Haberler logo Mart '08 Arşivi

30 Mart - 5 Nisan 2008

2000 YILLIK MEZARDA HAZİNE

Türkiye’de, özellikle bölgemizde define arayıcılığı yaygın bir hobi ve iş koludur. Yüzyıllardır en zengin uygarlıkların gelip yerleştiği, göç yolları üzerinde bulunan ilimiz, define arayıcılarının en çok dolaştığı bölgelerin başında gelir. Define arayanlar, genellikle elleri boş döner. Ama kimi zaman çok önemli gömülere, ya da yüzyıllar öncesinden kalmış çok değerli tarihi eserlere rastlamak da mümkündür.

İzmit’e bağlı Çayırköy’de yaşayan Salih Koç isimli vatandaş, bazı kişilerin geceleri gelip, arazisinde gizli gizli kazı yaptıklarını fark etti. Durumu köy muhtarı Aşır Güneş’e bildirdi. Muhtar Güneş de jandarmaya ihbar etti. Önceki gece saat 01.00 sıralarında bölgeye baskın yapan Jandarma, define kazısı yapan ve tarihi bir mezarı ortaya çıkartan 12 sanığı gözaltına aldı. Define arayıcılarının, bölgenin yakınında bulunan Pak Piliç Tesisleri bahçesine park ettiği iki otomobile de el konuldu.

Jandarma, definecilerin toprak altından bir mezar yeri bulduğunu fark etti. Durum, İzmit Müzesi’ne bildirildi. Müze Müdürü İlksen Öszbay, dün sabah olay yerine gelerek inceleme yaptı. Özbay, “Bizim bölgemizde Nikomedya döneminden kalan bu tür pek çok mezara rastlamak mümkün. Ama bu hayli farklı. Muhtemelen 2 nci yüzyılda ölmüş genç bir bayanın mezarı. Ceset, çok az bozulmuş. İlk kez böyle bir mezarın içinde çok değerli altın takılara rastlıyoruz” dedi. Müze Müdürlüğü, definecilerin bulduğu mezarın içinden çıkan altın takıları koruma aldı. Mezar ise, yeniden kapatıldı.

Özgür Kocaeli, 05.04.2008

KATKI



BU NEDİR?


British Museum’un 54 numaralı salonunda, ANE 135851 envanter numarası ile teşhir edilen bu eser, üzerinde yazan bilgilere göre “Gümüş Boğa, İlk Tunç Çağı, MÖ yaklaşık 2350, muhtemelen Alacahöyük, Türkiye” dir. Hepsi bu, ne bir eksik, ne bir fazla.





Alacahöyük Kazıları, -1907 yılında Makridi Bey’in kısa bir araştırmasını saymazsak- 1935 yılında Remzi Oğuz Arık başkanlığında başlamış, daha ilk sezonda, höyük üzerindeki ikinci açmada, 6 m derinlikte ilk kral mezarlarına rastlanmıştır [1] . Devam eden yıllarda da Hamit Zübeyr Koşay tarafından kazılara devam edilmiş, yeni mezarlar bulunmuştur [2] . Bu mezar buluntuları arasında bronz geyik ve boğa heykelleri de vardır, fakat yukarıdakine benzer bir boğa heykeli hiçbir mezarda bulunmamıştır. Eğer bu eser Alacahöyük’deki mezarlardan kaçak bir kazı sonucu bulundu ise acaba hangi mezardan çıkmıştı? 

 

Halbuki Horoztepe’de 1957 yılında sürdürülen kazılar sırasında bulunan bir boğa heykeli [3] yukarıda gördüğünüz ve British Museum’da bulunan heykelin nerede ise aynısıdır. Öte yandan, Horoztepe’de 1950'li yıllarda birçok kaçak kazı yapıldığı da bilinmektedir. Bu kaçak kazılar sonucu bulunarak yurt dışına kaçırıldığı bilinen bir altın testi bugün Metropolitan Müzesi’ndedir. [4]  

 

British Museum’daki bu eser acaba gerçekten Alacahöyük’de mi, yoksa kaçak kazı sonucu Horoztepe’de mi bulundu? Horoztepe’deki kaçak kazılar açıkça bilindiği için British Museum bu buluntuyu, menşeini Alacahöyük olarak belirterek ve burada 19. yüzyılda araştırmalar yapmış İngiliz gezginlere atfederek korumaya mı çalışıyor? Alacahöyük’de, 6 metre derinliğe ulaşan kral mezarlarında 1935 yılından önce bir kazı yapılmadığı biliniyor, 1935 sonrasında ise her yıl arkeolojik kazı yapıldı. Bu durumda, bu eser kaçak bir kazı sonucu bulunmuş olamaz. Acaba kazılar sırasında bir işçi tarafından bulunarak mı British Museum’a satıldı? Öyle ise acaba hangi mezarın buluntusu? Mezar buluntularında altın ve bronzun bolluğuna karşın, Alacahöyük’de o denli az gümüş eser bulundu ki bu tek eser bile Son Tunç Çağı’nda Alacahöyük kral mezarlarını yorumlayışımızı değiştirebilir. 

 

Görüyorsunuz değil mi? Bir tek çalıntı eser bile ne çok soruyu cevapsız bırakıyor. 

 

Ali Yamaç


 


[1] Arık, R.O., Alacahöyük Hafriyatı 1935, Ankara, TTK Yayınevi, 1937, s. 51 ve devamı

[2] Koşay, H.Z., Alacahöyük Hafriyatı 1936, Ankara, TTK Yayınevi, 1938 ve Koşay, H.Z., Alacahöyük Kazısı 1937-1939, Ankara, TTK Yayınevi, 1951

[3] Özgüç, T.– Mt Akok, Horoztepe Eski Tunç Devri Mezarlığı ve İskan Yeri, Ankara, TTK, 1958

[4] Akurgal, E., Anadolu Uygarlıkları, İstanbul 1988,  res. 19

 

TARİHİ ÇEŞMEYE ÇİVİ ÇAKIP ŞİFA ARIYORLAR


Hatay'ın merkez ilçesi Antakya'da 200 yıllık tarihi çeşmeye çivi çakıp şifa arıyorlar.

Antakya'nın Dutdibi Mahallesi'nde bulunan ve şifa dağıtığına inanılan tarihi çeşme daha çok Perşembe günleri yoğun ilgi görüyor. Duvarlarında yüzlerce çivinin çakılı olduğu tarihi çeşme görenleri ise şaşırtıyor. Mahalle sakinlerinden Ali Gerin, baş ağrısına iyi geldiğine inanılan çeşmenin çok fazla ziyaretçi akına uğramasından dolayı çeşmesinin iptal edildiği söyledi. Gerin, 3 perşembe üst üste gelip tarihi çeşmenin duvarına çivi çakılmasıyla baş ağrılarının sona erdiğini inanıldığını aktardı. Çeşmenin çevresinde yüzlerce çivinin çakılı halde yer almasının, çok sayıda kişinin şifa için bu mekana uğradığının delili olarak gösteren Gergin, baş ağrısı olup da çeşmeye çivi çakanların daha çok kadınlar olduğunu belirtti.

Zaman, 04.04.2008

DİYARBAKIR'DA TARİHİ ESERLER BULUNDU

Diyarbakır’ın Suriçi beldesinde, Osmanlı dönemine ait kalıntıların bulunduğu bildirildi. İl Kültür ve Turizm Müdürü Tevfik Arıtürk, Suriçi Beldesindeki tarihi Ulu Cami ile Hasanpaşa Hanı arasında kalan kısımda yapılan kazılarda 2 tabaka tespit edildiğini belirtti. Bunlardan birinin Osmanlı veya erken Cumhuriyet döneminde yapılmış olan ve park olarak kullanıldığını kanıtlayan mimari kalıntılar olduğunu ifade eden Arıtürk, alanın kuzey kesiminde kanalizasyon kanalları, geri kalan kısmında da havuz kalıntıları ve havuza su taşıyan, havuzdaki kirli suyu kanalize eden kanallar tespit edildiğini söyledi. Arıtürk, “Bu toprak tabakanın hemen altında daha erken dönemlere ait mimari yapı kalıntıları tespit edildi. Kazının devam etmesi gerekiyor” dedi.

Birgün, 04.04.2008

"ÖZDEN İZE, İZDEN ÖZE" SERAMİK SERGİSİ





İnönü Üniversitesi G.S.F. Seramik Bölümünde görev yapan Akademisyen - Sanatçı  Fazıl Ercan, “Özden İze İzden Öze” adlı Seramik Sergisi Malatya Arkeoloji Müzesi'nde açıldı.

 

21 Nisan'a kadar sürecek sergi kapsamındaki çalışmalar içerisinde yorumlanan ve kullanılan Malatya Arslantepe Höyük’te bulunan Kil Mühür Baskıları; MÖ 3300–3000 yıllarına ait olan Saray kompleksi içerisindeki, A tapınağı, güneydeki depo odası ve bu depo odalarının karşısındaki arşivde bulunmuştur. Saray kompleksi içerisinde yaklaşık 2000 adet Kil Mühür Baskısı arşiv şeklinde ortaya çıkarılmıştır.

 

Malatya Arslantepe de kullanıldığı dönemdeki özellikleriyle tarih yazan Mühür Baskılarını üreten Sanatçılar; gerek toplumsal gerek bireysel sevinçlerini, kederlerini, sosyolojik-psikolojik durumlarını ve bölgelerinin coğrafi yönlerini ruhlarında yoğurup özleştirerek bugüne yansıtmışlar. Bugün de bu izleri ruhunda yoğuran sanatçı; yaşadığı dönemin sancılarını, sevinçlerini geçmişten gelen izlerle birlikte kompoze ederek gelecek nesillere bir anlamda kültür aktarımı da sağlayacak yeni izler ortaya koymaktadır.

 

Sergilenecek çalışmalarda bu mühürler üzerindeki biçimler ve Arslantepe Höyükte o dönemki yaşanmışlıklar yorumlanmaya çalışılmakla birlikte, burada bulunan kültürün yok olmasına sebep olan yangına ve mimari elaman olarak kullanılan kerpiç formuna, mühürledikleri kapılarına ve kullandıkları kaplara göndermeler yapıldı.

TAYHaber, 05.04.2008

ANTİK TROAS BÖLGESİ MADEN RUHSATLARINA KURBAN MI EDİLECEK?

 

Antik Troas Bölgesi bugünkü Çanakkale sınırları içinde yer almaktadır ve Kazdağları ve Yöresinde verilen yüzlerce maden ruhsatı nedeniyle dünyada eşi benzeri bulunmayan çok önemli bir kültür coğrafyası olan TROAS, biz korumazsak,  yok olma tehlikesiyle yüzyüzedir. Troas bölgesindeki envanter çalışmaları henüz tamamlanmadığından neyi kaybettiğimizi bile bilemeyeceğiz.

 

Neler olduğuna bir göz atalım:

 

1. İÇDAŞ şirketinin kapasite artırımı için Çanakkale’nin Biga ilçesi Değirmencik köyünde kurulacak termik santral ve demir çelik tesisleri Parion antik kenti SİT alanı içerisinde. kazı heyeti başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran, “Bu gidişle antik çağda güneşle sembolize edilen Parion’un güneşi doğmadan, üzerine kara bulutlardan dökülen asit ve toz yağmurları yağacak” diye konuşuyor. 56 milyon metreküp deniz doldurularak yapılacak olan yeni limanın Parion antik limanına 950 m uzaklıkta olduğunu, limanın belki de antik liman üzerine kurulacağını söyleniyor.

 

2. Karabiga’da tarihi Priapos kenti surlarının bitişiğindeki Kadıoğlu Çiftliği denilen yerde 600 dekar arazi, tapu devir işlemi yapılarak, bir gayrimenkul yatırım ortaklığı şirketince satın alındı. şirketin ortakları arasında Alarko Holding ve merkezi Birleşik Arap Emirlikleri'nde bulunan Deyaar Development ile Sansal İnşaat şirketleri yer alıyor. Karabiga Belediyesi’nin imar izni vermediği ve ancak mevzii imar planı ile yatırım yapılabilecek arazinin yanında ise özel ağaçlandırma alanı yer alıyor. Bir yanı orman, bir yanı SİT Alanı ve bir yanı Karabiga konut arsaları olan 664,3 dekar arazide enerji santralı yapılacak, yapılabilirse tabii.

TAYHaber, Kaynak: Çanakkale Çevre Platformu, 05.04.2008

İSTANBUL'A YAZIK

TBMM’de İstanbul’la ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile CHP İstanbul milletvekilleri arasında önceki gün hayli ilginç tartışmalar yaşandı.

CHP Milletvekili Çetin Soysal, gündem dışı konuşuyor:

"Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılarak ranta kurban ediliyor; orada bir yoğunluk içerisinde yeni bir Kongre Vadisi yapımıyla... İktidarla belediyenin kol kola İstanbul’a yaptıkları ihanetler zincirine yeni bir halka daha ekleniyor. Kenti yağmalıyorlar; tiyatro sahnelerini yıkıyorlar, kenti yoğunlaştırıyorlar. İstanbul 2 Numaralı Koruma Kurulu, burayı sit alanı ilan ediyor ama ne oluyorsa oluyor, üç beş ay sonra aynı kurul kararını değiştiriyor, projeye onay veriyor. İhale yangından mal kaçırırcasına jet hızıyla yapılıyor. Mimarlar Odası, Şehir Tiyatrosu dava açıyor ama belediye hukuka saygılı değil. Hukuk, belediyenin yıkımını durduramıyor. Muhsin Ertuğrul’u yıkan anlayış kenti yoğunlaştıran anlayıştır; kenti yoğunlaştıran anlayış da rant anlayışıdır. Soruyorum, bu ihale hangi usulle yapılmıştır? İhaleyi hangi şirket almıştır, ihale bedeli ne kadardır.

İstanbul kültür kenti olmaktan çıkartılıyor. UNESCO’nun bu konuda uyarıları var. Tarihi miras listesinden çıkarılma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Verdiğim soru önergeleri ile ilgili örnek vermek isterim: Dubai kuleleri, Haydarpaşa yüksek katlı binaları, Galataport, Haliç köprüsü projelerinin, Four Seasons Oteli’nin genişletilme çalışmaları; bunların her biri bizi tarihi kültürel miras listesinden çıkarma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Şimdi de buna Muhsin Ertuğrul ekleniyor. Bu bizi 2010 Kültür Başkenti olarak sıkıntıya düşürecektir. İstanbul’un kültürel dokusuna, kenti yoğunlaştırarak deprem, trafik gibi sorunlarına çözüm bulmayarak da ihanet ediyorsunuz. İstanbul’da yaşayan bir insan olarak İstanbul’daki plan tadillerini biliyorum. Su sarnıçlarının üzerine nasıl kültürel ihanetin yapıldığını biliyorum, bunları görüyorum. Ne yazık ki İstanbul’a yazık ediyorsunuz."

Çetin Soysal konuşmasının sonunda "Şiiri çok seven bir grupla karşı karşıya olduğumuz için, Başbakan da sevdiği için..." diyerek Vedat Türkali’nin ’Bekle Bizi İstanbul’ şiirinin bazı dizeleri ile sözlerini tamamlıyor:

"Boşuna çekilmedi bunca acılar

Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle

Parklarınla, köprülerinle, meydanlarınla

Bekle bizi İstanbul

Haramilerin saltanatını yıkacağız

Bekle o günler gelsin İstanbul."

(Onur Akın’ın bestelediği bu şarkı Edip Akbayram tarafından ünlendi.)

Bakan Günay, UNESCO’nun İstanbul’la ilgili uyarıları için özetle diyor: "Anadolu’nun her tarafında çok yoğun ve içtenlikli bir gayretimiz var. Bu çerçevede, UNESCO’nun dikkati de bizi fevkalade sevindiriyor. UNESCO’nun dikkatini aynen paylaşıyoruz. Her noktayı adım adım biz de izliyor ve gözlüyoruz. Dünyanın önüne 2010’da İstanbul’u fevkalade güzel yüzüyle, tarihine, doğasına yakışır biçimde sunma konusunda çok ciddi bir gayret ve kararlılık içindeyiz."

Bülent Ecevit’in adını Kartal’da bir tiyatroya verdiklerini anlatan Günay, Kadıköy’deki Süreyya Operası’nın büyük ölçüde özel idarenin emlak vergisi kaynaklarıyla yapıldığını söylüyor; CHP’li Özyürek ise "Yatırım belediye tarafından finanse edilmiştir" diye karşı çıkıyor. Bakan da, bu rakamı resmi belgeleriyle açıklayacağını söylüyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, CHP’li Soysal’ı yanıtlamak üzere söz alıyor: "Herkes müsterih olsun. Türkiye’de bir süreden beri, her alanda haramilerin saltanatını yıkıyoruz" dediğinde, CHP’li Mustafa Özyürek "Ne kadar iddialı laflar" diye müdahale ediyor. Sözlerini "Haramilerin saltanatını yıktığımız için de olur olmaz sesler geliyor" diye sürdürünce Özyürek şöyle diyor:

"Haramiler iktidara geldi."

Günay adını anmadan eleştirilerini eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye yöneltiyor:

"İstanbul bomboşken, İstanbul’un her tarafı çim sahayken neredeyse, Dolmabahçe Sarayı’nın arkasına stadyum yapan..." diyor. Soysal "Yapma bunu, yazık edersin..." diye çıkışıyor.

Günay devamla, "1945 yılında ve sonra adını Atatürk’e nazire olsun diye ’İnönü Stadyumu’ koyan anlayışın..." dediği anda Soysal tepkisini "Kendine ihanet ediyorsun; geçmişine saygısızlık ediyorsun. Yakışmıyor bu sana..." diye sürdürüyor. (Lütfi Kırdar’ın Valiliği’nde, Dolmabahçe’deki stadyumun planları mimar Vietti Violi, mimar Şinasi Şahingiray ve mimar Fazıl Aysu tarafından hazırlanıyor. 1941’de temeli atılıp, 1947’de açılan stadyuma ilk önce İnönü, 1952’de DP döneminde Mithatpaşa, 1974’te Ecevit döneminde, vefatı üzerine yeniden İnönü adı veriliyor. Beşiktaş’a kiralandığından dolayı stadın yeni adı ’BJK İnönü’ oluyor. Bulunduğu semtten dolayı Dolmabahçe Stadı olarak da söyleniyor. Y.B.)

Günay "Konuşurken yapıcı bir mantık içinde, iyi ile kötüyü birbirinden ayırarak değerlendirme yapalım" diyerek sözünü Muhsin Ertuğrul’a getirirken, Mustafa Özyürek "Meteoroloji arsasını (Kadıköy) konuşalım", Çetin Soysal da "Yoğunluk kazandırıyorsunuz" diye laf atıyorlar. Buna Günay "Hiçbir yoğunluk kazandırılmıyor. Büyükşehir’in planı ortada, koruma kurulları, idare mahkemeleri ortada..." diye yanıt verirken, Habitat’tan bu yana Kongre Vadisi tartışmalarının sürdüğünü hatırlatıyor. Soysal "Yeri orası değil" diyor. Günay "2010’da İstanbul’un taşıyacağı yoğunluk da hesaplanarak olabileceği kadar yeraltları değerlendirilmeye çalışılarak, oteller ve mevcut kongre merkezleriyle bağlantısı değerlendirilerek bir proje geliştiriliyor. İddiayla söylüyorum. Lütfi Kırdar’ın siluetini aşmayacak biçimde bugünkü Muhsin Ertuğrul..." diyor. Soysal’ın "Yoğunluk kazandırıyor" diye iddiasını sürdürmesi üzerine Bakan şöyle devam ediyor:

"Yerin üstüne çıkmayın, yerin altına çıkmayın... Bu memlekette iyi bir şey yapılmayacak mı yani?"

Bakan Günay, yoğunluğun artırılmadığında ısrar ederken, bu yere salonu, fuayesi, sergi salonları, kütüphane ve idari bölümleriyle modern Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nun İstanbullulara armağan edileceğini bildiriyor.

Soysal bu kez "Ulaşım ve yoğunluk" diye müdahale ediyor.

Hürriyet, Yazı: Yalçın Bayer, 04.04.2008

TARİHİ MEDRESE KÜLTÜR MERKEZİ OLMAYA HAZIRLANIYOR

 

Adana'daki Ramazanoğlu Halil Bey Medresesi'nin, yapılacak çalışmayla Türk İslam Sanatları Kültür Merkezi'ne dönüştürülmesi planlanıyor.

 

Ramazanoğlu Halil Bey tarafından 1513 yılında yapımı başlatılan Ulu Cami ve Medresesi, 1541 yılında Halil Bey'in oğlu Piri Mehmet Paşa tarafından bitirilerek ibadete açıldı. Cami; Selçuklu, Memlük ve Osmanlı mimari özelliklerini taşırken caminin doğusunda yer alan medresede ise son derece sanatsal bir şekilde kullanılan bitki motifleri ve çiniler göze çarpıyor.

 

Ramazanoğlu Halil Bey Medresesi'nin Adana Müftülüğü bünyesinde Türk İslam Sanatları Kültür Merkezi'ne dönüştürülmesi için çalışmalara başlandı.

haberler.com, 04.04.2008

ASIRLIK EL YAZMASI ESERLER DİJİTAL ORTAMA AKTARILIYOR

 

Selimiye Camii Kütüphanesi'nde geçmişi bin yılı bulan el yazması ve basma eserler gün yüzüne çıkıyor. Din, tarih, felsefe, kimya, fizik ve astronomi başka olmak üzere birçok dalda yazılmış olan eserler keyfedilmeyi bekliyor.

Edirne'nin sınır kenti olması nedeniyle araştırmacılar tarafından gerekli ilgiyi görmüyor. Arapça, Farsça ve Osmanlıca yazılmış eserler dijital ortama aktarıldıktan sonra araştırmacılar için önemli bir kaynak oluşturacak.

Eserler ekipler tarafından hazırlanan özel bir mekanda tozu alındıktan sonra fotoğrafı çekiliyor. Çekilen fotoğraf daha sonra bilgisayara aktarıldıktan sonra CD'lere kaydediliyor.

Şu ana kadar 3 bin 384 el yazması, bin 800 civarında ise basma kitaplar dijital ortama aktarıldı. Fotoğrafı çekildikten sonra eserlerin bir nüshası Kültür Bakanlığı'na gönderiliyor. Çalışmaların tamamlanmasının ardından akademik alanda yapılacak çalışmalarda önemli bir eksiklik giderilmiş olacak. Çalışmaları yürüten Edirne İl Halk Kütüphanesi Müdür Yardımcısı Musa Öncel, atalarımız tarafından korunarak aktarılan eserlerin gelecek nesillere sağlam bir şekilde aktarılması gerektiğini söyledi.

Gelişen teknolojik imkanlar sayesinde asırlık eserlerin dijital ortama aktarıldığını dile getiren Öncel, bu sayede eserlerin yüzlerce yıl daha yaşayacaklarını kaydetti.

Trakya Net Haber, 04.04.2008

"SİNAN'A SAYGI" FOTOĞRAF YARIŞMASI SONUÇLANDI

 

Çekül Vakfı tarafından düzenlenen ve Mimar Sinan'ın farklı eserlerindeki sayısız yorumu, "Sinan'a Saygı" projesi kapsamında bir araya getirmeyi hedefleyen fotoğraf yarışması sonuçlandı. Multi Turkmall'un kurumsal desteği ile ÇEKÜL Vakfı tarafından yürütülen yarışma sonuçları 27 Mart Perşembe günü Ayasofya Müzesi'nde yapılan basın toplantısıyla açıklandı.

 

15 Aralık-28 Şubat tarihleri arasında Sinan ve Yaşam, Korunamayan Sinan ve Kubbelerin Mimarı olmak üzere üç ayrı temada gerçekleştirilen yarışmaya; İstanbul'dan Kayseri'ye, Edirne'den Van'a, Sofya'dan Şam'a, Sinan'ın eserlerinin bulunduğu kentlerden 500'ün üzerinde fotoğraf katıldı. Fotoğraflar, 11 Mart 2008 tarihinden başlayarak internet üzerinden herkese açık bir oylama ile değerlendirildi.

 

21 Mart 2008 tarihine kadar devam eden değerlendirme sonunda, Sinan ve Yaşam kategorisinde Uygar Korça'nın Edirne'deki Sultan Selim (Selimiye) Camisi ile Ustanın Mührü adlı fotoğrafı, Kubbelerin Mimarı bölümünde Muhsin Divan'ın İstanbul'daki Sultan Süleyman (Süleymaniye) Camisi ile Sinan 3 adlı fotoğrafı, Korunamayan Sinan kategorisinde ise Aydın Mızrak'ın Van'daki Hüsrevpaşa Camisi ile Van Hüsrevpaşa Camisi adlı fotoğrafı birinci oldu.

Ustanın Mührü – Uygar Korça
Sinan 3- Muhsin Divan
Van Hüsrev Paşa Camisi- Aydın Mızrak

Mimarlar Odası, 04.04.2008

ÇATALHÖYÜK MÜZESİ TAMAM

 

Dünyanın ilk yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilen Çatalhöyük, Çumra Belediyesi'nin çalışmaları ile müzeye kavuşuyor.

Belediye Başkanı Nasır Ersöz, yıl içerisinde kazının yapıldığı Çatalhöyük ile Çumra İlçesi arasında büyük ve kapsamlı bir müze yapılacağını söyledi.
 

Ersöz, Büyükşehir Belediyesi'nin Küçükköy civarında müze yapma girişimi olduğunu hatırlatarak, "Seçildiğimiz günden buyana Çatalhöyük ile ilgili önemli çalışmalar yaptık. Kazı çalışmaları her yıl devam ediyor. Çatalhöyük'ün tanıtımı ile ilgili olarak Çumra Belediyesi'nin bir projesi var. Bu yıl içerisinde Çatalhöyük Müzesi kuracağız. Büyükşehir Belediyesi ile bununla ilgili olarak görüşmemiz oldu. Kazıların yapıldığı Çatalhöyük ile Çumra arasında belirlediğimiz bir alana dönemin yaşam tarzını anlatan kerpiçten iki katlı otel ve beraberinde de önemli bir sosyal tesis yapmayı planlıyoruz" diye konuştu.
 

Çumra Belediye Başkanı Nasır Ersöz, konuyla ilgili olarak açıklamasında şunları dile getirdi.
 

"Müze olması için kazıların yapıldığı Çatalhöyük'ün yanında bir yer hazırladık. Bu alana kapsamlı bir projemiz var, köy odası olarak tabir edilen kerpiçten oteller yapılacak. Bunun yanında köy yemekleri ve o günkü Çatalhöyük'te nasıl yaşandı ise onu canlandıracağız. Proje aşamasındayız, bunanla ilgili olarak Bakanlığımız ile de görüşmelerimiz devam ediyor. Kısmet olursa bu yıl içerisinde bu projenin temelini atıp, ödümüzdeki yıl hizmete açacağız"
 

Projenin gerçekleşmesi ile birlikte Konya'ya gelen turistlerin sadece Mevlana Müzesi ile sınırlandırılmayacağını ifade eden Çumra Belediye Başkanı Nasır Ersöz, "Konya'ya gelen yabancı turistlerimizin Çatalhöyük'e gelmelerini sağlamak için önce alt yapı sorununu çözeceğiz. Daha sonra yapacağımız otel ve alış veriş merkezi ile turistlerin geldikleri zaman sosyal bir alanda gezi ve inceleme yapmalarını sağlayacağız" diye konuştu.
 

Alt yapı, otel ve sosyal alanların yapılması ile birlikte Çatalhöyük'ün tanıtımına ciddi anlamda hız vereceklerini dile getiren Başkan Ersöz, "Çatalhöyük dünya ülkelerinde tanınan ve bilinen bir tanıtıma ihtiyaç duyuluyor. Bununla ilgili olarak belediyemiz önemli çalışmalar yapacaktır" diye konuştu.

Manşet Gazetesi, 04.04.2008

TARİHİ CAMİ KÜL OLDU

 

Amasya'nın Göynücek İlçesi, Damlaçimen beldesinde bulunan 120 yıllık tarihi cami, elektrik kontağından çıkan yangın sonrasında 2 saat içerisinde kül oldu. 

Göynücek İlçesine bağlı Damlaçimen beldesinde bulunan ve 1890 yılında yapılan tarihi cami, saat 23.00 sıralarında, ilk belirlemelere göre elektrik kontağından çıkan yangın nedeniyle tamamen yandı. Damlaçimen sakinleri ve Göynücek'ten gelen itfaiye ekiplerinin müdahale ettiği yangına, Amasya'dan da takviye ekipler geldi. 

Köy halkının söndürülmesi için büyük çaba harcadığı caminin ahşap olması, yangının büyümesinde önemli rol oynadı. 120 yıllık caminin içerisinde ısınmak için kullanılan tüplerin patlamasının, müdahaleyi zorlaştırdığı kaydedildi.
Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Amasya Kent Haber, 04.04.2008

"ESKİ EMİNÖNÜLÜ, YENİ FATİHLİYİM"





Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun çerçevesinde ilçe sayısı 39'a çıkan İstanbul'un yeni haritası hazırlandı.

 

Halen 32 ilçesi, 151 köyü, 817 mahallesi ve 41 ilk kademe belediyesi bulunan İstanbul'da, Eminönü, tüzel kişiliğine son verilerek Fatih İlçesi'nin sınırlarına katıldı. İlk kademe belediyelerinden 37'sinin de tüzel kişiliği sona erdirilerek yeni 8 ilçe belediyesi oluşturuldu. Bu 8 ilçeden 4'ü ilk kademe belediyesinin ilçeye dönüştürülmesiyle oluşturulurken, 4'ü de ilk defa kuruldu. Böylece İstanbul'un toplam ilçe sayısı 39 olurken, ilk kademe belediyeleri de tamamen kaldırılmış oldu.

 

Toplam nüfusu 12 milyon 573 bin 836 olan İstanbul'da, yeni düzenlemeyle Boğazköy, Bolluca, Durusu, Hadımköy, Haraççı ve Taşoluk ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliğine son verilerek Arnavutköy İlçesi oluşturuldu. Arnavutköy'e 29 mahalleyle 9 köy bağlandı. Ataşehir İlçesi ise Üsküdar'a bağlı 3, Kadıköy'e bağlı 7, Ümraniye'ye bağlı 3, Samandıra'ya bağlı 1 mahalle ile Başakşehir İlçesi Küçükçekmece'ye bağlı 6, Esenler ve Bahçeşehir'e bağlı 2'şer mahallenin katılımıyla kuruldu. Bahçeşehir ilk kademe belediyesinin tüzel kişiliğine de son verildi. Beylikdüzü İlçesi Gürpınar ve Yakuplu ilk kademe belediyelerinin katılımı ile oluşturuldu. Beylikdüzü'ne bağlı 5 mahallenin yanı sıra Gürpınar'a bağlı 3, Yakuplu'ya bağlı 2 mahalle ile birlikte toplam 10 mahalle Beylikdüzü'ne katıldı. Çekmeköy İlçesi de Ömerli, Alemdağ ve Taşdelen ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliklerinin sona ermesi ve bu belediyelere bağlı 17 mahalle ile 5 köyün katılması ile oluştu. Esenyurt ise Kıraç, Yakuplu, Avcılar ve Bahçeşehir'e bağlı 22 mahallenin katılımıyla kuruldu. Anadolu yakasında oluşturulan Sancaktepe İlçesi ise Samandıra, Sarıgazi ve Yenidoğan ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliğinin kaldırılması ve 20 mahalle ile 2 köyün bağlanmasıyla oluşturuldu. Sultangazi İlçesi de Gaziosmanpaşa'ya bağlı 14, Eyüp'e ve Esenler'e bağlı birer mahallenin katılımıyla kuruldu.

 

Yeni düzenleme ile İstanbul'un 18 ilçesinin nüfusunda bir değişiklik olmazken 12 ilçenin nüfusu düştü, Eminönü İlçesi'ni bünyesine katması nedeniyle sadece Fatih'in nüfusu arttı. Buna göre, İstanbul'un en yüksek nüfusuna sahip ilçesi olan Gaziosmanpaşa'nın nüfusu 1 milyon 13 bin 48'den 464 bin 109'a düştü, nüfusu en fazla azalan ilçe oldu.

Yeni Şafak, 04.04.2008

MİLET MÜZESİ HAZİRAN'DA HİZMETTE

 

Aydın Didim'de fiziki yapı ve güvenlik açısından yetersiz olduğu gerekçesiyle yeni bir bina yapılması kararlaştırılan Milet Müzesi'nde inşaat çalışmaları devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaptırılan ve temeli Eylül 2007'de atılan müze inşaatının 2008 yılı Haziran ayında bitirilebileceği belirtildi. Yeni müze binası inşaatının 2008 yılı sonunda tamamlanmasının planlandığını hatırlatan Milet Müzesi Müdür Vekili Hasibe Akat, çalışmaların süratle devam ettiğini ve Haziran ayında müzeyi hizmete açabileceklerini duyurdu.


Devam eden inşaat çalışmaları hakkında bilgiler veren Milet Müzesi Müdür Vekili Hasibe Akat, inşaat çalışmalarının seri şekilde sürdürülmesi ve kısa sürede mesafe kaydedilmesi nedeniyle yeni bir plan hazırlamak zorunda kaldıklarını söyledi. Buna göre müze açılışını Aralık ayı yerine Haziran ayına geri çektiklerini belirten Akat, "Bir taraftan inşaat devam ederken, diğer taraftan da Alman kazı ekibi çalışmalarını sürdürüyor. Eski müze binamız 300 metrekare bir alana sahipti. Bu nedenle birçok eserimizi sergileyemiyor ve depolarımızda muhafaza ediyorduk. Ancak yeni müzemiz bin 200 metrekare kapalı alana sahip olacak. Kazı başkanımızın gün yüzüne çıkardığı yeni tarihi eserleri bugüne kadar depolarımızda muhafaza ettik. Eski müzedeki eserlerle birlikte, henüz hiç görücüye çıkmayan yeni eserleri yeni müzede sergileme olanağı bulacağız. Yine bahçe düzenlemesi yapılarak büyük boyuttaki tarihi eserler bu bahçede sergilenecek. İnşaatı devam eden yeni müzenin hemen karşısında bulunan tarihi camide de geçen yıl başlatılan restore çalışmaları da devam ediyor.

Haber Ekspres, 04.04.2008

TINAZTEPE MAĞARASI TURİZM SEZONUNU AÇTI

 

Seydişehir'de bulunan bin 580 metresi açılan Tınaztepe Mağarası, 2008 yılı turizm sezonunu açtı.

 

Açılışa katılan Kaymakam Necdet Türker,  22 kilometre uzunluğundaki mağaranın Türkiye ve dünya turizmi için önem taşıdığını belirterek, böyle güzel bir mağarayı turizme kazandırdıkları için Hasan ve Bayram Çelmeli'ye teşekkür etti. Bayram Çelmeli ise ilk olarak 2003 yılında 1580 metresi turizme açılan Tınaztepe Magarası'nın 22 kilometrelik toplam uzunluğu ile Türkiye'nin en büyük mağaraları arasında yer aldığını söyledi. İlk olarak 1968 yılında keşfedilen ve 2003 yılında turizme kazandırılan, Kaptan Cousteau'nun 'Dünya Harikaları' kitabında da yer alan mağaranın yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çektiğini vurgulayan Çelmeli, 'Her yıl ziyaretçi sayısı artan mağara, 4 mevsim 9 derece sıcaklıkta bulunması nedeniyle astım ve bronşit hastalarına iyi geliyor. İçerisinde nemi ve oksijeni bol olan mağaranın 230 milyon yıl önce oluştuğu ve halen de oluşumunun sürdürdüğü biliniyor' dedi.

Merhaba Gazetesi, 04.04.2008

MOZOLE TURİZM SEZONUNA HAZIR

 

Bodrum Kalesi ve Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürü Yaşar Yıldız, dünyanın 7 harikasından biri olan Halikarnas Mozolesi’nde (Mausoleum) gerekli bakımları yaptıkları belirterek, “Mausoleum Bodrum’un yüz akı olacak. Vatandaşların Mausoleum’u görmesini ve sahip çıkmasını istiyorum” dedi. Yaşar Yıldız, Mausoleum’un Türkiye ve Bodrum açısından önemli bir eser olduğunu ve korunması gerektiğini söyledi. Bodrum’da turizm haftasının açılışının Mausoleum’da yapılmasının planladığını belirten Yıldız, “Öğrenciler, dünyanın 7 harikasından birinin Bodrum’da olduğunu kitaplardan okuyor. Ama Bodrum’a geldikleri zaman Bodrum Kalesi’ni görüyorlar. Mausoleum’u daha iyi tanıtmak amacıyla çalışma başlattık” dedi. Gerekli bakımları yaparak Mausoleum’u turizm sezonuna hazırladıklarını kaydeden Yıldız, şöyle konuştu: “Mausoleum’da çimlendirme çalışması yaptık. Kayrakları, bordürleri ve tuvaletleri yeniledik. Elektrik sistemleri değişti. İçeriye biri girdiği zaman elektrik yanıyor, çıktığı zaman kapanıyor. 17 Nisanda turizm sezonunun açılışı burada yapılacak. Çimler de o zaman büyümüş olacak. Çalışmalarımıza Konacık ve Bitez belediyeleri de destek verdi. İki belediyeye teşekkür ediyorum. Mausoleum, Bodrum’un yüz akı olacak. Bodrumluların burayı görmesini ve sahip çıkmasını istiyorum.” Mausoleum’a giden yoldaki bilgi panolarını da yenilediklerini belirten Yıldız, “Mausoleum’u ziyaret eden turistlere rehberler eşlik edecek. Yabancı turistler Mausoleum’un yerini bulmakta zorlanıyor. Bu nedenle Mausoleum’a giden yol üzerine levhalar ve ok işaretleri koymamız gerekiyor. Buradaki park sorununu da çözmeliyiz” diye konuştu.

Akşam Ege, 04.04.2008

OSMANLI ARMASINI KRALİÇE VICTORIA YAPTIRMIŞ

 

Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Yrd.Doç.Dr. Selman Can, Osmanlı Devleti'nin sembolü haline gelen 'Osmanlı arması' fikrinin İngiltere Kraliçesi Victoria'dan çıktığını söyledi.





Osmanlı'da arma geleneğinin bulunmadığını belirten Can, Kraliçe Victoria'nın 19. yüzyılda arma tasarımı yaptırarak, Sultan Abdülmecid'e hediye ettiğini söylüyor. Osmanlı arşivlerinde araştırmalar yapan Dr. Can; tepesinde güneş, hükümdarın tuğrası, Osmanlı sancağı, adaleti temsil eden terazi, Kur'an-ı Kerim gibi birçok sembollerle Osmanlı'yı anlatan armanın İngilizler tarafından yapıldığını savunuyor.

 

Dr. Selman Can, arma fikrinin Osmanlı ile Rusya arasındaki Kırım Savaşı sırasında ortaya çıktığını anlatıyor. Dr. Can'ın verdiği bilgilere göre, bu dönemde İngiltere, Osmanlı ile yakın ilişkiler kurmaya çalışıyordu. Fransa'nın Sultan Abdülmecid'e verdiği 'Legion' nişanı İngiltere'yi harekete geçirdi. İngiltere Kraliçesi Victoria, Fransa'nın verdiği nişana karşılık Kasım 1856'da Dizbağı Nişanı'nı Osmanlı Sultanı'na sundu. Dr. Can, nişanla birlikte gelen Osmanlı armasıyla ilgili şu bilgileri veriyor: "Böylece Sultan Abdülmecid, Dizbağı Nişanı'nın sahibi oldu. Ancak 1346'da Kral III. Edward tarafından ortaya çıkarılan Dizbağı Nişanı'nın geleneğinde şöyle bir uygulama vardır: Nişanı alan kişi ya da hükümdarların armaları Londra'da Windsor Sarayı'nda bulunan Saint George Kilisesi'nin duvarında asılmaktadır. Ancak Osmanlı Padişahı'nın arması bulunmamaktadır. Bunun üzerine Kraliçe Victoria, Prens Charles Young ismindeki arma uzmanını Osmanlı için arma tasarlamak üzere görevlendirir. İstanbul'a gelerek araştırmalarda bulunan Young'a, Etyen Pizani isminde bir tercüman yardımcı olur."

 

İngiliz tasarımcı, padişahlık alameti olan saltanat kavuğunu, sorgucu, ay-yıldızlı sancağı ve tuğrayı ön plana çıkararak bir arma hazırlar. Bir yılda hazırlanan arma, Osmanlı Devleti'nin Londra Sefiri Kostaki'ye teslim edilir. Kostaki tarafından İstanbul'a gönderilen arma çizimlerini Sultan Abdülmecid de beğenir. Bu şekilde oluşan Osmanlı Devleti arması İngiltere'nin Saint George Kilisesi'ndeki yerini alır. Kraliçe Victoria'nın Charles Young'a tasarlattığı arma, Sultan 2. Abdülhamit döneminde terazi ve silahlar eklenerek son şekline kavuşur.

 

Tarih bilgisinin söylentilerle oluşturulamayacağını kaydeden Dr. Selman Can, şu uyarıda bulunuyor: "Tarihle iç içe yaşayan bir toplumuz. Ancak tarihi konular üzerinde bilgi birikimimiz son derece zayıf. Sorgulamayı ve araştırmayı öğrenen nesiller ancak tarihi doğru okuyabilir."

 

Prens Charles Young ismindeki bir İngiliz tarafından tasarlanan Osmanlı armasında; güneş, 2. Abdülhamit'in tuğrası, sorguçlu serpuş, kalkan, sancak, mızrak, top, kılıç, borazan, yay, çapa, hilafet sancağı, Kur'an-ı Kerim, terazi, kılıç, süngülü tüfek, şefkat nişanı, Mecidi nişanı, nişan-ı iftihar, nişan-i Osmani gibi 30 ayrı sembol bulunuyor.

Zaman, Haber: Selim Karahan, 04.04.2008

"EFES'TE KAZIYI BİZ YAPACAĞIZ"

 

Kültür Bakanı Günay, 1 Mayıs'a kadar haber çıkmazsa, Avusturyalılarla süren 113 yıllık kazı geleneğinin bozulacağını söyledi.

Efes Antik Kenti'ndeki kazı çalışmaları Mayıs ayında başlayacak. Avusturya'nın daha önce kazı başkanı olarak seçtiği Doç.Dr. Sabine Lanstaetter'in yerine yeni bir ismi bildirmemesi üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı, çalışmaların Efes Müze Müdürü Cengiz Topal ve bir danışman eşliğinde başlamasına karar verdi. Bir ay içinde yeni bir isim bildirilmezse, 113 yıldır süren Avusturyalı başkan geleneği bozulacak.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, kazı çalışmalarının kesintiye uğramayacağını belirterek, Avusturya'nın bu arada belirleyeceği kazı başkanının çalışmalara sonradan dahil olabileceğini kaydetti. Günay, Avusturya'nın 27 Aralık 2007 tarihinden bu yana yeni bir isim belirleyip Türkiye'ye bildirmediğini hatırlatarak, şunları söyledi: "Kazı başkanı belirlenmedi diye çalışmalar kesintiye uğramayacak. Türkiye'deki diğer kazılarla birlikte Efes'te de çalışmalar normal takvime uygun şekilde başlayacak. Kendi imkanlarımızla Efes kazılarına devam edeceğiz. Avusturya'nın belirleyeceği kazı başkanın ismi belki birkaç ay sonra belli olacak." 

Efes Kazı Başkanı'nın isminin belli olmaması nedeniyle çalışmaların kesintiye uğramamasını hedefleyen bakanlık harekete geçti. Efes Müze Müdürü Cengiz Topal'ın başkanlık edeceği kazı heyetinin çalışmalara Mayıs ayı içerisinde başlaması kararlaştırıldı. Cengiz Topal ve ekibine yerli ya da yabancı bir akademisyen de danışmanlık yapacak. Bu tarihe kadar Avusturya'dan beklenen haber gelirse çalışmalara belirlenecek yeni isim başkanlık edecek. Bakanlık yetkilileri, Türkiye'deki tüm kazıların Mayıs-Haziran döneminde başladığını, 1 Nisan'da başlama zorunluluğu bulunmadığını hatırlattı.

Efes Antik Kenti'nde yürütülecek kazı çalışmalarına başkanlık yapacak ismi bir türlü belirleyemeyen Avusturya'da arkeologlar arasında büyük bir yarış yaşandığı belirtiliyor. Gecikme nedeniyle Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri ile bir araya gelen Avusturya'nın Ankara Büyükelçisi Heidemaria Gürer'in gecikmenin sebebi olarak Avusturyalı arkeologlar arasında yaşanan rekabeti gösterdiği öğrenildi. Bir Türk ile evli olan Avusturya Büyükelçisi Gürer, yeni ismin belirlenmesi için çalışmaların sürdüğü bilgisini Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerine bildirdi.

Türkiye genelinde toplam 192 kazı çalışması devam ediyor. Bu çalışmaları yönetecek isimler ve kuruluşlar Bakanlar Kurulu kararı ile atanıyor. Halen devam eden kazıların 86'sı Türk, 44'ü yabancı, 62'si ise Müze Müdürlükleri tarafından yürütülüyor.

Yeni Asır, Haber: Zafer Şahin, 03.04.2008

MUSKACI DEFİNE AVCILARI YAKALANDI

 

Afyonkarahisar'da, aralarında biri muskacılık yapan toplam 3 kişi define ararken yakalandı. 

Bir istihbaratı değerlendiren İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, merkez Çakırköyü Köyü'nde define arayan A.Ç., B.O. ve M.A.'yı yakaladı.


Yakalanan şahıslardan A.Ç.'nin büyü ve muskacılık yaptığı öğrenildi. Operasyonda 3 adet dedektör, 1 ruhsatsız av tüfeği, bol miktarda muska ve define haritasına el konuldu.

Define avcıları A.Ç., B.O. ve M.A., jandarma karakoluna götürüldü.

Afyon Kent Haber, 03.04.2008

ZEYREK'TE TARİHİ EVLERE ÜCRETSİZ RESTORASYON

 

Fatih Zeyrek'te ayakta durmaya çalışan tarihi evler İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilecek. Projeye maddi durumu iyi olmayan vatandaşların evlerinden başlandı. Koruma Uygulama ve Denetleme Müdürlüğü'nün (KUDEB) yapacağı restorasyonda yoksul vatandaşların evi ücret alınmadan restore ediliyor. Bu yıl KUDEB tarafından 50 evin restore edilmesi hedefleniyor. KUDEB Müdürü Mehmet Şimşek Deniz, başvuru sırası ve vatandaşların maddi durumu dikkate alınarak yenilenecek evlerin belirlendiğini söyledi. Evleri onarılan Mustafa ve Perihan Karabıyık çifti, ahşap evde oturmaktan son derece mutlu olduklarını belirterek, “Ahşap ev, insanla birlikte nefes alıyor. Betonarme evde oturmak asla istemeyiz” dediler. Deniz, Zeyrek bölgesinde acilen onarım yapılması gereken 200 civarında kayıtlı bina bulunduğunu ifade etti.

Yeni Şafak, Haber: Gökhan Yılmaz, 03.04.2008

700 YILLIK ÇINAR GUINNESS'E ADAY

 

İznik Kaymakamlığı'nın, Osmanlı'nın ilk filozoflarından "Davudi Kayseri''nin türbesindeki 700 yıllık dev çınar ağacı için Guinness Rekorlar Kitabı'na yaptığı başvuruya olumlu yanıt geldi.

İznik Kaymakamı Hüseyin Avcı, "Başvuruya olumlu yanıt aldık. Rekorlar kitabına girmek için 3 kategori geçilmesi gerekliymiş.

Guinness'ten gelen yazıda ilk kategoriyi geçtiğimiz bildirildi'' dedi. Avcı, ikinci kategoriyle ilgili merkezden istenen evrakı hazırladıklarını ve gönderdiklerini ifade ederek, "Artık buradan gelecek ikinci yanıtı bekliyoruz. Umarım bir aksilik olmadan önümüzdeki diğer iki kategoriyi de geçer ve ilçemizin adını Guinness'e yazdırırız'' diye konuştu.

Sabah, 03.04.2008

ÜÇÜNCÜ KÖPRÜYÜ İLK KEZ UNESCO GÖRECEK




Dünya Mirası Komitesi heyetinin incelemelerinin en önemli ayaklarından biri Marmaray Projesi. Asya ile Avrupa'yı denizin altından birbirine bağlayacak projenin kazıları sırasında tarihi mirasa zarar verilip vermediği incelenecek. Yenikapı'da ortaya çıkan tarihi eserler de incelemeden geçecek.


UNESCO Dünya Kültür Mirası Komitesi'nin İstanbul'a "tarihi değerlerinize sahip çıkın, planlar yapın, aksi taktirde dünya mirası listesinden çıkartırız" diyerek verdiği 2 yıllık süre doldu. UNESCO heyeti, 8 Mayısta "denetim" için İstanbul'a geliyor. 2010 yılında Avrupa'ya kültür başkentliği yapacak olan İstanbul'un Dünya Kültür Mirası Listesi'ndeki durumu belirleyecek 5 günlük denetimde heyet, Tarihi Yarımada'nın yanı sıra aylardır tartışılan birçok projeyi de gündemine aldı. UNESCO Dünya Kültür Mirası Direktörü Francesco Bandarin başkanlığındaki 3 kişilik heyetin talebi doğrultusunda İstanbul Kültür Komitesi, Alay Köşkü'nde yaptığı toplantıyla programı belirledi. Buna göre heyet incelemelerine Süleymaniye Yenileme Alanı'ndan başlayacak, sivil toplum örgütleri temsilcileri ile yapacağı görüşmelerle tamamlayacak.

Heyetin görmek istediği projeler ise dikkat çekici. Aylardır tartışılan ancak kimsenin yerini bilmediği üçüncü köprü projesi ilk kez UNESCO heyetine açılacak. Heyet, ihalesi mahkeme kararı ile iptal edilen Galataport Projesi ile Dubai Şeyhi El Maktum'un yapmak istediği ancak yargılaya takılan Dubai Towers ve Haydarpaşa Garı Projeleri'ni de inceleyecek. Süleymaniye Yenileme Alanı ve UNESCO'nun 7 milyon Euro destek sağladığı Fener Balat Projesi de heyetin özel ilgi göstereceği alanlar arasında. Ayasofya Müzesi, Sultanahmet Camisi, Tekfur Sarayı, Animas Zindanları ile Sultanahmet Arkeolojik Park Alanı da heyetin öncelikli inceleme yapacağı yerler arasında bulunuyor.

Ayrıca tarihi değerlerin korunması için hazırlanan "Alan Yönetim Planı"nı inceleyecek olan heyet, Vali Muammer Güler ve Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş başta olmak üzere, Fatih, Eminönü, Beyoğlu, Zeytinburnu belediyelerinin başkanları ile görüşecek. Heyet, aralarında birçok kamu ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile bir araya gelecek.

8-13 Mayıs tarihleri arasında yapılacak inceleme sonucunda hazırlanacak rapor, İstanbul'un 1985 yılından bu yana bulunduğu Dünya Kültür Mirası Listesi'ndeki kaderini belirleyecek. Heyet çalışmaları yeterli görür ve olumlu rapor yazarsa İstanbul listede kalacak, aksi taktirde tehlike altındaki miras listesinden düşürülmesi gündeme gelecek. Restorasyonlar için verilen destekler kesilecek ve İstanbul prestij kaybedecek.

 

Tarihi değerlerin restorasyon projeleri için kaynaklar ayıran UNESCO, 2005 yılında Türkiye'yi uyardı. Bunun ardından İstanbul'un tarihi yerlerinin daha fazla tahrip olmaması için önlem alınmasını talep edip Türkiye'den savunma istedi. Türkiye de 2006 yılında savunmasını verdi. UNESCO'nun talepleri tarihi eserlere sahip çıkılması, yanlış yapılan sur restorasyonlarının durdurmasını, kültür varlıklarının restorasyonu için kaynak ayrılmasını ve alan yönetimi planı yapılmasıydı. Aksi taktirde İstanbul "Tehlike altındaki kültür mirası listesine" düşecekti ve Türkiye'ye 2008 yılına kadar süre tanındı.

Sabah, Haber: Ercan Sarıkaya, 03.04.2008

ÇALINDIKTAN 6 YIL SONRA TÜRKİYE'YE DÖNÜYOR

 

Türkiye tarihi eserlerin peşini bırakmıyor. 2002 yılında Kocaeli Fuar alanından kafası koparılarak Almanya’nın Münih kentine kaçırılan MÖ 2’nci yüzyıla ait Roma çağı bir heykel başını daha teslim aldık.

Başındaki çelenkle sonbahar mevsimini sembolize eden heykel başını Alman yetkililer Münih Başkonsolosluğu’na teslim etti.


Münih Başkonsolosluğu’nun ısrarlı girişimleri sayesinde dava aşamasına gitmeden tarihi eserin iadesi sağlandı. Münih Başkonsolosluğu bu konuda Alman makamlarının eserin iadesi yönünde sergilediği yaklaşım ve işbirliğini övdü.

Taşınırken başında hasarlar oluşan tarihi eserin Türkiye’de envanter kaydının savcılığa sunulması üzerine eser davaya gerek görülmeden Türkiye’ye iade edildi. Böylece bir yıl içinde üç tarihi eser Türkiye’ye teslim edildi.

Hürriyet, Haber: Celal Özcan, 03.04.2008

INTERNETTEKİ MADALYALAR İÇİN YASAL İŞLEM

"Çanakkale Harp Subayı Madalyası" olduğu iddia edilen madalya.


Çanakkale ve İstiklal Savaşları madalyalarının internet üzerinden açık artırmaya çıkarılması üzerine harekete geçen Kültür ve Turizm Bakanlığı ilgililer hakkında yasal işlem başlatıyor. Bakanlığa bağlı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü Bilişim Suçları Bölümü'ne yaptığı başvuruda gittigidiyor.com adlı sitede açık artırmayla satışı yapılan madalyaların gerçek olup olmadığının tespit edilmesini, gerçek olması halinde satışın engellenmesini istedi.

Bakanlığın yaptığı şikayette gittigidiyor.com sitesinde yer alan bazı açık artırma ilanlarının örnekleri yer aldı. Bunlar arasında "nesha 19" adlı satıcının bin YTL bedelle açık artırmaya çıkardığı "Çanakkale Savaşı Madalyası ve Beratı" ile, bin 500 YTL'ye satışa çıkardığı "İstiklal Savaşı Madalyası ve Beratı" bulunuyor. "Calabria" adlı satıcının açık artırmaya çıkardığı ürünler ise Çanakkale Savaşı'na ait "Subay Madalyası" ile "Er Madalyası". Sitede "pedalog" adlı satıcı "Çanakkale Harp Madalyası", "ustunm" adlı satıcı da "Çanakkale Yıldız Harp Madalyası"nı açık artırmaya çıkarmış. Bakanlık, Çanakkale Zaferi, Milli Mücadele dönemi ve Cumhuriyetimizin kuruluşlarına ait madalya, nişan ve berat gibi kültür varlıklarının satışı yapıldığını belirterek, bunları satan kişilerin IP numaralarının tespit edilmesini, bu madalyaları satmaya yetkilerinin olup olmadığının araştırılmasını, aksi halde bu madalyaları satan kişiler hakkında yasal işlemin başlatılmasını da istedi.

 

gittigidiyor.com'un Genel Müdürü Cenk Angın, sitede her an yaklaşık 750 bin farklı ürünün satışa sunulduğunu söyledi. Angın, "Kullanıcı sözleşmemiz gereği, satışa sunulan ürünlere ilişkin her türlü sorumluluk, yalnızca ve tamamen ürünlerin satıcılarına ait. Anılan ürünleri de 2863 sayılı "Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu" önündeki durumlarını incelemeye aldık. Gereğini yapacağız" ifadesini kullandı. Marka direktörü Ela Belül ise, "Tasnif ve tescil dışı belgesi olmayan benzer tarihi ürünleri ilgili satıcılara uygun bir bilgilendirme yaparak sonlandırıyoruz. Bundan böyle, tıpkı içki satışında yaptığımız gibi, bu tarz ürünlerin listelenebilmesi için sözkonusu belge ibrazını ön şart koşacağız" açıklaması yaptı.

Sabah, Haber: Abdurrahman Şimşek, 03.04.2008

TARİHİ ESER KAÇAKÇISI YAKALANDI

Kahramanmaraş'ta jandarma ekipleri tarafından düzenlenen operasyonda 101 adet tarihi eser ele geçirildi.

 

Edinilen bilgiye göre, bir istihbaratı değerlendiren jandarma ekipleri, Döngel Köyünde ikamet eden Z.G isimli şahsın elinde bulunan tarihi eserleri satmak için müşteri aradığı bilgisine oluştu.

 

Düzenlenen operasyonda şahsın evinde yapılan aramada 56 adet sikke, 11 adet mızrak ucu, 44 adet muhtelif tarihi eser olmak üzere toplam 101 adet tarihi eser ele geçirildi.

 

Zanlı Z.G jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Kahramanmaraş Kent Haber, 03.04.2008

TARİH KAYIT ALTINDA

 

Vakıflar Genel Müdürlüğü, her birisi tarihi eser niteliğindeki orijinal el yazmalarını teknolojinin son imkanlarını kullanarak dijital ortama aktarıyor. Dünyanın en büyük kültür projesi olmaya aday Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi’ni (VAYS) geliştirerek 12 milyona yakın vakıf belgesinin tasnifine başlayan Genel Müdürlük, bu arada yıkılmaya yüz tutmuş eserleri de restorasyonla ayağa kaldırıyor.

Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, hiçbir ülke ile kıyaslanamayacak tarihi zenginlikleri barındıran Türkiye’de, vakıf eserlerinin şimdiye kadar sağlıklı bir envanteri tutulmadığını belirterek, “2003 yılına kadar kayıtlı eser sayısı 9 bin 483 idi. Başlattığımız envanter çalışması ile bu sayı şimdilik 20 bine kadar çıktı. Geliştirdiğimiz yeni projelerle 12 milyon tarihi esere sahip çıkıp kayıt altına alıyoruz” dedi.


Gazetemize ‘Vakıf’larla ilgili açıklamalarda bulunan Yusuf Beyazıt, hedeflerinin ülkemizde tespit, tescil ve projesi yapılmamış hiçbir vakıf eserin kalmaması ve metruk vaziyette bir tek binanın dahi bırakılmaması olduğunu söyledi.

En kapsamlı kültür çalışmaları arasında yer alan Vakıf Arşiv Yönetim Sistemi’nin (VAYS) dünyanın en büyük kültür projesine aday olduğunu anlatan Beyazıt, Vakıflarla ilgili tüm belgelerin aslına zarar verilmeden dijital ortama aktarılacağını kaydetti. Beyazıt, şöyle dedi: “Bu proje ile çeşitli arşivlerde dağınık ve bakımsız bir şekilde bulunan belgelerin derleme çalışmaları tamamlanmış olacak. Sayıları 12 milyon civarında olan vakıf belgelerinin Osmanlıca olanlarının transkripsiyonuna, Arapça olanların ise tercümesine başlandı. Bu belgelerin mikrofilm ortamında örnekleri oluşturularak katalog bilgileri çıkarılacak ve dijital ortamda ömrü 400-500 yıl olan sistemle saklanacak. Ayrıca dünyanın herhangi bir yerinde bulunup, konuyla ilgilenenlerin internet üzerinden, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemi vakıf kültür ve medeniyetlerine ait bilgi ve belgelere 7 gün 24 saat esasına göre çalışan VAYS sistemi ile ulaşabilecek.”

Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü çalışmalarla Anadolu’da harap haldeki birçok tarihi eserin restorasyonu yapıldı. Aydın merkezdeki Nasuhpaşa Külliyesi de bunlardan biriydi. Sadece yıkık duvarları kalan külliye adeta yeniden inşa edildi.

Ayağa kaldırılan sivil mimarlık harikası eserlerden biri de Gaziantep’teki Merkez Dayı Ahmet Ağa Konağı oldu. Apartmanların arasında tamamen yok olmayı beklerken tamir edilerek turizme kazandırılan tarihi binada lokanta, misafir ve toplantı salonları bulunuyor.

Türkiye Gazetesi, Haber: Harun Yerebakan, 03.04.2008

KAPADOKYA'DA TURİST SAYISINDA DÜŞÜŞ

Kapadokya Bölgesindeki müze ve ören yerlerini bu yılın ilk üç ayında 173 bin yerli ve yabancı turist gezdi.

 

Nevşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nden alınan bilgilere göre, Türkiye'nin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Kapadokya Bölgesini ziyaret eden turist sayısı bu yılın ilk üç ayında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre düşüş gösterdi.

 

Bölgede turistlerin ziyaretine açık bulundurulan başta Göreme Açık Hava Müzesi olmak üzere, Açık Saray Harabeleri, Zelve Örenyeri, Paşabağı, Kaymaklı, Derinkuyu ve Tatlarin Yeraltı Kentleri, Nevşehir, Ürgüp ve Hacıbektaş Veli Müzeleri ile Karanlık, El Nazar ve St.Jean Kiliselerini 44 Bin 332'si yerli, 128 Bin 773'ü de yabancı olmak üzere toplam 173 Bin 105 turist gezdi.

 

Bölgedeki müze ve ören yerlerini 2007 yılının ilk üç ayında 71 Bin 113'ü yerli, 114 Bin 214'ü de yabancı olmak üzere toplam 185 Bin 327 turist ziyaret etmişti.

Nevşehir Kent Haber, 03.04.2008

AÇIK HAVA MÜZESİ OLACAK





İl Özel İdaresi, Malatya'daki Arslantepe Höyüğü'nde ortaya çıkarılan sarayın açık hava müzesine dönüştürülmesi için 300 bin YTL ödenek ayırdı.


İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ali Kazgan, İl Genel Meclisi Başkanı Abdurrahman Atay ve meclis üyeleri, Malatya Arkeoloji Müzesi'ni gezerek, Müze Müdürü İzzet Esen'den bilgi aldı. Esen, müzede eğitim çalışmalarına ağırlık vermek; çocuklara müzede antik para basacak, kazı yapacak ortamlar hazırlayarak arkeolojiyi sevdirmek istediklerini söyledi. Milli Eğitim İl Müdürlüğü ile koordineli olarak okullarda projeksiyonlu sunum aletleriyle arkeoloji seminerleri vermek istediklerini ifade eden Esen, Ali Kazgan, Abdurrahman Atay ve meclis üyelerinin desteğini istedi.
 

Ali Kazgan da İl Özel İdaresinin ödeneğinin Malatya'nın nüfusunun 122 bin kişi azalması nedeniyle düştüğünü, ödeneğin 21 milyon YTL olduğunu ancak, bu ödeneğin aralık ayına kadar kademeli olarak gönderileceğini, 21 milyon YTL'nin kasada hazır olduğunun düşünülmemesi gerektiğini ifade etti.
 

Malatya'da MOBESE sistemine geçilmesinin planlandığını, İl Özel İdaresinin bu sisteme ve duble yollara destek vereceğini; müzenin eğitim faaliyetlerine de ellerinden geldiği kadar yardımcı

 

Arslantepe Höyüğü'nde ortaya çıkarılan sarayın açık hava müzesine dönüştürülmesinin planlandığını belirten Kazgan, bu proje için 300 bin YTL ödenek ayrıldığını ve projenin bu yıl hayata geçirileceğini kaydetti.
 

Malatya'nın Orduzu beldesinde bulunan Arslantepe Höyüğü'nde ilk kazı çalışmaları, 1939 yılında Fransızlar tarafından başlatıldı. Çalışmalar, 1961'den itibaren İtalyanlar tarafından sürdürüldü. Roma La Sapienza Üniversitesi Arkeoloji Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Marcella Fragipane başkanlığında yürütülen kazılarda, aralarında saray ve kral mezarının da bulunduğu çok sayıda tarihi eser ortaya çıkarıldı.

Malatya Aktüel, 03.04.2008

TARİHİ GÜDÜK MİNARE RESTORE EDİLİYOR

 

Akşehir'deki Selçuklu eserlerinden biri olan Güdük Minare Mescidi'nin restore edilmeye başlandığı bildirildi.

 

Vakıflar Konya Bölge Müdürlüğü tarafından Akşehir'deki Nasreddin Hoca Evi yakınlarında bulunan Tarihi Güdük Minare Mescidi'nde restorasyon çalışmaları başlatıldı.


Sanat tarihçileri tarafından Selçuklu eserlerinin özelliklerini taşıdığı için ender bir yapı olarak gösterilen Güdük Minare Mescidi'nin tarihi dokusu yapılan restorasyon çalışması ile yenileniyor.
Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubat'ın hükümdarlığı zamanında Müstehip Hacı Hasan tarafından yaptırılan mescidin, restorasyon çalışmalarının birkaç ay içinde biteceği bildirildi.

Merhaba Gazetesi, 02.04.2008

SUNAĞI GERİ İSTEDİK

 

Bergama Belediye Başkanı Raşit Ürper, 1871 yılında ilçelerinden götürülen Zeus Sunağı’nı, Alman yetkililerden geri istedikleri açıkladı.

Ürper, tarihi eserin halen sergilendiği Berlin Devlet Müzeleri ve Alman Kazı Enstitüsü’nün davetlisi olarak gittiği Almanya’da incelemelerde bulunduğunu bildirdi, şöyle konuştu:

“Zeus Sunağı’nı Geri İstiyoruz başlıklı mektubu ilgililere teslim ettim. Talebimizin takipçisi olacağız. 2010’da, Berlin’deki müzede Bergama’nın tanıtımı için sergi açacağız. Burada, turistleri Bergama’ya davet edeceğiz. Bir yandan da Bergama’da, konaklama tesislerinin sayısını artıracağız. Geri verilene kadar, Zeus Sunağı vasıtasıyla ilçemize ekonomik girdi sağlayacağız.” Ürper, Topçu Kışlası’nda yapmayı planladıkları açık ve kapalı Bergama Müzesi için de Zeus Sunağı gelirlerinden kaynak isteyeceklerini kaydetti.

Milliyet, Fotoğraf: Kent Haber, 02.04.2008

"ERZURUM 9 BİN YILLIK ŞEHİR"





Kuzeydoğu Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu´nun Eski Çağ Tarihi” adlı panelde konuşan Prof.Dr. Alparslan Ceylan, Erzurum’un yaklaşık 9 bin yıllık bir şehir olduğunu söyledi.

 

Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü´nün organize ettiği “Kuzeydoğu Anadolu ve Kuzeydoğu Anadolu´nun Eski Çağ Tarihi” adlı panel, Atatürk Üniversitesi Mavi Salon´da yapıldı. Panele, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümün´den Prof.Dr. Alparslan Ceylan, Araştırma Görevlisi Yasin Topaloğlu, Araştırma Görevlisi Yavuz Günaşdı, Kars Kafkas Üniversitesi´nden Yrd.Doç.Dr. Akın Bingöl ile akademik personel ve öğrenciler katıldı.

 

Düzenlenen panelde kazı yapılan alanların, Erzurum, Erzincan, Ardahan, Iğdır ve Artvin´in bir bölümü olduğunu söyleyen Oturum Başkanı Prof.Dr. Alparslan Ceylan, Kuzeydoğu Anadolu bölgesinde yaklaşık 10 yıldır çalışma yaptıklarını belirtti. Ceylan, “Bugün benim için kıvanç duyduğum bir gün. Yaklaşık 10 yıldır çalıştığım ve 100 bin kilometreyi aşkın yol katettiğim arkadaşlarımla birlikte olmam çok gurur vericidir.” diye konuştu.

 

Erzurum´un İlk Tunç Devri'nden kalma bir şehir olduğunu ifade eden Prof.Dr. Alparslan Ceylan, konuşmasını şöyle sürdürdü, ”Büyük hatipler, Erzurum´un bin yıllık bir şehir olduğunu söylüyorlar. Fakat yaptığımız çalışmalar neticesinde Erzurum´un 9 bin yıllık bir şehir olduğu ortaya çıktı. Bu 9 bin yıllık şehre sahip çıkılmalı. Avrupa´nın en büyük şehirlerinin bile tarihi bin yıllık değil.”

 

Gezdikleri coğrafyada bölge insanın kendilerine çok sıcak davrandığını belirten Ceylan, “Anadolu insanının hepsi aynı özelliktedir. Yok burası Kürt köyü, burası Türk köyü diye bir şey yok. Gittiğimiz her köyde bize ilgi vardı. Yemek yedirdiler, çay içirdiler. Bizim insanımızın gönlü merttir. Yeter ki .araya başka birileri girmesin.” şeklinde konuştu.

 

Panele Kafkas Üniversitesi´nden katılan Yrd.Doç.Dr. Akın Bingöl de Kars´ta bilinen bazı eserlerin tarihi yanılgılara maruz kaldığını iddia ederek, “Kars´ta bulunan 12 Havari Kilisesi´ni Ermeniler´in değil, sonradan Hıristiyanlığı seçen Kıpçak Türkleri´nin yaptığını savundu. Yaklaşık 12 yıllık incelemelerinde zaman zaman sorun yaşadıklarını kaydeden Bingöl, bu zorlukta da terör örgütü PKK´nın etkili olduğunu söyledi. Bingöl, “12 yıllık incelemelerimizde terörün etkili olduğu zamanlar oldu. Bu zamanlar güvenli olmadığından, bir çok mağara ve kaleyi gezme imkanı bulamadık.”şeklinde konuştu.

Erzurum Gazetesi, 02.04.2008

ASSOS SUÇLAMASI: BETONA BOĞDULAR

 

 

Assos Antik Kenti kazı başkanlığını 25 yıl yürüttükten sonra 2005 yılında ölen arkeolog Prof.Dr. Ümit Serdaroğlu, Assos'ta "neredeyse hiç kazı yapmamakla ve kazıyı savsaklamakla" suçlandı. Amerikan Arkeoloji Enstitüsü tarafından iki ayda bir yayımlanan "Archaeology" adlı derginin mart-nisan sayısında yer alan bir yazıda Assos kazılarının "savsaklandığı" öne sürüldü. Yazıda, "Assos'ta gerek tiyatro gerekse tapınak kısmında kazı yapmadığı, çalıştığı süre içerisinde de işleri aceleye getirdiği" iddia edilen Prof. Serdaroğlu'nun gerçekleştirdiği restorasyon çalışmaları da ağır bir dille eleştirildi. Özellikle yapılan çalışmalarla çevreye zarar verildiği kaydedildi.

Prof. Serdaroğlu, Ege Üniversitesi'nde restorasyon bölümünü kuran, daha önce Bodrum tiyatrosunu ayağa kaldıran ve Zeugma kazılarını yöneten isim olarak ün yapmıştı. Yeni Assos Kazı Başkanı Doç.Dr. Nurettin Arslan ise "Biz Serdaroğlu'nun anlayışında restorasyon yapmayacağız" dedi.

Sabah, Haber: Bedia Ceylan Güzelce, 02.04.2008

MAMUTLAR NASIL YOK OLDU

 

Mamut soyunun yaklaşık 10 bin yıl önce sona ermesinin nedeninin iklim değişikliği ve avlanma olduğu ileri sürüldü.

Madrid’deki Ulusal Doğa Bilimleri Müzesi’nden biyolog David Nogues Bravo başkanlığındaki bir grup İspanyol, İngiliz ve Amerikalı bilim adamının Avrupa ve Asya’da yaşayan mamutlarla ilgili yaptığı araştırmada, iklim koşulları incelendi.

Mamutların soylarının tükenmesindeki temel neden küresel ısınmadan kaynaklanan iklim değişikliği oldu.


Soyun tükenmesinde insanların, mamutları avlamasının da ayrıca etkili olduğunu düşünülüyor.

Bilim adamları, günümüzdeki küresel ısınmaya karşı önlemlerin ciddiye alınması çağrısında bulunuyor.

Hürriyet, 02.04.2008

UNESCO'DAN GÖRÜNTÜYÜ BOZMAYIN UYARISI

 

Galataport için UNESCO’nun hazırladığı rapor: “İstanbul’un tarihi yarımadasının görsel bütünlüğü tehdit edilmemelidir. Galataport, Haydarpaşa ve Dubai Kuleleri için UNESCO’nun hazırladığı raporda, “İstanbul’un tarihi yarımadasının görsel bütünlüğü tehdit edilmemelidir” denildi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, AKP hükümeti ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin büyük önem verdiği Dubai Kuleleri ve Galataport gibi projelerin yeniden gözden geçirilmesi için UNESCO’dan rapor geldiğini açıkladı.

Bakan Günay, CHP İstanbul milletvekili Çetin Soysal’ın soru önergesine verdiği yanıtta, UNESCO’nun, Dubai Kulelerine ilişkin rapor hazırladığını belirtti. Günay, “2006 yılı Nisan ayında İstanbul Valiliği ve Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın daveti üzerine UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) Dünya Miras Merkezi ve ICOMOS (Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi) uzmanlarından oluşan bir heyet İstanbul’da inceleme yapmışlar ve detaylı bir rapor hazırlamışlardır” dedi.

Bakan Günay, “Bu raporlarda Tarihi Yarımada’nın görsel bütünlüğünü tehdit edebilecek tüm büyük ölçekli yeni gelişim ve altyapı projelerinin (Dubai Kuleleri, Haydarpaşa yüksek katlı binaları), Galataport ve Haliç Köprüsü projelerinin, Four Seasons Oteli’nin genişletme projesi ile birlikte yeniden gözden geçirilmesi ve bunların uluslararası standartlarda etkileşim çalışmalarının yapılması istenmiştir” dedi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “Türkiye’ye gelecek olan UNESCO heyetinin kararında Haliç Tersanesi’nin yıkılmasının nasıl bir etkisi olacaktır?” sorusuna ise, “İstanbul’un tarihi alanları, Dünya Miras Listesi'ne 4 ana bölüm olarak dahil edilmiştir. Bunlar, Hipodrom, Ayasofya, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camii’ni içine alan Arkeolojik Park; Süleymaniye Koruma Alanı; Zeyrek Camisi ve çevresini içine alan Zeyrek Koruma alanı ve Tarihi Surlar Koruma alanını içermektedir. Haliç Tersanesi belirtilen alanlar dahilinde bulunmamaktadır” yanıtını verdi.

Vatan, Yazı: Ali Öztunç, 02.04.2008

MİSKET OYNAYAN FİRAVUN TUTANKHAMUN

 

Hollanda Leiden Üniversitesi Mısırbilim Bölümü’nün yaptığı bir basın toplantısında Kahire’de yeni bulunan bir papirüsün, bazı küçük çocukları misket oynarken gösterdiği bildirildi. Çocuklardan birisinin, 9 yaşında tahta geçen Firavun Tutankhamun olabileceği düşünülüyor.  

 

Yapılan açıklamada, her ne kadar misket oyunun ilk olarak Mısır’da oynandığı biliniyorsa da hem bu denli eski bir oyun olduğunun bilinmediği, hem de Firavun Tutankhamun’un oynamış olmasının son derece önemli bir bilgi olduğu vurgulandı. Şu ana dek hiçbir kazıda bilye bulunmamış olması ise antik çağlarda oyunda kullanılan bilyelerin, bugünkülerden farklı, basit birer mermer top olması ile açıklanıyor.

 

Bu denli büyük ve kapsamlı bir papirüsün ise uzun yıllardır ilk defa ortaya çıktığı, MÖ 1323 yılına ait olan papirüsün Tutankhamun’un mezarında Howard Carter tarafından 1922 yılında yapılan kazılar sırasında çalındığı da basın toplantısında açıklandı.

iol.co.za, 01.04. 2008

Not: Leiden Üniversitesi’nin 1 Nisan şakası olarak düzenlediği bu basın toplantısı birçok haber ajansı tarafından ciddi bir haber olarak geçildi.

CİZRE'NİN TARİHİ SURLARI İLGİ BEKLİYOR

Cizre İlçesi'nde bulunan tarihi surlar ilgi bekliyor. MÖ 4000 yıllarında Gudi İmparatorluğu tarafından Dicle Nehri kenarında kurulan Cizre Kalesi ve surları yıkılmaya yüz tuttu.

 

Cizre surlarının durumuna çok üzüldüğünü belirten Cizre Kale Mahalle Muhtarı M. Zeki Macartay, "Bölgenin tarihi ve kültürel yapılarına sahip çıkılması gerekmektedir. Bölge bununla turistlere güzel bir yönünü göstermiş olacaktır.

Şırnak ve özellikle Cizre İlçesi'nin inanç turizminin son durağı olması mümkündür. Bunun için herkes elinden geleni yapmalı ve bu tarihi kültürel yapıya sahip çıkmalı. Bölge bu tarihi yapı ile farklı bir şekilde ön plana çıkacaktır. Yetkilileri surların bir an önce bu harap ve yıkılmış görünümden kurtulması için göreve davet ediyorum" dedi.

Şırnak kent Haber, 01.04.2008

BİTLİS TARİHİ GÜZELLİKLERİNİ KAYBEDİYOR

 

 

Bir zamanlar sayıları binlerle ifade edilen, taş işçiliğinin eşsiz eserlerinin bir arada görülmesine imkan sağlayan Bitlis evleri, bürokratik duyarsızlık ve ev sahiplerinin tamirat ve restorasyon için gerekli maddi kaynağa sahip olmamaları yüzünden bir bir yıkılıyor. 244 adet tarihi yapının günümüze kadar ulaşabildiği Bitlis evleri; bir yandan çevrelerinde biten çok katlı çirkin betonarme yapılara inat güzelliklerini göstermeye çalışırken, bir yandan da ağır kış şartları ve bürokrasinin hantal yapısıyla mücadele ederek ayakta durma savaşı veriyor.

 

Çok yönlü bir keşmekeşin arasında kalan tarihi yapılardan biri de 1999 yılında koruma altına alınan Bitlis'in Gazibey Mahallesi'nde bulunan 9 ev ve 1 camii. 1999 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'nce sivil mimarinin ayakta kalabilmiş ve orijinalliğini koruyabilen ender eserlerden olduğu gerekçesiyle "Gazibey Mahallesi Sokak Sağlıklaştırma Projesi adı altında 9 ev ve 1 camii koruma altına alındı. Ancak projenin üzerinden 9 yıl geçmesine karşın 9 ev ve 1 camiinin (Atatürk Camisi) onarımı henüz bitirilemezken, proje kapsamına alınan 1 ev ise zor şartlara direnemeyerek yıkıldı. Koruma altına alınan Gazibey Mahallesi'ndeki 9 evin sahipleri, kendilerinin süreci bire bir takip etmelerine karşın bugüne kadar projede bir hızlanma olmadığını söyleyerek, yetkililerin duyarlı olmalarını istedi.

 

Ev sahiplerinden Salih Kızıltaş, mahallelerinin koruma altına alındığı için çeşitli hibe, fon ve kredilerden de faydalanamadıklarını söyleyerek olayın bir başka trajik yönünü ortaya koydu. Konuyla ilgili görüşlerini açıklayan mahalle sakini Kızıltaş, olayın bürokratik duyarsızlıktan ibaret olduğuna inandığını söyledi. Geçtiğimiz yıl evi yıkılan mahalle sakinlerinden Cesim Yeter ise "Şayet tehlikeyi önceden fark edip evi tahliye etmeseydik meydana gelecek facianın sorumluluğunu hangi kurumların ve yetkililerin üstleneceğini merak ediyorum." dedi. Konuyla ilgili görüşlerine başvurulan Bitlis İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüsnü Işıkgör, ödenek yetersizliği yüzünden projenin bitirilemediğini söyledi.

Yeni Şafak, 01.04.2008

GEÇMİŞTEN GELEN MİRASLARIMIZ





Tokat Valisi Dr. Recai Akyel, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasının şart olduğunu iletirken "Tarihsel kent dokularının tahrip edilmesi ve yok olması ileride giderilemeyecek kayıplara neden olmaktadır" dedi

Kültür ve Tabiat varlıklarımızın korunması gerektiğini belirten Vali Dr. Recai Akyel, “Tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür ve güzel sanatlarla ilgili bulunan yer üstünde, yeraltında veya su altındaki tüm taşınır, taşınmaz varlıklar “ Kültür Varlıklarıdır. Bu varlıklarımızı bugün koruyamazsak yarın koruyacak bir varlığımız olmaz” dedi. Elimizdeki mevcut imkanların değerlendirilmesi gerektiğini belirten Vali Akyel, tabiat ve kültür varlıklarının korunmasının önemi hakkında yaptığı açıklamada şunları belirtti: “Doğal ve kültürel varlıkların korunması, bakımı ve sizden sonraki nesillere aktarılabilmesi, bütün dünya ülkelerinde olduğu gibi yurdumuzda da önem verilmesi gereken konuların başında gelmektedir, korumak zorunlu hale gelmiştir. 

Hızla gelişen yaşam şartları, hızlı kentleşme, nüfus artışı, doğal kaynakların giderek artan bir şekilde tahribi, endüstrileşme ve teknik gelişmeler bilinçli veya bilinçsiz ellerin gerçekleştirdiği tahribat ile kültür varlıklarımızın yağmalanması, geçmişten günümüze kalan kültürel değerlerin korunmasını zorunlu kılmaktadır. Ait oldukları, devirlerin mimarı özelliklerini yansıtan camii, han, hamam, köprü, çeşme ve bedesten gibi anıtsal yapıların, tarihi evlerin ve bunları tamamlayan doğal güzelliklerin ve anıtların birlikte meydanı getirdikleri tarihsel kent dokularının tahrip edilmesi ve yok olması ileride giderilemeyecek kayıplara neden olmaktadır. Taşınır, taşınmaz kültür varlıklarımızın yeterince korunabilmesi için eğitim müfredatında “Eski Eser” kavramına gereğince önem verilmeli, yeni yetişen neslin bu bilinçte olması sağlanmalıdır. 

6000 yıllık tarihi boyunca, üzerinde barındırdığı birçok medeniyetin izlerini, ilimizin her bir köşesinde bulabilmek mümkündür. 100’den fazla tarihi ve kültürel mirasımızın olması, ilimizin bu konudaki önemini gözler önüne sermektedir. Bu değerlere sahip olmak ve bizden sonraki nesillere bu kutsal emanetimizi sağlam ve eksiksiz bir şekilde aktarabilmek en büyük yurttaşlık görevimizdir. 

Bu değerlerimizi aslında uygun bir şekilde düzenleme ve restorasyon yoluyla insanlığın kullanımına sunmamız gerekmektedir. Tarihi bina ve konaklarımızı turizmin hizmetine sokarak, onları daha sağlıklı ve sağlam bir şekilde gösterme olanağını yakalayabilme ve İlimiz turizmine de önemli bir ekonomik canlılık