu ödeyecek. Teslim sırasında da birtakım vergiler var, bunları da kendisi ödeyecek. Orada yaşayan insanların koşulları iyi değil, onlar güçsüz insanlar. Bu paraları nasıl ödeyecekler? 1 milyarlık damga vergisi onlar için yıkım. Dolayısıyla el değiştirmeye bakıyor, o hakkını satmaya çalışıyorlar. Ayrıca Belediye ve TOKİ, Taşoluk’ta evlerin kiralarını ‘ucuz’ olarak değerlendiriyor, fakat Sulukuleliler için hiç de ucuz değil. Dolasıyla bir hak tanımış gibi gözüyor sözleşmede; ancak 3 ay içinde evinizi boşaltın, eviniz bitsin bitmesin 3 ay sonra boşaltmak ve bitmemiş evlere taşınmak zorundasınız. Sözleşme özetle şöyle diyor; ‘Evler bitmemiş olabilir, söz vermiyorum ama, siz o şeklide teslim alacaksınız ve vergileri de ödeyeceksiniz’ yazıyor.

Paralarının Olmadığını Biliyorlar
Sözleşme gereği ev vermek zorunda olan taraf devlet. ‘Evleri bitiremeyeceğim’ demeye hakkı yok. Devlet istediğini yapıyor ama, Sulukuleliler tüm yükümlülüklerini yerine getirmek zorundalar. Böyle bir şey olamaz... Bu sözleşme, dava yoluna başvurduğun takdirde tabii ki iptal olur, çünkü hukuki değer taşımıyor. Böyle tek taraflı sözleşme mi olur? Yani hiçbir geçerliliği yok. Fakat Belediye ve TOKİ, dava açabilecek paralarının olmadığını da biliyor. Hukuken geçersiz bir sözleşmeyi, yalan olarak Sulukulelileri imzalamaya zorluyor. Bu davranış devlete yakışmıyor. Bu insanların durumlarından yararlanıyorlar. Ayrıca dava açılsa da, üç ay içinde bitmez. Bu sürecinde farkındalar ve bundan da faydalanıyorlar. Aralık’ta açtığımız davanın daha sonucunu bekliyoruz. Aradan kaç ay geçti. Yargı yavaş işliyor. Kamuoyu bunu duymalı; devlet zorlayıcı ve hukuken geçersiz sözleşmelerden vazgeçmeli.

Unesco Gitti, Sözleşme Çıktı
UNESCO da bunun farkında değil, çünkü onlar denetimi bitirdikten sonra bu sözleşme ortaya çıktı. Kamuoyu da bilmiyordu, kiracılara sözleşme imzalatılmaya başlayınca öğrenildi. UNESCO’nun raporu da, ‘sosyal yanı dikkate alınarak yürürlüğe girmesi gerektiğini vurguluyordu. Sosyal yandan anlaşılanı gördük... Burada yaşayan insanları sokağa atmak olmasa gerek. Roman kültürü, ancak Sulukule Mahallesi’yle birlikte yaşar. O insanları, o kültürü sokağa atamazlar.

Ntvmsnbc, Haber: Ayça Aydoğdu, 27.05.2008

İSRAİL'DE, İÇİNDE TARİHÖNCESİ KALINTILAR BULUNAN BİR MAĞARA KEŞFEDİLDİ

 

 

Batı Galile’de, içinde sarkıt ve dikitler bulunan bir mağarada çakmaktaşları ve soyu çoktan tükenmiş hayvan kemikleri bulundu. Bir inşaat çalışması sırasında bulunan mağara korumaya alındı. Mağarayı inceleyen İsrail Eski Eserler Müdürlüğü’nden Dr. Ofer Marder, “Son 40-50 yıl içinde, hem bu denli güzel oluşumlara sahip, hem de bu kadar çeşitli tarihöncesi buluntu veren başka bir mağara bulunmamıştı” dedi. Ana galerisi 60x80 m büyüklüğünde olan mağara, birkaç farklı odadan oluşuyor. 

 

İlk araştırmalar, mağaranın Üst Paleolitik Dönem’de (GÖ 40.000 – 20.000) kullanıldığını göstermekte ise de, daha eski dönemlerde de iskan edilip edilmediğinin ancak yapılacak kazılarla anlaşılabileceği açıklandı. 

Israil Dışişleri Bakanlığı, 22.05.2008

İSTANBUL ÇEVRE PLANI İPTAL EDİLDİ





İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin İstanbul İl Çevre Düzeni Planı'na mahkemeden iptal kararı çıktı. Planın, Galataport, 3'üncü köprü, Haydarpaşa Limanı gibi tartışılan projelerin önünü açtığı iddia ediliyordu. İstanbul 2'nci İdare Mahkemesi kararında, "1/100.000 ölçekli çevre planı hazırlama yetkisinin Büyükşehir Belediyesi'nde değil, Çevre ve Orman Bakanlığı'nda olduğu" belirtildi.
 
Plan, 2006 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nde kabul edilmiş, 8 meslek odası plana itiraz ederek mahkeme yolunu açmıştı.
 
İnşaat Mühendisleri Odası'nın açtığı davada, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, "Yetki ve şekil unsuru bakımından hukuka uyarlık görülmemiştir" denilerek iptal edilen kararı temyiz edecek. Ancak şu anda plan hükümsüz durumda...
 
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, iptal kararını temyize götüreceklerini belirterek, "Yarın sıkıntıya düşmeyelim diye bir 'B' planı hazırladık. 'B' planı çerçevesinde tekrar adımımızı atarak inşallah yine bu sıkıntıyı aşarız" dedi.
 
Topbaş, Tiran Belediye Başkanı Edi Rama ile Saraçhane'deki başkanlık makamında bir araya geldi. Görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Topbaş, "Belki hizmetlerimiz kıskanılıyor. Çevre düzeni planlarıyla ilgili 66 dava açıldı. Bunların bir çoğunda ara kararlar hep lehimizde" diye konuştu.
 
Çevre düzeni planlarının kentin geleceğini hazırlamak adına önemli olduğunu vurgulayan Topbaş, çevre düzeni planlamasının, 348 üyeli Meclis'ten oy birliğiyle geçtiğini, planın yapılma sürecinde odalara "görüşlerinizi verin" dediklerini, odaların görüş vermediğini, davetlerine katılmadıklarını, bunun iyi niyeti göstermediğini ifade etti.
 
Bir gazetecinin, "Bu durdurma ile Ataşehir'in finans merkezi olması, Galataport gibi projelerin de hayata geçirilemeyeceği ifade ediliyor. Doğru mudur?" sorusu üzerine Topbaş, "Hayır, tamamen yanlış. Bahsedilen alanlar, Ataşehir planları filan iptal edilmiş değil. Onlarla ilgili planlar şu anda yürürlükte. Kartal'daki dönüşüm projesi de durmaz. Aynı şekilde Kartal'daki proje devam edecek" dedi.
 
Topbaş, bir gazetecinin, "Bu plan durdurulsa bile buralardaki ihaleler yine gerçekleştirilecek, bu projelerin hepsi hayata geçirilecek" şeklindeki değerlendirmesi üzerine, "Kesinlikle öyle. Kesinlikle 1/5000 planlar var. O bölge planları yürürlükte. Onlar devam edecek" dedi.
 
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, "B" planına ilişkin bir soruyu yanıtlarken de, "Yeni bir çevre düzeni planı hazırladık. Olası ihtimal, böyle birtakım gerekçeler, yarın başımıza iş çıkartırlarsa ikinci adım olarak bu planı devreye koyup Meclisimize bunu takdim edip 'buyurun' deyip bu işi bitirmek..." dedi.
 
Topbaş, odaların eleştirileri ile ilgili olarak da bir televizyon programında Mimarlar Odası Şube Başkanı'nı "esefle" takip ettiğini belirterek, "Kenti 1950'lerde kalmış bir mantıkla yorumluyor. Bir meslektaş olarak, olamaz böyle bir şey" diye konutu.
 
Kadir Topbaş, İGDAŞ'ın BOTAŞ'a "müşterilerini devret' çağrısının hatırlatılması üzerine de kentin doğalgazı ciddi anlamda kullanmaya başladığını ve BOTAŞ'ın iyi bir müşterisi olduklarını belirterek, "Hiç borcumuz yok. Parayı zamanında ödüyoruz. İyi bir alıcı olarak kent içindeki bu dağıtımın müşterileriyle birlikte bize devredilmesi İGDAŞ olarak çok daha doğru olur. Bunu talep ediyoruz" diye konuştu.
 
Bir gazetedeki "Sultanahmet'teki bir otelde turistlere içki servisi yapılıp, yerli müşterilere içki verilmemesine" ilişkin haberin hatırlatılması üzerine Topbaş, "Şunu anlamak mümkün değil. Maalesef Türkiye'nin en saygın gazetelerinden bir tanesinin manşetinde 2 günden beri 'Dubai usulü alkol'... Ne demek bu ya, ne yapmak istiyorlar, niyetleri ne, kime karşı? Yani hükümeti bir yerde sarsmak adına böyle birtakım şeyler mi göstermek istiyorlar? Turistlere vermiş, Türklere vermiyormuş. İşletmenin kendi uygulaması..." dedi.

Cnn Türk, 27.05.2008

KOZA HAN'IN SİLUETİ ORTAYA ÇIKIYOR

 

 

Bursa'da hanlar bölgesinin ortaya çıkartılması için başlatılan proje çerçevesinde Ticaret Borsası binasının üst iki katı yıkılıyor.

 

Osmangazi Belediyesi ile Ticaret Borsası arasında imzalanan protokol kapsamında borsa binasının üst iki katının yıkımına geçtiğimiz hafta başlandı. Binanın çatısı ve kiremitlerini söken ekipler, daha sonra kolonları yıkmaya başladı. Ticaret Borsası Başkanı Rıza Aydın ile birlikte çalışmaları inceleyen Başkan Recep Altepe, tarihi bölgenin açılması anlamında önemli bir işbirliği yapıldığını söyledi.


Yıkım çalışmalarının bu hafta tamamlanacağını ifade eden Altepe, "Kentin en önemli bölgelerinden biri olan hanlar bölgesi en çok üzerinde durduğumuz bölge oldu. Hanlar bölgesinin açılması konusunda önemli adımlar atıyoruz. Bu çalışmalar kapsamında Borsa binası ile ilgili çalışmalar vardı. Borsa yönetimiyle anlaşarak ortak bir protokole imza attık. Projenin bir an önce tamamlanması için çalışıyoruz. Çarşımızın güzelleşmesi için önemli bir adımla hanlar bölgesi için yapılması gerekeni yapıyoruz" dedi.


Ticaret Borsası Başkanı Rıza Aydın da Osmangazi Belediyesi ile faydalı bir işbirliği projesine imza attıklarını söyleyerek, "Bu bir yaşatma projesidir. Burada bir vizyon var ve biz de bu vizyonun bir parçasıyız. Bu binanın üstteki iki katı kalktığında ortaya muhteşem bir görünüm çıkacak" diye konuştu.

Bursa Hakimiyet, 27.05.2008

550 YILLIK DERGAH ARTIK KÜLTÜR MERKEZİ

 

 

15. yüzyılda kurulan, eğitimin yanı sıra yoksul insanlara barınma ve yiyecek sağlanan ancak uzun süredir de kaderine terk edilen 'Seyyid Usul Dergahı' restore edilerek kültür merkezi haline getirildi.

Bursa'da, 15. yüzyılda Buhara'dan gelen Seyyid Usul tarafından kurulan ve kentte yüzyıllar boyunca eğitimin yanı sıra yoksul insanlara barınma ve yiyecek sağlayan, ancak uzun süredir kaderine terk edilen 'Seyyid Usul Dergahı', Osmangazi Belediyesi'nce restore edilerek kültür merkezi haline getirildi.


Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe, 'kentin ziynetleri' olarak gördükleri tarihi eserleri tek tek ayağa kaldırdıklarını belirtti. Tarih boyunca dergahların halka sanatsal, sosyal ve ekonomik anlamda hizmet sunduğunu anlatan Altepe, bunlardan birinin de Altıparmak Caddesi'nin hemen arkasında bulunan 'Seyyid Usul Dergahı' olduğunu söyledi.


Altepe, dergahın 15. yüzyılda Emir Sultan, Seyyid Nasır, Seyyid Nimetullah, Ali Dede ve Baba Zakir gibi dervişlerle beraber Buhara'dan gelen Seyyid Usul tarafından kurulduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:


"Seyyid Usul Dergahı (Külliyesi) tamirlerle günümüze kadar kısmen ayakta kalan ender yapılardan birisidir. Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden buranın tahsisini aldıktan sonra projelerini çizdirdik, çalışmalara başladık. Burası Bursa için önemli bir merkez ve burada önemli bir tarih yatıyor. Dergahın haziresinde zamanın önemli devlet adamları, alimleri ve Seyyid Usul yatıyor. Dergahın yeri de son derece önemli. Altıparmak bölgesinde bir tarafında Rumların kurduğu mahalle, diğer tarafında da Yahudilik dediğimiz, içinde havranın da bulunduğu önemli bir semtimiz... Bursamızın tarihi iki semtinin arasında bir dergah. Bu dergah hoşgörünün ve birleştiriciliğin sembolü olarak burada inşa edilmiş. Uzun yıllar kente hizmet eden bu dergahı restore ettik. Burada artık kültürel faaliyetler yapılacak. Bundan sonra da gençlerin, kültürümüzün gelişiminde önemli bir yer olarak hizmet verecek."


Dergahın bulunduğu bölgedeki parselleri kamulaştıracaklarını ve burada bulunan sivil mimari örneği yapıları da restore edeceklerini anlatan Altepe, çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte bölgenin parklarıyla, rekreasyon alanlarıyla kültür merkezi haline getirileceğini kaydetti. Altepe, 'Seyyid Usul Dergahı'nın birçok hikayesi ve anısının bulunduğunu belirtti.

Bursa Hakimiyet, 27.05.2008

2010 YOLUNDA MEMLEKETİMDEN MÜZE MANZARALARI

 

Bu yıl Şubat’ın 20’sinde, British Museum’dan bir e-posta mesajı geldi. Konu kısmında 'Hadrian: Tickets on sale now' yazıyordu. Tam beş ay sonra 24 Temmuz’da açılacak olan 'Hadrianus: İmparatorluk ve Çatışma' adlı geçici serginin duyurusunu beş ay öncesinden yapıyorlar ve bilet satışını başlatıyorlar!

 

Ekranda görülen afişin altında “Roma’nın en esrarengiz imparatorunun hayatını, aşkını ve mirasını keşfedin” diyor. Tıklayarak yayımlamış oldukları basın bülteninin tam metnine ulaşıyorsunuz. Acımasız bir asker olan Hadrianus’un aynı zamanda Yunan kültürüne, mimarlığa ve genç erkek sevgilisi Antinous’a düşkünlüğüyle de tanındığını bir çırpıda özetlenmiş buluyorsunuz. Ve bir an önce gitmek için dayanılmaz bir istek içinizi kaplıyor. Bu duyurunun yapıldığı sırada British Museum’da sürekli sergilerin yanı sıra üç geçici sergi birden açık. 2007’de müzeyi 5,4 milyon kişinin ziyaret etmiş olmasına şaşmamak gerek. Bu arada Louvre’un 2007’deki ziyaretçi sayısı 8,3 milyon! (The Art Newspaper, No 190, Nisan 2008, s.7)

 

Bugün müzeler geçici sergiler üzerinde yükseliyor. Kent sakinleri ve kente gelen yerli ve yabancı turistler yeniden ve yeniden aynı müzelere gidiyorlar. Çünkü her defasında başka bir 'show' var. Bizde durum -en azından şimdilik- pek böyle değil. Özellikle İstanbul’daki devlet müzelerini düşünüyorum. Bu kent 2010 yılında Avrupa’nın kültür başkenti olmaya hazırlanıyor. Belki de bu seferberlik içinde müzelerimizin makus kaderini değiştirmek mümkün olabilir.

 

Özel müzelerle gelen değişim

 

Son yıllarda özel müzeler manzarayı epey değiştirdiler. Yaptıkları geçici sergilerle, faaliyet ve etkinliklerle, hatta kafe ve restoranlarla bu işi çağa uygun yapmaya çalışıyorlar. Ancak düzenlenenlerin çoğu ödünç sergiler. Öyle olmaya da mahkum. Çünkü bireysel koleksiyonların büyüklüğü art arda geçici sergi üretmeye yetmeyebilir. Bu da anlaşılır bir durum. Yine de ellerinden geleni yaptıklarına ve İstanbul’a canlılık kattıklarına inanıyorum.

 

Büyük koleksiyonların üzerinde oturan devlet müzeleri için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Teşhirlerin büyük kısmı çok eskimiş durumda, teknolojik ve müzeolojik yeniliklerden iz yok, hatta doğrudan girebileceğiniz web siteleri dahi bulunmuyor. Dolayısıyla British Museum gibi aylık e-bültenler göndermeleri söz konusu değil.

 

Müze yetkililerinin dile getirdiği serzenişlerine kulak verince meselenin boyutları daha net anlaşılıyor. Müzelerin arzuladığı sayıda ve nitelikte geçici sergiler, koleksiyon araştırmalarına dayalı yayınlar, sergilerle ilgili faaliyet ve etkinlikler yapamadığı ve bunu içine sindiremediği kesin. Konuştuğunuzda Bakanlık bürokrasisi de yukarıdaki tanılara katılıyor. Mevzuatın da, paranın da gözü kör olsun! Kültür Bakanlığı'na bütçeden ayrılan payı zikretmeye dilim varmıyor. Ama sorun sadece bu mu?

 

Koleksiyonlar kimin için?

 

Müzelerin en başta sıraladığı sorun mekansızlık. Koleksiyonlarının yüzde 90’ından fazlasının depolarda durduğunu ve sığmadığını biliyoruz. Ancak bu durum salt Türkiye’ye özgü değil. Dünyanın her yerinde müzelerin depoları benzer oranda doluluk gösteriyor. Zaten her şeyi birden teşhir etmek ne mümkün ne de anlamlı. Önemli olan, depolarda bekleyen koleksiyonlara erişebilmek, bunları araştırarak bilgi üretmek, yayın yapmak, bunları harmanlayarak izleyici kitlelerinin yararlanması için yeni öykülerle yeniden düzenlemek ve sergilemek. Eğer araştırmacı hakkıyla yararlanamıyorsa, arzulanan miktarda yayın yapılamıyorsa, eğer müze ziyaretçisi ne teşhirde ne de depolarda göremiyorsa, kimin için yer işgal ediyor bu koleksiyonlar?

 

Bugün müzeler depolarını kilometrelerce uzağa taşıyabiliyor. Dünyanın en büyük müzeler külliyesi sayılan Washington DC’deki Smithsonian Institution daha 1983’de bunu gerçekleştirdi. Araştırma, koruma ve depo mekanlarını Museums Mall’daki müzelerden koparıp Museum Support Center adıyla kentin bir başka köşesine taşıdı. Örnekler ABD ile sınırlı değil. Evvelki yıl Londra’daki Ulusal Müzeler (British Museum, Museum of London, vb.) depolarındaki fazlaları, büyük boyutlu nesneleri ya da yakın gelecekte teşhire çıkarmayacakları koleksiyon parçalarını Londra’nın 100 km dışına, Wroughton’a, depo olarak yeniden yapılandırılan eski hangarlara taşıdılar.

 

Müze depolarını rahatlatmak gerek, hem koleksiyonlar, hem müze personeli, hem de ziyaretçiler için. Muhtemelen dünyanın en değerli toprak parçası sayılabilecek Tarihi Yarımada’daki müze depolarını da benzer kriterler çerçevesinde kentin deprem riski taşımayan daha uygun başka bir köşesine ya da dışına taşımak da değerlendirilecek bir alternatif olabilir. Böylece sadece mekan değil, aynı zamanda koleksiyonlar da geri kazanılabilecektir.

 

Veri tabanı meselesi

 

Depoların yenilenmesi, ilgili müzelerin zaten bir an önce yapmaları icap eden bir işe girişmeleri için, yani koleksiyonlarını veri tabanına girmeleri için eşsiz bir fırsat yaratabilir. Devlet müzelerinin çoğunda, koleksiyonları oluşturan nesneler veri tabanına hala geçirilmemiştir. Oysa dünyanın bu denli önemli müzelerinde dijital ortama aktarılmamış koleksiyon pek kalmamış gibi. Veri tabanı, envanterlemenin ötesinde bir kapsama işaret ediyor. Nesnelerin tek tek ve detaylarıyla (kırık, çatlak, renk değişikliği vb dahil) fotoğraflandığı, envanter bilgilerinin çapraz referanslama ve ilgili yazılı malzeme listeleri gibi verilerle desteklendiği bir sistem bu. Böyle bir belgeleme pratiğinin araştırmaya ve bilimsel üretime katkısı tartışılmayacağı gibi, iki önemli uzantısı daha söz konusu edilebilir.

 

Her şeyden önce müzelerimizdeki durağanlığa son vermesi beklenir. Koleksiyonların, depo raflarından, dolaplardan çıkıp tuşlara ve ekrana taşınması küratörler, eğitimciler veya korumacılar için ne büyük kazanım olacaktır! Parmak uçlarındaki engin kaynaktan sonsuz sayıda geçici sergi teması ve öyküler türetebileceklerini, envai çeşit eğitim projesi geliştirebileceklerini düşünmek bile insana heyecan veriyor. Bu sayede müzelere daha fazla ziyaretçi çekileceğini, yeni bakış açılarının gündeme gelebileceğini, ülke ve dünyadaki gelişmelere duyarlı olunabileceğini söylemek fazla iyimserlik olmaz.

 

Veri tabanının, yani 'nesne tanımlama' sisteminin, bir başka önemli sonucu ise tarihi eser kaçakçılığına indireceği darbedir. Müzeden çıkan her hangi bir nesnenin, meşru veya gayrimeşru olarak nereye götürülürse götürülsün yerinin belirleneceği, satışının engelleneceği, sürece bulaşanların mazereti olamayacağı aşikar. Ülkemizde pek nadiren gerçekleşen müzelerarası ödünç alma-verme süreçleri de böylece başlayabilir. Depolarda gözlerden uzak saklanan koleksiyonlar Anadolu kentlerinde bulunan ya da bu amaçla açılacak olan müzelere ödünç gönderilse, oralarda üç yıl beş yıl boyunca sergilense ülkenin kültürel gelişimi açısından fena mı olur? Kültürel mirasımızın zenginliği lafta ve depoda kalmaktan çıkar ve gerçekten paylaşılır.

İnsan bunun neresinde?

 

Müzenin, koleksiyon yönetimi gibi temel bir işlevi yerine getirememesini salt mekansızlıktan kaynaklanan bir erişim problemine indirgersek, eksik ve yanıltıcı bir resim çizmiş oluruz. Çünkü bu kategorideki tüm eksiklere rağmen, muhtemelen müzelerimiz daha fazla geçici sergi açabilir, daha fazla bilimsel yayın üretebilirlerdi, şayet yeterli sayıda ve bileşimde personele sahip olsalardı.

 

Geçen yıl Türkiye’deki devlet müzelerinde çalışan arkeolog sayısı 225 imiş. Devlet müzelerinin ağırlıkla arkeoloji koleksiyonlarına sahip olduğunu düşünürsek, aynı tarihte Bakanlığa bağlı 92 müzenin (141 adet ören yerini buna katmıyorum) toplamına yakın bir kısmında çalışan arkeolog sayısı bu. Müze başına ortalama 2,5 uzman bile değil. Ama bu yıl resmi ağızlardan öğrendiğimize göre sözleşmeli (geçici) uzmanlarla bu sayı bir misli artmış. Müze başına 5 kişi! Oysa Londra Müzesi’nde (Museum of London), örneğin, sadece arkeoloji hizmetleri departmanında çalışanların sayısı 2007’de 162 ve dikkatinizi çekerim, bu bir kent müzesi, arkeoloji değil.

 

Devlet müzelerimizdeki arkeologlar, hem müze içinde hem de alanda çalışmak, hem belgeleme ve konservasyon yapmak hem de gündelik işleri yürütmek durumundalar. Acaba kendilerini geliştirmek için (uzmanlık ve müze hizmetleri alanlarında) literatürü izleyecek, araştırma yapacak, ulusal ve uluslararası mesleki seminerlere katılacak zaman ve imkanları oluyor mu?

Konservasyon ya da Bilgi - Belge eğitimi almış uzmanlar neden müzelerde hala iş bulamıyor? Gerçekten Müzecilik eğitimi almış kaç kişi var? Acaba müzecilik eğitimi almamış olan uzmanlar için donanımlarını geliştirecekleri, değişen kuramları ve müzecilik pratiklerini öğrenecekleri meslek içi eğitim programları ne sıklıkta düzenleniyor? Öte yandan müzelerimizin performansları her hangi bir değerlendirmeye tabi tutuluyor mu ya da kendilerini değerlendiriyorlar mı? Bununla ilgili nesnel kriterler geliştirilmiş durumda mı?

 

Cevaplar da manzara da iç acıcı değil doğrusu. Yukarıda yazılanlar büyük resmin bir köşesi sadece. Eğitim, iletişim, sürdürülebilirlik, paydaşlık ve yönetişim gibi en az anlatılanlar kadar can yakıcı konulara girme fırsatı olmadı bile. Müzelerin yönetim ve işletimine yakından ve ille de uzaktan bakmanın, yeni bir anlayışı ve yapılanmayı, bunun yasal ve finansal dayanaklarını hep birlikte aramanın ve bulmanın zamanı geçmiş olamaz. Herşeyi değiştirecek olan sihirli dokunuş işbirliklerinden doğabilir. 2010’a az kaldı ama henüz vakit var.

Radikal, Yazı: Suay Aksoy, 27.05.2008

Suay Aksoy: Müzebilimci, İstanbul 2010 Müze ve Kültürel Miras Projeleri Direktörü

ANTİK ÇİN SULAMA SİSTEMİ HEM ZAMANA HEM DE DEPREMLERE DAYANIYOR

 

Zhang Shuanggun geçen hafta depremlerle sallanan, dünyanın en eski sulama sisteminin üstünde, bir gözetleme istasyonunda durmakta. Yanıbaşındaki baraj ve yüzlerce beton yapının ya yıkıldığı veya yıkılmak üzere olduğu bu deprem sonrası antik, bambu kullanılarak yapılmış bu 2200 yıllık sulama sisteminin sapasağlam ayakta kalmasına basit bir açıklaması var: “Bu antik sistem mükemmel bir şekilde inşa edilmiş” diyor. MÖ 256 da inşa edilen ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan kanal, Minjiang Nehri’nin doğal akışını bozmadan, üzerine inşa edilmiş bambu adacıklardan su alıyor. Hala mükemmel şekilde çalışan kanal, nehrin su sistemini kontrol altında tutarken, verimli toprakların da sulanmasını sağlıyor. 

 

Çin hükümeti tarafından yapılan açıklamada, 12 Mayıs günü olan depremin merkezine 50 km uzaklıkta bulunan sulama sisteminin herhangi bir zarar görmediği ve çalışmaya devam ettiği bildirildi. Öte yandan, deprem sonrası birçok barajda çatlaklar oluşurken, bazı köylerin barajların yıkılma tehlikesine karşı boşaltıldığı bu bölgede, 2200 yıllık bir sulama kanalının hala çalışır durumda olması antik çağ mühendisliği açısından etkileyici bir başarı olarak kabul edilmekte. 

AFP, Haber: Ian Timberlake, 22.05.2008

"BİR KÖŞK GELENEĞİ"

 

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’ün, 1 Nisan’da ziyaret ettiği Dolmabahçe Sarayı’ndaki 35 eseri Çankaya Köşkü’ne istediği, Köşk’ten yapılan açıklamayla doğrulandı.

“Geçmişten beri var olan uygulama geleneği çerçevesinde geçici olarak sergileme” gerekçesiyle eser talebi yapıldığı belirtilen açıklamada, Hayrünnisa Gül’ün adı verilmeden “Cumhurbaşkanlığı’nda sanki ilk kez yapılan bir uygulamaymış gibi gösterilmesi ve kişiselleştirilmesi, kasıtlı ve sorumluluktan uzak bir anlayışın göstergesidir” denildi.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden dün yapılan açıklamada, zengin kültür mirasına sahip pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de kültür varlığına ait objelerin, temsil mekanlarında geçici sürelerle sergilendiği belirtildi.


Daha önceki cumhurbaşkanları zamanında da Kültür Bakanlığı ve TBMM’ye bağlı Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na kayıtlı resim, halı ve benzeri türden eserlerin, geçici olarak Çankaya Köşkü’nde sergilendiği ifade edildi. 

Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nde kullanılmak üzere değişik tarihlerde, saraylardan alınmış 7 bin 947 adet eserin ise 1 Şubat 2003’te Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na teslim edildiği vurgulandı. Ancak geçmiş dönemlerde Milli Saraylar Daire Başkanlığı’ndan alınmasına karşın Cumhurbaşkanlığı Demirbaş Eşya Envanteri’ne kayıtlı çok sayıda eserin Köşk’te bulunduğu açıklandı.


Açıklamada, “Bu gelenek çerçevesi içinde Milli Saraylar Daire Başkanlığı’ndan seçim yapılmak üzere -teşhirde olmayıp depoda olan- 35 eserin fotoğrafları istenmiştir” denildi. Sözü edilen eserlerin Çankaya Köşkü’nde sadece sergilenmesinin amaçlandığı, ancak bu girişimle ilgili olarak basın-yayın organlarında yer alan, objektiflikten uzak, yanlı, mesnetsiz ve kişilik haklarını ihlal eden haberlerin üzüntüyle karşılandığı ifade edildi.


Açıklamada, “Konunun yakışıksız ifadelerle başka yönlere çekilmesi, daha önce yaygın bir uygulama olmasına rağmen, Cumhurbaşkanlığı’nda sanki ilk kez yapılan bir uygulamaymış gibi gösterilmesi ve kişiselleştirilmesi, kasıtlı ve sorumluluktan uzak bir anlayışın göstergesidir” denildi.

Milliyet, 28.05.2008


******


"MECLİS'E BAZI OBJELER İÇİN YAZI YAZDIK"

 

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, Dolmabahçe Sarayı’ndan bazı eserlerle ilgili olarak Meclis Başkanlığı’na bir yazı yazdıklarını belirterek, "Bu gayri resmi yazıyı, bazı objeleri seçebilmek için onların fotoğraflarını istemek için yazdık. Eski dönemde de bu tür talepler olmuş; sonra iade edilmiş" dedi.

İsen’in iade edildiğini belirttiği eşyalarla ilgili listenin yemek takımlarından oluştuğu dikkat çekerken, Hayrünnisa Gül’ün, beğendiği eşyalar arasında koltuk takımı, avize, sehpa, soba gibi günlük kullanımdaki eşyalar bulunuyor. Mustafa İsen ile telefon görüşmesi şöyle gerçekleşti:

Bizden önceki dönemlerde de Milli Saraylar’dan bazı objeler alınıp sergilenmiş; hem de kaç tane biliyor musunuz? Söyleyeyim 7 bin parça. Bilginiz olsun diye bu objelerle ilgili sadece iki sayfayı geçiyorum. Bizden özür dilemeniz gerekecek.

Neler istenmiş?
Çatallar, bıçaklar, şamdanlar, maşa, şarap kadehleri, tepsi, etajerler, saksılıklar...

Şimdi ne istendi?
Objeleri istemedik. Sayın Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu makamlarda, yabancı konukların da göreceği şekilde sergilenmek üzere bazı objelerin fotoğraflarını istedik.

Neler var?
Biblo, tablo... 35 obje içinden 3 tane, 5 tane, 7 tane, 9 tane isteyebiliriz. Yani 35’in tamamını da istemeyebiliriz, aralarından seçip burada sergileyeceğiz, sonra iade edeceğiz. Geçici olacak. Fotoğrafları istedik ki şu olabilir, bu olabilir diye işaretleyelim. Gayri resmi olarak istedik bunu da. Geçici olarak kullanılır, sergilenir sonra iade edilir.

Bu objelere uzmanlar mı yoksa Hanımefendi mi karar vermeli?
Uzmanlar da olabilir, Hanımefendi de. Bu tür eşyalar depolarda sergilenir, zaman zaman değişimli olarak çıkarılıp sergilenir. Burada da olan budur, depodaki objelere bakılmıştır. Fotoğraflarından işaretlenip seçilme amaçlanmıştır.

Bu dönem istenenler arasında koltuklar, sehpalar, avizeler gibi objeler var da.
Biz 35 objenin tamamını isteyeceğiz demedik ki, aradan seçeceğiz.

Hürriyet, Haber:Şükrü Küçükşahin, 28.05.2008


******


"DEPO MÜZE'DEKİ OBJELERİ ÇANKAYA'YA VEREBİLİRİZ"

 

TBMM Başkanı Köksal Toptan, Cumhurbaşkanı Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül’ün Dolmabahçe Sarayı içindeki Depo Müze’de bulunan Osmanlı dönemine ait bazı objeleri TBMM Başkanlığı’ndan istettiğini doğruladı.

Toptan, dün CNN Türk’te bir soru üzerine şunları söyledi: "Düşünce bazında var; ama somut olarak gönderilmesine karar verdiğimiz bir obje yok. Talep olursa, Başkanlık Divanı’na götürürüz. Verilen o karara göre hareket ederiz. Sergilenenlerin verilmesi söz konusu olmaz. Depo Müze’mizde bulunan, teşhir edilmeyen objeler olursa, onların verilmesinde, bunların Çankaya Köşkü’nde özellikle de yabancıların görmesini teminde bir sakınca görmem."

Hayrünnisa Hanım’ın, fotoğraflarını çektirdiği objelerin Depo Müze’de sergilendiği öğrenildi. Dolmabahçe Sarayı içinde Depo Müze olarak adlandırılan ve padişahlarla saray halkının günlük kullanımındaki objelerin sergilendiği bu bölüm, Dolmabahçe Sarayı’ndaki diğer bölümler gibi pazartesi günleri hariç olmak üzere 2 YTL karşılığında vatandaşlarca gezilebiliyor. Bu nedenle Toptan’ın sergilenmekte olan eserlerin verilmeyeceği yönündeki sözleri bu bölümdeki eserleri de kapsıyor. Ancak, Dolmabahçe Sarayı’nın henüz halka açık olmayan bölümlerinde saklanan eserlerin talebi halinde verilebilmesi söz konusu. Bunun için TBMM Başkanlık Divanı’nın karar alması gerekiyor. Hayrünnisa Hanım’ın, Dolmabahçe Sarayı’nda, beğenerek Çankaya Köşkü’ne istettiği eserler arasında halı, soba, koltuk takımı, tek kişilik yatar-kalkar koltuk, avize, sehpa da bulunuyor. Uzmanlar, bu objelerden soba dışındakilerin Köşk’te günlük kullanım için istenmiş olabileceğini belirttiler.

Hürriyet, 27.05.2008

EGE'NİN KAPADOKYA'SI TURİSTLERİ BEKLİYOR

 

 

Manisa'nın Kula İlçesi'nde volkanik arazideki peri bacalarını Kapadokya'ya rakip yapacak proje hayata geçiriliyor. AB hibe kredilerinden yararlanılacak projeyle bölgenin turizm potansiyeline kavuşması sağlanacak.

 

Kredi için, 22 bin yıllık insan ve hayvan ayak izlerinin bulunduğu Kula'ya bağlı Sandal Köyü volkanik bölgesini de kapsayacak şekilde 'jeopark koruma projesi' hazırlandı. AB, projeye 100 bin Euro hibe yaptı. Önümüzdeki hafta Kula Belediyesi ile AB arasında protokol imzalanacak. Peri bacalarının yanı sıra Kula'nın tarihi evleri de butik otele dönüştürülecek. Peri bacalarını dünyaya tanıtmak için çalıştıklarını söyleyen Kula Belediye Başkanı Halil Gülcü, 100 bin Euro ile hem tanıtım, hem de tesislerin yapımını gerçekleştireceklerini söyledi. Kula olarak AB fonlarından en fazla yararlanan ilçe olduklarını belirten Gülcü, "Biz AB'den 200 bin Euro talep etmiştik. Verileni de küçümsemiyoruz. Başlangıç olacaktır." diye konuştu. Tarihi Kula evleri için daha önce de AB'den 130 bin, tekstil için de 120 bin Euro aldıklarını hatırlatan Başkan Gülcü, AB'de iki projelerinin daha bulunduğunu açıkladı.

Zaman, Haber: Mustafa Yüksel, 27.05.2008

HASANKEYF YOK OLACAK MI?

 

Doğa Derneği, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin korunması için Ilısu Barajı’na karşı 2005 yılında başlattığı çalışmaları hızlandırmış durumda... Hasankeyf... Batman-Midyat karayolu üzerinde, kuzeyden güneye kıvrılıp giden Dicle nehri kıyısında sanki bir masal şehir...

Sahip olduğu zengin tarihsel yapılar nedeniyle, 1981 yılında bütünüyle sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış. Ne zaman kurulduğu tam olarak bilinememekle birlikte, şehrin jeopolitik yapısı ve kazı buluntularına göre bölgede insan yerleşimi MÖ 4000 civarında başlamış. İlk yerleşimciler, büyük olasılıkla Dicle nehri boylarındaki mağara ve vadilerde yaşamaktaydı.

“Hasankeyf Yok Olmasın” kampanyası çerçevesinde, ilçede bir ofis açan Doğa Derneği, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin korunması için Ilısu Barajı’na karşı 2005 yılında başlattığı çalışmaları hızlandırmış durumda...

Dicle Nehri üzerinde yapılması planlanan Ilısu Barajı, şu anda dünyanın en çok tartışılan baraj projesi... On yıldan bu yana çevre ve insan hakları örgütleri projenin kültürel, ekolojik, insani ve politik etkilerine karşı mücadele vermekte...

Barajın inşa edilebilmesi için Devlet Su İşleri’nin yerine getirmesi gereken 153 ön şartı denetleyen uluslararası bilirkişi heyeti, bugüne kadar şartların hemen hiçbirinin gerçekleştirilmediğinin altını çizdi. Yaklaşık iki yıl sürmesi beklenen çalışmalar sebebiyle, baraj inşaatı bir süre daha durabilir.

Ilısu, Suriye-Irak sınırına yaklaşık 65 kilometre uzaklıkta, 75 bin kilometrekarelik bir alanı kapsayan, dünyanın en büyük sulama ve elektrik üretimi projelerinden biri olan GAP Projesinin bir parçası... Öngörülen 22 barajdan şimdiye kadar yarısı tamamlanmış durumda... Ilısu Barajı, ilkbaharda oluşan sel sularını toplayarak su seviyesinin en yüksek olduğu dönemlerde ve elektriğin en çok talep edildiği saatlerde üretime geçecek şekilde planlanıyor. Yaklaşık 8 yıl sürmesi beklenen inşaatın yapımı, bir engel çıkmazsa bu yıl başlayacak... Maliyeti 1.2 milyar Euro. Kullanılabilirlik süresi ise, 50 ila 80 yıl arası...
Ilısu Baraj Projesi, 400 kilometre uzunluğundaki (Dicle ve Dicle’ye akan sular ve kolları dahil) doğal nehir kıyısı ekosistemi ve bu ekosisteme birleşik diğer yaşam alanlarının kalıcı kaybına neden olacak.

Doğal yaşam ortamlarının büyük kaybı sonucunda nadir, hassas, göçmen ve tehlike altındaki türlerin ekolojik bakımdan geçerli popülasyonları, projenin tamamen revizasyonu doğrultusunda yerinde koruma yapılması seçeneği tartışılmazsa, projenin etki alanı içinde yaşamlarına devam edemeyecekler...

Proje tarafından tehdit edilen ve öncelikli etkilenecek canlı türlerinden bazıları; gökkuzgun, kızıl akbaba, alaca yalıçapkını, bataklık kırlangıcının yanı sıra; yarasa ve balık türleri ile Fırat Kaplumbağası...

Latince adı adı “Rafetus euphraticus” olan ve “Rafet” olarak tanınan yumuşak kabuklu Fırat kaplumbağası, Hasankeyf’in yaşatılması için verilen bu uzun soluklu kampanyanın simgesi... Baraj yapılırsa, ne yazık ki, onların da soyları tükenecek...

Ilısu Baraj Projesi’nin, havzadaki tüm bitki ve hayvanları yok edeceğine, en verimli toprakların sular altında kalacağına, yerli halkın istemedikleri yerleşim bölgelerine taşınmak zorunda kalacağına inanmak istemiyor insan... Çünkü bölge, biyolojik çeşitlilik açısından inanılmaz zengin bir doğa alanı... Bir yanda binlerce yıllık tarih, diğer yanda benzersiz doğal alanlar...

Bu doğal alanların başını çeken Dicle havzasında yaşamını sürdüren kuş türlerini görünce, bu çeşitlilik karşısında insanın adeta dili tutuluyor.
Kayalardaki oyuklara yuvalanan onlarca kuş... Dürbünle bu hayatın detaylarını görmek insanı gerçekten heyecanlandırıyor, yok olma ihtimallerini düşünmekse üzüyor.
Bu eşsiz coğrafyada gelecek günlerin neler getireceğini düşünürken, Dicle kıyısındaki Yolgeçen Hanı’na geliyoruz. Kocaman bir mağaranın içinde iki katlı bir lokanta...

Yörenin halıları, kilimleri ve lambaları ile döşenmiş. Son derece dekoratif... Şirin mi şirin... Dışarısı bir hayli sıcak ama içerisi buz gibi bir bardak su içmişcesine ferahlatıyor insanın içini... Uzun süre kalırsanız ürpertiyor bile... O yüzden dışarıda, Dicle kıyısında çardaklar yapmışlar. Ayakkabılarınızı çıkararak birkaç merdiven çıkıyor ve aynı lokantanın içi gibi kilimlerle döşeli çardaklara arkanızı yaslayıp, Dicle’nin akışını seyrediyorsunuz... Bakır kaplarda minik kepçeyle sunulan ayranı içerken içinizi tatlı bir huzur kaplıyor. Üstelik, bu sessizlikte su sesi öylesine doğal ve dinlendirici geliyor ki... “Hep burada kalsam...” dedirtiyor insana. Öyle etkileyici...

İnsanları da iklimi gibi... Sıcacık... Tesadüfen kapısını çalıp, bir bardak süt istemeye görün! Bir anda kendinizi içerde buluyorsunuz. Önünüze fırından yeni çıkmış ekmeği ve o anda yapıverdiği ayranı, peynirle sunduktan sonra yedeklemeyi de ihmal etmiyor. Tarlasını ekiyor, tokgözlü... İstedikleri tek şey var: Hasankeyf’in olduğu gibi kalması...

Ilıca Barajı’nın yok edeceği canlılar
- Fırat Kaplumbağası: Sadece Fırat ve Dicle nehirlerinde yaşamını ürdüren Yumuşak Kabuklu Fırat Kaplumbağası Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de yaşamını devam ettirebilen bir tür. 
- Çöl Varanı: Cizre etrafındaki nehir kıyısındaki alanlarda üreyen tür bölgedeki en büyük kertenkele. 
- Tavşancıl: Hasankeyf ve Güçlükonak’ta üreyen büyük bir yırtıcı kuş. 
- Küçük Akbaba: Yuvalarını kayalıkları oyuklarına yapan, kama şeklinde kuyruğu olan sivri kafalı bir tür. 
- Kızıl akbaba: Dicle vadisinde bulunan ve hala üremekte olan tek kızıl akbaba kolonisi. 
- Küçük Kerkenez: Küçük bir yırtıcı kuş türü. 
- Bataklık Kırlangıcı: Kışı Afrika’da geçiren bir tür göçmen kuş. 
-  Büyük Kızkuşu: Güney Asya kökenli, Türkiye’de sadece Cizre’de yaşayan büyük bir kıyı kuşu. 
- Alaca Yalıçapkını: Boyu 25 cm’ye varan büyükçe bir tür kuş. 
- Gökkuzgun: Küçük, karga boyutunda ince yapılı bir kuş. 
- Küçük Sağan: Kırlangıç gibi kısa kuyruğu olan, küçük boylu bir tür kuş. 
- Kocagöz: Açık kahverenkli, ürkek bir tür kuş.

Vatan, Yazı: Betül Ark, 26.05.2008

KAYIP ŞEHİR PTEİRA GÜN IŞIĞINA ÇIKACAK

 

Yozgat'ın Sorgun İlçesi Şahmuratlı Köyü yakınlarındaki Kerkenes Dağı'nda İngiliz Arkeolog Geoffrey Summers ve eşi Françoise Summers başkanlığında 1993 yılında başlatılan yüzey araştırması ve kazılarda elde edilen bulgular çerçevesinde bölgenin, ''Kayıp Şehir'' olarak bilenen ''Pteria'' olduğu kanısına varıldı. Geçmiş yıllarda da Frig dönemine ait eser ve kalıntıların bulunduğu bölgede çalışmalarını sürdüren ekip, 1 Mayıs tarihinde başladıkları yüzey araştırmalarını tamamlayıp, 1 Haziran tarihinden 12 Temmuz tarihine kadar kazı çalışmasını yürütecek.
Kazı ekibinden Arkeolog Tuna Kalaycıoğlu, bu yıl kayıp şehir Pteria'nın nüfus yoğunluğuyla birlikte burada yaşamış insanlarla ilgili önemli bilgiler ortaya çıkarmaya çalışacaklarını söyledi. Kalaycıoğlu, yapacakları çalışmanın dünyada fazla yapılan bir çalışma olmadığını da belirterek, şöyle konuştu:


''Kerkenes’te daha önce yapılan çalışmalardan şehrin yapısını, binaların yerlerini, caddelerini, sokaklarını, surlarını, saray yapısını biliyoruz. O sokak ve cadde olarak düşündüğümüz yerlerde 1 Haziran’dan itibaren yapacağımız çalışmada, insan yoğunluğunu ortaya çıkartacağız. Bunun yanı sıra, cadde ve sokaklardaki yoğunluktan, cinsiyet ayrımı, yaş gruplarını çıkartmaya yönelik yöntemleri deneyeceğiz.''


Kalaycıoğlu, kayıp şehir olarak bilinen Pteria'nın bulunduğu yerleşim alanının insan kafasına benzetilerek, tez konusu yapıldığını da hatırlattı. Kalaycıoğlu, şöyle dedi:
''Kerkenes’in çıkardığımız haritadaki yapısına baktığımız zaman su sistemleri görmekteyiz. Güneşi ne kadar alıp, alamadığının etkisi şehrin duvarlarının yapılmasında daha önemli. Şehrin veya surun duvarları özel olarak yerleştirilmiş, gerçekten çevresine hakim ve o surlardan aşağı doğru indiğiniz zaman korumaya daha elverişli, şehrin korunmasına daha elverişli olduğu görülüyor. Yani şehrin yapılmasında bir bilinç var ama bu insan kafası değil, daha çok topografyanın etkisi, ya da güneşin etkisinden kaynaklanıyor.''

Bursa Hakimiyet, 26.05.2008

KAYIP CENEVİZ LİMANI BULUNDU

 

Kocaeli’nin Kandıra İlçesi Kerpe beldesinde, halkın "Ceneviz Limanı" diye nitelediği antik limanın 12 metre derinlikteki yeri tespit edildi.

Kocaeli Arkeoloji ve Etnografya Müzesi dalış ekibi, kıyıdan 200 metre ileriye doğru dağılmış, 6 ile 12 metre derinlikte tamamen yosunlarla kaplanmış limanının tam yerini ve konumunu belirledi. Ekipler, limanda ölçüm yapıp işaretler koydu. Çalışmalarla ilgili bilgi veren Müze Müdürü İlksen Özbay, şu bilgileri verdi: "Geçmişi MÖ 5’inci yüzyılın başına dayanan, ancak MS 2’nci yüzyılda en popüler dönemini yaşayan Ceneviz Limanı’nı bir projeyle eski haline getirmeyi planlıyoruz."

Hürriyet, Haber: Orhan Uzun, 26.05.2008

AYASOFYA 'TURİSTLERİN GEZİ LİSTESİ'NDE İKİNCİ SIRADA

 

The Telegraph gazetesine göre, turistlere tavsiye edilen 'Dünyanın başlıca 20 binası' listesinde Hindistan'da bulunan Taç Mahal birinci, Ayasofya ikinci, Avustralya'daki Sydney Opera Binası ise üçüncü sırada yer aldı.

 

Turistlere ziyaret etmeleri tavsiye edilen "Dünyanın başlıca 20 binası" listesinde İstanbul'daki Ayasofya Müzesi ikinci oldu. Seyahat konularında uzmanlaşmış DK Eyewitness Travel kuruluşu tarafından turistler için hazırlanan listede ayrıca Venedik'teki St Mark Kilisesi, Londra'daki Parlamento Binası, Paris'teki Pompidou Merkezi, Barcelona'da Kutsal Aile Kilisesi, Yunanistan'daki Partenon ve Fas'taki 2. Hasan Camii de bulunuyor.

Zaman, 26.05.2008

TARİH AYAĞA KALKMAYA DEVAM EDİYOR

 

 

Tarihi Çalıkuşu Evi’nin Kuşadası Belediyesi tarafından kamulaştırılarak restorasyonunun tamamlanmasından sonra şimdi de bitişiğindeki 74 ada 15 parselde yer alan tarihi ev ayağa kaldırılıyor.

 

Tarihi evi mirasçıları ile anlaşarak kamulaştıran Kuşadası Belediyesi’nin hazırlattığı projeler Aydın K.T.V.K. Kurulunca onaylandı. Projesine göre yapılacak bina Belediye Konuk Evi olarak kullanılacak. Onaylı projesine göre 2 katlı yapının yeniden yapılması işi ihale aşamasına geldi.

 

Yapının ön cephesi orijinal haline uygun olarak korunacak. Kültür kompleksi yaratmak için ise, Çalıkuşu Evi ile içerden irtibat sağlanarak, iki binanın müştereken kullanması sağlanmış olacak.

 

Yapının tamamlanmasından sonra Yıldırım Caddesi, Gümüş ve Yıldız Sokaklarda bu tip yapıların yenilenerek konaklama ve butik otel amaçlı olarak kullanılması teşvik edilecek.

Selçuk Bölge Haberleri, 26.05.2008

"MÜZELERE İLGİ GÖSTERELİM"

 

İzmir’in Ödemiş İlçesi Müzesi Müdür Vekili Sevda Çetin Müzeler Haftası nedeniyle, Ödemişli tüm kurum ve kuruluşlara, sivil toplum örgütlerine mesaj verdi. Hafta nedeniyle çeşitli etkinlikler yapan Ödemiş Müzesi Müdür Vekili Sevda Çetin ilgisizlikten ve bilgisizlikten şikayetçi.

 

Sevda Çetin yaptığı açıklamada 2007’de Eylül’de geldiği Ödemiş Müzesi’nin bir çok eksiği ve yapılması gereken projeleri olduğunu belirterek şöyle konuştu: Ben ilk geldiğim zaman bu konuyla ilgili bir çok kişiye ve kuruluşa baş vurdum. Çeşitli etkinlikler için sponsor olmalarını istedim. Fakat girişimlerim sonuçsuz kaldı. Bizim desteğe, yaşayan halkın gezmesine, iş sahiplerinin maddi ve manevi desteğine ihtiyacımız var.”

 

En önemli ve ilk sırada yapılması gereken eylemin teşhir salonunun yapılandırılması olduğunu söyleyen Çetin “Teşhir salonumuzun yeniden yapılanması için proje desteği istiyoruz. Gerek özel, gerek sivil meslek odalarından bu yardımları bekliyoruz. Ve istiyoruz.” dedi.

 

Çetin, ayrıca Ödemiş Müzesi’nde diğer sahil müzelerinde olan dinlenme yerleri, cafe tarzı yerlerin olmaması, gelenlerin vaktini güzel geçirmesi ve ihtiyaçlarını karşılaması açısından engel teşkil ettiğini belirten Çetin “ Bu tür oluşumlar için Belediye Başkanımızdan, Meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinden yardım ve destek bekliyoruz.” şeklinde konuştu.

 

Müze Ödemiş’te, Ödemişlilerin hizmetinde, sahiplenilmesi gerekiyor. Ödemiş’in çevresinden çıkan eserler sergileniyor. O eserler bizim geçmişimiz.” şeklinde konuşan Çetin daha sonra şunları söyledi: Bizler İstanbul’da hiç sponsor zorluğu çekmezdik. Ama burada bir kültür ve birikim boşluğu var.” dedi.

 

Öte yandan Belediye Başkanı Mahmut Badem “Ben müzelerimizin her türlü ihtiyacını karşılamaya çalışıyorum. İlçe sınırları dışında olmasına rağmen Çakırağa konağının yangın hortumundan, musluğuna kadar sorununa yetişmeye çalışıyorum. Buradaki müzemiz içinde her türlü sıkıntılarında tabii ki yanlarında olmaya çalışırım. Bahçe düzenlemelerine gerekli desteği veririm ama müzenin cafe gibi ihtiyacına karışamam. Çünkü bunun masrafını gösteremem. Kurumlarımız ayrı ve Belediyenin yetkileri içinde böyle bir sorumluluk yok.” şeklinde konuştu.

Selçuk Bölge Haberleri, 26.05.2008

YEŞİL TÜRBE'NİN ARDINDAN YEŞİL CAMİ'DE DE RESTORASYON BAŞLAYACAK

 

Uzun yıllardır ihmal edilen Yeşil Cami'nin restorasyonu, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün bu yılki programına girdi. Yeşil Türbe'nin ardından Yeşil Cami ve daha sonra da Osmangazi ve Orhangazi türbeleri onarılacak.

 

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'in geçtiğimiz hafta ziyaret ederek Kur'an-ı Kerim dinlediği Yeşil Cami restore edilecek. Yeşil Türbe'deki restorasyon çalışmalarının haziran ayında tamamlanacağı ve hemen ardından Yeşil Cami'nin, daha sonra da Osmangazi ve Orhangazi türbelerinin onarımına başlanacağı bildirildi. Yeşil Türbe'deki çalışmaların uzamasına sebep olan orijinal çini ise İznik'te yapılacak ve böylece yurtdışında çini aramaktan vazgeçilecek.

 

Uzun yıllardır ihmal edilen Yeşil Cami'nin restorasyonu, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün bu yılki programına girdi. Tarihi mirasın bir hazine olduğunu söyleyen Bursa Valisi Şahabettin Harput, hazinenin kıymetinin bilinmesiyle 'hazine' özelliğini koruyabileceğini belirtti. Bursa'nın 'tarih ve kültür' şehri özelliğini ortaya çıkarmakta ısrarcı olduğunu vurgulayan Harput, Cihan muhabirine tarihi eserlerle ilgili projelerini anlattı.

 

Yeşil Türbe'deki restorasyon çalışmalarının sürdüğünü anlatan Vali Harput, "Yeşil Türbe'nin restoresinin yüzde 70'i tamamlandı. Çalışmalar orijinal çini bulunamaması nedeniyle durdurulmuştu kısa süreliğine, ancak arkadaşlar bana orijinal çininin İznik'te bulunduğunu ve çalışmaların yeniden başlayacağını bildirdi. Böylece türbe için yurtdışından çini getirilmeyecek." dedi. Çalışmaların haziran sonunda bitmesinin beklendiğini aktaran Vali Harput, şöyle konuştu: "Osmangazi ve Orhangazi türbelerinin onarımı da Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün bu seneki programlarına alındı. Tarihi miras en kıymetli hazinemiz. 'Hazinemiz' demek lafla olmaz, hazineyi hazine gibi korumak ve ona gerçek değerini vermek zorundayız."

 

Ulucami'deki restorasyonun devam ettiğini dile getiren Vali Harput, çalışmaların Bursa'daki tüm tarihi mekanlara yayılacağını söyledi. Restore çalışmalarının bir bölümünün Kültür ve Turizm Bakanlığı, bir bölümünün de Vakıflar Bölge Müdürlüğü, belediyeler, İl Özel İdaresi ve sivil toplum kuruluşlarınca yapıldığını kaydeden Vali Harput, şunları aktardı: "Pek çok vatandaşın haberi yok, ancak yasal düzenleme yapıldı: Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Katma Değer Vergisi Kanunu'nda yapılan yasal değişikliklerle tarihi eserlerin restorasyon giderleri vergiden düşürülüyor. Yani hükümet eğitim ve sağlık yatırımına katkı sağlayanlara nasıl vergi kolaylığı sağlıyorsa aynı uygulamayı tarihi eserler için de geçerli hale getirdi. Her geçen gün yıkılmaya yüz tutmuş eserlerimiz ecdadımızı hüzünlendiriyor, onların kemiklerini sızlatıyor. gerçekten bizleri de sızlatan bir durum var. Dışarıdan gelenler de 'bu millet tarihine böyle mi sahip çıkıyor?' dememeli. Tarihi eserleri restore etmek isteyenlere büyük imkan sağlıyoruz." diye konuştu.

 

Bursa'nın en güzel anıtlarından olan Yeşil Türbe ve Yeşil Cami inşaatı Sultan 2. Murat zamanında 1412 yılında başladı, 1419'da tamamlandı. Cami, ölçülerinin ahenk ve asaleti, kabartma ve süslemelerinin zarafeti ve bolluğu, çinilerinin pırıl pırıl ışıldamasıyla tanınıyor.

Zaman, Haber: Fatih Karakılıç, 25.05.2008

"İSTANBUL'A VEFA BORCUMUZU ÖDEME ZAMANI"

 

Herkesin bildiği ve merakla beklediği İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları dün üst düzey devlet yöneticilerinin de katıldığı bir toplantıyla tanıtıldı.Dolmabahçe Sarayı'nın görkemli muayede salonunda düzenlenen törene, Başbakan Erdoğan'ın da katılacağı duyurulmuştu.

Erdoğan yoktu ama TBMM Başkanı Köksal Toptan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Koordinasyon Kurulu Başkanı Hayati Yazıcı, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İstanbul milletvekilleri, İstanbul Valisi, Belediye yöneticileri oradaydı. 2010 projesinde görev ve sorumluluk alanlarla birlikte basının da katıldığı toplantının açılışını 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu yaptı. Çolakoğlu; sivil toplum, yerel yönetim ve merkezi hükümet birlikteliği ile gerçekleştirilen projenin Türkiye’deki demokrasi kültürünün ve bu kültürün getirisi olan yeni yönetişim modellerinin benimsenmesine katkıda bulunacağını vurguladı.

 

Danışma Kurulu başkanı olarak Hüsamettin Kavi, İstanbul Valisi olarak Muammer Güler, yetkili devlet bakanı olarak Hayati Yazıcı'nın da birer konuşma yaptıkları toplantıda, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın sözleri dikkate değerdi. Günay, 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesiyle İstanbul'a gecikmiş vefa borcumuzu ödeyeceğimiz söyleyerek başladı. Kente yakın zamana kadar hoyrat ve hatta gaddar davrandığımızı, bu şehrin gözünü çıkarttığımızı söyleyen Ertuğrul Günay, kentin siluetinde sorumsuzlukların ve açgözlülüklerin etkili olduğundan söz etti. Günay, 2010'u en çok bize dayattığı zaman sınırlaması nedeniyle önemsediğini anlattı. "Essen ve Beç kentleriyle bu sıfatı paylaşmak İstanbul için bir iltifat değildir. Ama biz zaman kullanma sorunu olan bir kültürden geliyoruz, tevekkül içinde bir toplumuz. 2010 bizi bir zamanla sınırlıyor, hızla azalan bu zaman içinde ciddi bir dayanışma göstermemiz gerekiyor" diyen Günay, pek çok işin başlatıldığını ama pek çoğunun hala beklediğini söyleyerek Beyazıt Kütüphanesi, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi, Topkapı Sarayı, Tarlabaşı gibi yerlere işaret etti. Günay sözlerini "Bunları halletmemiz lazım. Sadece AKM çevresindeki sanat etkinliklerinden ibaret olursa, 2010 saman alevi gibi söner, Tuzladan itibaren Bizans'tan, Osmanlı'dan, Cumhuriyet'ten ne kaldıysa tozlarını silkeleyip işlevselleştirmemiz lazım" dedi.

 

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları, Kentsel Uygulamalar, Kültür Sanat ve Turizm ve Tanıtım başlıkları altında üç ana eksende yürütülüyor. İlkinde kentin kültürel mirasının korunması, ikincisinde sanatın etkinliklere uzak kalan diğer İstanbullulara da ulaştırılması ve kentin kültür sanat altyapısının geliştirilmesi ve son olarak daha iyi tanıtımla kentin turizm gelirini artırmayı hedefliyor.

 

Toplantıda açıklanan örnek projeler arasında az bilinenlerden bazıları şöyle: İstanbul Meydanlar Projesi, Yenikapı Müzesi, İmparatorluk Müzesi, Biosphore (Doğa Bilimleri Merkezi), Mimar Sinan Müzesi, Engelliler için Engelsiz Kent, İstanbul’da Yaşıyor ve Çalışıyor (Ünlü 10 Sanatçı İstanbul'da), Taşınabilir Sanat, Sanatın Anadolu Aydınlanması, Uluslararası Fotoğraf Festivali, "Milli Takım" Gençlik Orkestrası, Çağdaş Müzik Tiyatrosu Festivali, 29. Paralel (Farklı ud çalma üslupları), Dünya ile Temas (uluslararası genç sanatçı buluşması), İstanbul Tiyatrolar Haritası, Uluslararası Bale Yarışması, Promethiade (Terzopoulos oyunun prömiyeri),Roman Yarışması, İstanbul Edebiyat Haritası, Dillere Destan İstanbul (Konuk yazarlar), 10 İstanbul (10 ünlü yönetmenden kısa filmler), Türk Sinemasında İstanbul, Bir Açık Plan Stüdyo Olarak İstanbul’u Hayal Etmek (dünya sinemasını davet etmek)

Radikal, 25.05.2008


******


"İSTANBUL DÖNÜLMEZ BİR KÜLTÜR SANAT YOLCULUĞUNDA"

 

İstanbul 2010 Kültür Başkenti Yürütme Kurulu Başkanı Nuri Çolakoğlu : Yeni Mekanlar yapılacak

Yenikapı Müzesi: Yenikapı bölgesi, Yenikapı kazılarında (üstte) ortaya çıkan jeoarkeolojik bulgular, limanlar, gemiler, eşyalar ve fosillerin sergileneceği bir Kent Arkeolojisi Müzesi ve Arkeolojik Park olarak düzenlenecek. Kazıların üstü çelik ve cam konstrüksiyonlarla kapatılacak. Sarı Kasklı Geziler adlı programla gezilebilecek.

Ayazağa Kültür Merkezi: 1995’ten beri yapımı devam eden bu kompleks, 2500 koltuklu konser salonu, 950 kişi kapasiteli çok amaçlı salonu ve sinemalarıyla Türkiye’nin en büyük kültür merkezi olacak.

Rami Kışlası Kütüphanesi: 250 yıllık Rami Kışlası, halk kütüphanesi ve kültür merkezine dönüştürülmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devrediliyor.

Sütlüce Kültür ve Kongre Merkezi: Tarihi mezbahanın konferans ve performans merkezine dönüştürülme projesini Büyükşehir Belediyesi yürütüyor. 73 bin metrekarelik alanda konser, sinema, tiyatro ve sergi salonları bulunacak.

ESKİ YAPILAR PARLATILACAK

Eminönü-Tarihi yarımada yayalaştırma projesi: Eminönü Belediyesi’yle birlikte, seçilen bazı pilot bölgelerde mimari tasarım destek ağı oluşturularak; ulaşım, yayalaştırma ve fiziki planlar yapılacak.

AKM projesi: 1960’ların sonunda açılan ve İstanbul’un ilk büyük performans mekanı olan Atatürk Kültür Merkezi’nin yenilenmesine başlandı. 2009’un Eylül ayında yeniden açılacak.

Topkapı Müzesi’nde restorasyonlar: Çin ve Uzakdoğu porselenleri depreme karşı dayanıklı kaidelerde teşhir edilecek. Silah ve padişah giysilerinin sergilendiği bölüm yenilenecek. Sarayın depoları restore edilecek.

Ayasofya ve Aya İrini müzeleri: Kubbelerdeki tavana yakın noktalardaki mozaik ve hat levhalarının daha yakından incelenmesi için interaktif levhalar yerleştirilecek.

Arkeoloji Müzesi (üstte): Müzede teşhirdeki nesneler çeşitlendirilecek, ayıklanacak. İnteraktif ekranlarla bu nesnelerin öyküleri eklenecek. Ayrıca koleksiyona dahil nesne ve bilgiler bir veri tabanına aktarılacak.

Resim Heykel Müzesi: Koleksiyona ait nesne bilgileri kurgulanarak sanal müze yaratılacak. Geniş ziyaretçi kitlelerine açılacak.

Önce kısaca hikayesini anlatalım. Avrupa Birliği 1985’te Avrupa Kültür Başkenti (AKB) adlı bir program başlattı. Her yıl bir şehir, Avrupa’nın kültür ve sanatın merkezi görevini üstleniyordu. 1999’dan beri bu program AB’ye tam üye olmayan ülkelere de açıldı. Bunun üzerine hemen Türkiye’de de bir sivil girişim oluşturuldu ve AKB’yi İstanbul’a getirmek için çalışmalar başladı. 2005’te Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu sivil girişime destek verdiğini açıkladı. Mart 2006’da AB’nin bu işten sorumlu seçici kurulu, İstanbul için çalışan sivil girişimin yaptığı sunumu çok beğendi. En sonunda kurul, 2010 yılı için Avrupa Kültür Başkenti olarak Macaristan’ın Peç ve Almanya’nın Essen şehirleriyle birlikte İstanbul’u seçtiğini açıkladı. O günden beri bir sürü kişi İstanbul’u 2010’a hazırlamak için uğraşıyor. Kasım 2007’de çıkan 5706 sayılı İstanbul 2010 AKB yasasının öngördüğü şekilde birçok farklı kuruldan oluşan bir ajans kuruldu. AKB Ajansı bir lansmanla programını ve çalışmalarını kamuoyuna açıkladı. Ajansın anahtar ismi Nuri Çolakoğlu’yla bugüne kadar ne yaptıklarını, İstanbul için neler planladıklarını konuştuk.

İstanbul 2010, bir otomobilin marş motoru gibi. Yani arabayı çalıştırmak için bir anahtarı çevirmen yetiyor, küçük motor çalışıyor, küçük motor büyük motoru çalıştırıyor ve sonunda iki tonluk demir yığını yürümeye başlıyor. Bizim projemizde İstanbul için müthiş bir başlama vuruşu yapacağız. Çünkü unutmayın, dünyanın en eski metrolarından biri İstanbul’da yapılmış: Tünel’den Karaköy’e. Ondan sonra da ilerlememiş. Uzun yıllar İstanbul’a metro niye gerekli diye tartıştık durduk. Sonra cesur adamın biri eline kazma alıp bir yerden kazmaya başladı ve şimdi İstanbul muhteşem bir metro ağına kavuşuyor. Demek istediğim başlamak çok önemli. Hareketin devamı gelir. İstanbul 2010 da şehri kültür sanat açısından dönülmez bir yola sokacak. Yani sadece bir yıllık bir proje değil bu. 2010 için başlatılan işler daha sonra da devam edecek. Hatta 2010’daki başarımızdan güç alarak "dünya kültür başkenti" adayı olmayı planlıyoruz.

Avrupa ilk başlarda bu projeyi Avrupa kültürel geçmişini temsil eden Atina, Berlin, Paris, Floransa gibi şehirlere veriyordu. Fakat sonra bu fırsatı kullanarak kendilerinin adını haritaya yerleştirebilsin diye ikincil önemdeki şehirlere de şans tanıdı. Avrupa Kültür Başkenti olmak çok önemli bir fırsat. Bu fırsatı bazı şehirler iyi kullanamadı. 1994’te Glasgow ve 2004’te Lille gibi şehirler çok iyi kullandı.

Örneğin Lille, Fransa’nın Belçika ve Lüksemburg sınırındaki 300 bin kişilik küçücük bir kenti ama 7 milyon turist çekti. Hálá da bu akın devam ediyor. Glasgow, Londra’ya rakip bir kültür sanat şehri haline geldi. Ama mesela Yunanistan’ın Patras şehri iki yıl önce bu fırsatı çok kötü harcadı. Çünkü yerel yönetim ve merkezi yönetim arasındaki kavga nedeniyle hiçbir şey yapılamadı, kaynadı gitti.

Bu proje Türkiye’de ilk kez sivil toplum, yerel yönetim ve hükümetin birlikte çalıştığı bir proje. Yönetim kurulunda belediyenin genel sekreter yardımcısı, vali muavini, İstanbul kültür turizm müdürü, İSO meclis başkanı, İTO yönetim kurulu sayman üyesi, iki sivil toplum temsilcisi, iki de kültür sanat profesörü yan yana oturuyor. Böylelikle yeni bir yönetişim modeli yaratmaya çalışıyoruz. 2010’dan sonra da bu tür büyük projelerde çok kullanılacak bir modeldir bu. Çünkü hem halkın kararlara katılımını sağlıyor, hem de bürokrasiyi azaltıyor. Örneğin birçok işin ihalesiz yapılmasını öngörüyoruz.

Yerel yönetimler projelerini 2010 üstünden götürmek istiyor. Çünkü herkes bürokrasiyi aşıp iş yapmak istiyor. Yani biz birçok şeyin kestirme yolunu bulduk ama buna karşılık da dünyanın en ağır denetimine tabiyiz. Devlet Denetleme Kurulu, Başbakanlık Denetleme Kurulu, Sayıştay... Herkes tepemizde! Ama çok şeffaf, çok açık ve çok katılımcı olduğumuz için başımızın derde girmeyeceğini düşünüyoruz. Bu açıdan rahatız.

Bir şiirde şöyle denir: "O balıklar ki derya içindedirler, deniz nedir bilmezler." Son yapılan bir araştırmaya göre İstanbul’da yaşamasına rağmen denizi görmemiş kişilerin oranı yüzde 14. Bu iki milyon kişi demek. İstanbul’da yaşayıp denizi görmemek için özel bir çaba sarf etmek gerek. 12.5 milyonluk şehir nüfusunun da kültür sanattan nasibini alamadığını düşünüyoruz.

Bu vesileyle kültür sanatı özellikle kentin çevrelerinden başlayarak halka taşımayı planladık. Gençlerin elinden çıkan 20 sanat projesi ve sergi İstanbul’un 32 ilçesindeki kenar mahallelerine TIR’larla taşınacak. Bölge halkının ayağına götürülecek. Belediyelerin çeşitli ilçelerde açtıkları kültür merkezlerini ve semt konaklarını canlı birer kültür sanat merkezi haline getireceğiz.

BÜYÜK ORGANİZASYONLAR

* 2010’da Yunanlı yönetmen Theodoros Terzopulos’un yönettiği ve Yannis Kunellis gibi dünya çapında bir sanatçının sahne tasarımlarını gerçekleştireceği "Promote’nin Özgürlüğü-Promethiade" dünya prömiyerini İstanbul’da yapacak.

* Berlin filarmoni (üstte) ve Viyana filarmoni orkestraları konser verecek.

* Vivaldi’nin Bayezid, Rossini’nin II. Mehmed ve Kraus’un Solimano operaları sahnelenecek.


İSTANBUL’U MALZEME YAPIN

Roman yarışması: İstanbul’da yaşamış dünyaca ünlü yazarlardan İstanbul’la ilgili bir roman yazmaları istenecek. Yarışmada dereceye giren romanların basım ve dağıtımı yapılacak.

Dillere Destan İstanbul: Avrupa Kültür Başkenti olmuş şehirlerden birer yazar belli sürelerle İstanbul’da konuk edilecek, burada üretecekleri eserler basılacak.

10 İstanbul: Yabancı 10 yönetmen gelip İstanbul’da kalacak, onların çekeceği ve her birinin başka bir semti anlatacağı on parçalık uzun metrajlı bir film yapılacak.

"Kültür sanat artık bir endüstri"

Hüsamettin Kavi - AKB Danışma Kurulu Başkanı ve İSO Meclis başkanı:
Kültür sanat bizde hep ekonomik ihtiyaçların karşılanmasından sonra imkan varsa yapılır, lüks gibi görülür. Bunun böyle olması gerekmediğini göstereceğiz. Dünyada yeni bir kavram var artık: Kültür endüstrileri. Kültür sanat, tıpkı sanayi ve turizm gibi ciddi bir iş. Hızla büyüyen, müşterisi de tüm dünya olan bir sektörden söz ediyorum. Elimizdeki değerleri dünyanın önüne sunacağız. Elbette bunun karşılığını da alacağız. Bugün İstanbul’a gelen turistler ortalama iki buçuk gün kalıyor ve 600 dolar harcıyor. Eğer burada beş gün misafir edip onlara bin dolar harcatabilirsek, yıllık turizm gelirimiz 10 milyar doları bulur. Bu proje ayrıca Türkiye’nin AB ile ilişkilerine çok ciddi katkı sağlayacak. Avrupa’nın kültürel köklerinin aslında bu topraklarda yattığını, Avrupa’daki bütün yeni fikirlerin buradan başladığını anlatacağız.

Eyüp Özgüç - AKB Genel Sekreteri

Farklı sosyo-ekonomik grupların, farklı yaş gruplarının ihtiyaçlarını, ilgi alanlarını belirleyerek oluşturduk projeleri. İstanbul’un seçilmesinin en önemli nedeni, sivil toplumun öncülüğünde oluşan Girişim Grubu’nun projeyi sahiplenmesiydi. Dolayısıyla projenin asıl sahipleri bu şehirde yaşayanlar.

Hürriyet Pazar, 25.05.2008

TOPBAŞ'IN 'GURURU' ÇÖPE GİTTİ

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın 500 uzmanla 100 bin YTL harcayarak hazırladığı ve ’gururum’ diye tanıttığı ’imar anayasası’, sivil toplum kuruluşlarının açtığı dava sonucunda iptal edildi.

İstanbul’un imar anayasasını hazırlamayı amaçlayan Belediye Başkanı Kadir Topbaş, 2004 yılında kolları sıvamış belediyeye bağlı BİMTAŞ şirketi bünyesinde “İstanbul Metroplolitan Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi-İMP” yi kurdu. Ardından imar palanları yapmak için ihale açtı. İhaleyi belediye şirketi olan BİMTAŞ kazandı. BİMTAŞ ise bu planları yapması için İMP’i görevlendirdi. İMP’de 500 uzman, 100 bin YTL hazırlayarak “İstanbul’un imar anayasası ” adı verilen 1/100,000’lik planları hazırladı. 14 Temmuz 2006 tarihinde bu plan İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından kabul edildi. Kadir Topbaş bu projeyi yakınlarına, “Şimdiye kadar yaptığım en iyi işlerden biri” diye anlattı. Ancak hazırlanan imar planlarına başta İstanbul Mimarlar Odası olmak üzere bir çok sivil toplum kuruluşu (STK) karşı çıktı ve dava açtı.

 

İstanbul 2. İdare Mahkemesi de dava sonucunda imar planını iptal etme kararı aldı. Mahkeme imar planını 3 gerekçeyle iptal etti. İlki imar planını çıkarma görevinin İMP’ye verilmesiydi. Çünkü belediyelerin il çevre düzeni planı hazırlanması ve onaylanması konusunda yetki vermesine ilişkin 5538 sayılı kanun 12 Temmuz 2006 tarihinde düzenlenmişti.

Bu tarihten önce bütün değişiklikleri belediye kendi bünyesinde yapıyordu. Bu tarihten sonra başka kurumlara yetki verme hakkı kazandı. Ancak belediyeye bağlı resmi olmayan İMP, bu tarihten önce kuruldu ve bu tarihten önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi İMP’ye bu işi verdi. Dolayısıyla ’kanun geriye yürümeyeceği’ için İMP’in imar planı yapma konusunda aldığı yetki geçersiz hale geldi.

İkinci olarak mahkeme bu işlemler sırasında ihale yapılmadığına ve işi yapan kişilerin gerekli niteliklere sahip olmadığına dikkat çekti. Çünkü İBB, imar planının yapılması için kendi bünyesinde BİMTAŞ şirketine işi vermiş, o da İMP’ye devretmişti. İşte bu noktada mahkeme, ihale yapılmadan İMP’e devredildiğini ve burada da ’planlama işini üstlenecek müelliflerin yükseköğretim kurumlarının şehir ve bölge planlama bölümünden mezun olma koşulunun yerine getirilmemiş olduğuna dikkat çekti.

3’üncü gerekçe ise imar anayasasında İstanbul’un siluetini değiştirecek Haydarpaşa, Zeytinburnu Port, Dubai Towers, Galataport gibi büyük ve tartışılan projelere yer verilmemesi. Üçüncü köprünün sözünün bile hiç geçmemesi . İmar anayasasının yetki alanı dışına çıkılarak Trakya’yı da kapsaması da iptal gerekçesi sayıldı.

Vatan, Haber: Öge Demirkan, 25.05.2008

TARİH İLGİ BEKLİYOR





Erzurum adı, tarihi ve kültürel varlıklarıyla ön plana çıkıyor. Sahip olunan tarihi varlıklar, İlçe kimlik ve özellik kazandırıyor.  Görkemli tarihi ve kültürel dokusuyla tanınan Erzurum'da ecdat yadigarları gereği gibi korunamıyor, kültürel varlıklar birer ikişer yok oluyor.

 

Minareleri dökülen Çifte Minareli Medrese, emsalsiz bir tarih ziyneti olmasına rağmen, yıllardır restorasyona alınmıyor. Minareleri çevreleyen çiniler kar ve yağmurun etkisiyle silinirken, Erzurumlu sadece seyrediyor.

 

Tarihi ve kültürel varlıklar envanteri güncelleştirilmeye muhtaç bulunan Erzurum'da, yok olan tarihi varlıkların başında çeşmeler ve eski Erzurum Evleri geliyor. Yeğenağa, Muratpaşa, Mumcu ve Narmanlı, Yeğenağa gibi tarihi mahallerde bulunan Erzurum evlerinin büyük bir bölümü yok oldu. Demirciler caddesindeki birkaç ev de yıkılmak üzere.

 

Erzurum'un en büyük tarihi kayıpları arasında çeşmeler geliyor. Suları kurutulan Cennet ve Kethüda Mehmet Çeşmesinin yanı sıra, mahalle aralarında bulunan hayratlar yıkılıyor. Tarihi çeşmelerle birlikte tarihi niteliği taşıyan sular ve kanalları da Erzurum hafızasından siliniyor. Yetkililer ise sadece mazeretler üretiyor.

Erzurum Gazetesi, 25.05.2008


******


DSP'DEN TARİHİ ESERLERE DUYARLIK ÇAĞRISI

 

DSP Erzurum İl Başkanı Tuncer Suer, Erzurum'daki tarihi eserlerin sağlıksız yapılaşma ve betonlaşma arasında kaybolup gittiğini öne sürdü.

 

Şehirde geçmişin izlerini taşıyan tarihi eserlere karşı hem kurumsal, hem de bireysel anlamda yeterince sahip çıkılmadığını söyleyen Suer, "Erzurum gibi tarihi öneme haiz bir şehir, sahip olduğu tarihi eserleri açısından sahipsiz bırakılmış durumdadır" dedi.

 

Son 20 yılda gerçekleştirilen düzensiz yapılaşma ve betonlaşmanın, tarihi eserleri adeta kendi kabuğuna hapsettiğini, tarihi eserlerin bakım, onarım ve restorasyonuna gereken önemin verilmediğini anlatan Tuncer Suer, "Yıllardan beridir Çifte Minareli Medrese'nin minarelerindeki tahribatla ilgili yazılıp, çiziliyor. Bu görkemli eserimiz maalesef her geçen gün biraz daha eriyor. Çifteler'deki durum bu iken, diğer tarihi eserlerin ne halde olduğunu kestirmemek zor değil" dedi.

 

Özellikle yerel yönetimlerin geçmiş yıllardan bu yana başta tarihi mezarlıklar ve evler olmak üzere çok çeşitli eserlerin tahrip edilmesine göz yumduklarını iddia eden Suer, "Anadolu'daki en önemli anıt mezarlardan olan Üç Kümbetler, maalesef ama geceleri alemcilerin mekanı haline gelmiştir." diye konuştu.

 

Tarihi eserlerin korunmasında en başta belediyelerin bilinç sahibi olması gerektiğini kaydeden DSP İl Başkanı Tuncer Suer, Erzurum basınının, tarihi mirasların korunması noktasında gösterdiği hassasiyetin mutlaka kayda alınması çağrısında bulundu. Vatandaşın tarihi eserlere olan yaklaşımında bilinç eksikliğinin olduğunu ifade eden Suer, "Bir kere yönetim kadrosunda olanlar, idareciler ve bu eserlerden birinci dereceden sorumlu olan kuruluşlar kendi üzerlerine düşeni yaparlarsa, vatandaşın bilinçlendirilmesi çok daha kolay olur. En görkemli eserin bile çivilerle delik deşik edildiği bir şehirde, yönetim kademesini bırakıp vatandaştan işe başlamak olmaz. Önce biz kendimizi düzelteceğiz, sonra vatandaşı bilinçlendireceğiz." şeklinde konuştu.

 

Tarihi mirasa sahip çıkılmamasının hem ecdada saygısızlık, hem de gelecek nesillere haksız olacağına vurgu yapan Suer, "Tarihi eserlerimize göstereceğimiz her duyarsızlık, gelecek nesillerin hakkını gaspetmek demektir. Başta belediyeler olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşları bu konuda daha hassas davranmaya davet ediyorum" dedi.

Erzurum Gazetesi, 25.05.2008

TOPKAPI SARAYI'NDA NOSTALJİK KAPICILAR





Osmanlı İmparatorluğu döneminde saray kapılarında duran "kapıcı"ların kıyafetlerini giyen görevliler, bir süredir Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki "Bab-ü Hümayun, Bab-üs Selam ve Bab-üs Saade kapılarını" bekliyor.

 

Turistlerden büyük ilgi gören kapı görevlileri, güvenlik hizmetlerinin yanı sıra turistlerle de bol bol fotoğraf çektiriyor.

 

Müze uzmanı Tuba Kurtuluş, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sarayda tarihsel kimlikleri canlandırma projesi bulunduğunu belirterek, şunları söyledi: "Biz de müzeciliğe uygun olarak gelen ziyaretçilere doğru görsel malzeme sunmak ve doğru bilgi vermek istedik. Bu nedenle de sarayda görev almış kişileri araştırdık. O dönemde ve bugün aynı pozisyonda çalışanları araştırdık. Bir baktık ki Osmanlı saray teşkilatında kapı görevlisi denen bir grup var. Kapı görevlilerinin işlevi bizim bugünkü güvenlik görevlisi arkadaşlarımızın göreviyle tam olarak örtüşüyor.

Kapı görevlilerini kıyafetleriyle canlandırmanın uygun olacağına karar verdik. Kapı görevlileri Osmanlı Saray teşkilatında nerelerde yer almışlar, diye baktık. Avlu içinde ve kapı önlerinde yer aldıklarını gördük."

 

Belli bir eğitimden geçen kapı görevlilerinin "Kapı Kethüdası ve Kapıağası" gibi üstlerinin var olduğunu da ifade eden Kurtuluş, "Günümüzde de her kapının önünde ve avluda güvenlik görevlileri var. O nedenle de kapı görevlilerini canlandırdık. Canlandırırken minyatürlerden ve Osmanlı sarayını görüp resmetmiş batılı ressamların albümlerinden yararlandık. O dönemdeki kapı görevlilerinin kıyafetlerini birebir orijinaline uygun aktarmak istedik" dedi.

 

Tuba Kurtuluş, kıyafetlerin orijinaline uygun olarak Ankara Olgunlaşma Enstitüsü tarafından hazırlandığını belirterek, "Şu an Bab-ü Hümayun, Bab-üs Selam ve Bab-üs Saade kapılarında ikişer görevli var. Kaftanlarında birbirlerinden farklı renkleri seçtik. Bunlar mavi, kırmızı, mor. Bu renkleri seçerken de Osmanlı döneminde kullanılmış renk skalasına sadık kaldık. Daha sonra kaftanların üzerine o dönemin desenlerine uygun baskı yapıldı" diye konuştu.

 

Kurtuluş, kapı görevlilerinin "kapıcı külahı" denen başlıklarının da aslına uygun olarak yine Ankara Olgunlaşma Enstitüsü tarafından yapıldığını belirtti. Geleneksel kıyafetli kapı görevlilerinin, sarayın kadrolu güvenlik elemanları olduğunu vurgulayan Kurtuluş, görevlilerin herhangi bir olay durumunda da müdahale edebildiklerine dikkat çekti. Kurtuluş, "Öncelikle görsel olarak bu kıyafeti taşıyabilecek arkadaşları tercih ettik. Güvenlik görevini de yapıyorlar, ama bu kıyafetleri giydikten sonra işin bir şov kısmı da başladı. Herkes onlarla fotoğraf çektiriyor. Turistler yoğun ilgi gösteriyor" dedi.

Radikal, 25.05.2008



18 - 24 Mayıs 2008

EFES'TE TÜRKİYE'NİN DEDİĞİ OLDU

 

 

Avusturya Arkeoloji Enstitüsü tarafından sürdürülen Efes arkeolojik kazı başkanlığına önerilen Doç. Dr. Sabine Ladstatter’e Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın itirazı sonuç verdi. Avusturya kazı başkanlığına Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Johannes Koder’i önerdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca olumlu karşılanan Koder için Bakanlar Kurulu kararı bekleniyor. 


Avusturya Arkeoloji Enstitüsü 1895 yılından bu yana İzmir’in Selçuk ilçesi sınırları içinde kalan Efes antik kentinde arkeoloji kazıları sürdürüyor. Avusturya Cumhuriyeti Sayıştay Kurumu’nun (Österreichisches Rechnungshof) geçen yıl sonunda Efes kazılarıyla ilgili yaptığı mali ve idari inceleme sonucunda Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Efes Arkeoloji Kazıları Başkanı Prof. Dr. Fritz Krinzinger görevden alınmıştı.


Krinzinger’in görevden uzaklaştırılması üzerine kazı başkanlığı görevine Doç. Dr. Sabine Ladstatter seçilmiş, ancak Türk Dışişleri Bakanlığı bu ismi kabul etmemişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı da Ladstatter’i seramik uzmanı olması ve akademik yetersizliği nedeniyle kabul etmeyeceğini açıklamıştı. Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ise 10 aday arasından Ladstatter’in isminin belirlendiğini belirterek ısrar etmişti. Bakanlık yeni isim belirlenmeden kazı izni vermeyeceğini belirtince, Avusturya, yeni bir isim belirledi.


Avusturya Arkeoloji Enstitüsü Başkanlığı’nı yürüten Prof. Dr. Johannes Koder, kazı başkanlığına aday oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu yeni isme sıcak bakıyor. Ancak arkeolojik kazı izinleri Bakanlar Kurulu kararıyla verildiğinden, bu kararın çıkması bekleniyor. Kazı başkanlığı reddedilen Doç. Dr. Sabine Ladstatter ise Koder’in iki yardımcısından biri oldu.

Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 24.05.2008


"EFES'TE ELEGAN ÇÖZÜM!"



Efes’te Avusturyalıların gerçekleştireceği kazıların başkanının kim olacağı sorunu uzun süren mücadeleler ve bekleme süreçlerinin ardından ilginç bir sonla noktalandı. İlginç; çünkü, bakanlığın Avusturyalıların ısrarcı oldukları ismi reddedip bekleme süresi üç ayı aştıktan sonra tekrar o ismin gündeme geldiği bir sonuçta anlaştı, ilginç; çünkü Efes tarihinde ilk kez bir Bizantolog kazı başkanı oldu.

 

Meraklılar daha önce basından okumuştur, Efes’in yeni kazı başkanı Bizans uzmanı Prof. Johannes Koder; ayrıca Koder’e, biri, iki kez başkanlığı reddedilen Sabine Ladstätter, diğeri de Prof. Michael Kerschner olmak üzere iki kişi yardım edecek.

 

Bu sonuca varılmadan önce Avusturya basınında çeşitli haberler yer almıştı. Bunlardan en ilginci, şüphesiz 'Politik Portal’de 14 Nisan günü yayınlanan, Andreas Mölzer’in açıklamalarıydı. Sıkı durun, yazının başlığı aynen şöyleydi: “Mölzer: Türkiye yalana dayalı bu şüpheciliğinden ve mantıksızlığından kurtulmalı!”. Yazıda Avrupa parlamentosu üyesi Andreas Mölzer, Ladstätter’in Efes’te kazı başkanlığına getirilmesinin Türk yetkililer tarafından engellenmesini anlaşılmaz bir skandal olarak tarif ediyor ve şöyle diyordu: “Ladstätter babasının Türkiye karşıtı görüşlerinden, daha doğrusu Türkiye’yi Avrupa Birliği’nde istememesinden dolayı kazı başkanlığı hakkından men edilmiş olabilir.” Bu bağlamda Avrupa Parlamentosu'ndaki Türkiye delegasyonundaki göreviyle bu karara yazılı olarak itirazda bulunacağını belirten Mölzer şöyle devam ediyordu: “Eğer durum sandığım gibiyse bu durum Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ait olmadığının başka bir delili olacaktır.” Yorum sizin!

 

24 Nisan’da 'der Standard’da çıkan yazıda –yani sonuca henüz ulaşılmadan önce- Avusturyalıların önceki kararlarında ısrarcı oldukları ve meslekdaş kavgalarının bakanlığımızı yanlış yönlendirdiği öne sürüldü. Mayıs başında iki ülke bakanları arasında yapılan önemli görüşmenin ardından 7 Mayıs’ta 'der Standard' ve 'die Presse’de birbirinin benzeri iki haber yayınlandı. Bu haberlerde bu defa sonuca yer veriliyor ve Efes kavgasında uzlaşma sağlandı, ‘Efes’e elegan çözüm’ bulundu deniyordu. İşlerin bu kadar uzamasında ve Ladstätter’in istenmemesinde bir entrika zincirinin söz konusu olduğu, bunu da Avusturyalı ve Türk meslektaşların yaptığı belirtiliyordu. Habere göre Avusturya’nın Efes kazılarındaki devamlılığı da böylece kesinleşiyordu, kesinleşmeyen tek şey Avusturyalı ekibin yanı sıra bir de Türk kazı yönetimi ekibinin kurulup kurulmayacağının bilinmemesiydi (Efes için Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın oluşturduğu bir söylentiye göre 6, bir diğerine göre 9 kişilik bilim heyeti pek hoşlarına gitmemiş olsa gerek...).

 

Aslında Efes için önerilen ismin Türk tarafınca reddedilmesinin ardından Avusturya da Arkeoloji Enstitüsü kurumlara çağrı yaparak adaylık için başvuruda bulunulmasını istemiş, bir bakıma Efes kazıları elden gitmesin diye alarm durumu verilmişti… Bu yüzden de Efes’i iyi tanıyan bilim adamları adaylıklarını koyarak bu soruna çözüm üretmeye çalışmışlardı. O zaman ortada seçim varmış gibi yapıp sonra da komplo teorisi üretmek bu olsa gerek…  

 

Şimdi… 22 Mayıs’ta İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde Efes Artemision sergisi açılışında bir tür gövde gösterisi yaptı Avusturyalılar. Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer de dahil olmak üzere bütün üst düzey yetkililer açılıştaydı. Ladstätter, kazı başkanı gibi meslektaşlarına yapılacaklar konusunda bildirilerde bulunsa da, aslında çok da net önlerini göremiyorlardı. Çünkü son iki hafta içinde ilginç bir gelişme oldu ve Avusturyalıların Efes için başvurduğu üç yüzey araştırması bakanlık tarafından reddedildi.  

 

İnsanoğlunun hırsı ve bu hırs çevresinde neler yaptığı, neler yapabileceği ilginç bir konudur. Tarih bunun yığınla örneğiyle doludur, bunların arasında tozu dumana katan fetihler de vardır, büyük başarılar da, büyük yıkıntılar da… Şimdi… Şimdi herkes bakanlığın kazılarla ilgili kararını bekliyor, Efes’e gönül verenler –Avusturyalılar da dahil– kimbilir belki de bu yıl Avusturyalılara Efes’te kazı için izin verilmemesinin –henüz izin çıkmadı– ‘güç bende artık’ diyenlere iyi bir cevap olacağını düşünüyor.

 



1. Dip not: Bu karabasan içinde bir ışık gibi yükselen antik dünyanın yedi harikasından biri Efes Artemis Tapınağı sergisini mutlaka görün, İstanbul ve Efes Müzeleri’ndeki 500’e yakın eser sergileniyor. Avusturyalıların finanse ettiği sergide Viyana Efes Müzesi’nden parça yok ama serginin düzenlenişi, bilgilerin sunumu, özetle konsepti çok başarılı.

 

2. Dipnot: Avusturya basınında çıkan haberleri çeviren Mehmet Can Mincinozlu’ya teşekkürler…

PAMUKKALE'DE BÜRO SAVAŞI

 

 

Denizli’de danışma bürosu krizi çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı büroda hediyelik eşya satılmasına karar verdi. Restorana dönüştürme isteği geri çevrilen Özel İdare de büronun yıkılmasını istedi.

Aydın 2 No'lu Anıtlar ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, beş ay önce Pamukkale'de travertenlerin yanındaki ormanlık alanda bulunan danışma bürosunun kuzey ve güney kapılarına taşınmasına karar verdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı kararı onayladı.

Özel İdare, büronun kendilerine devredilip restorana dönüştürülmesini istedi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, isteği reddetti, büronun el sanatları ve hediyelik eşya satış mağazasına dönüştürülmesine karar verdi. Özel İdare bu kez büronun yıkılmasını istedi.

Konu, Denizli Valisi Yavuz Erkmen'e iletildi. Vali Yardımcısı Halil İbrahim Ertekin, büroda el sanatları satılacağını belirtti, Özel İdare Sekreteri Adem Oklu yıkılması gerektiğini söyledi. Erkmen de, "Sorunları ortak akılla çözmeliyiz. En iyi kararı veririz" dedi.

Vali Yavuz Erkmen, Pamukkale'yi gezerken turizmci Mustafa Kertik, "Pamukkale'ye Japon Termal Kasabası yapalım. Japonya, Pamukkale'ye akar" önerisinde bulundu. Erkmen ise, halkı dinleyip karar verileceğini söyledi.

Hürriyet Ege, 24.05.2008

BERGAMA MÜZESİ'NDE BİLET YOLSUZLUĞU

 

Bergama'da bulunan Bergama Müze Müdürlüğü'nde çalışan N.N., gişe ve koruma görevlisi Y.T., Akslepion Restaurant'ın sahibi B.Ç., Türkay Onyx'in işletmecisi H. K. ve Karavan Kamping Sorumlu Müdürü Ü.E. bilet yolsuzluğu yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alındı. Emniyet'teki sorgularında susma hakkını kullanan zanlılar, Bergama Adliyesi'ne götürüldü. Emniyet ekipleri, araçlarda ve kişilerin evlerinde yaptığı aramalarda biletler ele geçirdi.

Haber Ekspres, 24.05.2008

MUNCH'UN 'ÇIĞLIK'I YENİDEN MÜZEDE

 

Norveçli ressam Edvard Munch'ün ünlü tablosu 'The Scream' (Çığlık), dört yıl sonra Oslo'daki Munch Müzesi'nde yeniden sanatseverlerin karşısına çıktı.

2004'te müzeden çalınan tablo, 2006'da bulunmuş, ancak bu sürede gördüğü hasar nedeniyle onarıma alınmıştı. Edvard Munch'ün 1893'te yaptığı tabloda, sırtını batmakta olan güneşe vermiş, parmaklıklara yaslanan, ağzı korku ve dehşetle açık, avuçlarıyla doğadan gelen sonsuz çığlığa karşı kulaklarını kapamaya çalışan bir insan figürü yer alıyor.

Zaman, 24.05.2008


MY NAME IS JONES
INDIANA JONES...

"INDIANA JONES ARKEOLOG DEĞİL, MEZAR HIRSIZI"

 

Yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı "Indiana Jones" serisinin dördüncü filmi "Kristal Kafatası Krallığı"nda yeniden serüvenci arkeolog olarak karşımıza çıkan 66 yaşındaki Harrison Ford, arkeologlardan ağır eleştiriler alıyor.

"Harrison Ford iyi ki gerçekten arkeolog değil. Çünkü uyguladığı yöntemler yüzünden meslektaşlarının çok ağır eleştirilerine hedef olurdu" yorumları yapılıyor.

Dünya Arkeoloji Kongresi Başkanı Prof. Claire Smith, filmle ilgili olarak şunları söyledi: "Indiana Jones karakteri çok eğlenceli biri, ama bir arkeolog olarak, ahlaki açıdan tam bir kabus. Mesela uluslararası antlaşmaları yok sayıyor, içeride hapis kalmamak için buluntuların olduğu mağaraları yok edebiliyor."

Arkeologların, amacının geçmişi korumak olduğunu ve asla çıkar sağlamak olmadığını belirten Prof. Smith, "Filme bakılırsa Harrison Ford, asla bir arkeolog gibi değil, mezar hırsızı gibi davranıyor" diye konuştu. Filmde emperyalist bir temanın işlendiğini de savunan Smith, filmden "dünyanın ücra köşelerinde bulunan eski eserlerin korunması, Batı’nın vazifesiymiş gibi bir sonucun" da ortaya çıktığını söyledi.

Hürriyet, 24.05.2008

HARRISON FORD, AMERİKA ARKEOLOJİ ENSTİTÜSÜ YÖNETİMİNE SEÇİLDİ

 

 

Yıllar boyunca beyazperdede efsanevi arkeolog “Indiana Jones” olarak tanındıktan sonra, ünlü aktör Harrison Ford artık Amerika Arkeoloji Enstitüsü’nün (AIA) Yönetim Kurulu üyesi oldu. 22 Mayısta yeni filmi “Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı” vizyona girecek olan aktör gerçek yaşamında da kendisini arkeolojiye adadı ve “Bilgi güçtür, geçmişi anlamak ise bugün ve gelecek ile başa çıkabilmek için gereklidir” dedi. 

 

Amerika Arkeoloji Enstitüsü (AIA) Kuzey Amerika’nın arkeoloji ile ilgilenen en büyük ve en eski organizasyonu. 250.000 üyesi ve 105 şubesi ile bu kuruluş, dünya çapında arkeolojik kazılara, araştırma ve koruma faaliyetlerine destek vermekte. 

 

Enstitü başkanı Brian Rose “Harrison Ford arkeolojik araştırmanın toplumsal ilgi yaratmasında önemli bir rol oynadı. Kendisinin AIA’nın yönetim ekibine katılmasından büyük haz duyduk” dedi. 

 

Öte yandan, AIA’nın yayın organı olan Archaeology dergisi de Mayıs/Haziran sayısında, Indiana Jones’un son filminin konusu olan kristal kafatası ile ilgili sırları kapak konusu yaptı. 

pr-inside.com ve www.archaeology.org/0805/etc/indy.html, Haber: Laura Goldberg, 16.05.2008

INDIANA JONES KOMÜNİSTLERİ KIZDIRDI

 

Yeni Indiana Jones filmi Rusya’da komünistlerin tepkisine yol açtı. Komünist Parti, “Indiana Jones ve Kafatası Krallığı“nı, tarihi çarpıtarak anti-Sovyet propaganda yapmakla suçladıl ve gösteriminin yasaklanmasını istedi.


Rus Komünist Partisi üyeleri, arkeolog Indiana Jones’un (Harrison Ford) 1957’de mistik güçleri olan bir kafatasını bulmak için Cate Blanchett’in canlandırdığı kötü bir KGB ajanıyla mücadelesinin anlatıldığı ‘Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı’ adlı serinin son filmini ‘tarihi saptıran kaba bir Sovyet karşıtı propoganda’ diye niteleyip sinemalarda yasaklanması çağrısı yaptı.

Komünist Parti üyelerinin internette (www.kplo.ru) yayımlanan tartışmalarında, “Harrison Ford ve Cate Blanchett’ın CIA’nın uşağı, ikinci sınıf oyuncular” oldukları belirtilerek, Rusya’ya girmelerinin yasaklanması isteniyor.


"Bu insanların hiç utanması yok” çıkışı yaparken, Andrei Gindos oyunculara yüklendi: “Harrison Ford ve Cate Blanchett CIA’e köpeklik eden ikinci sınıf oyuncular. Bu insanları ülkemize girme hakkından mahrum etmeliyiz.”

Sovyetler Birliği’nin ABD ile birlikte Hitler’i yendiğini hatırlatan bir parti üyesi, “Bu insanlarda utanma yok. Çocukları komünistlerle korkutmaya devam ediyorlar” derken, bir diğeri de “Bizim kadınlarımız Nazilere benzemiyor ama belki Cate Blanchett işsizlikle tehdit edildiği için bu filmi yapmıştır” diyor.

Filmin ‘ideolojik bir sabotaj’ olduğunu savunan parti şefi Sergey Malinkoviç “Sinemaya 1957’de ne olduğundan habersiz gençlerimiz gidiyor. Sinemaya gidip 1957’de ABD’nin başına dert açtığımız ve neredeyse nükleer savaşa yol açtığımızdan emin olacaklar. Bu saçmalık. 1957’de komünistler, Amerika’da kafatası peşinde koşmadı. Neden bu tür bir yalana ve Batının gençlerimizi kandırmasına göz yumalım?” çıkışı yaptı. Film, Rusya’da önceki gün 808 sinemada gösterime girdi.

Cumhuriyet-Bugün, 24.05.2008


TARLABAŞI PROJESİ GÖRÜCÜYE ÇIKTI

 

İstanbul'un tarihi semtlerinden Tarlabaşı yenileniyor. Beyoğlu Belediyesi tarafından gerçekleştirilen 'Tarlabaşı Yenileme Projesi' kapsamında toplam 20 bin metrekarelik bir alanda 278 bina restore edilecek.

 

Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi'nde düzenlenen 'Tarlabaşı Geleceğini Paylaşıyor' sergisi Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın katıldığı bir davetle açıldı. Sabah Gazetesi'nde yayınlanan habere göre; Beyoğlu Belediyesi'nin ev sahipliği yaptığı davette konuşan Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, İstanbul'un tarihi değerler açısından önemli bölgelerinden biri olan Tarlabaşı'nın büyük bir dönüşüme hazırlandığını ifade etti. Tarlabaşı ve çevresinin yıllarca ihmal edildiğini ve kültürel zenginliğin korunamadığını belirten Demircan, Tarlabaşı'nın küçük parsellerden oluşan ve çağdaş ihtiyaçları karşılamayan yapısı, dar sokakları ve otopark sorunu, kötü çevre koşulları nedeniyle mülk sahiplerinin yatırım yapamadığı ve yüksek proje maliyetleri yüzünden yıllarca ihmal edildiğini söyledi.

Tarlabaşı Yenileme Projesi ile bölgenin çağdaş ve modern bir görünüme kavuşacağına dikkat çeken Demircan, proje kapsamında toplam 20 bin metrekarelik alanda 278 binanın restore edileceği ve 90 bin metrekarelik bir kullanım alanı bulunduğunu dile getirdi. Projeyle mülk sahipleri ile yatırım sahiplerini buluşturduklarını kaydeden Demircan, serginin 1 ay açık olacağını, uzmanların ve ilgili tarafların önerileri ile son şeklini alacağını söyledi. Restorasyon için seçilen bölgedeki binaların yüzde 3.5 oranında kullanıldığını ve mülk sahipleri ile anlaşmaların yapıldığını belirten Demircan, kiracıların da sürece katılması için TOKİ ile protokol hazırlandığını ve çekilişsiz kurasız daire edinmelerinin sağlandığını kaydetti. Törene katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise İstanbul'un tarihi dokularından Tarlabaşı'nın yeniden kazanılmasının önemli bir proje olduğunu belirtti. Günay, İstanbul'un dünyanın çok özel yerleşim alanlarından biri olduğunu belirterek, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinin bu kıymetin bilinmesini sağlayacağını dile getirdi. Günay, 2010'a hazırlık çerçevesinde fiziki mekanların tarihi dokuya uygun hale getirildiğini anlattı.

Tarlabaşı Yenileme Projesi, yaklaşık 2 yıl süren bir çalışma sonucunda uygulama aşamasına geldi. Tarlabaşı'nda 9 adayı kapsayan bölge için hazırlanan projeler, Koruma Kurulu tarafından onaylandı ve Beyoğlu Belediye Meclisi tarafından kabul edildi. Tarlabaşı bölgesinde başlayacak olan ve mevcut kentsel doku ile mimari yapılaşma özelliklerini de dikkate alan yenileme projesinin yalnızca mekânsal boyutu ile değil, toplumsal ve ekonomik boyutu ile önemli bir çalışma olduğu belirtiliyor. Beyoğlu Sanat Galerisi'nde sergilenen proje 22 Haziran'a kadar açık olacak.

Kültür Bakanı Günay, Tarlabaşı'nın yüzde 5'inden az bir kısmında yenilenme projesinin uygulanacağını belirterek, binaların yoğunluk ve yüksekliğinin değişmeyeceğini, iç avlular ve yeraltı otoparkları oluşturulacağını, binaların dış cephelerinin iyileştirileceğini söyledi.
Turizmdebusabah, 23.05.2008

ÜNYE KALESİ'NDE RESTORASYON





Ordu'nun Ünye İlçesi'nde yer alan, 2500 yıllık Karadeniz kıyısındaki en büyük kale olan Ünye Kalesi'nin yenileme ve çevre düzenleme çalışmaları başladı.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nce başlatılan çalışmalar ile içerisinde iki kaya mezarı, iki tünel bulunan ve sönmüş bir yanardağın üzerine oturan kale, diken ve çalılardan temizlenerek ortaya çıkarılacak.

 

Bu çalışmalarda arkeolojik bir kazı çalışması olmamasına rağmen 15 kadar mezarın ortaya çıkması, Osmanlılar da dahil olmak üzere pek çok kavimce kullanılan kalenin tarihi önemini daha da artırdı.

 

Çalışmalar sırasında çıkarılan arkeolojik buluntular Ordu Müzesi'ne nakledilerek muhafaza ediliyor.

 

İl Kültür ve Turizm Müdürü Muzaffer Günay, Ünye Kalesi'nin restorasyon çalışmalarının bitirilmesinin ardından yörenin turizm açısından cazibe merkezi haline geleceğini söyledi.

Çalışmanın ardından kalenin ışıklandırılacağını bildiren Günay, çalışmayla geçmişte gerçekleştirilen ve hatalı olduğu ortayı çıkan restorasyon çalışmasının da düzeltildiğini ifade etti.

 

Denize sadece 7 kilometre mesafede yer alan Ünye Kalesi'nin Samsun'dan Hopa'ya kadar kadar uzanan sahildeki en büyük kale olduğunu söyleyen Günay "Kısa bir süre önce başlayan ve yaklaşık iki yıl içinde bitirmeyi amaçladığımız çalışmalar tamamlandıktan sonra kale mıknatıs gibi turist çekecek. Turizmle beraber hızlı gelişme sürecinde bölgenin ekonomisine de yüksek düzeyde katkı sağlanacaktır ancak burası için alınan ödenek 40 - 45 gün içinde bitiyor. Biz, o zaman yeniden başvuracağız. Burası için 380 bin YTL ödenek verilmişti. Burası bir de arkeolojik kazı yapılması için Bakanlığımıza başvurumuz olacak. Kale Ünye'yi ayak altına seren manzaraları ile bakı terasları, gezi parkurları, merdivenler de bulunacak." şeklinde konuştu.

 

Ünye Kalesi'nin tamamen gün yüzünü çıkarılması işlemlerinin 2 Milyon YTL'yi bulabileceğini ifade eden Günay, Ünye Kalesi'nden sonra İkizce'deki Gençağa Kalesi'nin onarılacağını sözlerine ekledi.

TürkiyeTurizm.com, 23.05.2008

TARİHİ ERDEBİL KÖŞKÜ AÇILDI





Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı'nca 700 bin YTL'ye onarılan tarihi Erdebil Köşkü törenle açıldı.

Dicle Nehri üzerindeki tarihi On Gözlü Köprü'nün yamacına kurulu olan ve 800 yıllık tarihi olduğu belirtilen Erdebil Köşkü'nün onarımı tamamlanarak, hizmete açıldı.

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, açılışta yaptığı konuşmada, Diyarbakır'ı farklı kılanın, mimarisi, hoşgörü ve toleransı ile bunun yarattığı hava olduğunu söyledi.

Diyarbakır evlerinin ihtişama, gösterişe kaçmayan, batı tarzı mimari örneklerinden farklı sade bir güzelliği olduğunu ifade eden Eker, şöyle devam etti:

''Sokaklarda yürürken yüksek duvarla sokaktan ayrılan evlerde zengin mi fakir mi oturur bilinemez. Tabii, elektrik olmadan da konfor vardı. Bu şehir tesis edilirken bunlar da hesaplandı. İnsanın en çok rahat edeceği mimari üslupla binalar armağan edilmiştir. Kuzeye bakan yazlık odalar ve güneye bakan kışlık odalar bunun örneğidir. Derin bir kültüre sahip bu kadim şehir, küller altında kalmış mücevher gibidir. Bu külleri hep beraber kaldırmamız lazım. İşte Erdebil Köşkü böyle bir çabanın sonucu olarak ortaya çıkmıştır.''

Eker, kentteki köşk ve diğer tarihi yapıların onarımı için çalışmaların sürdüğünü belirterek, bu yılki restorasyon programına 13 cami ve 2 kilisenin alındığını sözlerine ekledi.

Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu da, şehrin kültürüne sahip çıkan projelerin hayata geçirilmeye devam edildiğini söyledi.

Yenişehir Belediye Başkanı Fırat Anlı, Babil'in, Ninova'nın, Efes'in yaşıtı olan bir kentin sokaklarında hala çocukların oynadığını anlatarak, bunun büyük bir kültürel miras olduğunu söyledi.

Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı Başkanı Erhan Akalınlar ise köşkün 700 bin YTL'ye onarıldığını, vakıf olarak köşkün işletmesini 10 yıllığına aldıklarını bildirdi.
Diyarbakır Kent Haber, 23.05.2008

ÖĞRENCİLER KENDİ MÜZELERİNİ KURDU

 

 

Adana'nın Ceyhan İlçesi'nde, ilköğretim okulu öğrencileri kendi müzelerini kendileri kurarak Ceyhan'da bir ilke imza attılar.

 

Ceyhan Sakarya İlköğretim Okulu öğrencileri, aile fertlerinin artık kullanılmayan ve eskimeye yüz tutmuş eşyaları, eski belgeleri, antika sayılabilecek eşyaları toplayarak bunları sergilemek için okul idaresine başvurdular.

 

Okul yöneticileri de böyle bir oluşumdan dolayı öğrencilere teşekkür ederek teklifi kabul ettiler ve serginin açılması gereken eşyalar bir sınıfta toplandı. Serginin açılışında konuşan İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Yaylacı, amaçlarının gelişim sürecini öğrencilerin kavramasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.

 

Yaylacı, öğrencilerin evlerinden getirdikleri ve öğretmenlerinin desteğiyle aralarında 100 yılı da aşan 200'ün üzerinde eşyayı sergilemeyi başardıklarını ifade ederek, "Kendi müzelerini kuran öğrencilerimize ve onlara destek olan öğretmenlerimize teşekkür ediyorum. İnşallah bu etkinlik başka öğrencilerimize de örnek olur" dedi.

 

Müzenin açılışını Ceyhan Belediye Başkan Vekili Yusuf Yıldım ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Mustafa Yaylacı yaparken, açılışa öğrenci velileri de davet edildi. Öğrencilerin kurduğu müzenin 9 Haziran'a kadar açık kalacağı bildirildi.

Adana Kent Haber, 23.05.2008

GİTARIN PATENTİ HİTİTLERDE

 

Çorum Müzesi'nde düzenlenen 'Gitar Dinletisi' konsere gelenleri adeta büyüledi.

 

İlk defa, 3 bin 500 yıl önce yaşamış olan Hitit Uygarlığı tarafından kullanılan müzik enstrümanı gitar ile Hitit toprakları olan Çorum'da konser verildi.

 

Çorum Müzesi bahçesinde düzenlenen Gitar konserinde çalınan eserler ile farklı bir gün yaşayan Çorumlular, konser sonunda grubu ayakta alkışladı.


Osman Taşçı yönetimindeki 'Hipop Gitar Kulübü' tarafından gerçekleştirilen Gitar dinletisi, müzenin muhteşem binasının önünde güzel bir atmosferde düzenlendi. Konser sonunda gruba çeşitli hediyeler verildi.

 

Hititologlar, ilk gitarın Hititler döneminde Çorum'da imal edildiği belirtirken, Alacahöyük'teki sfenksli kapının sol kulesinin hatları üzerinde gitar ve tulum çalan 2 müzisyen figürü bulunuyor. Hititologlar, "Sfenksli kapının sol kulesinin hatları üzerinde baş tanrıçanın simgesi ile başlayan figürler; kraliçe ve törene katılanlar, kurbanlık hayvan getirenler, kılıç yutan cambazlar, açlıktan duran merdivene tırmanan kişi, gitarlı müzisyenler ve boğa figürü ile son buluyor" şeklinde konuştular.

Çorum Kent Haber, 23.05.2008

YAVUZELİ'DE ROMA DÖNEMİ LAHİT MEZARI ORTAYA ÇIKTI

 

   

 

Gaziantep'in Yavuzeli Kaymakamı Yusuf İzzet Karaman, Şenlikçe Köyü'nde içme suyu kazısında ortaya çıkan Roma dönemine ait lahit mezarı inceledi.

 

Karaman, Gaziantep Kültür Müdürü Salih Efiloğlu, Gaziantep Müze Müdürü Ahmet Denizhanoğulları ve İlçe Jandarma Komutanı Jandarma Üsteğmen Ender Güleç ile beraber Şenlikçe köyüne giderek köy içme suyu kanal kazı çalışmaları sırasında iş makinesinin kepçesine takılarak ortaya çıkan lahit mezarı inceledi. Salih Efiloğlu ve Ahmet Denizhanoğulları, mezarın Roma dönemine ait olduğunu belirledi.

 

Denizhanoğlu, "Bu, Roma döneminden kalma bir lahit mezardır. Böyle tarihi eserleri, bulunduğu yerdeki yetkililere yani köydeyse köy muhtarlarına zimmetle teslim ediyoruz. Bulunduğu yerden alıp götürmüyoruz." dedi.

Haberler.com, 23.05.2008

DERGAH'IN TEPESİNE MANZARALI TUVALET

 

 

Şanlıurfa Kalesi´nin yanında bulunan birinci dereceden sit alanına Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu´nun onayıyla briket, çimento, demir gibi inşaat malzemelerinin kullanılmasıyla tuvalet yapılıyor.

 

Tarihi ve turistik yerleri ile turistlerin en uğrak yeri olan Şanlıurfa'da, birinci dereceden sit alanı olan yere briket, demir, çimento gibi inşaat malzemelerinin kullanılması tepki topluyor.

 

Şanlıurfa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu yetkililerinden alınan bilgiye göre, Şanlıurfa Belediyesi'nin kurula bir proje sunduğu ve projenin onaylandığı öğrenildi.

 

Konu ile ilgili telefonla görüşlerine başvurduğumuz Belediye Başkan Yardımcısı İbrahim Güllüoğlu, söz konusu projenin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Korumu Kurulu tarafından onaylandığını söyledi.
Güllüoğlu, söz konusu yerde yapılan çalışmalarda bölgenin tarihi yapısına göre çalışmanın yapılacağını söyledi.

 

Birinci dereceden sit alanında briket, demir, çimento gibi inşaat malzemelerinin kullanılmasına nasıl onay verildi?

 

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu hangi projeye göre onayladı?

 

Yapılan tuvaletlerin yapısal özelliği nasıl kuruldan geçti?

GAP Gündemi, 23.05.2008

BEHRAM PAŞA HANI BOŞALTILIYOR

 

Sivas’ın en önemli eserlerinden biri olan tarihi Behram Paşa Hanı’nın restorasyonu için proje ihalesi yapılacak. Günümüzde mermer atölyesi olarak kullanılan tarihi handa yaşanan gelişmenin ardından içerisinde faaliyet gösteren firma hanı boşaltmaya başladı.

1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılan Behram Paşa Hanı’nın restorasyonu öncesinde sürdürülen mahkeme sürece tamamlandı. Bu çerçevede proje ihalesi için hazırlıklar başlatıldı. Proje ihalesinin ardından çizilen proje Anıtlar Kurulu’na sunulacak. Kurulun projeyi onaylamasıyla birlikte tarihi handa restorasyon çalışmaları start alacak.

Yaşanan bu gelişmelerin akabinde ise Behram Paşa Hanı’nda faaliyet gösteren mermer firması da tarihi hanı boşalttı. Gökmedrese, Buruciye, Şifahiye ve Çifte Minareli Medrese’nin ardından böylece Behram Paşa Hanı’da Sivas’ta restorasyona alınan önemli eserlerden biri olacak.

Öte yandan 1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından yaptırılan tarihi han kesme taş malzemeli, iki katlı ve ortası açık avlulu olarak inşa edilmiş. İçerisinde birde ahır kısmı bulunan hanın güney yönünde dışa taşan, sivri kemerli bir girişi ve bu girişin üzerinde üç dilimli kemerin bulunduğu iki pencereye sahip. Pencerelerin sağ ve solunda aslan motiflerinin yer aldığı tarihi han ayrıca 52 odadan meydana geliyor.

Sivas Hürdoğan, 23.05.2008

ANKARA'NIN TARİHİ DOKUSU İÇİN GÜL'E MEKTUP

 

AKM alanında yapılan çalışmaların Ankara’nın tarihsel kimliğini yok edeceğini savunan meslek odaları, konunun görüşüleceği 20. Milli Komite Toplantısı'nda görüş ve önerilerini sunabilmek için Cumhurbaşkanı Gül’e açık mektup yayınladı.

AKM alanında yapılan çalışmaların Ankara’nın tarihsel kimliğini yok edeceğini savunan meslek odaları, konunun görüşüleceği 20. Milli Komite Toplantısında görüş ve önerilerini sunabilmek için Cumhurbaşkanı Gül’den davet bekliyor. TMMOB’a bağlı meslek odaları, bu dileklerini Cumhurbaşkanı Abdullah’a Gül’e iletebilmek için açık mektup yayınladı.

AKM alanının kamusal niteliğinin korunmasının mücadelesini verdiklerini ifade eden meslek odaları, son günlerde Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde geliştirilen projelerin AKM alanının kamusal niteliğini ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu, başta Tren Garı önünde katlı kavşak projesi olmak üzere, Gençlik Parkı’nın ortadan kaldırılması, işlevsizleştirilmesine projelerin ne anlama geldiğini anlatmak istediklerini kaydettiler. Gençlik Parkı alanın Ankara halkının buluşma, sosyalleşme, anılarını, çocukluklarını paylaşma alanı olmasına karşın, tüm bu kimliğinden kopartılarak, parçalanmasının Ankara halkının belleğinde yaratacağı tahribatı dile getirmek istediklerini belirten meslek odaları, AKM alanında yürütülen projelerin, Ankara’nın tarihsel kimliğini yok edeceğini savundular. Meslek Odaları Cumhurbaşkanı Gül’e gönderdikleri açık mektupta şu ifadelere yer verdiler:

“AKM 4. Bölgede yürütülen Ankara Adliyesi’ne ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu ve Koro Çalışma Binalarına yapılmak istenen ek bina projelerinin (opera ve adliye binası eki) hukuka aykırı olduğunu, Milli Komite’nin dayanağı olan yasaya rağmen bu alanda planlama çalışması yapıldığı, AKM alanının küçültülerek, parça parça yok edilmeye çalışıldığını huzurlarınızda aktarmak istiyoruz. Mekânları özgürleştirmenin, bir toplumun varmak istediği nihai hedef olan demokratik yönetim ve özgürlükler idealinin bir yansıması olacağından hareketle AKM alanında üretilecek projelerin bir de bize, halka sorulmasını istiyoruz. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ‘ben yaptım oldu’ politikalarının sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz."

Radikal, 23.05.2008

DEĞİRMENÖNÜ'NE AÇIK HAVA MÜZESİ

 

Muratpaşa Belediyesi’nin Çevre Hizmet Ödüllü Değirmenönü Restorasyon Projesi; Akdeniz Üniversitesi-Belediye işbirliğinin en güzel örneklerinden biri haline geliyor. Tarihi 1700’lü yıllara uzanan üç taşlı değirmen, belediye eski nikah salonu ile eski Rum evlerini de kapsayan ve kültür merkezi olarak hizmet verecek olan Değirmenönü Projesi’nde; Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin yaptığı heykeller, Antalyalılar’la buluşturacak Heykel Park’ta bulunuyor. Muratpaşa Belediyesi ve Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi işbirliği ile oluşturulan Heykel Park’taki eserlerin sahibi olan öğrenciler; derslerini zaman zaman Değirmenönü’nde yaptı. Öğrenciler; mekan ile uyum içinde olması için çalışmalarında oksitleme tekniği kullandı. Muratpaşa Belediyesi Değirmenönü Kültür Merkezi Heykel Park da heykelleri yapan öğrencilerin adları ve eserlerinin açıklaması da yer alacak. Heykel Park’ta yürütülen çalışmaları yerinde inceleyerek öğretim görevlileri ve öğrencilerden bilgi alan Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen; Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nce ortaya konan güzelliklerin Antalyalılar’la paylaşılmasına olanak sağladıkları için mutlu olduklarını söyledi.

Heykel Park fikri nasıl doğdu?
Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü Öğretim Görevlisi Gülşen Öztürk 2007-2008 eğitim öğretim yılında öğrencileriyle ders kapsamında yapacakları çalışmaları hayata geçirerek Antalyalılarla paylaşmak istediklerini bu amaçla Muratpaşa Belediyesi’ nin hizmete açtığı parkları incelediklerini ve Değirmenönü Kültür Park’ın kendilerini çok etkilediğini söyledi. Seramik Bölümü Öğretim Görevlisi Öztürk; Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen’le görüştükten sonra bu topraklar üzerinde yaşamış medeniyetler, bu medeniyetlerin dönem dönem edindikleri semboller araçlar, aletler tarihe ilk ışık saçacak doğa tanrıları,içki kapları, (hayvan başlıklı), anforalar kısacası zengin tarihsel kültürümüzü inceleyip çağdaş bir yorum yaparak çalışmalara başladıklarını belirtti. Bu kapsamda 4. sınıf Serbest Seramik Tasarımı dersinden 15 öğrenci, 3.sınıf Seramik Tasarımı dersinden 13 öğrenci öncelikle kilden küçük eskiz çalışmaları yaptı. Seramik Bölümü Öğretim Görevlisi Öztürk, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Abdullah Uz, Seramik-Cam Bölüm Başkanı Yrd.Doç. Selahatin Peşken ve öğrencilerle birlikte çalışmalarını Muratpaşa Belediye Başkanı Evcilmen’e sundu. Daha sonra beğenilen küçük eskiz çalışmaları Heykel Park’ta yer alacak boyutlarına göre yapıldı. Antalya’da; üniversite-belediye işbirliğinin yanı sıra çalışma ile Antalya’da bir ilk olma özelliği de taşıyan Heykel Park’ı değerlendiren Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim görevlileri ve üyeleri; öğrencilerin çok heyecanlı olduklarını, motivasyonlarının başkanın gelmesiyle çok artığını ve çalışmalarını büyük bir zevk ile yürüttüklerini ifade etti.

Akşam Akdeniz, Haber: Gülhan Baysal, 23.05.2008

"PAMUKKALE'YE YERLİ TURİSTLERİ DE ÇEKMELİYİZ"

Denizli Valisi Yavuz Erkmen, Pamukkale'yi ziyaret eden yabancı turist sayısında artış gözlenmesine karşın, yerli turist sayısında düşüş görüldüğünü söyledi. Vali Erkmen, beraberindeki heyetle Pamukkale ören yerinde incelemelerde bulundu. İlk olarak Kocaçukur Göleti ve Havuzu'nu ziyaret eden Erkmen, burada turizm acentesi temsilcileri ve esnafla bir süre sohbet etti. Turizmcilerin, Pamukkale'den çıkan termal suyun, turistik tesislerde kullanılmak üzere Pamukkale beldesine ulaştırılması yönündeki önerilerini dinleyen Erkmen, konunun kanunlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi. Kocaçukur mevkisindeki değerlendirmenin ardından, Denizli Valiliği Pamukkale Yönetim Birimine geçen Erkmen'e, Vali Yardımcısı Halil İbrahim Ertekin tarafından örenyerinde sürdürülen çalışmalara ilişkin brifing verildi.

Vali Erkmen, gazetecilere yaptığı açıklamada, daha önce iki kez ziyaret ettiği Pamukkale'de gözlemlediği olumlu gelişmelerden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Gerçekleştirilen projeleri yerinde görüp, ileriye yönelik çalışma yapmak amacıyla bölgede incelemelerde bulunduğunu ifade eden Erkmen, ''Denizli'ye ilk geldiğim gün söylediğim gibi 'ben' demeyeceğiz, 'biz' diyeceğiz. Gözlemlerimizi, yetkili arkadaşlarımız, sivil toplum örgütlerimiz ile paylaşacağız ve geleceği bir yol haritası haline getirip çalışmalarımıza devam edeceğiz'' dedi. Pamukkale'de yapılmış güzel çalışmaların yanı sıra yapılması gerekenler de bulunduğunu belirten Erkmen, şunları kaydetti: ''Pamukkale'yi ziyaret eden yabancı turist sayısında artış olmasına rağmen, yerli turist sayısında bir düşüş var. Bunların nedenlerini belirlememiz gerekiyor. Yerli ve yabancı turist sayısını arttırmamız, ziyaretçilerin günübirlik gelişlerden ziyade burada konaklama günlerini çoğaltmamız gerekiyor. Denizli'nin turizmden daha çok gelir elde etmesini sağlayıcı düzenlemelerini belirlemeliyiz. Haziran ayında kentteki turizm çalışmalarına yönelik bir toplantı düzenleyeceğiz. Uygulamaya süratle geçerek, özellikle hizmet sektöründe tespit edilen eksiklikleri gidermeye yönelik çalışmaları ortak akılla yapacağız.''

Yeni Asır, 23.05.2008

ANTİK KENT İNCELEMEYE ALINDI

 

Çevresinde çimento fabrikası açılması planlanan antik kent Adana Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma kurulunca incelemeye alındı.


Osmaniye’nin Kadirli İlçesi'nde bulunan Kastabala’ya (Hieroapolis) çimento fabrikası kurulmasına karşı çıkan CHP Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in soru önergesine cevap geldi. Cevapta Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’nün yapacağı değerlendirmenin beklendiği kaydedildi. Güvel, önergede Kastabala yakınında, Türkiye’nin ilk açık hava müzesi olan Karatepe ile Kırmıtlı Kuş Cenneti’nin ortasında çimento fabrikası kurulmasıyla Kastabala’nın bitirileceğini savunmuştu. Cevapta ise Kastabala Antik Kenti’nin hemen bitişiğinde kurulmak istenen çimento fabrikasının antik kente dönüşü olmayan zararlar vereceği ifade edildi. Planın durdurulması talep edildi.

Evrensel, 23.05.2008

İSLAM ESERLERİ MÜZESİ AÇILIYOR

 

"İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi", 24.05.2008'de Gülhane Parkı Has Ahırlar binasında açılacak.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nce yapılan yazılı açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), TÜBİTAK, Frankfurt Goethe Üniversitesi Arap İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü ve Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokol çerçevesinde kurulan müzenin açılışı 24 Mayıs Cumartesi günü yapılacak.

 

Müzede, Frankfurt Üniversitesi Arap İslam Bilimleri Enstitüsü tarafından kaynaklardaki tarif ve resimlere, çok küçük bir kısmı da günümüze ulaşan orijinal cihazlara dayanak hazırlanan, Müslümanların 8. ve 16. yüzyıllar arasında gerçekleştirdikleri alet ve cihazların örnekleri sergilenecek.

 

Kendi türünde dünyada bir ilk olan "İslam Bilim ve Teknoloji Müzesi"nde Müslüman bilginlerin kurdukları kimyasal düzenekler ile rasathane, hastane, üniversite gibi kurumsal eserler de görsel olarak yer alıyor.

 

İlk etapta 140 eserin sergileneceği ve zaman içerisinde bu eserlerin sayısının 800'ü bulacağı belirtilen müze içerisinde ayrıca "Bilimler Tarihi Kütüphanesi" de yer alacak. Müze, 3 bina içerisinde 3 bin 550 metrekare alanı kapsayacak.

 

Rönesans'ın, İslam kültür çevresinde 8. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar devam eden bilimsel çalışma ve başarılara da dayandığını göstermeyi amaçlayan müzenin temellerini bilim tarihi alanında çalışmaları bulunan Prof.Dr. Fuat Sezgin attı.

 

Sezgin, 1982 yılında J. W. Goethe Üniversitesi'ne bağlı olarak kurduğu Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü'nün çatısı altında, İslam kültür çevresinin bilimler tarihine katkılarını somut olarak göstermek amacıyla 1983 yılında bir müze kurdu.

 

Fuat Sezgin'in çalışmalarının önderliğinde İstanbul'da oluşturulan "İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi"nde astronomi, coğrafya, deniz bilimleri, saat teknolojisi, geometri, optik, tıp, kimya, maden, fizik ve mekanik, savaş teknolojisi ve mimarlık dallarındaki eserler veya aletler yer alacak.

Trt/Haber, 23.05.2008

KASTAMONU'DA TARİH KORUMA HALKA İNİYOR

 

26. Tarihi Türk Evleri Haftası kapsamında, Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi’nde “Candaroğulları Başkenti Kastamonu - Bir Kasaba, Bir Köy” konulu panelin açılışında konuşan Kastamonu Valisi Nurullah Çakır, kenti top yekûn koruma politikasının 1990’da başladığını belirtti. Vali Çakır, Turizm Gazetecileri ve Yazarları Derneği (TUYED) üyelerine konuyla ilgili bilgi verdi.

 

Tarihi yapıları bol olan Kastamonu’da, koruma-kullanmada toplum bilincini geliştirmek amacıyla başlatılan top yekûn politikalar devam ediyor. 26. Tarihi Türk Evleri Haftası kapsamında, Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi’nde “Candaroğulları Başkenti Kastamonu - Bir Kasaba, Bir Köy” konulu panelin açılışında konuşan Kastamonu Valisi Nurullah Çakır, kenti top yekûn koruma politikasının 1990’da başladığını belirtti. Tek başına iddialı olmadıklarının altını çizen Vali Çakır, “Tek başımıza bir şey yapamayacağımızı biliyoruz. Bir çiçekle bahar gelmeyeceği gibi bir konak restore ederek Kastamonu'yu kurtaramayacağımızı da biliyoruz. İlçelerimizle, köylerimizle top yekûn kültürümüzü koruma ve sürdürme politikası içindeyiz” dedi.

 

TUYED heyetine bilgi veren Vali Çakır, kentte bini aşkın tarihi yapı bulunduğunu, bunlardan 534’ünün tescillendiğini belirterek, “Toplum olarak tereddütlü yaşıyoruz. Betonun neresinde olmalıyız, ahşabın neresinde olmalıyız, yaşamın neresinde olmalıyız? Bunları iyi tespit etmemiz lazım. Arkeolojik alanlarımız ranta kurban gidiyor. Kaybettiklerimizi  20 yıl sonra anlayıp pişman oluyoruz” diye konuştu.





Kentin Şapka Devrimi’nde oynadığı rolü vurgulamak amacıyla 23 Ağustos’ta gerçekleştirilecek kutlamalar için sokakları şapka biçiminde tasarlanmış lambalarla aydınlatacaklarını belirten Çakır şöyle konuştu:  1919-1922 yılları arasında İnebolu’dan Ankara’yı hedefleyen ülkeyi istiklale götürecek zorlu yolculuk Küre Dağları, Kastamonu, Ilgaz, Çankırı üzerinden devam etti. Biz de şimdi 90 kilometrelik bir İstiklal Yolu geliştirdik. Bu yol, doğa yürüyüşleri yapılacak, bir bölümünde istiklalin kağnılar eşliğinde nasıl kazanıldığının temsili olarak yaşatılacağı, bazı bölümlerinde yeme-içme ve konaklama birimlerinin olacağı yaşayan turistik bir hale getireceğiz.  Doğa köyünde ise kentin mimarisinden eserlerin sergileneceği mini Kastamonu oluşturuyoruz. Burada da ay yıldız şeklinde 80 kişilik bir konaklama tesisi yapılıyor. Kültür turizminde bireysel işletmecilik yerine, kültür turizmi bilincine sahip, kentin dokusunu  koruyup, çeşitliliği artıracak çalışmalara odaklanıyoruz.”

 

Paneli yöneten ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof.Dr. Metin Sözen ise, korumu politikalarında yaşanan bazı yanlışlıklardan sonra, bu konuda ilgili birimlerin birlikte hareket etme kararını Kastamonu’da aldıklarını anımsattı.

 

İnsanların yaşadığı yere sadece barınmak gözüyle bakmaları halinde kültürel değerlere sahip çıkamayacağına dikkat çeken Prof.Dr. Sözen şunları söyledi: “Türkiye’de son 50 yılda ağır bir arkeolojik alan, kentsel doku tahribi oldu. Yıllar önceki birikim, bellek ortadan kalktı. Tanrının bolca verdiği, kulların yok edip bozduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Herkesin bulunduğu kentin kimliğini tanıması gerekiyor. Toprakların altındaki ve üstündeki eserlerin diri kalması, bilimsel verilere göre onarılması ve yaşatılması için gerekli yasal düzenlemeler  yapılmalı. 2000 yılında insanlarımız silkinip değerlerine sahip çıkmaya başladı. Artık aklı hakim kılmalıyız.  Bu toplantının koruma-kullanma konusunda belli bir yol kat eden Kastamonu’da yapılıyor olmasını önemsiyorum.”

Turizm Gazetesi, 23.05.2008

NÜ TABLOLARA SANSÜR

 

Hollanda’nın Huizen kasabasının belediye binasında sergilenen iki nü tablonun Müslümanlardan gelen tepkiler üzerine kaldırılması ülkede tepki çekti.
 

Belediye binasının bekleme salonuna asılan, Ellen Vroegh imzalı tablolar, Müslümanlar tarafından müstehcen bulunduğu için kaldırıldı. Tabloların kaldırılması sanata ve sanatçının özgürlüğüne saldırı olarak nitelenirken belediye sözcüsü "Ziyaretçiler ve personelimizin bazıları şikayette bulundu.

 

Sadece Müslümanlar değil. Sansüre karşıyız. Ancak çıplaklıkla ilgili farklı görüşleri taşıyan insanlar var" dedi. De Telegraaf gazetesine konuşan ressam Ellen Vroegh ise "Yakında sanat kazıkta yakılacak" diyerek tablolarının kaldırılmasına tepki gösterdi. Ayrımcılığa uğradığını belirten Vroegh, "Porno olsaydı anlardım. Ama bu genital bölgelerin görülmediği temsili bir resim. Sadece iki göğüs var" dedi.

Hürriyet, 23.05.2008

KÖY ÖĞRENCİLERİNDEN ARKEOLOJİK ESERLER

 

 

Şanlıurfa´da bir köy ilköğretim okulunun öğrencileri, aralarında dünyanın bilinen en eski heykeli olarak kabul edilen ´´Balıklıgöl Heykeli´´ ve Göbeklitepe´deki dikili taşların da bulunduğu çok sayıda arkeolojik eserin benzerini imitasyon yöntemiyle yaptı.

 

Merkeze bağlı Çamlıdere İlköğretim Okulu'nca görsel sanatlar dersinde hazırlanan ''Benim Müzem'' projesi kapsamında, öğrencilerin imitasyon yöntemiyle yaptıkları yaklaşık 150 eser, Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde sergilendi.

 

Şanlıurfa Müze Müdürü Nurten Aydemir tarafından açılan sergide, öğrencilerin, aralarında dünyanın en eski heykeli olarak bilinen ''Balıklıgöl Heykeli'', Göbeklitepe'deki dikili taşlar, çanak ve çömlek ile çok sayıda eserin imitasyon yöntemiyle hazırladıkları eserler bulunuyor.

Sergi hakkında gazetecilere bilgi veren Çamlıdere İlköğretim Okulu Görsel Sanat Dersi Öğretmeni Murat Ergin, okul yönetimi olarak müzeciliğe ve arkeolojiye ilgiyi artırmak amacıyla ''Benim Müzem'' projesini başlattıklarını belirtti.

 

Proje kapsamında kurdukları atölyede, yaklaşık 50 öğrenciyle birlikte eserlerin benzerlerini yaptıklarını aktaran Ergin, hedeflerinin müze yaşantısını bireysel, sosyal ve fiziksel boyutlarını objelerle algılamak olduğunu söyledi.

 

Şanlıurfa Müzesi Müdürü Nurten Aydemir ise böyle bir serginin hazırlanmasını çok önemli bulduğunu, müzeciliğin amaçlarından birinin de arkeoloji ve müze bilinci kavramlarını çocuklar arasında geliştirmek olduğunu belirtti.

GAP Gündemi, 22.05.2008

"MÜZELERİMİZİN ÇOĞUNLUĞU, TARİHİ BİNALARIN YENİDEN İŞLEVLENDİRİLMESİ SURETİYLE DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ YAPILAR"

 

Emine Merdim Yılmaz: Müzelerde deprem hasarlarının azaltılmasına yönelik çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Çalışmalarınızı kısaca özetleyebilir misiniz? 

 

Nevra Ertürk - Bilgen Sungay: 1992 yılında müzelerde sergilenen eserlerin depremden korunması konusu ile ilgili olarak yapılan ön çalışmaların ve raporlamanın ardından, BÜ KRDAE Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından aynı konu ile ilgili 1994 yılında bir bilimsel araştırma projesi ve 1996-98 yılları arasında UNESCO tarafından desteklenen bir çalışma yürütülmüş ve çalışmanın teknik boyutunu içeren bir rapor hazırlandı. 

 

2001 yılında KRDAE Afete Hazırlık Eğitim Birimi tarafından YTÜ Müzecilik Yüksek Lisans Programı’nın desteği ile J. Paul Getty Müzesi’nden Dr. Jerry Podany’nin katılımıyla yapısal olmayan risklerin azaltılması – destek yapımı konularında bir çalıştay gerçekleştirildi. 

 

2003 yılında, Afete Hazırlık Eğitim Birimi ile Müzecilik Yüksek Lisans Programı tarafından “İstanbul’un Tarihi ve Kültürel Mirasını Korumak: İstanbul Müzeleri’nde Depreme Karşı Yapısal Olmayan Risklerin Belirlenmesi ve Hazırlık Planı Oluşturulması”; 2006 yılında Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından ise, “Müzelerde Sergilenen Eserlerin Deprem Hareketine Karşı Düşük Maliyetli Deprem Yalıtım Cihazları ile Korunması” konulu Dünya Bankası- ProVention Consortium destekli projeler yürütüldü. 

 

2004 yılında Boğaziçi Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi rektörleri tarafından, “Kültür Varlıklarının Deprem Riskinin Azaltılmasına Ait Araştırma, Eğitim ve Uygulama İşbirliği Protokolü” imzalandı. 

 

2006 yılından itibaren TC Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından periyodik olarak düzenlenmekte olan “Müzecilik Eğitim Seminerleri”nde, nesnelerin depreme karşı korunması konusunda Müzecilik Yüksek Lisans Programı tarafından Bakanlık müzelerinin müdürleri ve uzmanlarına eğitim verilmiştir ve verilmeye devam ediyor. 

 

“İstanbul 2007: Müzelerin Depremden Korunması” başlıklı bir uluslararası konferans J. Paul Getty Müzesi ve Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi’nin desteği ile gerçekleştirildi. 

 

Konu ile ilgili çeşitli eğitim, araştırma ve uygulama çalışmalarını hayata geçirebilmek için gerek TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, gerekse yurtiçi ve yurtdışından başka bazı kurumlarla iletişimimiz devam ediyor. 

 

EMY: Çalışma konusu olarak neden müzeler seçildi? 

 

NE - BS: Toplumsal belleğe ev sahipliği yapan ve gelecek kuşaklara bu belleğin aktarılmasında aracı olan müzelerin sürekliliğini sağlamak kuşkusuz ki müze binalarının, nesnelerin en doğru ve en etkin biçimde korunmasıyla gerçekleşebilmektedir. Farklı kültürel zenginliğe sahip Türkiye müzelerinde olası bir deprem sonrası yaşanacak hasar ve bu hasarın kültürel ve sanatsal ortamı, ekonomiyi ve turizmi olumsuz yönde etkileyebilme olasılığı, müzelerin depreme karşı korunması konusunu gündeme getirdi. Müze binaları ve nesnelerin depreme karşı korunmasını en doğru ve en etkin biçimde gerçekleştirebilmek disiplinlerarası bir çalışma gerektiriyor. Bu bağlamda, gerek Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı ve Afete Hazırlık Eğitim Birimi, gerekse Müzecilik Yüksek Lisans Programı kendi uzmanlık alanlarını bir araya getirerek çeşitli projeler yürütmüştür ve yürütmeye de devam edecek. 

 

EMY: Çalışmalar hangi kurumların iş birliği ile yürütülüyor? 

 

NE - BS: Farklı dönemlerde hayata geçirilen çalışmalar, TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı ve Afete Hazırlık Eğitim Birimi, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Müzecilik Yüksek Lisans Programı, Topkapı Sarayı Müzesi ve Suna ve İnan Kıraç Vakfı Kültür ve Sanat İşletmesi ile iş birliği içinde yürütüldü, Dünya Bankası-Provention Consortium ve J. Paul Getty Müzesi tarafından desteklendi. Bu konunun önemine inanarak örnek uygulamalar yapan ve konu ile ilgili çalışmalara daima destek veren İstanbul müzeleri ise, gerek araştırma, gerekse uygulama açısından her zaman yol gösterici oluyor. Bundan sonraki çalışmaların, söz konusu kurumlar ile ulusal ve uluslararası alanda konuyla ilgili söz sahibi olan diğer kurum ve kuruluşların katılımıyla devam etmesi planlanıyor. 

 

EMY: Nesnelerin deprem risklerinin azaltılması konusunda 1992 senesinde Boğaziçi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı tarafından bir rapor hazırlandığını biliyoruz. Geçen 15 sene zarfında araştırma ve uygulamaların durumu nedir? 

 

NE - BS: 1992 yılında hazırlanan ön raporun ardından çalışmalar sonraki yıllarda detaylandırılarak uygulama için çeşitli öneriler belirlendi. Uygulamalara yönelik bilgi paylaşımı, girişim ve ilgili eğitimleri, her iki üniversite birbirleri ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile iletişim halinde, belirli noktalara taşımak konusunda yol aldılar ve almaya devam ediyorlar. Bunun yanı sıra, diğer üniversiteler ve yurtdışında konu ile ilgili kurumlar ile de paylaşımlar ve iş birliği girişimleri devam ediyor. 

 

Pilot proje ve uygulamaların ağırlıklı olarak İstanbul’da yapılması, karşı karşıya olunan riskler konusunda İstanbul’daki müzelerde deprem bilinci oluşturdu. Risklerin azaltılmasına yönelik uygulamalar ilk etapta İstanbul’daki sınırlı sayıda müze tarafından yapılabilmiş olsa da, bu sayının yavaş da olsa arttığını söyleyebiliriz. Genelde müzelerin kurumsal çabaları ile yürütülen bu çalışmaların hız kazanmasına ihtiyaç var. Bu çalışmaların yürütülmesinde müzeler, fiziksel alan, bütçe, uzman personel gibi konularda birtakım güçlükler ile karşılaşabiliyor. Konu gündemdeki yerini ve önceliğini korudukça uygulamalar hızlanacak. 

 

EMY: Hangi müzelerde önlemler alındı? 

 

NE - BS: Topkapı Sarayı Müzesi’nin yanı sıra, Sadberk Hanım Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi, Ayasofya Müzesi, Rahmi M. Koç Müzesi, Dolmabahçe Sarayı Müzesi, TBMM Milli Saraylar Depo-Müze, Beylerbeyi Sarayı Müzesi, Sakıp Sabancı Müzesi, Yıldız Sarayı Müzesi, depolarında ve/veya sergi salonlarında çeşitli önlemler almış olan müzeler arasında bulunuyor. Bu müzelerin yanı sıra, Pera Müzesi, İstanbul’daki Askeri Müze ve Deniz Müzesi’nin de deprem riskini azaltmaya yönelik çeşitli çalışmalar yürüttüklerini biliyoruz. Elbette çalışmalarını bilmediğimiz Türkiye’de başka müzeler de olabilir. Bu çalışmaların tüm Türkiye’de yaygınlaşacağını umuyoruz. 

 

EMY: Müze binalarının güçlendirilmesinde karşılaşılan sorunlar nelerdir? 

 

NE - BS: Türkiye’de güçlendirilmiş müze binası olduğu bilgimiz dahilinde değil. Müzelerimizin çoğunluğu, tarihi binaların yeniden işlevlendirilmesi suretiyle müzeye dönüştürülmüş yapılar. Bir tarihi yapıya müdahale yöntemi kararının verilebilmesi, önceden belirlenmiş olan kriterler doğrultusunda yapılacak olan kapsamlı araştırma, uzun bir gözlem ve yapıya zarar vermeyecek yöntemler ile veri toplama sürecinin sonunda, inşaat/deprem mühendisliği ve mimarlık/restorasyon disiplinlerinin ortak kararı ile mümkün olabilir. Ayrıca, planlanan uygulamanın sınır ve koşullarının ve uygulamayı yapacak uzmanların seçim kriterlerinin belirlenmesine ihtiyaç var. Aksi takdirde yapının özellikleri ve “tepkileri” doğru tanımlanamayabilir, önerilecek güçlendirme yöntemi de yapı için en doğru yöntem olmayabilir. Yöntemler ve işleyiş konusunda belirlenecek olan kriterlere uyulması ile bu risk azaltılabilir. Genelde her binanın kendine özgü değer ve özelliklerinin bulunmasından dolayı bu çalışmaların ve kriterlerin binaya özel yapılması gerekir. Yapısal dayanımı, taşıyıcı duvarlar ilave etmek gibi geleneksel yöntemlerin yanı sıra, tüm binanın deprem taban yalıtımının yapılması gibi yöntemler ile de arttırmak mümkün. Taban yalıtımı yöntemi, genellikle depremden korunmak (yapısal, yapısal olmayan ve içindekiler) için genel bir çözüm olarak düşünülüyor. Ancak, söz konusu uygulama Türkiye müzelerinde henüz kullanılmıyor. Mevcut parasal kaynakların kullanılmasında müze binaları ve nesnelerin depreme karşı korunmasına öncelik tanınmasına ihtiyaç var. 

 

EMY: Risklerin azaltılmasında gerek tasarım aşamasında gerekse sonrasında ne gibi önlemler alınmalıdır? 

 

NE - BS: Öncelikle müze binalarının ve içindeki nesnelerin deprem hasar görebilirlikleri belirlenmeli; gerekiyorsa binanın güçlendirilmesi için uygun olan yönteme kapsamlı araştırma yapılarak disiplinlerarası bir çalışmayla karar verilmeli ve belirlenecek olan kriterler çerçevesinde yetkin kurum ve kuruluşlar tarafından uygulama yapılması sağlanmalı. Müzelerin depoları, sergi salonları veya ofis alanlarında bulunan depolama ve sergileme sistemleri, ofis mobilyaları ve nesnelerin yapısal olmayan risklerinin azaltılmasında, bulunduğu yer, malzeme, büyüklük ve ağırlığına göre değişen farklı yöntemler kullanılmaktadır. Yöntemlerin tasarımı sırasında, nesnenin kondisyon durumu, malzemesi, duruş biçimi, yükseklik-genişlik oranı, ağırlık merkezi göz önünde bulundurulur. Tasarım aşamasında, hangi nesne için hangi yöntemin uygun olduğunu bilmenin yanı sıra, uygulamanın ve uygulamada kullanılan malzemenin kalitesi de, uygulamanın verimi açısından önemli. Genel ziyaretçiye kapalı olan depolarda veya ofis alanlarında bu alanlar göz önünde olmadığından önlem almak çoğunlukla estetik kaygılar daha geri plana atılabildiğinden, sergi salonlarına kıyasla daha kolay. Sergi salonlarında ise, estetik kaygı başta olmak üzere işlevsel ve psikolojik kaygılar da ön plana çıkıyor. Destekleri üreten tasarımcı (destek yapımcılar), tasarımın her aşamasında ve uygulamada konservatör ve kuratörlerle iş birliği içinde çalışmalı. Üretilen destek, ileriki yıllarda demonte edilecek şekilde tasarlanmalı yani işlevsel olmalı, özellikle sergi salonlarında estetik kaygılar gözetilerek tasarım yapılmalı, destek görsel açıdan nesnenin önüne geçmemeli ya da nesneye artı bir değer eklememeli. Ayrıca alınan önlemlerin periyodik olarak kontrol ve bakımının yapılması; sergi değişikliği ve temizlik sırasında alınan önlemlerin sürekliliği sağlanmalı. 

 

Yeni kurulacak olan müzeler, gerek yapısal, gerekse yapısal olmayan elemanlar açısından deprem riski göz önünde bulundurularak tasarlandığı takdirde ileride daha büyük maliyetlerin çıkmasının önüne geçilebilir. 

 

EMY: Müzeler dışında okul, ofis ya da hastane gibi başka bina tipleri için de benzer çalışmalar yapıldı mı ya da yapılıyor mu? 

 

NE - BS: Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü bünyesinde müzelerin yanı sıra, okullar ve hastaneler için de gerek eğitim, gerekse risklerin azaltılmasına yönelik proje bazında yürütülen çalışmalar var. 

 

Örneğin, Afete Hazırlık Eğitim Birimi, gerek yapısal gerek yapısal olmayan riskler ve risklerin azaltılması ile ilgili bilincin arttırılması için USAID/OFDA’nın maddi desteği ile eğitim programları oluşturdu. Bu eğitimler, TC Milli Eğitim Bakanlığı ile iş birliğinde gerçekleştirilen “Türkiye’deki Okullarda Temel Afet Bilinci Eğitimi Projesi” kapsamında 2004 yılında pilot olarak İstanbul’da birçok teknik ve meslek liselerinden seçilen görevli öğretmenlere verilerek, bilginin bu okullarda okumakta olan öğrencilere aktarılması sağlanmıştır. Her iki eğitim programının da ulusal müfredata zorunlu (veya seçmeli) ders olarak girmesi için çalışmalar sürdürülüyor. 

 

Hastaneler ile ilgili olarak, yine Afete Hazırlık Eğitim Birimi tarafından, yapısal olmayan risklerin azaltılması ve Acil Durum Yönetimi konularında ülke çapında bilinci arttırmak ve standart geliştirmek üzere, önceki çalışmalarda Mercy Corps desteği ile uygulama yapmış olan İstanbul Polis Hastanesi’nin koordinatörlüğünde bir teknik kılavuz geliştirildi. Bu rehber, hastanelerin bir afet sonrasında hizmet vermeye devam edebilmeleri için bu konudaki uygulama ve eğitimlerin yapılmasına yönelik geliştirilmiş olan projenin bir parçası. Projenin hayata geçirilmesi için çalışmalar devam ediyor. 

 

Ayrıca okullarda ve hastanelerde deprem riskinin azaltılması konusunda, enstitünün Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı’ndan uzmanların da danışmanlığını yaptığı valilik tarafından yürütülen İSMEP (İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi) projesi kapsamında uygulamaya yönelik çalışmalar yürütülüyor. 2010 yılında tamamlanması planlanan bu projedeki etkinliklerin büyük bir çoğunluğu okullara yönelik olup; çalışmalar toplamda öncelikli 840 adet okul, hastane, yurt, idari bina, alt yapı ve kültür varlıklarının deprem riskinin azaltılmasını kapsıyor. 

 

Nevra Ertürk Hakkında

İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümü’nde lisans, Yıldız Teknik Üniversitesi Müzecilik Yüksek Lisans Programı’nda yüksek lisans eğitimini tamamladı. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi ve Kuramı Programı’nda doktora eğitimine devam ediyor, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Sanat Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışıyor. Arkeolojik alan yönetimi, risk yönetimi, önleyici koruma konusunda gerek Türkiye, gerekse Çin, Yunanistan, İtalya ve ABD’de araştırma yaptı, çeşitli eğitim programlarına katıldı. 2003 yılında Dünya Bankası ProVention Consortium Applied Research Grants for Disaster Risk Reduction bursunu kazandı, 2004-2005 yılında J. Paul Getty Vakfı tarafından verilen burs ile ABD’nin Kaliforniya Eyaleti’ndeki J. Paul Getty Müzesi’nin Eski Eserler Küratörlük Bölümü’nde staj yaptı. Arkeoloji ve müzecilik alanında ulusal ve uluslararası bir çok yayını bulunuyor. 

 

Bilgen Sunay Hakkında

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra değişik firmalarda çalıştıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Afete Hazırlık Eğitim Programı’na katıldı, yurtiçi ve yurtdışından çeşitli kurumlar tarafından desteklenen projelerde görev aldı. Bu kapsamda, deprem ve risklerin azaltılması ile ilgili bazı konuların anlatılmasına yardımcı olmak üzere modeller tasarladı; halka, teknik okul öğretmen ve öğrencilerine yönelik “yapısal bilinç” ve “yapısal olmayan risklerin azaltılması” konularında iki eğitimin geliştirilmesinde ve eğitmenlerin yetiştirilmesinde görev aldı. Milli Eğitim Bakanlığı ile yürütülen bir projede ilköğretim okulları için sınıf etkinlikleri geliştirilmesi çalışmasını yürüttü. Ayrıca, Nevra Ertürk ile birlikte çalıştıkları müzelerde yapısal olmayan deprem risklerinin belirlenmesi ve azaltılması konusundaki projeleri ile Dünya Bankası ProVention Consortium Applied Research Grants for Disaster Risk Reduction bursunu kazandı ve bu çalışma ile ilgili yurtiçi ve yurtdışında bildiriler sundu. Halen Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak çeşitli projelerde görev alıyor.

Arkitera, Söyleşi: Emine Merdim Yılmaz, 22.05.2008

İSHAK PAŞA SARAYI ZİYARETE AÇILDI

 

Ağrı'nın Doğubayazıt İlçesi'nde bulunan tarihi İshak Paşa Sarayı yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açıldı.

 

İl Kültür ve Turizm Müdürü Muhsin Bulut, bu yıl turizm sezonunun hava koşullarından dolayı biraz geç başladığını ifade ederek, "Havaların geç düzelmesi ve sarayın restorasyon çalışmaları olunca ziyaretçiler geç geldi. Ama geçtiğimiz 2 haftayla birlikte büyük bir turist akını oluştu." dedi.

Turizm Gazetesi, 22.05.2008

TABUR: TARİHİ ESERLER YURDUMUZUN TAPUSUDUR

 

Osmaniye İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Tabur, müzelerin geçmişe açılan bir pencere olduğunu, çevredeki tarihi eserlerin ise yurdun tapusu olduğunu söyledi.

 

18-24 Mayıs Müzeler Haftası dolayısıyla bir açıklama yapan Ahmet Tabur müzelerin günümüzden yüzlerce yıl önce yaşamış toplumların kültürleri, yaşayış biçimleri hakkında bilgi sahibi olmayı sağladığını kaydetti. Türkiye'nin, dünyanın en eski medeniyetlerine ev sahipliği yaptığını eski medeniyet kalıntılarının büyük çoğunluğunun hâlâ toprağın altında gün ışığına çıkarılmayı beklediğini dile getiren Tabur, "Çevremizdeki tarihi eserler yurdumuzun tapusu gibidir. Taşınabilir kültür varlıklarını müzelerimize kazandıralım. Tarihi eserlerimize zarar verenler ile tarihi eserlere yurt dışına çıkaran kaçakçılarla mücadele edelim. Bu uğurda çalışan Emniyet Güvenlik güçlerimize yardımcı olmak her vatandaşın görevidir" dedi.

Zaman, haber: Serkan Talan, 22.04.2008

FUAR ALANINDA MAĞARA ÇIKTI

 

 

Gaziantep'te Fuar Alanı’nda devam eden inşaat çalışmaları sırasında alış veriş merkezinin yapılacağı alanın hafriyat çalışmaları sırasında mağara ortaya çıktı. Firma yetkilileri mağarayı kapatabilmek için yoğun çalışma gösteriyor. 

 

Fuar Alanı'nda hafriyat çalışmaları yapılırken çıkan devasa boşluğu “çimento ve enkazla” doldurabilmek için, yapımcı firma tarafından günlerdir yoğun çaba harcanıyor. Yaprak Mahallesi sakinlerini bu devasa çukurda yeraltı şehri, tarihsel eserler veya su kaynağının bulunabileceğini dile getirdiler. Mahallenin yaşlıları gerekli incelemelerin yapılmadan çukurun kapatılmasını eleştirdiler. 

 

Yeterli araştırılması yapılmadan aceleyle kapatılmağa çalışılan bu çukurun bilgilerini günümüzde gün ışığına çıkartmamak tarihe ve doğal zenginliklerimize yapılan en büyük haksızlık olarak belirten vatandaşlar Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey’i tarihsel dokuya sahip çıkmamakla suçladılar. Ulaşılması en zor bölgeye getirim uğruna müze adı altında ticari amaçlı yapılara tarih ve kültürümüzü alet eden Büyükşehir Belediyesi fuar alanındaki “tarihi gömme” çalışmasını acaba görebilecek mi?

Gaziantep Hakimiyet, 22.05.2008

BÖYLE MÜZE DOSTLAR BAŞINA

 

18-24 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Müzeler Haftası Bolu Kültür Merkezi tiyatro salonunda gerçekleştirilen etkinliklerle başladı. Bolu Müze Müdürü Mustafa Y. Güneş yaptığı açış konuşmasında Bolu Müzesi'nde 2953 adet arkeolojik,1683 adet Etnografik ve 11367 adet sikke olmak üzere toplam 16.003 adet eserin bulunduğunu belirterek, bu eserlerden 8350 adeti Arkeoloji ve Etnografya salonu olmak üzere 2 bölümde sergilenerek halkımızın ziyaretine sunulmaktadır” dedi. Bolu Müzesi'nin bölgenin en zengin müzeleri arasında yer aldığını vurgulayan Bolu Müze Müdürü Mustafa Y. Güneş Bolu Müzesi'ni aylık ortalama 650 kişinin ziyaret ettiğini söyledi.

 

Bolu Müze Müdürü Mustafa Y. Güneş’in yaptığı konuşmadan sonra resim yarışması ödül törenine geçildi. Yarışmada birinci olan Karaçayır İlköğretim Okulu öğrencisi Zişan Çınar ödülünü Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar’ın elinden aldı. Daha önce bisikleti olmadığını söyleyen Zişan Çınar birincilik ödülü olarak kazandığı bisikleti çok dikkatli kullanacağını belirtti. Daha sonra resim sergisi ve müzeyi gezen Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar müzedeki eserlerle ilgili olarak Bolu Müze Müdürü Mustafa Y. Güneş’ten bilgi aldı.

Bolu Olay, 22.05.2008

AGORA GÜN YÜZÜNE ÇIKARILACAK





Malatya'nın Kuluncak İlçesi'nde bulunan ve Roma döneminde önemli bir ticaret merkezi olduğu belirtilen agoranın bu yıl yapılacak kazılarla ortaya çıkarılacağı bildirildi.

 

Malatya Arkeoloji Müzesi Müdürü İzzet Esen, yaptığı açıklamada, Kuluncak İlçesinin Kaynarca köyü Tosunbükü mevkisinde yaptıkları kazılarda ortaya çıkan merkezin bir agoranın tabanı olduğunu ifade etti.


Esen, şu bilgiyi verdi: ''Geçen yıl orada kazı çalışmalarımızı gerçekleştirdik. Kuluncak'taki mozaiği ilk gördüğümüzde çok geniş alanda olmadığını düşünmüştük. Bunları kaldırabileceğimizi düşünmüştük. Yerinde korumak zor diye müzeye getirmeyi planladık. Ancak orada kazı çalışması yapınca gördük ki bu mozaikler bizim sandığımızdan daha geniş bir alana yayılıyor ve kompleks bir yapının tabanında. Burası Roma çağında agora denen kent merkezinde bulunan Bazilika diye adlandırılan yapıların tabanında bulunan mozaiklerden. Yani burası belki de o dönemin hem ticaret erbabının bulunduğu hem o dönemin mahkeme salonunun bulunduğu bazilika yapısının taban döşemesi.

 

Kuluncak'taki mozaiklerin kompleks bir mimari yapının tabanı olduğuna vurgu yapan Esen, şöyle devam etti: ''Eylül ya da ekim ayında gerçekleştirilecek kazılarla tüm yapıyı ortaya çıkartacağız. Mozaiğin üstünü de projelendirerek Aslantepe Açık Hava Müzesi Projesi gibi detaylı olmasa da ahşap örtü ile örtüp bir açık hava müzesi şekline getirteceğiz. Gerekli güvenlik önlemlerini de alacağız, çevre düzenlemesini de yapacağız. Bu yapı bölgenin Roma döneminde önemli bir yer olduğunu, önemli bir yerleşim alanı olduğunu gösteriyor. O anlamda bunlar turizm açısından da önemli.''


Geometrik figürlerden oluşan mozaiğin bulunduğu yerin Romalıların çok tanrılı dinlere inandıkları milattan sonra 2. yüzyılda önemli bir ticaret merkezi olduğunu gösterdiğini kaydeden Esen, hem açık hava müzesi projesi hem de kazı çalışması için Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan 25 bin YTL ödenek talep edeceklerini kaydetti.

Malatya Güncel, 22.05.2008

HIDIR BABA TEKKESİ 'AGİOS GEORGİOS' OLDU!!!

 

Şapçı belediyesine bağlı Taşlık Köyü'nde yer alan 'Hıdır Baba' tekkesi artık tamamen değişti ve tanınmaz hale geldi. Tahribat doğa koşullarından değil de insanlardan geldi. Yüzlerce yıldır ayakta kalan ve bölgedeki Müslüman Türklerin  ziyaret yeri olan 'Hıdır Baba' artık 'Agios Georgios' adıyla kilise tarafından sahiplenilmeye başlandı.   

 

Tahribatın başlangıcı, Batı Trakya'yı ikinci defa işgal eden Bulgarlardan geldi. Tekke tahrip edildi, ancak binanın içindeki türbe1967 Albaylar Cuntası'na kadar (yeşil  örtülü) o halde kaldı. Tahribattan önce bölge halkı burasını ziyaret ediyor ve özellikle de kekeme çocuklara fayda umuluyordu. Cunta geldiğinde acımasız yönetimini burada da gösterdi ve bina içinde 'Hıdır Baba'ya ait türbe tamamen yok edildi. Daha sonra da kilise türbenin üzerine bir manastır inşa etti, önüne bir çan ile Bizans bayrağı astı. Ancak 'Hıdır Baba'nın kavuklu mezar taşı kilisenin içinde hala durmaktadır! Kilisenin giriş kapısı üzerinde 4-5 ay önce var olan kitabe de geçtiğimiz günlerde yok edildi. Binanın yanı başına ek bir oda yapıldı. Ön kısmına ise beton direkler üzerine ve üstü kiremit örtülü bir saçak inşa edildi.

Trakya Net Haber, 22.05.2008

HÜZÜNLÜ YASSIADA TURİZMLE GÜLECEK

 

 

Bir dönemin sessiz tanığı olan Yassıada'nın turizme kazandırılması için harekete geçen Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, acı izlerle dolu adada müze açmak istediklerini söyledi. 

 

Türk demokrasi tarihine derin izler bırakan Yassıada'nın topluma kazandırılması gündemde. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, gelecek 14 Mayıs'larda Yassıada'yı güzel duygularla anılabilecek bir mekan haline getirmeyi hedeflediklerini söyledi. "Yassıada, bizim tarihimizde ne yazık ki acı anılarla dolu olan bir mekan" diyen Bakan Günay, uzun süredir metruk ve bakımsız bir durumda olan adanın geçmişi acı anılarla dolu olsa da yeniden sosyal yaşama, toplumsal hayata kazandırılması gerektiğini belirtti. Günay, "Bir çalışmamız var, müze mi olabilir? bir kültür merkezi ya da kongre merkezi mi olabilir? Bu konuda bir ön çalışmamız var. Bir yıl içinde proje şekillenecek" diye konuştu.Adalar Belediye Başkanı Coşkun Özden ise, Yassıada'daki spor salonunun "Demokrasi Müzesi" yapılabileceği ni dile getirdi.

Yeni Şafak, 22.05.2008

SURLARDA ROMA DÖNEMİNE AİT ASKER MEZARLARI BULUNDU

Edirne'de, inşa edilecek bir iş merkezinin temelinde yapılan kazılarda, Roma lejyonerlerine ait olduğu belirlenen mezarlar bulundu.

 

Trakya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof.Dr. Engin Beksaç, yaptığı açıklamada, eski Ticaret Borsası arsasına yapılması planlanan iş merkezinin kazıları sırasında çıkan bulguların Edirne Koruma Kuruluna bildirildiğini ve yapılan sondaj kazılarıyla bir dönem tarihine ışık tutacak kalıntılara erişildiğini söyledi. Kazılarda, Edirne surlarının ve sur dibinde toplu mezarların bulunduğunu ifade eden Beksaç, ''Roma İmparatoru Vanes komutasındaki ordu, Hadrian (Edirne) Savaşı'nda bozguna uğruyor. Burada bulunan mezarlar geç Roma dönemiyle bağlantılı. Gömü biçimleri Hıristiyan olduklarını gösteriyor. Sur dibindeki mezarlar bu savaşlarda ölen ve kalede görevli Roma lejyonlarına ait mezarlar'' dedi. Beksaç, arkeolojik kazılarda Edirne'nin ilk kuruluş yıllarına inildiğini de kaydetti.

 

Kazıda görevli arkeolog Bülent Türkmen de Edirne Müze Müdürü Hasan Karakaya başkanlığında nisan ayında başlatılan kazılara 20 işçi ve 3 uzmanla devam ettiklerini bildirdi. Kazılar sırasında görkemli Roma ve Osmanlı dönemine ait parçalara ulaşıldığını belirten Türkmen, şu bilgileri verdi:

 

"Hadrianapolis (Edirne) kenti surlarının devamını yani doğu surlarını bulduk. 4 metreye ulaştığımız sur oldukça görkemli. Onun yanı sıra sur dibi gömme geleneği mezarlar, (Milet işi) dediğimiz Osmanlı seramikleri, ahşap yapıları bulduk. Burası MÖ 123 tarihinde yapılmış (Castroom) dediğimiz önemli bir kale. Avrupa yolu üzerinde olduğu için bu şekilde korunmuş. Bu surlar 1868 yılında dönemin Edirne Valisi tarafından üstte kalan surlar yıkılarak, kale içi, kale dışı şeklinde düzenlenmiş."

Trakya Net Haber, 22.05.2008

DİYARBAKIR'IN TARİHİ KİTAP OLDU

 

Diyarbakır’ı bütün zamanlarda ve bütün yönleriyle anlamak amacıyla yapılan uluslararası ilmi toplantılardan çıkan araştırma sonuçları Diyarbakır Valiliği tarafından kitaplaştırıldı. Diyarbakır Valiliği Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü’nün üç cilt halinde hazırladığı “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Diyarbakır” isimli çalışmada Osmanlı öncesinde, Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet döneminde Diyarbakır bütün yönleriyle ele alınıyor. Eserde, sekiz ülkeden yetmişe yakın bilim adamının katkısı bulunuyor.

Türkiye Gazetesi, Haber: İnan Arvas, 22.05.2008

DİYARBAKIR'DA DÜNYA MÜZESİ

Diyarbakır'da tarihi İç Kale projesi kapsamında Dünya Müzesi kuruluyor.


MÖ 2 bin yıllarında önce Hurriler döneminde yapıldığı ve bir dönem Artuklu Sarayı olarak kullanıldığı belirten tarihi mekanda başlatılan restorasyon çalışmaları hızla devam ediyor. Projenin 2009 yılı sonunda tamamlayacağını ifade eden İl Kültür ve Turizm Müdürü Tevfik Arıtürk, "Cezaevi olarak kullanılan, Artuklu Sarayı bundan böyle dünya müzesi olacak. Diyarbakır'ın ilk kilisesi olan Saint George Kilisesi ise sanat galerisine dönüştürülecektir" dedi.

 
Diyarbakır Valiliği ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından başlatılan İç Kale Projesi çalışmaları devam ediyor. Birçok dönemde kentin idare merkezi olarak kullanılan ve son yıllarda Kapalı Cezaevi olarak kullanılan tarihi İç Kale'yi müzeye çevirmek için 3 yıl önce Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleri ile başlatılan çalışmalarda sona ulaşıldı. Restorasyon çalışmaların 2009 yılı sonunda tamamlanacağını ifade eden Diyarbakır Kültür ve Turizm Müdürü Tevfik Arıtürk, "İç Kale'yi bir dünya müzesi haline getireceğiz. Kentte bulunan Arkeoloji Müzesi fiziki şartlarda elverişli olmadığı için bu tarihi mekana taşıyacağız. 50 dönüm üzerinde kurulu bulunan 10 tarihi yapıda, Neolitik Çağ'dan itibaren Eski Tunç, Urartu, Asur, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı devirlerine ait eserler ile insanların yerleşik hayata geçtiği ve kullandığı araç ve gereçler kronolojik olarak sergilenecektir. Ayrıca proje kapsamında Romalılar döneminde kullanılan Saint George Kilisesi, sanat galerisine dönüştürülecek. Bu müze tamamlanması halinde 170 bin olan yıllık yerli ve yabancı turist sayısı 1 milyonu geçecektir" şeklinde konuştu.

 

Çin Seddi'nden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve en sağlam surlarından biri olarak kabul edilen ve bakımsızlık nedeniyle büyük tehlike arz eden 5 bin 7 metrelik Diyarbakır Kalesi onarılmaya başladı. 2000 yıllında Valilik ve Belediye tarafından yapılan protokol gereği kalenin sur dipleri temizlendikten sonra yeşil alana dönüştürüldü. Yazılı belgelere göre Milattan Sonra 349 yılında Roma İmparatoru İkinci Constantinus zamanında şehrin surlarla çevrildiği kalenin duvarları bakımsızlık nedeniyle yıkılma tehlikesi ile karşıya kalırken belediye, vatandaşların tarihi surlara yaklaşmaması için farklı noktalara uyarı levhalar astı. Diyarbakır Kültür ve Turizm Müdürü Arıtürk, Diyarbakır surlarının tehlike arz eden bölümlerinin restore edilmeye başlandığını ifade ederek, ''Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Valiliğin desteğiyle sürdürülen onarım çalışmaları kapsamında son 5 yılda toplam 3 milyon YTL ödenek ayrıldı, Bu yıl yapılacak onarımlar için 1 milyon YTL ödenek ayrıldı. Surlarda tehlike arz eden kısımların belirlenmesi için teknik bir heyet tespit çalışması yaptı. Ardından aslına uygun restorasyon çalışmasına başlandı. Amacımız dünya tarihi mirası olan surlara gelecek kuşaklara bırakmaktır" diye konuştu.

 

5 bin 700 metre uzunluğunda ve 10-12 metre yüksekliğindeki Diyarbakır surlarının dünyanın sayılı tarihi yapıtlarından biri olma özelliğini taşıdığını kaydeden Arıtürk, ''Surların maliyeti çok yüksek imkanlar çerçevesinde şimdiye kadar, Keçi Burcu, Dağkapı ve Tek Beden Burçlarını tamamladık. Amacımız surların tümünün onarımını gerçekleştirip kültür turizmine kazandırmaktır" ifadelerini kullandı.

Turizm Habercisi, 22.05.2008

TARİHİ KONAK AHIR OLMAKTAN KURTARILIYOR

 

 

Kurtuluş Savaşı yıllarında yaptırılan ve özellikle 1936 ve 1944 depremlerinde çok sayıda vatandaşa şifa dağıtıp, evsiz kalan vatandaşların barınma ihtiyacını gideren “Doktor Ethem Konağı” şimdi ahır olarak kullanılıyor.

 

Babası doktor olduğu için iki katlı konağın üst katının ev olarak, alt katının ise muayenehane olarak yıllarca kullanıldığını söyleyen Kamil Oğuz Ethem (82), “Konakta kalan kiracılar 1994 yılında ayrıldılar. O günden beri de kimse kalmıyor. 1998 depreminde hasar gördü, çatlaklar oluştu. Ahşap kapılar ve seramiklerin çoğu da çalınmış” dedi. Adana Büyükşehir Belediyesi Kamulaştırma Komisyonu Üyesi Mustafa Gülen ise, 1 yıl önce konağın çok az bir kısmının metro kamulaştırması sebebiyle alındığını, ancak Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın talimatıyla komple kamulaştırılarak restore edilmesinin istendiğini ve 100 bin YTL’nin üzerinde bir fiyatla konağın kamulaştırıldığını, restorasyon için Anıtlar Kurulu’na projenin sunulduğunu söyledi. Gülen, konağın aslına uygun bir şekilde restore edilerek tarihe gereken önemin verileceğini ve kültür etkinliklerinde kullanılacağını sözlerine ekledi.

 

Hayvan sahipleri tarafından ahır olarak kullanılan tarihî “Doktor Ethem Konağı”, Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek kültür merkezi haline getirilecek.

Türkiye Gazetesi, Haber: Fatih Keçe, 22.05.2008

TARİHİ ESER KAÇAKÇILARI KISKIVRAK YAKALANDI

 

Sultanbeyli'de yapılan bir operasyonda, çok sayıda tarihi eser ele geçirildi.

 

Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren Sultanbeyli Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri, Battalgazi Mahallesi'ndeki Medine Sokak'ta bulunan bir eve baskın düzenledi.

 

Evde yapılan aramalarda, aralarında takı, mühür, sikke, kağıt para, tablo, çanak, vazo, mızrak ucu, hayvan ve insan figürlü heykellerin de bulunduğu 781 parça tarihi esere el koyan polis ekipleri, ev sahibi Kutbettin Ş. ile oğlu Cüneyt Ş.'yi gözaltına aldı.

Zaman, 22.05.2008

İSTANBUL 2010 AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ PROJESİ, TÜRKİYE'NİN ÇEHRESİNİ DEĞİŞTİRECEK

 

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinin sadece İstanbul'un değil, bütün Türkiye'nin çehresini değiştireceğini söyledi.

 

Yazıcı proje ile ilgili gazetelerin genel yayın yönetmenlerini bilgilendirdi. Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirilen toplantıya Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Kanal D'nin Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Birand, CNN Türk'ün Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Boratav, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, Referans Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can, Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tayfun Devecioğlu ve Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan katıldı. Yayın yönetmenleriyle projelerle ilgili fikir alışverişinde bulunan Hayati Yazıcı, Türkiye'nin dünyada ciddi bir tanıtım sorunu olduğunu ve bunun hızla telafi edilmesi gerektiğini anlattı. 24 Mayıs 2008'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılımıyla işadamları, sanatçılar ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin davet edildiği geniş bir bilgilendirme toplantısı daha yapılacak. Projenin kentsel uygulamalar konusundaki hedefleri arasında şunlar yer alıyor: 'İstanbul'un katılımcı dönüşüm projesini başlatarak, kültür ve tarih varlıklarının mevcut durumunu iyileştirmek. İstanbul'un eşsiz değerlerini gün ışığına çıkararak, mevcut tarihî rotayı geliştirmek ve çeşitlendirmek. Ayrıca ilgili kurumlar arasında koordinasyona katkı sağlayarak, İstanbullunun karar alma sürecine katılımını artırmak.' Kültür Sanat konusunda en önemli hedef ise 'Türkiye'nin kültürel değerlerini Avrupalıya tanıtmak.' Turizm ve tanıtım konularında ise ana hedefler İstanbul'un marka değerini yükseltmek ve tarihî kültürel mirasını tanıtmak, turistik değerleri ortaya koymak olarak kayıtlara geçiyor.

Zaman, 22.05.2008

MÜZELER HAFTASI KUTLAMALARI

 

Afyonkarahisar İl Kültür ve Turizm Müdürü Ali İhsan Narlı, Afyonkarahisar'ın açık hava müzesi niteliği taşıdığını belirterek, “Afyonkarahisar'ın her yerinden adeta tarih fışkırmakta ve her gün yeni eserler ortaya çıkmaktadır” dedi. 

Bu yıl 27.'si kutlanan “Müzeler Haftası” nedeniyle düzenlenen programda konuşan Narlı, Afyonkarahisar'daki Arkeoloji Müzesi'nde 13 bin 510'u arkeolojik, 5 bin 358'i etnografik, 26 bin 623'ü sikke, 26'sı arşiv vesikası ve 33'ü el yazması kitap olmak üzere toplam 45 bin 552 eserin mevcut olduğunu söyledi. Afyonkarahisar dahilinde 700'e yakın eserin tescilinin yapılabildiğini ve envanter çalışmalarının devam ettiğini hatırlatan Narlı, “Bununla birlikte ilimizde 179 tescilli sit alanı bulunmaktadır. Eski eser kaçakçılığı ve önlenmesi konusunda da gerekli eğitimler verilerek, iş birliği içerisindeki çalışmalar devam ettirilmektedir. Yurdumuza gelen turistlerin büyük çoğunluğu müzelerimizi gezmektedir. Müzelerin zenginleştirilmesi için bulduğumuz tarihi eserleri müzelere teslim etmeliyiz. İzinsiz kazı yapanlar, devletimizin güvenlik birimlerine bildirilmelidir. Müzeleri, bizim de mutlaka gezmemiz ve yaşadığımız topraklarda bizden önce yaşayan insanların tanımaya çalışmamız gerekir” diye konuştu. 

Afyonkarahisar'ın açık hava müzesi özelliği taşıdığına dikkat çeken İl Kültür ve Turizm Müdürü Narlı, "Bu özellikten dolayı ilimizin her yerinden adeta tarih fıştırmakta, her gün yeni eserler ortaya çıkarılmaktadır. Eski ve tarihi eser olarak ortaya çıkan veya tescil edilen korunması gerekli eserlerin tahribatının önlenmesi ve gelecek kuşaklara aynen bırakılabilmesinin sağlanması en önemli bir yurttaşlık görevidir” dedi. 

Afyonkarahisar Müze Müdürü Mevlüt Üyümez ise konuşmasında, dünyanın hemen her yerinde arkeolojik çalışmaların giderek daha da yoğunlaştığını ve ihtisas sahalarının giderek genişlediğine dikkat çekti. “Dünyamızda gelecek yıllarda arkeoloji biliminin popüler bir uğraş olarak gündemimize oturacağı muhakkaktır” diyen Üyümez, “Günümüzde devlet eliyle yürütülen müze ve müzecilik olgusu, özel sektörün de devreye girmesiyle hızlı bir ivme kazanmış durumdadır” ifadelerini kullandı. 

Emir Murat Özdilek Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi Konferans Salonu'nda yapılan programda konuşmaların ardından, Afyonkarahisar'ın tarihiyle birlikte tanıtıldığı sinevizyon gösterisi izlendi. Programa Vali Yardımcısı Ömer Adar ile birlikte vatandaşlar ve öğrenciler katıldı.

Afyon Kent Haber, 21.05.2008

SURLARA DRENAJ DESTEĞİ

 

 

>İznik'te, tarihi Senato Sarayı bölgesindeki surların kenarlarına drenaj yapılıyor

Tarihi surların yağmur sularının birikmesi sonucu yıkılmasına engel olmak için İznik Belediyesi tarafından önlem alınıyor.

4700 metre uzunluğundaki surlarla çevrili olan İznik'te surların onarılacağını müjdeleyen Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz, "Yağmur sularının surlara zarar vermesini engellemek için drenaj çalışmaları başlattık" dedi.

Yapılan çalışmalarda, sur dibinde biriken suların tahliye edilmesi için kanal açılırken, var olan tahliye boruları büyültüldü.

Bursa Kent Haber, 21.05.2008

AŞİL'İN HEYKELİ BULUNDU





Yunan mitolojisinin önemli kahramanlarından, ölümlü Peleus ile Tanrıça Thetis'in oğlu yarı tanrı Aşil'in heykeli, Şanlıurfa'daki kazı çalışmalarında gün yüzüne çıkarıldı.

 

Truva Savaşları'nın baş komutanı Aşil'in heykeli, Şanlıurfa merkezde yapılan ve daha önce Amazon Kraliçesi'nin de mozaiklerinin bulunduğu Haleplibahçe'deki kazı alanında bulundu. Bu yılın çalışmalarına önceki hafta başlayan arkeologlar tarafından yapılan çalışmalarla bugüne kadar 11 mozaik gün yüzüne çıkarıldı.

 

Şanlıurfa İl Kültür ve Turizm Müdürü Selami Yıldız, yaptığı açıklamada, Yunan mitolojisinin önemli kahramanlarından biri olan Aşil'in heykelinin bulunduğunu kaydederek, "Urfa'yı tarihte değil de tarihi Urfa'da aramakta fayda var. Mozaiklerin Amazon kraliçelerinin Grekçe isimleri ile yer aldığı ilk örneği Haleplibahçe'de çıktı. Şu anda 11 tane mozaik var. Geçen hafta itibarıyla kazılar tekrar başladı. Truva Savaşları'nın baş komutanı Aşil'i de bulduk. Şu anda Urfa kamuoyuna bunu çok yansıtmadık. Çok değişik buluntular var" dedi.

 

Şanlıurfa'nın dünyadaki dördüncü büyük inanç merkezi olduğuna dikkat çeken Yıldız, "Doğu'da Mekke, Medine ve Kudüs'ü sayarsak Şanlıurfa'yı da dördüncü inanç merkezi olarak görebiliriz. Bugün insanoğlunun ilk tapınağı Malta Adası'nda bulunuyor. Mısır'da 4-5 bin yıl öncesine at tapınaklar var. Göbeklitepe tapınakları çıktığı zaman 10 bin 500 yıllık olduğu anlaşıldı. Arkeoloji tarihi yeniden yazılmaya başlandı" diye konuştu.

 

Truva'ya karşı girilecek savaşın zafer ya da yenilgiyle sonuçlanmasını belirleyecek anahtar kişi olan ve yaşayan en büyük savaşçı olduğuna inanılan Aşil'in annesi Thetis, bir tanrıçadır ve Aşil onun ölümsüzlük gücüne sahiptir. Ama aslında o da bir insandır ve tüm ölümlüler gibi ölümsüzlüğü elde etmesinin tek yolu adını tarihe yazdırmaktır.

Şanlıurfa Kent Haber, 21.05.2008

200 YILLIK ÇEŞME TARİHE DİRENİYOR

 

 

Ordu'nun Ünye İlçesi'nde bulunan Güzelkale Çeşmesi, geçen iki asra rağmen yıllara meydan okumaya devam ediyor.

 

İki bin yıllık geçmişi olan Ünye Kalesi'nin eteklerinde, ismini bulunduğu köyden alan Güzelkale Çeşmesi, geçen uzun yıllara rağmen eski ihtişamını koruyor. Ünye'de günümüz evlerinde de kullanılan, kesme sarı taştan yapılan çeşmenin üzerinde Osmanlıca kitabe de bulunuyor. En son onarımı 1821 yılında yapılan tarihi çeşmenin en önemli özelliği suyunun yazın soğuk, kış aylarında ise ılık olması oluyor.

 

Tarihi çeşmenin geçmişini araştırdıklarını belirten Kültür ve Turizm Müdürü Muzaffer Günay, geçen 200 yıla rağmen çeşmenin varlığını sürdürmesinin kendileri için sevindirici olduğunu söyledi. Ünye'de yine bu çeşme gibi Osmanlı döneminden kalma çok sayıda tarihi değerin bulunduğunu belirten Günay, "Ünye ve çevresinde çok sayıda eski kale, çeşme, han, hamam, konak, su değirmeni, köprü, cami, şadırvan, mezarlık, kilise ve yola rastlamak mümkündür. Ünye Kalesi'nin restorasyonundan sonra bu değerler çok daha belirgin ortaya çıkacaktır" diye konuştu.

haberler.com, 21.05.2008

"NAİME SULTAN YALISI TEKRAR OKUL OLSUN"

 

Platform Ortaköy Gazi Osman Paşa (GOP), Ortaköy’de Gazi Osman Paşa İlköğretim Okulu olarak kullanılırken 2002’de çıkan yangın sonucu kullanılamaz hale gelen Naime Sultan Yalısı’nın tekrar okul olarak tahsis edilmesi için İstanbul İl Genel Meclisi üyelerine dilekçe gönderdi. 

Yalının bulunduğu bölgenin otopark yapılmak istendiğini belirten platform üyeleri, İstanbul 3 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun yalıyı birinci derece sit alanı ilan ettiğini anımsatarak otopark girişiminin anayasaya aykırı olduğunu belirttiler. 

 

Platform Ortaköy GOP, son 3 haftada Mimarlar Odası, Sultanahmet İnsiyatifi, Kabataşlılar Derneği’nin de desteğiyle 8 bini aşkın imza topladı. Yalıda çıkan yangınla ilgili raporda “kasıt unsuru” öne çıkmıştı. Uzman polis tarafından alınan yanmış tahta parçaları üzerinde uygulanan kimyasal testlerde binanın benzinle yakıldığı ifade edilmişti. 

Cumhuriyet, 21.05.2008

NİĞDE MÜZE MÜDÜRLÜĞÜ'NE PLAKET VERİLDİ

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından müzecilik uygulamaları kapsamında yapılan çalışmalardan dolayı Niğde Müze Müdürlüğü'ne plaket verdi.

 

Edinilen bilgiye göre; müzecilik uygulamaları kapsamında yapılan çalışmalardan dolayı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bu sene ilk defa uygulamaya konulan plaketi Niğde Müze Müdürlüğü, İstanbul Arkeoloji Müze Müdürlüğü, İstanbul Topkapı Müze Müdürlüğü, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müze Müdürlüğü ile Kütahya Müze Müdürlüğü'nün aldığı açıklandı.

haberler.com, 21.05.2008

MÜZELER HAFTASINA SÖNÜK KUTLAMA

 

4 medeniyete başkentlik yapmış, tarihi ve kültürel değerleriyle açık hava müzesini andıran İznik`te Müzeler Haftası kutlaması, 10 dakika süren programıyla sona erdi. 

 

İznik`de her sene yoğun bir ilgi ile gerçekleştiren Müzeler Haftası bu sene oldukça sönük geçti. 27.si düzenlenen Müzeler Haftası programına sadece Belediye Başkan Yardımcısı Zekeriya Sargın, Halk Eğitim Merkezi Müdürü İsmail Aktaş, Belediye Meclis Üyesi Mahmut Usta, CHP ilçe yöneticileri ile az sayıda vatandaş  katılırken, İznik Kaymakamı Hüseyin Avcı Valilik`teki toplantıya katılmak üzere Bursa`ya geldiği için, Belediye Başkanı Kadri Eryılmaz da, Orhangazi`deki bir açılışa gittiği için programa katılamadı. Diğer siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütleri ve vatandaşlar da kutlamaya ilgi göstermedi. Sadece 10 dakika süren programda İstiklal Marşı`nın okunmasının ardından Müze Müdürü Yusuf Demirci, yaptığı konuşmada, Kaymakam Hüseyin Avcı`ya tarihi eserlerin korunması ve restorasyonu için yaptığı çalışmalardan ötürü teşekkür ederken, turizmin canlandırılması için biran önce turizm konseyinin oluşturulması gerektiğini vurguladı. Program kapsamında bazı çiniciler müze bahçesine stant açarak ürünlerini sergilediler.Programa ilginin az olmasının kendisini oldukça üzdüğünü belirten Müze Müdürü Yusuf Demirci, ilk kez böyle bir görüntüyle karşılaştığını ifade etti.

 

İznik`de geçen yıl Müzeler Haftası, ilköğretim ve lise öğrencilerinin şiir okuması, kaymakam, belediye başkanı ve il kültür müdürünün haftaya ilişkin konuşmaları, halkoyunları gösterileri ve Türk sanat müziği konseri gibi zengin bir program ve yoğun katılımla kutlanmıştı.

Bursa Olay, Haber: Mehmet Buldu, 21.05.2008

TARİHİ USTALAR KURTARIYOR





Kilis'te, tarihi camilerin restorasyonuna taş ustaları imzalarını atıyor. Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2006 yılından itibaren tarihi camilerin restorasyonuna hız verildi.

 

Restorasyon kapsamında, Çalık Cami, Tabakhane Cami, Muallak Cami, Kadı Cami, Cüneyne Camisi'nin restorasyon çalışmaları tamamlanarak, hizmete açıldı. Şörhabil Cami ve Türbesi, Şeyh Mehmet Bedevi hazretlerinin türbesinin restorasyon çalışmalarına başlandı.

 

Geçmişi yüz yıllar öncesine dayanan taş yapıların restorasyonu sırasında en büyük görev kaybolan meslekler arasında bulunan taş ustalarının marifetli ellerinden hayat buluyor. Taş ustaları, beyaz taşları yontarak, tarihi camilerin restorasyonunda kullanıyor. Taş işlemeciliği ustalarının titizlikle yonttukları taşların yerlerine konulmasından sonra yapılan çalışmalarının bitirilmesi ile tarihi camiler aslına uygun şekilde restorasyonu yapılıyor.

 

Taş ustalarından Mehmet Demir, taş yapıya her geçen gün artan bir talep olduğunu belirterek, "Geçmişte bütün evler taş ile yapılırdı. Daha sonra briket ve tuğla ile yapılan evlerin sağlıksız olduğunun anlaşılması üzerine geri eskiye bir dönüş var. Taş ustası yok denecek kadar az, restorasyon çalışmalarına son yıllarda büyük önem veriliyor. Taş yapılan sağlık açısından çok iyi, taş binalar yaz aylarında sıcağı, kış aylarında ise soğuğu geçirmez. Tarihi camileri restorasyon yapmak sanıldığı kadar kolay değil, çünkü aslına göre restorasyon yapılıyor. Bu nedenle çok dikkatli davranmak ve orijinaline uygun yapmamız gerekiyor" dedi.

 

Vakıflar Bölge Müdürlüğü, bakım çalışmalarının Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki kültür varlıklarının rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri, sokak sağlıklaştırma, çevre düzenlemeleri projeleri ve bunların uygulamalarıyla değerlendirme, muhafaza, nakil işleri ve kazı çalışmalarına ilişkin yönetmelik çerçevesinde yürütüldüğünü belirttiler.

Gaziantep 27 Gazetesi, 21.05.2008



SEMBOLİK HÖYÜKTE SEMBOLİK KAZI

 

Geçtiğimiz yıllarda müze gezisi ve plaket törenleri ile kutlanılan Müzeler Haftası bu yıl değişik kültürel ve sanatsal etkinliklere sürüyor.
 

  


18 Mayıs Pazar günü görkemli bir açılış töreni ile başlayan kutlamaların 4. gününde de iki ayrı etkinlik yapıldı. Değişik okul öğrencilerinin katıldığı “Tiyatro ve Skeç” gösterileri ile devam eden törenler öğleden sonra Bilim Sanat Merkezi Kazı ekibinin katıldığı tarihi eserleri gün yüzüne çıkarma etkinliği, "SEMBOLİK KERNEK HÖYÜK" kazısı ile sürdü.

Sembolik Kazı çalışmaları etkinliğine Müze Müdürü İzzet Esen, Müze çalışanları, Bilim Sanat Merkezi öğretmeni ve öğrencileri katıldı. Öğrenciler adına bir konuşma yapan Bilim Sanat Merkezi 6. Sınıf öğrencisi ve Kazı heyet başkanı Rabia Nur Budak “ Malatya şehir merkezine yer alan Kernek Höyük’te 2007 yılında yapılan yüzey araştırmaları buluntularına göre günümüzden onbin yıl öncesine ait yerleşim izleri bulunmuştur. Sırasıyla eski ve yeni taş çağları, Kalkolitik, Koloni, Hitit ve Roma çağına ait kesintisiz yerleşime sahne olan Kernek Höyük Anadolu Arkeolojisi için çok önemlidir. Biz bilim- sanat merkezi kazı ekibi olarak buradaki tarihi değerleri gün ışığına çıkartmak ve insanlara sunmak için kazı çalışmalarına başlıyoruz.” dedi.

Müze Müdürü İzzet Esen ise “ Bu yılki kutlamaları eğitim ağırlıklı olarak planladık. Temel amacımız Müzeciliği öğrencilerimize tanıtmak, sevdirmek ve yer altında kalan eserlerimizi gün yüzüne çıkartma konusunda önemli yer tutan arkeolojiyi gereken hassasiyeti sağlamaktır. Önümüzdeki yıllarda da eğitim ağırlıklı çalışmalarımız gelişerek devam edecek” dedi.

Sembolik kazı töreni öğrencilerin belirlenen kazı alanlarında yaptıkları kazılardan sonra sona erdi.

Malatya Haber, Yazı ve Fotoğraflar: Yaşar Karaaslan, 21.05.2008

MÜDÜRSÜZ MÜZE

 

Düzce Konuralp Müzesi yıllardır Müdür atamasını bekliyor. Düzce'nin il olmasının ardından 8 yıl geçmesine rağmen bir türlü müdür atamasının yapılmadığı Konuralp Müzesi'nin bu sorunu 60. Hükümet döneminde de devam ediyor.

 

Yıllardır  Maliye Bakanlığı tarafından müdür atamasının gerçekleşmemesi  nedeniyle personel görevlendirilmesinin de yapılamadığı Konuralp Müzesi için siyasiler yıllardır söz verdiler. AKP iktidarında gerek milletvekilleri, gerek il ve ilçe başkanları müze müdürlüğü için "Görüşmelerimiz olumlu geçti. Maliye Bakanımız Müdürlük kadrosu için söz verdi. Müdür ataması kısa sürede yapılacak ve müze artık Bolu'ya bağımlı olmaktan kurtulacak" dediler.

 

Müstakil Müdür kadrosu bulunmadığı için bu güne kadar görevlendirmelerle  ve kısıtlı imkanlarıyla bölgeye hizmet vermeye çalışan Konuralp Müzesi'nde çeşitli dönemlere ait yüzlerce eser bulunuyor. Müze Müdürlüğü kadrosu bulunmadığı için  il genelinde bulunan tarihi eserler ya Bolu'ya yada çevre müzelere gönderiliyor.

 

Konuralp Müzesi, Müdürlük kadrosu için sadece milletvekilleri değil Kültür Bakanları da söz verenler arasında. Geçtiğimiz yıl Düzce'yi ziyaret eden eski Kültür ve Turizm Bakanı Atilla  Koç kendisine bu konuda yöneltilen soru üzerine "Müdürlük kadrosu kolay. Hemen Maliye Bakanımla görüşüp konuyu çözeceğim. Düzcelilere bu konuda müjde verebilirim" demişti.

 

Konuralp Müzesi'nin müdür sorunuyla  kaç mevsim geçti, kaç siyasi söz verdi  sayısını hatırlayamıyoruz ama tarihe sahip çıkacak bir elin bu kadar uzaklarda olmaması gerektiğini biliyoruz.

Düzce Damla, 21.05.2008

YERALTINDA BİR ŞEHİR

 

Bayburt'un Aydıntepe İlçesi'ndeki yeraltı şehri turistleri karşılamaya hazırlanıyor.

 

'Aydıntepe Yeraltı Şehri.' Romalıların zulmünden kurulmak isteyen ilk Hıristiyanların inşa ettiği bir kent. İnançları yüzünden zulüm gören yerli halk, tehlike belirdiğinde gizlenmek için inşa etmiş.

 

1989 yılındaki bir mezar kazısı sırasında bulunmuş ve Aydıntepe Belediyesi'nin öncülüğünde yapılan çalışmalarla gün yüzüne çıkarılmış.

 

Şimdiye kadar yaklaşık yedi de biri temizlenmiş. 1000 metre boyunca açılmış olan şehrin henüz bir mahallesi meydana çıkarıldı. Yeraltı şehrinin Aydıntepe'nin altında şehir merkezinin muhtelif yerlerinde 6-7 kilometre boyunca ilerlediği biliniyor.

Farklı özelliklere sahip tarihi mekan, insanların uzun süre barınabilmesi için, su kaynağından havalandırma bacalarına kadar birçok alt yapıyı bünyesinde bulunuyor.

 

Geçen yıl 12.000 kişinin ziyaret ettiği Aydıntepe Yeraltı Şehri'nin tamamen ortaya çıkarılması için kazı çalışmalarının hızlandırılması planlanıyor.

Trt/Haber, 21.05.2008

TARİHE ÇAKILAN ÇİVİLER SÖKÜLDÜ


 


Başta Çifte Minareli Medrese olmak üzere Lalapaşa Camii ve Ulu Camii'nin duvarlarına çivi çakılmak suretiyle tutturulan ve üzerinde "Ben Bir Vakıf Eseriyim" yazılı bez afişler, sonunda kaldırıldı.

 

Vakıflar Haftası dolayısıyla tarihi eserlerin üzerine çivi çakılmak suretiyle tutturulan bez afişler, Vakıflar Bölge Müdürlüğü elemanlarınca kaldırıldı. Hafta dolayısıyla astırılan afişler, tarihi eserlerden tek toplatılırken, aynı durumun bir kez daha yaşanmaması istendi.

 

Vatandaşlar, Vakıflar Haftası gibi önemli bir haftada, tarihi eserlerin üzerine çivi çakılmak suretiyle bez afiş astırılmasının doğru bir davranış olmadığını yineleyerek, "Aynı durumun bir kez daha yaşanmamasını umuyoruz. Eğer kamu kurum ve kuruluşları bu tür eserlerin üzerine pankart ya da afiş asmak istiyorlarsa, farklı bir yöntem bulsunlar" diye konuştular.

 

Gösterilen tepkiler ve konunun medyaya yansımasının ardından afişlerin toplatılması ve çivilerin sökülmesinin beklenen bir davranış olduğunu ifade eden Erzurumlu vatandaşlar, Vakıflar Bölge Müdürlüğü yetkililerine teşekkür ettiler.

 

Vatandaşlar, çivi çakma yönteminin farklı kamu kurum ve kuruluşlarınca da denenmemesi hususunda Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün gereken önlemi alacağına inandıklarını kaydederek, "Onlar bizim gözbebeğimiz olan tarihi eserlerimiz. Nasıl ki bugün onlara bakarak geçmişimi görüyorsak, gelecek nesillerin de buna hakkının olduğunu düşünüyoruz" dediler.

Erzurum Gazetesi, 23.05.2008


******


ÇİFTE MİNARE'YE ÇİVİ ÇAKTILAR





Erzurum’un simgesi tarihi Çifte Minareli Medrese’nin giriş kapısı üzerine “Ben bir vakıf eseriyim” yazılı pankartın iki tarafına çakılmış çivilere tutturulması tepkilere yol açtı.

 

T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan pankart için Bölge Müdürlüğü yetkilileri, “o çiviler orada zaten vardı, yıllar önce çakılmışlardı, yeni bir işlem yapmadık” açıklamasını getirdiler. Yetkililer böylelikle tarihi yapının dokusuyla oynanmadığına işaret ettiler. Ancak bu kez “vakıf eserlerinin korunması için vatandaşta bilinç uyandırmayı” amaçlayan pankartın dokuyu bozan o çivilere asılmış olması eleştirileri daha yoğunlaştırdı.  13. yüzyıl sonlarında yapılan ve Erzurum’un simgesi haline gelen Çifte Minareli Medrese’nin kapısı üzerinde çakılı çivilere tutturulan naylon ipli pankartın kaldırılmasını isteyenler, “Vakıflar Haftası’nın 5-11 Mayıs tarihleri arasında kutlandığını ama pankartın hâlâ durduğuna dikkat çektiler.

Milliyet, Haber: Cem Bakırcı, 21.05.2008

HAYDARPAŞA DAYANIŞMASI: "OLDUBİTTİLERE GEÇİT YOK"

 

Toplum Kent ve Çevre İçin Haydarpaşa Dayanışması adına konuşan TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Eyüp Muhçu, Çalık Grubu tarafından hazırlatılan Haydarpaşa’yı önce Manhattan sonra Venedik’e çeviren yağma projeleri demetine şimdi de Osmanlı versiyonu olduğu söylenen bir üçüncüsünün eklendiğini bildirdi.

İstanbul Beşiktaş’taki Mimarlar Odası’nda düzenlenen toplantıda konuşan Muhçu, AKP hükümetinin, emrindeki TCDD bürokratları ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte, her türlü yasa ve yönetmeliği, bilimsel ve etik kuralı hiçe sayarak, Haydarpaşa’yı küresel rant sermayesinin kullanımına sunma çalışmalarına devam ettiğini vurguladı. Haydarpaşa Garı’nın yaşayan dünya endüstri mirasının nadide örneklerinden biri olduğunun altını çizen Muhçu, “Daha nice yıllar hizmet verecek durumda olan Haydarpaşa Garı’nı ‘ihtiyaç fazlası taşınmaz mal’ ilan etmeye kadar vardırılan akıl almaz bir süreci yaşamaya devam ediyoruz. Bu nedenle yetkilileri bir kez daha uyarmak ve asli görevlerine geri çağırmak istiyoruz” dedi.

Yetkililere seslenen Muhçu, şunları kaydetti: “Son derece hatalı ve geri dönüşü olmayan zararlara neden olacak; akla, bilime, tekniğe, hukuka uygun olmayan ve meşruiyeti bulunmayan günü bile kurtarmayacak kararlar alıyorsunuz. Bizlerin adına emaneten korumakla yükümlü olduğunuz kamusal değerlerimizi; uluslararası gayrimenkul pazarlarında peşkeş çekmek için bir gecede anti demokratik yasalar çıkarmaktan çekinmiyor, istediğiniz sonuca ulaşmak için her yolu mubah görüyorsunuz. Kamuoyundan gizli tuttuğunuz ancak Haydarpaşa Dayanışması tarafından açığa çıkarılan ve toplumun büyük bir tepki ile karşıladığı, Çalık grubuna ait GAP İnşaatın işverenliğinde hazırlatılan, Haydarpaşa’yı önce Manhattan sonra Venedik’e çeviren yağma projeleri demetine Osmanlı Versiyonu olduğu söylenen bir üçüncüsü ekleniyor. Tarihi Haydarpaşa mendireğini bile inşaat alanına çevirip, toplam 1 milyon 200 bin metrekare olarak pazarlamaya çalışılan ‘arsa’ alanını 2 milyon 200 bin metrekareye çıkaran proje konusunda ‘Bakın gökdelenleri kaldırdık’ diyerek kamuoyundan neredeyse teşekkür bekliyorsunuz. Ayrıca, Çalık Grubu’na ait GAP İnşaat Şirketi’nin ortada bir ihale ya da sözleşme yokken bu üç projeyi niçin ısrarla hazırlattığı hâlâ bilinmiyor ve sizlerde bu konuda da kamuoyuna hiç bir açıklama yapmıyorsunuz”.

Ülke demiryolları ulaşımını korumakla ve kollamakla yükümlü yönetimlerin “Bizim Haydarpaşa’ya ihtiyacımız yok” diyebildiklerini ifade eden Muhçu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Siz yöneticiler kamusal ve toplumsal sorumluluklarınızı umursamıyor olabilirsiniz; ancak bu ülkenin ve İstanbul’un yaşayanları olarak bizlerin dünya mirası niteliğindeki tarihi, kültürel ve doğal varlıklarımızı gelecek kuşaklara taşımak gibi bir görevimiz vardır. Bu görev bilinciyle Haydarpaşa Gar ve Liman çevresini her türlü yasa ve yönetmeliği, bilimsel ve etik kuralı hiçe sayarak küresel emlak tacirlerinin emrine sunmaya çalışanların oldubittilerine bugüne dek izin vermedik, bundan sonra da izin vermeyeceğiz”

Muhçu, Marmaray Projesi’nin gizli kapaklı yapılan görüşmeler ile güzergâh dışına çıkartıldığına işaret ederek, Haydarpaşa Garı’nın Marmaray ve Hızlı Tren Projesi nedeniyle kullanım dışı kaldığından söz edildiğini, hükümetin bu bahanelerle kamuoyunun algılama düzeyini hafife aldığını ifade etti. Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Hasan Bektaş da, TCDD Genel Müdürlüğü’nün “gaflet ve delalet” içinde bulunduğunu belirterek hızlı tren projesi ve Marmaray vitrini altında demiryollarının ve Haydarpaşa’nın bitirilmek istendiğini vurguladı. Bektaş, “Marmaray Projesi’nde asıl amaç İstanbul’un trafik sorununu çözmek filan değil, Haydarpaşa’nın peşkeş çekilmesini kolaylaştırmak” diye konuştu.

Birgün, Haber: Sevgim Denizaltı, 20.05.2008

MÜZEDE UYGULAMA DERSİNİN İLK YURTDIŞI ÖRNEĞİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ

 

 

İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi bölümü öğrencileri ilk kez yurtdışında müzelerde uygulama dersi gerçekleştirdiler. Prof.Dr. Uşun Tükel'in başkanlığındaki grup üyesi öğrencilerin, kentteki kimi noktalarda ya da müzelerde yapıtların karşısında sunum yapmaları gerekiyordu. Sunumu sanat tarihi öğrencilerinin sorulu-cevaplı tartışmaları izliyordu.

 

Gezinin ilk durağı Viyana'ydı. Viyana'da ilk gün eski kent, Kunstforum'daki "Monet'den Rothko'ya Soyutlama Sergisi", Karlspaltz yapıları, Albertina ve "Kokoschka Sergisi" ziyaret edildi. Grup Viyana'daki ikinci günlerini Sanat Tarihi Müzesi, MuseumsQuartier ve Yukarı Belvedere'yi ziyaret ederek değerlendirdi.

Gezinin 3.günü Salzburg'a hareket eden öğrenciler, Mozarteum Üniversitesi yeni binasını, Kutsal Üçlü Kilisesi'ni, Mozart'ın evini, Modern Sanat Müzesi'ni, Residenzgalerie'yi ve kiliseleri ziyaret etti.

Salzburg'dan sonraki durakları Münih olan grup, Alte Pinakothek, Neue Pinakothek, Pinakothek der Moderne'i (yeni açılan Modern Sanatlar Müzesi) keşfe çıktı. Ayrıca öğrenciler Olimpiyat Parkı ve Kulesi'ni büyük bir beğeni ile gezdiler.

Fest Travel tarafından düzenlenen gezinin son gününde Lenbachhaus'u (Kandinski ve Der Blaue Reiter koleksiyonu) ve eski kentteki yapıları ziyaret eden sanat tarihi öğrencileri, İstanbul'a dönüş yolculuklarında, geziden çok memnun kaldıklarını ve bu gezinin kendileri için muhteşem bir deneyim olduğunu belirttiler.

Turizmdebusabah.com, 20.05.2008

BİTMEK BİLMEYEN RESTORASYON ÇALIŞMALARI MÜZEYİ OLUMSUZ ETKİLEDİ

 

 

Gaziantep'te uzun zamandır Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyon çalışmalarının yapıldığı Hanifi Sokak'ta  yer alan Etnografya Müzesi, restorasyon çalışmaları nedeniyle olumsuz yönden etkilenirken, yetkililerin bu duruma sessiz kalması dikkat çekti.

 

1985 yılında Hasan Süzer tarafından restore ettirilerek Etnografya, müzesi bir zamanlar ziyaretçi akımına uğrarken, şimdilerde Hanifi Sokak'ta bitmek bilmeyen restorasyon çalışması ile kendi kaderine terk vaziyettedir.

 

Etrafının kapalı olması ve sokak çalışmaları nedeni ile vatandaşlar tarafından unutulan Etnografya Müzesi'ne şimdilerde sadece şehir dışından gelen turistler tarafından ilgi görüldüğü öğrenildi.

Öte yandan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı nedeniyle Etnografya Müzesi'ni tüm öğrenciler ücretsiz gezme fırsatı buldu. Bayram nedeniyle Etnografya Müzesi'ne uğrayan öğrencilerin ilgisini çeken Antep Savunması’nda kullanılan silahlar ve savaş araçları oldu.Gün boyunca öğrencilere ücretsiz açık olan müzeyi sadece öğrenciler değil, ücret vermekten kaçınan vatandaşlarda ücretsiz gezebilme fırsatını da buldular.

 

 

Hasan Süzer tarafından restore ettirilen ve içerisinde Antep savunmasında kullanılan silahlar, savaş araçları, belgeler, kahraman, gazi ve şehitlerin fotoğraflarının sergilendiği Etnografya Müzesi'ni günde 200 kişinin ziyaret ettiği öğrenildi. Özellikle turizm aylarında ziyaret edenlerin sayısının arttığını belirten yetkililer, müze etrafında yapılan çalışmalar nedeniyle ziyaretçi sayısının düştüğünü de dile getirdiler.

Gaziantep Hakimiyet, 20.05.2008

ABRAMOVİÇ NEYİ ALACAĞINI ŞAŞIRDI

 

Psikanalist Sigmund Freud'un torunu Lucian Freud'un, doğal boyutlardaki uyuyan çıplak kadın tablosu ile İngiliz ressam Francis Bacon'un Triptych, 1976' adlı üçleme eserini 86,2 milyon dolara satın alan kişinin, Chelsea futbol takımının sahibi Rus işadamı Roman Abramoviç olduğu ortaya çıktı.

Yeni Şafak, 20.05.2008

KONYA'NIN 25.000 METREKARELİK MÜZE ALANINA İHTİYACI VAR

 

Konya Müze Müdürü Yusuf Benli, yaklaşık 10 bin yıllık tarihe sahip Konya'da, içinde Çatalhöyük'ten çıkan eserlerin de bulanacağı en az 25 bin metrekare büyüklüğünde bir müzenin kurulması gerektiğini bildirdi.

 

Benli yaptığı açıklamada, Konya'nın sahip olduğu tarihi zenginlikle Türkiye'nin gözde şehirleri arasında yer aldığını, bunun önemli bir ayrıcalık olduğunu belirtti.


Konya'nın yaklaşık 10 bin yıllık bir tarihe sahip olduğunu, Selçuklu Devleti'ne de başkentlik yaptığını ifade eden Benli, 'Konya'nın her geçen gün turizm potansiyeli artıyor. Çatalhöyük başta olmak üzere devam eden kazılarda ve çeşitli şekillerde ele geçen tarihi eserler müze envanterine dahil ediliyor. Bu nedenle mevcut müze binaları artık ihtiyaca cevap vermiyor' dedi.


Benli, şunları kaydetti: 'İçinde Çatalhöyük'ten çıkan eserlerin de bulunacağı en az 25 bin metrekare alana sahip bir müzenin kurulması gerekiyor. Böyle bir müze binasının yapılması için en uygun yerin Mevlana Kültür Merkezi civarı olacağını düşünüyoruz. Bu müze binasının yapılması için gerekli girişimlerimiz başladı, devam ediyor. Ayrıca, Mevlana Müzesi ile Mevlana Kültür Merkezi arasının da araç trafiğine kapatılmasıyla, bölge, turistlerin zamanlarını geçirebilecekleri bir turizm ve kültür ortamı haline getirilebilir. Zaten bunun için de ilgili kuruluşların bazı projeler üzerinde çalıştığını biliyoruz.'

Merhaba Gazetesi, 20.05.2008

OKYANUSTAN GELEN SERVET

 

Hazine avcısı bir dalgıç bundan 385 yıl önce fırtınaya yakalandıktan sonra batan geminin batığı için okyanusa daldı. Dalgıç sadece bir kürdanla döndü ama değerini öğrendiğinde havalara uçtu.

Hazine avcısı bir dalgıç bundan 385 yıl önce fırtınaya yakalandıktan sonra batan gemide bulduğu kürdanın değerinin 100 bin dolar olduğunu öğrenince mutluluktan havaya uçtu.


Fırtınaya 1622 yılında okyanusta yakalanarak batan Santa Margarita adlı İspanyol gemisinin batığından saf altından yapılmış diş ve kulak temizleme aracı buldu. Kürdanı arkeologlara gösteren dalgıç değerinin öğrenince küçük bir servete konduğunu anladı. Arkeologlar 385 yıl öncesine ait kürdanın değerinin 100 bin dolar olduğunu açıkladı
Vatan, 20.05.2008

GÜNEY ŞİLİ'DE BATIK İSPANYOL KANYONU

 

 

Şili’nin güneyinde, Curepto şehri açıklarında San Leopoldo isimli, 238 yıllık bir İspanyol kalyonunun batığı bulundu. Batığı bulan Oriflama S.A. isimli özel arkeoloji şirketi şimdi batığın kazısına devam edebilmek ve gemide bulunduğu bilinen yaklaşık 30 milyon USD değerindeki hazineye ulaşabilmek için Şili makamlarından izin alabilmeye çalışıyor. 

 

Şili Milli Anıtlar Konseyi ise N. 17.2888 sayılı kanuna göre geminin ve hazinenin devlet malı olduğunu söylemekte. Buna rağmen konsey çıkarılacak buluntuların %25'ini şirkete vermeyi kabul etti. 

 

Şimdiye dek birçok arkeolog San Leopoldo’nun açık denizde bulunacağını düşünüyordu. Ama 41 m uzunluğundaki kalyon, Huenchullami Nehri’nin denize döküldüğü sığ sularda, kumlara gömülmüş olarak bulundu. Fransızlar tarafından 1700lerde inşa edilen kalyon 56 topa sahipti. Daha sonra İspanyollar tarafından esir alıp ticari bir gemiye dönüştürüldü ve Yeni Dünya’ya gönderildi. 

 

İlk birkaç yolculuğunun ardından İspanya’nın Puerto de Cadiz limanından yola çıkan gemi, hedefi olan Peru’nun El Callao limanına varmak üzere iken battı. Yük olarak Peru’da yaşayan İspanyol asillere satılmak üzere altınla işlenmiş cam eşyalar, aksesuarlar ve mobilyalar taşıyordu.

The Patagonia Times, Haber: Julia Thompson, 19.05.2008

ARKEOLOG VE MİMARLIK FOTOĞRAFÇISI ERKİN EMİROĞLU'NU KAYBETTİK

 

Mimari yapıların fotografik belgelenmesinde sürdürdüğü çalışmalarla mimarlık tarihine pek çok açıdan katkı koyan ve uzun yıllar İTÜ Mimarlık Fakültesi'nde görev almış olan değerli Arkeolog Erkin Emiroğlu vefat etti.  20 Mayıs Salı günü İTÜ Taşkışla'da düzenlenen anma töreninde Prof.Dr. Afife Batur, erkek kardeşi olan Emiroğlu’na ilişkin şunları ifade etti:

 

ERKİN İÇİN…
Ölüm üzerine, yaşamımızın bu değiştirilemez gerçeği üzerine konuşmak zordur. Her zaman ve her koşulda zordur. Ama yitirilen kişi yakınımızsa kuşkusuz daha da zordur, aslında katlanılamaz ölçüde zordur.Bir yandan aklınızla varoluşunuzun sorgusunu yaparsınız , evrendeki yerinizi, o büyüklük içindeki yerinizi, aslında hiçlik mertebesindeki yerinizi düşünürsünüz. Ama bir yandan da bu sorguyu unutturan bir acı oturmuştur içinize. Matematiğin adlandırmakta zorlandığı büyüklük içindeki yerimiz nedir ki diye düşünürken düpedüz fiziksel bir acı sizi kavrar. Başka tür bir büyüklükle sizi esir alır.

 

Ölümleri, ben, hep bu iki uca savrularak yaşadım. Hem zihinsel hem de fizik bir gerilimle. Hele görece erken bir ölümde acının katlanmasını yüklenerek. Erkin'i, tek başına kardeşim olarak düşünmedim hiç. Kardeşimden öte, iş arkadaşımdı, yardımcımdı. Türkiye'nin mimari mirasını belgelemeye gönül vermiş bir aydındı. Kardeşimdi elbet, çocukken haylaz, öğrenciyken savruk, kırık notları galiba çok da umursamayan ama öğretmen annesini ve babasını mahcup etmemesi gerektiği için çalışan biri.

 

Müziğe sevdalandı sonra. Benim piyanoma el koymaması için bayağı kavgalar ettik. Sonra saatleri programladık, ben klasikte kalırken o caza takıldı. Arkeolojiyi neden seçti bilmiyorum. Değişti orada, işini çok ciddiye aldı. Halet Hanım'ın ekibine girmişti. Fotoğraf çekmeye orada başladı ve bu tutkusunu bir ömür boyu sürdürdü. Ama asıl Kalenderhane Projesi onun yolunu çizdi. Uluslararası büyük bir projede seçkin akademisyenlerin, Prof. Kuban ve Prof. L.Striker'ın okulunda çıraklıkla başlayan fotografik belgeleme deneyimi, sonradan hep coşkuyla ve minnetle andığı bir eğitim süreciydi aslında. İngilizcesini geliştirdi hızla ve Sacit abisinden 'karanlık oda'yı öğrendi. Mimarlardan bakmayı, ayrıntıları seçmeyi, ışığı, gölgeyi ve mekânı öğrendi.

 

Benzer projeler birbirini izledi:
*Kalenderhane Kazı ve Restorasyonu Projesi, 1967-1972
*İpekyolu-İskender Yolu Projesi, 1972
*"Ekdotiko Athenon" Yayınevi için gerçekleştirilen proje (Tümü ' I0xl2,5cm' boyutunda dia çekimi, 300 adet)
*Safranbolu Tarihi Doku Saptaması Projesi, 1978
*Gaziantep Tarihi Doku Saptaması Projesi, 1979
*National Geographic 'Akdeniz İnsanı Araştırması’ 1980 Rehber fotoğrafçı ve proje asistanı *National Geographic ‘Tüm Dünyada Bizans Araştırması’ Projesi, 1982 Rehber fotoğrafçı ve proje asistanı
*İstanbul Ermeni Kiliseleri Belgelemesi, 1985 Ermeni Patrikhanesi için
*'Yıkım Öncesi Haliç' kişisel proje, Arazi ve yapı stoğu saptaması, 1985
*Meydan Larousse Ansiklopedisi çekimleri 1986
*"İstanbul Adaları" kitabının fotoğrafları, 1986  
*Dünden Bugüne İstanbul Ansuklopedisi, 1987-8 Fotografık Belgeleme Çalışmalarına katılım *Habitat II, "Dünya Kenti İstanbul" Sergisi ve yayınları Toplumsal ve Ekonomik Tarih Vakfı için

 

Tüm bu projelerin yanı sıra benim ve Selçuk'un araştırma ve projelerimizin fotografik belgelemelerini yaptı. Sonra da kaçınılmaz olarak Ayşe'nin çalışmalarına katıldı.
Başta Vedad Bey ve Raimondo D'Aronco olmak üzere tüm projelerimde yapı ve arşivlerin fotografik belgelemesini yaptı. Türkiye'de ve Avrupa'da büyük ilgi toplayan 'Atatürk İçin Düşünmek' Sergisinin ve Kitabının fotoğrafları da onundu.
 

Ayşe için ise:
*TC. Cumhurbaşkanlığı Huber Köşkü
*Sokollu Köşkü
*Nafiz Paşa Konağı,
*Ragıb Paşa Köşkü
ve son olarak Valide-i Atik Külliyesi Projesi'nin tüm fotografik dokümantasyonu onundur.

 

Ve yine bir son olarak, bu hafta İzmir'e, dönüşüm projesini yapmayı üstlendiğimiz Tekel Tütün Fabrikası'nm, eski Reji Fabrikasının belgeleme çekimlerine gitmeye hazırlanmıştı.

Mimarlar Odası, 20.05.2008

CACABEY MEDRESESİ'NE TURİST İLGİSİ

 

Dünya'nın ilk Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi olan Cacabey Medresesi, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı oldu.

 

Tarihi mirasların bolca bulunduğu Kırşehir'de, özellikle Selçuklu Döneminden kalma Cacabey Gök Bilimleri Araştırma Merkezi ve Medresesi, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı oldu.

 

Dünyanın ilk Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi ve Üniversitesi olması özelliğiyle turistlerin ilgisini toplayan Cacabey Medresesi'ni son 4 ay içerisinde yaklaşık 4 bin kişinin ziyaret ettiği bildirildi. Caminin dış köşelerinde bulunan füze motifleri dikkat çekerken, yine medresenin namaz kılınan kısmında bulunan güneş, ay ve dünya'yı temsil eden sütunlar, görenleri hayrete düşürüyor.

 

1272 yılında dönemin Valisi Nurettin Cibril Bin Caca tarafından inşa ettirilen medrese, beyaz çinilerle bezeli olup, ilk defa Ak Parti Kırşehir Milletvekili Mikail Arslan tarafından 2007 yılı içerisinde bakımı ve onarımı yaptırılarak restorasyonu yaptırıldı.

Kırşehir Kent Haber, 20.05.2008

YAZILIKAYA YOLUNA KAVUŞTU

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı'nın (UNESCO) "Dünya mirası" arasında saydığı Hattuşa Yazılıkaya'nın orijinal yolu, restore edilmesinin ardından Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından hizmete açıldı.


Çorum'un Boğazkale İlçesinde bulunan Hattuşa Ören Yeri'nde Yazılıkaya'ya ulaşabilmek için tali yolu kullanan turistler, artık Yazılıkaya'nın gerçek güzergahından geçerek tarihi mekanı gezme imkanı bulacaklar. Düzenlenen törenle yolu hizmete açan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Tarihi eserleri korumak boynumuzun borcudur. Türkiye'de tarihi eserlerin yağmalanmasına, zarar verilmesine müsaade etmeyeceğiz. Tarihi mirası tüm insanlığın gözleri önüne sereceğiz" diye konuştu.


Yazılıkaya kabartmalarına zarar verilmemesi için yapılan koruma bandını da basın mensuplarına tanıtan Günay, yapılan çalışmalarla artık hiç kimsenin tarihi eserlere zarar veremeyeceğini kaydetti. Hitit uygarlığının başkenti Hattuşa'da bulunan Yazılıkaya mabedinin üzerinin uzay tavan ile kapatılacağını da ifade eden Günay, "Bu 3 bin 500 yıllık tarihi geçmişi bulunan Yazılıkaya mabedinin üzerini kapatarak, kayalar üzerindeki kabartmaların tahrip olmasını önlemeye çalışacağız" şeklinde konuştu.


Bakanlık olarak Yazılıkaya'nın üzerinin kapatılması yönünde çalışmalarının devam ettiğini kaydeden Bakan Günay, projenin tamamlanmasıyla birlikte çalışmalara başlanacağını söyledi. Hattuşa gezisinde Hitit Uygarlığı hakkında basın mensuplarına bilgiler veren Günay, bilgileri ile arkeologları aratmadı. Üzerinde yaşadıkları toprakların geçmiş tarihini herkesin bilmesi gerektiğini anlatan Günay, "Tarihimizi iyi öğrenelim, iyi tanıyalım" dedi.


Düzenlenen programın ardından Alacahöyük'e geçen Bakan Günay, Alacahöyük Kazı Başkanı Prof.Dr. Aykut Çınaroğlu tarafından yeniden restore edilerek ayağa kaldırılacak olan 6 Hitit kral mezarının ilk taşlarını temele koyarak, ilk harcı attı. Bakan Günay, mezarların fanus içerisinde sergileneceğini belirterek, "Çorum tarihi zenginliğini ortaya çıkartacaktır" diye konuştu.


Hattuşa ve Alacahöyük'te düzenlenen açılışlara Bakan Günay'ın yanı sıra Çorum Valisi Mustafa Toprak, AK Parti Çorum Milletvekilleri Cahit Bağcı, Murat Yıldırım, Ahmet Aydoğmuş, Belediye Başkanı Turan Atlamaz, Kültür ve Turizm İl Müdürü Ali Özüdoğru ile çok sayıda vatandaş katıldı.

Çorum Kent Haber, 19.05.2008

TURİZME VE ANTİK DEĞERLERE BAKIŞ AÇIMIZ

 

Biz Türkler, antik değerlere kırık taş gözü ile baktığımız için, kimini çaldırıyor, kimini satıyor, kimine de devlet izni ile yurt dışına çıkarılmalarına izin veriyoruz. Hayatta kalmayı başarabilen bazı antika kentler ve eserler de ticari amaçlar uğruna işgal altındalar. Yetkili makamlar ise "Su akar, Türk bakar" örneği tahribatı seyrediyorlar.

 

Almanlara Bergama "ZEUS" sunağı hediyesi
Berlin'i ziyaret edenler bilirler, antik Bergama kentinin en değerli yapıtı olan "ZEUS" sunağının orijinali, tüm heybeti ile Berlin "Pergamon Museum" içinde korunmaktadır.

Zeus sunağı, Almanlar tarafından 19'ncu yy. da bir terzi hassasiyeti ile Bergama antik kentinde kesilip, numaralanıp, ambalajlanıp, Berlin'e taşınıp, devasa bir müze içine yeniden monte edilmiş, muhteşem güzellikte ve sağlam kalmış bir tapınaktır.

Türkiye'deki bazı kaynaklara göre sunak, Osmanlılar döneminde Alman arkeologlar tarafından Berlin'e kaçırılmıştır. Bu bilgilendirme yanlıştır. Bu sunağı görenler, bunun kaçırılamayacak kadar dev bir yapıt olduğunu anlayacaklardır.

Zeus sunağı, ikinci Abdülhamit'in fermanı ile Almanlara hediye edilmiş bir yapıttır. Fermanın orijinali, müzede özel cam koruma içinde yıllardır sergilenmektedir. Ben fermanın Almanca çevirisini okudum. Ferman da, sunak kastedilerek; "Taş parçalarının Osmanlı toprakları dışına çıkarılmasına izin verilmiştir" açıklamasını okuyunca gözlerim fal taşı gibi açıldı. Tekrar ediyorum, taş parçaları...

Türklerin vizyonu
Taş ile antikayı, taş ile kültürü, taş ile tarihi, taş ile sanatı ayırt edemeyecek kadar zavallı yöneticilerimiz olursa, sonuca da şaşırmamamız gerekir. İmparatorluğun son yüzyılında bizi kimler yönetmiş birazcık olsun anlayalım. Günümüzde hala antika servetimize taş yığını gözüyle bakan anlayış yok mu? Bence, sayıları daha da artmış olarak aramızda dolaşıyorlar.

Almanların vizyonu
Almanlar ile ilgili bir izlenimim var. Almanlar bizim demiryolu ağını inşa etmişlerdir. Almanların inşa ettiği demir yollarının güzergahını incelerseniz, ya petrol havzasına doğru yol alır, ya antik kentlerin içinden veya yanından geçer veya bir maden söz konusudur. Acaba, bu bir rastlantı mıdır yoksa pastadan pay alma uyanıklığı mıdır?

Fransızların vizyonu
Fransızlar, Anadolu, Yunanistan, İtalya, Tayland, Mısır, Malezya v.s. gibi antik kentlere sahip değil. Fransızların antika sayılabilecek yalnızca Paris kentleri var. Onu da gözlerinin içine bakar gibi iyi bakıp, koruyorlar. Paris, gerçekten de tarih ve romantizm kokan, şiir gibi bir kent.

Fransızlar, ülkelerini turistik hale sokmak için ellerindeki her türlü olanağı bir elmas gibi işleyip, ambalajlayıp, turizm vitrinine koyarlarken, biz ise, sahip olduğumuz antik sunağı taş diye Alman Devletine hediye ediyoruz. Devlet katındaki cehalete bakınız!

Bizans "PALATIUM MAGNUM" sarayı yağması
Günümüzde yine taş yığını felsefesi ile Bizans İmparatorlarının ikamet ettiği, tarihi MS 330 yılına kadar inen "PALATİUM MAGNUM" Sarayı'nın son kalıntıları üzerine, bir otelin ek inşaat çalışmaları sürdürülmekte ve bu acımasızlık turizm gündeminde tartışılmaktadır.

Bu talihsiz saray, Bizans döneminde önemli iki yangın ve iki büyük depremde ciddi zararlar görmüş. Bizans'ın Ortodoks mezhebine ait bir kültüre sahip olması, zenginliği ve batılıları kıskandıracak kadar gelişmiş bir medeniyete sahip olması nedenleri ile farklı dönemlerde birleşik Katolik ordularının işgaline uğramıştır.

Bu işgallerde acımasızca talan edilen Bizans'ın tüm saray ve kiliseleri gibi "PALATIUM MAGNUM" da yağmalanmıştır. Bu yağmalarda, Hıristiyan dünyası için çok önemli kabul edilen bazı kutsal emanetler, Bizans hazinesi ve bazı kıymetli eserlerin Roma'ya kaçırıldığı da bir tarihi gerçektir.

Zamanında 100.000 metrekarelik bir alan üzerine yayılmış olan saray birimleri İstanbul'un fethinde yıkık vaziyette bulunmuş. Saray işlevini Edirnekapı'daki "TEKFUR SARAYI" görmekte imiş.

Osmanlılar döneminde saray kalıntılarının bir kısmı üzerine Sultan Ahmet Camisi, Cezaevi (Four Seasons Hotel), Darülfünun (Üniversite), Fransız askeri hastanesi (Kırım savaşı'nda Osmanlı müttefiki), Yahudi yerleşim binası, Meclisi Mebusan (Parlamento), Vakıflar binası, Adliye sarayı gibi önemli hizmet binaları kurulmuş.

Bu hizmet binaları da Osmanlı döneminde yaşanan önemli depremler ve yangınlardan sonra kullanılmaz hale gelip, kendi haline terk edilmişler.

Geri kalan arazi sahile kadar parsellenip, ikamete açılmış. Sahilde bulunan saray yıkıntıları da 19'ncu yy.da inşa edilen demiryolu nedeni ile yıkılmış. Bugün 100.000 metrekarelik alandan yalnızca 17.000 metrekarelik bir alan kalmış. İşte bu kalan yıkıntı alanın bir kısmı üzerine de bugün ikinci ek otel binası inşa edilmektedir.

Topkapı Sarayı girişi, Aya Sofya müzesi yanında bulunan Bizans sarayı kalıntıları üstüne kondurulan otel, hem tarih katliamıdır ve hem de haksız rekabet nedenidir. Bakınız! Ticari kazanç uğruna neler yapılıyor...

Oysa ki, bu büyük sarayı Aya Sofya gibi koruyabilseydik, dönemin en zengin ve modern kentinin antik Bizans'ın imparatorluk sarayını görmek için bütün dünyadan akın akın turist gelecekti.

Bu yağma ve tahribata Bizanslıların kemiklerinin sızladığı gibi, Fatih Sultan Mehmet'in ruhunun da isyan ettiğini hissediyorum.

İşgal altındaki antik Side kenti
Antik Side kenti Bizans gibi bir yarımada üzerine kurulu, 2500 yıldan fazla geçmişi olan, zamanın en büyük kültür ve yerleşim merkezlerinden birisidir. Tarihi çok zengindir. Çok işgal ve savaş görmesine rağmen, kent günümüze kadar ayakta kalabilmeyi başarabilmiştir. Bana göre dünya mirasları arasında korunması gereken sevimli ve çok değerli bir antik kenttir.

Bu güzel antik kentimizi işgal altında gören gerçek turizmciler, tarihçiler, sanat severler, arkeoloji ilmi ile ilgilenen yerli ve yabancı insanların şahit oldukları görüntülere şaşırdıkları ve üzüldüklerine şüphem yok.

Çünkü, bu değerli harabelerin altında, üstünde, içinde, yanında, önünde; lokanta, kebapçı, bar, kafe, çay bahçesi, birahane, hediyelik eşya dükkanları, küçük oteller, pansiyonlar, çirkin beton yapılar v.s. adeta cirit atıyorlar. Antik kent işgal edilmiş.

Bir turizm neferi olarak bu sevimli antik kenti bu halde görmekten büyük üzüntü duyuyorum. Tarih ve antik değerlerimiz yağma ve talana uğramış, karışanımız ve sahiplenenimiz yok. Biz sahiplenip, koruyamadığımız için de elalem çalıp, çalıp götürüyor.

Yağmalanan, işgal edilen, kötü kullanılan yalnızca antik kentler ve eserler mi?

Orman katliamı
Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kemer, Belek, Sorgun da ticari işletme inşa etme uğruna katliam var, ama ağaçların ağlamasını, haykırışını, doğanın tahrip edildiğini duyan ve gören çok az vatansever ve doğa sever var. Onların da güçleri ve sesleri yetmiyor. Bir taraftan da çiftçilerin tarım arazisi kazanma sevdası ile yapılan katliamlar ve çıkarılan yangınlar var.

Sahil ve deniz yağması
İnşa edeceği ticari işletme için veya inşa edilmiş tesise ek yer kazandırma amacı ile veya iskele yapma bahanesi ile güzelim kıyılarımız, denizlerimiz, koylarımız hunharca, hoyratça doldurulmakta ve kazanılan yerlere çirkin beton yapılar dikilmektedir.

Kırılası saadet zinciri
Tüm örneklemelerde yerel makamların seyirci kalmalarına ve tepki göstermesi gereken tarafların tepkisizliğine bakılırsa, geniş bir saadet zincirinin kurulu olduğu ve pastadan pay aldıkları hissedilmektedir.

Yeterince değerlendiremediğimiz nehirlerimizden gürül gürül akan sularımız için yabancıların söylediği tekerlemeyi tekrar etmek istiyorum: "Su akar.. Türk bakar.."

Özetle:
Antik değerlerimiz hediye edilip, satılıp, kaçırılıp, işgal edilip, ticari amaçlar uğruna yıpratılırken, bizler bunu tepkisizce seyrediyoruz.

Bir taraftan ormanlarımız yakılıp, kesilirken ve diğer taraftan kıyılarımız, denizlerimiz ticari amaçlar uğruna doldurulurken, bizler bunu tepkisizce seyrediyoruz.

Ticari amaç tabii ki hem devletimizin, hem sermaye sahiplerinin, hem de yöneticilerin hedef ve amacı olmalıdır. Ancak, doğanın ve sahip olduğumuz değerlerin yıpratılma ve kaybedilmeleri uğruna değil. İkisinin arasındaki nüansı iyi anlamak ve bu nüansı korumak gerekir. Aksini yapmak egoistliktir, vatan hainliği ile eş değerdir.

Bizden sonraki nesle bir şeyleri sağlam olarak bırakmalıyız. Geleceğimiz olan neslin hayatlarını idame ettirebilmeleri için gerekli olan can damarlarını bu günün sorumlusu olan bizler tıkamamalıyız. Kendi bindiği dalı kesen insanın aklından şüphe edilir.

"Yağma Hasan'ın böreği..." Yaklaşımını terk edip, batılı gibi düşünme ve davranmayı öğrenmeliyiz.

Ne çekiyorsak, hırsın dozunu bilmeyen bazı insanların kısa vadeli kısır düşünce ve menfaat beklentilerinden çekiyoruz.

Üzüntü verici değil mi?

Turizmdebusabah.com, Yazı: K. Ünsal Barış, 19.05.2008

TARİHİ ESERE 'ÇAKIYLA İLAN-I AŞK' NOSTALJİSİNE SON

 

 

27. Müzeler Haftası açılışını gerçekleştirmek üzere Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Hattuşa ve çevresini gezen Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, tarihî eserlerin yazılarla kirletilmesinin kendisini çok üzdüğünü belirterek, "Artık kimse cebinden çakısını çıkararak eserlerin üzerini kazıyamayacak." dedi.

 

Türkiye'de dünya mirası listesinde yer alan 9 eser için özel bir proje hazırladıklarını söyleyen Ertuğrul Günay, ören yerlerinin de bundan sonra kartlı sistemle gezileceğini açıkladı. En büyük rüyasının tarihî eserleri koruma sistemini kurmak olduğunu söyleyen Günay, bunun için eserlerin çevresini çelik bariyerlerle kaplamak gerektiğine işaret etti. Bu uygulamayı ilk olarak Boğazköy'deki 3 bin 500 yıllık duvar resimleri için yaptıklarını aktardı. Aralarında Hattuşa, Pamukkale, Tarihî Yarımada gibi yerlerin de çevre düzenlemesinin yapılacağı projeye göre bu bölgelere izinsiz hiç kimse giremeyecek. Bakan Günay, korunması gereken alanlara hayvanların bile rahatlıkla girdiğini; ancak bu görüntülerin Türkiye'ye yakışmadığını bildirdi. Dünya mirası listesindeki eserlerin korunması projesi için kaynak arayışında olduğunu dile getiren Günay, Maliye Bakanlığı ile görüşmelerin sürdüğünü açıkladı.

 

Müzeler Haftası çerçevesinde Alacahöyük'ü de gezen Günay, burada inşa edilen 13 kral mezarının temel atma törenine katıldı. Türkiye'de çeşitli müzelere dağıtılan mezardaki iskelet ve eşyaların bire bir kopyasının yapıldığını aktaran bakan, mezar kalıntılarının inşa edilen mezarlara yerleştirileceğini duyurdu. Gezisi sırasında turistlerle karşılaşan Günay, giriş ücretlerinin pahalı olduğuna yönelik şikâyetleri dinledi. Hazirandan itibaren yerli ve yabancı turist için bilet yerine kart uygulamasına geçeceklerini anlatan Günay, bu kartlara tek ücret ödenerek Türkiye'nin her yerinin serbestçe gezileceğini açıkladı.

Zaman, Haber: Aslıhan Aydın, 19.05.2008

GÖBEKLİTEPE'DE 12 BİN YIL ÖNCESİNE AİT İNSAN HEYKELİ

 

DünyanIn en eski tapınma amaçlı kalıntılarının bulunduğu Göbeklitepe, arkeoloji ve bilim dünyasını şaşırtmaya devam ediyor.

Göbeklitepe’deki son arkeolojik kazılarında, günümüzden 12 bin yıl öncesine (neolitik dönem) ait insan heykeli, kireç taşından şekillendirilmiş yaban domuzu, tilki ve kuş kabartmalarıyla çakmak taşından yapılmış çok sayıda ok ucu bulundu.


Kazılara başkanlık yapan Prof.Dr. Klaus Schmidt, "Bulunan heykel, birkaç yıl önce Balıklıgöl yakınlarında tesadüfen bulunan neolitik döneme ait heykeli andırıyor. Alt kısmı bir kaidenin üzerine oturtulmak üzere yuvarlatılmış heykeli, Şanlıurfa Müzesi’ne teslim edeceğiz" şeklinde konuştu.

Kazılardan elde edilen yeni bilgilere göre, neolitik dönemde bölgede bulunan insanların sanıldığı gibi küçük gruplar halinde yaşamadığı, gelişmiş bir sosyal düzene sahip oldukları belirlendi.

Hürriyet, 19.05.2008

'GÖÇ VE ÖLÜM'E KARŞI MÜCADELE

 

HASANKEYF BOĞULMAK İSTEMİYOR





“Köklerimize duyduğumuz sadakat ve vicdanımız, bizi Ilısu Barajı’nın sessiz bir şahidi olmanın ötesine geçerek Hasankeyf ve Dicle’nin yaşaması için çalışmaya zorluyor. Dünyanın her yanında barajların getirdiği zararların sayısız örnekleri var. Barajlar daha iyi bir yaşam ve iş imkânı vaat ederken geride bıraktıkları tahribat, çoraklaşma, göç ve ölüm.” Doğa Derneği hazırladığı deklarasyonla, Ilısu Barajı yapılırsa neler olacağını böyle özetliyor. Göç ve ölüm!

 

Gelinen son noktada Türkiye, proje için Almanya, İsviçre ve Avusturyalı bankalardan bulduğu krediyle 2008 yılı içinde barajın temelini atmayı planladı. Üstelik Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, temeli bizzat kendisinin atacağını söyledi. Başbakanın sözleriyle kırılan ümitler bugünlerde yeniden alevlendi. Doğa Derneği’nin başlattığı ‘Hasankeyf Yok Olmasın’ kampanyasının ilk ayağı olan kalıcı ofisin açılışını geçen hafta şarkıcı Tarkan gerçekleştirdi. Baraja kredi sağlayan üç Avrupa ülkesinde mücadele veren sivil toplum örgütleri de Hasankeyf’e gelerek çalışmalara destek vermeye başladı.

 

Doğa ve canlılar yok olacak

 

Barajın doğadaki tüm döngüyü bozduğunu anlatan Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken, insan için atardamar ne anlama geliyorsa, doğa için de akarsuyun o olduğunu anlatıyor: “Akarsunun önü kesildiğinde su döngüsünde önemli bir halka kırılmış olur. Ilısu, 175 kilometrekare ana gövdesi olan ve 400 kilometrekare alanı etkileyecek bir baraj. Akarsulara bağlı canlı türlerinin yuvalama ve beslenme alanları kaybolacak. Tarihi Hasankeyf kenti, kaybolacak değerlerden sadece biri. Fırat Nehri, zaten barajlar nedeniyle bitti, iki kuş türü yok oldu. Ilısu’yla ‘Büyükkız’ kuşu ve Dicle ve Fırat nehirlerine özgü ‘Fırat kaplumbağası’ yok olacak. Her beş ‘Alacayalıçapkını’ kuşundan biri kaybedilecek. Bölgedeki yaşam açısından önemli kanyonlar, vadiler, çorak bölgedeki en yeşil alanlar, binlerce ağaç sular altında kalacak. Pek çok alternatif kaynakla yerine konulabilecek bir şey uğruna asla yerine konulamayacak Hasankeyf gibi önemli bir mirası yok etmenin hiçbir anlamı yok.

 

Adını Batman Hasankeyf’teki Ilısu Köyü’nden alan Ilısu Barajı, Güneydoğu Anadolu, Suriye ve Irak sınırına 65 km. uzaklıkta yapılacak. 135 m. yüksekliği ve 1820 m. uzunluğu olan baraj, 1200 mega watt enerji üretecek. Yani yıllık Türkiye elektrik ihtiyacının yüzde 1’ini karşılayacak. Baraj, ilkbaharda oluşan sel sularını toplayarak su seviyesinin en yüksek olduğu dönemlerde ve elektriğin en çok talep edildiği (pahalı olduğu) saatlerde üretime geçecek şekilde planlanmış.

 

Dünya mirası kabul edilsin

 

’Doğa Derneği Kampanya Koordinatörü Erkut Ertürk, yaklaşık 1.2 milyar avroya mal olacak barajın yapılmaması için gerekenleri sıralıyor: “İlk olarak kredi sağlayan kuruluşların vazgeçmesi gerekir. Avrupa’da kredi kuruluşları üzerinde çok büyük baskılar var. Projenin Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu yok. 1993’te çıkan bir yasaya göre, bu tarihten önceki baraj projeleri ÇED’den muaf. Bu madde kaldırılmalı. Bugün baraj projelerinin neredeyse tamamı 1993’ten önce planlanmış durumda. UNESCO’nun Hasankeyf’i dünya kültür mirası ilan etmesi de baraja engel olabilir. Başka bir kurtuluş şekli de, Hasankeyf’in ‘Milli park’ ilan edilmesi.”

 

Avusturya, Almanya ve İsviçre bankalarından oluşan konsorsiyum, proje için gerekli olan yaklaşık 1.2 milyar avroluk krediyi vermeyi kabul etti. Bu kuruluşların çalışmalarını takip etmek üzere Avusturya’da ECA Watch (Ewport Credit Agencies Watch-Kredi İhracat Kuruluşları İzleme) adında bir sivil toplum örgütü kuruldu. Bu kuruluştan inşaat mühendisi Ulrich Eichelmann, Avrupa ülkelerinin bu krediyi sağlarken çifte standart uyguladığını belirtiyor. Eichelmann, kredi sağlayan kuruluşların Türkiye’den istediği 153 kriterin henüz yerine getirilmediğini belirterek şunları söylüyor: “Türkiye bu kriterleri yerine getirmezse krediden vazgeçilebilir. Ancak konsorsiyum, ihalesiz yapılan Ilısu Barajı’nın kârlı bir yatırım olduğunu düşündüğü için kredi verecektir. Ayrıca bankalar Türkiye’de baraj yapımı için ‘Birkaç Kürt dışında barajı istemeyen yok’ görüşünde. Bu düşüncenin silinmesi ve kredilerin iptali için daha fazla mücadele verilmesi gerekiyor. Kendi ülkemizde sürekli bu kurumların önlerine gidip çeşitli eylemlerde bulunuyoruz." 

 

ILISU BARAJI'NIN KRONOLOJİSİ 

 

1950’ler: Proje için tartışmalar başladı.

1971: Projenin yapılıp yapılamayacağına yönelik ilk araştırmalar başladı.

1982: Proje planı kabul edildi.

1997-2000: İsviçreli Sulzer Hydro öncülüğünde İsviçre, Avusturya, İngiltere, İtalya ve İsveç firmalarından oluşan konsorsiyum çalışmaya başladı. 1999’da Sulzer’i Avusturyalı VA Tech/A satın aldı.

2000: İsveçli Skanska projeden çekildi.

2001: İngiliz Balfour Beatty ile İtalyan Impregilo, kredi sağlayan kuruluşlarının (ECA) teminatı üstlenmeyeceğine yönelik açıklamasından sonra çekildi.

2002: Projeye kredi veren İsviçre bankası UBS çekildi. Gerekçe olarak projenin doğuracağı sosyal ve ekolojik sonuçlara ilişkin süregelen belirsizlikleri gösterdi.

2004: Türkiye yeni bir ortaklık oluşturmak üzere girişimlerde bulundu.

2005: VA Tech Hydro ve Almanya’dan Züblin, İsviçre’den Alstom, Stucky, Maggia, Colenco ile Türkiye’den Nurol, Cengiz, Çelikler, Temelsu firmalarından oluşan yeni bir ortaklık kuruldu. Almanya, Avusturya ve İsviçre projenin yapım garantisi için kredi kuruluşlarına başvurdu.

2006: VA Tech Hydro, Andritz AG/A tarafından satın alındı.

Mart 2007: Almanya, Avusturya ve İsviçre projeye hazine garantisiyle kredi sağlayacaklarını belirtti. Bu kredi garantisi, yerine getirilmesi gereken 153 şarta bağlanarak, yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğini izlemek üzere uluslararası bir bilirkişi ekibi görevlendirildi. Karara karşı dünya çapında protestolar başladı.

Temmuz 2007: Zürih Kantonal Bankası (İsviçre) bankanın sürdürebilir kalkınma prensibine uyuşmadığını belirterek projeden çekildi.

Ağustos 2007: Türkiye, Konsorsiyum, Bank Austria Creditanstalt (Avusturya), Societe General (Fransa), DekaBank (Almanya) yapım anlaşması imzaladı.

Mart 2008: Proje ortakları tarafından kurulan bilirkişi heyeti 153 şartı denetlemek için Türkiye’ye geldi. Uzmanlar komitesi araştırma sonucunu şöyle açıkladı: “Öngörülen yükümlülüklerden hemen hemen hiçbiri yerine getirilmediği gibi, uluslararası standartlar da uygulanmış/yakalanmış değil.” Uzmanlar, baraj inşaatına başlamanın en az iki sene daha ertelenmesi gerektiğini belirtti.

Radikal, Haber: Serkan Ocak, 21.05.2008


******


HASANKEYF'İN AKIBETİ YAKINDA BELLİ OLACAK

 

Hasankeyf'in kaderi 20 Haziran'da belli olacak. Tarihi kenti sular altında bırakacak Ilısu barajına maddi kaynak sağlayan İsviçre-Almanya-Avusturya Konsorsiyumu Türkiye'den proje hakkında daha fazla bilgi istedi. Konsorsiyum, 20 Haziran'da Türkiye'de yapacağı toplantıda baraja karşı çıkan çevre örgütlerini de dinleyecek.
 
GAP Projesi'nin en önemli parçalarından biri olan Ilısu barajı için 1.2 milyar euroluk kaynak sağlayacak konsorsiyum Türkiye'nin hazırladığı raporu tatmin edici bulmadı.
 
Hafta içinde Türk heyetiyle bir araya gelen konsorsiyum üyeleri Türkiye'den daha fazla bilgi vermesini istedi.
 
Konsorsiyum ayrıca, 20 Haziran'da Türkiye'de barajın yapılmasını isteyen ve karşı çıkan taraflarla bir araya gelmeyi kararlaştırdı. Bu toplantı sonrasında barajın akıbetini belirleyecek karar verilecek.
 
Bölge halkının tepkisi geri adım attırdı
 
Ilısu barajın temeli Ağustos 2006'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından atıldı. 8 yılda tamamlanması planlanan baraj için şu ana kadar sadece şantiye alanlarının inşaatı yapılabildi.
 
Daha önce baraj için kredi vermeyi kabul eden konsorsiyum çevrecilerden ve bölge halkından gelen tepkiler nedeniyle geri adım attı ve Türkiye'den barajın yaratacağı etkilerin detaylı bir raporla kendilerine iletilmesini istedi.
 
Konsorsiyum Türkiye'nin ortaya koyduğu gerekçeleri ikna edici bulursa 30 yıldır yapımı tartışılan ılısu baraj 8 yılda tamamlanacak. Çevre örgütleri ve Hasankeyflilerin girişimleri sonuç verirse baraj projesi bir kez daha sekteye uğrayacak ve binlerce yıllık tarih sular altında kalmaktan kurtulacak.

Cnn Türk, 19.05.2008


******


ILISU'YA SOĞUK DUŞ





Avusturya, Almanya ve İsviçre “Ya tarihi ve çevresel sorumluluk içinde hareket edin ya da desteğimizi çekeriz” uyarısını yaptı

* Ilısu Barajı ile üretilecek enerji, Türkiye’de hidroelektrik santralleri vasıtasıyla üretilen enerjinin %10’unu oluşturacak.

*121 bin hektar alanın modern sulama teknikleriyle sulanması mümkün olacak.

* Temeli 2006’da atıldı. 2013 yılında bitirilecek. Barajın inşaatında 7 bine yakın kişi istihdam edilecek.

* Ekonomiye yılda 300 milyon dolar katma değer getirecek.

 

2013 yılında tamamlandığında Türkiye’nin ikinci büyük barajı olması beklenen Ilısu barajı konusunda yeni kriz kapıda... 10 bin yıllık antik kent Hasankeyf’in bir bölümünün sular altında kalmasına ve 50 bin kişinin bölgeden tahliyesine yol açacak baraj projesinin finansmanı için 1.2 milyar euroluk kredi garantisi veren İsviçre, Almanya ve Avusturya’dan dün Türkiye’ye sert uyarı geldi. Üç ülkenin bakanları Avusturya’nın Duerstein kentinde düzenledikleri basın toplantısında Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve çevresel koşulları gözardı etmesi durumunda krediden desteklerini çekeceklerini açıkladı.

İsviçre Ekonomi Bakanı Doris Leuthard, “Bu konu hakkında üç ülkenin ulusal kredi kurumları Haziran ortasında bir toplantı yapacak” diye konuştu. Avusturya’da muhalafet de hükümete Türkiye’ye verilen desteğin çekilmesi için prese devam ediyor. Muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti ve Yeşiller düzenledikleri ortak basın toplantısında, “Bu tarih ve çevre katliamına Avusturya ortak olmamalı” diyerek projeden çekilinmesini talep etti.

 

14 Ağustos 2007 tarihinde Avusturya Vatech-Finance GmbH önderliğindeki bankalar konsorsiyumu ile kredi anlaşması yapıldığında Türkiye’ye kredi koşulu olarak 153 maddelik bir şartname verildi. Bu şartname kredinin çevresel, sosyal, ekonomik ve sosyal koşullarını içeriyor ve Türkiye’nin bunları yerine getirmemesi durumunda kredinin onaylanmayacağı belirtiliyordu. Türk hükümetinin koşulları yerine getirmesinin denetlenmesi için Dünya Bankası çalışanları, akademisyenler ve danışmanlardan oluşan uzmanlarca komisyon oluşturuldu. İşte bu komisyon, anlaşmanın imzalanmasının ardından ilk raporlarını yayınladı ve kredi anlaşmasının imzalanmasının ardından geçen sürede Türkiye’nin üzerine düşenleri yapmadığına dikkat çekti. Müfettişlere göre,

*Canlı yaşamı ve türleri konusunda çalışma yok

*Çevre başlığında yer alan 35 koşuldan 26’sı konusunda hiçbir adım atılmadı. 4’ü hakkında hiçbir bilgi yok. Sadece 5 başlıkta kısmen gelişme kaydedildi.

* İnşaatın başlamasından önce bölgede canlı yaşamı ve türleri konusunda yapılması gereken çalışmaya başlanmadı.

*Proje sırasında yürütülmesi gereken çevre yönetim planı hazırlanmadı.

*Sular altında kalacak olan tarihi eserlerin güvenli bölgelere nasıl taşınacağı konusunda plan hazır değil.

* Evlerinden olacak 50 binin üzerindeki insana verilecek olan tazminat miktarları çok düşük tutuldu. Bazı köylüler devlete dava açarken, bazıları ise bu duruma tepki olarak projeye kredi garantisi veren ülkelere sığınma başvurusunda bulundu.

Vatan, 19.05.2008

SOYGUNCULAR SUSSEX'DE BULUNAN MEZARI SOYDULAR

 

 

Sussex’de arkeologlar tarafından kazılmakta olan Bronz Çağ kabile reisine ait olduğu tahmin edilen mezarın daha önce soyguncular tarafından talan edildiği anlaşıldı. Doğu Sussex’de denize bakan yamaçlarda yer alan bu bölgede, kazı alanının koparak denize yuvarlanma tehlikesi mevcut. Burada zamanla yarışan arkeologlar bölgede MÖ 8000'lere tarihlenen izler buldular. 

 

Fakat asıl büyük keşif 2000-3000 yıllık, hemen hemen Stonehenge’le çağdaş bir savaşçı mezarıydı. İngiltere’de, yerel kabile liderlerine ait bu tarz birçok tümülüs mevcut. Birçok mezar odasının ise çeşitli ölü hediyeleri barındırdığı biliniyor. Öte yandan, bu kazıyı yöneten Susan Birks tarafından açıklandığına göre, bahsi geçen mezarda sadece 1700-1800'lü yıllara ait birkaç kırık çanak çömlek ile bir pipo bulundu. Bunlar da mezarın yüzyıllar önce soyulduğunun delilleri. Her ne kadar mezarın ve insan kalıntılarının yağmalandığı artık kesin ise de Susan Birks kazının devamında başka buluntulara rastlanabileceği ümidini taşıdıklarını belirtti. 

Telegraph.co.uk, Haber: Roger Highfield, 13.05.2008

TORBALI'DA TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Torbalı'da, Lidya dönemine ait olduğu belirlenen çok sayıda tarihi eseri satmak isteyen dört kişi gözaltına alındı.

 

Torbalı İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerinin bir ihbarı değerlendirerek yaptığı ''Kraliçe Operasyonu''nda, tarihi eserlerler ile birlikte H.S. (29), H.Z. (46) ve onlara aracılık yaptıkları iddia edilen R.E. (35) ve N.A. (37) yakalandı.

 

Alınan bilgiye göre, Konya'da yaşayan H.S, Lidya dönemine ait olduğu belirlenen 2 adet altın bilezik, 10 adet küpe, 4 adet altın saç tokası ve 10 adet sikkeyi, İzmir'in Torbalı İlçesinde yaşayan H.Z'nin yardımıyla satmak istedi.

 

Yapılan telefon görüşmelerinden sonra H.Z'nin H.S'yi Torbalı'ya çağırdığı ve aracılar ile buluşturduğu ihbarını alan İzmir İl Jandarma Komutanlığına bağlı ekipler, müze görevlisi kimliğiyle görüştüğü H.Z'nin evine giderek, çok sayıda tarihi eseri ele geçirdi. Ekipler, aracılık yaptıkları iddia edilen R.E ve N.A'yı da H.Z ve H.S. ile birlikte göz altına aldı.

İzmir Müze Müdürlüğü'nde yapılan incelemeden sonra eserlerin MÖ 6. yüzyılda bir kraliçeye ait takı seti olduğu, maddi değerinin tespiti için de bir komisyon oluşturulacağı belirtildi.

Adliyeye sevk edilen zanlılardan H.Z'nin tarihi eser kaçakçılığından sabıkalı olduğu ve olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

Selçuk Bölge Haberleri, Haber: Serkan Tekin, 18.05.2008

"İSTANBUL'DA BİRKAÇ MÜZEYE DAHA İHTİYAÇ VAR"

 

İstanbul Vali Yardımcısı Cumhur Güven Taşbaşı, ''2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'da yeni birkaç müzeye daha ihtiyacımız var'' dedi.

 

Taşbaşı, 26. Müzeler Haftası dolayısıyla Ayasofya Müzesi'nde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, İstanbul'da 30'a yakın kamu müzesi ile yeni yeni kurulan özel müzeler bulunduğunu belirterek, belli başlı büyük müzeler dışındaki müzelerde ziyaretçi sayısının çok düşük olduğunun ve yerli ziyaretçilerin bu müzelere itibar etmediğinin gözlemlendiğini söyledi.

 

Özel müzelerin yerli ziyaretçiler tarafından daha çok ziyaret edildiğine işaret eden Taşbaşı, ''Müzecilik bir değişim, yenilik ve gelişme işidir. Bunu ne kadar çok iyi başarırsanız, ne kadar çok yenileştirir, değiştirir ve geliştirirseniz ziyaretçi sayınız o kadar artar'' diye konuştu.

 

Taşbaşı, özellikle Arkeoloji Müzesi, Topkapı ve Yıldız Sarayı müzelerinde binlerce eserin depolarda bulunduğunu, bunları sergilemek için yeterli sayıda salon bulunmadığını bildirdi.

İstanbul Valiliği İl Özel İdaresi bütçesinden geçen yıllarda yaklaşık 300 milyon YTL harcayarak Topkapı ve Yıldız Sarayı müzeleri ile Ayasofya Müzesi'nde birçok restorasyon çalışmasını üstlendiklerini dile getiren Taşbaşı, şunları kaydetti:

''Ayasofya Müzesi'nin tüm çatı örtüleri değiştirildi ve dış cephe kaplaması da yeniden elden geçirilmekte. İçindeki gerekli düzenleme de önümüzdeki yıl yapılacak. Topkapı Sarayı Müzesi'nde yeni seksiyonlar ortaya çıkarıldı. Restorasyon çalışmalarımız önümüzdeki yıllarda süratle devam edecek.

2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'da yeni birkaç müzeye daha ihtiyacımız var. Özellikle modern sanatlarda 'kent müzesi' dediğimiz bir müzenin ihtiyacını hissetmekteyiz. Bunu Büyükşehir Belediyesi ile yapacağımız işbirliği ile ortaya koyacağız.''

 

Müze çalışanlarının ekonomik ve sosyal durumlarına da değinen Taşbaşı, kamu müzelerinde çalışan personelin diğer müzelerde çalışanlara göre çok düşük ücretler aldığını söyledi.

 

Taşbaşı, geçen yıl Ayasofya Müzesi'ni Nisan ayında 12 bin kişinin ziyaret ettiğini, buradan elde edilen gelirin Türkiye'deki tüm müzelere dağıtıldığını dile getirerek, şöyle devam etti: ''Biz istiyoruz ki her müze elde ettiği gelirin belli bir kısmını orada harcayabilsin, ihtiyaçlarını kendi giderebilsin. Buna yol açan yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç var. Yerel yönetimlerin müzeler üzerinde daha çok para harcamalarına ve emek vermelerine yönelik düzenlemelere ihtiyaç var. Bunlar sağlanırsa Türk müzeciliğinin önünün açılacağına ve hak ettiği yere geleceğine inanıyorum.''

 

Ayasofya Müzesi Müdürü Mustafa Akkaya da bugün Ayasofya Müzesi'ni saat 14.00 itibariyle 15 bin kişinin ziyaret ettiğini bildirdi. Akkaya, Müzecilik Haftası kutlamalarını iki yıldır klasik kutlamanın dışında müzenin bahçesinde yerli ve yabancı ziyaretçilerle birlikte yaptıklarını söyledi. Geçen yıl en çok ziyaret edilen müze olan Ayasofya Müzesi'nin 17 milyon YTL gelir sağladığını ifade eden Akkaya, bu gelirin 20'de birinin müzeye kalması durumunda Vali Yardımcısı Taşbaşı'nın değindiği sorunların üstesinden gelineceğini kaydetti.

Zaman, 18.05.2008

MÜZELER HAFTASINA ÇORUM'DA AÇILIŞ

 

Hitit Uygarlığının beşiği başkent Hattuşaş ve yöresi dünya kültür mirasları arasında yer alıyor.

Çorum yakınlarındaki kültürel zenginliğin daha iyi tanıtılması için bu yıl ilk kez Müzeler Haftası'nın açılış adresi Çorum'a taşındı.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Müzeler Haftası'nın açılışı için Çorum'daydı..

Günay önce 2 bin 500 yıl önce Hitit uygarlığına başkentlik etmiş Hattuşaş'daki Yazılıkaya'daki açık hava tapınağını gezdi.

Ardından Boğazkale'yi ziyaret eden Günay, burada basın mensuplarına rehberlik etti.

Bir sonraki durak Alacahöyük'teki kral mezarları oldu.

Son durak Çorum Müzesi'ydi.

Günay, müzeler haftasının açılışını ilk kez Ankara dışında, Çorum'da yaptı.

Trt/Haber, 18.05.2008

MÜZELERE KARTLA GİRİLECEK

 

Aydın İl Kültür ve Turizm Müdürü Nuri Aktakka, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın vatandaşların müze ve ören yerlerine olan ilgisini artırmak için çalışmalar yaptığını duyurdu. Bu amaçla "Müze Kart" uygulamasının başlatıldığını açıklayan Aktakka, "Bir yıl geçerli olacak kart uygulamasıyla ziyaretçi sayısının artırılması hedefleniyor" dedi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Nuri Aktakka, "Vatandaşlarımız için kart çıkarma çalışmaları Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü'nce yürütülmektedir. Bir yıl süre ile geçerli olacak olan 'Müze Kart' ücret karşılığında müze giriş alanlarında, hava meydanlarında ve internet siteleri aracılığı ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerimizde satışa sunulacaktır" diye konuştu.

Müze Kart'ın amacının Türk vatandaşlarının müze ve ören yeri ziyaretini artırmak olduğunu değinen Nuri Aktakka, müzeleri sosyal ve kültürel etkinlik alternatiflerinden birisi olarak konumlandırmak istediklerini dile getirdi. Toplumda tarih ve arkeoloji bilincinin yükseltilmesi için bu tür çalışmaların gerekli olduğuna işaret eden Aktakka konuşmasında, "Müzelerin ulaşılabilir olması lazım. Müze ve ören yeri ziyaretlerinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi de bu uygulamayla daha kolay hale gelecek. Bu sebeple Bakanlığımız 'Müze Kart'ın' tanıtımını yapmak üzere bir iletişim kampanyası yürütüyor. Hali hazırlı 'Müze Kart' uygulamasına geçiş için çalışmalar devam etmekte olup, teknik alt yapının tamamlanmasını takiben bu uygulama Müzeler Haftası içinde kamuoyuna duyurularak, hayata geçirilmesi planlanıyor" ifadelerine yer verdi.

Haber Ekspres, 18.05.2008

TUNCA VE MERİÇ'E DAVULLU ZURNALI AÇILIŞ

 

Tunca ve Meriç köprüleri dün akşam davul zurna eşliğinde araç ve yaya trafiğine açıldı. Karaağaç halkı ve esnaf tarafından tutulan davul zurna ekibi birbirinden güzel ezgilerle açılışa ayrı bir renk kattı. Tunca Köprüsü üzerinde basın mensuplarına açıklama yapan Vali Mustafa Büyük, "Kimsenin mağdur olmasını istemiyoruz. Gönlümüz buna razı olmuyor. Ben kültür varlıkları konusu olunca heyecanlanıyorum gerçekten bu köprülerin üzerinden yürüyerek geçmekse ayrı bir zevk, köprülerin her biri bir sanat eseri, oturup saatlerce burada huzurlu gezmek, seyretmek ecdadımızın bize bıraktığı bu eserlerle övünmek ayrı bir mutluluk kaynağı bizler için. Üzerimize düşeni yapmak bizi ayrıca mutlu ediyor" diye konuştu.

 

Vali Büyük, 'Köprülerden üreticinin traktörleri ile borsaya veya pazara mal götürebilecek mi?' yönündeki bir soruya,"Arkadaşlar, kurul buna müsaade etmiyor. Trafik kuralları neyi gerektiriyorsa onlar yapılır. O zaman olsun çaresine bakarız" dedi. Turist otobüslerine izin verilmesi yönündeki bir soruya da, 'Edirne turizm açısından önemli bir kent. Bunlar mutlaka düşünülecek konular. Kimse mağdur olmayacak" diye cevap verdi.

Yeni Şafak, 17.05.2008

TARİHİ MUĞLA EVLERİ TURİZMİN HİZMETİNDE

 

Üniversite ve kültür kenti Muğla’da kültür turizmi çalışmaları hız kesmeden sürüyor. Muğla merkezinde kültür turizmine açılabilecek 400 tescilli bina bulunuyor. Eski Muğla evleri belediye tarafından restorasyonu yapılarak turizmin hizmetine sunuluyor. Muğla Belediyesi 5 eski Muğla evini kültür turizminin hizmetine sunarken, Valilik başta olmak üzere diğer kurumlar da 22 evi restore ederek kullanmaya başladı. Eski Muğla evlerinden restorasyonu yapılan iki butik otel de hizmet veriyor.

Muğla’yı gelecek nesillere, kültürel değerlerini kaybetmeden aktarmayı hedeflediklerini söyleyen Muğla Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, “Bir yandan çağdaş kentleşmenin gereklerini yerine getirirken, bir yandan da kendi kültürel değerlerimizi koruyacağız” dedi.

Gürün, “Muğla çok ciddi bir kültür turizmi merkezi olmanın yanı sıra önümüzdeki yıllardan itibaren bir kongre turizmi merkezi olmayı da hedefliyor. Muğla Belediyesi olarak koruma altındaki eski Muğla evlerini restore ederek turizmin hizmetine sunuyoruz. Tescilli bulunan 400 yapı gelecekte kültür turizminin hizmetine açılacak. Valilik ve diğer kurumlar da örnek çalışmalar yapıyor. Ayrıca Muğla’da bazı şirketler eski yapıları değerlendirerek kültür turizmi yapıyorlar. İki butik otel şu anda hizmet veriyor. Kısa sürede bunların sayısı artacaktır. Yapımı son aşamaya gelen Muğla Belediyesi Kongre ve Kültür Merkezi inşaatıyla Muğla’ya 650 kişilik bir ana salonu, 120 kişilik bir ve 80 kişilik de iki salonu olan bir tesis kazandırılacak. Böylece kültür turizminin yanı sıra kongre turizmi de başlayacaktır” dedi.

Muğla’nın sözlü ve yazılı kültürünün yanında; mimari yapısının, evlerinin ve sahip olduğu kültürel ve doğal varlıkların korunmasına özen gösterdiklerini dile getiren Gürün, şöyle konuştu:

“Muğla, her anlamda farklı ve özgün bir yapıya sahip. Evleri, bacaları, kapıları ile kendi mimarisini yaratan Muğla; sokak yapısı, sosyal yaşamı, insani ilişkileri, dayanışması farklı özellik taşıyor. Muğla’nın sahip olduğu bu önemli değerleri koruyup, özgün haliyle geleceğe taşırken; aynı zamanda çağdaş kentleşmenin gereklerini de yerine getiriyoruz. Muğla’nın 25 yıl sonrasını öngören plan hazırladık.”

Akşam, 17.05.2008

DANYAL PEYGAMBER'İN TÜRBESİNİN RESTORASYON PROJESİ ONAYLANDI

 

Mersin'in Tarsus İlçesi'nde Makam Camisi'nin abdest alma bölümünün inşaatı sırasında ortaya çıkan Danyal Peygambere ait türbenin restorasyon projesinin onaylandığı bildirildi.

 

Tarsus Müze Müdürü Abdulbari Yıldız, türbedeki kazı çalışmalarından sonra Tarsus Belediyesinin katkılarıyla Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından hazırlanan restorasyon projesinin Adana Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulunca onaylandığını belirtti. Alanın restorasyon ihalesine çıkılması için Adana Rölöve Müdürlüğü yetkililerince keşif bedeli çıkartılacağını ifade eden Yıldız, projeyle türbenin bulunduğu kısmın ışıklandırılacağını, alt köprüden yapılacak merdiven sayesinde ise türbenin iç kısmının ziyaret edilebileceğini söyledi. Yıldız, ayrıca isteyenlerin namaz kılabilmeleri için 40 kişilik bir alan oluşturulacağını, türbenin arka kısmında bulunan arkeolojik kalıntıların ise yürüme parkurları ile ziyaret edilebileceğini vurguladı. Arka cemaat bölümünün üst örtüsünün de yıkılacağını dile getiren Yıldız, türbe girişinin caminin batı cephesine kaydırılacağını sözlerine ekledi.

Zaman, 16.05.2008

ASSOS HAVADAN TESPİT EDİLECEK

 

Çanakkale'nin Ayvacık İlçesi sınırları içinde yer alan Assos Antik Kenti'nin havadan fotoğrafları çekilecek.

 

Assos Antik Kent Kazı Başkanı Doç.Dr. Nurettin Aslan, yaptığı açıklamada, kazı sezonu öncesi hayata geçirmeyi planladıkları proje kapsamında, kendi imkanlarıyla bir sistem oluşturduklarını söyledi. Helyum gazıyla doldurulacak bir balona bağlanacak dijital fotoğraf makinesiyle, yaklaşık 30-35 metre yükseklikten antik kentin fotoğraflarının çekileceğini belirten Aslan, böylelikle kalıntıların daha iyi görülebileceğini, kazı çalışmalarına yön verilebileceğini bildirdi. Aslan, havadan çekilecek fotoğraflar sayesinde Assos Antik Kenti'ndeki kentleşmenin, cadde ve sokaklar ile resmi ve dini yapıların konumlarının daha iyi tespit edileceğini vurguladı. Açığa çıkarılan kalıntıların, hava fotoğrafları sayesinde sonraki çizimlerinin daha kolay kontrol edilebileceğini anlatan Aslan, "Uçak ya da helikopterle havadan çekilecek fotoğraflar açı olarak tam yansıtıcı olmuyor. Bu sistem sayesinde antik kentin 90 derece fotoğraflarını çekmiş olacağız." dedi. Aslan, sonuçların tatmin edici olması halinde uygulamayı ilerleyen kazı dönemlerinde de kullanmayı planladıklarını kaydetti.

Zaman, 16.05.2008

TARİHİ SURLAR ONARILIYOR

 

Diyarbakır'ın tarihi surlarının tehlike yaratan kısımları onarılıyor.

 

İl Kültür ve Turizm Müdürü Tevfik Arıtürk, yaptığı açıklamada, tarihi Diyarbakır surlarının tehlike arz eden bölümlerinin restore edilmeye başlandığını ifade ederek, surların gelecek kuşaklara aktarılması için çaba sarf ettiklerini söyledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Valiliğin desteğiyle sürdürdükleri onarım çalışmaları kapsamında son 5 yılda toplam 3 milyon 121 bin YTL ödenek ayrıldığını ifade eden Arıtürk, "Bu yıl yapılacak onarımlar için 1 milyon YTL ödenek ayrıldı. Surlarda tehlike arz eden kısımların belirlenmesi için teknik bir heyet tespit çalışması yaptı. Ardından aslına uygun restorasyon çalışmasına başlandı" dedi.

Zaman, 16.05.2008

İZMİR'İN YAŞI 10 BİNE DAYANDI

 

İzmir’in 8 bin 500 olarak belirlenen yaşı, Kemalpaşa’nın Ulucak Höyüğü’ndeki son kazılarla 10 bine dayandı. Bilimsel Heyet Başkanı Ege Üniversitesi’nden Prof.Dr. Altan Çilingiroğlu, çıkarılan kalıntıların ABD’ye gönderilip nesnelerin yaşını belirleyen radyo-karbon testinden geçirildiğini söyledi.

Prof. Çilingiroğlu, “Ulaştığımız tabakadan çıkan kemik, badem kabuğu, deniz kabuğu, bitki kalıntıları gibi maddelerin  MÖ 6 bin 600’e ait olduğu saptandı. Bu tarih, Neolitik, yani kent yaşamının temellerinin atıldığı   çağdır. Buna MS 2008’i de eklersek İzmir’in yaşı 8 bin 808 olur” dedi.

Kazıların henüz yarısının tamamlandığını vurgulayan Çilingiroğlu, şöyle konuştu: “Şu an elimizde olan veriler ışığında ise İzmir’in yaşının 9 bin 500’e ulaşabileceğini rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Çalışmalar tamamlanınca İzmir’in yaşının   10 bine yaklaşması, hatta geçmesi  bile söz  konusu olabilir.”


Prof.Dr. Altan Çilingiroğlu, Ulucak’taki kazılarının 1995’ten bu yana  sürdürüldüğünü ve sadece bir tütün şirketi, Ege Üniversitesi ve ABD’de bulunan  Ege Prehistoryası Enstitüsü’nün katkıda bulunduğunu belirtti. Çilingiroğlu,  İzmir’deki diğer kurum ve kuruluşların duyarsızlığından yakındı, “Hiçkimse  kapımızı çalmadı. İzmir’de çeşitli yerlere çok gereksiz paralar harcayan odalar, meslek kuruluşları var. Onlar için küçük görünen paralar bizim için büyük önem taşıyabiliyor. Bu kalıntılar Efes’tekilerden, Bergama’dakilerden çok daha önemli” diye konuştu.

Milliyet, Haber: Turan Gültekin, 16.05.2008

RUSTICUS YAZITI 74 YIL SONRA YALVAÇ'A GELDİ

 

 

Isparta'nın Yalvaç İlçesi'ndeki ''Pisidia Antiokheia'' antik kentinde 1924 yılında yapılan kazı çalışmalarında çıkarılan ve o dönemde ilçede müze bulunmaması nedeniyle 1934 yılında Afyon Müzesi'ne gönderilen ''Ructicus Yazıtı'', 74 yıl aradan sonra Yalvaç'a getirildi.

 

Pisidia Antiokheia antik kentinde ABD'lilerin yaptığı Tiberius Meydanı kazısında çıkarılan Ructicus Yazıtı, sergilendiği Afyonkarahisar Müzesi'nden alınarak, Yalvaç Müzesi'ne getirildi.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yapılan yazışmalar sonucu yazıtın asıl yerine taşınması iznini alan Müze Müdürü Ali Harmankaya, geçen günlerde yazıtı Afyonkarahisar Müzesi'nden alarak Yalvaç'a getirdi.

 

Müze Müdürü Harmankaya, yazıtın, yaklaşık 5 yıl süren resmi yazışmaların ardından Yalvaç'a getirilebildiğini bildirdi. Harmankaya, ''Rusticus Yazıtı, Kültür ve Turizm Bakanlığından gelecek uzman bir restorasyon ekibinin onarımının ardından sergi mekanına yerleştirilecek'' dedi.

 

MS 93 yılında Galatia-Kappadokia (Ankara ve Nevşehir civarı) Valisi L.Antistius Rusticus'un, karaborsacılığı engellemek amacıyla tahıl depolamayı yasakladığı ilanın yazılı olduğu Rusticus Yazıtı, Tiberius Meydanı esnafı tarafından dikilir. 90x126x47 santimetre ölçülerinde ve yaklaşık 1400 kilogram ağırlığındaki kireç taşı yazıt, Latince olarak Kapadokya Valisi Rusticus'un bu kararını halka duyurur.

 

Antik dönemde bu tür ilanlar, halkın en kalabalık şekilde bulunduğu meydanlara dikilerek duyurulurdu. Söz konusu yazıtın altında da meydanın adının yer aldığı Tiberius Platea ibaresi bulunuyor.

Zaman, Fotoğraf: Isparta Kent Haber, 16.05.2008


AAAH! YETMİYOR YETMİYOR...

ŞU KADİR ABİNİN İNCİLİZCESİ YETMİYOR...

KADİR TOPBAŞ UNESCO'YU YANLIŞ ANLAMIŞ





Sulukule’deki ‘dönüşüm’ projesi de dahil İstanbul’un UNESCO sınavından geçtiğini açıklayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a UNESCO Heyeti’nden “yanlış anlaşıldı” açıklaması geldi.

UNESCO Heyeti Başkanı Francesco Bandarin, Sulukule ve Sultanahmet Four Seasons Otel ile ilgili projelerin ‘onaylandığına’ ilişkin basında yer alan haberler üzerine bir açıklama yaptı. Bandarin, “Üzerinde hâlâ çalışılması gereken bir projeyi UNESCO’nun ‘onayladığı’ şeklinde açıklama yapılması uygun değildir” dedi. Bandarin’in ikinci düzeltmesi de şu oldu: Sultanahmet Four Seasons Otel alanında yapılmış yeni yapılar konusuna da “Kimi basın organlarında çıkan ‘onaylandı’ haberlerinin aksine UNESCO bu projeyi ‘onaylamamıştır.’”

Anadolu Ajansı’na dün açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO’dan Dünya Kültür Mirası heyetinin İstanbul’daki incelemelerinin ‘olumlu’ sonuçlandığını açıklamıştı. UNESCO heyetinin raporun “olumlu” çıkacağını söylediğini anlatan Topbaş, denetimin ardından Türkiye’de bu konuda çalışan görevlilerin üzerindeki “stresin de kalktığını” belirtmişti.

Bugün açıklama yapan Bandarin, bu konuda bir yanlış anlaşılma olduğunu belirtti: “Halen Türkiye’de bulunduğum için, yaptığımız basın toplantısı ardından yerel ve ulusal basında yayınlananları izleme fırsatı buldum. Birçok yayının doğruluğunun farkında olmakla birlikte, yanlış anlaşıldığımı düşündüğüm iki temel konu hakkındaki düşüncelerimi yeniden açıklamak isterim.”

Bandarin’in açıklama metninin tamamı şöyle:

Sayın Belediye Başkanı
Sayın Vali

Öncelikle, UNESCO Heyeti’ne İstanbul’da bulunduğu süre boyunca gösterdiğiniz sıcak ilgiden dolayı teşekkür ederim. Gerçekten, halen tartışılan birçok konu hakkında oldukça detaylı ve tam bilgi edinebildik. Tüm şeffaflığınızı ve içtenliğinizi, İstanbul’un mirasının etkin bir biçimde korunması adına gösterdiğiniz tüm çabalarınızı gönülden takdir ediyorum. Ayrıca, 2006 yılındaki UNESCO Heyeti ziyaretinde dile getirilen hassas konulardaki gelişmeyi görmekten de çok mutlu oldum. Özellikle, kentsel peyzajın korunması yönündeki kararlılığınızı ve Galataport ile Haydarpaşa projelerini iptal etme yönündeki kararınızı özellikle tebrik ediyorum. Ziyaretim boyunca basının da bize eşlik etmesi memnuniyet vericiydi. Umarım, UNESCO’nun misyonu hakkında net bir görüş ortaya koyabilmişizdir.

Halen Türkiye’de bulunduğum için, yaptığımız basın toplantısı ardından yerel ve ulusal basında yayınlananları izleme fırsatı buldum. Birçok yayının doğruluğunun farkında olmakla birlikte, yanlış anlaşıldığımı düşündüğüm iki temel konu hakkındaki düşüncelerimi yeniden açıklamak isterim.

1. Sulukule Projesi hakkındaki tartışma sırasında; koruma kavramı ve sosyal ihtiyaçlar arasında bir dengenin bulunması gerektiğini net bir şekilde belirttim. UNESCO; bir kentin yalnızca anıtlar ve yapılardan oluşmadığını; kent içindeki toplulukların, tüm koruma süreci içerisinde temel bir rol oynadıklarını ve kentlilerin yaşamlarının iyileştirilmesinin kentsel korumanın önemli bir temel hedef olduğunu savunmaktadır.

Bu nedenle, bir takım basın organlarının yayınladığı gibi, verimli bir şekilde dengelenmiş hale gelmesi için üzerinde hala çalışılması gereken bir projeyi, UNESCO’nun ‘onayladığı’ şeklinde açıklama yapılması uygun değildir. Demokratik ve katılımcı bir sürecin, bu alandaki tüm kararlarla beraber yürütülmesinde ısrarcıyız.

2. Sultanahmet Four Seasons Otel alanında inşa edilmiş yeni yapılar konusuna gelindiğinde, UNESCO’nun bu denli önemli arkeolojik SİT alanlarında ek yapılar inşa edilmesinin en iyi çözüm olduğunu düşünmediğini belirtmiştim. Ancak, ek yapıların tamamlanmış olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, yapıların boyutu itibariyle kent silüetini büyük oranda etkilemediği belirtilmiştir. Fakat hala, hem kentsel mirasa saygılı hem de otelin ekonomik sürdürülebilirliğin sağlanabileceği farklı bir çözüm yolu izlenmiş olabilirdi ve olması da gerekirdi diye düşünüyorum. Bu nedenle, yine bu konuda da, kimi basın organlarında çıkan ‘onaylandı’ haberlerinin aksine UNESCO bu projeyi ‘onaylamamıştır.’ Yine bu konuda, bu arkeolojik SİT’in yakın zamanda kamuya açılacak olması hususunda memnuniyetlerimi ilettim.

Umarım bu açıklama, olaylar karşısındaki duruşumuzu netleştirmiştir ve yine umarım ki aynı şeffaflık anlayışı ile olağanüstü şehrinizin korunması üzerine ortak çalışmalarımızı devam ettiririz. Daha önce de belirttiğim üzere, tarafımızca hazırlanacak nihai rapor, en son karar verici kurum olan Dünya Kültür Mirası Komitesi tarafından incelenecektir.

Saygılarımla, Francesco Bandarin

NTVMSNBC, 16.05.2008


******


UNESCO'DAN YALANLAMA

 

UNESCO Dünya Kültür Mirası Başkanı Francesco Bandarin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve İstanbul Valisi Muammer Güler’e açıklama göndererek Sulukule ve Four Seasons Oteli ek inşaatının devam ettiği arkeolojik sit alanındaki projeleri, kamuoyuna yansıtıldığı gibi onaylamadıklarını, konunun yanlış anlaşıldığını belirtti. Bandarin açıklamasında, Sulukule Projesi’ni bugünkü haliyle onaylandığını söyleminin uygunsuz kaçacağını ifade ederek, “Koruma ihtiyaçları ile sosyal ihtiyaçlar arasında bir dengenin bulunması gerektiğini net bir şekilde söyledim. UNESCO, bir kentin yalnızca anıtlar ve yapılardan oluşmadığını, ama kent içindeki toplulukların, koruma süreci içerisinde esas rolü oynadıklarını ve onların yaşamlarının iyileştirilmesinin kentsel korumanın esas hedefi olduğunu savunmaktadır. Bu nedenle, projenin fiilen dengeli hale getirilmesi için üzerinde daha fazla çalışılması gerektiğini düşünüyoruz” dedi. Bandarin, bu bölgede alınacak kararlara, gerçekten demokratik ve katılımcı bir sürecin eşlik etmesi gerektiği konusunda ısrarlı olduklarını kaydetti.

UNESCO’nun Sultanahmet Four Seasons Oteli’nin arkeolojik sit alanlarında yeni bir bina inşa etmesini en iyi çözüm olarak görmediğini vurgulayan Bandarin şöyle devam etti:

“Ancak, yapının tamamlanmış olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak ve yapı yüksekliğinin sınırlı olması nedeniyle kent silueti üzerinde çok büyük etkilerinin olmadığını düşünüyorum. Yine de, hem kentsel miras değerlerine tam olarak saygılı, hem de otelin ekonomik ihtiyaçlarını sağlayan farklı bir çözüm yolu bulunabilirdi ve bulunmalıydı diye düşünüyorum. Bu yüzden, aynen bu konuda da, kimi basın organlarının iddia ettiği gibi, UNESCO bu projeyi de ‘onaylamamıştır’. Yine aynı meseleyle ilgili olarak, alanın yakın zamanda kamuya açılacak olması hususunda memnuniyetimi ifade ettim.”

Cumhuriyet, 20.05.2008


******


UNESCO KIRIK NOT DA VERDİ





İstanbul'un Dünya Kültür Mirası listesinde kalıp kalmayacağını belirleyecek olan UNESCO heyeti, kentten ayrılırken olumlu görüşler bildirmesine rağmen kırık notlar da verdi. Süleymaniye'de 6 ay önce KİPTAŞ'ın yenileme projesi kapsamında aldığı yaklaşık 200 binadan 8 tanesi bir gün ansızın yıkıldı. Mahalle sakinleri "Belediye yıktı" diye ifade verdi. İstanbul Yenileme Alanları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Konu halen araştırılıyor. Bu binaları göremeyen heyet ilk kırık notu burada verdi. Kırık not alan diğer maddeler ise şunlar:

* "Haliç'ten raylı sistemin geçirilmesi için yapılacak köprü, Süleymaniye Camisi'nin siluetini kapatıyor. Bu proje böyle uygulanamaz yeni çizimler getirin."

* "İstanbul'un merkezinde hızla gökdelenler yükseliyor. Tarihi yarımada yakınında yükselen binalar mevcut. Bunu önleyin. Gökdelenleri şehrin dışında yaptırın. Gökdelenler tarihi yapı ile uyumsuz."

* "Kötü yapılan kara surlarının restorasyonunu durdurmanız iyi oldu. Sur restorasyonu için işbirliği yapalım. Surların dibine moloz dökerek koruyamazsınız. Ahşap yapılara yeterince sahip çıkmıyorsunuz."

* "Marmaray kazılarında çıkan eserler için bir an önce müze kurun ve alan yönetimi planınıza başlamanız bir adım ancak bir an önce bitirin. Four Seasons Otel ek binası inşaatı ile kazıları dengeli götürün."

Sabah, 19.05.2008


******


"FOUR SEASONS'A ONAY VERMEDİK"

 

Geçtiğimiz hafta İstanbul’da incelemelerde bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirasını Koruma Merkezi heyetinin Sultanahmet’teki Four Seasons Oteli’nin Bizans kalıntıları üzerine yaptırdığı ek bina inşaatını “onayladığı”na ilişkin yapılan yorumların gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.


Merkez Başkanı Francesco Bandarin, yaptığı yazılı açıklamada, “Bazı gazetelerin yazdığının aksine UNESCO bu projeyi onaylamamıştır” dedi.

Sulukule Platformu’nun verdiği bilgiye göre Bandarin, elektronik posta yoluyla yaptığı yazılı açıklamasını Kültür Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul İl Kültür Turizm Müdürlüğü, Fatih Belediyesi ile diğer UNESCO temsilcilerine gönderdi.


Bandarin açıklamasında, Sultanahmet’teki Four Seasons Oteli’nin yeni inşaatıyla ilgili olarak, UNESCO’nun, yeni bina inşaatının, böyle önemli bir arkeolojik bölge için en iyi çözüm olmadığını düşündüğünü belirttiğini vurguladı. Bandarin, şöyle dedi:
“Ancak, binanın tamamlandığı gerçeğini kabullenmemiz gerekiyor. Bence, yüksekliğinin kısıtlı olması nedeniyle bina, kentin siluetinde büyük bir etki yaratmıyor. Yine de ‘miras kalan değerlere tam saygı gösterilmesini sağlayan, aynı zamanda da otelin ekonomik açıdan varlığını sürdürmesini garanti edecek farklı bir çözümün bulunabilirdi ve bulunması gerekirdi’ diye düşünüyorum. Dolayısıyla, bazı gazetelerin yazdığının aksine UNESCO bu projeyi de onaylamamıştır. Bu meseleyle ilgili olarak, bölgenin yakında halka açılacak olmasını takdir ettiğimi belirtmiştim.”

Sulukule projesi hakkındaki tartışmayla ilgili olarak ise, “Koruma gereksinimiyle sosyal ihtiyaçlar arasında bir denge kurulması gerektiğini açıkça ifade etmiştim” diyen Bandarin, görüşlerini şöyle dile getirdi:
“UNESCO, bir kentin yalnızca anıtlar ve binalardan ibaret olduğunu düşünmüyor, koruma sürecinde toplulukların temel rol oynadığını ve onların hayatını iyileştirmenin kentsel korumanın temel amaçlarından biri olduğunu da göz önünde bulunduruyor.
Dolayısıyla, bazı gazetelerin yaptığı gibi, UNESCO’nun, projeyi bugünkü haliyle onayladığını söylemek doğru değildir. Biz, projenin fiilen dengeli hale gelmesi için daha yapılması gereken işler olduğunu düşünüyoruz. Bu bölgeyle ilgili bir kararın, tamamen demokratik ve katılımcı bir süreç eşliğinde alınması gerektiğinde ısrar ediyoruz.”

Milliyet, 16.05.2008


******


UNESCO HEYETİ KAPADOKYA'DA

 

UNESCO Dünya Kültür Mirası Koruma Merkezi Başkanı Francesco Bandarin, American Museum of Natural History Müzesi üst düzey yöneticilerinden oluşan heyetle, Kapadokya bölgesinde UNESCO'nun destek sağladığı mekanları gezdi.

 

New Faces Travel Turizm Acentesi'nin organizasyonu ile Türkiye'ye gelen UNESCO ve American Museum of Natural History Müzesi heyeti için Akhal Teke At ve Binicilik Tesisleri'nde yemek verildi. Yemekte Dervish House Sema ekibi heyete Mevlevi gösterisi sundu. UNESCO heyeti, Mevlevi gösterisini büyük bir ilgiyle izledi.

 

Bandarin ve beraberindeki heyet, daha sonra 1985 yılından beri UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Göreme Açık Hava Müzesi ve Göreme Milli Parkı'nı ziyaret etti. Burada kiliseleri ve tarihi yapıları inceleyen heyet, daha sonra da Nevşehir'in merkeze bağlı Kaymaklı beldesi sınırlarındaki Kaymaklı Yeraltı Şehri'ni gezdi.

 

Ürgüp İlçesi'ndeki UNESCO'nun destek verdiği Kayakapı Mahallesi'ndeki restorasyon çalışmalarını da yerinde gören heyet üyeleri, Kayakapı Projesi kapsamında restorasyonları süren kiliseleri, hamamları ve evleri bir bir inceleyerek notlar alıp, fotoğraflar çekerek yetkililerden brifing aldı.

 

Bandarin ve beraberindeki heyet, daha sonra kendileri için hazırlanan folklor ve dans gösterilerini izledi.

Zaman, 16.05.2008


BAKANLIK KAYA MEZARINA VİLLA İÇİN DEVREDE





Kültür ve Turizm Bakanlığı, Muğla Bodrum'da Karyalılara ait 3 bin 500 yıllık kaya mezarları ve odalarının üzerine villa yapılmasıyla ilgili soruşturma açılması için Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı ve Turgutreis Belediye Başkanlığı'na yazı gönderdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Bodrum'un Turgutreis Beldesi'ndeki kaya mezarlarında yapılan izinsiz inşai ve fiziki müdahalelere" ilişkin haberlerle ilgili olarak, "taşınmazda izinsiz olarak yapılan fiziki müdahalelerin sorumluları hakkında yasal soruşturma açılması" konusunda Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı ve Turgutreis Belediye Başkanlığı'na yazı gönderildiği bildirildi.

Açıklamada, Bodrum'un Turgutreis Beldesi'nin, 20K-1 a pafta, 6460 parselin üzerinde kayaya oyularak yapılmış Geç Hellenistik, Erken Roma dönemine ait oda mezar ve işlikler bulunduğu hatırlatılarak, buluntuların Kayra Araştırma ve Uygulama Merkezi ve Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü uzmanlarınca tespit edilerek tescile önerildiği anımsatıldı.

 

Açıklamaya göre, kaya mezarı Muğla Koruma Bölge Kurulu'nun geçen yıl aldığı kararla korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiş ve etrafına 25 metre koruma alanı belirlenmişti.

Açıklamada ayrıca, "Yine ilgili Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'nün 13 Mayıs 2008 tarihli yazısıyla 'parselin yerinde incelenerek parselde yapılan her türlü uygulamaya ilişkin bilgi ve belgenin Kurul'un ilk gündeminde değerlendirilmek üzere ivedilikle Müdürlüğe iletilmesi gerektiği' Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü ve Turgutreis Belediye Başkanlığı'na bildirilmiştir" denildi.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü uzmanlarının 12 Mayıs'ta yerinde inceleme yaptığı ve raporunu en geç bu hafta içerisinde kurula sunacağı belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

"Rapor ve belediyeden gelecek bilgi ve belgeler ivedilikle ilk Kurul gündemine alınarak konu ile ilgili karar alınacaktır. Ayrıca Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün 14.05.2008 gün ve 86554 sayılı yazısı ile konunun mevzuatımız kapsamında incelenerek gerekli işlemlerin yapılması, aykırı uygulamalarda bulunulmaması, varsa durdurulması ve sonucundan Genel Müdürlüğe bilgi verilmesi hususları Muğla Valiliği'ne, Bodrum Kaymakamlığı'na, Turgutreis Belediye Başkanlığı'na ve Muğla Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'ne bildirilmiştir.

Konuya ilişkin Muğla Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'nün 14.05.2008 gün ve 2215 sayılı yazısı ile de 'söz konusu taşınmazda bulunan yapıya temel vizesi düzenlenip düzenlenmediğinin bildirilmesi, söz konusu taşınmazda kuruldan izinsiz olarak yapılan fiziki müdahalelerin ivedilikle durdurulması ve son durumları hakkındaki bilgi ve belgelerin müdürlüğe iletilmesi ve söz konusu taşınmazda izinsiz olarak yapılan fiziki müdahalelerin sorumluları hakkında yasal soruşturma açılması' hususları Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığı'na ve Turgutreis Belediye Başkanlığı'na bildirilmiştir."

Cnn Türk, 16.05.2008

DÜNYA MİRAS LİSTESİ VE İSTANBUL'UN KORUNMASI





Kadir Has Üniversitesi Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Lisans Programı, bu dönem dördüncüsünü gerçekleştirdiği konferanslar dizisinde Prof.Dr. Nur Akın’ı konuk etti. ‘Dünya Miras Listesi ve İstanbul’un Korunması’ başlıklı konferans, UNESCO Dünya Mirasını Koruma Merkezi Heyetinin İstanbul ziyaretinin hemen arkasından gerçekleşmesi bakımından da ilginçti.

 

Türkiye’nin, UNESCO’nun kurucu ilk 10 üyesinden biri olduğunu, tek yapı ve tarihi çevre koruma konusunda UNESCO, ICOMOS gibi uluslararası kurumların içinde yer aldığını ve imzaladığı sözleşmelerle bu konuda alınan tüm evrensel kararlara taraf olduğuna değinen Nur Akın, “Türkiye, UNESCO’nun ve ICOMOS’un anıt ve sit korumayla ilgili tüm karar, uyarı ve yaptırım isteklerini yakından izlemek ve uygulamakla yükümlüdür” dedi.

 

İstanbul’un 1985 yılından bu yana tarihi yarımadadaki Sultanahmet Arkeolojik Parkı, Süleymaniye, Zeyrek Kentsel Alanları ve İstanbul Surları Koruma Alanı olarak belirlenen 4 bölgeyle Dünya Miras Listesi’nde olduğunu hatırlatan Nur Akın, 1993 yılından itibaren de söz konusu alanların korunması yönündeki endişelerin dillendirilmeye başlandığını söyledi. İstanbul’un Dünya Miras Listesi’nde yer alan bölgeleriyle ilgili son büyük değerlendirmenin 2006 yılı Temmuz ayında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta gerçekleştirilen 30. Dönem Dünya Miras Komitesi Toplantısı ’nda yapıldığını anımsatan Akın, şöyle konuştu:

 

“Bu değerlendirme öncesi, Nisan 2006’da İstanbul’a gelen UNESCO-ICOMOS uzmanlarından oluşan heyet tarafından kapsamlı bir rapor hazırlanmıştır. Raporda, tarihi yarımadanın dünya mirası alanlarında ne yazık ki, bu özel statüyü zedeleyen bir tablo sergilendiği ifade edilmektedir. Vilnius toplantısının hemen ardından, uluslararası beklentilere uygun olarak İstanbul Valiliği’nce başlatılan en etkin girişim, konuyla ilgili Dışişleri, Kültür ve Turizm Bakanlıkları, İstanbul Belediyesi, üniversiteler ve sivil toplum örgütlerinden temsilcilerin katıldığı ‘UNESCO Dünya Kültür Mirası Yürütme Komitesi’nin kurulması, ve aylık toplantılarla İstanbul Dünya Mirası alanlarında yapılanlar ve yapılması gerekenlerin hep birlikte tartışılmasıdır. Raporda beklenen ikinci önemli girişim ise, restorasyon uygulamalarından kaygıyla söz edilen ve yapılan çalışmaların durdurulması istenen İstanbul kara surlarının korunması için uygun yaklaşım ve yöntemlerin tartışıldığı bir uluslararası sempozyumun (Ocak 2007) ve onunla bütünleşen workshopların gerçekleştirilmiş olmasıdır”.

 

2 Temmuz-10 Temmuz 2008 tarihleri arasında Québec ’te yapılacak olan Dünya Miras Komitesi’nin 32. toplantısında İstanbul’un Dünya Miras Listesi’ndeki durumunun yeniden gözden geçirileceğini vurgulayan Akın, İstanbul’un ya yeniden beklentileri karşılaması için verilecek 1 ya da 2 yıllık ek süre ile listedeki yerini koruyacağını ya da beklentiler sağlanıncaya kadar ‘Tehlike Altındaki Miras’ listesine alınacağını kaydetti. Prof.Dr. Nur Akın, bütün bu olasılıklara karşın asıl önemli olanın, evrensel değerleri tartışılmaz İstanbul’un, bu niteliklerini bizlerin herkesten çok bilip değerlendirmesi olduğunun altını çizdi.

 

Prof.Dr. Nur Akın’a göre 2006 raporunda eksikliği önemle vurgulanan 5 temel konu ve onların Temmuz 2008’de Québec’de yapılacak Dünya Miras Komitesi toplantısı arifesindeki durumları

l. Yönetim planı eksikliği ve etkileme alanı (tampon bölge): 2006 raporunun temel önerilerinin başında, Dünya Miras Listesi’nde yer alan her alanda yapılması gerekli bütünleşik ve kapsamlı bir yönetim planının, tarihi yarımada için de gerçekleştirilmesi beklentisi vardır. Hazırlanması zorunlu bu yönetim planı çerçevesinde, iyi koordine edilmiş ve açık tanımlanmış yönetim rolleri ile, izleme sorumluluklarına ihtiyaç olduğu vurgulanmaktadır. Rapora göre söz konusu planın, 1 Şubat 2008’e kadar tamamlanmış olması beklenmektedir.

 

Bu bağlamda, İstanbul Dünya Miras Alanı Yönetim Planı’nın hazırlanması amacıyla 2007’nin 10. ayında İstanbul Büyük Şehir Belediyesi’nce “Tarihi Alan Yönetim Başkanlığı” oluşturulmuştur. Başkan, Danışma Kurulu ve Eşgüdüm ve Denetleme Kurulu’ndan oluşan bu grup söz konusu planı yapmak; onaylatmak ve denetlemekle yükümlüdür. Yeni başlanan çalışmalar sürdürülmekte ve başkanın ifadesine göre, planın 1 yıl içinde tamamlanması hedeflenmektedir. Konuya açıklık kazandırmak amacıyla, Ocak 2008’de YTܒde “Alan Yönetimi ve Planlaması” konulu uluslararası bir toplantı düzenlenmiştir.

 

2006 raporuna göre bu miras yönetim planı, “dünya mirası alanının görsel bütünlüğünü korumalı ve yüksek yapılaşma da dahil olmak üzere, yeni imar girişimlerinin denetlenmesine yönelik araç olarak bir etkileme bölgesi tanımını getirmelidir” denilmektedir.

 

2006 raporuna göre, tarihi yarımadanın her iki yakasında sahil şeridiyle tanımlanan mevcut sınırlar tarihi yarımadayı korumak için yeterli değildir. Raporda “Haliç’in kuzey ucuyla Boğaziçi’nin Asya kıyılarındaki alanlarını da  içine alacak yeni bir tampon bölge oluşturulması gereklidir” denilmektedir. Hatta bu bağlamda öneri daha da geniş tutulmakta ve kuruluşu Antik döneme dek uzanan İstanbul’un önemli tarihi semtlerinden Galata-Beyoğlu’nun da mevcut Dünya Miras Alanı etkileme bölgesi içine alınmasının doğru olacağı belirtilmektedir.

 

Yönetim Planı’nı hazırlamakla görevli “Tarihi Alan Yönetim Başkanlığı”, söz konusu sınırlarla ilgili çalışmalarını sürdürmektedir. 2006 raporunda da vurgulandığı gibi, bu konuda dikkat edilmesi gereken, Eyüp, Haliç’in kuzeyi (Galata-Beyoğlu), Boğaz’ın Avrupa ve Asya yakasında 1.Boğaz Köprüsü’ne kadar uzanan kesim, Üsküdar, Haydarpaşa, Kadıköy ve hatta Prens Adaları tarihi yarımadanın siluetiyle karşılıklı etkileşim içinde olduğudur. Alan yönetimi açısından bu kadar geniş bir tampon bölge, çok büyük bir alandır. Ve çok sayıda farklı kurul ve kararın bir araya getirilmesi gibi zor ve karmaşık bir durum yaratmaktadır. Ama İstanbul tarihinin esasını oluşturan tarihi yarımada da, başka bir miras alanına benzemeyen özel bir durum sergilemektedir. Bu nedenle de, önce düşünüldüğü gibi, Haliç’in ve Marmara’nın ortasından geçen bir tampon bölge sınırı önermek de, bu özel değer için çok yetersiz kalmaktadır.

 

2. Yüksek yapılar ve tarihi yarımada: UNESCO tarafından Mayıs 2005’de Viyana’da düzenlenen “Dünya Mirası ve Günümüz Mimarisi-Tarihi Çevre Yönetimi” başlıklı konferansın ardından oluşturulan Viyana Memorandumu, tarihi çevrelerdeki yüksek yapılaşma üzerinde duran son uluslararası çalışmalardan biridir.

 

Tarihi kent peyzajını oluşturan tüm verilere karşı duyarlı olunması gerekliliğini önemseyen Viyana Memorandumu, tarihi kent peyzajının korunması ile çağdaş mimarinin gelişiminin birlikte nasıl yürütüleceğini inceleyen detaylı çalışmalar yapılmasını ve özellikle tarihi miras alanları bağlamında, konunun daha da ağırlık taşıdığını vurgulamaktadır. Bu konuda, 1996’da Dünya Miras Listesi’ne alınan Köln Katedrali önemli bir örnek oluşturmaktadır. 2002 yılında Köln için hazırlanan master planında, katedralden yaklaşık 800m. uzaklıkta yapılması istenen, katedralin görünümünü etkileyecek gökdelenler grubu nedeniyle bu tarihi yapı, 2004’deki toplantıda ana listeden tehlike listesine alınmış, son olarak 2006’da da –uzun tartışmalar sonucu- yetkililerin konuyla ilgili olumlu yaklaşımlarına bağlı olarak, yeniden ana listeye çıkarılmıştır.

 

Benzer bir siluet analizi konusu da, listeye bu yıl alınan Sydney Opera Binası’yla ilgili olarak verilebilir. Sydney Opera Binası’nın listeye alınabilmesi için hazırlanan dosyada, binanın tampon bölgesinin oluşturulması amacıyla yapılan siluet analizleri, Opera Binası’nın çevreden bütünüyle kesintisiz bir biçimde nasıl algılanması gerektiğinin önemini ortaya koymuş ve yapının listede tampon bölgesiyle bütünleşik bir biçimde önerilmesi, listeye alınmasında etkin rol oynamıştır.

Bu çerçeve içinde, İstanbul’un Dünya Miras Listesi alanlarında, yukarıda üzerinde durulan yönetim planı ve alanın tampon bölge gerekliliklerinin yanı sıra, tarihi yarımadanın evrensel niteliğini zedeleyeceği düşünülen Haliç Köprüsü, Haydarpaşa Gelişim Projesi, Galataport gibi dünya miras alanı ve etkileme/tampon bölgesinin siluetini etkileyebilecek büyük ölçekli projeler hakkında (Sydney örneğinde olduğu gibi) siluet-etki analizlerini de içeren etüdlerin yapılması zorunludur.

 

3. Sultanahmet Arkeolojik Parkı ve Four Seasons Oteli: 2006 raporunda Sultanahmet’teki, İstanbul tarihinin en özel noktalarından biri olan arkeolojik parkın önemine değinilmekte ve yapılmakta olan otel ekine dikkat çekilmektedir. Bilindiği gibi, bu özel alanın önemi 1938 yılında ünlü Fransız plancı Henri Prost’un İstanbul için yaptığı kentin ilk imar planına kadar gitmektedir. Bugün kazı yapılan yerden Sultanahmet Cami ve oradan Marmara Denizi’ne kadar olan bütün alanda kazı yapılması ve hiçbir şekilde yapılaşmaya açılmaması gerekliliği üzerinde durularak, burası “arkeolojik park” olarak ilan edilmiştir. Burada 1000 yılı aşkın Bizans döneminin en önemli imparatorluk yapıları, kademe kademe denize kadar uzanan saraylar vardır ve kuşkusuz bunlar, dünya mirası İstanbul için çok değerlidir. (1912’de bu alanın yanarak boşalmış olması nedeniyle, 1938’de H.Prost plan önerilerini geliştirirken buraları boştu.) Bu büyük alandan bugüne, tümünün %1’ini bile oluşturmayan ve 1990’dan bu yana kazılan kısım kalmıştır. Şimdi yapılmak istenen otel de, bu özel alanda yer almaktadır. Halen 2 bloğu bitmiştir, üçüncüsüne de yakında başlanacaktır. Tarihi birikim açısından İstanbul’la karşılaştırılabilecek tek kent Roma olabilir. “Acaba tarihi Roma’nın merkezindeki Forum Romanum’da böyle bir uygulamanın 1/3’ine izin verilebilir miydi?” diye sorulması gerekir.

 

4. Zeyrek ve Süleymaniye: Türkiye’nin de kabul ettiği tarihi alanların korunmasıyla ilgili uluslararası mevzuatlar 1964 tarihli Venedik Tüzüğü’nden başlayarak 1996’da İstanbul’da gerçekleştirilen HABİTAT II Konferansı’na kadar tüm uluslararası ilkeler, “tarihi yapıların özgün değerlerini yitirmeden” korunmaları gerekliliği üzerinde durmaktadır. Söz konusu çerçeveye uygun bir biçimde Zeyrek ve Süleymaniye’deki yaklaşımın da hedefi, her iki bölgeyi oluşturan tarihi yapıların yeniden yapımından ve yeni inşaattan çok, mevcut tarihi binaların restore edilerek korunmalarının sağlanması olmak zorundadır.  Buradaki uygulamaların odak noktası, tüm uluslararası tarihi çevre ve onu oluşturan tarihi yapılar kapsamında, yıkım ve yeniden yapmaya başvurmadan, mevcut dokunun yerinde onarımına özen gösterilmesidir.

 

Zeyrek’te, 2006 raporunda önemle belirtildiği gibi, sadece Aralık 2003’de Türkiye Ulusal Ahşap Birliği’nin girişimiyle, uygulamaları 2005’te biten 2 ev restore edilmiştir. Ancak bölgenin korunması için şimdiye kadar yapılanlar yetersizdir.1 yıl önce (2005 tarihli 5226 sayılı yasa uyarınca) Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak kurulan KUDEB (Koruma-Uygulama-Denetim Müdürlüğü) aracılığıyla basit onarım çerçevesinde, Süleymaniye ve Zeyrek’teki ahşap yapıların özgün detaylarının korunması konusunda çabalar başlamıştır.

 

2006 raporunda, Süleymaniye bölgesinde “mevcut dokunun rehabilitasyonunun koruma yoluyla olması, boş parsellere yapılacak yeni yapılarda, tarihi yapıların kopyasını yapmak yerine, kentsel ve dokusal bağlama uyum aranması gerekliliği” üzerinde durulmaktadır. Bu da, tüm koruma alanında çalışanların çok iyi bildiği gibi, evrensel düzeyde 40 yıldır kabul görmüş, artık tartışılması söz konusu olmayan bir yaklaşımdır.

 

5. “Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıklarının Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun”: Son olarak değinilmesi gereken konu, 2005 yılında çıkartılan 5366 sayılı kanundur. 2006 raporunu kaleme alan UNESCO/ICOMOS uzmanları, korumadan çok yapılaşmayı teşvik eder gibi görünen bir mevzuat örneği olarak bu kanunun uygulanmasından kaygı duymaktadırlar. Kanun hükümleri çerçevesinde belirlenen yenileme alanlarından bazılarında çalışmalar başlamış ve avan projelerin Yenileme Kurulu’na sunulma sürecine girilmiştir.

Üzerinde çalışılan yenileme alanlarında kültürel mirasın korunmasında ve bölge için geliştirilen yeni proje önerilerinde, bölgeyi oluşturan karakterin göz ardı edilmemesi ana hedef olmalıdır. Esas amacın “yenileme” olduğu durumda, “tarihi ve kültürel varlıkların korunarak yenilenmesi”nden çok, yasanın başlığındaki gibi “yenilenerek korunması”, özgünün yıkımını, niteliklerinin göz ardı edilmesini ve yeniden yapımını ön plana çıkartacaktır. Oysa bilindiği gibi bu yenileme alanlarının her birinin (Süleymaniye; Sulukule; Tarlabaşı gibi), İstanbul’un çok çeşitlilik sergileyen tarihi içinde, özel bir karakteri vardır.

 

Ayrıca, bu alanların sorunlarına çözüm getirebilmek için uzmanların görüşü kadar, bölge sakinlerinin görüşüne ve katılımına da önem verilmelidir. Bu konunun uluslararası “kentsel sıhhileştirme” çalışmalarında sürekli olarak üzerinde durulmaktadır. 2006 raporunda da bu konuda, “sit alanı yöneticileri, imar ve yeni yapılaşmadan ziyade korumayı esas alan yönetim çerçevesinde, halkın katılımıyla ve diğer paydaşlarla bir işbirliği kültürü geliştirmelidirler” denilmektedir. Sulukule Yenileme Alanı bu konuda önemli bir örnek oluşturmaktadır.

Yapı, 16.05.2008

BAKANLIK BİNASINA İLK BALYOZU KENDİ VURDU





Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Ankara Ulus'un tarihî dokusunu bozan yapıları yıkmaya önce kendi binasından başladı.

 

Cumhuriyet'in kuruluşu sırasında Ulus'ta ilk Meclis binası ile birlikte inşa edilen tarihî Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yanına 1990'lı yıllarda yapılan binadan şikâyetçi olan Bakan Günay, ilk balyozu da bu binaya vurdu. 

 

Kendi personelinin kullandığı bina bile olsa, tarihî dokuyu bozduğu için müsamaha gösteremeyeceğini belirten Günay, binanın yıkım işini üstlenen Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Ulus'taki çarpık görüntüye son vermek istediğini belirten Günay, ilk iş olarak da Kültür Bakanlığı'nın bitişiğinde bulunan yapıyı yıkmakla başladıklarını, sonraki aşamalarda da Ulus'taki diğer çirkin binaları yıkacaklarını kaydetti. Günay, yıkılan binanın Kültür ve Turizm Bakanlığı için kullanılmasının vahim ve elim olduğunu da söyledi. 

Projeye göre, binanın üstteki 4 katı yıkılarak, tarihî bina ile aynı boyuta indirilecek. Kalan katların dış cephesi de bakanlık binası ile uyumlu hale getirilecek. Binanın yıkım işini üstlenen Başkan Veysel Tiryaki de Ankara'nın tarihî çehresini korumak ve güzelleştirmek için yaklaşık 9 bin bina yıktıklarını aktardı. Bakan Günay ve Başkan Tiryaki, Ankara'nın ünlü cezaevi Ulucanlar'ı da kültür merkezi olarak kullanacaklarını açıkladı.

Zaman, 21.05.2008


******


ULUS'TA YIKIM BAŞLADI





Ankara Anakent Belediyesi, "Ankara Tarihi Kent Yenileme Alanı Projesi" kapsamında Ulus'ta yıkımlara başladı. Cumhuriyet Ankara 'ya değerlendirmede bulunan TMMOB Şehir Plancıları Odası (ŞPO) Ankara Şubesi Başkanı ve ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Erdal Kurttaş , Ulus'u hedef alan projeye yönelik hiçbir ön hazırlık yapılmadığını, uzman görüşü alınmadan apar topar uygulamaya geçirildiğini vurguladı. ŞPO, ODTÜ Mimarlık Fakültesi ve Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi tarafından projenin sakıncalarını ortaya koyan raporların hazırlandığını ancak bu raporların Anakent Belediye Başkanı Melih Gökçek tarafından dikkate alınmadığını anlatan Kurttaş, Anakent Belediyesi'nin "acil kamulaştırmaların neticesinde yıkılması gereken yerleri yıkmaya başlamasını" eleştirdi.

 

Geçen günlerde Hacıbayram Camisi'nin bulunduğu alanda yıkım çalışmalarına başlandığını anımsatan Kurttaş, "yıkım işinin asla acil olarak yapılmaması gerektiğini ve buradaki yapıların teker teker envanterinin çıkarılarak özelliklerinin belirlenmesi anlamında bir ön çalışma yapılması gerektiğini" dile getirdi. Kurttaş, 2005 yılında Anakent Belediyesi'nce uygulanmasına karar verilen projenin yürütmesinin durdurulmasına yönelik geçen yıl ağustos ayında ŞPO tarafından dava açıldığına dikkat çekerek, "yıkım işinin bu denli basite indirgenemeyeceğini" belirtti.

 

Kurttaş, Anakent Belediyesi tarafından yürütülen çalışmalarda, Ulus bölgesinde iki dev alışveriş merkezi kurulmasının da amaçlandığını söyledi. Şu an, Ulus'ta yurttaşların ihtiyaçlarını karşılayabilecek miktarda alışveriş merkezinin bulunduğunu dile getiren Kurttaş, sözlerine şöyle devam etti:

 

"Gökçek'in asla uzman görüşlerini almak ve meslek odalarıyla uzlaşmak gibi bir düşüncesi yok. Projeye ilişkin ciddi analiz ve etütler de yapılmış değil. Kısacası uygulama oldukça keyfi. Halbuki nerede neyin yapılabileceğinin çok iyi analiz edilmesi gerekir. Bölge hafızasını yok sayıp, bölgedeki yapıları bir bütün olarak ele almadan her şeyi yıkıp yerine kültür ve ticaret merkezleri açmak bir çözüm değildir. Bölgedeki yapıları salaş ve tekil diye nitelendirip yıkmak yanlıştır. Bu, harc-ı alem yıkma mantığından başka bir şey değildir"

 

Proje kapsamında, tarihi Ankara Hali'nin de Gökçek yıkımından nasibini alacağını dile getiren Kurttaş, bölgeye inşa edilecek olan üç katlı bir yapıda otopark, sebze-meyve hali ve dolmuş duraklarının bir arada yer alacağını söyledi. Söz konusu uygulamanın yurttaşların sağlığını tehdit etmekten öteye gidemeyeceğinin altını çizen Kurttaş çözümün yıkım değil, Ankara Hali'nin bakım ve temizliğinin yapılarak geçmişteki konumuna kavuşturulması olacağını vurguladı. Birçok Avrupa ülkesinde bu tip uygulamaların tepkiyle karşılandığını belirten Kurttaş, "Avrupa'da bir kentin özgün mimarisini yok etmek gibi bir eğilim yok. Kötü yapıları yıkmakta bile tereddüt ediliyor. Bu yıkma mantığı, cinayetten başka bir şey değil" diye konuştu.

 

Raporlar ne diyor?

 

ŞPO tarafından 2007 yılının ocak ayında hazırlanan raporda da, projenin sakıncaları açıkça ortaya konuluyor. Raporda şu görüşlere yer veriliyor:

 

- Anakent Belediyesi'nin 5366 sayılı "Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Yasa" uyarınca hiçbir ölçekte imar planı ihale etme yetkisi yoktur.

 

- Bir arada bulunmaları sebebiyle teker teker taşıdıkları değerden daha fazla değeri olan yerleşim dokularının ortadan kaldırılması, projeye yasal bir zemin oluşturmamaktadır.

 

Rant amaçlı dönüşüm

 

Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü tarafından 2006 yılı kasım ayında hazırlanan ve TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi'ne sunulan raporda projeye ilişkin şu değerlendirmelere yer veriliyor:

 

"Ankara Tarihi Kent Merkezi Kentsel Yenileme Alanı Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı, kent merkezinde kapsamlı bir kentsel dönüşümü öngörmektedir. Ancak kentsel dönüşüm, sadece yasadışı ya da yıpranmış yapıların ortadan kaldırılması ve fiziksel olarak yenilenmesi olarak algılanmıştır. Sağlıklı bir kentsel dönüşümün, kent bütünü içerisindeki gereklilikleri plan kararları üzerinden sosyal, ekonomik ve toplumsal boyutları göz önüne alan, bir yerel kalkınma projesi olarak ve rant odaklı değil kent ve kamu yararı odaklı bir çıkış noktası ile hayata geçirilmesi gerekmektedir."

 

'Tarihi dokuya zarar verilecek'

 

ODTÜ Mimarlık Fakültesi tarafından hazırlanan rapor da, projenin arkasında "kentsel rant elde etme" amacının bulunduğuna işaret ederek tarihi değerlere zarar vereceğini ortaya koyuyor.

 

Raporda şunlar kaydediliyor:

"Söz konusu düzenlemelerle alanın arkeolojik, tarihi ve mimari değerlerine büyük ölçüde zarar verilecektir. Planın korumadan çok yenileme öncelikli olduğu, bu yenileme etkinliğini rant üretici olarak gören vizyonu sınırlı ve sığ bir görüşe sahip olduğu, ve tarihi bölgedeki yenilemeyi de büyük rant getireceği umulan yeni ticaret alanları ile yaratmayı amaçladığı açıkça görülmektedir. Planın bu sınırlı vizyonla, Ulus'un tarihsel kimliğinin en önemli niteliğini oluşturan erken Cumhuriyet dönemi mirasını oluşturan mimari yapı, kentsel mekan, çevre ve yer özelliklerini de tehdit eden bir belge olduğu söylenmelidir."

Cumhuriyet Ankara, Haber: Efe Can Belge, 16.05.2008

GİZEMLİ DEHLİZDE ÇALIŞMALAR BAŞLIYOR

 

 

Sinop'un Boyabat İlçesi'ndeki 4 bin yıllık tarihi kalenin altında 2 yıl önce keşfedilen gizemli dehlizde bu yıl çalışmaların yeniden başlayacağı belirtildi.

 

Çalışmaların kolaylaştırılması ve kazılarda çıkan toprağın dışarıya rahatlıkla atılmasını sağlamak amacıyla dehliz içerisine ray sistemi döşendi. Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürü Hikmet Tosun, Çırabozan Dehlizi'nde geçen yıl su seviyesine kadar inildiğini belirterek, zeminden çıkan suyun bütün çabalara rağmen boşaltılamadığı için çalışmaların durdurulduğunu hatırlattı.

 

Tosun, yer altındaki su seviyesinin düşmesini fırsat bilerek çalışmaların 26 Mayıs tarihi itibariyle başlatılacağını söyledi. Su seviyesinin yeniden yükselmeden çalışmaları bitirmek için yeni yöntemler kullanılacağını kaydeden Hikmet Tosun, "Çırabozan'ın alt kısımlarındaki çalışmalarda çıkan toprağın dışarıya taşınmasında zorluk yaşanıyor. Yeraltına doğru inen iki tünel birbiri etrafında dönerek 50 metre kadar indi. Çıkan toprağın yukarı insan gücüyle taşınması merdivenlere zarar vereceği düşünülerek ray döşendi. Tünelin birinin tavanına tek ray monte edildi. Bu ray tünel kıvrımlarına uygun bir şekilde tünelin dibine kadar iniyor. Bu sayede kazı çalışmalarında çıkan toprak bu ray üzerinde kaydırılarak yukarı çekilecek. Bu şekilde çalışmalar hızlanacak. İnsan gücünden tasarruf edilecek. Ayrıca antik tünel çalışmalardan zarar görmeyecek. Kazı çalışmaları hazırlık çalışmalarının bitiminde hemen başlayacak" dedi.

Sinop Kent Haber, 16.05.2008

Boğazköy
...1907




11 - 17 Mayıs 2008

HADRIANAPOLIS ANTİK KENT KAZI ÇALIŞMALARI HAZİRAN'DA BAŞLAYACAK

 

Karabük İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Şahin, Eskipazar Hadrianapolis Antik Kentinde ki kazı çalışmalarının bu yaz da devam edeceğini söyledi.

 

Konu ile ilgili olarak bilgiler veren Şahin, "Kazı çalışmaları bu sene de devam edecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğü bir çalışma yaptı. Yine bu sene 9 Eylül Üniversitesinden Doçent Ergün Laflı Başkanlığında bu kazılarımız devam edecek. Bakanlığımızın bu sene özellikle üzerinde durduğu ve takip edeceği konular var. Bu da özellikle sadece orada yeni kazılar yapılacak ama yeni kazılar kadar ondan daha önemli ortaya çıkan yapıların Turizme kazandırılması ile ilgili çalışmalar gerçekleştireceğiz. Hocamız geldikten sonra bir program dahilinde bir planlama yapacağız. Bu çalışmalara bu sene başlayacağız. Haziran ayının ilk yarısından sonra bu çalışmalar başlayacak" dedi.

haberler.com, 15.05.2008

"MEVLEVİHANELERİN MİMARİSİ, II"

 

Sanat Tarihi Derneği tarafından her ay düzenlenen konferans programı devam ediyor.

 

Prof.Dr. Mim. M. Baha Tanman'ın konuşmacı olarak katılacağı ve ilki İstanbul Mevlevihanelerini kapsayan konferans içeriği bu kez, Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerine dağılmış olan mevlevihanelerde gözlenen mimari özelliklerin ve süslemelerin, bu özellikleri doğuran etkenlerle birlikte incelenmesi şeklinde özetlenebilir. Konferansta, Anadolu’da, Balkanlar’da ve Yakın Doğu’da bulunan mevlevihanelerden  bazı örnekler üzerinde, yapılar arasındaki yerel üslup farklılıklarına ve bunların kaynaklarına değinilecek.

 

Konferans, 22 Mayıs 2008 Perşembe günü saat 18:30'da Pera Müzesi Oditoryumu'nda gerçekleşecek.

TAYHaber, 15.05.2008

TARİHİ CAMİ BAĞIŞ PARALARIYLA ONARILACAK

 

Ardahan'ın Posof İlçesin'de onarımı devam eden tarihi cami için daha fazla para toplamak amacıyla büyük bir kumbara yapılarak caminin önüne yerleştirildi.

Posof'ta bulunan tarihi Merkez Camii için büyük bir kumbara yapılarak caminin önüne yerleştirildi.

 

Tarihi camiyi dokusuna uygun olarak onarıma aldıklarını ifade eden Posof Merkez Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Cahit Ulgar, "Camimizi onarıma aldık. Çalışmalar devam ediyor. Tarihi caminin dokusuna uygun olarak onarımının da bir bedeli var. Camimiz için büyük miktarlarda paraya ihtiyaç duyuyoruz. Caminin önünden geçen vatandaşların da katkısına yardımcı olmak için bu kumbarayı buraya koyduk.

 

Küçük paraların da birikince büyük bir meblağa ulaşacağı bilinciyle böyle bir uygulama yaptık. İlk günün sonunda 70 YTL kumbaramızdan para çıktı. İlk gün olmasına rağmen iyi bir rakama ulaştık. Hayırsever vatandaşlarımızdan caminin onarımı için para desteği bekliyoruz. İl dışından destek verecek vatandaşlarımıza sesleniyoruz; Posof Merkez Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği'nin, Posof Ziraat Bankası'ndaki 348 974 9091-5001 numaralı hesabına yardım yapmalarını istiyoruz" diye konuştu.

Ardahan Kent Haber, 15.05.2008

ARKEOLOJİK KAZI VE ARAŞTIRMALAR TOPLANTISI

 

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi tarafından her yıl düzenlenen Arkeolojik Kazı ve Araştırmalar Toplantısı'nın sekizincisi bu yıl Ocak ayında kaybettiğimiz Prof.Dr. Ufuk Esin'in anısına düzenleniyor.

 

20-22 Mayıs 2008 tarihlerinde Vezneciler, Kuyucu Murat Paşa Medresesi'nde yapılacak olan toplantılarda 38 bildiri sunulacak.

TAYHaber, 15.05.2008

GÖBEKLİTEPE'YE İLGİ DEVAM EDİYOR

 

 

UrfaHA-İngiliz BBC televizyonu belgesel çekimleri için Göbekli Tepe’ye geldi. Göbekli Tepe’de 2008 yılı kazı kampanyasının ilk etabı için bulunan kazı başkanı Prof.Dr. Klaus Schmidt ve 15 kişilik ekibinin çalışmaları iki gün boyunca BBC televizyonundan altı kişilk bir ekip tarafından görüntülendi.


İnsanlığın ve tarımın kökenleri adlı belgesel  serinin bir bölümünü oluşturacak olan Göbekli Tepe uzun zamandır İngiliz basını tarafından ilgi ile izleniyor. 2004 yılında da kazı alanında çekim yapan BBC 13 ve 14 Mayıs 2008 tarihlerinde Göbekli Tepe için tekrar Urfa’ ya geldi. Geçtiğimiz günlerde ünlü İngiliz gazetesi The Guardian da Göbekli Tepe’ ye tam sayfa bir haberle yer ayırmıştı.
Belgesel çekimleri sırasında kazı başkanı Prof.Dr. Klaus Schmidt ile yapılan uzun röportajlar eşliğinde hem Göbekli Tepe’nin önemine hem de bölgenin 12000 yıl önce yaşanan gelişmelerde oynadığı role değiniliyor.


Göbekli Tepe kazı ekibi 2008 yılı kampanyasının ilk etabını tamamlamak üzere. Kazı ekibi Mayıs ayı sonuna kadar sürecek çalışmalardan sonra Eylül-Ekim aylarında  ikinci dönem çalışmalarını gerçekleştirecek.


Türk ve Alman arkeologlardan oluşan bilimsel ekibin yanı sıra Örencik Köyü'nden 60 kişi kazı çalışmalarına katılıyor. Ekipte Kültür Bakanlığı temsilcisi olarak Ankara Etnografya Müzesi'nden arkeolog Nejat Atar bulunuyor.

Urfa Times, 15.05.2008

ESKİ ESERLER VE MÜZELER İLE İLGİLİ MEVZUAT KONFERANSI

 

Akhisar Kaymakamlığı, Zeynelzade Halk Kütüphanesi Müdürlüğü tarafından, Müzeler Haftası nedeniyle 21 Mayıs 2008 Çarşamba günü saat 14.00'de bir konferans düzenleniyor.

 

Manisa Müze Müdürlüğü'nden arkeolog Sadrettin Atukeren'in konuşmacı olarak katılacağı konferansta eski eserler ve müzeler ile ilgili merak edilen bütün konulara aydınlık getirilmeye çalışılacak.

TAYHaber, 15.05.2008

BUZLUK MAĞARASI TURİZMİ ATEŞLEDİ





Bir zamanlar yöre halkı tarafından soğuk hava deposu olarak kullanılan Harput Buzluk Mağarası, son yıllarda yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline geldi. Buzluk Mağarası’nın en önemli özelliği yazın en sıcak günlerinde bile içerisinde bol miktarda buz bulundurması.

Bu özelliğinden dolayı soğutucu teknolojik sistemler yaygınlaşıncaya kadar, kentte Buzluk Mağarası’nın buzlarından yararlanılmasının yanı sıra soğuk hava deposu olarak kullanıldığı biliniyor. Yörede yaşayanlar, geçmişte yaklaşık 20 ailenin geçimini mağara buzlarından sağladığını ifade ediyor. Mağarada jeomorfolojik yapıdan dolayı meydana gelen klimatolojik koşullar ile hava sirkülasyonundan ötürü yaz aylarında buzdan doğal sarkıt ve dikitler oluşuyor. Kış aylarında ise bunun tam tersine mağara içerisinde sıcak hava akımı meydana geliyor. Yazın başladığı şu günlerde mağara içerisinde buzlanma başlamış. Sarkıt ve dikitlerin ise yazın ortalarına doğru oluştuğu belirtiliyor. 

Mağaralar eski çağlardan beri konut, sığınak veya depo olarak kullanıldıklarından insan hayatında önemli bir yer tutuyor. Günümüzde ise teknolojinin de gelişimi ile birlikte ne mağarada oluşan buzlara ihtiyaç duyuluyor, ne de bu doğal yapılar insanlara barınak oluyor. Bu yüzden de mağaralara kalan tek misyon, günümüz turizm sektöründeki yerini almak oluyor. Harput’taki tarihi Buzluk Mağarası da artık turistik amaçlarla değerlendiriliyor. Mülkiyeti Milli Emlak Müdürlüğü’ne ait olan mağara, kentin turizmine kazandırılarak özel bir işletmeciye kiralanmış. Yılda yaklaşık 4 bin yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor. Buzluk Mağarası, Elazığ iline bağlı Harput’un yaklaşık 5 km. kadar kuzeydoğusunda yer alıyor. 10 yıldır Buzluk Mağarası tesislerini ve lokantasını işleten Mehmet Gülmez (60), ellerinde mağaranın nasıl oluştuğu ile ilgili net bir bilgi bulunmadığını belirtiyor. 50 yıl önce bu mağaradan getirilen buzun Ramazan ayında, iftar saatinde hızarla kesilerek satıldığını anlatan Gülmez, daha eskilerde ise mağaranın Harput’ta yaşayanlar tarafından soğuk hava deposu veya bozulabilecek gıdaların saklandığı kiler olarak kullanıldığını vurguluyor. Gülmez, kendi imkanları ile mağaranın bulunduğu bölgeye çevre düzenlemesi yaptıklarını belirterek, devletin burayı turizm açısından daha cazip hale getirecek bir yapıya kavuşturmasını istiyor. Yapılan yol sayesinde ziyaretçilerin mağaranın bulunduğu alana kadar gelebildiğini belirten Gülmez, “Burada kapalı ve açık oturma yerlerimiz var. Açık havada 300 kişiye hizmet verme imkanına sahibiz.” şeklinde konuşuyor.

Mağaranın şimdi sadece turistlik bir gezi yeri olduğunu ifade eden Gülmez, gelenlerden ücret talep edilmediğini söylüyor. Gülmez bugünlerde mağaranın buzlanmaya başladığını vurgulayarak temmuz, ağustos aylarında büyük buz sarkıtlarının oluşacağına dikkat çekiyor. İşletme çalışanlarından Yaşar Altunbulak ise mağaranın toplam 17 kattan oluştuğunu dile getirerek, “Mağara 200 metre kadar derinliğe sahip. Ondan sonra alttan gizli nehir geçiyor. Bir ucu Keban Barajı’ndan çıkıyor. Bir ucu 200 metre ileride kartal kayalarından çıkıyor. Toplam 4 tane çıkışı var. Merdivenli ışıklı bir şekilde 30 metre ziyaretçilerin inip gezebilme imkanı bulunuyor.” ifadelerini kullanıyor.

Zaman, 15.05.2008

KATKI




TÜRKİYE TURİZM STRATEJİSİ 2023 VE MAĞARALAR






Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’nin 2023 yılında varmak istediği hedefleri ve 2013 yılına kadar olan eylem planını detaylı bir şekilde kamuoyu ile paylaştı. Yılda, 63 milyon turist, 86 milyar dolar gelir ve turizmde dünyanın 5. en büyük ülkesi olmak, bu stratejinin hedefleri içinde. Yeni turizm stratejisi, mağaralarımızı ve mağaracılığı yakından ilgilendirmekte; çünkü, birebir turizm çeşitlemesi adı altında geçen doğa sporları ve eko turizminin içinde yer almakta. Halihazırda, turizme açılmış 20’den fazla mağara var. Bir ikisi dışında birçoğunun durumu, en azından biz mağaracılar için, içler acısıdır. Her ne kadar kağıt üstünde, turizm çeşitlemesine gidilirken doğa ve coğrafi yapı koruma altına alınacak diye yazılsa da, günümüze kadar ulaşan pratik uygulamalar maalesef tam tersidir. Bununla birlikte, umudumuzu yitirmeden kaleme alınanı incelemek ve mağaracılar olarak bu süreçte, mağaraları korumaya yönelik neler yapabiliriz bunları irdelemek istiyoruz. Öncelikle yeni turizm stratejisi ile neler amaçlanmaktadır, kısaca ona bakalım.

 

Türkiye Turizm Stratejisi 2023 Nedir? 

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan ve Yüksek Planlama Kurulu’nca 28.2.2007 tarih ve 07/4 sayılı karar ile kabul edilen “Türkiye Turizm Stratejisi (2023) ve Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planı (2007-2013)” 2 Mart 2007 tarihinde 26450 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Turizm Stratejisi diye adlandırılan çalışmada, yurdumuzda turizmin sadece kıyı turizmi değil, bunun kapsamlı (strateji ve eylem planı ile beraber) bir şekilde alternatif turizm(ler) olan golf, sağlık, termal turizm, kış sporları, doğa sporları, kongre ve fuar etkinlikleri, gemi ve yat turizmi gibi alanlara doğru çeşitlendirilmeye gidilmesini amaçlamakta ve bunu yaparken, doğal, kültürel, coğrafi yapının korunması gözetilmektedir.  

 

Çeşitlemeye gidilecek turizm kaynaklarının, turizm bölgeleri veya koridorları boyunca birbirlerini bütünlemesi ve entegrasyonunun tam olarak ele alınması planlanmıştır. “Güçlü bir turizm güzergahı ve bölgesel varış noktası oluşturulması ile bu bölgeler içinde zayıf kalan yerleşmelerin kültür, el-sanatları, yeme-içme tesisleri ve konaklama imkanları ile güçlenmeleri de sağlanmış olacaktır” [1] .





Türkiye Turizm Stratejisi Vizyonu 

 

“Sürdürülebilir turizm yaklaşımı benimsenerek istihdamın artırılmasında ve bölgesel gelişmede turizmin öncü bir sektör konumuna ulaştırılması ve Türkiye’nin 2023 yılına kadar, uluslararası pazarda, turist sayısı ve turizm geliri bakımından ilk beş ülke arasında önemli bir varış noktası ve uluslararası marka haline getirilmesinin sağlanmasıdır”. 

 

Türkiye turizm stratejisinde mağaralar, özellikle eko-turizm ve yayla bölgeleri adı altında geçmektedir. Bu bölgelerde mağara turizmi teşvik edilecektir. Mağaralar çevresinde gerekli alt yapılar ve çevre düzenlemeleri yapılacaktır. Stratejiye göre, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları işbirliği ile mağara turizmi ve spor etkinlikleri faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için eylem planları hazırlanacaktır. 

 

Eko-turizm ve yayla bölgeleri, eylem planında belirtilmiştir. Buna göre: 

“Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Bolu, Zonguldak, Bartın, Kastamonu ve Sinop illerini kapsayan bölge; Antalya’nın iç kesimlerine doğru doğusu; Torosların eteklerinde Antalya ve Mersin’in birleştiği alanlar ve GAP koridoru ile Kış Koridorunu birleştiren “GAP Eko-turizm Koridoru” biyolojik çeşitlilik açısından ve eko-turizm potansiyeli açısından Türkiye Turizm Stratejisi’nde öncelikle eko-turizmin geliştirileceği bölgeler olarak belirlenmiştir” [2]  

 

Stratejik planda yer alan can alıcı nokta -en azından biz mağaracılar açısından-, bu bölgelerdeki doğal kaynakların kullanımında, sürdürülebilirlik ilkesine bağlı kalıp, biyolojik çeşitliliği koruyarak eko-turizmin yaygınlaştırılmasının sağlanmasını hedeflemektedir. 

 

Bu bölgeler, Türkiye’deki kireçtaşı oluşumu ile birebir örtüşmekte ve 15 mağaracılık üniversite kulüp ve derneğinin mağaracılık faaliyetleri yaptığı ana alanları oluşturmaktadır.  

 

Türkiye’deki mağaralarda yapılan biyolojik çeşitlilik araştırmaları oldukça azdır. Bir doğa sporcusu ve bilimcisi olarak en büyük korkumuz, yeraltındaki biyolojik çeşitliliğimiz bilinmeden, rastgele turizme açılan mağaralarda endemik birçok canlıyı tamamen kaybetme tehlikesidir.  

 

Yerel yönetimler bazında, eylem planı çerçevesinde en büyük endişemiz, yerel turizm konseylerinin, doğal kaynakların sürdürülebilirlik ve biyolojik çeşitliliği gözardı edilerek, yalnızca maddi açıdan bakılıp, mağaracılık sivil toplum kuruluşlarına danışmadan mağaraları turizme açmak için planlama ve eylem yapmasıdır. Özellikle halihazırda bilinen mağaraların idari olarak sahipsiz olması (hangi kurum veya kuruluşa bağlı olduğu net değildir), işleri zorlaştırmakta ve keyfi yerel uygulamalara yol açmaktadır. 





Turizm stratejisinde, hedeflere varabilmek için, mesleki ve rehberlik eğitimlerine önemle vurgu yapılmaktadır. Mağaracılık da uzmanlık alanlarında biri olarak belirtilmiş ve bunun üniversitelere bağlı turizm ve otelcilik yüksekokullarında ders olarak okutulması veya branşlaşması önerilmiştir. Böylesi bir eğitimin nasıl olması gerektiği henüz netlik kazanmadığından, biz mağaracıların kafasında soru işaretleri belirmektedir. Mağaracılıkta, çok genel olarak, 3 tür eğitimden bahsedebiliriz: 

 

1. Rehberlik eğitimi: Turistik bir mağaraya giren gruplara bilgi veren ve genelde girilen mağara hakkında uzmanlaşan veya ekoturizm adı altında, turizm hizmeti veren bir şirkette çalışan kişidir. Ne yazık ki, Türkiye’de böyle bir eğitim veren kurum/kuruluş yoktur. Yurtdışında, ziyaret ettiğimiz birçok turistik mağarada, rehber olarak, -genelde yerel mağaracılık derneğinden veya kulübünden eğitim almış- “mağaracı” rehberleri görürüz. 

 

2. Doğa sporu olarak mağaracılık eğitimi: Mağaracılık oldukça teknik bir spordur ve bir mağaraya giriş, iniş, çıkış, döşeme, kurtarma gibi birçok teknik bilgi ve eğitimi içinde barındırır ve bu eğitimler uzun solukludur. Böyle bir eğitimi, hem Türkiye’de hem de dünyanın diğer ülkelerinde, ya yerel “mağaracılık dernekleri” ya da ulusal mağaracılık federasyon veya birlikleri vermektedir.  

 

3. Mağarabilime yardımcı disiplinler eğitimi: Mağaralar, birçok bilim dalına hizmet veren ortamlardır. Speleoloji, arkeoloji, jeoloji, klimatoloji, jeomorfoloji, psikoloji, biyoloji ve fizik gibi birçok bilim dalıyla yakın temastadır. Yalnızca mağaranın ölçümü ve haritalandırılması bile başlı başına bir uzmanlıktır. Haritacılık hariç -ki o da yine ilgili dernekler veya federasyonlar aracılığı ile eğitimi verilmektedir- diğer bilim dalları zaten üniversitelerimizde vardır. 

 

Sonuç

Türkiye’nin turizmini 12 aya yaymak ve iddialı hedefleri tutturabilmek için öngörülen strateji ve eylem planı, kağıt üstünde oldukça yeterli görünmektedir. Burada, biz mağaracıları tedirgin eden, maalesef bunların kağıt üstünde yazılanlar ışığında birebir gerçekleşme şanslarının oldukça az oluşudur. Özellikle bir doğal kaynak ve zenginliğimiz olan mağaraların, “sürdürülebilirlik” ve “biyoçeşitlilik” kavramları ile bağdaşık bir biçimde turizme açılacağına inanmak istiyoruz. Bugüne kadar yaşananlar ve turizme açılan mağaraların acınacak durumu bu inancı zorlamaktadır. Önemli bir unsur olan eğitimli personelin, bu hedeflere ulaşılabilmesi için plan ve eyleme eklenmesi takdire şayandır. Bu eğitim süreci, en azından mağaracılık açısından, dünyadaki örneklerin tersine bir organizasyon ve sistematik içinde olmamalıdır.





Öneriler 

  1. Türkiye’deki mağaralar, devlet nezdinde tek bir kurumun sorumluluğunda olmalıdır. Bu kurum bizce Çevre Bakanlığı’dır.

  2. Türkiye Mağaracılar Birliği veya mağaracılık dernekleri, mağaraların turizme açılması konusunda bilgi, destek ve öneri almak için, mutlaka Türkiye Turizm Stratejisi ve Eylem Planı’nda yer alan ulusal ve yerel turizm konseylerine dahil edilmelidir.

  3. Mağaralar, illa ki turizme açılacaksa, yerel yönetimlerin keyfine bırakılarak değil, belli bir sistematik ve projelendirme içinde ele alınmalıdır. Buradaki projelendirmeden kastımız, turizme açılacak mağaranın mimari ve elektrifikasyon projeleri, -“sürdürülebilir” ve “biyoçeşitlilik” kavramları ile tutarlı olarak- biyolojik, klimatolojik, jeolojik araştırma ve tetkikler sonucunda açılmaya uygun raporlarının ardından ele alınmalıdır.

  4. Eko turizm bölgesi olarak seçilen bölgelerin hemen hemen tamamı kireçtaşıdır. Muazzam bir görsel kirlilik yaratan ve biyocanlılığı geri dönülemez şekilde yok eden taş ocaklarının, bu bölgelerden kaydırılması veya kapatılması gereklidir.

  5. Halihazırda turizme açılmış mağaraların, acilen, Türkiye Mağaracılar Birliği’nin oluşturacağı bir komisyonun tavsiyeleri ile sahipleri tarafından rehabilitasyonu yapılmalıdır.

  6. Maden Tetkik ve Arama (MTA) mağaracılık bölümü ekibine acil olarak, maaşlı biyolog ve klimatolog atanmalıdır.

  7. STK’ların geliştirilmesine paralel olarak, mağaracılık derneklerinin açılması ve örgütlenmesi teşvik edilmelidir.

  8. Uzman mağaracılık eğitimleri açısından, Türkiye Mağaracılar Birliği veya mağaracılık dernekleri, eğitim sertifikası verebilmeleri için, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından akredite edilmelidir. Böylelikle hem uzman turistik rehber, hem de doğa sporu olarak mağaracılığı öğrenmek isteyenler, bütün dünyada olduğu gibi, birlikler veya dernekler aracılığı ile eğitim alabilirler. Bununla birlikte, mağaraların yoğun olduğu bölgelerdeki üniversitelerimizde “mağaracılık” ile ilintili anabilim dalları açılabilir.

  9. Üniversitelerimizin biyoloji bölümlerinden mezun olacak öğrencileri, mağaralardaki biyolojik canlılığı araştırma ve bu konularda bitirme ödevleri yapmaları teşvik ederek, bu alandaki araştırma eksikliği kısmen de olsa giderilebilinir.

 

Ender Usuloğlu

Mağaracı


[1] Türkiye Turizm Stratejisi 2023 belgesi, giriş yönetici özeti sayfa 1.

[2] Türkiye Turizm Stratejisi 2023

DOĞU PARK'TA AÇIK HAVA MÜZESİ

 

 

Samsun Büyükşehir Belediyesi'nce Doğu Park'ta bulunan müze gemi Bandırma Vapuru'nun yer aldığı alanda kurulan açık hava müzesinde tarihi top ve mayınlar sergilenmeye başlandı.


Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanı Necmi Çamaş, yaptığı açıklamada, Samsun Büyükşehir Belediyesince Doğu Park'ta müze gemi Bandırma Vapuru'nun bulunduğu yerdeki 35 dönümlük alan üzerine bir açık hava müzesi oluşturulduğunu söyledi.


Milli Mücadele'nin başlangıç yeri olan Samsun'da kurulan açık hava müzesinin büyük önem taşıdığını belirten Çamaş, şu bilgileri verdi:
''Doğu Park'ta bulunan Bandırma Vapuru'nun konuşlandığı bölgedeki 35 bin metrekarelik alanı açık hava müzesi haline dönüştürdük. Bu amaçla başvurduğumuz Genelkurmay Başkanlığından temin ettiğimiz İstiklal Savaşı'nda kullanılan 2'si kısa menzilli 4 adet top, hafif makineli tanksavar ve üstten doldurmalı tüfekleri burada sergilemeye başladık. Son olarak da buraya Milli Mücadele'de Nusret Mayın Gemisi'nin kullandığı 2 adet deniz mayını, 4 adet top ve 2 adet de dip mayını ile birlikte 2 adet de denizaltı torpidosu yerleştirdik. Ayrıca çeşitli ekipmanlar da koyduk.''


Müze gemi Bandırma Vapuru'nu yaz aylarında günde ortalama 2 bin 500 kişinin gezdiğine dikkati çeken Çamaş, açık hava müzesinin Samsun'un tanıtımı için büyük önem taşıdığını vurguladı.
Söz konusu alanda bulunan müze gemi Bandırma Vapuru ise 2000 yılında yapımına başlandıktan bir yıl sonra tamamlanarak Doğu Park'ta düzenlenen alanda ziyarete açılmıştı. Aslına sadık kalınarak inşa edilen, Milli Mücadele'nin sembolü gemide, Atatürk ile Samsun'a gelen silah arkadaşlarının bal mumu heykelleri ve dönemle ilgili fotoğraflar yer alıyor

Samsun Haber, 15.05.2008

ZEUGMA'DAKİ KAZI VE BİLİMSEL ÇALIŞMALAR





Zeugma Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Doç.Dr. Kutalmış Görkay, ''Zeugma henüz 3 senelik olan genç bir kazı. burayı Efes'le yarıştırmak bu kenti öldürmek demektir'' dedi.


Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Zeugma Kazı Heyeti Başkanı Doç.Dr. Kutalmış Görkay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, antik kentte bu yıl haziran ayında yapmayı planladıkları bilimsel çalışmaları geçen yıla oranla daha geniş bir ekiple yapacaklarını, kazıları 'Esin Perileri' diye adlandırılan yeni bir mozaiğin bulunduğu 'Muzalar Evi'nde yoğunlaştıracaklarını söyledi.


Kazı çalışmalarının üçüncü yılına girdiğini, bunun bir kurtarma kazısı olmadığını ifade eden Doç.Dr. Görkay, Zeugma antik kentinin bir açık hava müzesi haline getirilebilmesi için birtakım çalışmalar yapılması gerektiğini belirtti.


Efes'in açık hava müzesi olduğunu söyleyen Doç.Dr. Görkay, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Buranın da bir açık hava müzesi olabilmesi için antik kent üzerinde yer alan kişiye özel alanların kamulaştırılması gerekiyor. Bu çok önemli. Aksi takdirde rahat bir proje yürütmek güçleşiyor. Biz bunu savunuyoruz. Bu bir süreç ve bu konu önemli bir bütçe istiyor. Bakanlık bu konuda çok hassas, bütün desteğini veriyor, aynı şekilde Gaziantep Valiliği ve İl Özel idaresinden büyük katkı görüyoruz. Programlanan bütçe sağlandığı takdirde sanıyorum Zeugma açık hava müzesi olabilir. Artık yavaş yavaş Zeugma'nın yeri tamamen ören yeri statüsüne dönüşecektir. Bu da bölge turizminin daha fazla hareketlenmesine neden olacak.''


Doç.Dr. Görkay, İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği ve Kültür ve Turizm Bakanlığının maddi katkıları ile gerçekleşen kazılara bu yıl, 1 milyon YTL çatı projesi nedeniyle ekstra para verildiğini, İl Özel İdaresi tarafından 350 bin YTL, bakanlıktan da 150 bin YTL kazı ödeneği alacaklarını söyledi.

Zeugma Arkeoloji Projesi kapsamındaki çalışmalarda geçen yıl suyun üzerinde çok iyi korunmuş ve ''Esin Perileri'' diye adlandırdıkları yeni mozaik bulduklarını, bu mozaiğin bulunduğu yere de 'Muzalar Evi' dediklerini anımsatan Doç.Dr. Görkay, buradan çok ümitli olduklarını ifade etti.

Dionysos ve Danae Evleri Çatı yapısının mimari projesinin geçen yıl tamamlandığını ve bu kazı döneminde inşasına başlanacağını anlatan Doç.Dr. Görkay, sözlerini şöyle sürdürdü:

''2007 yılında peri stilindeki sütunlarının restorasyonu tamamlanan Dionysos Evi'nin diğer mekanları ile birlikte Danae evinin mekanlarının restorasyonu tamamlanacaktır. 2007 yılında ortaya çıkarılan ve Zeugma'da ele geçen en büyük figürlü mozaik olan Poseidon mozaiğinin yan mekanları ortaya çıkarılarak bu alan gelen ziyaretçilerin görebileceği bir şekilde düzenlenecektir. Buranın çatısını kaplayacağız ve her mevsim gezilebilir hale getireceğiz.''

Doç.Dr. Görkay, Zeugma kazılarında koruma önlemlerine dikkat ettiklerini, önemli bir kazı merkezinde çıkan buluntuları korumanın önemli olduğunu söyledi.


Kısa süre içinde çok yer açılabileceğini, ama bunun korunamayacağını anlatan Doç.Dr. Görkay, ''Bizim birinci derecede hızımızı belirleyen şey, koruma önlemlerine ayrılan bütçeler oluyor. Koruma bütçelerine ayrılan parayı görmeden, garantilemeden büyük alanları açmayı düşünmüyoruz. Aksi takdirde bir sürü kalıntıyı yitirebiliriz. Böyle bir tehlike var. Ne kadar koruma bütçemiz varsa ona göre kazı stratejisi yapıyoruz. Ama bütçemizin artma şansı bulunuyor'' diye konuştu.


Zeugma Antik Kenti'nde bir kurtarma kazısı yapmadıklarını, toplam 2 kilometrekarelik alana yayılan alandaki eserlerin gün ışığına çıkartılmasının kısa bir zamanda mümkün olmadığını ifade eden Doç.Dr. Görkay, şunları kaydetti:
''Evet, biz de toprağın altında hazine ve tarih yattığını biliyoruz. Bu eserlerin tam anlamı ile çıkması kısa vadede mümkün değil. Bu, sonuçta bir inşaat hafriyat kazısı değil. Bilimsel etikler içinde hareket ediyoruz. Zeugma, dünyanın gözünün önünde olan bir yer. Efes harabelerini düşününüz. Efes kazıları bugün 110 yaşına girdi ve kazılar devam ediyor. Hala açılmamış olan yerler var. Zeugma henüz 3 senelik olan genç bir kazı. Burayı Efes'le yarıştırmak bu kenti öldürmek demektir. Belli bir plan çerçevesinde, belli mekanlarında, kamu yapılarının büyük bir bölümünü açabiliriz. Zeugma'da konut ve kutsal alanları hemen açmamız şu anda olanak dışı ve doğru olmaz. Plandan ayrılmadan, çok acele etmeden çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Çalışmalarımız, bilimsel etik sınırları içinde devam edecek. Çünkü biz burada bir şeyi kurtarmıyoruz. Burada 2 kilometrekarelik bir alanda toprağın altında bulunan muazzam eserlerden bahsediyoruz.''


2 bin yıldır toprağın altında yatan eserleri gün ışığına çıkartarak bozulma sürecini de başlattıklarını anlatan Doç.Dr. Görkay, sözlerini şöyle tamamladı:

''Bu da aslında istenmeyen bir şey. Biz bu nedenle planlı çalışmalara başladık. Planımıza göre 5 yıl içinde 3 villa çıkartmak istiyorduk, şu anda 2 villa çıkarttık. Kentin kamu alanlarında istimlak ve kazı çalışmaları sürüyor. Kent agorasını geçen yıl planlıyorduk, ancak kamulaştırma sorunu çıktı. İstimlak sorunu olmasaydı çalışmalara hemen başlayacaktık. Öncelikle kamulaştırma sorununun bitirilmesi gerekiyor. Belli limitlerde, belirlenen alanlarda çalışmalarımızı yürütebiliyoruz. Projenin çok değişkeni ve parametreleri var, onları değerlendiriyoruz.''

Olay Medya, 15.05.2008

ASSOS ANTİK KENTİNDE KAZI ÇALIŞMALARI

 

Ayvacık İlçesi'nde bulunan ve her yıl yüzbinlerce turistin ziyaret ettiği Assos antik şehrinde haziranda başlanacak kazı çalışmaları, havadan çekilecek fotoğraflar yardımıyla yapılacak.

Proje hakkında basına bilgi veren kazı başkanı Doç.Dr. Nurettin Aslan, kendi geliştirdikleri bir sistemle antik şehrin kuşbakışı fotoğraflarını çekeceklerini söyledi. Helyum gazıyla doldurulacak bir balonun kullanılacağını kaydeden Doç.Dr. Aslan, "Balona bağlanacak dijital fotoğraf makinesiyle yaklaşık 35 metre yükseklikten fotoğraf çekerek kalıntıların uzantılarını, cadde ve sokaklarla resmi ve dini yapıların konumlarını daha iyi tespit edeceğiz. Ortaya çıkarılan kalıntıların da sonraki çizimlerini daha kolay kontrol edebileceğiz. Uçak ya da helikopterle çekilecek fotoğraflar, açı olarak tam yansıtıcı olmuyor. Bu sistem sayesinde 90 dereceden fotoğraf çekebileceğiz.'' dedi.

Burası Çanakkale, 15.05.2008

GÖKMEDRESE VAKIF ESERLERİNİN SERGİLENECEĞİ MÜZE OLACAK

 

Adını gök mavisi çinilerinden alan tarihi Gökmedrese'nin, onarım çalışmalarının ardından vakıf eserlerinin sergileneceği müzeye dönüştürüleceği bildirildi.

Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 1271 yılında, mimar Konyalı Kaluyan’a yaptırılan tarihi Gökmedrese’de Sivas Vakıflar Bölge Müdürlüğünce yaklaşık 2 yıl önce başlatılan onarım çalışmaları tamamlanma aşamasına geldi. Mermer taş işçiliğinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Gökmedrese, çalışmaların tamamlanmasının ardından yeniden turizme kazandırılacak.

Vakıflar Bölge Müdürü Adnan Er, eserin ayakta kalabilmesi için başlatılan restorasyon çalışmalarının bu yıl tamamlanacağını söyledi.

Gökmedrese’de zemin güçlendirme çalışmalarının yanı sıra iç ve dış mekanda restorasyon yapıldığını ifade eden Er, çalışmaların ardından tarihi yapının Vakıf Eserleri Müzesi olarak kullanılacağını söyledi.

Böylece Sivas’ın yeni bir müzeye kavuşacağını ifade eden Er, burada Sivas ve Yozgat müzelerinde koruma altına alınan 331 adet halı, 289 adet kilim, 103 adet madeni eser, 32 adet ahşap parça, 57 adet yazma eser olmak üzere toplam 812 parçadan oluşan Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait taşınır vakıf kültür varlığının sergileneceğini söyledi.

Selçuklu mimarisinin en seçkin eserleri arasında yer alan Gökmedrese, mermer taş kapısı ve cephesiyle 13. yüzyıl Selçuklu mimari üslubunu yansıtıyor.

Sivas Hürdoğan, 15.05.2008

TARİHİ KONAKLAR RESTORE EDİLİYOR

 

 

Yozgat'ta yıkılmaya yüz tutan tarihi konakların aslına uygun olarak restore edilip, turizme kazandırılması amacıyla başlatılan çalışmalar kapsamında, tarihi binaların mirasçılarına "takas" önerisi götürüldü. Yozgat Belediye Başkanı Yusuf Başer, Aşağı Nohutlu Mahallesi'nde bulunan tarihi konakları ziyaret edip incelemelerde bulundu, bina sahiplerinin mirasçılarıyla görüşmeler yaparak 'takas" önerisinde bulundu. Başar, incelemelerinin ardından yaptığı açıklamada, Yozgat'ta 101 tescilli binanın bulunduğunu, bu binalardan çoğunluğunun bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tuttuğunu söyledi. Aynı durumda olan Hayri İnal Konağı'nı belediye olarak restore ettirip, hizmete açtıklarını belirten Başar, diğer binaların da mutlaka restore edilip, kültüre kazandırılması gerektiğini ifade etti. Başer, binaların sahiplerinin mirasçılarına, binanın devrini yapmaları halinde uygun görülecek belediye arsalarından verebileceklerini bildirdi. Başer,"Yıkılmaya yüz tutan tarihi binaların mirasçılarına takas önerisinde bulunduk. Belediyemize devrini gerçekleştirebilirsek restore ettirip,gelecek nesillere miras bırakacağız" dedi.

 

Yozgat Belediye Başkanı Yusuf Başer, il merkezinde bulunan bazı tarihi binaların geçmiş yıllarda yıkılıp, yerine beton binaların yapılması sonucunda, birçok tarihi binanın yok olduğunu söyledi. Aşağı Nohutlu Mahallesi Müze ve Hamam caddelerindeki tarihi binaların bugüne kadar ayakta kalabildiğini ifade eden Başer, açıklamasını şöyle sürdürdü: "Aşağı Nohutlu Mahallesi'nde kalan tarihi binaların kurtarılması için valiliğimizle ortak bir çalışma başlattık. Önceliğimiz, bu binaların mirasçıları tarafından aslına uygun restore ettirilip, kazanılmasından yanadır. Eğer tarihi binaların mirasçıları binaları restore ettirmek isterlerse hem belediye olarak, hem de valiliğimiz gerekli yardım ve desteği verecektir. Binaları restore ettirme imkanı bulunmayanlara ise takas önerisi götürüyoruz. Müze ve Hamam caddelerinde bulunan 5-6 tarihi konak ve hamam var. Bunların belediyemize devredilmesi teklifimiz kabul edilir veya kendilerince restore edilmesine karar verilirse tamamını restore ettireceğiz. Birbirine bağlantılı iki caddede yan yana bulunan bu tarihi yapıların restoresini yaptırdığımız zaman, bölge farklı bir tarihi görüntüye kavuşacaktır. Teklifimizi tarihi konakların mirasçılarına iletiyoruz."

Yeni Şafak, 15.05.2008


HEYET GİTTİ, RANTA DEVAM...

SULUKULE'YE UNESCO VİZESİ KADİR TOPBAŞ'I RAHATLATTI

 

Sulukule'de gerçekleşen yıkımlar dolayısıyla eleştirilerin hedefi olan Kadir Topbaş, UNESCO'nun 'Kentsel Dönüşüm ve Yenileme' çalışmalarını 'demokratik' olarak nitelemesi üzerine rahat bir nefes aldı.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) Sulukule'de yürütülen "Kentsel Dönüşüm ve Yenileme" çalışmalarını "gayet demokratik" olarak nitelemesi, Sulukule'de gerçekleşen yıkımlar dolayısıyla eleştiri oklarının hedefi haline gelen İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni rahatlattı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, dün yaptığı açıklamada UNESCO heyeti gelmeden önce yapılan manüpülasyonların kendisinde bile endişe yarattığını belirterek, "Ben şuna bakıyordum. Bilimsel bir kuruluş, bilimsel bakarsa bunlar zaten problem değil. Tabii bilimsel bakıldığı için sorun çıkmadı. Yani onların beklediği sonuç çıkmadı. Ve rahatladık tabii ki. Sonuç olarak bir stres vardı. O stresin verdiği bir sıkıntı, çalışan arkadaşlarımızın özellikle ne kadar strese girdiklerini biliyorum" diye konuştu.

Projeye haziran sonunda başlamayı planladıklarını belirten proje koordinatörü Fatih Belediyesi Yenileme Alanları Danışmanı Mustafa Çiftçi farkını ödeme kaydı ile bölgedeki mal sahiplerine projede mülk edinme hakkı tanınacağını söyledi. Ancak Sulukule Platformu Sözcüsü Hacer Foggo ise "Yıkım kapsamına alınan 40-50 bin YTL'lik evlerini belediyeye devreden mülk sahiplerinin yeni yapılacak 160-170 bin YTL'lik lüks konutlardan alma "fırsatı" tanınacakmış. Mülk sahibinin iki ev arasındaki fiyat farkını 15 yılda ödemesi öngörülüyor. Ama Sulukule halkının tamamının geliri 500 YTL'nin altında. Kimsenin bu parayı ödeyecek durumu yok. Buradaki evlerin çoğunu üçüncü şahıslar satın aldı" iddiasında.

Tarihteki ilk Roman yerleşim yerlerinden biri olarak bilinen ve İstanbul'un eğlence kültürünü derinden etkileyen Sulukule'nin "Kentsel Dönüşüm" projesi kapsamında yeniden yaratılacak olması, projenin kamuoyuna duyurulduğu 2006'dan beri sıkça tartışıldı. Fatih Belediyesi ve Toplu Konut İdaresi (TOKİ) önderliğinde hayata geçirilecek proje, Sulukule'de yaşayanları olumsuz etkileyeceği ve bölgenin ruhunu zedeleyeceği gerekçesi ile Avrupa Birliği (AB) yetkililerinden ABD Helsinki Komisyonu'na kadar birçok kişi ve kuruluş tarafından eleştirildi. Türkiye'de de "Sulukule'de Yıkıma Hayır" diyerek bir araya gelen müzisyenler ve sivil toplum örgütleri düzenledikleri etkinliklerle Fatih Belediyesi'nin tavrını protesto etti.

Tüm gözler İstanbul'un Dünya Kültür Mirası Listesi'nden çıkarılıp çıkarılmayacağını belirleyecek bir rapor yazmak üzere yaklaşık 1 hafta boyunca incelemelerde bulunan UNESCO heyetine çevrilirken, heyet başkanı Francesco Bandarin'in "Burada fiziksel ve sosyal dengenin iyi ayarlanması gerekiyor. Şehirleri orada yaşayanlar oluşturur. Oradaki halka danışılmalı ve fikirleri alınmalı. Şimdiki uygulamanın gayet demokratik olduğunu düşünüyorum" şeklindeki açıklaması dikkat çekti. UNESCO'dan "projeye onay" anlamına gelen bu sözlerle rahatlayan Fatih Belediyesi'nin, okulların kapanacağı haziran ayından sonra projeye hız vermesi bekleniyor.

Sulukule'de yaşayan 1016 ailenin tek odalı evlerde, tuvaleti, banyosu ve hatta mutfağı olmayan çok kötü şartlarda yaşadıklarını, bölgenin bir sur bandı olduğunu dile getiren Kadir Topbaş, dün yaptığı açıklamada şöyle konuştu: "Sur bandında, bu tarihi çevrede siz bu kadar aileyi alacak kadar büyük yapılar yapamazsınız. Katlı binalar yapamıyorsunuz. Yapabileceğiniz şey koruma amaçlı imar planında öngörülen boyutta. Bu da 2-3 kat. Bunu yaptığınız zaman da oradaki barınabilecek aile sayısı 600-700'lere düşüyor. Aradaki farkı bir yerde konuşlandırmanız lazım. Bütün mesele bu. Bu insanlar gidip başka insanlar gelecek değil buraya. Heyet bu çalışmayı doğru buldu. Bu bir sosyal proje. Orada yaşayan insanlar kendi kültürünü devam ettirecek. Yine darbukasını çalacaksa çalsın. Kemanını çalacaksa çalsın. Kim kemanını darbukasını bıraksın diyor ki... "

Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir de amaçlarının bölgede nezih, oturulabilecek bir yapılaşma ortamı hazırlamak olduğunu belirtti ve ''Bölgenin yeniden oturulabilecek nezih ortama dönüştürülmesiyle birlikte yapılacak evlerden oradaki mülkiyet sahiplerine de verilecek" dedi.

Çiftçi son 2 yılda tüm proje kapsamında 759 mülk sahibinin 649'u ile anlaşmaya vardıklarını vurgulayarak, Sulukule projesine karşı çıkanların "asimilasyon yapılıyor" eleştirilerine şöyle yanıt verdi:

"Buradakilerin tasfiye edildiği iddiaları doğru değil. Mal sahibi ve kiracılar anlaştıkları takdirde, burada oturma hakları var. Mal sahibi ile anlaşamayan kiracıya da konut edinme hakkı tanıyoruz. Hiçbir kiracı ve ev sahibi ile sorumuz yok. Problem, boşaltılan evleri işgal eden bazı kişilerden kaynaklanıyor."

Öte yandan, Sulukule projesini protesto eden kesimler de proje ile Sulukule'deki Roman vatandaşların asimile edileceğini ve evsiz kalacağını iddia ediyor. Sulukule Platformu Sözcüsü Hacer Yıldırım Foggo, yıkım kapsamına alınan 40-50 bin YTL'lik evlerini belediyeye devreden mülk sahiplerinin yeni yapılacak 160-170 bin YTL'lik lüks konutlardan alma "fırsatına" sahip olduğunu hatırlatarak, "Fatih Belediyesi, mülk sahibinin iki ev arasındaki fiyat farkını 15 yılda ödemesini öngörüyor. Ama bizim yaptığımız araştırmalar, Sulukule halkının tamamının gelirinin 500 YTL'nin altında olduğunu gösteriyor.

Kimsenin bu parayı ödeyecek durumu yok. Buradaki evlerin çoğunu üçüncü şahıslar satın aldı. 620 evden 450 tanesinin üçüncü şahıslar ve şirketler tarafından satın alındığını biliyoruz. Bu projenin Sulukuleliler için hazırlanmadığı ortada" diye konuştu.

İstanbul Şehir Planlamacıları Odası Şube Sekreteri Tayfun Kahraman ise, yerleşim profilini değiştirecek bir kentsel dönüşüm projesinin asla desteklenemeyeceğinin altını çizerek, "Belediyenin Sulukule'de yapmak istediği şeyin Sulukule halkını bölgeden çıkarmak olduğu açıktır" dedi.

Sulukule Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği Başkanı Şükrü Pündük de Sulukule'deki projenin sosyal bir proje olabilmesi için Mimarlar Odası'nın, şehir planlamacılarının, STK'ların işin içinde olması gerektiğini vurguladı.

90 bin metrekarelik alan yenilenecek
* Fatih'te 2006 yılında uygulamaya konulan Kentsel Dönüşüm ve Yenileme Projesi, Yedikule'den Yenikapı'ya kadar olan sahil bandı, Ayvansaray, Fener-Balat, Fatih'in kenarları ve sur diplerindeki çöküntü alanlarını kapsıyor.

* Proje ile Fatih İlçesi'nin yüzde 22'sine denk gelen, 10 sokak ve 3 caddeden oluşan 90 bin metrekarelik alan yenilenecek. Sulukule'nin proje içindeki ağırlığı ise yüzde 4.

*Sulukule adıyla anılan Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerindeki yenileme çalışmaları sonucunda, 370 parseldeki 620 hane ve 44 işyeri yıkılacak. Hanelerin 361'inde kiracılar yaşıyor.

* Yeni binalar 75 ve 95 metrekare, iki katlı, sur bandından uzaklaştıktan sonra da 3 katlı olacak. Proje için bölgeye 40 milyon YTL'lik yatırım yapılacak.

* Mülk sahipleri, bölgede inşa edilecek 160-170 bin YTL değerindeki lüks konutlardan almak istedikleri takdirde, belediyeye devrettikleri evlerinin değerini yeni yapılacak konutların fiyatından düşerek, geriye kalan bedeli 180 ayda (15 yıl) ödeyecek.

*Belediye, mülk sahibi ile anlaşamayan kiracıya da konut edinme hakkı tanıyor. Gaziosmanpaşa Taşoluk'ta 197 bin 923 metrekarelik alanda inşa edilen bu konutların fiyatları 50 bin YTL ile 100 bin YTL arasında değişiyor.

* Fatih Belediyesi yetkilileri bugüne kadar 620 dairenin 500 tanesi ile, 44 dairenin 34 tanesi ile anlaşma yapıldığını, 759 mülk sahibinin 649'u ile el sıkıştıklarını belirtiyorlar. Sulukule Platformu ise 620 evden 450 tanesinin üçüncü şahıslar ve şirketler tarafından satın alındığını iddia ediyor.

Sulukule Tarihi Tartışması
Sulukule'deki yıkımlarla evlerinden olan Roman vatandaşların durumu, yeni bir tartışmayı da gündeme taşıdı. Fatih Belediyesi ile Sulukule'de "kentsel dönüşüm"e karşı olanlar arasında "Sulukule Romanların ilk yerleşim yeri mi?" kavgası çıktı. Sulukule Platformu ve Sulukule Roman Kültürünü Geliştirme ve Dayanışma Derneği, Sulukule'nin Romanların tarihte yerleşik hayata geçtikleri ilk bölgelerden biri olduğunu savunurken, belediye "Osmanlı döneminde Sulukule'de üst tabaka yaşıyordu" diyor.

Sivil toplum kuruluşları, Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Adrian Marsh tarafından yazılan "Sulukule Tarihi" adlı araştırmada Sulukule'nin "çingene tarihinin kalbi" olarak nitelendirildiğine dikkat çekiyor. Söz konusu araştırmada, Romanların, Fatih'in İstanbul'u fethinden sonra şehir hayatını ve ticari yaşamı canlandırmak amacıyla bugün Sulukule olan bölgede iskan edildiği anlatılıyor.

Sulukuleliler ne diyor?

Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi gören ve yüzde 40 oranında engelli olduğuna dair raporu bulunan 45 yaşındaki Sevtap Galaza, kiracısı olduğu evin yıkılmaması için birkaç ay önce belediyeye bir dilekçe ile başvurdu. Fatih Belediyesi yetkilileri, kızı ve torunu ile birlikte yaşayan Galaza'nın okullar kapanana kadar evde kalabileceği kararına vardı. Sevtap Galaza'nın evi tam da Dünya Romanlar Günü olan 8 Nisan'da belediye ekipleri tarafından yıkıldı. Yıkım kararını evindeki tüm eşyaları kapı önünde yakarak protesto eden Galaza, yıkılan evinin duvarına da "Burada insan yaşıyor" yazmış ve o dönemde medyada da yer almıştı. Şu anda yıkılması beklenen başka bir binanın tek göz odasında yıkım gününü bekleyen Galaza, "Doğma büyüme Sulukuleliyim. İki ay sonra ne olacağım belli değil" diyor.

Sabriye Polatkan ise korku içinde oturduğu evin yıkılacağı günü bekleyen bir başka Sulukule sakini. 49 yaşındaki Polatkan, eşini 10 yıl önce kaybetmiş. Bir oğlu, bir de kızı var. Oğlu 2 yıldır uyuşturucu kullanmaktan hapis yatıyor. Hiçbir altyapısı olmayan tek gözlü bir odada yaşayan anne-kız, 100 YTL'lik kiralarını çıkarabilmek için kimi zaman mendil sattıklarını kimi zaman ise dilencilik yaptıklarını söylüyorlar. Oturdukları evin Sulukule'nin kentsel dönüşümü gerekçesi ile yıkılacak olmasını aklı almıyor Sabriye Polatkan'ın. Başbakan Erdoğan'ın "Sulukule'yi ucube halinden kurtaracağız" diyerek savunduğu projenin kendilerini sokakta bırakacağını söyleyen Polatkan, "Bizi neden sokağa atıyorlar? Biz öcü müyüz?" diyor.

Referans, Haber: Aram Ekin Duran, 15.05.2008


******


UNESCO ANKARA'YI GÖRSE "EYVAH" DER

 

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Nimet Özgönül, “İstanbul’da olumlu gelişmeler yaşanmış düşüncesinde olan UNESCO Dünya Mirasını Koruma Merkezi heyetinin, Başkent için aynı şeyi söylemesinin mümkün olmayacağını ifade etti. Özgönül, “UNESCO Ankara’yı görse ‘Eyvah’ der. Ankara her şeyiyle sınıfta kalır" dedi.

 

Özgönül, Dünya kültür mirası listesinde olması nedeniyle İstanbul’da incelemelerde bulunan Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirasını Koruma Merkezi heyetinin ya da ilgili başka bir kuruluşun Ankara’da incelemelerde bulunduğunda iyi şeyler söylemeyeceğini öne sürdü. Özellikle Ulus bölgesindeki kültürel varlıkların tahribatına değinen Özgönül, antik dönemden itibaren Ankara’nın kültürel ve tarihsel katmanlılığına bakıldığı zaman en eski dönemin Roma dönemi olduğunu, ancak Roma Tiyatrosu’nun pislik ve çöplükten çok kötü bir hale geldiğini kaydetti.

 

Ankara Valiliği’nin bahçesinde bulunan tarihi Roma Yolu’nun fiziksel duruma bakıldığında da kentle bütünleşmeyen çalışmaların yapıldığını, tarihi yolun terk edilmiş gelip gidenin farkına varmadığı çukurlar halinde durduğunu söyleyen Özgönül, Hacı Bayram Camii ile aynı duvara yaslanan August Mabedi’nde ise gerekli mekanizmalar kurulamadığı ve yeterince ödenek ayrılmadığı için yıllardır hiçbir sonuca gidilemediğini kaydetti.

 

Ankara Kalesi’nde işlemeyen bir koruma-imar planı olması nedeniyle, tarihi yapıların değişik amaçlarla kullanıldığına dikkat çeken Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Özgönül, şöyle konuştu: “Konut olarak yapılmış bir dokunun, siz, birden bire kendi işlevinin dışında bir şeye dönüştürüyorsunuz. O zaman o işlevin getirdiği ekler yapılıyor, yapı tahrip edilerek dönüştürülüyor. Tarihi yapılara herkes istediği gibi, izin almaksızın ek yapabiliyor. Tekel Binası’nda ise doğru dürüst bir restorasyon projesi yapılmadı, doğru süreçler izlemiyor ve konunun ehli insanlarıyla çalışılmıyor. Doğrudan uygulama projesiyle işe başlandı. Evrakları da göremiyoruz, bize bilgiler verilmiyor. Tekel binası bir yıldır bütün fiziksel tahribata açık. Kar yiyor, yağmur yiyor, ısınınca genleşiyor, yani her türlü doğa koşullarına açık. Koruma adına tarihi binayı tahribata açtılar. Binayı adeta soydular, bir tek dört duvarını bıraktılar, bütün her şeyi ile tahrip ettiler. UNESCO Ankara’yı bu haliyle görse ‘Eyvah’ der. Ankara’daki kültür varlıkları tek tek gezildiğinde, onarım adına yapılan müdahalelerle, yapılmayanlarla, kullanım biçimiyle, Ankara her şeyiyle sınıfta kalır. Dünyanın hiçbir yerinde kültür varlıklarını bu kadar değersiz gören bir kenti göremezsiniz."

'

Türkiye’nin kültür varlıklarını, kültürel mirasını ister UNESCO olsun, ister başka bir kurum olsun ona bakmaksızın, kendisinin koruyor olması gerektiğinin altını çizen Özgönül, “Dışardan dayatma olmamalı, bu sorumluluğu kendiliğinden Bakanlık ve yerel yönetimler duymalı. UNESCO İstanbul’u dünya miras listesinde olduğu için inceledi, ama bu fark etmiyor. Dünya miras listesinde alınanınca bir yer böyle davranılır, değilse şöyle davranılır diye bir şey olamaz. Antik dönemden, modern döneme kadar bir kültür varlığı, korunması ve yaşatılması gereken bir şeydir ve koruma sorumluluğu da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na aittir. Kültür varlıkları tescil etmek, gerekli mekanizmaları oluşturmak bakanlığın sorumluluğundadır. Burada yaklaşım ve anlayış önemli" diye konuştu.

 

Özgönül, özellikle Ankara’da koruma adına yapılan çalışmaların bütüncül bir şekilde ele alınmayan, bölük pörçük yapılan işler olduğunu belirterek, göçebe bir proje anlayışının hakim olduğunu ifade etti.

Radikal, 14.05.2008


******


FOUR SEASONS'A İKİNCİ DURDURMA

 

CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin’in yaptığı başvuru üzerine, bitişiğindeki Bizans kalıntıları üzerine inşaat yapan Four Seasons Oteli’ne ikinci yürütmeyi durdurma kararı geldi. Danıştay’ın yaptığı yürütmeyi durdurma kararının ardından İstanbul 1. No’lu İdare Mahkemesi de yürütmeyi durdurma kararını çıkardı.


Milliyet’in gündeme taşıdığı inşaat çalışmalarıyla ilgili Mimarlar Odası İstanbul Şubesi, Danıştay’a başvurmuş, Danıştay 6. Dairesi ek inşaatla ilgili yürütmeyi durdurma kararı vermişti.


Tarihi miras üzerine yapılan inşaat çalışmasına tepki gösteren CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin ise, avukatı Hıdır Tanrıverdi aracılığıyla 14 Ocak 2008’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yasaya aykırı izin verdikleri gerekçesi ve bu iznin iptali istemiyle İstanbul İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu. Yürütmenin durdurulması talebi de yer alan başvuruda, “ek bina inşaatının belediye tarafından en başından engellenmeyerek, açıkça Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’na, Anayasa’ya aykırı olduğu” ifade edilmişti.


Talebi değerlendiren mahkeme heyeti, davalı idareler İBB, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Eminönü Belediyesi’ne 30 gün süre vererek davayla ilgili tüm belgelerin istenmesine ve yürütmenin durdurulmasına karar verdi.

 

Gürsel Tekin’in yürütmeyi durdurma talebinin gerekçeleri şöyle sıralandı:
Anayasa’nın 63. maddesinde de ifade edildiği üzere “Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar ve bu amaçla destekleyici, teşvik edici tedbirler alır.” Dolayısıyla Anayasa ve kanuna aykırılık teşkil eden idari bir işlemin muteberiyetinin sağlanmaya çalışılması mümkün değildir.


İnşaat çalışmaları rastgele yapılmış ve inşaat sırasında birçok eser zarar görmüştür.


“Otel ek bina inşaatı” diye başlayan süreç kamuoyunun baskısıyla karşılaşılınca  arkeolojik park inşaatına dönüşüvermiştir.


İleride telafisi güç, imkansız zararların meydana gelmesi kesindir.


Bulunan kalıntılar öylece açıkta bırakılıp adeta yok olmasına, tarihin yağmalanmasına sebep  olunmuştur.

Milliyet, 15.05.2008


******


TARİHE İNŞAATA UNESCO FRENİ

 

Four Seasons Otel’in tarihi kalıntılar üzerinde sürdürdüğü ek otel inşaatıyla ilgili Danıştay’ın yaklaşık iki ay önce verdiği “yürütmeyi durdurma” kararı, UNESCO heyetinin inceleme yapacağı günün sabahında apar topar uygulandı.


Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Milliyet’i arayarak inşaatın durdurulduğunu açıkladı. Mahkeme kararını uygulamakta direnen Eminönü Belediyesi de firmanın uyarıldığını belirtti.    
Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin başvurusu üzerine Danıştay 6. Dairesi, 14 Mart 2008’de, Four Seasons Otel’in bahçesindeki üç blok halindeki ek inşaatlarla ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi. Karar taraflara tebliğ edildi. Mimarlar Odası kararı kamuoyuna duyurdu.
Ancak inşaatı mühürlemesi gereken Eminönü Belediyesi, günlerdir mahkemenin kararını yerine getirmedi. Tarihi Bizans Sarayı kalıntıları üzerinde yükselen Four Seasons Otel ek inşaatı da devam etti. İşçiler önceki güne kadar matkaplarla taş kırdılar, hummalı bir şekilde çalışmalarına devam ettiler. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise tarihi eserlerle ilgili yargı kararının uygulanması konusunda sessizliğini korudu.

UNESCO heyetinin programında yer alan Four Seasons Oteli ek inşaatında dün sabah sürpriz gelişme yaşandı. Milliyet’i arayan Günay, mahkeme kararının uygulandığını, otel bölümündeki inşaatın durduğunu söyledi. Arkeolojik Park’taki çalışmanın ise kısmen devam ettiğini açıkladı.  
Aynı saatlerde de iki ay önce alınan mahkeme kararını uygulamayan Eminönü Belediyesi, UNESCO heyetinin inceleme yapacağı günün sabahında apar topar harekete geçerek firmaya kararı tebliğ etti. Eminönü Belediyesi Basın Danışmanlığı’nca yapılan açıklamada şöyle denildi:
“Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er’in talimatı üzerine dün sabah inşaat alanına giden zabıta ve kontrol mühendisleri otel yönetimine inşaatın durdurulması kararını bildirdi. Sözlü olarak yapılan tebligatın ardından pazartesi de karar yazılı olarak kendilerine iletilecek. Tebligatta inşaatın durdurulması ve hiçbir işlem yapılmaması vurgulanacak.”

Bu arada, UNESCO heyeti dün   Four Seasons Otel ek bina inşaatını gezdi. Gezi basına kapatılırken, oteli yapan şirket yetkilileri, konuyu “Bu şekilde talimat aldık” diye açıkladı. Heyetin gezisi için alana giriş kapısı yapılması ve üzerinde “Sultanahmet Arkeolojik Parkı” diye dev bir tanıtım panosu konulması dikkat çekti.


Danıştay ne diyordu?
Topkapı Sarayı ve Ayasofya’nın hemen önünde bulunan arkeolojik alanla ilgili Danıştay’ın verdiği kararda şöyle deniliyordu:
“Bilirkişi raporunda yer alan tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde 10.7.1981 günlü, 13012 sayılı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu kararıyla korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilen kentsel ve arkeolojik Sit alanında kalan, koruma grubu 2 olarak belirlenen anılan parseller üzerindeki eski Sultanahmet Cezaevi ve Tevkifevi yeni Four Seasons Otel bahçesindeki arkeolojik park ve kazı alanında ek otel inşaatları yapılmasının temelini oluşturan ve toprak altındaki Roma-Bizans-Osmanlı kültür mirasını yok sayan, ulusal-uluslararası koruma hukukuyla bağdaşmayan ve kamu yararı kavramıyla örtüşmeyen söz konusu kullanım kararı ile bu kullanımı detaylandıran plan notlarında hukuka uyarlık görülmemiştir.”

Milliyet, 11.05.2008


******


KADİR TOPBAŞ: UNESCO HEYETİ BİZİ RAHATLATTI

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, UNESCO Dünya Kültür Mirası heyetinin İstanbul'daki incelemelerine ilişkin, "Bu bir süreç, devam ediyor. Bir rapor hazırlayacaklar. Rapor sonra karara dönüşecek. Buradan olumsuz bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum. Şu anda benim gördüğüm rapor olumlu çıkacak. Kendilerinin de ifadesi o" dedi.

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, UNESCO incelemeleri konusunda umutlu. Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan habere göre; Topbaş; dünyada İstanbul gibi kültür miras listesinde bulunan tüm alanların, bilimsel bir kurum olan UNESCO tarafından takip edildiğini ve kültürel mirasın geleceğe taşınması adına yönetimlere destek verildiğini, yönlendirmeler yapıldığını, bilgi eksikliği varsa bilgi desteği sağlandığını söyledi. Bunun sadece bir denetim olarak düşünülmesi gerektiğini ifade eden Topbaş, "Yardımcı olmak adına adımlar atılıyor" diye konuştu.

Topbaş, İstanbul'un kültürel kimliği ile UNESCO'nun listesinde olan saygın bir kent olduğunu, ancak geçmişten günümüze kadar kültürel değerlerin korunması noktasında bu kentte bir çok hatalar yapıldığını, bazı değerlerin yok edildiğini söyledi. Göreve geldiğinde, bir mimar ve sanat tarihçisi olarak doğru adımlar atmak zorunda olduklarını ifade eden Topbaş, sözlerine şöyle devam etti: "UNESCO olmasa da bizim bunların farkında olmamız, buna göre adım atmamız gerekiyor. Ama maalesef bazı çevreler ve bazı kişilerce değerlendirmeler çok farklı yapıldı. Farklı ithamlarda bulunan insanlar oldu. Biz buna rağmen doğru yaptığımıza inandık ve adımlarımızı buna göre attık. Tarihe, kente saygılı olduk. Gelen heyet burada 4 günlük bir çalışma yaptı. Özellikle üzerinde durulan alanlar başta olmak üzere, kendilerine medya yoluyla, bazı kurum ve kuruluşlarca veya ICOMOS tarafından verilmiş olan bilgiler değerlendirildi ve o noktalar başta olmak üzere yerinde incelemeler yapıldı."


Topbaş, bir mimar olan UNESCO Dünya Kültür Mirası Başkanı Francesco Bandarin ile bakış açılarında farklılık olmadığını, yaklaşık 2 saat süren görüşmesinde kendisine 2 yıl öncesine göre çok daha farklı bir noktaya gelindiğini ve mesafe katedildiğini ifade ettiğini söyledi. İstanbul'un çok kısa sürede bütün değerlerini toparlayabilecek güçte olmadığını, ancak bu yönde adımlar attıklarını kaydeden Kadir Topbaş, Türkiye'de ilk yerel örnek olarak konservasyon ve restorasyon laboratuvarları ile ahşap atölyesi kurduklarını, taş atölyesi kurmak için çalışma yaptıklarını, bütün bunları daha bilimsel ve doğru bir çalışmayı yapmak amacıyla gerçekleştirdiklerini bildirdi.

Kadir Topbaş, UNESCO heyetinin, 3 imparatorluğun yönetim merkezi olan tarihi yarımada, Galata-Pera bölgesi ve Haliç havzasında incelemelerde bulunduğunu ve özellikle Süleymaniye çevresi ile tarihi yarımadanın siluetine yönelik hassasiyetlerini dile getirdiklerini belirterek, bu çalışmalarda aynı duyguları paylaştıklarının ortaya çıktığını anlattı.

UNESCO Dünya Kültür Mirası Başkanı Francesco Bandarin kendisine, "Bir mimar meslektaşının belediye başkanlığı görevi yapmış olmasından dolayı memnuniyetini ifade ettiğini" dile getiren Topbaş, "Bu benim için onur verici. Bu kentte tarihi değerlere karşı bir saygının söz konusu olduğunu, bu konuda taviz vermek istemeyen bir belediye başkanının olduğunun fark edilmesi, beni oldukça memnun etti" dedi. Bilgilendirmeler sonucunda çalışmalarının takdir ve beğeni topladığını ifade eden Topbaş, şöyle konuştu: "Bu bilgiler doğrultusunda rapor hazırlayacaklar. Bu raporun bazı kimseler tarafından beklenen ve felaket bir sonuç yaratacak şekilde olmayacağını da görmüş olduk. Bir takım beklentileri olanlar vardı. Çok farklı yansımalar bekleyip, o farklı yansımalar, farklı kullanılacaktı. Bu çıkmadı, çıkmayacak da... Zaten bunu da biliyorduk. 'Biz de mimarız' deyince, bunu farklı değerlendirdiler. Bu ifadeyi kullanırken, 'bu işi bilen birisiyiz. Adımlarımız buna göre atarız' anlamında bunu söyledim. Ama bunu farklı yönden anlayanlar oldu. Demek ki biz haklıydık. Doğru iş yaptık, doğru iz bıraktık."

Topbaş, incelemelerin ardından heyet başkanı Bandarin'in kendisine, "Size güveniyoruz. Şu andaki yapmış olduğunuz çalışma gayet güzel. Çok ciddi ilerleme kaydetmişsiniz. Gelecek adına endişemiz yok. Paralel çalışacağız" dediğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir rapor hazırlayacaklar. Rapor sonra karara dönüşecek. Buradan olumsuz bir sonuç çıkacağını düşünmüyoruz. Şu anda benim gördüğüm, rapor olumlu çıkacak. Kendilerinin de ifadesi o. Basın toplantısında ısrarla üzerine gidilmesine rağmen, bilimsel bakan bir insan orada doğru olan ne ise onu söyledi. Bir eksikliğimiz olsa bunu da açık açık ifade ederdi. Biz zaten her türlü bilimsel eleştiriye açığız. İşi bilenler tarafından bize destek olunmasından da yanayız. İşi bilmeyenler farklı pencerelerden baktıkları için işi farklı noktalara taşıyorlar. Şu anda yaptığımız çalışmaların, tuttuğumuz yöntemin doğru olduğunu, 2 yıl içinde aldığımız mesafenin iyi olduğunu söylediler. Ama tabii bu bir süreç devam ediyor. Kültürel zenginliğimizi biz ve bizden sonraki kuşaklar da geleceğe taşımak için aynı gayreti göstereceklerdir. Çok kolay bir yöntem değil. Dünyada halen uzmanlar tarafından yöntemler üzerinde tartışılıyor. Bir netlik yok. Ama bizim burada yaptığımız çalışmalarla ilgili doğru bir adım attığımızı, koruma kullanma dengesini mutlaka kurmamız gerektiğini anlattım. Bunu kurmadığınız takdirde çöküntü alanları ortaya çıkabiliyor. Bunu yaparken doğru olan şu... Özgün malzemeyle, özgün yöntemlerle yapmak. Bunun için de hem konservasyon ve restorasyon laboratuvarlarını, ahşap atölyesini bunun için kurduk. Burada vatandaş da, bu işi yapan uzmanlar da gelsin teknik bilgi alabilsin. Ahşap kitabı çıkardık. Heyet şu anda şurasını özellikle yapın, şu noktaya girin, burayı özellikle yapın demedi. Bir nokta gösterilmedi."

Kadir Topbaş, UNESCO Heyeti Başkanı Bandarin'in basın toplantısında Four Seasons ile ilgili "ortada bir vahamet görmediğini" ifade ettiğini hatırlatarak, "Bir gazetemizde bu pehlivan tefrikasına dönmüş idi. Kıyamet kopartıldı. Öyle bir vahamet görmediler. Ben de böyle bir vahamet görmedim. Kaldı ki, Büyükşehir Belediyesiyle ilgisi yok. Karar noktasında, icra noktada olmamasına rağmen bizi bile içine çekmeye çalıştılar. Dünyada örnekleri var. Bu alanların nasıl kullanıldığına ilişkin. O tarzda bir çalışma yapılıyor. Oradaki müsaadeler o boyutlarda. Tabii ki hassasiyet gösterilmesi gerekiyor" dedi. Galaport projesinde de bir önceki UNESCO heyetine projeyi sorduğunda, bilmediklerini, sadece bahsedildiğini ifade ettiklerini anlatan Topbaş, orada da mevcut yapıların sadece cephelerinin giydirileceğini, farklı bir yapı yapılmayacağını, ancak kamuoyunun farklı oluşturulduğunu söyledi.

Topbaş, metro için Haliç üzerinde yapılacak köprü projesinde de bir değişiklik olmadığını, sadece tasarıma ilişkin tatbikat projeleri yapılırken, taşıyıcı ayakların kalın kaçarak hantallaşmaması için bu kesitlere dikkat edildiğini söyledi. UNESCO heyeti ile de bu konuyu konuştuklarını ve hassasiyetlerini söylediklerini, onların da "güvenlerini" ifade ettiklerini belirten Topbaş, "Ortaya bu şehirde yüzyıllarca yaşayacak güzel bir eser çıksın. Yanlış bir şey çıksın istemiyoruz. Alternatif proje yok. Geçmişte 11 tane geldi. Hassasiyet göstereceğimizi ifade ettik. Orada binaları, gövdeyi, Süleymaniye Camisi'ni basacak, etkileyecek bir köprü olmasın istiyoruz. Sinan'a karşı saygısızlık yapamayız" diye konuştu. Kadir Topbaş, atılan doğru adımların iyi niyet ve samimiyetlerini gösterdiğini, tarihi yarımada, sur çevresi ve Galata-Pera bölgesinde önemli çalışmalar yaptıklarını, bunun da devam edeceğini bildirdi. Metro çalışmaları kapsamında Yenikapı'daki arkeolojik kazıların büyük bir hassasiyetle sürdürüldüğünü hatırlatan Topbaş, "Eğer tarihe saygı duymamış olsaydık, geçmiş dönemlerde yapıldığı gibi bir gecede dozerlerle yok ederdik, kimse farkında bile olmazdı" dedi. Topbaş, Türkiye'de herkesin, bilmediği, ilgi alanında dahi olmayan konular üzerinde ahkam kestiğini ve ön yargılı infazlar yapıldığını savunarak, bunun yanlış olduğunu, işi bilen, politik olmayan, bilimsel bakabilen insanların yorum yapması gerektiğini ifade etti.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Sulukule olarak bilinen ve yenileme alanı olarak ilan edilen Hatice ve Neslişah Sultan mahallelerinde yapılacak çalışmaları bilmeden eleştiri yapılmasını da doğru bulmadığını söyledi. Orada yaşayan 1016 ailenin, bir odada iki aile, tuvaleti, banyosu, hatta mutfağı olmayan çok kötü şartlarda yaşadıklarını, bölgenin bir sur bandı olduğunu dile getirek, şunları kaydetti: "Sur bandında, bu tarihi çevrede siz bu kadar aileyi alacak kadar büyük yapılar yapamazsınız. Katlı binalar yapamıyorsunuz. Yapabileceğiniz şey koruma amaçlı imar planında öngörülen boyutta. Bu da 2-3 kat. Bunu yaptığınız zaman da oradaki barınabilecek aile sayısı 600-700'lere düşüyor. Aradaki farkı bir yerde konuşlandırmanız lazım. Bütün mesele bu. Ya 'bu böyle gelmiş böyle gider. Kalsın' diyeceksiniz. Aile nüfus artıkça odaları paylaşım artacak. Çocuğunu yıkadığında suyunu dışarı atacak. Ya da 'medeni yaşam, sağlıklı yaşam lazım' diyeceksiniz. Bu kadar nüfusu burada barındıramıyorsanız, bir kısmını başka bir yere taşıyacaksınız. Kalanlar da orada yaşamaya devam edecek. Bu insanlar gidip başka insanlar gelecek değil buraya. Heyet bu çalışmayı doğru buldu. Bu bir sosyal proje. Başka yöntem yok ki. Öneri ne. Bunu tenkit edenler neyi öneriyorlar. Desinler ki şöyle bir yöntem... Orada yaşayan insanlar kendi kültürünü devam ettirecek. Yine darbukasını çalacaksa çalsın. Kemanını çalacaksa çalsın. Kim kemanını darbukasını bıraksın diyor ki."

Topbaş, UNESCO heyeti gelmeden önce üzerlerinde çok ciddi bir baskı kurmaya çalışıldığını ve yanlış bilgilendirmeler, manipülasyonlar sonucunda kendisinde de endişe oluştuğunu ifade ederek, şöyle konuştu: "Ben şuna bakıyordum. Bilimsel bir kuruluş, bilimsel bakarsa bunlar zaten problem değil. Tabii bilimsel bakıldığı için sorun çıkmadı. Yani onların beklediği sonuç çıkmadı. Ve rahatladık tabii ki. Bu baskının, bilime ve gerçek bilim adamlarına fazla tesir etmediğini gördüm. Bundan da çok memnunum. Sonuç olarak bir stres vardı. O stresin verdiği bir sıkıntı, çalışan arkadaşlarımızın özellikle ne kadar strese girdiklerini biliyorum. Kalktı üzerlerinden..."

Kadir Topbaş, sadece İstanbul'daki değil, dünyanın diğer ülkelerindeki kültürel mirasın korunması ve UNESCO'nun daha aktif çalışması için Birleşik Kentler ve Yerel Yönetimler Birliğinin Eş Başkanı olarak birlik toplantısında bu konuyu dile getireceğini, Eylül veya Ekim ayında İstanbul'da yapılacak toplantıya da UNESCO Başkanını davet ederek bir konuşma yapmasını isteyeceğini bildirdi.

Turizmdebusabah.com, 14.05.2008


******


"SİT ALANLARINDA YENİ BİNA OLMAMALI"

 

İstanbul’da 4 gündür incelemelerde bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Dünya Mirasını Koruma Merkezi heyeti, 2 yıl önceki inceleme gezisine göre kentte olumlu gelişmeler yaşandığını kaydetti.


Tüm vaatlerin gerçekleştirilmediğini ve bazı eksikliklerin bulunduğunu belirten Dünya Mirası Koruma Merkezi Başkanı Francesco Bandarin, Galataport ve Haydarpaşa projelerinin iptal edilmesinin koruma için olumlu olduğunu söyledi. Four Seasons Otel’i ek inşaatını “çok dramatik” bulmadığını da vurgulayan Bandarin, ancak tarihi sit alanı olan yerlere yeni inşaatların yapılmaması gerektiğine inandıklarını bildirdi.


İstanbul’un “UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi”ndeki yerini koruyup koruyamacağıyla ilgili olarak rapor hazırlayacak olan UNESCO heyeti, kentteki gezilerinin 4. gününde izlenimlerini, dün Süleymaniye’deki Büyükşehir Belediyesi Koruma Uygulama Denetim Müdürlüğü’nde basına anlattı. 


Bandarin, incelemeler sonunda toplanan bilgilerin Dünya Miras Komitesi’ne sunulacağını ve İstanbul için nihai kararın komitenin Kanada’da 2 Temmuz’da yapacağı toplantıda verileceğini belirtti.

Kara surları konusunda nadir bir şehir olan İstanbul’un surlarının korunmasına özellikle dikkat ettiklerini vurgulayan Bandarin, “Bazı gerilemeler de var. O da şaşkınlıkla izlediğim şekilde kent merkezine yakın alanlara dikilen yüksek binalar. Bu binalar tarihi bütünlüğü etkilememeli. Görsel bütünlüğe zarar veren Galataport ve Haydarpaşa projelerinin iptal edildiğini görüyoruz. Bu da korumaya uygun” diye konuştu.


Four Seasons ek otel inşaatının bulunduğu alanı sabah gezdiğini kaydeden Bandarin, genel itibariyle bu tip tarihi sit alanlarında yeni inşaatların olmaması gerektiğine inandıklarını vurgulayarak şunları söyledi: “Bu tür çalışmalarda tarihi dokuya etkinin küçümsenmeden izlenmesi gerekiyor. Yeni yapılar yapılacaksa da bunların yüksekliği tarihi yapıya zarar vermemeli. Alanda arkeolojik park yapılacağını gördük, bu da bizim için olumlu.”


Bandarin bölgede şu ana kadar yapılan inşaatla ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine de, “İki alan var. Biri mevcut restorasyonun devam ettiği, ikincisi ise ek yapıyla ilgili. Restorasyonda en minimum müdahalenin doğru olduğunu değerlendiriyoruz. Ölçek ekonomisine göre de sonuçta otel orada oda sayısını artırmaya çalışıyor. Dolayısıyla görsel etki açısından böyle bir inşaatın çok dramatik olmadığı, kabul edilebilir olduğu söylenebilir. Burada arkeolojik bulguların halka açılması bir artıdır” diye konuştu.

Yüksek katlı bina sayısındaki artış ile koruma altındaki tescilli binaların yıkılmasının kentteki olumsuzluklar olduğunu kaydeden Bandarin, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından konsept projesi çizilen ve heyet üyelerinin silueti etkileyecek itirazına konu olan Haliç’teki raylı geçiş köprüsünün alternatif projelerini de görmek istediklerini belirtti.


Bandarin, Sulukule projesiyle ilgili olarak da, “Buradaki popülasyonun ihtiyaçları dikkate alınmalı. Yoğunluk azaltılabilir ama mutlaka oradaki insanların bölgede yarattığı ruh kaybedilmemeli” diye konuştu.

Milliyet, 13.05.2008


******


UNESCO HEYETİ, İSTANBUL'DA YAPTIĞI İNCELEMELERDEN MEMNUN KALDI

 

UNESCO Dünya Kültür Mirası Başkanı Francesco Bandarin, İstanbul'daki tarihi eserlerin korunması konusunda iki yıl öncesine göre önemli aşamalar kaydedildiğini söyledi. Bandarin, İstanbul'un Dünya Kültür Mirası'ndan çıkarılıp çıkarılmayacağına karar verilecek raporu hazırlayacak heyetin çalışmaları ile ilgili basın toplantısı düzenledi.

 

Bandarin, Süleymaniye'deki Koruma Uygulama ve Denetleme Müdürlüğü binasında yapılan toplantıda UNESCO heyetinin incelemeleri hakkındaki son durumu değerlendirdi. Bandarin, "Hazırlanan rapor 2-10 Temmuz tarihlerinde Kanada'da yapılacak UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi toplantısında masaya yatırılacak. 22 kişilik hükümetler arası komite asıl kararı verecek." dedi. Heyetin İstanbul'daki gezisinde, Galataport, Haydarpaşa Port, Sulukule, Fener-Balat Zeyrek ahşap evleri, Süleymaniye'deki ahşap yapılar, Yenikapı kazı çalışmaları, Haliç'te metro geçişi için yapılacak köprü gibi birçok proje ve çalışma yerinde incelendi. Bandarin, "İstanbul'daki bütün işler henüz tamamlanmadı. Ama 2 yıl önceki durumla karşılaştırdığımızda olumlu gelişmeler olduğunu söyleyebilirim." dedi. UNESCO heyetinin 2006 yılındaki ziyaretinde İstanbul'daki restorasyon çalışmalarını incelerken kaygılı olduğunu kaydeden Bandarin, "Yapılan çalışmalar birbiri ile tutarsızdı, yani dağınık bir şekilde idi. Bu sebeple restorasyon böyle yapılmayacağı için durdurulmasını önermiştik." şeklinde konuştu.

Zaman, Haber: Yasin Kılıç, 13.05.2008


******


UNESCO HEYETİ TOPBAŞ'IN PROJESİNE KARŞI

 

İstanbul’un Dünya Kültür Mirası Listesi’nden çıkarılıp çıkarılmayacağıyla ilgili rapor hazırlayacak heyetin başkanı Francesco Bandarin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın kendi çizdiği Haliç Metro Geçiş Projesi için yeni tasarımlar yapacağını söyledi.

Heyetin tarihi silueti bozduğu gerekçesiyle itiraz ettiği projenin değiştirilmesiyle ilgili ilk ağızdan, yani Kadir Topbaş’tan söz aldığını vurgulayan Bandarin, projeyi Topbaş’ın çizdiğini basın toplantısında gazetecilerden öğrendi.

İncelemelerinin sonuna gelen UNESCO heyetine başkanlık eden UNESCO Dünya Kültür Mirası Başkanı Francesco Bandarin, dün İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koruma, Uygulama, Denetleme Müdürlüğü KUDEB’in Süleymaniye’deki merkezinde basın toplantısı yaptı. Hazırlayacakları raporu, temmuzda Dünya Kültür Mirası Hükümetlerarası Heyeti’ne sunacaklarını belirten Bandarin, "İki yıl önce, yönetim planının yapılıp korumanın sağlanmasını istedik. Görüyorum ki hükümet bu öneriyi ciddiye almış. Hazırlıklar devam ediyormuş. Bir yıl ya da daha yakın zamanda yönetim planının hazırlanacağından iyimserim. Tabii plan sadece kağıtta etkili olamaz, uygulanmasına da bakacağız" dedi.

Four Seasons Oteli’ne yapılan ek inşaatına yönelik soru üzerine Bandarin, "Görsel etkinin ve tarihi dokunun iyi gözlenmesi gerekiyor. İnşaatın yanına arkeolojik park yapılacağını gördük. Tabii ki bu olumlu. Yapılacak ek inşaat görsel açıdan çok dramatik değil. Kabul edilebilir olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

Hürriyet, Haber: Ardıç Aytalar, 13.05.2008


******


UNESCO HEYETİNE BRIFING

 

Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) Ahşap Bilimsel Komitesi Onursal Başkanı David Michelmore ile Program Asistanı Junaid Sorosh-Wali’den oluşan heyet, İstanbul Kentsel Yenileme Alanları Kurul Müdürü Zerrin Türkeli, Kültür ve Turizm Bakanlığı UNESCO Dünya Kültür Mirası Koordinatörü Mehmet Gürkan, Kültür ve Galataport projesinin yer aldığı Karaköy bölgesinden sorumlu Tabiat Varlıkları 2 No’lu Koruma Kurulu Müdürü Vildan Sarıoğlu ile görüştü.
UNESCO heyeti, Süleymaniye’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koruma ve Uygulama Denetim Müdürlüğü’nde (KUDEB) verilen 3 saatlik brifing sonrası gazetecilere bir değerlendirme yapmadı.


Bu arada UNESCO heyeti, Four Seasons Oteli’nin tarihi kalıntılar üzerinde yükselen ek inşaatını önceki gün akşam saatlerinde inceledi. Ziyaret basına kapalı gerçekleştirilirken, şirket yetkilileri, “Bu şekilde talimat aldık” dedi.


Heyetin gezisi için alana giriş kapısı yapılması ve üzerinde “Sultanahmet Arkeolojik Parkı” diye dev bir tanıtım panosu konulması dikkat çekti.

Milliyet, 12.05.2008


******


UNESCO'DAN YEDİKULE VE FOUR SEASONS ELEŞTİRİSİ





İstanbul’un Dünya Kültür Mirası Listesi’nden çıkarılıp çıkarılmayacağını değerlendirmek üzere rapor hazırlamak için İstanbul’a gelen Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO heyeti, dördüncü günlerini Galataport ve Haydarpaşa projelerinin toplantılarıyla geçirdi.

Önceki gün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın, Haliç geçişi için çizdiği projenin gözden geçirilmesini isteyen heyet, dün de Sulukule projesi ve Four Seasons’ın inşaatını eleştirdi. Heyete eşlik edens İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Bürosu (KUDEB) Müdürü Mehmet Şimşek Deniz, "Sulukule ve Four Seasons’ı eleştirdiler. Süleymaniye ve Zeyrek’teki sivil mimari örneklerine yaklaşımın daha bilimsel olması gerektiğini belirttiler" dedi. Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) Ahşap Bilimsel Komitesi Onursal Başkanı David Michelmore ve Program Asistanı Junaid Sorosh-Wali’den oluşan heyetin raporu 2-10 Temmuz arasında Kanada Quebec’te yapılacak toplantıda görüşülecek. Kanada’da yapılacak toplantıda, İstanbul’un Dünya Kültür Mirası Listesi’nden çıkarılıp çıkarılmayacağı karara bağlanacak.

Hürriyet, Haber: Yeliz Öz, 12.05.2008


******


YEDİKULE'DEKİ MOLOZLAR UNESCO HEYETİNİ ŞAŞIRTTI

 

İstanbul'un Dünya Kültür Mirası Listesi'nden çıkarılıp çıkarılmayacağına karar verecek UNESCO heyetinin çalışmaları sürüyor.





Hazırlanacak rapor için dün Sulukule, Tekfur Sarayı, Anemas Zindanları, Ayvansaray Mahallesi ve Yedikule surlarında incelemelerde bulunan heyeti, gezileri sırasında kötü bir sürpriz karşıladı. Yedikule Zindanları'nın hemen yanı başında surların dibine moloz döküldüğünü gören heyet, durumla ilgili yetkililerden bilgi aldı. Fatih Belediyesi yetkilileri döküm yapılan alandaki kepçeyi acilen şantiye alanına çektirdi. Konuyla ilgili heyete bilgi veren Fatih Belediyesi Başkan Yardımcısı Talip Temizer, molozların geçici olarak bölgede biriktirildiğini söyledi. BEDAŞ'ın Fatih'te bir çalışma yürüttüğünü anlatan Temizer, "Fatih'in sokakları dar olduğu için küçük kamyonlarda toplanan molozlar burada geçici olarak biriktiriliyor. Daha sonra büyük kamyonlarla döküm sahalarına taşınıyor. Bu geçici bir uygulama, burası park olacak. 7 kilometrelik Sur Koruma Bandı'nda 20 milyon YTL'lik kamulaştırma yapıldı ve surun etrafı tamamen yeşil alan olacak." dedi.

 

İstanbul'un Dünya Kültür Mirası Listesi'ndeki durumu ile ilgili rapor hazırlamak için 5 günlük inceleme gezisine çıkan UNESCO heyeti, gezilerinin üçüncü gününde Sulukule'deydi. Semtte yürütülen kentsel dönüşüm çalışmaları hakkında bilgi alan heyet, yetkililer ve vatandaşlarla konuştu. Ekip, Sulukule bölgesinde yapılacak otelin konumunu öğrenince şaşırdı. Gezi sırasında Sulukuleliler ile Fatih Belediyesi yetkilileri arasında kira yardımı konusunda kısa süreli bir tartışma yaşandı. Ardından Tekfur Sarayı'na geçen heyet, restorasyon çalışmalarıyla ilgili bilgi aldı. Tekfur Sarayı'nda 2 yıl önce durdurulması gereken restorasyon çalışmalarının 2 ay gecikmeyle durdurulduğunu öğrenen heyet, "Hemen durdurulsaydı doğal hatlar korunabilirdi. Onarım yapılırken o kadar kötü bir malzeme kullanılmış ki tarihi dokuyu zedelemiş." değerlendirmesini yaptı. Anemas Zindanları'ndaki çalışmaları da inceleyen ekip, daha sonra Ayvansaray Mahallesi'ni gezdi.

Zaman, 11.05.2008


TARİHİ TAŞKÖPRÜ YILLARA MEYDAN OKUYOR

 

Dünyaca ünlü sarımsağı ve kuyu kebabıyla tanınan, Taşköprü’yü Taşköprü yapan ve adını veren 7 asırlık tarihi Taşköprü, asırlara tanıklık etmeye devam edecek gibi gözüküyor.

 

İlçenin girişinde bulunan tarihi Taşköprü, Kızılırmak’ın en büyük kolu olan Gökırmak’ın üzerine Yağmur Bey’in oğlu Ali Bey tarafından 1366 yılında Celalettin Beyazıt adına yaptırıldığı biliniyor.

68.58 mt. uzunluğundaki 7 gözlü şaheser, “Estetik dalgakıranlarıyla hoyratça yağmalanan, Türk kültürünün haşmet ve tevazuunu inatla günümüze taşıyor.   

Kastamonu Postası, 15.05.2008

TARİHİ KÖPRÜLERE KORKULUK YAPILIYOR

 

 

Belediye tarafından hazırlanan ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından onaylanan proje kapsamında korkulukları monte etme çalışmaları başladı. Trabzon Belediye Başkanı M. Volkan Canalioğlu Trabzon'un her geçen gün yenilenip geliştiğini ifade ederek, "Belediye olarak geçmişle gelecek arasında köprü görevi gören tarihi eserlerin onarılmasına hız verdik. Kentimizde pek çok tarihi eser bulunuyor. Bunlardan iki önemli eser olan Zağnos ve Tabakhane köprülerinin korkuluklarını hazırladığımız proje çerçevesinde aslına uygun olarak yeniden yapıyoruz. Zağnos köprüsündeki çalışmaları tamamladıktan sonra Tabakhane köprüsünün korkuluklarını da değiştireceğiz. Amacımız Trabzon'un tarihi eserlerine sahip çıkarak gelecek kuşaklara en güzel şekilde aktarmaktır" dedi.

 

Canalioğlu, TOKİ ile birlikte yaptıkları "Zağnos Dönüşüm Projesinin" güney kısmındaki çalışmaların bitmek üzere olduğunu ifade ederek, " Vadinin kuzey kısmındaki mülk sahipleriyle büyük oranda anlaşarak tapularını aldık. Okulların kapanmasıyla birlikte yıkım çalışmalarına başlayacağız" dedi.

Yeni Şafak, Haber: Kamil Anahtar, 15.05.2008

KAYA MEZARLI SÜPERMARKET





Muğla'nın Bodrum İlçesi'nde bir süpermarketin içerisinde bulunan 3 bin yıllık kaya mezar, görenleri şaşırtıyor.

 

Kıbrıs Şehitleri Caddesi'ndeki bir süpermarketin içerisinde bulunan ve sergilenen kaya mezarın yaklaşık 10 yıl önce alışveriş merkezi inşaatı çalışmaları sırasında gün yüzüne çıkarıldığı belirtildi. Bugün süpermarket içerisinde koruma altında bulunan kaya mezarın yan tarafında bulunan tabelada, kazının Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün özel izniyle bir inşaat şirketi ve alışveriş merkezinin katkılarıyla Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından yapıldığı bilgisi bulunuyor.

 

Mezarın MÖ 3. yüzyıldan MS 2. yüzyıla kadar kullanılmış bir aile mezarı olduğu belirtilen tabelada, "Antik çağa ait bir yapı ile günümüz modern yapısının buluştuğu bir noktadır. Ülkemizde bu tür koruma ve sergilemenin nadir örneklerinden biridir" ifadeleri yer alıyor. Yaklaşık 2 yıl önce işletmenin adının değiştiği öğrenilirken, süpermarkete alışverişe gelenler, 2 metre boyunda ve 4 metre uzunluğundaki kaya mezarı ilgiyle inceliyor.

 

Süpermarketin müdürü Ali Eskiköy, antik mezarın müşterilerin ilgisini çektiğini belirterek, "Gelen müşterilerimiz mezarı inceliyor. Mezarın yanında duvarda da açıklayıcı bilgilerin olduğu bir tabela bulunuyor. Mezarın korunmasıyla ilgili yazılar bulunuyor. Mezarı inceleyen müşterilerimiz, daha sonra alışverişlerine devam ediyor. Bizler de korumaya çalışıyoruz" dedi.

 

Bodrum Yurttaş İnisiyatif Grubu sözcüsü Ayhan Karahan ise, süpermarketin yanındaki alanda da kaya mezarları olduğunu ifade ederek, "Neden onlar korunmuyor. Başka bir yerde işyeri içerisinde böyle izinli bir yapı yok. İnşaat çalışmasıyla ilgili kazı sırasında da biz tepki göstermiştik" diye konuştu.

 

Emekli pilot Gani Bilgiç, kaya mezarın inşaat sırasında tespit edildiğini söyleyerek, "Bir aile mezarı. Mezar daha önceden soyulmuş. Restore edilerek koruma altına alınmış. Hem alışveriş yapıyorsunuz hem de tarihi bir parçayı ziyaret etmiş oluyorsunuz" dedi.

 

Süpermarketin olduğu bölgede taksicilik yapan Mustafa Dülek ise, ilçede çoğu tarihi eserin kendiliğinden yok olduğunu söyleyerek, "Yapılan şey çok güzel. Korunmaya alınmış" diye konuştu.

 

Yayıncı Özay Kartal da, korunmaya alınmış olan kaya mezarın devamında başka mezarların da olabileceğini ifade ederek, tepkisini dile getirdi.

Yeni Şafak, 15.05.2008

MEDRESE BİTİŞİĞİ İŞYERLERİNDE HUKUKİ SÜREÇ İZLENECEK

 

“Çifte Minareli Medrese bitişiğindeki dükkanlarla” ilgili olarak basında yer alan haberler üzerine Yakutiye Belediyesi'nden bir açıklama yapıldı.Yazılı açıklama da,haberlerde yasal sürenin dolduğu ve buna karşın hiçbir işlem yapılmadığının öne sürüldüğünün altı çizilerek, ilgili yazının 5 Mayıs 2008 günü ve Belediyeye ulaştığı, dolayısıyla yasal sürecin takip edileceği kaydedildi.

 

Açıklamada şu bilgiler verildi: "“Erzurum ili, merkez ilçede Çifte Minareli Medresenin bitişiğindeki 42 pafta, 568 ada, 4’ten 52’ye kadar olan parsellerin üzerinde yapılmış bulunan tek kat dükkanların bulunduğu alana 13.4.2005 tarih ve 67 sayılı Büyükşehir Belediyesi onaylı Meclis kararı ve onaylı imar planına dayanılarak Belediyemizce 17.5.2006 tarih ve 148 sayılı imar durumu verilmiştir. Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan ve Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından kurul kararı alınarak onaylanan projeler belediyemizce kontrol edilmiş ve 23.5.2006 tarih ve 2006/18 numaralı ruhsat tanzim edilerek ilgili belediyeye verilmiştir.”

 

Açıklamada; yasal sürecin izleneceği ve yasal çerçevede gerekenin yapılacağına vurgu yapılarak şöyle denildi; “Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından “Koruma Amaçlı İmar Planı içinde yeşil alan vasfının korunması, bunun doğal sonucu olarak söz konusu 2.12.2004 gün ve 28 sayılı kurul kararına dayanılarak yapılmış bulunun dükkanların yıkılmasına” ibareli 12.3.2008 tarih ve 892 no’lu Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı 5.5.2008 tarih ve 1012 kayıt numarası ile Belediyemize teslim edilmiştir. Bahse konu dükkanların yıkım işlemleriyle ilgili hukuki durum ve süreç izlenecektir.”

Erzurum Gazetesi, 15.05.2008

REKORTMEN TABLO

 

Çağdaş ressam Lucian Freud’un, gerçek boyutlardaki uyuyan çıplak kadın tablosu 33.6 milyon dolar rekor fiyata satıldı.

Psikanalizin babası Sigmund Freud’un torunu olan 85 yaşındaki sanatçı, New York’taki Christie’s müzayede evinde düzenlenen bu satışla yeni bir dünya rekoru kırdı.


İlk kez, yaşayan bir ressamın tablosu bu kadar yüksek fiyata satıldı. 1995 tarihli portre için, şimdi 51 yaşında olan, Sue Tilley adındaki kadın 4 yıl süreyle poz vermişti.

Bu alanda bir önceki rekor, 23.5 milyon dolara satılan, Jeff Koons’un "Hanging Heart" adlı tablosuna aitti.

Hürriyet, 15.05.2008

İNGİLİZ RESSAM BACON'IN ÜÇLEMESİ 86 MİLYON DOLARA SATILDI

 

İngiliz ressam Francis Bacon'un "Triptych,1976" adlı üçleme eseri yeni bir rekor kırarak 86 milyon dolara satıldı.


Sotheby's müzayede salonunda yapılan açık artırmada, savaş sonrası bir sanat eserine müzayedede ödenen en yüksek miktar verildi. Sotheby's yetkilileri, üçlü esere 70 milyon dolar ödeneceğini tahmin ediyordu. Buna rağmen, müzayedeye telefonla katılan 2 kararlı müşteri, fiyatı
Sotheby için komisyon dahil 86 milyon 281 bine yükseltti. Bacon'un 1976 yılında yaptığı "Triptych,1976" adlı üçlemesi, 1977'den beri Avrupalı bir koleksiyoncuda bulunuyordu.

 

Bundan önceki savaş sonrası sanat eseri satış rekoru geçen yıl kırılmış, Mark Rothko'nun "Beyaz Merkez" adlı tablosu 72,84 milyon dolara satılmıştı.
Milliyet, 15.05.2008

İSHAKPAŞA SARAYI'NIN RESTORASYONU DEVAM EDİYOR

 

Ağrı Kültür ve Turizm Müdürü Muhsin Bulut, İshakpaşa Sarayı'nda başlatılan restorasyon çalışmalarının bu yıl yüzde 65'lik bölümünün tamamlanacağını belirtti.

Bulut, ''Geri kalan yüzde 35'lik bölüm de 2009 yılında bitirilerek İshakpaşa sarayı yeni görünümüne kavuşacak'' dedi.

Restorasyon devam ederken sarayın bazı bölümlerinin ziyaretçilere kapatılacağını anlatan Bulut, ziyaretçilerin can güvenliği için çalışma yapılan bölümlere girmemesi gerektiğini ifade etti.

Bulut, Kültür ve Turizm Bakanlığının prestij projesi olarak kabul edilen İshakpaşa Sarayı'nın restorasyonunda, ödenek konusunda hiçbir sıkıntı bulunmadığını sözlerine ekledi.

Turizm Gazetesi, 15.05.2008

TARİHİ BİNAYA MESCİT GÖREVDEN ALDIRDI

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nda, tarihi Sayıştay Binası'nda tadilat yapılırken "mescit" yaptırıldığı iddiası ortalığı karıştırdı. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Yapı İşleri Daire Bakanı Mustafa Bozdemir'i görevden aldı. CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin bir önergeyle meclis gündemine getirdiği olay şöyle gelişti: Cumhuriyet'in kuruluş döneminde başkentin merkezi olan, eski meclisin yanındaki Sayıştay binası, Kültür Bakanlığı'na devredildi. İddiaya göre binada restorasyon çalışmaları sırasında, Mustafa Bozdemir, zemin kata mescit yapılması talimatı verdi. Bakanı Günay da soruşturma başlattığı Bozdemir'i görevden aldı. SABAH'ın sorularını yanıtlayan Bozdemir, "Bakanı yanılttılar. Durumdan vazife çıkartanların düzenlediği komplo" dedi.

Sabah, Haber: Ceyda Dinçbakır, 15.05.2008

AKBANK 7 MİLYON YTL'Yİ BASTIRDI, DALİ SERGİSİ PAHALILIK REKORU KIRACAK





Akbank 60’ıncı yılında ünlü sürrealist ressam Salvador Dali’nin sergisini İstanbul’a getirebilmek için 7 milyon YTL ayırdı. Türkiye’nin en pahalı sanat organizasyonu olacak bu sergi için Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer ’kişisel hatırını’ da kullandı. 19 Eylül’de başlayacak sergi, Dali’nin İspanya dışındaki en büyük sergisi olacak.

Akbank Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı babası Erol Sabancı’dan mart ayında devralan Suzan Sabancı Dinçer ilk büyük adımlarından birini sosyal sorumluluk alanında attı. Suzan Sabancı Dinçer, dünyanın en prestijli sanatçıları arasında yer alan sürrealist ressam Salvador Dali’nin bugüne kadar İspanya dışında gerçekleştirilecek en büyük sergisini Akbank’ın 60’ıncı yılında İstanbul’a getiriyor. 7 milyon YTL’lik bütçeyle Türkiye’nin bugüne kadar gördüğü en pahalı sanat organizasyonu için "kişisel hatırını" kullanan Suzan Sabancı Dinçer, yıllar öncesinden planlanan Dali sergisinin takvimini değiştirterek rotayı İstanbul’a çevirtti.

Dali sergisinin İstanbul’a geliş öyküsü oldukça maceralı geçti. Başlangıçta Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) yetkilileri Dali Vakfı’na başvuruda bulundu. Ancak Vakıf’tan "Üç yıllık programımız dolu" yanıtı geldi. Bunun üzerine devreye Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer girdi. İspanyol bankalarıyla önemli ilişkileri bulunan Dinçer, ülkenin bir numarası Banco Santander’deki kişisel dostuklarını kullandı. Dinçer, "60’ıncı yılda bu sergiyi İstanbul’a getirmeliyiz, önümüzdeki yıl bu kadar ısrarcı olmayabiliriz" dedi.

Suzan Sabancı Dinçer’in kişisel müdahalesi New York, Los Angeles, Londra gibi ünlü sanat merkezlerinin de istediği Dali sergisinin rotasını birden değişirdi. Dali Vakfı’ndan "Sergi için 19 Eylül’de İstanbul’dayız" yanıtı geldi. Dali Vakfı, İstanbul’a "Evet" demekle kalmayıp, 33’ü ana parça olmak üzere, 269 eserden oluşan koleksiyonla gelmeye karar verdi. Böylece bugüne kadar İspanya dışındaki en büyük Dali sergisinin İstanbul’da açılması kesinleşti. "İstanbul’da Bir Sürrealist: Salvador Dali" sergisinde 33 resmin yanı sıra, 113 çizim, 111 gravür ve 12 litografi bulunurken, koleksiyon mektuplar, notlar ve fotoğraflarla 385 parçaya ulaşacak.

Salvador Dali’nin doğduğu Figueres kentindeki Gala-Salvador Dali Vakfı’nın Genel Müdürü Joan Manuel Sevillano Campalans, şöyle konuştu: "Suzan Sabancı Dinçer bizi ikna etti. Suzan Hanım’la çok iyi eşleştik. Akbank gibi çok dinamik ve güçlü bir sponsor bulduk. Bugüne kadar İspanya dışında yapılan en büyük sergiyi İstanbul’da gerçekleştireceğiz. İlk kez bu kadar çok eser yurtdışına çıkarılıyor. Bundan sonra 40 yıl içinde bu kadar büyük bir sergi olacağını düşünmüyorum. Bu tür büyük sergilere ara veriyoruz. Her yıl en fazla bir Dali sergisi yapma kararı aldık."

Salvador Dali’nin bazı eserlerinin bu yıl haziran ayında New York Museum Of Modern Art’ta (Moma) "Sinema ve Dali" konseptiyle sergileneceğini belirten Joan Manuel Sevillano Campalans, İstanbul’da sergilenecek koleksiyonun 33 başyapıt ile diğerlerinden çok farklı olacağını vurguladı. Dünyanın pekçok ülkesini gezen Dali eserlerinin, daha önce nüfusunun çoğunluğu Müslüman ülkede sergilenip sergilenmediğine ilişkin bir soru üzerine, 10 yıllık görev süreci boyunca böyle bir şey hatırlamadığını belirtirken, bu eserlerin ilk kez nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede sergileneceğini dile getirdi.

Salvador Dali’nin İspanya dışındaki en büyük sergisi belgesellere konu olacak bir organizasyonla gerçekleştirilecek. Sanat eserlerinin İstanbul’a taşınması için dünyada çok az sayıda bulunan özel kargo şirketlerinden hizmet alınacak. Eserler, uçak kargolarında eksi 50 dereceye kadar düşen ısıdan korunmak için özel klimalı sandıklara yerleştirilecek. Ayrıca her eser milyon dolarları bulan astronomik poliçelerle sigortalanacak. Sergi bitip, eserler İspanya’ya döndüğünde yıpranmayı engellemek için en az iki yıl dinlendirilecek.

Picasso ve Rodin gibi dünyaca ünlü sanatçıların sergilerine ev sahipliği yapan Sakıp Sabancı Müzesi Genel Müdürü Nazan Ölçer, süreci şöyle yorumladı: "Önce programımız dolu dediler, çünkü sergi takvimi yapılmıştı. Sonradan Suzan Sabancı Dinçer’in devreye girmesiyle iş çözümlendi. Akbank’ın 60’ıncı yılı nedeniyle bu serginin İstanbul’a gelmesini çok istiyorduk."






Akbank Genel Müdür Yardımcısı Hayri Çulhacı "İstanbul’daki sergiye 150 bin kişinin gelmesini bekliyoruz. Sanata her yıl 15 milyon dolar yatırım yapıyoruz. Akbank tarihinin en büyük kültür, sanat ve sosyal sorumluluk projesidir. Bütçemizin en büyük kısmı bu sergiye gidiyor" dedi. Sergi maliyetinin bu yılki bütçelerinin ana kısmını oluşturduğunu kaydeden Çulhacı "Bizim değil, aynı zamanda Türkiye’nin bugüne kadar gördüğü en büyük ve pahalı proje" dedi.

Yapıtları kadar yaşamıyla da sanat tarihine damga vuran Salvador Dali, 1904’te Barcelona yakınlarındaki Figueres’te dünyaya geldi. Sürrealist sanat akımını, resimleri ve heykellerine yansıtan Dali gerek yaşamı, gerekse ölümünün ardından ülkesi için bir milli hazineye dönüştü. Dali’nin tasarladığı ve boyama, çizim, yontma, kuyum, hologram, stereoskopi, fotoğrafçılık ve benzeri tekniklerle yapılmış 4 binden fazla eserin yer aldığı müzeyi yılda 1 milyon kişi ziyaret ediyor. 1974 yılında kurulan müze sayesinde binden fazla kişiye istihdam yaratıldığı belirtilirken, Dali’nin oluşturduğu turizm sektörünün yıllık parasal büyüklüğü 150 milyon Euro’yu buluyor. Geçen yıl müzedeki bilet satış geliri 8 milyon Euro. Aynı yıl Türkiye’nin en büyük müzesi konumundaki Topkapı Sarayı’nın geliri ise 7 milyon Euro’yu ancak yakaladı.

Hürriyet, Haber: Hayri Çetinkaya, 15.05.2008

"MİMAR SİNAN'A KARŞI SAYGISIZLIK YAPAMAYIZ"

 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, UNESCO Dünya Kültür Mirası heyetinin İstanbul'daki incelemelerine ilişkin, "Bu bir süreç, devam ediyor. Olumsuz bir sonuç çıkacağını düşünmüyorum. Şu anda benim gördüğüm rapor olumlu çıkacak. Kendilerinin de ifadesi o" dedi. Topbaş, metro için Haliç üzerinde yapılacak köprü projesinde de bir değişiklik olmadığını, sadece tasarıma ilişkin tatbikat projeleri yapılırken, taşıyıcı ayakların kalın kaçarak hantallaşmaması için bu kesitlere dikkat edildiğini söyledi. UNESCO heyeti ile de bu konuyu konuştuklarını ve hassasiyetlerini söylediklerini, onların da "güvenlerini" ifade ettiklerini belirten Topbaş, "Ortaya bu şehirde yüzyıllarca yaşayacak güzel bir eser çıksın. Yanlış bir şey çıksın istemiyoruz. Alternatif proje yok. Orada binaları, gövdeyi, Süleymaniye Camisi'ni basacak, etkileyecek bir köprü olmasın istiyoruz. Sinan'a karşı saygısızlık yapamayız" diye konuştu.

Metro çalışmaları kapsamında Yenikapı'daki arkeolojik kazıların da hassasiyetle sürdürüldüğünü hatırlatan Topbaş, "Eğer tarihe saygı duymamış olsaydık, geçmiş dönemlerde yapıldığı gibi bir gecede dozerlerle yok ederdik, kimse farkında bile olmazdı" dedi. Başkan Topbaş, Sulukule'deki çalışmaları bilmeden eleştiri yapılmasını da doğru bulmadığını söyledi. Topbaş sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu insanlar gidip başka insanlar gelecek değil buraya. Heyet bu çalışmayı doğru buldu. Orada yaşayan insanlar kendi kültürünü devam ettirecek. Yine darbukasını çalacaksa çalsın. Kim kemanını darbukasını bıraksın diyor ki."

Sabah, 15.05.2008

ŞANLIURFA'DA 12 BİN YILLIK DOMUZ HEYKELİ

 

Tarihi MÖ 9 bin yıllarına uzanan Neolitik Çağ'dan kalma, tapınma amaçlı törensel alanlara ait mimari kalıntılar, dikili taşlar ve üzerinde kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürlerinin bulunduğu Şanlıurfa'daki Göbeklitepe'de yeni bulgulara ulaşıldı.

 

Günyüzüne çıkarılan en büyük tapınma alanını barındıran ve Prof.Dr. Klaus Schmidt ile eşi Çiğdem Köksal Schmidt ve 60 kişilik ekip tarafından yapılan kazılarda ilk defa tapınak tabanına inildi.

Prof.Dr. Schmidt, "Kazılar sonucunda ilk defa 2 yaban domuzu heykeli bulduk. Tapınak yapımında hiçbir metal kullanılmamış. Yağmalanmamış ve üstü kapatılarak bırakılmış. Üstü kazılara kadar hiç açılmamış. Şimdi bizi sırlar bekliyor" diye konuştu.

Sabah, Haber: Yaşar Özay, 15.05.2008

HEYKEL, ÇALINAN BAŞINA KAVUŞTU

 

Kocaeli Müzesi’nden 2001 yılında çalınan heykel başı ülkesine geri döndü. Kocaeli Müzesi Müdürlüğü fuar alanında sergilenen 2. yüzyıl Roma dönemine ait 1,82 boyundaki heykelin başı, 2001 yılında gövdeden koparılarak çalınmıştı. Baş, 2004 yılında Almanya’nın Münih Kenti’nde bulundu. Eserin Kocaeli Müzesi Müdürlüğü envanterine kayıtlı olması, mülkiyetinin Türkiye’ye ait olduğunun kanıtlanması nedeniyle Alman makamları, dava yoluna gidilmeksizin iadeye karar verdi. Türkiye’nin Münih Başkonsolosluğu’nca Nisan ayında teslim alınan eser, diplomatik kargoyla Türkiye’ye gönderildi.

Hürriyet, 15.05.2008

UŞAK MÜZE MÜDÜRÜNE MEMURİYETTEN MEN

 

Uşak Arkeoloji Müzesi'nde Karun Hazinesi'nin en değerli parçası ‘kanatlı denizatı broşu’nun sahtesiyle değiştirilmesi davasına Uşak Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Tahliye istemi bir kez daha reddedilen tutuklu sanık Uşak Müzesi eski Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu'nun devlet memurluğundan da çıkarıldığı bildirildi.

 

2006 yılının Mayıs ayında, Uşak Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Karun Hazinesi'nin en değerli parçası olan kanatlı denizatı broşunun sahtesiyle değiştirildiği yönünde ihbar mektubu üzerine başlatılan operasyonda dönemin müze müdürü Kazım Akbıyıkoğlu’nun da aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alınmış, 8’i tutuklanmıştı. 8 tutukludan 7’si daha sonra tahliye edilmişti.

Samsun Haber, 14.05.2008

MAMA HATUN KERVANSARAYI KİRALANDI





Erzincan’ın Tercan İlçesi'nde bulunan tarihi Mama Hatun Kervansarayı’nın kiraya verildiği, çeşitli iş alanlarının açılmasıyla korunmasının sağlanacağı belirtildi.

 

Tercan Kaymakamı Tuncay Akkoyun, Vakıflar bölge Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olan tarihi kervansarayın bir işadamına kiraya verildiğini içerisinde lokanta, düğün salonu, bakır eşya reyonu, çay bahçesi, ayakkabıcı, su tahsilat bürosu, kaymakamlık irtibat bürosu ve değişik iş kollarının yapılacağı mekanların bulunacağını ifade etti.

 

Kervansarayın kullanılmasının beraberinde korunmasını da getireceğini kaydeden Akkoyun, kiralayan iş adamının da tarihi mekanın korunmasına azami itina göstereceğini, bu konuda Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile sözleşme imzalandığını belirtti.

 

Kaymakam Akkoyun, kervansarayın kiralanmasının ardından , yapılan onarım ve benzeri işlemlerin Vakıflar Bölge Müdürlüğü uzmanlarından izni alınarak yapıldığını , herhangi bir tahribat yapılmasına izin verilmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Kervansarayın bir duvarında yapılan işlemi incelediklerini bildiren Kaymakam Akkoyun, yapılan işlem için izin alındığını, iç mekanların pis su birikintilerinin bu kanalla dışarı atılmasının sağlanacağını söyledi.

 

Mama Hatun Kervansarayı

 

Erzincan’ın Tercan İlçesi'nde Mama Hatun Kümbeti’nden 30 metre uzağında aynı adla kervansaray bulunuyor. Kervansaray’ın 12.yüzyılın sonları veya 13.yüzyılın başlarında yapıldığı belirtiliyor.

 

Osmanlı döneminde yapılmış han plan tipinde. Kervansarayın mimarı bilinmemekle beraber kümbeti yapan Ahlatlı Ebu’n-Nema bin Mufaddalı’ın eseri olması kuvvetle muhtemel. Kare planlı kervansaray 51.x51.metre ölçüsünde. Sarı renkte kesme taştan yapılmış olan kervansarayın dört köşesine silindirik kuleler, cephelere de yarım silindirik kuleler ve payandalar yerleştirilmiş. Buradaki kule ve payandalar 16 adet. Doğu cephesinin ortasına dışarıya taşkın bir giriş portali yerleştirilmiş durumda . Bu portalin iki yanına birer sütunçe ve birer niş konulmuş. Portalin basık kemerli kapısından kısa bir koridora oradan da geniş ve yamuk biçimli bir avluya geçiliyor. Koridorun iki yanında tonoz örtülü dikdörtgen odalar bulunmaktadır.

 

Avlunun kuzey ve güney kenarlarında beşer oda ve bir eyvan bulunmaktadır. Batı yönünde ise ortadaki daha büyük olmak üzere sivri kemerli tonoz örtülü üç eyvan ve bunların etrafında dikdörtgen birer mekan daha vardır. Avlunun kuzey ve güney kısımlarına duvar uzunluğunda ahır bölümleri yerleştirilmiştir. Bunlar sivri kemerlidir ve üzerleri tonozla örtülü.

Erzincan Kent Haber, 14.05.2008

TARİHİ SEYDİBEYOĞLU KONAĞI BELEDİYEYE DEVREDİLDİ

 

Daday İlçesinde 13 yıl süren tadilat çalışmaları geçen yıl tamamlanan tarihi Seydibeyoğlu (Köpekçioğlu) Konağı, Daday Belediyesi'ne devredildi.





Edinilen bilgiye göre, bir süre önce Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğüne başvuran Daday Belediye Başkanı Kadir Er, 30 Ağustos 1925`de Ulu Önder Atatürk`ü ağırlayan Seydibeyoğlu Konağı`nın turizm amaçlı kullanılması için belediyeye devrini istedi.


Kastamonu Valiliği'nin de girişimleri sonucu Daday Belediyesinin talebine olumlu yanıt veren Kültür ve Turizm Bakanlığı, konağın belediyeye devrini onayladı. Daday Belediye Başkanı Kadir Er, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçenin tarihi geçmişe sahip Seydibeyoğlu Konağı`nın belediyeye devredilmesinden dolayı mutlu olduklarını belirterek, yetkililere teşekkür etti.


Tarihi konağı ilçe turizmine kazandırmayı amaçladıklarını belirten Er, ilçede otel bulunmaması nedeniyle konağın bir katının 25-30 yataklı otel, giriş katının el dokuma atölyesi ve el sanatları teşhir merkezi, başka bir bölümünün ise restoran olarak düzenleneceğini söyledi. Konağın işletilmesi için özel girişimcilere kiralanılmasının gündemde olduğunu kaydeden Er, bu konudaki talepleri değerlendireceklerini bildirdi.


Daday ilçe merkezinde 1912 yılında 3 kat üzerine inşa edilen tarihi Seydibeyoğlu Konağı, 30 Ağustos 1925`te ilçeyi ziyaret eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk`ü ağırladı.


Atatürk Müzesi yapılması düşüncesiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restorasyonuna 1994 yılında başlanan tarihi konaktaki çalışmalar, bir süre sonra ödenek yetersizliğinden dolayı durduruldu.


Daha sonra bina kütüphane yapılmak üzere Kütüphaneler Genel Müdürlüğüne devredildi, ancak bir süre sonra ilçede kütüphane bulunması nedeniyle bu karardan da vazgeçildi. Son olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğüne (DÖSİM) devredilen binanın restorasyonu, sağlanan ödeneklerle geçen yıl tamamlanmıştı.

Kastamonu Postası, 14.05.2008

KOLOMBİYA'DA 100 ANTİK MEZAR BULUNDU

 

 

Kolombiya’da, Bogota’nın dışında bir ev inşaatı için temel kazan işçiler yaklaşık 50 dönümlük bir alanda iki az bilinen antik uygarlığa ait binden fazla mezar içeren bir gömü alanının bulunmasını sağladılar. 

 

Buluntuların bazılarının kurban edildiği düşünülüyor. Kazı alanında çalışan Kolombiya Üniversitesi’nden antropolog Ana Maria Groot mezarlardan birisinde bulunan bir kadın iskeletinin duruşundan ve ağzının açık olmasından canlı olarak gömülmüş olabileceğini düşünüyor. Diğer bir mezarda bulunan bir erkek iskeletinin kemiklerinin eğriliğinden dolayı bir şamana ait olabileceği düşünülmekte. Kolomb öncesi dönemlerde mağaralarda yaşayan şamanların, güneş ışığı eksikliği dolayısıyla yeteri kadar D vitamini alamadıkları ve bunun sonucu olarak kemiklerinin eğrildiği biliniyor. 

 

Bu ilginç buluntular dışında, mezarlık alanı süresi ve yaşı ile de olağanüstü. Bulunan mezar hediyelerinden anlaşıldığı kadarı ile, mezarlık MS 1. yüzyıldan 16. yüzyıla dek kullanılmış. İlk 500 yıllık dönem And dağları’nın bu kesiminde Herrera Dönemi olarak biliniyor. Bölgede toplu tarımın başladığı dönem olarak bilinen bu devre ait daha önceden fazla bir buluntu olmaması, bu mezarı çok önemli hale getiren bir başka unsur. 

National Geographic News, Haber: José Orozco, 09.05.2008

İSTANBUL MODERN, 18 MAYIS'TA GECE YARISINA DEK ÜCRETSİZ

 

İstanbul Modern Sanat Müzesi, Müzeler Haftası kapsamında, 18 Mayıs 2008 Pazar günü ziyaretçilerine kapılarını ücretsiz olarak açıyor. Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından “Uluslararası Müzeler Günü” olarak kabul edilen 18 Mayıs, UNESCO tarafından tüm dünyada “Müzeler Günü” olarak ilan edildi. Ülkemizde ise 1982 yılından bu yana 18 - 24 Mayıs tarihleri arasında “Müzeler Haftası” kutlanıyor. İstanbul Modern, Uluslararası Müzeler Haftası çerçevesinde geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da sanatseverlere 18 Mayıs tarihinde gece saat 23.00’e dek ücretsiz olarak müzeyi ziyaret etme olanağı sunuyor.

18 Mayıs Pazar günü sanatseverler İstanbul Modern’de “Tasarım Kentleri” ve “Modern Deneyimler” sergilerinin yanı sıra “Sessiz Direniş- Rus Fotoğrafında Resimsellik” fotoğraf sergisini görebilecek. 8. Video Programı “İşgal Altında”yı ve “Tasarımın Üç Hali” başlıklı sinema programını izleyebilecek. Saat 17:00’de “Modern Deneyimler”, saat 19:00’da ise “Tasarım Kentleri” sergisi ücretsiz olarak rehberler eşliğinde gezilebilecek. Çocuklar ve gençler, Genç İstanbul Modern etkinliğine ve ayrıca aileleriyle birlikte “Kentin Genç Tasarımcıları” başlıklı yaratıcı ve eğlenceli eğitim programında gerçekleşen Ailece Sanat etkinliğine katılabilecekler.

Sanatseverler İstanbul Modern’in Süreli Sergiler Salonu’nda yer alan ve dünya tasarım anlayışını değiştiren en önemli sanatçıların yapıtlarını bir araya getirerek, 19. yüzyıl ortalarından günümüze kadar tasarım tarihini yansıtan “Tasarım Kentleri” sergisini görme olanağı bulacaklar. Londra Tasarım Müzesi işbirliğiyle gerçekleşen serginin küratörlüğünü Londra Tasarım Müzesi Direktörü Deyan Sudjic üstleniyor. 1851’den 2008’e dek yedi kente odaklanan ve mimariden endüstriyel ürünlere, mobilyadan grafik tasarıma, modadan otomotive uzanan geniş bir yapıt seçkisini içeren sergide, 64 tasarımcının 109 yapıtı, 7 markanın 12 ürünü yer alıyor.

Müzenin üst katındaki Sürekli Sergiler Salonu’nda sergilenen “Modern Deneyimler” sergisinde, 19. yüzyıldan başlayarak Osmanlı ve Türk sanatında farklı modernizm görünümleri, tema-kavramlarla modern sanat tarihimizde yer edinen imgeler ve sanatçı odaları ile kişisel deneyimler, üsluplar ve alternatif anlatımlar sunuluyor.

İstanbul Modern Fotoğraf Galerisi’nde "Sessiz Direniş - Rus Fotoğrafında Resimsellik" sergisinde 18 Rus fotoğrafçının, 1898’lerden 1940’lara uzanan süreçteki üretimlerinden toplam 194 adet orijinal baskısı (vintage print) ile 20. yüzyılın ilk yarısına farklı bir ışık tutan en seçkin yapıtları görülebilir.

Ayrıca 18 Mayıs Pazar günü saat 18:00’de “Modern Deneyimler”, saat 20:00’de ise “Tasarım Kentleri” sergisi ücretsiz olarak rehberler eşliğinde gezilebilecek.

Video Alanı’nda, küratörlüğünü Paolo Colombo’nun üstlendiği “İşgal Altında” başlıklı 8. Video Programı ile Anna Gaskell, Miranda July ve Rosemarie Trockel’in yoğun psikolojik mekanların varlık ve yoklukla nasıl işgal edildiklerini gösteren video yapıtları izlenebilir.

İstanbul Modern Sinema’da, “Tasarım Kentleri “sergisine paralel olarak "Tasarımın Üç Hali" başlığıyla, yönetmen Gary Hustwit’in "Tüm zamanların en iyi yazı karakteri seçilen Helvetica" üzerine yaptığı ilk uzun metrajlı belgeseli "Helvetica" (2007) ve Nathaniel Kahn’ın, 20. yüzyılın en büyük sanatçılarından bir olarak kabul edilen babası mimar Louis I.Kahn’ın çarpıcı yaşamöyküsü ve yarattığı eserler üzerine gerçekleştirdiği, 2004 yılında En İyi Belgesel Film dalında Oscar adayı olan "Mimar Babam: Bir Oğlun Yolculuğu" (2003) ve Dijital Film Festivali Resfest’in Best of By Design seçkisi gösterilecek.

6 - 16 yaş arası çocuk ve gençler, Genç İstanbul Modern programının üçüncüsü "Dokunduğum Dünya"da mimari, tasarım, gıda endüstrisi ve plastik sanatlarda kullanılan 60 çeşit yumuşak malzemeyi dokunma ve görme duyuları aracılığıyla tanıma olanağı bulabilirler. Çocuklar, ayrıca aileleriyle birlikte “Kentin Genç Tasarımcıları” başlıklı yaratıcı ve eğlenceli eğitim programında gerçekleşen "Ailece Sanat" etkinliğine katılabilirler.

Arkitera, 14.05.2008

ARKEOLOJİ VE BARIŞ

 

Herkes kendi ülkesini öyle mi görür bilemem ama bizde tezatların daha yoğun olduğu bir gerçek. Sık sık ‘medeniyetler ittifakı’ için dış seyahatlere çıkan başbakanımızın ülkesinde medeniyetlerin tehdit altında olduğunu görmezden gelmenin adeta belli kuralları oluşmuş.


Ülkede neredeyse hepimiz örneğini Allianoii veya Hasankeyf’te gördüğümüz gibi DSİ görev alanlarındaki tarihi dokunun sular altında kalmasına karşıyızdır. Yine Irak’ın işgalinde yağmalanan müzeler konusunda içi sızlamayanımız yoktur. Yolu Mısır’a uğrayanlarımız piramitlerin Napolyon’un işgal ordularınca atış poligonu olarak kullanılmasına duydukları öfkeyle geri dönerler. Yugoslavya’da yaşanan iç savaş yıllarında soykırım iddiaları kadar tarihi Mostar Köprüsü’nün yıkılması da yüreklerimizi sızlatmıştı.


Peki ne oldu da kendi ülkemizde çatışma alanlarındaki tarihi dokuyu haber değeri olmaktan çıkarttık ve bombalanan, roketlenen bölgeleri salt dağlık alan veya mağara olarak adlandırmaya başladık?


Ne zaman haberlerde ülkemin bombalanan dağlarını, mağaralarını görsem Ersin Alok’un Anadolu’da Kayaüstü Resimleri adlı kitabına uzanır elim. Binlerce yıl öncesinden günümüze uzanan bu resimler Dünya Prehistoryası içinde çok önemli bir yere sahip. Van Trişin Yaylası, Cudi Dağı ilk akla gelenler.


Ne zaman haber spikerlerinin sesi kendi ülkesine düşen bombaların şehvetine kapılsa elim bir Kayaüstü resminin fotoğrafına ilişir. Belki de savaştan kaçan bir Anadolu delikanlısının bin yıllar öncesinde dağlara sığınmış resimleridir dokunduklarım, kim bilir? Yaşadıklarımız daha ne kadar Tolstoy’u haklı çıkaracak? ‘Siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama o sizinle mutlaka ilgilenecektir’ sözünün bin yıllar sonrasında Anadolu kayaüstü ressamlarını da ilgilendirebileceğini kim bilebilirdi? Evet, barış adına çaba harcamak için bir nedenimiz daha var. Anadolu’nun en önemli prehistorik açık hava arkeolojik alanlarına sahip çıkmak gibi

Evrensel, Yazı: Dr. Zeki Gül, 14.05.2008

ARABA PAZARI HAMAMI
KIYMETE BİNDİ

 

Kastamonu'da Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından geçtiğimiz yılın sonunda restorasyon ihalesi yapılan, Araba Pazarı Hamamı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre bu yıl içinde tamamlanarak hizmete açılacak.

Kastamonu Postası, 14.05.2008

SUR KAPILARI YENİLENİYOR

 

Osmangazi Belediyesi'nin Kültür Bakanlığı desteğiyle yürüttüğü Bursa surlarını düzenleme ve restore etme çalışmaları kapsamında, Yerkapı'daki iç ve dış surlardaki iki cümle kapısı yeniden inşa ediliyor. Osmangazi Belediye Başkan Yardımcısı Bayram Vardar, birisi Kavaklı Caddesi'nde, diğeri Yokuş Caddesi Üftade Camii altında olmak üzere, iki yeni kapının inşasının başladığını söyledi. Vardar, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nda onaylanan kapı projelerinin, Kavaklı Caddesi'nden çöp kamyonlarının geçmesinin mümkün olabileceği şekilde 4.5 metre yükseklikte ve 6 metre genişlikte inşa edileceğini bildirdi.


Vardar, "Yokuş caddesinde Yerkapı ile Üftade Camii arasındaki surların restorasyonu için 5 binanın kamulaştırma çalışmaları sürüyor. Bunlardan bir tanesinin kamulaştırması bitti. Kavaklı Caddesi'nde iç surlardaki kapıyı yapmak için gerekli olan küçük dükkan da yıkıldı. Bu bölgede kuruldan geçen projeye uygun olarak iç surlarda Yerkapı'nın biraz yüksek olarak yeniden inşasına başladık.


Bu arada 4 binanın daha yıkılması ile Üftade Camii'nin yanındaki eski surlar da gün yüzüne çıkacak. Ayrıca araç trafiği Tahtakale'den Kavaklı caddesine çıkışta yeniden düzenlenecek. Yokuş caddesi üzerinde dış sur tabir edilen bölgede Üftade Camii'nin alt merdivenleri önünde bir kapı yapılacak. Bölge yeni yapılacak tarihi kapılarla farklı bir siluet kazanacak" dedi.


Bursa surları projesi kapsamında Mersan İnşaat'ın yürüttüğü faaliyette, devasa küfeki kaya parçaları vinçlerle yerlerine asılacak. Orijinal parçaların zarar görmemesi için numaralandırmaları yapılarak etrafları horasan harcı ile derzlenecek. Ayrıca kamulaştırılan evlerin arkasındaki orijinal surlar da kumlama sistemi ile yıkanarak kirden arındırılacak, orijinal olan taşlar korunarak, derzlerle ve özel yöntemlerle dikiş yapılarak eski surlar taze görünüme kavuşturulacak.

Bursa Hakimiyet, 14.05.2008

TARİHİ YAPILAR BAKIMSIZLIK VE İLGİSİZLİKTEN DOLAYI ÇÖPLÜĞÜ ANDIRIYOR

 

Muş'ta bulunan bir çok tarihi yapılar bakımsızlık ve ilgisizlikten dolayı çöplüğü andırıyor.

 

Tarihi eserlerin böylesine bakımsız kalması ve kendi kaderine terk edilmesi üzüntüyle karşılanırken, vatandaşlar, büyük öneme sahip eserler için yetkililerin harekete geçmesini istiyor.

 

Abdulvahap Gazi Türbe'sinin duvarlarında oluşan çatlaklar her geçen yıl büyürken, türbe yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Halk, türbenin gelecek nesillere aktarılabilmesi için yetkilileri göreve çağırıyor.

haberler.com, 14.05.2008

DEFİNE HAYALLERİ SUYA DÜŞTÜ

Tarsus İlçesi'ne bağlı Gülek beldesinde bir vatandaşın başvurusu üzerine 2 gün süren define kazı çalışması sona erdi. Kazıda arkeolojik değerlere rastlanmadı.

 

Gülekli bir vatandaşın Tarsus Müze Müdürlüğü'ne "Bahçemde define var" diyerek müracaat etmesinin ardından kazı çalışması başlatan Müze Müdürlüğü ekipleri 2 gün süren kazı çalışması sonunda 9 metre derinliğe ulaşmalarına rağmen arkeolojik bir değer bulamadı.

 

Müze Müdürü Abdulbari Yıldız, bir vatandaşın başvurması sonucu kazının Tarsus Müze Müdürlüğü başkanlığında, Mal Müdürlüğü, İlçe Özel İdare ve Çamalan Jandarma Komutanlığı nezaretinde Gülek beldesi girişinde SİT alanı olmayan bir bahçe içerisinde yapıldığını söyledi.

İki gün süren kazıda 2 kepçenin 100 metrekarelik alan üzerinde çalışma yaptığı ve 9 metre derinliğe kadar inildiğini belirten Yıldız, "Ancak hiçbir arkeolojik bulgu ile karşılaşılmadı. Açılan kazı çukurları tekrar doldurularak eski haline getirildi. Çalışmalar sonunda ruhsat sahibinin yapmış olduğu masraf ile emek boşa gidilmiş oldu. Ancak burada define bulunmuş olsaydı ruhsat sahibi çıkan definenin yüzde 50'sini alacaktı" dedi.

Mersin Kent Haber, 14.05.2008

KLAROS'TA TALAN BAŞLIYOR

 

Antik dünyanın en büyük üç kehanet merkezinden biri olan, İzmir’in Menderes İlçesi Özdere beldesine bağlı Ahmetbeyli Köyü sınırları içindeki üç bin yıllık Klaros Apollon Tapınağı’nın yanıbaşında taşocağı açılması girişimine tepki yağıyor. Kuşadası Turist Rehberleri Derneği (KURED) yöneticileri, TÜRSAB üyesi seyahat acenteleri temsilcileri, çevre gönüllüleri ve yerel tarih araştırmacılarından oluşan heyet, yerinde incelemelerde bulunup yöre halkı, Özdere Belediyesi Avukatı ve Kazı Başkanı Prof.Dr. Nuran Şahin’le görüştükten sonra, taşocağı işletme izninin iptali için açılacak davalara müdahil olmaya karar verdi. KURED Başkanı Ali Karapınar, “Aslında bölge için en doğru olan, tüm havzanın  birinci derece arkeolojik ve doğal sit alanı ilan edilmesidir” dedi.

 

Tapınağın yakınında bulunan Ahmetbeyli ve Çile Köyü sakinlerinin başlıca geçim kaynağının organik tarım ve yeni yeni gelişmekte olan turizm olduğunu kaydeden KURED Başkanı Karapınar, taşocağının bu iki kaynağı da kökünden kurutacağını savundu.  Havzada 130 bin mandalina ve 6 bin zeytin ağacı olduğuna dikkati çeken Karapınar, turizmcilerin ‘Ahmetbeyli Yolu’ olarak bildikleri yolun, İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na gelen turistlerin Özdere ve Kuşadası’na geliş-gidiş transferlerinde kullanılan çok önemli bir turistik güzergah olduğuna dikkati çekerek şöyle dedi: “Bu güzergahın insan ruhunu dinlendiren doğal güzelliği Adnan Menderes Havalimanı’nda karşıladığımız ve yine oradan ülkelerine uğurladığımız misafirlerimize verdiğimiz en anlamlı ‘Hoş geldiniz’ ve ‘Güle güle’ mesajlarıdır. Bu yol, her gün yüzlerce kamyonun kullanımına açılınca, turistik amaçlı kullanımı sona erecek, grup ziyaretleri ile yeni yeni tanışan Klaros Kehanet Merkezi de daha doğmadan katledilen bir kültür mirası olarak tarihe geçecek. İki günde bir 100 kilo dinamit kullanılarak gerçekleştirilecek patlamalar 3.6 büyüklüğünde depreme eşdeğerde sarsıntı yaratacak, Klaros’ta taş taş üzerinde kalmayacak, yöre halkının psikolojisi bozulacak, bölgede yazlığı olanlar mülklerini satıp kurtulmak isteseler bile alıcı bulamayacaklar.”

 

Taşocağının, Klaros Tapınağı’nın inşasında ve paha biçilmez değerdeki heykellerinin yapımında kullanılan mermerin çıkarıldığı antik ocakları da kapsayan alana kurulacağına dikkati çeken Karapınar, “Bunun için binlerce ağaç kesileceği, taşocağı eteklerinde, yolun kenarına beton santralı inşa edileceği ve günde 2 bin 835 ton malzemenin 160 iş makinası ve kamyonla taşınacağı bilgisini aldık. Bölgenin kültür mirasına, doğasına, insan kaynaklarına ve ekonomisine yönelik bu büyük katliamı önlemek için, başta TÜRSAB olmak üzere,  konuya duyarlı tüm sivil toplum örgütleri el ele vererek firmanın maden arama ve işletme ruhsatının iptali için hukuk mücadelesinde yer almalıdırlar” dedi. Karapınar “Torbalı’da Metropolis antik kenti eteklerinde organize sanayi bölgesi kurulmak istenmesi, Yatağan’da Lagina Hekate Kutsal Alanı yakınında, ikinci bir termik santral inşa edilmek istenmesi, Kaz Dağları’nda  yürütülen altın arama sondajları, Pamukkale Hierapolis antik kentinde Turizm Danışma Bürosunun boşaltılarak yerine ‘yiyecek içecek tesisi’ yapılmak istenmesi, milli parklarda ‘Alan Kılavuzluğu’ adı altında, turist rehberliği mesleği ile bağdaşmayan bir uygulamanın hayata geçirilmesi gibi, ülkemizi ve hayatımızı cehenneme çevirmeye yönelik girişimlerin karşısında olmak dün ve bugün olduğu gibi yarın da birinci görevimiz olacak” dedi.

Birgün İzmir, 14.05.2008

SEZAR'IN BİLİNEN EN ESKİ BÜSTÜ BULUNDU

 

 

Fransız Kültür Bakanlığı, güneyindeki Rhone en Arles'da Jül Sezar'ın bilinen en eski, aynı zamanda imparatorun saçsız ve yüzünde kırışıklıklarla tasvir edilmiş mermer büstünün bulunduğunu açıkladı.

 

Kültür Bakanlığından yapılan açıklamada, İmparator Sezar tarafından MÖ 46'da kurulan Roma kenti Rhone en Arles'daki kazılarda gün ışığına çıkarılan üç heykelden birinin MS 3. yüzyıla ait olduğu ve tanrı Neptün'ü tasvir ettiği belirtildi.

Bakanlık, kazılarda ayrıca, Korint usulü mermer sütun başlığı, başlıktaki akantus yapraklarının parçaları, bir sunak ve sütunlar bulunduğunu kaydetti. Denizaltındaki kazılara başkanlık eden arkeolog Luc Long, Sezar'ın büstünün suikastından hemen sonra yapıldığını düşündüğünü, çünkü tasvirin gerçeğe çok yakın ve ileriki yaşlarına ait olduğunu belirterek, Roma'da Sezar'ı yaşarken tasvir eden heykel bulunmadığını, tamamının ölümünden sonrasına ait olduğunu bildirdi.

Arkeolog Long, kazıların yapıldığı liman kenti Rhone'un aynı zamanda önemli binaları bulundurduğunu öğrendiklerini söyledi.

Sabah, 14.05.2008

ANTİK ALTYAPI

 

Denizli'de yapılan bir operasyonda, Roma ve Bizans dönemlerine ait mermer lahit kapağı, sunak ve altyapı taşı ele geçirildi.

 

Acıpayam İlçesi'nde ikamet eden Y.H. ve H.T. isimli şahısların elinde tarihi eser bulunduğu ve satmak için müşteri aradıkları ihbarı üzerine jandarma ekipleri operasyon başlattı. Zanlıların evlerinde yapılan aramalarda mermer lahit kapağı, sunak ve altı yapı taşı ele geçirildi. Eserlerin Denizli Müze Müdürlüğü tarafından yapılan incelemesinde mermer lahit kapağı ve sunağın Roma, yapı taşının ise Bizans dönemine ait olduğu belirlendi. Gözaltına alınan iki zanlı, çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

denizlili.net, 14.05.2008

TARİHİ PARK SUALTI ZENGİNİ

 

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nın deniz alanlarında üç yıl sürdürdüğü araştırmalarda 975 canlı türü belirledi.

Bölgenin sualtı envanterini çıkardıklarını söyleyen Dekan Prof.Dr. Şükran Cirik, bir rapor hazırlayıp Devlet Planlama Teşkilatı’na sunduklarını kaydetti. Bu iş için yaklaşık 100 bin YTL harcadıklarını vurgulayan Cirik, şimdi türü belirlenen canlıların yerleşim yerlerinin haritasını hazırlamak için DPT’ye yeni proje sunmaya hazırlandıklarını da belirtti.

Daha önce Gelibolu Yarımadası’nın sualtı envanterinin bulunmadığını belirten Cirik, şunları söyledi: "Bölgenin karasal alanının envanteri belliydi. Ancak denizsel envanteri yoktu. Biz bunu hazırlamak için Gelibolu Yarımadası Milli Parkı özelinde denizsel alanlarda üç yıl önce araştırmalara başladık. Bilim-1 gemimizle Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı bölgesinde dalışlar yaptık, trol çektik, suyun kalite ölçümlerini yaptık. Yüzen ve sabit olan tüm canlıları inceledik. Araştırmalarımız sırasında mikroskobik yosunlardan 169, makroskobik yosunlardan 363, deniz çayırlarından 4, süngerlerden 3, haşlamlılardan 4, kabuklulardan 165, yosun hayvancıklarından 34, poliketlerden 50, sülük ayaklılardan 1, kürek ayaklılardan 65, on ayaklılardan 19, amfipodlardan 23, tesbih böceklerinden 22, balıklardan 52, deniz atı ve deniz iğnelerinden 1 tür olmak üzere toplam 975 tür rapor ettik. Bu türlerin sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde korunması ve yönetimine yönelik çalışmalar sürdürülüyor."

Parkın, Saros Körfezi’ndeki Ece Limanı ile Çanakkale Boğazı’ndaki Akbaş İskelesi’ni birleştiren hattın güneyinde kalan geniş bir alanı kapsadığını belirten Cirik, "Milli parkın kaynak değerleri, 1915 Çanakkale deniz ve kara muhaberelerinin meydana geldiği alanların tarihi ve kültürel değerleri ile zengin flora ve faunasından oluşmaktadır. Bunlar özenle korunmalıdır" dedi.

Hürriyet, Haber: Burak Gezen, 14.05.2008

AKÇAKALE ADASI'NDA KAZI ÇALIŞMALARINA İZİN VERİLMEDİ

 

 

Ardahan Kültür ve Turizm Müdürü Oğuz Akbabaöz, Çıldır Gölü içerisinde yer alan tarihi Akçakale Adası'nın önemli bir yerleşim merkezi olabilmesi için arkeolojik kazıların yapılması gerektiğini söyledi. Kazı çalışmaları için başvuruda bulunulduğunu belirten Akbabaöz, Bakanlık tarafından bu yıl kazı çalışmalarına izin verilmediğini kaydetti.

 

Doğal güzelliklerin yanı sıra birinci derecede arkeolojik sit alanı olan Akçakale Adası'nda gerçekleştirilecek kazı çalışmalarıyla bu bölgede önemli bir turizm potansiyelinin oluşacağını anlatan Akbabaöz, Akçakale Adası'nın tarihi geçmişinin MÖ 8 bin yıllara dayandığının tahmin edildiğini, bunun da Kars'ın Antik Kenti olan Ani Harabeleri'nin tarihi geçmişine yakın bulunduğunu ifade etti. Ada'da Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Görevlisi Doç.Dr. Alpaslan Ceylan tarafından bir kazı çalışması yapıldığını hatırlatan Akbaböz, turizm faaliyetleri açısından Akçakale Adası'nın önemli bir yerleşim haline gelmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

 

Arkeolojik kazı ve doğal koruma alanı olan Akçakale Adası'nda her yıl Ulusal Çıldır Göl Festivali adı altında bir etkinlik düzenleniyor.

haberler.com, 14.05.2008





YAZDEGERD KALESİ'NDE ALTI KONUT BULUNDU

 

Yazgered Kalesi’ndeki kazıların ilk sezonunda Geç Part Dönemi’ne tarihlenen altı konut açığa çıkarıldı.

Çalışmaları üstlenen ekibin lideri arkeolog Dr. Masud Azarnoush “Bu yapıyı ve o dönemin yönetim biçimini daha iyi anlamak için, birkaç on yıllık aradan sonra, kazıların ilk sezonuna başladık” dedi.

Azarnoush, Arsakit Devleti’ni anlayabilmek için İran’ın bu bölgesinde daha fazla kazı yapılması gerektiğini de ekledi. “Yabancı araştırmacılar tarafından Irak ve Suriye’de yapılan kazılar Part Dönemi’ne ilişkin bizim sahip olduğumuzdan daha fazla bilgi ve buluntu sağlamıştır” diyen Azarnoush, İranlı arkeologların araştırma ve tekniklerinin yetersizliğini de eleştirdi. 

 

Ricap’tan 18 km uzaklıkta, Kermanşah ile Sar Pol Zohāb yol kavşağında bulunan Yazgered Kalesi, İran’daki en büyük antik savunma yapısı olarak kabul edilmekte.

Kalenin yamacında bulunan Ban-Gombad Köyü’nde Sasani Dönemi’nde inşa edilmiş bir ateş tapınağı da bulunmakta. 

Yaklaşık 400 dönümlük bir büyüklüğe sahip olan Yazdegerd Arkeolojik Alanı, kalenin dışında bir sarayı, ateş tapınağını, dua ve adak yapısını, garnizonları içermekte.

Çoğu Arsakit Dönemi’nde (MÖ 248– MS 224) inşa edilen yapılar Sasaniler Dönemi’nde de (MS 224-651) genişletilerek kullanılmışlardı. 

CAIS, 08.05.2008  

MİMARDAN SÜLEYMANİYE CAMİİ YANITI

Süleymaniye Camii'nin restorasyonu sırasında kurşun kaplı konik külahın asimetrik kaldığı iddiasına restorasyon Şantiye Şefi Rest. Uzm. Yüksek Mimar Nilgün Olgun'dan yanıt geldi. Bu minarede henüz hiçbir uygulamanın yapılmadığını savunan Olgun, "Bu sebeple geçmişte yapılmış olan hatalı uygulamanın devam ettirilmesi söz konusu olamaz" dedi.

 

Mimar Nilgün Olgun'un açıklaması şöyle:

"Süleymaniye Camii 2007–2008 yılı Uygulaması (Restorasyonu) kapsamında Cami genelinde kurulan iskeleler, yapının konumu ve uğrak bir yer oluşu sebebiyle konu ile ilgili ya da ilgisiz pek çok kişinin ilgisini çekmektedir. Kasım ayından bu yana süren iskele çalışmalarımız kapsamında, söz konusu olan “üç şerefeli olanlar arasında ana giriş kapısına bakan” minarenin iskele kurulumu henüz tamamlanmamıştır. Bu minarede henüz hiçbir uygulama yapılmamıştır. Bu sebeple geçmişte yapılmış olan hatalı uygulamanın devam ettirilmesi söz konusu olamaz.

 

Nitekim kubbe, alem vs. alanlarda kurşunların yenilenmiş olup olmadığını anlamak için Y.Mimar, mimar, restoratör, usta olmak gerekmediği kanaatindeyiz. Bu ayrım yeni kaplanmış kurşunun rengine bakarak da anlaşılabilir. Bununla birlikte, hayal kırıklığınızı ve düşüncelerinizi şantiye Şefi ya da yetkililere ifade etme olgunluğunu gösterdiğiniz takdirde, gerekli cevapları vermekten mutluluk duyarız. Restorasyon ekibi olarak, Süleymaniye Camii gibi önemli bir yapının restorasyonu sürerken, Cami’ye gelen yerli ve yabancı turistlerin Cami’nin ibadete kapalı kısmına dair birkaç kare görebilmeleri için fotoğraflar ve bilgilendirme panoları hazırlamayı kendimize görev bildiğimizi belirtmek isteriz. Restorasyon çalışmaları, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Bilim Kurulu kontrolünde, bir Sinan yapısını restore etmenin sorumluluğunun bilincinde olan eğitimli bir teknik kadro ile itinalı bir şekilde devam etmektedir. “Restorasyona Tepkili Profesyonel Turist Rehberleri”nin sebebini anlayamadığımız bu asılsız ithamları için özür dileyecekleri günü beklemekteyiz.

 

Süleymaniye Camii 2007–2008 Uygulama Restorasyonu Şantiye Şefi Rest. Uzm. Y. Mimar Nilgün OLGUN ve Teknik Ofis Çalışanları"

Turizm Habercisi, 14.05.2008

TAŞINAN TARİHİ KÜTÜPHANE MECLİS GÜNDEMİNDE

 

CHP Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a tarihi Halil Hamit Paşa Kütüphanesi'nin deprem güçlendirmesi nedeniyle kapatılarak şehir dışında kimsenin bilmediği bir yere neden taşındığını sordu.

 

Coşkuner, Meclis'te yaptığı konuşmada; tarihi kütüphanenin kenar bir mahalleye taşınmakla kalmayıp kitaplarının da hala kolilerin içinde bekletildiğini, bu yüzden vatandaşların ve öğrencilerin mağdur edildiğini söyledi. Coşkuner, mağduriyetin giderilmesi için bakandan çalışma yapılıp yapılmayacağını da sordu. Öte yandan Isparta Kültür ve Turizm Müdürlüğü'ne, Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdürü Ahmet Arı imzası ile kütüphanenin taşınmasına izin verilmeyen bir yazı gönderildiği ortaya çıktı. Bakanlığın yazısına rağmen kütüphanenin niçin taşındığı konusunda kütüphane müdürü ve görevlilerden savunma istendi.

Zaman, Haber: Mesut Mercan, 13.05.2008

DENİZLİ'DE TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Denizli'de düzenlenen iki ayrı operasyonda Roma dönemine ait tarihi eser parçaları ile 188 sikke ele geçirildi.


Merkeze bağlı Bağbaşı beldesinde yeni sit alanı olarak tespit edilen bölgede kaçak kazı yapıldığı ihbarı üzerine harekete geçen jandarma ekipleri, R.Ş. isimli şahıs tarafından açılan çukurların etrafında eski eser olduğu tahmin edilen parçalar ele geçirdi. Denizli Müze Müdürlüğü'nce yapılan inceleme neticesinde, bulunan parçaların Roma dönemine ait mermer parçaları ve kilise yeri kalıntıları olduğu tespit edildi. Adli makamlara sevk edilen R.Ş. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.


Karahayıt beldesinde ise elinde tarihi eser bulunan ve satmak için müşteri arayan Y.C. isimli şahsın, önleyici hizmet devriyesinin arama kontrol noktasında yaptığı kimlik kontrolü sırasında şüpheli hareketlerde bulunması neticesinde üzerinde yapılan aramada 186 gümüş ve 2 sarı renkli olmak üzere toplam 188 sikke ele geçirildi. Yapılan incelemede ele geçirilen sikkelerden 186 tanesinin müzelik değerde korunması gereken kültür varlıkları olduğu, 2 sarı renkli sikkenin de Bizans dönemine ait sahte sikke olduğu tespit edildi. Adli makamlara sevk edilen Y.C. isimli şahıs tutuklanarak cezaevine konuldu.

Haber Ekspres, 13.05.2008

SAFRANBOLU TARİHİ SOKAKLARDA ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR

 

 

Karabük'ün Safranbolu İlçesi ara sokaklarında yer altı çalışmaları tüm hızıyla sürerken, Belediye Başkanı Nihat Cebeci, çalışmaları yerinde inceledi.

 

Safranbolu'nun tarihi şehir merkezinde yer altı çalışmaları kapsamında devam eden kanalizasyon ve elektrik şebekesi çalışmaları bir taraftan devam ederken diğer taraftan özellik taşıyan sokaklarda yer altı çalışmalarının tamamlanmasının ardından beton parkeler sökülerek yerine tarihi dokunun orijınalindeki taş kaplaması yapılmakta.

 

Belediye Başkanı Nihat Cebeci ve beraberindeki heyet Safranbolu'nun tarihi sokaklarını yürüyerek gezdi ve çalışmalarını yerinde inceledi. Tarihi koruma bilinci içersinde olduklarını belirten Belediye Başkanı Nihat Cebeci, "Akçasu deresi üzerinde evlerin mimarisi ile bütünleşen çift kemerli tarihi köprünün altından geçen dere yatağının temizlenmesi ile çok güzel olduğunu ve yatak çevresinde taş duvarlarla örüleceğini" kaydetti.

haberler.com, 13.05.2008

YAYLALARDAN SONRA TARİHİ MEKANLAR DA YASAK





Diyarbakır Ergani’de bulunan tarihi Hilar Mağaraları’nı gezmek isteyen gençlerin önüne barikat kuran jandarma, gençlere izin vermedi. “Propaganda yapacakları” gerekçesiyle çıkartılan mahkeme kararını göstererek gençleri tek tek aramak isteyen jandarma, protesto edildi. Gençlerin “tarihi mağara” gezmesinin nasıl bir sorun yaratacağı ise merak konusu.
‘
Hasankeyf’ten Zeugma’ya bölgede tarihi öneme sahip ne kadar değer varsa gözden çıkartılırken, devlet eliyle yok edilemeyenlere de bölge halkının ulaşması engelleniyor. Diyarbakır’da “Genç Yüreklerle Özgür Yarınlara” sloganıyla gerçekleştirilen Yenişehir Gençlik Kültür ve Spor Şenlikleri’nin son günü kapsamında Ergani’nin Çay Önü Hilar Mağaraları’na gezi düzenlendi. Ergani’de Belediye Başkanı Nadir Bingöl ve Erganililer tarafından karşılanan yüzlerce kişi, belediye önünde bir süre halay çekti. Bingöl, “Amed gençliği, geldiğiniz için teşekkür ediyoruz” diye konuşurken Batman Bahar Kültür Merkezi bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Arsen Poladov Tiyatrosu oyuncuları, “Çend Dimen Ji Jiyanê” adlı oyunu sergiledi. Kalabalık kitle daha sonra araçlarla Ergani’ye 8 kilometre uzaklıkta bulunan Hilar Mağaraları’na doğru hareket etti. Tarihi mağaralarda bulunan jandarma ekipleri ise ziyarete gelen yüzlerce kişiyi tek tek üst aramasından geçirmek istedi. Kitlenin aramaya karşı çıkması üzerine jandarma, gezinin yapılamayacağını söyledi. Barikat kuran jandarmanın arasında korucuların da bulunması dikkat çekti. Böyle bir uygulamanın başka hiçbir zaman yapılmadığını söyleyen ve aranmayı kabul etmeyen yüzlerce genç, önce oturma eylemi yaptı. Gençler daha sonra mağaraları gezemeden Diyarbakır’a geri dönmek zorunda kaldılar.

Festivali organize eden Yenişehir Gençlik Grubu’ndan Engin Oktay gazetemize yaptığı açıklamada, jandarmanın mahkemeden arama kararı alarak kendilerini durdurmasına bir anlam veremediklerini ifade etti. Kendilerine, “propaganda yapacakları” gibi bir dizi gerekçe ile arandıklarının söylendiğini ifade eden Oktay, “Normalde böyle bir uygulama yok. Özel bir uygulama ile karşı karşıya kaldık. Bunun antidemokratik bir uygulama olduğunu söyleyerek aramayı kabul etmeyeceğimizi belirttik. Kesinlikle mantıksal olarak anlaşılabilecek bir tarafı yok. Bu tutum siyasidir. Gençlerin tarihleriyle, kültürleriyle buluşmasını tehdit olarak görüyorlar” dedi.
Felsefe Öğrencileri Kongresi ve Gençlik Festivali için İstanbul’dan Diyarbakır’a gelen Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Fulya Alikoç da yaşananlar karşısında duyduğu şaşkınlığını dile getirdi. Batı’da tarihi bir geziye böyle bir engel asla olmadığına dikkat çeken Alikoç, “Kürtler zaten bir ulus, bir halk olarak görülmek istenmedikleri için Kürt gençleri tarihten de koparmaya çalışıyorlar. Attıkları her adımda, ister siyasi bir etkinlik olsun ister bir spor ya da kültürel etkinlik olsun, engellemeye çalışıyorlar. Zaten bölgede kaç tane top oynama yaşında çocuğun öldürüldüğüne tanık olduk. Yani gençlerin mağara gezmesi nasıl bir sorun yaratabilir, anlamak mümkün değil!” diye konuştu.

Evrensel, Haber: Elif Görgü, 13.05.2008

HATTUŞA'DAN KADEŞ'E BARIŞ KÖPRÜSÜ

 

Ünlü haberci Coşkun Aral, dünyada ilk yazılı barış anlaşmasının yapıldığı Hitit topraklarında ‘Hattuşa’dan Kadeş’e barış köprüsü’ oluşturmak için kolları sıvadı.


Anadolu’daki ilk uygarlık olan ve merkezi Çorum sınırları içerisinde yer alan Hititler ile Mısır arasında meydana gelen kanlı savaşları sona erdirmek amacıyla bugünkü Suriye sınırları içerisinde bulunan Kadeş bölgesinde imzalanan barış anlaşması, dünyadaki ilk yazılı anlaşma olarak biliniyor. Kadeş anlaşmasının orijinal metni ise BM’nin genel merkezinde bulunuyor.
Bundan dört yıl önce Çorum’a gelerek bir dizi çekimler yapan Aral, tekrar geldiği Çorum’da bu sefer uzun soluklu bir çekim için çalışmalara başladı.


Çorum Hattuşa’dan başlayıp Suriye’deki Kadeş’e kadar bir dizi çekim yapacağını belirten Aral, “Amacımız bütün Türkiye’yi dünyaya tanıtmak. Tabii bunun içerisinde Çorum’un özel bir yeri var. Çorum müthiş bir yer, ilk uygarlığın merkezi. Hattuşa’dan Kadeş’e giden bir yol yapacağız. Savaşı taşıyan barış arabaları ile Suriye’ye yolculuk yapacağız. Çorum’da başlayacak olan çekimlerimiz Kargamış’a kadar devam edecek, oradan Suriye’ye geçeceğiz” dedi.

Evrensel, 13.05.208

ULU CAMİ RESTORASYONA ALINDI

 

Saltuklu Emiri Nasuriddin Muhammet tarafından 1179 yılında yaptırılan ve Erzurum’un en büyük camisi olan Ulu Camii, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restorasyona alındı. 6 ay sürecek olan restorasyon çalışmaları kapsamında cami duvarlarının iç ve dış temizlikleriyle, ahşap döşemeleri yenilenecek.

 

Erzurum Vakıflar Bölge Müdürü Tahsin Türker, Vakıflar Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, Ulu Camii’nde gerçekleştirilecek olan bakım ve onarım çalışmalarıyla ilgili olarak bilgiler verdi. Bölge Müdürü Türker, restorasyon ihalesinin geçtiğimiz Mart ayında yapıldığını belirterek, “Çalışmalara başlanması noktasında yer teslimini 7 Mayıs tarihi itibariyle yaptık. Restorasyon çalışmaları 6 ay boyunca devam edecek” dedi.

 

Ulu Camii’nde başlayan bakım ve onarım çalışmaları kapsamında, caminin iç ve dış duvarlarının elden geçirileceğini, ahşap döşemelerin yenileneceğini ve caminin arka kısmında tamirat işlemlerinin yürütüleceğini dile getiren Vakıflar Bölge Müdürü Türker, “Camimizin pencereleri baştan aşağı yenilenecek ve çatıda ısı izolasyonu yapılacak. Camide bulunan metal kapılar, ahşap haline getirilecek. Ayrıca caminin dört bir yanında çevre düzenlemesi yapılacak” diye konuştu.

 

Vakıflar Bölge Müdürü Tahsin Türker, bu yaz sezonu içerisinde tarihi başka camilerin de restore edileceğini anlatarak, “Tarihi nitelikleri bulunan ve kurumumuz bünyesinde yer alan eserlerimizin bakım ve onarımı için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

Erzurum Gazetesi, 13.05.2008

İZNİK'TE RESTORASYON REZALETİ

 

Bursa İznik’te MS 325 yılında ilk konsüle ev sahipliği yapan ve teslis akidesinin kabul edildiği Ayasofya’nın minaresi çimentoyla kaplandı.

 

Çatısı kapanan, bazı kapalı pencereleri açılan Ayasofya Camii’nin son olarak da Mimar Sinan’ın yaptığı ve harap haldeki minaresi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce 375 bin YTL’ye 15 Kasım 2007’den itibaren restore ediliyordu.

Minarenin çimentoyla kaplanmasının Osmanlı tarihine haksızlık olduğunu belirten vatandaşlar, “Bunun adı onarım değil, baştan savmadır” diyerek tepki gösterdiler.


İznik Kültür Eğitim Araştırma Derneği Başkanı Serdar Aydın da, “İznik’in en güzide eseri katledilmiştir” dedi.

Milliyet, 13.05.2008

KAYA MEZARI İNŞAATLARI RUHSATLIYMIŞ

Çarpık yapılaşma ve doğa tahribatıyla gündeme gelen Bodrum'da Karya Uygarlığı'na ait 3500 yıllık kaya mezarları ve odalarının üzerine yapılan 6 villadan sadece birinin havuzu, 'kaçak' olduğu gerekçesiyle yıkılacak. Yeni Asır Gazetesi'nin haberine göre; inşaat ruhsatı 2002 yılında verilen alandaki yapılaşma tamamlandıktan sonra geçen yıl koruma kararı alınmasına tepkiler artıyor. Bodrum'da "tarih talanı" olarak nitelendirilen kaya mezarlarının üzerindeki yapılaşmayla ilgili Muğla Valiliği de konunun, 'en yüksek duyarlılıkla' ele alındığını açıkladı.

 

Tarih üzerindeki lüks yapılaşma, Akdeniz Üniversitesi Tarih ve Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi arkeolog Prof.Dr. Fahri Işık'ın, tarih araştırmacısı Özay Kartal ile birlikte Bodrum ve yarımadasındaki Karya Uygarlığı'na ait eserleri incelemesiyle ortaya çıktı. Turgutreis'te 2 yıl önce Bodrum Müzesi arkeologlarının tespitinden sonra, Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından tescili yapılan mezar ve mezar odalarının üzerine ve bitişiğine yüzme havuzlu villa yapılarak satıldığını öğrenen Prof.Dr. Işık, olayı şaşkınlıkla karşıladıklarını açıkladı.

 

Muğla Vali Yardımcısı Recep Yüksel, villaların yıkılıp yıkılmayacağına Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun karar vereceğini söyledi. Üç ay öncesine kadar bu alanın kültür envanterinde görünmediğini belirlediklerini de kaydeden Yüksel şöyle konuştu: "Söz konusu alan yerel yönetimlerin bilgisinde olsa bile, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 'taşınmaz kültür varlığı' olarak 3 ay önce tescillendi. 2 aydır bu alanı takip ediyorduk. Kamu görevlileri hakkında da kurul tarafından suç duyurusunda bulunuldu. Kurulumuzun incelemesi devam ediyor. Bu tür durumlarda yapılan yapıların yıkılması, bazen kültür varlığına zarar verebiliyor. Bu nedenle konuyu titizlikle inceliyoruz. Yapılan villaların yıkılıp, yıkılmayacağı kurul kararının ardından belli olacak."

 

Turgutreis Belediyesi'nin Anavatan Partili Başkanı Ali Server Yazgan, ekiplerin kaya mezarları üzerine yapılan villalarda yaptıkları incelemede sadece bir havuzun plana aykırı olduğu için "kaçak" olduğunun belirlendiğini söyledi. Turgutreis Belediye encümenin kaçak havuzun yıkım kararını almak üzere toplanacağını belirten Yazgan, "Ayrıca para cezası kesilecek. Villa sahibine yıkım için bir ay süre verilecek. Eğer verilen sürede kaya mezarı üzerine yapılan havuzun yıkılmaması halinde yıkımı biz yaparız" dedi.


Alınan bilgiye göre havuz için encümen 907 YTL ile 18 bin YTL arasında para cezası verecek. Ancak cezanın kaç YTL olacağı encümen kararından sonra kesinlik kazanacak.

 

Bodrum Arkeoloji ve Sualtı Müzesi eski Müdürü Oğuz Alpözen şöyle konuştu: "Bu topraklarda olan bütün uygarlıklar benimdir' diye haykıracak bir kültür birliğine, bir seferberliğe ihtiyacımız var. Gazi Mustafa Kemal'den sonra hiçbir devlet adamı, lider olaylara bu şekilde yaklaşmadı. 'Anadolu topraklarında gelmiş geçmiş bütün uygarlıkların sahibi benim' dendiği an bu türlü talan son bulacaktır. Ama bunu ilkokuldan başlatıp insanlara öğretmemiz lazım. Yoksa önümüzdeki 30-40 yıl içinde bu uygarlıkların çoğu yok olup gidecek."

 

Yüzlerce yıl insanların buradaki mezarlara gömüldüklerini hatırlatan Alpözen, onların geleceğini kaya mezarlarında, kendini koruyarak sağlamaya çalıştıklarını kaydetti. Alpözen, "Çok tanrılı dinler böyle bakmış. Ama günümüz insanı onları anlayamamış 'in' diye adlandırmış, o taraflı olmamış. Onların kutsal yerler olduğunun farkında olmamış, onlara bir başka ilahi güç olarak baktıklarının farkında olamamışlar. O güzelim kaya mezarları bir şekilde görmezlikten gelmişler ve son süratle de gidiyor. Bunların tek tek korunması bilinmesi, temizlenmesi, aydınlatılması, gelecek kuşaklara aktarılması gerek" diye konuştu.

 

Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkan, Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürü Yaşar Yıldız'ı arayıp bölgede arkeologların ve uzmanların araştırma yapması için önceki gün talimat verdiğini hatırlatarak, gerekenin yapılacağından kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğini söyledi. Kalkan, tarihi mekanların ve ören yerlerinin korunmasında toplumsal duyarlılığın önemli olduğuna dikkat çekerek, "Uzmanların hazırlayacağı raporun sonucunda suçlular hakkında hem idari hem adli soruşturma başlatıp savcılığa suç duyurusunda bulunacağız" dedi.

Yeni Asır, 14.05.2008


******


3500 YILLIK KAYA MEZARI ÜZERİNE EV YAPTILAR





Son günlerde aşırı yapılaşma ve doğa tahribatıyla gündeme gelen Türkiye’nin en önemli turizm merkezi Bodrum’da, 3500 yıllık Karya kaya mezarları ve odalarının üzerine yüzme havuzlu villa yaptılar. Yaptığı vilları 140 bin paund’a satışa çıkaran müteahhit, "Her şeyimiz yasal. Ayrıca mezarların üzerine sadece biz inşaat yapmıyoruz, herkes yapıyor" diye konuştu.

Bodrum’da geçen cumartesi "Miken Uygarlığı ve Bodrum’daki İzleri" isimli bir konferans veren Akdeniz Üniversitesi Tarih ve Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Fahri Işık, 3500 yıllık Karya kaya mezarları üzerine yapılan yazlıkları örnek göstererek tarih yağmasına isyan etti. Mezar odalarının merdivenlerinin kırıcılarla tahrip edildiği, mezarların üzerine yüzme havuzu yapıldığını, oda duvar ve zeminlerinin kırılarak atık su boruları geçirildiği, üzerlerine demir çakılarak tel örgüyle çevrilip duvar örüldüğünü aktaran Prof. Fahri Işık, böylesine sağduyusuz, yağmacı ve fırsatçı olunmasına büyük tepki gösterdi.

Turgutreis Belediyesi Fen İşleri ekipleri ise dün sabah kaya mezarlarına kondurulan villalarda inceleme yaptı. Kaya mezarlarının etrafına yapılan, inşaat ruhsatı alınmış 6 villadan sadece birinin yüzme havuzunun kaçak olduğu tespit edildi, tutanak tutuldu. Villalara, kaya mezarlarının henüz tescilinin yapılmadığı 2002 yılında inşaat ruhsatı verildiği ortaya çıktı.

Karya mezarlarının bulunduğu bölgedeki villaları yapan müteahhit İsa Şahinkaya ise iddiaları reddetti.

Villaları 140 bin pound’a satışa çıkardığını belirten İsa Şahinkaya, "Biz inşaatları kaba halinde aldık, bitirip satmaya başladık. Ayrıca bu mezarlar bizim tapulu arazimiz üzerinde. Şimdiye kadar birçok villa mezarların bulunduğu alana yapıldı, satıldı, kimse bir şey demedi. Mezarlar inşaat yapılırken tahribata uğramış olabilir, ama inşaat için gerekli tüm izinleri aldık. Ayrıca mezarların üzerine sadece biz inşaat yapmıyoruz ki herkes yapıyor" diye konuştu.

Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkan, olayı duyduktan sonra Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürü Yaşar Yıldız’ı arayıp bölgede arkeolog ve uzmanların araştırma yapması için talimat verdiğini bildirdi. Kaymakam Kalkan, "Soruşturma başlattım. Uzmanların hazırlayacağı raporun sonucunda suçlular hakkında hem idari hem adli soruşturma başlatıp savcılığa suç duyurusunda bulunacağız ve bölgeyi koruma altına alacağız" dedi.

Hürriyet, Haber: Yaşar Anter, 13.05.2008

NOEL BABA MÜZESİ'NİN KORUMA İNŞAATI BAŞLATILAMIYOR

 

Antalya'nın Demre İlçesi'ndeki Noel Baba Müzesi'nin toprak kaymasından korunması için istinat duvarı yapılmasına müzenin bitişiğindeki arazinin sahiplerince izin verilmedi. Demre Kaymakamı Demiryürek, bakanlığa durumu bir raporla bildireceklerini ve gerekirse kamulaştırma yapılacağını söyledi.


Müzenin kazı alanının kuzeyine yapılmak istenen duvar, arazi  sahiplerinin onay vermemesi nedeniyle ihale edilemiyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın direktifiyle Demre Kaymakamı Murat Sefa Demiryürek, Antalya Rölöve Müdürü Veli Kemal Ak, Antalya Rölöve Müdürlüğünden mimar Bilgen Dikmen, restoratör Havva Karaman, inşaat teknikeri Satılmış Bektaş, kazı alanında inceleme, tapu kadastro uzmanları da arazide ölçüm yaptı.
 

Demre Kaymakamı Demiryürek, gazetecilere yaptığı açıklamada, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın duvarın yapılması için kararlı olduğunu belirterek, ''Arazi sahipleri haklı olarak duvar yapımına rıza göstermediler. Duvar için ne kadar yer gerektiğini belirliyoruz. Duvarın mutlaka yapılması gerekiyor. Bu çalışmanın sonunda Kültür ve Turizm Bakanlığına rapor sunacağız. Zannederim kamulaştırma yapılacak'' diye konuştu.

Demiryürek, Noel Baba Müzesi'nin çan kulesinin restorasyonuna ilişkin  ihalenin yapıldığını, çalışmanın kısa süre sonra başlatılacağını da bildirdi.

Turizm Gazetesi, 12.05.2008

TEKEL'İN KÜLTÜR MÜZESİ'Nİ DE SOYDURACAKLAR

 

Tekel’in Şişli’deki “24 dönümlük son cennet bahçesi” içinde yer alan Likör Fabrikası özel sektöre satıldı. Satış yani özelleştirme; yasaya, kitaba, şekle-şarta uyduruldu. Cinayetti bu! Şehre karşı katliam! İnsana saygısızlık.

CHP Şişli ilçe Başkanı Dursun Çaltı, “satışın iptal edilmesi için” mahkemeye başvurdu. Gazeteye de ilan verdi, İstanbul halkından destek istedi. Dursun Çaltı bekliyor. Mahkeme karar alır. İhaleyi iptal eder. Sonra ne olur?

İstanbul halkının gücü harekete geçer de sahip çıkarsa, tapusuna şerh konularak “kesilmesi yasak” edilmiş asırlık ağaçlarıyla Tekel’in Mecidiyeköy’deki 24 dönümlük Likör Fabrikası arsasını bir kültür merkezi, yeşil alan, park yaparak İstanbul halkına açarlar. Diğer taliplerin aniden bir yerlerden düğmeye basılmış gibi çekilmeleri üzerine “ihaleye tek katılımcı” olarak giren AKP’li milletvekilinin şirketine de “yüksek karlar elde edeceği başka projeler peşinde koşmak” kalır.

Dileyelim öyle olsun. Benimki bir rüya! Bir iyimser beklenti! Pozitif düşünme!

Gerçek hayatta; yüksek kar, yüksek rant, yüksek devlet nimetinin kara enerjisi; bütün “beyaz pozitif düşünceleri” negatife dönüştürüyor. Bana gelen yeni bilgilere göre Mecidiyeköy’de satılan 24 dönümlük Likör Fabrikası arazisinden sonra Tekel’in, Boğaz’ın öbür yakasında, Beylerbeyi’nden sahil boyunca Üsküdar’a doğru gelirken Paşalimanı'nda 1789 yılında yapılmış tarihi taş binasıyla 12 dönümlük Tekel Müzesi ve Kültür Merkezi de “soyulmaya” hazırlanılıyor.

Görmelisiniz. Tekel parçalandı. Satıldı, bitirildi. Hiç değilse adı “Tekel Müzesi ve Kültür Merkezi” olarak kalsın diye iyi niyetli yöneticilerin girişimiyle; 12 dönümlük kapalı alanı olan bu tarihi bina ve yanındaki, 1842 yılında “Paşalimanı Karakolu” olarak inşa edilmiş ek bina restore edildi.

Özgün taş duvarlar. Açığa çıkartıldı. Güçlendirildi. Bir bölümü sanat galerisi, bir bölümü gösteri merkezi yapıldı. Üst bölümün yukarı katları ise müze salonları olarak düzenlendi. 12 milyon dolar harcandı.

160 yıllık tarihi olan TEKEL’in Türkiye’nin her yönüne dağılmış sigara, puro, pipo, enfiye, tömbeki, rakı, şarap, bira, viski, cin, likör, vermut, kanyak, tuz, kibrit, çakmak, oyun kağıdı, barut üretim birimlerinden örnekler bulundu. Bu binada toplandı. Çocuklar gelsin, gezsin. Öğrenciler öğrensin.

Türkiye ekonomi tarihini merak edenler asırlık objeleri görsün, meraklarını gidersin diye bu “Tekel Müzesi” oluştu. Tekel parçalandı, satıldı. Müzesi kaldı yadigar. Şimdi bu muhteşem binayı ele geçirmek için birçok AKP belediyesinin çabalar içinde olduğunu, eski solcu yeni AKP’li Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı etkileyerek burayı, “Tekel Müzesi” olmaktan çıkartıp “düğün salonuna” dönüştürmeye çalıştıklarını söylüyorlar.

Bu sinsi gelişmeyi bana “isimleri bende saklı” Tekel’in eski üst düzey çalışanları aktarıyor. Onlar bugünkü Kültür Bakanı’ndan “TEKEL Müzesi ve Kültür Merkezi Sergileme Projesi”ni hayata geçirmesini bekliyor.

Vatan, Yazı: Necati Doğru, 12.05.2008

RUMELİ HİSARI İHALEYE ÇIKTI

 

Restorasyon için kapatılan Rumeli Hisarı, çalışmalar Anıtlar Kurumu’na takılınca yeniden ihaleye çıkıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın Danışmanı Ahmet Faruk Yanardağ, "Kültür ve Turizm Bakanlığı, söz konusu projelerin kurul onayından geçmesi halinde bile bu yıl başlanamayacağını göz önüne alarak, Rumelihisarı’nı 1 Haziran-30 Eylül tarihleri arasında etkinliklere tahsis edecek. İhale, 16 Mayıs’ta DÖSİM İstanbul İşletme Müdürlüğü’nde yapılacak" dedi.

Hürriyet, Haber: Muharrem Aydın, 12.05.2008

TARİHİ CAMİ YANDI

 

 

En eski camilerinden biri olan ve restorasyon çalışmalarına geçtiğimiz günlerde başlanan Hacı Veli Camii'nde henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı.

Edinilen bilgiye göre, İsmet Paşa Mahallesi Belediye Caddesi üzerindeki restorasyon çalışmaları devam eden tarihi Hacı Veli Camii'nde bilinmeyen bir nedenden dolayı yangın çıktı.

Yangın, kısa sürede çatıya ve cami içerisine kurulan iskelelere sıçradı. Vatandaşlar tarafından itfaiye ekiplerine haber verilmesi üzerine olay yerine birçok ekip intikal etti.

İtfaiye ekipleri yangını kontrol altına alabilmek için büyük çaba harcadı. Olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi.
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekipleri, yangını güçlükle kontrol altına aldı. Can kaybının meydana gelmediği yangınla ilgili soruşturma başlatıldı.

Bu arada alevlerin zaman zaman metrelerce yukarıya yükselmesi üzerine cadde trafiğe kapatılırken, meraklı vatandaşlar ise yangını cep telefonları ile görüntülemeye çalıştı.

Gaziantep 27 Gazetesi, 12.05.2008

KORUNACAK DUVARI BİR GECEDE YIKTILAR

 

 

İstanbul Beşiktaş'ta Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun izni doğrultusunda restore edilerek yerine deniz altını gören 7 yıldızlı bir otel yapılması planlanan tarihi "Astro Türk Tütün Deposu" Kültür Bakanlığı İstanbul 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'nda alınan kararla tarihe karıştı. Projeyi yürüten firma, binanın korunması gereken dış duvarlarını bir gecede yerle bir etti. Yaklaşık bir buçuk ay önce sessiz sedasız gerçekleştirilen yıkımı öğrenen İstanbul Mimarlar Odası, suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.

Kurul'un 25.12.2005 tarihli ve 1054 sayılı kararı ile "taşınmaz kültür varlığı" olarak tescil edilen tütün deposu binasının yıkımını öngören 2152 sayılı karar, yine Kurul tarafından 13.12.2006 tarihinde alındı. Bina tescilli olduğu için bir bütün olarak anılan değerleri korunarak, restore edilmesi gerektiği yönünde bir karar varken, hiçbir teknik gerekçe gösterilmeden binanın taşıyıcı sistemi ve fonksiyonu tamamen değiştirildi. Otel binasının son kalan dış cephesi de bir gecede yok edildi. Bir ay önce gerçekleşen yıkımı öğrenen İstanbul Mimarlar Odası, konuyla ilgili suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor. Anıtlar Kurulu'na da başvuruda bulunacak olan Mimarlar Odası yetkilileri de, binanın dış cephesinin korunması gerektiğini, ancak tarihi binanın tamamen yıkılmasının şaşkınlığını yaşadıklarını kaydetti. Mülkiyeti Tanrıverdi Holding'e ait olan binanın işletmesi için ise Mariott, Bvlgari, St. Regins ve Shangrill gibi dünyanın önde gelen otel zincirleri talip.

1930'lu yılların başında Avustralyalı bir firma tarafından Astro Türk Tütün Fabrikası olarak kurulan bu bina, daha sonra özel sektörde birçok kez el değiştirdi. Binayı Tekfen Holding'den 3 yıl önce satın alan Tanrıverdi Holding, 7 yıldızlı ve sualtını gören bir otel yapmayı hedefliyor.

Sabah, Haber: Deniz Derin, 12.05.2008

ALPASLAN'IN KILICI YİNE ÇALINDI

 

Malazgirt’te 1071’de Bizans İmparatoru Romen Diyojen’i savaşta yenerek, Türklerin Anadolu'ya girmesini sağlayan Büyük Selçuklu hükümdarı Alpaslan’ın Kayseri’deki heykelinin sağ elindeki metal kılıç, ikinci kez çalındı.

Melikgazi Belediyesi’nin Alpaslan Parkı’na yerleştirdiği Alpaslan heykelinin kılıcı yine kayboldu. Görgü tanıkları, 1 hafta önce gece geç saatlerde gelen 3 kişinin, heykelin kol bölümünü kırarak kılıcı aldıklarını söyledi.

 

Geçen yıl da kimliği belirsiz kişiler tarafından çalındıktan sonra bir ağacın altına atılan kılıç, Melikgazi Park ve Bahçeler Müdürlüğü görevlileri tarafından kaynak yapılarak yerine takılmıştı.

Öte yandan, Melikgazi İlçesi’ndeki Alpaslan Mahallesindeki Besime Özderici Parkı’nda bulunan Keloğlan heykelinin elindeki su borusundan yapılma kaval da, 27 Aralık 2006 tarihinde kimliği belirsiz kişilerce çalınmış, belediye tarafından yenisi yaptırılarak, yerine konulmuştu.

Kayseri Kent Haber, 12.05.2008

TOSYA VE TAŞKÖPRÜ'NÜN EVLERİ KURTARILIYOR

 

 

Kastamonu’nun Taşköprü ve Tosya ilçelerindeki tarihi evler birer birer restore ediliyor.

 

Taşköprü’deki Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerine ait evlerden 132’si tescil edildi bile. Tosya’da yıkılma tehlikesi altındaki 26 ev ise acil restorasyon programına alındı. Bu evlerden en ilginci Cem Boyner’in ailesine ait 256 yıllık Sakaoğlu Konağı.

MÖ 65-64 yıllarında Romalı komutan Pompeius Magnus’un fethettiği ve kendi adını verdiği Pompeiopolis Antik Kenti ile ilgi çeken Kastamonu’nun Taşköprü İlçesi tarihi evlerden oluşan sokakları, yerli ve yabancı turistlerin çok ilgisini çekiyor.

Tarihi evler Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Pontus Rum, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait. Hala dimdik ayaktalar. Mimari özellikleri bakımından Safranbolu evlerine benzetilirler. Bazıları Taşköprü Belediyesi tarafından restore edilen bu evlerden sadece 132 tanesi tescil edilirken, tarihi yapılara sivil toplum örgütlerinin ve hayırsever vatandaşların ilgi göstermesi bekleniyor.

Kastamonu’nun Tosya İlçesi'nde iş adamı Cem Boyner’in aile büyüklerine ait 256 yıllık bir tarihi konak var. İsmi Sakaoğlu Konağı. Kapısından içeriye girdiğinizde nakış gibi işlenmiş muhteşem bir tavanla karşılaşıyorsunuz. Fakat binanın dış yüzeyinde yavaş yavaş yıkıntılar oluşmaya başladı. Geçtiğimiz hafta ilçeyi Kastamonu valisi Nurullah Çakır ile gezen Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı (ÇEKÜL) Başkanı Prof.Dr. Metin Sözen müjdeyi verdi: Konak restore edilecek. Sadece o da, ilçede aynı durumda olan 26 tarihi bina daha restorasyon programına alındı. Sözen şöyle diyor: "Bu binalar tarih kokuyor. Tarihi yapılarımız bizler için çok önem taşıyor, mutlaka klasik kiremitli binalar korunmalı." Yapılacak restorasyonlarda, tarihi dokunun korunmasına önem verilecek elbette. Sakaoğlu Konağı’na azami özen gösterilecek".

Hürriyet Seyahat, 12.05.2008

JİROFT, MARHASHİ KRALLIĞI'NIN BAŞKENTİ OLABİLİR

 

Harvard Üniversitesi’nden Assuroloji profesörü Piotr Steinkeller, Jiroft antik şehrinin Marhashilerin başşehri olabileceğini düşünüyor. Tahran’da, 5-6 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Jiroft Uygarlığı Sempozyumu’nda sunduğu bildirisinde Steinkeller bu konudaki teorisini destekleyen kanıtları açıkladı. 

 

Eski kaynaklarda Warahshe olarak geçen Marhashi, 3. bin yılda Elam'ın doğusunda, İran platosunda kurulu olduğuna inanılan bir devlet ya da kabile. Kesin yeri bilinmeyen bu topluluğa ait en önemli kanıtlardan birisi Warahshe Kralı Migir-Enlil’den bahseden bir Elam yazıtı.


Jiroft’un Marhashilerin başşehri olduğunu söyleyen Steinkeller, şehrin 3. binde Elam şehri olduğu bilinen ve bugünkü Şiraz’ın 36 km kuzeybatısında yer alan Anshan ile Sümer kayıtlarında geçen ve yeri bilinen Meluhha şehrinin ortasında bulunduğuna dikkat çekiyor. 

 

Doğu İran’da önemli bir ekonomik ve siyasi güç olan Marhashiler, Babil ile temas halinde idiler. Bölgenin politik tarihini de etkileyen bu işbirliği uzun bir süre devam etmişti. 

 

Steinkeller 3. bine tarihlenen ve Marhashi ile ilişkili olabilecek bir yerleşim bulmak için daha önce uzun bir zaman Kerman Bölgesi’nin araştırmış. Bulduğu iki yerleşimden Tepe Yahya’nın çok küçük olması, Tall-e Eblis’in ise aynı dönemlerde tamamen tahrip olmuş olması bu bilim adamını Jiroft üzerinde çalışmaya sevk etmiş. Gelecekte bu bölgede yapılacak kazıların çok önemli bilgiler vereceğini düşünüyor. 

 

Konferansın bilimsel sekreteri Prof. Yusef Majidzadeh, bölgede geçen altı kazı sezonu sonunda 700 antik yerleşim, tepe ve mezarın keşfedildiğini belirtti. 2002 yılında bölgedeki yoğun kaçak kazılar ve ele geçen çok değerli 3. bin yılına ait eserler ile gündeme gelen Jiroft’ta yazılı tabletler de bulunmuştu. Bulunan bu yazılar, Mezopotamya dışında dünyada bilinen en eski yazı olma özelliğine sahip. 

Tehran Times, 07.05.2008






TARİHİ KÖPRÜ YIKILDI YIKILACAK

 

  

 

İhalesi ve yer teslimi yapılmasının üzerinden 20 aydan fazla zaman geçtiği halde restorasyonuna başlanmayan Darende’deki tarihi Nadir ve Uzunok köprüleri tehlike saçmaya devam ediyor.

İhalesi Karayolları tarafından 2006 yılının son çeyreğinde yapılan tarihi köprülerin restorasyon işi ilimiz kamuoyunda “Tarihi Köprüler Onarılıyor” başlığı ile geniş yer bulmuştu.

Konu ile ilgili olarak Darende Belediye başkanı Memduh Önal özetle şu bilgileri verdi: "2006 yılı sonlarında ihale edilmesi ve yer teslimi yapılmasından sonra start alan Nadir ve Uzunok köprüsünün restorasyonu ilçede sevinçle karşılanmıştı.

İhaleyi alan müteahhit 2007 Mart-Nisan aylarında işe başlayacağım dedi ve başladı. Bizlerden de oradaki altyapıların deplasesi konusunda yardım istedi. Biz de deplase işlemlerini yaparak kendisine teslim ettik. Tohma deresinin yatağını değiştirdi.

Dere yatağının değiştirilme işlemiyle tarihi köprü ortaya çıktı. Sanırım proje ile ortaya çıkan orijinal köprü aynı değildi. Çünkü projede köprü iki göz olarak planlanmıştı. Ortaya çıkan köprü ise 3 gözlü idi. Ama bu bir engel değildi. Müteahhit kendiside bunu ifade etmişti. Ufak bir proje tadilatı ile bu sorunda giderildi.

Fakat müteahhit aradan geçen uzun süreye rağmen işe başlamadı. Defalarca kendisiyle görüştük en son olarak 2008 Nisan’ında işe başlayacağız dedi. Ama Nisan bitti Mayıs’ın ortalarındayız. Hala işe başlanmadı. Eski köprümüz tehlikesiz ve iş görüyordu. Çocuklarımızı gönül rahatlığıyla köprünün üstünden okula veya alışverişe gönderiyorduk. Köprünün şu anki durumu tam bir tehlike arz ediyor, Tatsız bir kaza yaşanacak diye diken üstündeyiz. Böylesi bir kazanın hesabını kim verecek?”

İl Genel Meclisi üyesi İzzettin Kayacı ve Darendeli vatandaşlar da Belediye başkanının paralelinde değerlendirmelerde bulundular ve herhangi bir tatsız olayın meydana gelmemesi için köprünün onarımına bir an önce başlamasını istediler.

Malatya Haber, Haber: Yaşar Karaaslan, Fotoğraf: Ahmet Çakır, 12.05.2008

TARİH GÜN YÜZÜNE ÇIKTI

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Anadolu'da üzeri toprakla örtülü nice mücevherler bulunduğunu belirterek, "Anadolu'nun dört bir tarafını gezerken bir yandan sevinç, bir yandan bu konularla ilgili sorumlu hükümet üyesi olarak derin bir hüzün duyuyorum" dedi.


Bakan Günay, Bursa'da yok olmak üzereyken Osmangazi Belediyesi tarafından restore edilerek kültür merkezine dönüştürülen tarihi Ördekli Hamamı'nın açılış törenine katıldı. Bakan Günay, törende, 4 yıldır sarf edilen emekle mücevher gibi işlenmiş bir yapının açılışında bulunmaktan dolayı büyük mutluluk duyduğunu söyledi.


Kültür ve Turizm Bakanı olarak Anadolu'nun dört bir tarafını gezerken, inanılmaz bir sevinç ve aynı zamanda hüzün duyduğunu ifade eden Günay, şöyle konuştu:
"Her tarafta insan elinin değmesini bekleyen hanımız, hamamımız, kervansarayımız, imarethanemiz bulunuyor. Zamanında yapılmış, ihmale uğramış sivil ve kamusal yapılarımız var. Tarihsel değeri ayağa kaldırmaya, toprağımızı vatan olarak yeniden derinden hissetmeye çalışıyoruz. Sevdiğim bir söz vardır; hayat ileriye bakılarak yaşanır, hayat geçmişe bakılarak anlaşılır. O zaman yaşadığımız hayatın anlamını, kıymetini biliriz. Hayatı geleceğe bakarak şekillendirmek ve geçmişe bakarak anlamlandırmaya çalışıyoruz. Bu emanete layıkıyla sahip çıkmak hepimizin görevi."

 

Vali Şahabettin Harput ise asırlardır mirasçısı olmaktan övünülen, ama zaman içinde çeşitli nedenlerle yeterince ilgilenilemeyen zengin tarihi yapının, 2002'den itibaren başlatılan çalışmalarla yeniden ayağa kaldırıldığını vurguladı.


Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe de Bursa'nın tarihi kimliğine kavuşması için belediye olarak tüm imkanları seferber ettiklerini söyledi. En büyük sermayenin tarih ve geçmiş olduğunu ifade eden Altepe, ayağa kaldırılan eserlere ait kültürlerin yaşatılması için de çok büyük bir çaba harcadıklarını kaydetti.

 

Haşim İşcan Caddesi'nde bulunan ve 3.5 milyon YTL'lik bir harcamayla restore edilen tarihi 'Ördekli Hamamı', kültür merkezi olarak hizmet verecek. Törenin ardından ressam Muzaffer Akyol tarafından hamamda açılan resim sergisini gezen Bakan Günay, daha sonra Tuzhan'a geçerek incelemelerde bulundu. Günay'a, burada bir hat sanatçısı tarafından adının yazılı olduğu tablo hediye edildi.

Bursa Hakimiyet, 11.05.2008

TARİHİ ULUS PROJESİ'NE SHP SERT TEPKİ VERDİ

 

SHP Genel Sekreteri Dr. Uğur Cilasun, Ankara Tarihi Ulus Kent Merkezi projesini sert bir dille eleştirdi, çalışmanın ranta yönelik olduğunu öne sürdü.

Türkiye ve Ankara kamuoyunun proje hakkında bilgisi olmadığını dile getiren Cilasun, şunları söyledi: "Proje, belediye başkanının basına yaptığı birkaç yetersiz açıklama dışında tamamen bir gizlilik içinde yürütülmüş, projenin amacı, fiziksel planlaması, daha önce yarışmayla elde edilen ’Ulus Tarihi Kent Planı’ projesiyle ilişkisi ve diğer unsurları kamuoyunda hiçbir şekilde tartışılmamış, kapalı kapılar arkasında hazırlanarak uygulamaya geçilmiştir."

Söz konusu projelerin ana amaçlarının mevcut tarihi, Cumhuriyetçi kimliği yok etmek ve ranta yönelmek olduğunu ileri süren Genel Sekreter Cilasun, "Türkiye’nin bu en önemli bölgelerinden birinin darmadağın edilmesi Gökçek ve ekibi gibi tarih, kültür ve estetik yoksunu bir grubun eline bırakılamaz" dedi.

Cilasun, hükümetten projeyi durdurmasını ve ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin yer alacağı geniş bir kurulda konunun değerlendirilmesini istedi.

Hürriyet Ankara, 11.05.2008

ESKİ YUNAN KONAĞI KÜLTÜR EVİ OLACAK

 

Uşak’ta, Yunanlıların işgal yıllarında ikinci katını hastane olarak kullandığı Tekeşoğlu Hacı Abdulkadir Konağı’nı İl Özel İdare Müdürlüğü restore ederek kültür evine dönüştürecek.

Adnan Menderes, İsmet İnönü, Celal Bayar’ın da ağırlandığı konağın hissedarlarından ekonomist İsmail Tekeş’e Isparta’da ulaşıldı. Tekeş kendi hissesini İl Özel İdaresi’ne devretti. Tekeş, diğer hisselerin de devredileceğini belirtti.

Tekeş, kendisi ve kardeşlerinin bu binada dünyaya geldiğini ifade ederek, "Burada büyüdük. Atalarımız da burada doğdu ve hayatlarını sürdürdü. Yapımı 1880’li yıllara dayanan bina Osmanlı kültürünü ve yaşantısını yansıtıyor. Aynı zamanda Yunan işgali sırasında da hastane hizmeti vermiş. Görkemli yapısıyla birçok ülke başbakanını konağımızda ağırladık. Yaşanan birçok olaya ve doğa koşullarına rağmen ayakta kalan konağımızın Uşaklılar’ın hizmetine sunulması için aile kararı aldık" diye konuştu.

İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Pehlivan da hibe işlemleri tamamladığında restorasyona başlanacağını belirterek, "Muazzam bir konağı Uşak’a kazandıracağız. Bu binanın eski Yunan hastanesi olması da önemli sayıda misafir çekecektir. Tarihimiz burada yeniden canlanacak" şeklinde konuştu.

Hürriyet Ege, Haber: Yavuz Kuşdemir, 11.05.2008

PADİŞAHLAR GENÇLEŞSİN TALİMATI

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Bursa Osmangazi Belediyesi tarafından 3.5 milyon YTL harcanarak restore edilen, kültür merkezine dönüştürülen Ördekli Hamam’ın açılışını yaptı.

Günay, Osmanlı Padişahları’nın İznik Çinisi’nden yapılmış resimlerinin bulunduğu sergiyi gezerken, padişahların 30-40 yaşlarında resmedildiğini görünce, "Padişahlar neden yaşlı resmediliyor. Bunları düzeltin" diye talimat verdi.

Hürriyet, 11.05.2008

"BEN PADİŞAH DEĞİLİM"

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Nevşehir Göreme’de 1984- 1992 yılları arasında restorasyonu gerçekleştirilen Karanlık Kilise’yi ziyaret etti.

Bakana çıkışta bölgeyi ziyaret eden bir grup kadın "Müze ve ören yeri giriş ücretleri yüksek. Hiç değilse Anneler Günü nedeniyle ücretsiz olsa" dedi. Bakan Günay da "Ben, padişah değilim, bir günde ferman veremem. Böyle bir uygulama olabilir, Ankara’ya dönünce bakarız" yanıtını verdi. Bakan Günay, Avanos’ta ziyaret ettiği çanak atölyesinde sohbet ettiği turistin köpeğiyle yakından ilgilendi.

Hürriyet, Haber: Ahmet Korkmaz, 12.05.2008

'HANIMEFENDİ'YE 4 MİLYON STERLİN

 

 

Sotheby's Müzayedeevi'nin 30 Mayıs'ta Londra'da yapılacak "Alman, Avusturyalı ve Orta Avrupalı ressamlardan 19. Yüzyıl Avrupa Resmi ve Oryantalist Resimler Satışı" başlıklı müzayedesinde Osman Hamdi Bey'in 'İstanbul Hanımefendisi' adlı tablosu 3-4 milyon sterlin (7.2-9.6 milyon YTL) rezerve fiyatıyla satışa sunulacak.

Avrupalı bir koleksiyoncudan Sotheby's Müzayedeevi'ne gelen kanvas üzerine yağlıboya tablo bugüne kadar en yüksek fiyata satışa çıkarılan ve 185 x 109 cm ile en büyük ebatlarda Osman Hamdi Bey tablosu olma özelliğine sahip. Osman Hamdi Bey'in "Kaplumbağa Terbiyecisi" adlı resmi 2004'te Türkiye'de 3.5 milyon dolara (4.35 milyon YTL) satılarak rekor kırmıştı. Osman Hamdi Bey, 19. yüzyıl Oryantalist ressamlarını çoğu gibi terzilik alanındaki bu büyük değişimi gözardı etmek yerine, zarif ve çekici bir üsluba dönüştürdü. Türk kadınlarını gösteren imajları, İstanbul'da hem iç mekanlarda hem de dış mekanlarda giyilen giysilerin gerçekliğini son derece güzel bir şekilde yansıtmaktadır. Türk resminde ilk kez figürlü kompozisyonu kullanan ressam olan Osman Hamdi Bey'in en ünlü yapıtları, Kaplumbağa Terbiyecisi (1906) ve Silah Taciri (1908)'dir. 1910'da İstanbul Kuruçeşme'de vefat eden sanatçının mezarı Çinili Köşk'de bulunuyor.

 

Sotheby's'in Türkiye ve Gelişmekte olan Pazarlar Sorumlusu Ali Can Ertuğ, tablo hakkında şu bilgileri veriyor: "Osman Hamdi Bey, Avrupa'nın akademik tarzını benimseyen ilk Türk sanatçısı oldu. İki farklı dünyanın konularını ve tekniklerini başarılı şekilde bir araya getiren resimler yaptı. Bu, hem Türk değerleri hem de son Paris modasını yansıtan giysileriyle alımlı kumral genç bir kadının resmedildiği önemli başyapıtı 'İstanbul Hanımefendisi' çalışmasında en iyi şekilde görülmektedir."

Sabah, Haber: Perihan Korkmaz, 11.05.2008

"BARİYERLERİNİZİ YIKIN, KENDİ 'DALİ'NİZİ BULUN"

 

Sabancı Müzesi’nde açılacak Salvador Dali sergisine hazırlanan Gala-Salvador Dali Vakfı’nın Genel Koordinatörü Joan Manuel Sevillano Campalans, kökleri sanatın yasak olduğu Osmanlı’ya dayanan Türkiye’nin de Picasso, Dali gibi sanatçılara ev sahipliği yaptığına dikkat çekerek, "Bariyerler yıkılınca orada kendi Picasso ve Dali’nizi buluyorsunuz" dedi.





Eylül ayında Akbank’ın sponsoruğu ile İstanbul Sabancı Müzsi’nde bir sergi açmaya hazıranan Gala-Salvador Dali Vakfı’nin Genel Koordnetörü Joan Manue Sevillano Campalans, kökleri sanatın yasak olduğu Osmanlı’ya dayanan Türkiye’nin de Picasso, Dali gibi sanatçılara ev sahipliği yaptığına dikkat çekerek, "Bariyerler yıkılınca eminim siz de orada kendi Picasso ve Dali’lerinizi buluyorsunuz" dedi.

Altın çağın çok sayıda Türk ressam mimar ve kaligrafa ev sahipliği yaptığına dikkat çeken Sevillano, şunları söyledi. "İspanya’da da, Türkiye’de de dünyanın her yerinde olduğu gibi sorunlar yaşandı. Sanatçılar hor görüldü. Böyle bir dönemde Picasso, Dali gibi sanatçılar cesur olup dışarıya çıkmaya karar verdiler. Zaten bunu yapmasalardı Dali ve Picasso olamazlardı."

İspanya’daki Dali Müzesi’nin 40 bin kişinin yaşadığı Figueres şehrinde her yıl 1 milyon 300 bin ziyaretçi çektiğini söyleyen Sevillano, Türkiye’deki serginin de ilgi çekmesini beklediğine dikkat çekerek şunları söyledi, "2006’da Tokyo’da 4 ay süren bir sergiyi 500 bin kişi ziyaret etti. Ben Türkiye’de benzer bir durum bekliyorum. Çünkü iyi bir sinerji yarattık ve kimyamız tuttu. Tokyo mükemmel ama mükemmel olduğunun farkında. İstanbul ise çok dinamik ve enteresan. Sürekli yeni şeyler yapıyor ve patlama halimde. Ben özellikle sergiye İstanbul dışından gelecek kişi sayısını merak ediyorum."

Salvador Dali’nin zengin bir sanatçı olarak öldüğünü söyleyen Sevillano, Dali’nin öldüğünde evleri ve banka hesapları olduğuna dikkat çekti ve yaratığı değeri şöyle özetledi: "Dali çok iyi bir ressam, yazar ve tasarımcıydı. Yaptıklarında öncü oldu ve hep herkesten önce 50 yıl başlamayı başardı. Kitle iletişimini de kullanmayı da bilirdi. O bir değer yarattı ve ardından çok kişi gitti. Farklı bakış açılarından düşünmeyi seven ve bu yolla eğlenen bir adamdı. İyi bir lider olmak zorundasınız ilk olmak için. Eğer ikinciyseniz biri sizden önce rüzgarı kırmış oluyor."

Dali’nin mirasını yaşatmak için kurulan vakfın bir şirket gibi çalıştığına ve devletten herhangi bir maddi katkı görmediğine dikkat çeken Sevillano, "Kültürel bir organizasyonuz ama işleyişimiz işletme gibi. Sürekli telif hakları nedeniyle davalarla uğraşıyoruz. Bizim problemimiz kendi ülkemizde değil. Bizim problemimiz Dali’yi Tokyo’da Amerika’da ve diğer ülkelerde tanıtabilmek. Sadece müze tadilatı için yıllık 1 milyon Euro harcıyoruz. Telif konusunda Türkiye ile şu ana kadar bir sorun yaşamadık" dedi.

Sponsorluk fikrinin Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer’den çıktığını söyleyen Joan Manue Sevillano Campalans, Dali’nin karısı Gala’nın ilginç kişiliğinin dolayı özellikle kadınlar tarafından zaman zaman yanlış anlaşıldığına dikkat çekerek, "Akıllı kadınlar fikri sabit ile bakmayarak araştırmaya başlıyor. Bu araştırmanın sonucunda da zaten ortak çalışmaya sıcak bakıyor" dedi.

Salvador Dali

11 Mayıs 1904’de Figueras’ın bir köyünde doğan Dali 6 yaşındayken menenjitten ölen erkek kardeşinden 3 yıl sonra dünyaya geldi. Ona koydukları isim kardeşinin ismiyle aynıydı. Zaman geçtikçe farklılığını ifade etmek için resim yapmaya başladı. Hasta çocuk 10 yaşında yaptığı ilk resmiydi. 1920’li yıllarda Madrid San Fernando Akademisine başladı. Ancak okuldan atıldı. Paris’te Picasso’yla tanıştı. 10 yıl sonra da Sigmund Freud ile. Rus bir avukatın kızı ve sürrealist şair Paul Eduard’ın eşi Gala ile tanıştı. Evlendi. Yaşamına 25’e yakın kitap ve sayısız sanat eseri sığdır. Öldüğünde 84 yaşındaydı. Şimdi Figueras’daki müzesine hakim olan dev kubbenin altına gömülü.

Hakkında çok sayıda efsane dolaşan Dali ile ilgili olarak herşeyin mümkün olabileceğine dikkat çeken Joan Manuel Sevillano Campalans, "Onun bir yaptıklarına, bir de yaptığını söylediklerine bakmak lazım. O inanılmaz disiplinli çalışan ve günde 7-8 saatini resim yapmaya ayıran bir sanatçıydı. Üstün zekalıydı ama çalışma azmi olmasa üstün zeka yetmezdi" dedi. Salvador Dali hakkında çıkan bir şehir efsanesi ise "Resim yapmadan önce 2 saat klozete bakar, ardından iki saat uyurdu. En iyi eserlerini bu şekilde çıkardı" şeklinde.

Hürriyet, Haber: Ayşegül Akyarlı Güven, 11.05.2008

ANKARA OTELİ'NDE TESCİL KARARI UYGULANSIN İKAZI

 

TMOBB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Büyük Ankara Oteli’nde tadilat adı altında, yasal olmayan uygulamalar yapıldığı ve otelin tanınmaz hale geldiği gerekçesi ile açtığı davanın kazanıldığını hatırlattı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yargı kararlarını uygulamasını istedi.

Özgönül, yargı kararına ve Çankaya Belediyesi’nin mührüne rağmen Büyük Ankara Oteli’nde çalışmaların devam ettiğini vurgulayarak, "Mahkeme kararı devam ederken yürütmeyi durdurma kararı alınmışken bu işlemlerin devam etmemesi gerekirdi* dedi.

Hürriyet Ankara, 11.05.2008

TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞI: 7 TUTUKLAMA

 

 

Kütahya ve Manisa'da tarihi eser kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan aralarında bir belediye başkanının da bulunduğu 9 kişiden 7'si, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. 

Edinilen bilgiye göre, Kütahya İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, Manisa'nın Salihli İlçesi'nde yaşayan U.Y. (48) ve İ.U. (45) isimli şahısların ellerinde bulundurdukları tarihi eserleri Kütahya'nın Simav İlçesi'nde yaşayan M.K.'ya (52) satmak istediği yönünde ihbar aldı. Bunun üzerine harekete geçen ekipler, Kütahya'nın Simav ve Manisa'nın Salihli ilçelerinde eş zamanlı operasyon düzenledi. Operasyonda aralarında bir belediye başkanının da bulunduğu 9 kişi gözaltına alınırken, zanlıların ev ve işyerlerinde ele geçirilen çeşitli dönemlere ait 1 adet insan figürlü kadın heykeli, 19 tarihi eser, 19 sikke ile 3 tabanca ve bu tabancalara ait şarjör, fişek ve 1 adet çift namlulu av tüfeği, 7 adet detektör, 2 dinamit lokumu, 2 fünye ve bir miktar baruta el konuldu.
 
İfadelerinin alınmasının ardından tarihi eser kaçakçılığı iddiasıyla mahkemeye sevk edilen zanlılardan A.T. (58), U.Y. (48), İ.U. (45), M.K. (52), A.K. (59), Ş.A. (47) ve M.G. (54) tutuklanırken, M.Ç. (59) ve İ.T. (50) ise serbest bırakıldı. Tutuklu 7 kişi, Simav Cezaevi'ne gönderildi.

Kütahya Kent Haber, 11.05.2008

MİKEN UYGARLIĞI SERGİLENMEYİ BEKLİYOR

 

Akdeniz Üniversitesi Tarih ve Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Prof.Dr. Fahri Işık, 1960 yılında Bodrum'un eski yerleşim yerlerinden biri olan Müskebi'de yapılan kazı çalışmalarında Miken Uygarlığı'na ait 48 mezarın ve 300'e yakın tarihi eserin gün yüzüne çıkartıldığını halen Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nin deposundaki bu eserlerin sergilenmemesinin üzüntü verici olduğunu söyledi.

 

Bodrum Yarımadası Sanayici İşadamları Derneği tarafından, Nurol Kültür Merkezi'nde ‘Miken Mezarlığı ve Halikarnas Yarımadası'nda Helen Kolonizasyonu’ konulu konferans düzenlendi. Konferansa, 1960 yılında Bodrum'un Ortakent-Yahşi Beldesi'ndeki en eski yerleşim yerlerinden biri olan Müskebi'deki kazı çalışmalarına katılan Akdeniz Üniversitesi Tarih ve Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Arkeolog Prof.Dr. Fahri Işık konuşmacı olarak katıldı.

 

Prof.Dr. Fahri Işık, Müskebi'deki Miken Uygarlığı izlerinin MÖ 1450 -1200 yılları arasında döneme yayıldığını kaydetti. Prof.Dr. Işık, 1960 yılında Müskebi'de 3 ayrı yerde yapılan kazı çalışmalarında 48 Miken mezar ve mezar odalarına rastlandığını, ayrıca o zamanlarda eşi benzeri görülmemiş 300'e yakın eser gün ışığına çıkarıldığını anlattı. Çoğu çömlekten ve tunç silahlarından oluşan bu eserlerin bugün Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmek yerine müzenin depolarında saklandığını ileri süren Prof.Dr. Işık, “Bu oldukça üzüntü verici bir olay. Çünkü Miken Uygarlığı Anadolu'nun odak noktası olup en önemli uygarlıklarından birisidir. Miken Mezarlığı'ndan çıkan eserlerin sergileneceği ayrı bir müze oluşturulması veya Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmesi için çalışmalara başlanılması kentin kültürel geçmişi açısından önem taşımakta. Bu nedenle Bodrum ve yarımadasında 3 bin 500 yıl önceki yaşama ışık tutacak Miken mezarlarının bulunduğu bölge mutlaka koruma altına alınmalı” dedi.

 

Işık, Bodrum ve yarımadasının Miken ile birlikte Karya ve Leleg uygarlıklarına yıllarca ev sahipliği yaptığına dikkati çekerek, “3 bin 500 yıllık tarihin izlerini yarımadanın her tarafından görmek mümkün. Son 10 yılda hızla artan yapılaşma ve SİT alanlarında korumanın tam olarak yapılamamış olması nedeniyle tarihi ve kültürel tahribat gittikçe artıyor. Bu nedenle kurtarma kazıları ve uygarlıkların izlerinin bulunduğu bölgeler mutlaka koruma altına alınmalı. O bölgelerde yapılaşmaya izin verilmemeli veya mutlaka sınırlandırma getirilmeli” diye konuştu

Radikal, Haber: Sezer Şahindaş, 10.05.2008

DOĞA HARİKASI MAĞARA BULUNDU

 

 

Sinop'un Durağan İlçesi'ne bağlı Cevizlibağ Köyü'nde, araştırmacı üç arkadaş tarafından milyonlarca yıllık sarkıt ve dikitlere sahip doğa harikası bir mağara keşfedildi.


Mağarayı bulan araştırmacılardan Ziraat Mühendisi İbrahim Irmak, milyonlarca yılda oluştuğu sanılan mağaradaki sütunlardan bazılarının defineciler ve bilinçsiz vatandaşlar tarafından kırılarak zarar verilmesine rağmen alt kesimlerde bulunan galerilerde mağaracılık açısından çok önemli olan kireç taşı erimesi sonucu oluşmuş figürlerin bulunduğunu söyledi.

 

Mağaranın, yapılacak düzenlemelerle birlikte, oksijen yoğunluğu ile özellikle astım hastaları için doğal bir şifa kaynağı olabileceğini kaydeden İbrahim Irmak, "İlçemizin doğal ve tarihi zenginliklerini bulup ortaya çıkarmak amacıyla arkadaşlarımız Emin Adıgüzel ve Ali Göçmen ile birlikte çeşitli çalışmalar yapıyoruz. Kireç kayalarının yoğun olduğu bir bölgede mağara oluşumlarının olma ihtimaliyle aldığımız bir duyumu değerlendirme sonucu bu mağarayı bulduk. Ağcaçal Mağarası canlı bir mağara. Oluşum devam ediyor. Bu nedenle muhakkak koruma altına alınarak ve araştırmalar yapılarak turizme kazandırılmalıdır. Bölgesi itibariyle ülke çapında çok merak edilen ve beğenilen bir mağara olma şansı çok yüksek. Ancak mağaranın özellikle giriş kısmının kesinlikle açılmaması gerekiyor. Böyle bir yanlışın yapılması durumunda mağaramız kuruyup özelliğini kaybeder. Buraya gerekli yol ve diğer alt yapı yapılarak turizm için çok güzel bir alana dönüştürülebilir. Mağara gelişen Sinop turizmi için önemli bir kazanım olmuş olacak" diye konuştu.

Sinop Kent Haber, 10.05.2008

ZEUGMA MOZAİK MÜZESİ'NİN TEMELİ ATILDI

 

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaptırılacak olan Zeugma Müzesi'nin temel atma törenine Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Gaziantep Valisi Süleyman Kamçı, Gaziantep Milletvekilleri ve geniş bir davetli katıldı. Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey 'Son derece önemli bir projenin temeli ilimizde atılmaktadır. Bu Cumhuriyet tarihinde yapılmış en büyük müze projesidir. 2008 yılı için bir hedef koyduk, dedik ki, Gaziantep 2008 yılında müzeler şehri olacak.Bu müzenin tamamlanması ile sadece Gaziantep'e değil üm Türkiye'ye de önemli katkıları olacağına inanıyoruz' diye konuştu.

 

Müze hakkında çeşitli bilgiler veren Başkan Güzelbey, Zeugma Kongre Kültür ve Müze Merkezinin Gaziantep ve bölgede turizmin gelişmesine yeni bir ivme kazandıracağını, turizmle Gaziantep, bölge ve Türkiye ekonomisine yapılan katkının artmasını sağlayacağını vurguladı. Devlet Bakanı Mehmet Şimşek 'Gaziantep, ciddi sermaye birikimi ile önemli bir sanayi kentimiz. Onun ötesine geçerek sağlık ve turizmde cazibe merkezi haline getirmeliyiz. Bunun başında tabii ki kültür ve tarihi zenginliklerimizi sergilememiz lazım. Bugün temeli atılacak müze kompleksi Gaziantep turizmi için önemli bir etken olacak. Gaziantep'te, çağdaş, modern, Roma'da, Paris'te, gelişmiş tüm ülkelerde belediye başkanlığı yapabilecek bir Büyükşehir Belediye Başkanına sahibiz. Sunumlardan çok etkileniyoruz. Ve bu projeler bu yıl tamamlanacak' diye konuştu.

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay 'Türkiye toprakları üzerinde dünya tarihinden ne varsa, öyle ki bütün uygarlıkların ayak izleri var, biz bütün bu ayak izlerini kendi insanımızla ve dünya insanıyla paylaşmak istiyoruz. Türkiye'yi sıradan bir deniz kıyısı turizmi yapılan ülke olmaktan çıkarıp marka turizm ülkesi haline getirmeye çalışıyoruz. Türkiye'yi ziyaret edilmesi bir itibar sorunu olan, ziyaret edilmesi bir saygınlık ifadesi olan marka turizm ülkesi haline getirmeye çalışıyoruz. Bunun için kültür turizmi alanındaki yatırımları önemsiyoruz, bu alandaki yatırımları sonsuz destekliyoruz' dedi.

Yeni Şafak, Haber: Yaşar Yavuz, 10.05.2008

TARİHİ MEZAR BULUNDU

 

Tarsus'ta, MÖ 2. yüzyıla ait olduğu sanılan 2 oda mezar bulundu. Mezarların içerisinde bulunan küplerin içerisinde ise insan iskeleti çıktı.

 

 

Tarsus'un Akşemsettin Mahallesi 161 Sokak üzerinde Türk Telekom'un alt yapı çalışmaları sırasında tarihi mezar kalıntıları bulundu. Oda mezar bulunduğu ihbarını alan Tarsus Müze Müdürü Abdulbari Yıldız, kazı çalışmasının yapıldığı yerde inceleme başlattı.

 

İlk belirlemelere göre mezarların MÖ 2. yüzyıla ait olduğunu belirten Yıldız, "Zeminden 2 metre derinlikte MÖ 2. yüzyıla dayanan oda mezarcık ortaya çıktı. Müdürlüğümüz tarafından hemen olaya el konuldu. Burada yaptığımız çalışmalar sırasında kremasyon tekniğiyle yapılmış iki mezar ortaya çıkarıldı. Kremasyon uygulaması cenazenin yakılıp küplere konulması sistemidir. Burada çalışmalar devam etmektedir. Küplerin içinde yakılan cesetlerin kemikleri bulunmaktadır. Kayıtlarda Akşemsettin Mahallesi'nde herhangi bir sit alanı bulunmamaktaydı. Bu da bizim için çok önemli ve antik Tarsus'un Akşemsettin Mahallesi'nde olduğu ortaya çıkmıştır. Buralar muhtemelen bir nekropol MÖ 2. yüzyıla ait bir mezarlık alanı olarak kabul edebiliriz. Çalışmalarımız devam ediyor. Burada yapılaşmanın fazla olması nedeniyle çalışmalar sırasında sorunlar ve sıkıntılar yaşayabiliriz" şeklinde konuştu.

 

Mahallelerinde oda mezarcık çıktığını duyan vatandaşlar ise kazı alanına akın etti.

Tarsus Haber, 09.05.2008

Kerkenes (von der Osten)
...1927




4 - 10 Mayıs 2008

İSPANYA'DA PAHA BİÇİLEMEYEN ESKİ ESERLER

 

 

İspanya polisi, Latin Amerika’dan Avrupa’ya satmak üzere eski eser getiren bir çifti tutukladı, “paha biçilemez” olarak nitelenen eski eserlere de el konuldu. Güney Amerika’nın Kolomb öncesi dönemine ait oldukları belirtilen eserlerin Fransa’da satılmasının planlandığı da açıklandı. 

 

Interpol tarafından Kolombiya, Peru ve Ekvator’da yürütülen çalışmalar sonunda bir İspanyol koca ile Kolombiyalı eşi İspanya’da tutuklandılar. Çiftin evinde yapılan aramada çeşitli arkeolojik kazı alanlarından çalınmış, paketli durumda 700 parça eski eser ele geçirildi. Çoğunluğu maskeler, kolyeler, resimler ve seramiklerden oluşan eserlerin arasında, tümü 500 yıldan eski, birkaç düzine altın takı bulunduğu da açıklandı. 

 

Eserlerin büyük bir kısmının Peru ve Ekvator menşeli olduğu ve bu çifte Kolombiyalı bir aracı vasıtası ile satıldığı tahmin ediliyor. Çift, Kolombiya’nın başkenti Bogota’ya yaptıkları bir yolculuktan yeni dönmüşlerdi. Bu operasyonda Interpol, ilgili tüm ülkelerin polisleri arasında koordinasyon ve tavsiye işlevi sürdürdü. İspanyol polisi, çiftin evinde ele geçen bilgisayar kayıtlarından Fransa ve Kolombiya’daki aracıları ve daha önceki faaliyetleri tespit etmeye çalışıyor. Erişilen ilk bilgilerde, çiftin önümüzdeki ay Fransa’da bir müzayede düzenleyecekleri anlaşıldı. 

 

Madrid Müzesi’ne teslim edilen eski eserler, incelendikten sonra ilgili ülkelere iade edilecekler. 

BBC News, Haber: Steve Kingstone, 06.05.2008

BEHRAMPAŞA HANI TURİZME KAZANDIRILACAK

 

1573 yılında Sağır Behrampaşa tarafından yaptırılan Behrampaşa Hanı, butik otele dönüştürülecek. Yıllardır bir mermer firması tarafından atölye olarak kullanılan tarihi hanın boşaltılması için mahkeme süreci başlatan Vakıflar Bölge Müdürlüğü, birkaç yıldır sürdürdüğü hukuki mücadeleyi kazandı. Mahkeme kararıyla hanın tahliye edilmesinin ardından tarihi yapının restore edilmesi için çalışma başlatılacak. Sivas Vakıflar Bölge Müdürü Adnan Er, tarihi han için İstanbul Teknik Üniversitesince proje hazırlığına başlandığını söyledi. Hazırlanan projenin daha sonra Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna sunulacağını belirten Er, burayı butik otel olarak kullanmayı planladıklarını söyledi. Ayrıca tarihi yapının alt kısmı halka açılacak.

Sivas’ta, Kepçeli mevkisinde tarihi Kurşunlu Hamamı ile yan yana bulunan han, ortası açık bir avlunun çevresinde sıralanmış iki katlı 52 odadan meydana geliyor. Kesme taş malzemeyle inşa edilen hanın pencerelerinin sağ ve soluna aslan motifi işlenmiş. Halk arasında Taşhan olarak da bilinen yapı, Sivas’ın önemli tarihi eserleri arasındaki yerini koruyor.

Türkiye Gazetesi, 10.05.2008

TARİHİ ESER ARAYAN 3 KİŞİ GÖZALTINDA

 

Zonguldak'ta, sit alanında tarihi eser arayan 3 kişi gözaltına alındı.


Edinilen bilgiye göre, Gökçebey İlçesine bağlı Gaziler köyündeki sit alanı ilan edilen bölgede tarihi eser arayan Ö.K., E.A. ve E.A. isimli şahıslar, 1 adet tarihi eser aramada kullanılan dedektör, 1 adet çapa ve 1 adet keser ve 67 ZU 502 plakalı otomobille birlikte yakalandı. Şahıslar gözaltına alınırken, ele geçirilen otomobil ve malzemelere el konuldu.

Zonguldak Kent Haber, 10.05.2008

İSTANBUL'DA KÜLTÜR BAHANE, VERGİ ŞAHANE

 

İstanbul 2010'da Avrupa'nın Kültür Başkenti olacak. Açıklandığından beri pek çokları bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu bize anlatıp durdular. Başımıza talih kuşu konmuş da haberimiz yokmuş. Sanki Olimpiyatları almışız. Sanki böylelikle AB kapısının eşiğinden içeriye ayağımızı atmışız. Abarta abarta bugünlere geldik.

 

Oysa 1985'ten beri Avrupa Parlamentosu, başvuruları değerlendirip, sırası geleni "Kültür Başkenti" ilan ediyor. Peki bu o kadar mühim bir hadise idiyse, neden şimdiye kadar hiç haberimiz olmadı? Neden "Bu yıl X kenti Avrupa'nın kültür başkenti" diye gazetelerimizde başlıklar atılmadı?. Mesela geçen yıl... Hangi Avrupa kenti "Kültür Başkenti" idi?

 

Sadece Türk vatandaşları değil, kaç Avrupa vatandaşı bu soruya cevap verebilir?
Geçen yıl Avrupa'nın Kültür Başkenti Sibiu idi. Romanya'da küçük bir kent.

 

Kaç tane Avrupa gazetesi Sibiu'yu anlattı?

Peki ya bu yıl Avrupa'nın Kültür Başkenti unvanını hangi kent taşıyor?

Norveç'in iki kenti. Stavanger ve Sandnes ve ayrıca İngiltere’nin Liverpool kenti.

 

İstanbul ise 2010'da bu unvanı, Macaristan'ın Pecs ve Almanya'nın Essen kentleri ile paylaşacak. Atina 1985'te, Paris 1989'da tek başlarına bu unvanı taşımışlardı.

 

Ama asıl mesele bu değil.
 

Bu kadar abartılarak Türk kamuoyuna sunulan bu olayı biz nasıl yaşayacağız, neler hissedeceğiz, kültürümüz ne kadar artacak diye merak içindeyken, merakımız giderildi.

 

İstanbul 2010'da Kültür Başkenti oluyor, "kültür vergisi" geliyor. Kültür bahane vergisi şahane!

Tasarı hazır. Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi halinde iptal edilebilir. Edilmezse, deprem vergisi gibi kalıcı olacak.  Biz bu filmi daha önce görmüştük…

 

İstanbul- 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında yapılacak harcamalara kaynak sağlamak amacıyla Fon oluşturuluyormuş. Tasarıya göre benzene, litre başına 1.5 Ykr, motorin türlerine de litre başına 1 Ykr zam uygulanacak. 3 yıl boyunca sürecek uygulamadan, Fona 750 milyon YTL kaynak sağlanması planlanıyor.

 

Al sana kültür!

 

Bu tasarıyı duyan eski Avrupa kültür başkentlerinden bugün donk donk diye sesler geliyor.
Yöneticiler, "Biz niye akıl edemedik" diye kafalarını duvarlara vuruyorlarmış!

Hürriyet, Haber: Kamer Özbucak, 10.05.2008

2500 YILLIK ANTİK KENTE TAŞ OCAĞI İZNİ





İzin için hiçbir bakanlıkta engelle karşılaşmayan maden firması, bölgenin minik beldesi Özdere’nin belediye başkanından izin alamayınca idare mahkemesine gitti.

Organik tarımın yaygın olarak yapıldığı İzmir’in Menderes İlçesi’ne bağlı Özdere Beldesi’nde, kahin tanrı Apollon’un Anadolu’daki iki önemli kehanet merkezlerinden biri olan yaklaşık 2500 yıllık Klaros Antik Kenti’ne yaklaşık 500 metre uzaklıktaki bölgeye taş ocağı kurulmak isteniyor.

İzmir merkezli bir firma, yaklaşık bir yıl önce, Ahmetbeyli’nin girişinde bulunan 960 dönümlük arazide taş ocağı kurmak için başta tüm bakanlıklardan gerekli maden arama ve çalıştırma izinlerini aldı. Firma yetkilileri, aldığı bu ruhsatlarından ardından gayri sıhhi müessese izni için Özdere Belediyesi’ne başvurdu. Özdere Belde Belediyesi Başkanı CHP’li Haldun Ertok ise organik tarımın yaygın olarak yapıldığı, Klaros Antik Kenti’ni barındıran, iki kilometrelik sahil şeridi bulunan bölgenin tam ortasında kurulmak istenen taş ocağına izin vermedi. Firma yetkilileri de İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Dava, görülmeye başlanırken, bölge köylüleri harekete geçti.

bin 610 nüfusa sahip Ahmetbeyli Mahallesi’nin muhtarı Mustafa Gürmen, “Sezonda turistlerin gelmesiyle nüfusumuz 10 bin kişiye ulaşıyor. Bölgemizde 130 bin mandalina, 6 bin zeytin ağacı var. Bunların telef olacağını bildiğimiz ve doğayı yok edeceği için taş ocağını istemiyoruz. Köylülerimiz de eyleme katılacak” dedi.

25 yıldır Klaros Antik Kenti’nin gün yüzüne çıkarılması için uğraş veren Prof.Dr. Nuran Şahin de “Buranın eski adı ’gavur köy’dür. Mübadeleyle değişmiş otantik bir köydür. Aslında taş ocağı yapılmak istenen yer antik bir mermer ocağıdır. Klaros’un heykelleri oradaki mermer ocağından getirilmiştir. Belediyenin davasına ben de müdahil olarak katılıyorum. Dünyada örneği olmayan bu kutsal alanın tümüyle korunması gerekir” dedi.

Özdere Belediyesi’nin avukatlığını yapan Feridun Sanuvar, firmanın, iki günde bir 100 kilogram patlatma yaparak, 3.6 şiddetindeki bir depreme eşit şekilde faaliyet göstereceğini, çıkarılan 2 bin 835 ton malzemenin 160 adet ağır iş makinesiyle taşınarak canlı yaşamına zarar verileceğini dile getirdi.

Geçmiş dönemlerdeki Bergama ve Uşak Eşme köylüleri gibi yeni bir çevre hareketi başlatan köylüler, taş ocağının kurulmasının istendiği bölgede protesto yürüyüşü düzenledi. Kadın, erkek, yaşlı genç köylüler ellerindeki pankartlarla yürüdü ve firmanın, topraklarından elini çekmesini istedi, tepkilerini dile getirdi.

Vatan, 05.05.2008

KATKI




ANTİK ŞEHİRLERDEN MAĞARALARA VE ADALARA KADAR, GERİYE NE KALDI İSE…


GİDERAYAK KIRIN, DÖKÜN, SATIN...
SATAMAZSANIZ TURİZME AÇIN!



Geçtiğimiz hafta gazetelerde iki haber vardı.




İlk haber 4 Mayıs 2008 Pazar günü Taraf Gazetesi’nin 3. sayfasında: Doğu Karadeniz’de, üzerinde insan yaşayabilen yegane ada olan Giresun Adası turizme açılacakmış. Giresun Kültür ve Turizm Müdürü Emin Yılmaz, yaptığı açıklamada, arkeolojik ve doğal sit alanı olan bu adaya yapılacak çevre düzenlemelerini anlatmış; kır kahvesi, oturma yerleri, yürüyüş yolları vs. Bu düzenlemelerden sonra ada “yakın bir gelecekte Doğu Karadeniz’de turizmin parlayan bir yıldızı” olacak ve bölge turist akınına uğrayacakmış.




Ardından, 5 Mayıs 2008 günü Vatan Gazetesi’nde bir başka haber (yukarıda), başlığı da “2500 Yıllık Antik Kente Taş Ocağı İzni Verdiler!”. İzmir, Menderes yakınlarında bulunan Klaros antik kentinin 500 m uzağında taş ocağı açmak için başvuruda bulunan bir firmaya, ilgili tüm bakanlıklar izin ve ruhsat vermişler. Şirket son olarak başvurduğu Özdere Belediyesi’nden izin alamamış, alamayınca da bu belediyeye dava açmış. İşin traji-komik yanı, taş ocağı olarak işletilmek istenen -ve de tüm izinleri verilen- yerin zaten antik kentin mermer ocağı, yani arkeolojik bir yerleşme olması. 

 

Son yıllarda, Türkiye’nin her yerinden bu tür haberlere alışkınsınızdır. Çünkü, bir yanda ilgisiz ve bilgisiz bürokratlarla, diğer yanda da Ankara’daki bu üst düzey ilgisiz ve bilgisiz bürokratlara yaranmaya çalışan küçük ve yerel görevliler eli ile bu ülkenin tüm eski eserleri, kalıntıları, kültürel ve doğal varlıkları yıllardır tahrip ediliyor.




Birkaç yıl önce Kırklareli, Demirköy, Sarpdere Köyü yakınlarındaki Dupnisa Mağarası devlet eliyle turizme kazandırılmaya çalışıldığında, konu ile ilgili tüm sivil toplum kuruluşları ve mağaracılık dernekleri vali, kaymakam ve bürokratlarla görüşmüş, Bulgaristan sınırına 5 km uzaklıktaki böyle ıssız bir yerde bulunan mağarayı “betonlamanın” turizme hiçbir şey kazandırmayacağını, olsa olsa o mağarada yaşayan 40.000 den fazla yarasayı yok edeceğini anlatmaya çalışmıştı. “Buraya gelen giden olmaz” denilerek yapılan masrafı ve gereksiz tahribatı anlatmaya çalışanları kimse dinlememişti. Çünkü vali ve kaymakam bir şeyler yapıyor gibi görünme arzusundaydılar. Ankara’dan gelen bürokratların durumu ise bambaşkaydı. Bir MTA yetkilisinin, “Siz benim ekmek paramla oynuyorsunuz” dediğine ben bizzat şahidim. Sonunda Dupnisa Mağarası turizme açıldı, o MTA yetkilisi de mutlu bir şekilde emekli oldu.




Diğer bir “turizme açılması gereken mağara” krizi ise iki yıl önce Bursa, İnegöl, Oylat Mağarası’nda ortaya çıktı. Hem de bu defa yerel bürokratların sivil toplum kuruluşu üyelerine silah çekmeye varan seviyede bir krizdi yaşanan. Sonuç mu? Nasıl bir sonuç bekliyordunuz ki?  

Bundan sonra herhangi bir taş ocağı, “turizme açılmış” bir mağara veya “çevre düzenlemesi yapılmış” bir antik yerleşim gördüğünüzde, bu baştan savma karar ile nelerin kaybedildiğini, bu geri dönülmez kayıplara karşılık, o “küçücük fıçıcık, içi dolu turşucuk kafaların”, yarını düşünmeye gerek bile duymayan “ortanın epeyce altı zekaların” ise ne kazançlar sağladığını tekrar düşünmenizi diliyorum. 

Ali Yamaç

 İSPANYA GEMİNİN GANİMETİNİ İSTİYOR

 

Geçen yıl mayıs ayında keşif çalışmaları yapan Odyssey Marine Exploration isimli Amerikan firmasına ait gemi, tarihin en büyük ganimetlerinden birini denizin altından çıkardı.

500 bin gümüş ve altın sikkenin bulunduğu 19. yüzyılda batırılan bir savaş gemisinin enkazının nerede olduğu "Uluslararası sular" denilerek gizli tutuldu.

Ancak İspanya hükümeti bu ganimetin İngiliz donanması tarafından batırılan bir gemiden çıkarıldığını söyleyerek derhal ABD'den iadesini istiyor.

Açılan davada şirket modern zaman korsanlığı yapmakla suçlanıyor.

Sabah, 10.05.2008

ANTİK MAYA MEZARINDA OLAĞANÜSTÜ KUMAŞLAR

 

Bilimadamlarının açıkladığına göre, bir antik Maya kraliçesinin mezarında ele geçen tekstiller, kalite ve imalatlarındaki karmaşıklık açısından çağdaş örneklerden kat be kat üstün.

 

Pennsylvania Üniversitesi’nden Robert Sharer başkanlığında bir ekip tarafından  kazısı yapılan mezar Honduras’da, Maya şehri Copan’da bulundu. 

 

Araştırmacılar ismi bilinmeyen kraliçenin MS 5. yüzyılda yaşadığını tahmin ediyorlar. Mezarda bulunan kumaşları inceleyen, Rhode Island Üniversitesi’nden Margaret Ordonez bazı kumaşlarda santimetrekarede 12 atkı ve 12 çözgü ipliği kullanıldığını, bunun şu anda kullandığımız kaliteli kumaşlarda bulunan miktar olduğunu ve örneğin kot kumaşlarındaki sayının daha düşük olduğunu belirtti. 

 

Mezarda birbirini üstüne yığılmış, bazı durumlarda 25 kata varan kumaş parçaları bulundu.

Bu kumaşların rutubetli ortamda bugüne dek sağlam kalmış olmalarının ise büyük bir sürpriz olduğu belirtildi. Mayalarda kral ve kraliçe mezarların ölümden sonra zaman zaman açılıp dua edildiği ve yeni adaklar verildiği bilinmekte.

Bulunan kumaşların bazılarının sonradan bırakılan adaklar olduğu düşünülüyor. 

National Geographic News, Haber: Ker Than, 25.04.2008

TANITIM MERKEZİNE BAK, NOTUNU VER




İlk açıldığı günlerde Ana Tanıtım Merkezi... Bu modern bina, özel şirkete temiz ve düzenli bir şekilde teslim edilmişti...


1990 yılında, Çanakkale Savaşları'nın 75. anma yıldönümünün hemen öncesinde, Özal'ın talimatıyla Çamburnu Mevkii'nde bir bina yapılmış ve burası Milli Parklar Müdürlüğü'ne bağlanarak tören dönemi ve sonrasında Tanıtım Merkezi olarak hizmet vermesi sağlanmıştı.

 

Açılışında bizzat Özal ile birlikte bir sabah kahvaltısı yaptığım bu binanın 2003 yılında önünden geçerken bir harabe haline gelmiş olduğunu yine kendi gözlerimle görmüş ve bu kanaatimi de içeride bir odada oturmakta olan, kimliğini bilmediğim bir zata yüksek sesle açıklamaktan çekinmemiştim.

 

Aynı yıl olmalı; Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Kilya Koyu'nda ilkinden daha mükemmel bir bina yaptırdı ve bunun Ana Tanıtım Merkezi olarak kullanılacağını ilan etti. Eskisi ise, sadece Milli Parklar Müdürlüğü olarak hizmet verecekti...




Bugün Kilya'daki Ana Tanıtım Merkezi, Çamburnu'ndaki eskisi gibi dökülüyor. Sağdaki rölyef duvarının hali içler acısı...


Ana Tanıtım Merkezi, içindeki malzemeyle birlikte özel bir sözleşmeyle bir özel şirkete ihale edildi. Bu ihaleden pek kimsenin haberi olmadı, ama olsun... Nihayetinde işe yarar konuma sokulacaktı. Ancak düşünülen olmadı; bu şirket birçok açıdan hem mekana hem de ilgili insanlara maddi zararlar vererek geçen yıl Merkezi terketti. Bir süre kapalı kalan Ana Tanıtım Merkezi'nin geçtiğimiz günlerde yine sessiz sedasız birtakım işlemlerle, yine özel bir şirkete teslim edildiğini duyduk...

 

Bu arada, eski Tanıtım Merkezi, yani Milli Parklar Müdürlüğü binası da tadilata sokuldu. Ama ne olduysa oldu; tadilat sırasında eşyaların kaldırıldığı depoda yangın çıktı ve birçok şey yandı. Yanan eşya ve malzemenin değerli olup olmadığı, yangının kasıtlı olup olmadığı, neyin yanıp neyin kurtarıldığını bilen de yok... Milli Parklar müdürü de birkaç hafta önce başka bir yere tayin edildi. Yani, "Huu komşu, oğlun geldi mi?", "Geldi..."

 

- "Ne getirdi?", "İnci, boncuk..."

- "Kime, kime?", "Sana, bana..."

- "Daha kime?", "Karakediye..."

- "Karakedi nerede?",  "Ağaca çıktı..."

- "Ağaç nerede?", "Balta kesti..."

- "Balta nerede?", "Suya düştü..."

- "Su nerede?", "İnek içti..."

- "İnek nerede?", "Dağa kaçtı..."

- "Dağ nerede?", "Yandı bitti, kül olduuuuuu..."





Mayıs ayının başında; bölgede dolaşan dostlar ve duyarlı vatandaşlardan gerek mail gerekse telefon yoluyla aldığım şikayetin haddi hesabı yok. Hepsi de bölgedeki pislikten ve ilgisizlikten şikayetçi... Milli Park yönetimi belli ki 18 Mart ve 25 Nisan yorgunluğunu üzerinden atamamış olmalı... Ya da "müdür yok, amir yok, yan gel yat" pozisyonundalar...




Bugünkü Ana Tanıtım Merkezi'nin çöpleri 6 Mayıs 2008, saat 19.32'de bu durumdaydı. Ve günlerdir de böyle duruyordu. Çöplere bakılırsa, hepsi de Merkez'e ait malzemenin pisliği... Yakın çevre de ortalığa saçılan ve günlerce kaldırılmayan pislikten nasibini alıyor. Her yer pet şişe, ayran kabı, poşet artığı çöpüyle dolu. Bölgeyi baştan sona kaplayan bu plastik çöp pisliğinin tek kaynağı bu Ana Tanıtım Merkezi... Tüm bu pislik, ziyaretçilere kumanya olarak buradan verilen yiyecek artığı...


Bakalım bu "şehit-şüheda turizmi" daha ne kadar sürecek böyle? Beyninde ve kalbinde şehit-şühedaya karşı en küçük bir utanç duymayan bu kara kalabalıklar ne zaman ayağını çekecek bu bölgeden? Atalarının mezarını çiğneyip çöp içinde bırakırken utanç duymayanların bu akını ne zaman bitecek?

 

Benim tahminim, bu furyanın 2015'e varmadan sona ereceği yolunda... Otobüslerle tabur tabur bölgeye taşınan kuru kalabalıkların da bir sonu var elbette... Bu kuru kalabalıkları bölgeye taşıma dümen-dubarasıyla bu işten kaldırılan milyarların da bir haddi hududu olmalı... O zaman ne olacak hep birlikte göreceğiz?

 

O gün geldiğinde "Dedeciğim ben geldim" diyenleri, "vatan, namus, devlet için şehit olmaya hazır" olanları arayacağım...

Burası Çanakkale, Yazı: Yetkin İşcen, 09.05.2008

1071 EFSANESİNİ ÇÖKERTEN İKİNCİ BELGE

 

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Veli Sevin de Anadolu kapılarının Malazgirt’le açılmadığını Türklerin binlerce yıl önce Anadolu’da var olduklarını iddia etti.Türklerin Anadolu’ya 1071 Malazgirt Zaferi’yle girmediği tezini öne süren Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden Prof.Dr. Ekrem Memiş’ten sonra, Türk Tarih Kurumu adına Anadolu’da kazı çalışmaları yürüten Yüzüncü Yıl Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Veli Sevin’den de önemli açıklamalar geldi. Sevin, Hakkari Bölgesi’nde milattan önce 2 binli yıllara uzanan Türk mezar taşları bulduklarını belirtti.

Anadolu’da binlerce yıl öncesinde Türkler’in yaşadığı tezi destek buldu. Prof.Dr. Ekrem Memiş’in yıllarını vererek araştırdığı, MÖ 2 binli yıllarda bir Türk krallığının bulunduğu ve bu krallığın soylarının Hurilere dayandığı gerçeği, arkeolojik kazılar yapan Prof.Dr. Veli Sevin tarafından da savunuldu. Sevin, Yakındoğu, Ön Asya, İran, Azerbaycan, Hatay ve Hakkari bölgelerinde Türkler’in binlerce yıldır yaşadığına ilişkin bulguları olduğunu aktardı. “Hakkari bölgesinde milattan önce 2 binli yıllara ait Türk mezar taşları bulduk. Bu da Türklerin Anadolu’ya Malazgirt’le girdiği tezini çürütüyor. Hatta ben Orta Asya’dan geldiğimize de inanmıyorum. Olsa olsa Anadolu’dan oralara bir gidiş olabilir. Çok uzaklardan gelmedik. Zaten buradaydık.”

Bugün, Haber: İmge Yücetürk, 10.05.2008


*****


MALAZGİRT TEZİ YALANLANDI

 

Prof.Dr. Ekrem Memiş, Türkler'in Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girdiği ve bu zaferle Anadolu'nun 1071'de el değiştirdiği iddiasını çürüttüğünü öne sürdü.

Arkeolojik buluntular ve bilgi, belgeler Anadolu'ya 1071 Malazgirt Zaferi'yle girilmediğini ortaya çıkardı. Anadolu'ya Malazgirt Zaferi'yle girildiği yanlışını düzeltmeye çalışan Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.Dr. Ekrem Memiş, "Anadolu Türkler'in ikinci yurdu değildir. Anadolu Türkler'in anayurdudur. Anadolu'da bundan 8 bin yıl önce de Türk devletinin varlığı belgelerle kendini gösteriyor. Bu öğrencilere yanlış öğretiliyor" dedi.

Memiş, tezini belgelere dayanarak şöyle anlattı: "Elimizdeki metinler MÖ 2200'lere ait bir olayı anlatıyor. Akat Kralı Mezapotamya'dan gelmiş. Fırat nehrini geçmiş ve Anadolu'ya geçmiş. Anadolu'da o zaman küçük küçük şehir devletleri var. Bu küçük şehir devletlerinden 17'si Hatti Kralı Pampa'nın önderliğinde bir araya gelmişler ve Akat Kralı'na karşı vatanlarını korumak için mücadele etmişler. Bu 17 kraldan biri de çivi yazılı metnin 15. satırında geçen Türki Kralı İlşu-Nail'di.

Burada geçen Türki kelimesinin Türk olduğuna şüphe yok. 2 bin yıl da buradan koyduğumuzda 4 bin 250 yıl önce Anadolu'da Türk kavmi olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor." Memiş, bu Türk krallığının da Hurri isimli bir kavimden geldiğini belirterek, bu kavmin MÖ 3. binde yaşadığını ve dillerinin Türkçe ile aynı dil grubuna girdiğini söyledi. Türki krallığını oluşturan grubun bu kavimden geldiğini ileri süren Memiş, çok geriye gidildiğinde kavmin soyunun 6 binlere dayandığını anlattı. Memiş, “2 bin de milattan sonraki dönemi eklediğinde 8 bin yıllık geçmiş ortaya çıkıyor" dedi.

Yazılı metinlerden Hurriler'in geçmişlerinin 3. bine gittiğini kaydeden Ekrem Memiş, “Fakat işin bir de arkeolojik boyutu var. O günden bu güne gelen bir 3 kültür var. İlki neolitik köy kültürü. Onu takip eden 5 binlerde kalkolitik kültür var. Köylerin yerini şehirlere terk ettiği dönem. 3. dönem ise eski tunç çağı. Şehir kültürünün tamamen oluştuğu dönem. Bu üç kültür arasında hiçbir kopukluk yok. Bu kopukluğun oluşmaması kavmin değişmediğine işaret ediyor” dedi.

Ekrem Memiş, Huriler'in Anadolu'nun doğu bölgelerinde yaşayan en eski sahiplerinden biri olduğunu ve Anadolu'nun Türkün ikinci vatanı olmadığı, hatta anayurdu olduğunu söyledi. Göktürk Devleti'nin de ilk Türk adını taşıyan devlet olduğu tezini de çürüten Memiş, Hureler'in devamı olan ve MÖ 1000'lerde yaşayan Türki Krallığı'nın Türk adını taşıyan ilk devlet olduğunun altını çizdi.

"Türk tarihini Hunlar'la başlatıyoruz. Hunlar Orta Asya'da büyük bir devlet kurmuşlar ama ilk değiller. Yetkililerin bu serzenişe kulak vermesi gerek. Çocuklarımıza yanlış bilgiler veriyoruz. Biz buralara sonradan gelmedik. Hep vardık. Bu toprakların o tarihlerden bu yana bizim olduğu gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. Ders müfredatlarına bunlar işlenmeli" diyen Memiş, yeni araştırmaları gözden geçirmek gerektiğini belirtti.

Ankara Haber, 09.05.2008

BABA-OĞULA TARİHİ ESER GÖZALTISI

 

Muğla'nın Milas İlçesi'nde, tarihi eser kaçakçılığı yaptıkları ve izinsiz haşhaş yetiştirdikleri belirlenen baba ile oğlu, jandarma tarafından gözaltına alındı.

Bir ihbarı değerlendiren Milas İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Eğridere Köyü'nde oturan çiftçi M.E. (79) ve oğlu İ.E.'nin (41) izinsiz haşhaş ektiklerini ve tarihi eser kaçakçılığı yaptığını belirleyerek, evlerine operasyon düzenledi. M.E.'nin evinde yapılan aramada Roma Dönemi'ne ait 65 bronz, 38 gümüş sikke, Bizans Dönemi'ne ait 48 bakır sikke, tarihi ve dönemi tespit edilemeyen 47 bakır sikke, 18 ok başı, kolye, toka gibi farklı objeler ele geçirildi. M.E., gözaltına alındı.

M.E.'nin Ekindere Köyü'nde yaşayan oğlu Ziraat Mühendisi İ.E.'nin (41) evinin bahçesinde yaptıkları aramada da izinsiz olarak 480 kök haşhaş yetiştirdiği ortaya çıktı. Haşhaşlar, İlçe Tarım Müdürlüğü ekiplerince imha edilirken, İ.E., gözaltına alındı.

M.E., sorgusunda tarihi eserleri Selimiye Beldesi yakınlarındaki Euromos Antik Kenti yakınlarındaki tarlalardan çıkardıklarını söyledi. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen baba oğul, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Muğla Kent Haber, 09.05.2008

YOK OLAN MEGA ŞEHRİN ESRARI





Kuzey Amerika'da bundan 800 yıl önce var olan Cahokia şehri aniden ortadan kayboldu. Yüzyıllar boyunca kimse bu şehirde neler yaşandığını, nasıl ortadan kaybolduğunu bilmedi. UNESCO'nun desteğiyle yapılan kazılarda Cahokia kentinde nasıl bir kültür yaşandığı tek tek gün ışığına çıkıyor. Onikinci yüzyılda Cahokia'da yaşayan insan sayısı o dönemdeki Londra şehrinden daha fazlaydı. 40 bin nüfusa sahip olan Cahokia'da evler kil ve tahtadan yapılıyordu ve o dönemde kentte 120 piramit vardı.  

  • ABD'nin bugünkü eyaleti Illinois'de bulunan gizemli şehir Cahokia'da 40 bin kişi yaşıyordu.

  • Onikinci yüzyılda Cahokia kentinde yaşayan insan sayısı o zamanki Londra'dan daha fazlaydı.

  • Kerpiç kent Cahokia'da yaklaşık 120 pramit yükseliyordu, ancak bu pramitlerin yüksekliği hakkında bilgi bulunmuyor.

  • Cahokia kentinde yaşayan insanlar birden gizemli bir şekilde ortadan kayboldular. Bu kentte yüksek bir kültür yaşandığının farkına yüzyıllar boyunca varılmadı.

  • Cahokialı astronomlar tahta sırıklarla gün dönümünü hesaplıyorlardı.

  • Cahokia kenti bugün böyle. Ancak kentte bulunan kerpiç yapıların biçimine göre tepecikler oluşmuş.





     

  • Cahokia kentinin sakinleri evlerinin yapımında tahta ve kil kullanıyorlardı. Gizemli pramitlerin bazıları da tahta ve kilden inşa edilmişti.

  • Bu aletler Cahokia kentinde yüksek bir kültür yaşandığının göstergesi.






     

  • UNESCO'nun desteği ile yapılan kazılarda Cahokia kentine ait bulutular dikkatlice gün ışığına çıkarılıyor.




Hürriyet, 09.05.2008

ESKİ EVLER YOK OLUYOR

 

 

Ordu'nun Taşbaşı Mahallesi'nde yüzyıl başından kalma Ermeni, Rum ve Türk mimari stilini yansıtan evler, her geçen gün yok oluyor.


SİT alanı kapsamında oldukları için yıkılamayan, ancak ilgisizlik ve mülkiyet sahiplerinin anlamsız ısrarı sebebiyle restore edilemeyen, onarılmayan evler harabeye döndü.

Bazı evler kullanılmadıkları için sokakta yaşayanların barınağı olurken, bazı evler ise kimliği meçhul kişi veya kişilerce yakılıyor. Ordu şehir merkezinde özellikle çoğu Taşbaşı Mahallesi'nde bulunan 116 tarihi ev kurtarılacağı veya yıkılacağı günü bekliyor.


Tarihi evlerin mahzun bekleyişine son vermek isteyen Ordu Belediyesi ise bir yandan zamanla yarışırken, bir yandan Anıtlar Yüksek Kurulu'nun kapısını aşındırıyor.

 

Tarihi evlerin bulunduğu Menekşe Sokağı aslına uygun restore etmek isteyen Belediye, bir yılı aşkın sürdürdüğü çalışmalar sonunda sadece bir evin yapımına izin alabildi.

 

Rölöve projelerini hazırladıkları bir evin aslına uygun inşa edileceğini belirten Ordu Belediye Başkanı Seyit Torun, "Onayını aldığımız bir evin restorasyonunu yakında ihaleye çıkaracağız. Ayrıca 2-3 evin daha projesini Anıtlar Yüksek Kurulu'na onaylatmayı amaçlıyoruz. Bütün çabamız bu evleri kurtarmak için" dedi.

Ordu Kent Haber, 09.05.2008

SABA MELİKESİNİN SARAYI BULUNDU

 

Alman arkeologlar, Etiyopya’nın (Eski Habeşistan) Aksum kentinde efsanevi Saba Melikesi Belkıs’ın sarayının kalıntılarını ortaya çıkarmayı başardı.

Almanya’daki Hamburg Üniversitesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Alman arkeologlardan oluşan ekip, MÖ 10. yüzyıldan kalma sarayın kalıntılarını bir Hıristiyan krala ait sarayın kalıntılarının altında buldu. Saba Melikesi’nin sarayının, Musevi Kralı Hazreti Süleyman’dan olan oğlu Kral Menelik tarafından yıkıldığı ve hayranı olduğu Akyıldız’a (Sirius yıldızına) dönük biçimde yeniden inşa edildiği sanılıyor.

Etiyopya’nın batısındaki Aksum kentinde kazılar ve araştırmalar 1999’da başlamıştı. Araştırmalar, Etiyopya’nın kökenlerinin yanı sıra Etiyopya’daki Ortodoks Kilisesi’nin kökenlerini ortaya çıkarmaya yönelikti