Haberler logo Temmuz '07 Arşivi






22 - 28 Temmuz 2007

SULARIN GİZLEDİĞİ HARİKA ESER





Alibeyköy Barajı'nın kuraklık sebebiyle sularının çekilmesi, Mimar Sinan'ın en önemli eserlerinden biri olan “Mağlova Kemeri”nin tamamen ortaya çıkmasını sağladı.

Mağlova Kemeri'ne ilişkin bilgi veren Sanat Tarihi Uzmanı Prof. Dr. Semavi Eyice de, Mimar Sinan'ın dünya mimarlık tarihine girebilecek muhteşem bir eser yaptığını dile getirdi.

Eyice, “Dini mimaride Süleymaniye ve Selimiye camileri neyse, sivil mimaride de Mağlova kemeri o derece önemli bir eserdir. Benim nazarımda onu baraj gölü içinde bırakmak Türk sanat tarihi açısından yapılmış en büyük cinayettir” dedi.

Mağlova'nın iki sıra kemer halinde yapıldığını ifade eden Eyice, “Yalnız suyu nakletme görevi olan bir eser değil, estetik bakımdan da harikulade bir şaheser. Avrupalılar tetkik ettiklerinde bunu Roma eseri zannetmişler. İspat edildi ki, bu, Sinan'ın Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul'a daha çok su getirmek üzere yaptığı bir eserdir” diye konuştu.

Kanuni Sultan Süleyman'ın, Mimar Sinan'a, “Öyle bir su getiresin ki, İstanbul'un mahallelerinde çocuklar ve ihtiyarlar testileriyle gelip su doldurabilsinler ve benim devletimin yaşaması için bana dua etsinler” sözleriyle kemerleri yaptırdığını anlatan Semavi Eyice, “Biliyorsunuz, su, İslamiyette en büyük hayrattır. İstanbul'da bini aşkın çeşme yapılmıştır. Dünya tarihinde iki medeniyet vardır ki suya büyük önem vermiştir. Bunlardan biri Romalılar, biri de Osmanlılardır. Biz bunlara bakmadık. Vakıf sularını da tahrip ettik” dedi.

Prof. Dr. Eyice, baraj gölü projesi gündeme geldiğinde Anıtlar Kurulu'nda üye olarak bulunduğunu, kendisinin Mağlova Kemeri'nin bulunduğu bölgede baraj gölünün yapılmasına itiraz eden tek kişi olduğunu bildirdi.

Ancak baraj gölünün yapılması ile buraya su toplamaya başlandığını ifade eden Eyice, “Böyle bir sanat eserinin göl içinde kalmasına Allah da razı olmamış. Arazi de iyi etüt edilmemiş herhalde, su tutmuyordu. Hesaplara göre birinci katı geçecek olan sular, ancak birinci katın altındaki mahmuzlara kadar çıkıyordu. Su kaçıyormuş, tam teşekkül edemiyormuş” diye konuştu.

Eyice, bir barajın gölünün ömürünün 35-40 sene olduğunu öğrendiğini anlatarak, gölün yanındaki araziden kaynaklanan erozyonla baraj gölünün kapanacağına, orada bulunan tarihi eserlerin ise daha da toprağa gömüleceğine dikkat çekti.

Semavi Eyice “Bu barajı olduğu gibi kuru bırakmak en doğrusu. Türk sanatının başta gelen bir eserinin bu şekilde tahrip edilmesi doğru değildir” dedi.

ÇEKÜL Vakfı Mimar Sinan gönüllerinin düzenlediği gezide Mağlova Kemeri'ni görme fırsatı bulan Arkeolog Görkem Kızılkayak da, barajın sularının çekilmesindeki en önemli faydasının eserin tamamını görebilmek olduğunu dile getirdi.

Kızılkaya, suların çekildiği arazideki kemerin, henüz barajın yapılmadığı 16'ıncı yüzyıldaki görüntüsüne sahip olduğunu belirterek, “Tarihi yapıda herhangi bir hasar yok” diye konuştu.

Mağlova Kemeri'nin hala su taşıma görevini sürdürdüğüne dikkat çeken Kızılkayak, İSKİ'nin halen kemerin üzerinden su geçirdiğini söyledi.

Erken Bizans döneminden beri işleyen İstanbul'un su şebekesi, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a yenilettirilerek, 20 yüzyıla kadar ilave işlemlerle genişlettirildi. Sinan, Kanuni döneminde bu sistemi muazzam mali olanaklarla ve mimarlar kadrosuyla yeniledi.

İstanbul'a su getiren 3 ana şebekeden biri olan Kırkçeşme suları da, Belgrad ormanları ve Kemerburgaz'dan çeşitli bentlerle desteklenerek Eyüp üzerinden Eğrikapı maksenine getirildi ve İstanbul yarımadasını besledi. Bu sistemin Bent, Uzun, Güzelce, Müderris köyü ve Mağlova kemeri ile baş havuzunu Mimar Sinan yaptı.

Mağlova Kemeri mekandan soyutlanmış yapısal iskeletiyle sadece kemer mimarisinin değil, yapısal kuruluşun yeryüzündeki en iyi örneklerinden kabul ediliyor.

Mimar Sinan tarafından 1554-1562 yılları arasında 35 metre yüksekliği ve 257 metre boyuyla Alibey deresi vadisi üzerinde yapılan Mağlova Kemeri, işlevsel bir yapı alanına Mimar Sinan'ın dehasını nasıl aktardığının somut bir örneğini oluşturuyor.

Çift katlı geniş kemerli orta bölüm sel yaran ve mahmuzların eğimini katlar boyunca sürdüren köşeli ve eğimli çıkıntılarla ayrılarak araya üst üste kemerler atıldı. Yanlarda kemerlerle yamaçlara bağlanan bu muhteşem yapı, Romalıların Fransa'daki Pont Du Gard kemeriyle eş değerde görüldü. 1563'teki büyük sel felaketinde hasar gören kemerin onarımı 1564'te tamamlandı.

İstanbul Kent Haber, 27.07.2007

BİRGİ'DE MÜZE İÇİN İLK ADIM ATILIYOR

 

Birgi Turizm Kültür Sanat ve Spor Derneği, Birgi Müzesi için çalışma başlatıyor. Birgi Belediye Başkanı Cumhur Şener başkanlığında yapılan toplantıda Birgi Müzesi için çalışmaların başlatılmasına karar verildi. Toplantıya, Belediye Başkanı Cumhur Şener ve dernek yöneticilerinin yanı sıra Birgi gönüllüleri de katıldı.

 

Birgi’de yapılan çalışmalar ve dernekli ilgili bilgi veren Birgi Gönüllüsü Gülfer Keskin 2002 yerel seçimlerinin ardından kurulan Birgi Turizm Kültür Sanat ve Spor Derneği’nin Birgi'de kültür adına yararlı işler yapmayı ilke edinmiş bir dernek olduğunu söyledi. Keskin, dün Birgi belediyesinde bir araya gelen dernek yönetimi ve gönüllü üyelerin, Uğur Mumcu Kütüphanesi’nin yeniden aktif hale getirilmesi için çalışma başlattıklarını söyledi. Keskin daha sonra şunları söyledi: “Etnoğrafya müzesi için de kolları sıvayan dernek çalışanları ilk iş olarak Birgi'de günlük yaşama dair, evlerde kullanılmayan objeleri "bağış" yolu ile toplamaya ve bunları kayıtlı hale getirmeye karar verdi. Bu doğrultuda, Belde halkından gönüllüler aracılığı ile bağış kampanyası başlatılıyor.” dedi.

 

Belediye Başkanı Cumhur Şener, vatandaşlardan artık kullanılmayan ve birer nostalji aracı haline gelen saban, tahta kaşık, pulluk, eski dokuma tezgahı, el aletleri gibi yöresel objeleri derneğe bağışlamalarını istedi. Cumhur Şener yaptığı açıklamada "Bu objeler yeterli sayıya   ulaştığında, Birgi Etnoğrafya Müzesi çatısı altında yöre halkımızın ziyaretine açılacak. Kültürümüze sahip çıkmak ve kültürümüzü gelecek nesillere aktarmak için böyle bir müzenin oluşturulmasını çok önemsiyoruz" dedi.

Selçuk Bölge Haberleri, 27.07.2007

AHŞAP EVLER 'MİRAS' KAPSAMINA ALINIYOR

 

 

İstanbul'un '2010 Avrupa Kültür Başkenti' ilan edilmesinin ardından kentteki tarihi yapıların yenilenmesine hız verildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB), Eminönü'nde yeni bir projeyi uygulamaya geçiriyor. Osmanlı döneminde kaptan-ı deryalık yapan ve Meşrutiyet'in ilanında önemli roller üstlenen ünlü denizci Kayserili Ahmet Paşa'nın konağının da bulunduğu sokak, ahşap evleri ile İstanbul'un en önemli tarihi miraslarından biri olarak kabul edilyor. KUDEB binası olarak da hizmet veren konağın içinde bulunduğu Kayserili Ahmet Paşa Sokağı'ndaki tarihi ahşap evler 'İstanbul Kültür Sokağı' projesi kapsamında restore edilerek 'İstanbul Miras Evleri' haline getirilecek.

 

Kayserili Ahmet Paşa Konağı'nda kurulan KUDEB, ilk çalışmasını tarihi binaların restorasyon çalışmalarını yönetecek Türkiye'nin ilk restorasyon laboratuvarını kurarak başlattı. Ardından müdürlüğün de içinde bulunduğu sokaktaki ahşap evlerin bir kısmını hak sahiplerinden devraldı. Ahmet Paşa Sokağı'nı tarihteki aslına uygun olarak restore ettiren KUDEB, tüm restorasyon çalışmalarını sürekli denetleyerek ahşap evlerin aslına uygun olarak yenilenmesini sağlıyor.

'İstanbul Miras Evleri Projesi' hakkında bilgi veren KUDEB Müdürü Mehmet Şimşek Deniz, sokaktaki bir ahşap evin Türkiye'de ilk kez kurulacak olan 'Ahşap Ev Bilgi Bankası' olacağını söyledi. Deniz, amaçlarının tarihi evlerde oturan vatandaşlara restorasyon çalışmalarında ücretsiz danışmanlık hizmeti vermek olduğunu belirtti. Deniz, sokaktaki restorasyon çalışmalarının bitmesiyle birlikte yerli ve yabancı birçok akademisyenin bölgeyi 'Ahşap Enstitüsü' olarak gezmeye gelmelerinin de amaçlandığını sözlerine ekledi.

Yeni Şafak, Haber: Gökhan Yılmaz, 27.07.2007

ANTİK KENTTE KAZILAR BAŞLADI

 

Mustafakemalpaşa'ya bağlı Üçkurnalı Melde Bayırı mevkiinde bulunan Miletepolis Antik Kenti'nde kazı çalışmalarının tekrar başladığı bildirildi.

 

Bursa-Balıkesir arasında yapımı devam eden duble yolun, Üçkurnalı mevkiinde bulunan sit alanı içinden geçmesi nedeniyle geçtiğimiz yıl başlayan çalışmalar, 2005 Kasım ayında hava şartları nedeniyle durdurulmuştu. Geçtiğimiz hafta Kosova rampası ile Üçkurnalı mevkii arası duble yol çalışmalarının başlaması üzerine Miletepolis Antik Kenti'nde kazılar 8 ay sonra yeniden başlatıldı. Önceki gün başlayan kazı çalışmaları, Bursa Müzeler Müdürlüğü yetkilileri nezaretinde 25 kişilik kazı ekibiyle yürütülüyor. Kazı ekibi, çalışmalarını sit alanı içinden geçen duble yol güzergahı boyunca toprağın ana zeminine inene kadar sürdereceklerini açıkladı. Duble yolun Melde Bayırı'ndan geçip geçmemesi ise kazı çalışmaları sonunda Bursa Müzeler Müdürlüğü tarafından vereceği raporla netlik kazanacak.

Yeni Bursa, 27.07.2007

BALİBEY HANI'NDA GERİ SAYIM

 

Restorasyonu tamamlanmak üzere olan Balibey Hanı'nda, Bursa'ya özgü çini, ipek gibi turistik eşyalar satışa sunulacak.

 

 

Hamza Bey'in oğlu Bali Bey tarafından 15. yüzyıl sonunda yaptırılan, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk 3 katlı çarşılarından biri olan Balibey Hanı'nın geçen yıl başlayan restorasyon çalışmalarında son aşamaya gelindi. Türk kültürünün ve kaybolmakta olan sanatların yaşatılacağı hanın son görünümü vatandaşları heyecanlandırıyor.


Büyükşehir Belediyesi Kent Müzesi Müdürü Ahmet Erdönmez, "34 dükkanın bulunduğu hanın zemin katında restoran hizmeti verilecek. 1. ve 2. katlarda ise çini, ipek, havlu, halı, antika, gümüş, kitap, saat, Bursa'ya özgü figürlerden yapılan turistik ve hediyelik eşyaların satışa sunulacağı dükkanlar yer alacak. Hanın 3. katında resim, müzik, seramik ve tespih sanatına yönelik atölyeler kurulacak ve teras katı ise kafeterya olarak hizmet verecek" dedi.

 

Amaçlarının, özellikle Türk kültürünü ve kaybolmakta olan sanatların yeniden hayat bulmasını sağlamak olduğunu belirten Erdönmez, "Geçmişte bizler için çok önemli olan ancak günümüzde yok olmaya yüz tutan ebru, sedefkar, karagöz figürleri, hat sanatı, cam üfleme sanatı, Bursa'ya mahsus hediyelik eşyalar, sabun üzerine Bursa figürlerinin yapımı, İznik çinisi ve daha birçok sanat Balibey Hanı ile yeniden yaşatılacak" şeklinde konuştu.
Restorasyonunun yüzde 90'ı biten han kısa bir süre sonra ziyarete açılacak.

Bursa Hakimiyet, 27.07.2007

GELİN HAMAMI RESTORE EDİLİYOR

 

Kastamonu'da Devrekani’ye bağlı Çayırcık Mahallesi’nde bulunan ve Fatih Sultan Mehmet Han’ın annesi Hüma Hatun’un gelin banyosu yaptığı tarihi hamam restore edilecek.

 

Vakıflar Bölge Müdürlüğü dün yaptığı ihaleyle bu tarihi hamamı eski ihtişamlı günlerine geri döndürecek.

 

Çayırcık Hamamı olarak bilinen bu tarihi yapı, Vakıflar Bölge Müdürlüğünün, açtığı ihaleyle ihtişamlı günlerine geri döndürülecek. Moloz taşından harç karılarak yapılan hamam, 9x8 metre büyüklüğünde ve ahşap soyunma kabinlerinden oluşuyor. 2x5 metre giriş alanı olan hamamın içinde, birbiri içinden geçilen 3 ayrı halvet bulunuyor. Bir çok yerli ve yabancı turistin ilgisini çeken Çayırcık Hamamı, yöre halkı tarafından Gelin Hamamı adıyla da anılıyor.

Kastamonu Postası, 27.07.2007

ANTIOCHEIA AD GRAGUM ANTİK KENTİ

Gazipaşa İlçesi'ne bağlı Güney köyü Nohut Yeri mevkisindeki Antiocheia Ad Gragum antik kentinde yer alan tapınakta arkeolojik kazı çalışması başladı.


Kazı Ekibi Başkanı Alanya Müze Müdürü Seher Türkmen yaptığı açıklamada, antik kentte bulunan tapınakta arkeolojik kazı çalışmalarının 10 Ağustosa kadar devam edeceğini bildirdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü`nün izniyle yürütülen çalışmalara ABD`deki Nebraska Üniversitesi`nden Prof. Dr. Michael Hoff ve Yrd. Doç. Ece Erdoğmuş, Clark Üniversitesi`nden Prof. Dr. Rhys Townsend, 4 öğrenci ve 4 işçiyle müze görevlilerinin katıldığını ifade eden Türkmen, tapınağın mimari malzemelerinin topraktan çıkarılıp, vinç yardımıyla 30 metre mesafedeki boş alana konulduğunu ve tek tek numaralandırıldığını ifade etti. Seher Türkmen, tapınağın yüzeyde görülen mimari elemanların çizimlerinin yapılacağını ve bu sayede tapınağın orijinal halinin ortaya çıkarılmasına çalışılacağını kaydetti.


Gazipaşa Kaymakamı İsmail Gültekin de, antik kentte uzun yıllardır yüzey çalışmaları yapıldığını bu çalışmaların sonucunda arkeolojik kazılara karar verildiğini söyledi. Gültekin, şu bilgileri verdi:
``Çalışmalarda görüyoruz ki, Güney köyü Gazipaşa`da tarihsel zenginliğin bulunduğu en güzel yerlerden birisi...Gazipaşa, tarihi dokunun en yoğun görülebileceği bölgelerden birisi. Yol kenarında, denize sıfır konumda alana kurulmuş bu yer, havari mezarları, kral koyu, tapınağı ve kral yolu ile bu yöredeki en zengin antik kentlerden biridir. Antik kentteki tapınağın orijinaline uygun bir şekilde yeniden oluşturulmasına başlandı. Bu çalışmayla, adeta lego oynar gibi tapınak yeniden ayağa kaldırılacak. Önce binanın mevcut durumu tespit edilecek. Çıkarılan taşlar tek tek çizilecek. Eksik parçalar tespit edilecek ve bina orijinal şeklini alacak. Ayağa kaldırılacak tapınak bölgenin turizme açılmasına yardımcı olacak ve bölge ekonomisine olumlu katkı sağlayacak.``

Kemer Gözcü, 26.07.2007

KELES'TE TÜRBE RESTORASYONU

 

Keles Belediyesi, Osmanlı Devleti'nin banisi Osman Gazi'nin kardeşi Sarıbatun'un (Savcı Bey) eşi Avna Hatun'un (Ana Sultan) türbesini yıkarak yeniden yapıyor. Her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği türbenin virane halinde olduğunu belirten belediye, proje hazırlatarak binaları yıktı ve yeniden yapmak için temelleri attı. Temel atma töreninde konuşan Keles Belediye Başkenı Mustafa Bektaş, "Burayı tarihimize yakışacak şekilde yapacağız.

Türbenin yanına mescit ve çocuk parkı ile mesire yerleri de yapılacak. Geçen yıl Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe buraya gelmiş ve temsili tören atmıştı. Şimdi iş gerçeğe dönüştü. Keles'te bulunan bu tür yerlerin korunması ve yeniden imar edilmesi lazım. Tarihimize önem veriyoruz" dedi.

Yeni Bursa, 26.07.2007

ÇİNE'DE 6 BİN YIL ÖNCE ZENGİN BİR YAŞAM OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI

 

Kazı çalışmaları devam eden Çine Karakollar Köyü’nde bulunan Tepecik Höyüğü’nnde bugüne kadar elde edilen bulgular bölgenin günümüzden 6 bin yıl önce insanların yaşadığı modern, zengin ve gelişmiş bir yerleşim yeri olduğunu ortaya koydu. Bulgular, Tepeciğin hem Batı Anadolu ile hem de Ege Dünyasıyla ticari ilişkilerinin çok yoğun olduğu sonucunu da verdi.


Tepecik Höyüğü kazı çalışmalarının bu yıl dördüncüsü, Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Sevinç Günel başkanlığında devam ediyor. Kültür Bakanlığı Arkeologu Nurgül Özden’in Günel’in yardımcılığını yaptığı kazıda, Bakanlık Temsilcisi olarak Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Karomu Bölge Kurulu Sanat Tarihçisi Erkan Tunç görev alıyor. Kazı, Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencilerinin içinde bulunduğu uzman bir ekip tarafından sürdürülüyor.


Bugüne kadar Tepecik Höyüğü ile ilgili bilimsel ve detaylı bir açıklama yapmaktan kaçınarak, daha henüz erken olduğunu savunan Kazı Başkanı Profesör Günel, 4. yılında Tepecik Höyüğü’nde elde edilen sonuçlar ve kazı çalışmaları hakkında detaylıca bilgiler verdi.
 

Bu yılki kazı çalışmalarının Temmuz başlarında başladığını ve Ağustos ayı ortalarına kadar süreceğini söyleyen Kazı Başkanı Prof. Dr. Sevinç Günel, “Geçen sene yapılan kamulaştırma işleminden sonra, kazı çalışmamız sırasında aynı zamanda Höyüğü çevreleyen sınırlarını telle, beton direklerle çevirdik. Çünkü çevresi tamamen ekili olduğu için sınırlarımızın netleşmesi ve höyükteki araziye taşmamasını da engellemekti amacımız. Aynı zamanda koruma altın almaktı. Bu sene geldiğimizde kaçak kazı gibi herhangi bir problemle karşılaşmadık. Bu seneki çalışma programımız yine ikinci bin savunma sisteminde çevrili yerleşim tabakalarını, kültür tabakalarını açığa çıkartmak” dedi.
 

Höyükte bugüne kadar yapılan kazı çalışmalarında elde edilen bulgular ve bu bulgular ışığında ortaya çıkan sonuçları hakkında geniş bilgiler sunan Günel, “2006 yılı kazılarında özellikle güney kazı alanımızda yoğunlaşmıştık. Bu senede bu kazı alanında genişleyerek devam ediyoruz. Geçen seneki ve daha önceki senelerde elde ettiğimiz bulgular milattan önce ikinci bin ve daha erken döneme uzanan kültür tarihine ait kalıntılardı. Bu kalıntılara ait önemli neticelerimiz var. Buluntularımız var. Tepeciğin bulunduğu coğrafi konum klasik dönemlerde Karya Bölgesi olarak tanımlanıyor. Bizim çalışmalarımızda şuana kadar en geç dönem Karya Geometrik dönem olarak tanımlanan kültürün buluntularını verdi. Yani en üst tabaka Tepecik’te milattan önce birinci bine ait, günümüzden üç bin yıl öncesinin buluntuları olan Karya Geometrik döneme tarihlendirilmekte. Ancak kazı çalışmaları Karya Geometrik dönemden daha erkene uzanan bir türün milattan önce altı binlere kadar indiğini gösteriyor. İkinci bin olarak tanımladığımız Tunç Çağları yerleşim birimleri ve buluntuları bize Batı Anadolu Bölgesiyle çok sıkı ilişkileri olan, aynı zamanda Ege Dünyasıyla da bağlantıları gösteren bir buluntu gurubunu verdi. Bu çok önemlidir. Çünkü Tepeciğin bulunduğu coğrafi konum Menderes’in önemli güney kollarından yol güzergahı üzerinde. Dolayısıyla hem güneyde Burdur Göller Bölgesine uzanan aynı zamanda Menderes aracılığıyla da batıda ege sahil şeridine uzanan bir bağlantıyı kuruyor. Konum açısından da hem Ege hem de Batı Anadolu kendi içinde kültürel yapısını çok iyi temsil ediyor. Bunu şimdiye kadar yaptığımız kazı çalışmalarımızda tespit ettik. Bu çok güzel bir netice” diye konuştu.
 

Gnüel şöyle devam etti, “Tunç çağları öncesine uzanan Kalkolitik Çağ dediğimiz dönem ise ne yazık ki mimari açıdan çok zayıf kalıntıları veriyor. Bunun da nedeni daha üst tabakaların alttaki tabakaları tahrip etmiş olması. Bu nedenle mimari açıdan çok zayıf ama buluntuları özellikle kap kacak işlenmiş tunik aletler, o dönemde kullanılan taş aletler. Batı Anadolu Kültürünü ve Ege’de de geç neolitik dönemi temsil ediyor. Özellikle Samos Adası Kalkolitik Dönem Kültürü, yine ege adalarında Fitnat adalarıyla çok paralel diyebileceğimiz bir buluntu gurubunu verdi.


Öte yandan Tepecik’te Kalkolitik Çağ’a (MÖ 6500-6000 yılları) ait dönemlerde gelişmiş bir yontma taş endüstrisi söz konusu o yontma taş endüstrisine ait aletlerin çeşitliliği, zenginliği burada gelişmiş bir alet teknolojisinin varlığını ortaya koydu. Bu aletlerle ilgili çalışmalar Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde playstoryada iki uzman meslektaşımız tarafından çalışılıyor. Aynı zaman da bu taş aletlerin analizleriyle de ilgili Kanada’da Yontma Taş Edüstrisi Alet Teknolojisi Uzmanı Dr. Tristan Carter tarafından çalışmalar yapılacak. Carter, önümüzdeki sene hem Aydın Müzesi’nde hem de kendi buluntularımızla çalışacak. Ancak ilk gördüğü zaman neticeleri, Tepecik’te mevcut kullanılan opsidyen aletlerin %90’ı Ege Adalarından Fitlat ve Melos’tan ithal edildiğidir. Geri kalanın ise büyük bir olasılıkla Orta Anadolu’dan temin edildiği yolundadır. Buda bize Tepeciğin bulunduğu coğrafi konumda hem batıda ege adalarıyla ticari ilişkilerinin varlığını ortaya koyuyor. Hem de Orta Anadolu’dan da opsidyel ticaretin olduğunu gösteriyor. Buda tabii ki bölge açısından da önemli bir netice. Önümüzdeki senelerde daha netlik kazanacak. Çünkü analiz çalışmaları sonucunda daha kesin konuşabileceğiz. Batı Anadolu’da, diğer bölgelerde de Ege’de Melos opsidyeninin (Melos adası opsidyen açısından zengin kaynaklara sahip bir ada.) Tepeciğe’de o bölgeden opsidyenin getirildiği ve işlendiği anlaşılıyor”
 

Bu yılki çalışmaları ve önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalar hakkındaki hedeflerini anlatan Günel, Bu seneki çalışmalarında hem daha önceki senelerde tespit ettikleri savunma sistemini güney yönünde uzantısını açığa çıkarmak ve bu yöndeki uzantısını tespit etmek. Aynı zamanda yerleşimle ilgili daha önceki senelerde tespit edilen Bronz Çağı ve daha erken dönemlerin kültür katlarını açığa çıkararak geniş bir alanda çalışmayı hedeflediklerini söyledi. Höyüğün tam anlamıyla gün yüzüne çıkmasıyla ilgili bir şey söylemenin çok erken olduğunu ifade eden Prof. Dr. Günel, “Tepeciğin iyice gün yüzüne çıkması seneler alacak. Çünkü Tepecik belki ilk senelerde tahminimizden daha büyük, geniş bir alana yayılıyor. Biz höyüğün özellikle Güney ve Batı kesimlerinin alüvyon tabakasıyla örtüldüğünü düşünüyoruz. Yaptığımız ilk gözlemler. Alüvyon tabakasıyla örtülünce höyüğün çok az bir kısmı görünüyor. Esas kültür tabakalarının kaç metreye indiğini bilemiyoruz ama alüvyon tabakasının altında da kilitli kaldığını tahmin ediyoruz. Bunlar tabi bizim ileriki senelerde yapacağımız kazı çalışmalarıyla daha netlik kazanacaktır. Yayvan ve geniş bir konumda yer alıyor bu höyük. Şu ana kadar 4 kültür tabakası tespit ettik. Bunlardan en üstteki kültür tabakası Karya Geometrik Dönem, onun altındaki tabaka ikinci binin ikinci yarısı Geç Tunç Çağı, daha erken Orta Tunç Çağı, üçüncü bin Erken Tunç Çağı ve ondan sonra Kalkolitik Çağ, şuana kadar ki buluntularımız ışığında bu dört tabakayı belirledik. Bundan sonra da bu tabakalarla ilgili daha detaylı çalışmalar yapacağız” şeklinde konuştu.

Günel, Tepeciğin Antik dönemlere ait tarihi kalıntılardan farklı bir yerleşim olduğunu söyleyerek, “Bu bölge Antik dönemlerle, klasik çağları yani milattan sonrası Helenistlik, Roma Dönemleri ve Bizans dönemleriyle çok iyi bilinen bir bölge, şuanda bizim bulunduğumuz Tepecik yerleşmesi tarih öncesi dönemler milattan önce ikinci bin, üçüncü bin, dört ve beşinci bin olmak üzere yani pilistorik çağlara uzanıyor. Buda ne demek oluyor. Bu bölgede o dönemlerde belli bir kültür var. İnsanlar yaşamış. Anladığımız kadarıyla müzeye şuana kadar teslim ettiğimiz buluntular burada böyle çok basit bir köy yerleşimi olmadığını gelişmiş bir yerleşimden söz edebileceğimizi gösteriyor. Özellikle ikinci bininin ikinci yarısı dediğimiz Geç Tunç Çağı sonuna ait kaplar arasında kıta Yunanistan’dan ithal kap parçaları var. Buda bize şunu gösteriyor. Çok basit bir yerleşim olsa o bölgeden ne opsidyen gelir nede kap ithal edilir. Gelişmiş bir yerleşimden söz edebiliriz. Günümüzden en erken 6 bin yıl öncesine ait kalıntılar var. Kalkolitik döneme ait. Daha öncesi de olabilir fakat alüvyon tabakasının altını görmeden bir şey diyemiyoruz”
 

Günel, Tepecik Höyüğü’nün Batı Anadolu Arkeolojisinde erken dönemlere ait kültürel gelişimin kültür tarihine ışık tutacak katkı sağlayan bir merkez olması açısından bilimsel öneminin çok büyük olduğuna işaret etti ve bölgede çok az sayıda örneği olduğuna de dikkat çekerek, “Batı Anadolu’da Kuzey’den Güney’e inersek Troya var. İzmir Bölgesinde Menemen’de Panastepe, Limantepe var. Daha güneye Menderes’e indiğimizde Tepecik var. Sayıca çok az. Ama öte yandan Helenistlik, Roma gibi antik dönemlerden Milet, Bergama, Pilevne, Efes, Trallies, Alabanda, Alinda, Labranda var. Tarih öncesi dönemlere ait kültürel yapısı çok az sayıda. Tepecik Menderes bölgesinde bu açıdan katkı sağlıyor. Bu yıl 4. yılımız ve geride bıraktığımız üç yıllık kazılarımızda Uluslararası Kazı Çalışmaları Sempozyumu’nda biz Tepeciği tanıttık. Çok büyük bir ilgi gördü. Artık yayınlara da atıf olarak da geçecektir. Şuanda bilimsel açıdan çok önemli ama ileride daha geniş alanda çalışıp mimariyi daha iyi detaylı ortaya çıkarırsak turizm açısından da reklamımızı ve tanıtımımızı yapacağız” diye konuştu.

Aydın Hedef, 26.07.2007

11 BİN YILLIK TUVALET GÜN IŞIĞINDA

 

Anadolu'nun ilk tuvalet taşı ve kanalizasyon şebekesi, Erzincan'da bulundu.

 

Erzincan'ın Üzümlü İlçesi'nde sürdürülen arkeolojik çalışmalarda, Anadolu'nun tarihi açısından önemli bir bulguya rastlandı. İlk kez tespit edilen ve Urartu içerisinde önemli bir buluntu olan tuvalet, tuvalet taşı, lavabo birleşimi bu kanalda toplanıyor.

 

11.000 yıl önce yapıldığı belirlenen şebeke sistemi, Anadolu'nun ilk tuvaleti ve kanalizasyonu olma özelliği taşıyor.

 

Kazılarda ortaya çıkarılan, Bizans Kilisesi'nin taban mozaikleri de korunma altına alınmaya çalışılıyor.

Trt/Haber, 26.07.2007

OSMANLI HANEDANLIĞI JAPONYA'YA TAŞINIYOR

 

Osmanlı döneminin paha biçilmez eserleri, “Topkapı Sarayı’nın Hazineleri-Muhteşem Osmanlı Hanedanlığı Sergisi” adıyla Japonya’da Tokyo Metropolitan Sanat Müzesi’nde 1 Ağustosta görücüye çıkıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Türkiye’nin tarihi mirasını yurt dışında daha çok tanıtmak amacıyla açacağı serginin organizasyon komitesinin fahri başkanlığını Japon tarafı adına Prens Takahito Mikasa, Türk tarafı adına ise Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç yapacak.

Topkapı Sarayı Müzesi’nden 111, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden 29 adet olmak üzere toplam 140 tarihi eserin izlenime sunulacağı sergide, kahve ibriği, çorba tası, sini, kase gibi mutfak kapları, hamam tası, leğen, güğüm gibi banyo malzemeleri ve zümrüt küpe, gerdanlık, halhal, kutu gibi süs eşyalarıyla Osmanlı hanedanının yaşantısı anlatılacak.

Serginin önemli eserleri arasında ise Hürrem Sultan Vakfiyesi, Sultan I. Mahmud’a ait Tuğralı Mülkname, Sultan IV. Mehmed’in Tuğralı Fermanı ve Sultan III. Selim’in Tuğralı Temliknamesi yer alacak. 24 Eylüle kadar Japonların ilgisine sunulacak olan sergi, ayrıca 6 Ekim-2 Aralık tarihleri arasında Kyoto Müzesi’nde, 11 Aralık 2007-11 Şubat 2008 tarihleri arasında da Nagoya Şehir Müzesi’nde görücüye çıkacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı bu yıl, yurt dışında büyük çaplı 4 sergi açarak tanıtım atağı yaptı. Hollanda, Almanya, İtalya ve Kore’de açılan sergilerde İstanbul’daki müzelerdenseçilen ve Saray hayatından kesitler sunan 227 eserin yanı sıra Türkiye’nin çeşitli müzelerinde teşhir edilen yüzlerce arkeolojik eser sergilendi.
Türkiye Gazetesi, 26.07.2007

TARİHİ CAMİLERE RESTORASYON

Pertevniyal Valide Sultan, Süleymaniye ve Fatih Camileri, I. Mahmud Kütüphanesi, Erzurum Rüstempaşa Bedesteni ve Ankara Valiliği'nin restorasyon işleri ihaleye çıkarıldı.

 

İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Fatih İlçesi Aksaray Pertevniyal Valide Sultan Camii'nin restorasyonu ihalesini 14 Ağustos'ta, Süleymaniye Camii'nin restorasyonu ihalesini de 15 Ağustos'ta yapacak. Fatih Camii ve I. Mahmud Kütüphanesi'nin restorasyonu ihalesi de 14 Ağustos'ta yapılacak. Rüstempaşa Bedesteni'nin restorasyonu ihalesi 15 Ağustos'ta gerçekleştirilecek. Toplu Konut İdaresi ise Ankara Valiliği'nin restorasyonu ihalesini 16 Ağustos'ta yapacak.

Turizm Habercisi, 26.07.2007

OSMANLI DÖNEMİ'NİN MISIR'I

 

İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) ve Mısır Kültür Yüksek Şurası tarafından, kurumlararası iş birliği çerçevesinde 26-30 Kasım 2007’de Mısır’ın başkenti Kahire’de “Osmanlı Döneminde Mısır” konulu milletlerarası bir kongre düzenlenecek. Kongrede, Osmanlı devrinde Mısır bütün cepheleriyle ele alınacak. Bu kapsamda bölgedeki gelişim ve değişimler entelektüel, ilmi, edebi, sanatsal ve kültürel zeminleriyle birlikte mütalaa edilecek, Mısır’ın bulunduğu coğrafyadaki münasebetleri, İslam Kültür ve Medeniyetinin Osmanlı dönemi Mısırı’nda geçirdiği aşama ve temayüller irdelenecek. Kongrede tebliğler, Arapça, Türkçe ve İngilizce olarak sunulacak. Kongre kapsamında müze ziyaretleri, sergiler ve Kahire kültür turu düzenlenecek.

Türkiye Gazetesi, 26.07.2007

UNESCO İSTANBUL SURLARINI YENİBAŞTAN RESTORE EDECEK

 

Restorasyonu 2 yıl önce doğru yapılmadığı gerekçesiyle durdurulan İstanbul'un tarihi surları, UNESCO'nun da desteğiyle yeniden onarılacak.

 

Vali Yardımcısı Cumhur Güven Taşbaşı, Türkiye'nin Kapadokya, Pamukkale ve Adıyaman'ın da aralarında bulunduğu 9 yeriyle Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer aldığını söyledi. Taşbaşı, İstanbul'un da Sultanahmet Meydanı, Fener Balat, Süleymaniye Zeyrek ve surları, yani tarihi yarımadası ile UNESCO'nun Dünya Miras Listesi'nde olduğuna atıf yaparak, 2004 yılında mirasına yeterince sahip çıkmadığı için İstanbul'un bir alt bölüm olan tehlikeli alana düşürüleceği yolunda uyarı alındığını kaydetti. “Surlar, UNESCO işbirliğiyle temizlenip restore edilecek” diyen Taşbaşı, bu kapsamda “Surları kendi başınıza yapmayın. Gerekirse biz size destek verelim. Size uzmanlar gönderelim. Çok da acele etmeyin. Geçmişte acele ettiniz yanlış restorasyonlar yaptınız. Şimdi onları temizleyemiyorsunuz. Aceleye getirmeden belli bir plan yapalım ve bu plan içinde surları uzun vadede yavaş yavaş restore edelim. Bunun için gerekirse yabancı kaynaklardan, fonlardan size kredi bulalım” denildiğini bildirdi.

Yeni Şafak, 26.07.2007

TARİH YOK MU EDİLİYOR?

 

Konya'da Karatay Belediyesi'nin Dedemoğlu Mahallesi'nde başlattığı AKSİTE Konut Yapı Kooperatifi'nin inşaat alanında tarihi mezarlık ve Selçuklular dönemine ait olduğu tahmin edilen gizli geçit olduğu iddia ediliyor.

 

İnşaat çalışmalarının başlamasının ardından gazetemizi arayan vatandaşlar, "Önce bir kazı başladı. Sonra mezar taşları olduğu gerekçesiyle temel kazısı başka alana kaydırıldı" dediler.

Vatandaşlar, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve Kültür Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu yetkilileri tarafından görevlendirilecek uzman ekiplerin AKSİTE Yapı Kooperatifi'nin temel kazısının yapıldığı alanda araştırma ve inceleme yapması çağrısında bulunurken, araştırma sonucunda mezarlık ve gizli geçitlerin olup olmadığı konusunda da kamuoyuna açıklama yapılmasını beklediklerini ifade ettiler.

Merhaba Gazetesi, 26.07.2007

HAYDARPAŞA NUMUNE'DE BİR GARİP TADİLAT

 

Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde başhekimliğinin de bulunduğu tarihi binadaki kafeteryanın açılmasını Haydarpaşa Numune Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Özertürk istedi. Prof. Özertürk, hastanenin dördüncü kafeteryası için Sağlık İl Müdürlüğü’ne başvurdu. Talebi değerlendiren müdürlük, hastaneler panosuna işletmecilerin başvurması için ilanını astı.

7 günün sonunda sadece Maltepe adresli "Vural Otomotiv Turizm Gıda Sanayi ve Ticaret Şirketi" kafeterya işletmeye aday oldu. Sağlık İl Müdürlüğü, konuyu Milli Emlak Müdürlüğü’ne taşıdı. Şirketle, hastanenin 10 metrekarelik bir odasını kullanmaları için anlaşma yapıldı. Ancak kafeterya 10 metrekareye sığmadı. Karşısındaki laboratuvar çalışanlarının dinlenme odası olan 45 metrekarelik alanı da kullanmaya başladı. Tarihi binada Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan izin alınmadan tadilat yapıldı. Klinik ve acil servis koridorlarında kafeteryanın seyyar satış araçları dolaşmaya, fiş kesmeden satış yapmaya başladı. Bu arada kliniklerin mutfaklarında elektrik veya tüp gazla çay ve kahve pişirilmesi yasaklandı. Başhekim Prof. Özertürk, 18 Haziran’da klinik şeflerine gönderdiği talimatta, doktorlar ve personelin günün belli saatlerinde çay ocağından yararlanmalarını istedi. Yazıda, "Tüm personelin aşağıda belirtilen saatlerde çay, kahve ve meşrubat ihtiyaçlarını açılan bu çay ocağından karşılaması..." ifadesi yer aldı. Hastane çalışanları, "Tuvaletler dahil tüm prizler çay, kahve pişirilmesin diye söküldü" dediler.

Hürriyet, Haber: Mesude Erşan, 26.07.2007

TÜRBE HÖYÜK'TE KAZI ÇALIŞMALARI BAŞLIYOR

 

Siirt'te Botan Çayı kenarındaki Türbe Höyük'te 2007 yılı kazıları başlıyor.

 

Kazı çalışmalarına başkanlık eden Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Haluk Sağlamtimur, "Bu bölgemizle ilgili çok az bilgiye sahibiz. Bu açıdan Türbe Höyük'te yaptığımız kazılar büyük önem taşıyor. Beş yıldan beri büyük bir başarıyla yürütmekte olduğumuz bu kazılarda bölgenin bilinen tarihini değiştirecek nitelikte bulgulara rastladık. Kazı çalışmaları işçilerle birlikte yaklaşık 75 kişilik bir ekip tarafından yürütülecektir. Büyük bir aksilik olmazsa Ilısu Baraj Gölü altında kalacak olan Türbe Höyük'teki kazılarımızı tamamlayacağız." dedi.

 

Siirt için yeni projeleri olduğunu belirten Sağlamtimur, "İlimizde yeni bir kazı çalışmasına başlıyoruz. Başur dinlenme parkının arkasında bulunan ve çapı yaklaşık 200 metre olan bölgenin büyük höyüklerinden biri olan Başur Höyük'te de çalışmalara başlayacağız." şeklinde konuştu.

Zaman, Fotoğraflar: Ege Üniversitesi, 26.07.2007



550 YILLIK MEZARLARA BÜYÜK SAYGISIZLIK

 

Muğla'nın Şeyh Mahallesi Saatli Kule Caddesi’nde bulunan ve yaklaşık 550 yıl önce yaptırılan Şeyh Camii avlusu içindeki 12 mezar kaderine terk edildi. İçlerinde 110 yıllık mezarların yer aldığı mekanda, Osmanlıca yazılar dikkat çekiyor. Mezarın ünlü Rum ustası Mihail tarafından yapıldığını gösteren ‘Mihail Usta’ ibareli bir de imza bulunuyor. Mezarların üzerine yoldan atılan çöpler ve içki şişeleri tarihi mekanda içler acısı bir manzara sergiliyor. Mezarlarla ilgili araştırmalar yapan Muğla Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Namık Çevik, “İnsanların mezarlara saygılı olmaları gerekiyor. Bu mezarların bakımlarının yapılarak yol kenarında bulunan duvarın kaldırılması gerekmektedir. Yoldan geçenler mezarların içine çöp atıyorlar. Eğer mezarların bulunduğu alanın önündeki duvarı kaldırarak mezarları açarsak çirkin görüntüler ortadan kalkacaktır” diye konuştu.

Akşam Ege, Haber: Kazım Tokuç, 26.07.2007

ODUNPAZARI EVLERİNİN RESTORASYONUNDA SONA YAKLAŞILIYOR

 

Eskişehir Odunpazarı Belediyesi tarafından 2005 yılında tarihi Odunpazarı evlerinin restore edilmesi amacıyla başlatılan ve yılda 250 bin turist, 5 bin kişilik istihdam ve 50 milyon YTL'lik ekonomik girdi sağlaması öngörülen projede sona yaklaşılıyor.

Restorasyon çalışmalarının yakın zamanda tamamlanacağını belirten Odunpazarı Belediye Başkanı Burhan Sakallı, bu projenin, alanında Safranbolu ve Beypazarı’ndan daha büyük bir marka olmaya aday olduğunu söyledi.


Odunpazarı bölgesine ve tarihi evlere sahip çıkmak, bölgeyi gün yüzüne çıkartmak ve sahip olunan tarihi zenginliği değerlendirmek amacıyla Odunpazarı Belediyesi tarafından 2005 yılında Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi hayata geçirildi. Proje kapsamında önce Paşa Mahallesi Beyler Sokak'ta 27 ev, Odunpazarı bölgesindeki muhtelif yerlerde de 23 ev olmak üzere toplam 50 evin cephe sağlıklaştırılması tamamlandı. Projenin 2. etabında ise Koca Müftü, Arif Bey ve Işıklar sokaklarında toplam 37 evi, Dede Mahallesi Külliye çevresinde de 13 evi kapsayan tadilat çalışmaları sürüyor. Odunpazarı Evleri Yaşatma Projesi'nin bir parçası olan tarihi Atlıhan Çarşısı yeniden inşa edildi ve buradaki 23 işyeri ile atölyeler faaliyete geçti.

 

Projenin yakın zamanda tamamlanacağını ifade eden Sakallı, “Yakın bir zamanda bu çalışmalarımız meyvesini verecek ve Odunpazarı, çarşıları, hanları, alışveriş merkezleri, kır kahveleri, restoranları, kültür merkezleri, butik otelleri, ışıltılı sokakları ve Türkiye'nin en iyi korunmuş tarihi ve mimari dokusuyla yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı haline gelecek. Bu proje tam anlamıyla Eskişehir için altın bir fırsat” diye konuştu.


Burhan Sakallı, bu proje tamamlandığında kente yılda 250 bin turistin  geleceğini, 5 bin kişilik istihdam sağlayacağını ve 50 milyon YTL'lik  ekonomik girdi elde edileceğini sözlerine ekledi.

Turizm Gazetesi, 26.07.2007

KÜTÜPHANE NİHAYET ONARILIYOR

 

Bursa İl Halk Kütüphanesi'ne bağlı olarak 1986 yılından beri İnebey Medresesi'nde hizmet veren Tarihi Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüphanesi'nin restorasyon ihalesinde sona yaklaşıldığı bildirildi.


Türk - İslam medeniyetinin değerli yazma ve eski basma eserlerini bünyesinde bulunduran tarihi bina restore edilmeyi bekliyor. Bursalı vatandaşlara 15 yıldır bibliyografik danışmanlık hizmeti veren Yazma ve Eski Basma Eserler Kütüphanesi, bu alanda Türkiye'nin sayılı kütüphaneleri arasında. Binanın restorasyonu hakkında bilgi veren Kültür ve Turizm İl Müdürü Ahmet Gedik, restorasyon ihalesinde sona yaklaşıldığını belirterek, "Tarihi kütüphanenin yenilenmesi için çalışmalar devam etmektedir. Daha önce gerçekleştirilen restorasyon, röleve ve restitüsyon projelerinden sonra, yakın zamanda restorasyon ihalesi yapılacak. Eski eserlerin onarım ve resyorasyon çalışmaları çok titizlik gerektirdiğinden, ihaleyi alacak firmaların alanında uzman olmasına dikkat ediyoruz" dedi.


Yaklaşık 26 bin yazma ve eski basma eserin bulunduğu tarihi kütüphaneye 2008 yılında yazma eserlerin tamirinin yapılması için bir bölüm ilave edileceği öğrenildi.

Yeni Bursa, 26.07.2007

TARİHİ KALINTILAR GÜN YÜZÜNE ÇIKIYOR

 

Amasya Kalesi civarında sürdürülen çalışmalar titizlikle devam ederken İl Kültür Turizm Müdürü Ahmet Kaya ve Amasya Müze Müdürü Celal Özdemir de bu çalışmaları yakından takip ediyor. Yetkililer kazı çalışmalarının 2007 yılında süreceğini ve bu kazılarla birlikte daha bir çok tarihi kalıntının gün yüzüne çıkarılacağını söylediler. Kültür Turizm İl Müdürü Ahmet Kaya kazı çalışmaları sırasında yaptı açıklamasında şunları söyledi: "Amasya Valiliği'nin desteği ile Amasya Kültür Turizm İl Müdürlüğü olarak Amasya Kalesi'nde 2007 kazılarına başladık ve bu aşamaya kadar getirdik, Amasya'da bu yıl 4 tane büyük kazımız var, bunların 3 tanesi kalede, 1 tanesi de Doğantepe Köyü'nde olacak. Bu kazıların ilki bitme aşamasına geldi, kalede yapılacak olan kazılar daha sonra giriş kısmında olacak." Daha sonra kazılar ile ilgili olarak açıklamalar yapan Amasya Müze Müdürü Celal Özdemir ise tarihi bölgelerde kazı çalışmalarının devam edeceğini söyledi ve şöyle devam etti: "Amasya Müze Müdürlüğü Başkanlığında 2007 yılı kazılarına Sayın Valimizin ekonomik desteği ile 3 Temmuz'da başlamış bulunuyoruz. Müze Müdürlüğü Başkanlığında yapılan kazılarda 2006 yılında bayrak direğinin kazısı olarak başlanan çalışmaları bu yıl 2007 yılında bayrak direğinin hemen yanında 2 açma ile sürdürdük. Burada üstüste olduğu görülen çeşitli duvarlar var, bu duvarların her biri ayrı bir dönemi yansıtmakta. Son dönem Amasya Kalesi 19.yüzyılda yani 1800’lü yılların sonunda tamamen tek edilmiş, harabe haline gelmiş yani artık kale işlevini yitirdiği için buradaki mevcut binalar üst örtüsüyle birlikte kendiliğinden çekilerek arazi görünümünü almış. Bizim burada yapmış olduğumuz açmalarda özellikle erken Osmanlı dönemine ait çeşitli mimari katlar ortaya çıktı. Burada askerlerin yaşamını sürdürdüğü, yiyip içtikleri, askeri malzemelerini depoladıkları çeşitli mekanlar ortaya çıkarttık. Bu dönemde de taharlar, yani ekmeklerini pişirdikleri pişmiş topraktan yapılan tandırlar ele geçirdik, en üst tabakada olduğu için kaldırdık daha sonra daha erken 14 ve 15. yüzyıla ait mekanları mevcut haliyle bıraktık. Özellikle 2007 kazı sezonu için ve Amasya için çok önemli olan 2 sarraç ele geçirdik, bunlardan bir tanesi yaklaşık 7-8 metre çapında çok büyük küp şeklinde ana kayaya oyulmuş taşın içerisine 60 santim kalınlığında, yan duvarları bulunan ve içerisi son derece güzel sıvalı bir mekan ele geçirdik bu bize göre yaklaşık 100-150 ton civarında su alabilecek çok büyük bir sarraç"

Amasya Gazetesi, 26.07.2007

ANADOLU'NUN EN BÜYÜK ARKEOLOJİ MÜZESİ GELİYOR

 

Orta Anadolu’nun en büyük Arkeoloji Müzesi, Sivas’ta kuruluyor. Müzenin açılmasıyla Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi’nin deposunda bulunan 5 bin 730 sikke, 2 bin 357 arkeolojik eser, gün yüzüne çıkacak. Sivas Valiliği, başlattığı çalışmayla Endüstri Meslek Lisesinin bahçesindeki 1902 yılında yapılan tarihi binayı arkeoloji müzesine dönüştürdü. Tarihi binadaki onarım çalışmaları kısa bir süre önce tamamlandı. Müzede sergilenecek eserler için gerekli donanım çalışmalarının tamamlanmasının ardından tarihi 7 bin yılı aşan, çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan Sivas, üçüncü müzesine kavuşmuş olacak. Böylece Atatürk Etnografya ve Kongre Müzesi ile Şarkışla’daki Aşık Veysel Müzesi’nin yanı sıra Orta Anadolu’nun en büyük arkeoloji müzesi de Sivas’ta kurulacak. 5 bin 965 metrekare alan üzerine kurulacak müzenin 2008 yılında açılması planlanıyor.

Türkiye Gazetesi, 25.07.2007

SELÇUK'TA TARİHİ ESER OPERASYONU YAPILDI

 

İzmir'in Selçuk İlçesi'nde düzenlenen operasyonda, tarihi eser kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla 4 kişi gözaltına alındı.

 

Alınan bilgiye göre, bir ihbarı değerlendiren polis ekipleri, tarihi eser kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla Basmane semtinde M.M.B, S.G.B, G.K. ve Ç.Ö.'yü yakaladı. Zanlıların üzerinde yapılan aramada, Hellenistik döneme ait 9 bronz sikke, bronz tıp aleti, bronz mızrak ucu ve metal konik obje ele geçirildi. G.K. ve Ç.Ö'nün tarihi sikke ve objeleri Selçuk'tan buldukları, M.M.B. ve S.G.B'nin ise alıcı olarak bu kişilerle temas kurdukları anlaşıldı. M.M.B'nin 4, S.G.B'nin 1, G.K.'nin de 2 adet benzeri suçtan kaydının bulunduğu belirtildi. Zanlılar, sorgulamalarının ardından nöbetçi mahkemeye sevk edildi.
Selçuk Bölge Haberleri, 25.07.2007

KALINTILARDAN ÇIKAN SARAY

 

Sultanahmet'te bulunan bir halı dükkanının alt kısımları şu günlerde Magnaura Sarayı'nın kalıntılarının keşfiyle çok meşgul günler yaşıyor. Aslına bakarsanız Bizans İmparatorluğu'nun o ünlü Büyük Saray kompleksini oluşturan üç saraydan biri olan Magnaura Sarayı'nın kalıntıları on yıl önce bulunmuş ancak o yıllarda çok ses getirememiş. Dükkanın sahibi Mehmet Başdoğan, yıllar önce otopark olan alanı halı vitrini yapmak için temizlerken küçük bir delikten duvarın diğer tarafında bir şeyler olduğunu görüp Arkeoloji Müzesi'ne başvurmuş, Anıdar Kurulu'ndan izin almış ve uzmanlar eşliğinde kazmaya başlamışlar. İlk seferde 650'den fazla damperli kamyon dolusu taş toprak çıkartmışlar. Devlet ise bu çalışmalara hiçbir şekilde destek vermediği gibi özel mülkiyete ait bir alanın müzeleş-tirilemeyeceğini söyleyerek Mehmet Başdo-ğan'ı geri çevirmiş. Bir yerde yöneticilere de hak vermek gerekiyor. Neresini kazsan bir kalıntıyla karşılaşabileceğin Sultanahmet'te bulunan Magnaura Sarayı kalıntılarının bu yüzden çok önemi yok onlar için.

Aynı şekilde köylünün su sıkıntısını sona erdirmek için yapılması planlanan barajları da yüzlerce yıllık dünya mirasının tam da üzerine denk düşüren yöneticilerden daha fazlasını beklemek bizim hatamız olur. Halı dükkanının sahibi Mehmet Başdoğan onu İstanbul'a bağlayan tek şeyin bu saray olduğunu söyleyerek, restorasyonunu bitirdikten sonra sanat galerisi olarak kullanılmasını, daha önce yaptığı gibi tiyatro oyunlarına sahne yapmak istiyor. Ayrıca kalıntılar, geçtiğimiz günlerde Amerika'da bir kanaldaki belgesel filme konu olmuş. Bu yüzden son günlerde alanın Amerikalı ziyaretçisi çok fazla ancak müze haline gelebilecek kalıntılarla ilgilenmekten uzak kalan yöneticileri, daha önce yaptıkları ve halen yapmaya devam ettikleri bu büyük gaflarına rağmen seçmekten çekinmeyen Türkiyeli insanlar ise bu durumdan bihaber.

Geçenlerde çıkan "Türkiye'de Ölmeden Önce Yapmanız Gereken 101 Şey" (İnkılap Yayınevi, Akdoğan Özkan) adlı kitap her ne kadar Hıristiyanlığı Kabul eden ilk Roma İmparatoru Büyük Konstantin'in MÖ 4. yüzyılda yaşadığı gibi küçük (!) hataları içerse de Magnaura Sarayı'nın bu kalıntılarından bahsediyor. Bu yüzden kalıntılara en azından bir yerlerde rastlayabilmek sevindirici.

Kalınırları ziyarete gittiğinizde tuğla duvarlarla karşılaşacaksınız. Işıklandırmanın gayet hoş olduğu mekanda rutubet olduğu için havalandırma sistemi de kurulmuş, tek sorun yerlerdeki kontraplakların çürümüş olması. Bastığınız yere çok dikkat etmeniz gerekiyor. Çünkü alan her an çökme tehlikesi yaşıyor. Kiminin dehliz dediği, kiminin zindan dediği bu yapının aslında sadece Magnaura Sarayı'nın bir bölümü olduğu düşünülüyor. Günümüzde eski hipodromun taban seviyesi altı metre kadar yükselmişken, saraydan geriye kalan odaların da yerin sekiz metre kadar aşağısında bulunması da oldukça doğal aslında...

Birgün, Haber: Elif Demirdiken, 25.07.2007

150 YILLIK SAAT KORUMA ALTINDA

 

Yozgat Çapanoğlu Camii'nde bulunan ve 150 yıldır çalışan tarihi saat hırsızlardan korumak amacıyla Yozgat Müzesi'ne kaldırıldı.

 
Fransız yapımı olan ve 150 çalışan saat hakkında bilgi veren Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakkı Acun, saat üzerinde bulunan motiflerin diğer saatler üzerinde bulan motiflerden çok farklı olduğunu belirterek, "Saatin ikinci bir özelliğinin ise 150 yıldır çalış vaziyette bulunmasıdır" dedi.

 

Yozgat Müze Müdür Vekili Mehmet Ayar, camilerde bulunan ve taşınması kolay olan eserleri müzede toplamaya çalıştıklarını belirterek, "Vakıflar Bölge Müdürlüğü ile yapılan görüşmeler sonrasında Çapanoğlu Büyük Cami'de bulunan tarihi saati hırsızlık olaylarına karışı müzemizde koruma altına aldık. Diğer eserleri de toplamaya çalışıyoruz" dedi.

Yozgat Kent Haber, 25.07.2007

TARİHİN AYAK İZLERİ

 

Ayakkabı, tarihin ilk devirlerinden günümüze kadar insanoğlunun zorunlu ihtiyaçları arasında yer almış, zamanla zarafetin, zenginliğin, haşmetin ve gücün simgesi olarak, Sinderella masallarına bile konu olmuştur. İlk ayakkabıyı kimin ne zaman giydiği kesin olarak bilinmiyor fakat bilinen ilk el yapımı ayakkabı türü sandaletlerdir. Bu konuda en eski kalıntıya İtalya’da rastlandı. 16 yıl önce İtalyan Alplerinde bulunan sandaletin 5 bin 300 yıl önce kullanıldığı tahmin ediliyor.


Tarihte rastlanılan bütün sandaletlerin hemen hemen hepsinin yapım tekniği kayış ve şeritlerle tutturulmuş bükülmez bir taban şeklinde. MÖ 3 bin 500 yıllarında Eski Mısırlılar, kuma basarak ayaklarının kalıplarını çıkartıyor, bunlara ham deriden papirüsler bağlayıp, sandalet yapıyorlardı. Çizme gibi eşyaların gelişmesiyle bin yıl unutulan sandaletler, 1920’lerde gün yüzüne çıktı.

Anadolu’da ise ayakkabı kültürü Türklerin yerleşmesi ile farklı bir boyut kazanmış ve çeşitlenerek gelişmiş. Türk ayakkabıcılığı ile ilgili elde edilen en eski bilgi 1074’te Kaşgarlı Mahmut’un kaleme aldığı Divan-ı Lügat-it Türk’te yer alıyor. Bu kitap ile Kutadgu Bilig ve Dede Korkut kitaplarında da “edik” olarak ayakkabı anlamı veren sözcükler bulunuyor. “Edik” sözcüğü Anadolu’da hala varlığını sürdürmektedir.


Ünlü gezginimiz Evliya Çelebi de ‘Seyahatname’sinde ayakkabı kültürümüze yer veriyor. Çelebi, ayakkabıcıları toplu olarak “pupuççiyan” diye anlatıyor ve Mahmutpaşa’da bulunan Mercan yokuşundaki terlikçilerden söz ediyor. Eminönü Mercan yokuşunda bekarhanelerin bulunduğunu, buralarda kalanların ayakkabıcılık yaptığını anlatan Evliya Çelebi “Süleyman Han’ın Yeniçerilere sinirlendiğinde “sizi papuçcu bekarlarına kırdırırım” dediğini anlatıyor. Rivayete göre zamanında burada 200 dükkan, 400 nefer bulunuyordu. Mercan’daki bu terlikçiler 1940’ların başlarında çok iyi iş yapıyordu. Onların yaptığı terlikler uzun bir sırığa bağlı olarak hevenk hevenk satış mağazalarının gişelerine asılıyordu.

Türk kültüründe seçilecek ayakkabının rengi yaşa, göreve ve sosyal düzeye göre değişirdi. Yeniçeri ocağında yayalar sarı çizme, bölük başları kırmızı çizme, küçük zabitler ise siyah çizme giyerdi. Hani bizde şu “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” sözü vardır. İşte bu söz buradan gelir. II. Bayazid döneminde ayakkabı ve çizmelerde kırmızı, gülnari, ergüvani, limoni gibi renkler kullanılırdı.

Halk arasında da renklerin her zaman sembolik anlamları olmuş. Özellikle kadın ayakkabılarında da bu renkler önem kazanmış. Eğer Anadolu kadınları bekarsa sarı, evliyse kırmızı, dulsa yeşil çarık ya da ayakkabı giyerdi. Günümüzde de renklerine eskisi gibi bir anlam yüklenmese de Türk yapımı ayakkabılar yurt içinde ve dışında mağaza vitrinlerini süslüyor.

Türkiye Gazetesi, Haber: İnan Arvas, 25.07.2007

TARİHİ ÇEŞMELER RESTORE EDİLİYOR





Bodrum'un turistik beldelerinden Turgutreis'te, tarih heyecanı yaşanıyor. Kadıkalesi mevkiinde 1600 yıllarında Turgutreis'e gelen kaptanların su ihtiyacını karşılamak için Süleyman Kaptan tarafından yapıldığı tahmin edilen tarihi çeşmeler restore edilerek turizme kazandırılıyor.


Turgutreis Kadıkalesi Yolu üzerinde bulunan tarihi çeşmelerin deniz kumundan yapıldığı, ancak zamanla tuzlu suyun orijinal yapıya zarar verdiği belirtiliyor. Büyük bir titizlikle yürütülen restore çalışmalarıyla birlikte orijinal yapının yeniden gün ışığına çıkarılması amaçlanıyor. Genç stajyerler ve kale yetkilileri yapı üzerindeki sıvayı temizleyerek orijinal yapıyı ortaya çıkarıyor.


Turgutreis Belediyesi'nin destekleriyle Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi tarafından yapılan restore çalışmalarında, İstanbul'dan gelen 3 stajyer öğrenci ile Bodrum Kalesi'nde çalışan arkeolog görev alıyor. Kale Müdürü Yaşar Yıldız'ın incelemelerde bulunduğu tarihi çeşmeler üzerindeki Osmanlı Türkçesi yazıların bugünkü Türkçe ile İngilizceye çevrilip çeşmenin yanına asılacağı belirtildi. Böylece yöreye gelen yabancı turistlerin bilgilendirilmesi sağlanacak.


Turgutreis Kadıkalesi mevkiindeki tarihi çeşmeleri kısa sürede turizme kazandıracaklarını belirten Bodrum Su Altı Arkeoloji Müzesi Müdürü Yaşar Yıldız, "Tarihi çeşmenin bulunduğu bölgede restore çalışmaları sürüyor. Turgutreis Belediyesi bize destek oluyor. Arkeologlarımız çalışmalarını sürdürüyor" dedi.


Beldenin Aspat mevkiinde tarihi hamam bulunduğunu belirten Turgutreis Belediye Başkanı Ali Server Yazgan, "Kadıkalesi'ndeki tarihi çeşmeler, restore çalışmalarının ardından beldemizde simge olacak. Beldemizdeki tarihi yapıları koruma altına almak ve turizme kazandırmak için çalışmaları sürdürüyoruz. Belediye olarak her desteği sağlıyoruz. Amacımız beldemize gelen misafirlere tarihimizi tanıtmak. Tatile gelen yabancı turistler ise sadece deniz, plaj ve güneş için değil tarihimizi görmek için Turgutreis'e gelecekler" dedi.

Muğla Kent Haber, 25.07.2007

TÜNEL TADİLAT NEDENİYLE HİZMETE KAPATILDI

 

Tarihi Beyoğlu-Karaköy Tüneli, restorasyon çalışması nedeniyle geçici olarak işletmeye kapatılacak.


İETT İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nden yapılan yazılı açıklamada, Beyoğlu-Karaköy Tüneli'nin, 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü'nün gözetiminde devam eden restorasyon çalışmaları nedeniyle, geçici bir süre işletmeye kapatılacağı belirtildi.

Hürriyet, 25.07.2007

TRALLEIS'DE ROMA DÖNEMİ'NE AİT BİR MEZAR ORTAYA ÇIKARILDI

 

 

Tralleis Antik Kenti geç dönem Nekropolis alanında yapılan kazılarda, içerisinde 5 iskelet ve çeşitli tarihi eserlerin bulunduğu Roma dönemine ait bir mezar ortaya çıkarıldı.


Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdullah Yaylalı'nın başkanlığını yürüttüğü Tralleis Antik Kenti kazılarında, Doç. Dr. Aslı Saraçoğlu yönetimindeki kazı ekibi Roma dönemine ait bir mezar buldu.


Mezarda yapılan çalışmalar neticesinde,beş iskelet ve mezar hediyesi olarak konulan kandiller, unguentariumlar (koku kabı), terrakotta figürleri (küçük heykelcik) ve urneler (cesetlerin konulduğu büyük kap) ortaya çıkarıldı.


Doç. Dr. Aslı Saraçoğlu, yaptığı açıklamada, mezarın kemerli girişe sahip iki odalı bir yapı ve odalarda üzerinde cenazelerin konulduğu 5 adet yatak olduğunu söyledi. Mezarın ve mezarda bulunan hediyelerin büyük bir bölümünün korunmuş olduğunu belirten Doç. Dr. Saraçoğlu, iskeletler üzerinde yapılacak antropolojik araştırmalar sonucunda, iskeletlerle ilgili daha ayrıntılı bilgiye sahip olacaklarını söyledi.


Mezarda yapılacak çalışmaların tamamlanmasının ardından mezarın antik çağda soyulup soyulmadığı konusunda bilgi sahibi olacaklarını ifade eden Doç. Dr. Saraçoğlu, ''Tüm bu buluntular, Tralleis'in Nekropol alanı olduğunu kanıtlamaktadır. İleride yapacağımız araştırmalarda Tralleis'teki ölü gömme gelenekleri, mezar biçimleri ve buluntular hakkında daha geniş bilgiye ulaşacağız'' diye konuştu.

Aydın Hedef, 25.07.2007

AHTAPOTUN AYAĞINA ANTİK HAZİNE DOLANDI

 

Güney Koreli arkeologlar, bir ahtapot sayesinde 12. yüzyıla ait 2 bin parça çanak çömleğe kavuştu. Ahtapotun antik bir tabağa yapışık olduğunu fark eden arkeologlar, eşyalarla dolu batık gemiyi Seul'ün güneybatısındaki Taean'ın açıklarında dipte çamura saplanmış halde buldu.

 

Denizcilik Müzesi yetkilileri, 7.7 metrelik geminin içinde, 12. yüzyıla ait 2 bin parçadan fazla tabak, kase ve çömlek bulunduğunu söyledi. Müze başkanı Seong Nack-Jun, "Eşyaların, 916'dan 1392'ye kadar yarımadaya hükmeden Koryo Hanedanı'na ait olduğunu tahmin ediyoruz" dedi.

Radikal, Fotoğraf: AFP, 25.07.2007

PAMUKKALE GÖREVDEN ETTİ





Birçok vali ve bürokratı zor durumda bırakan Pamukkale, bu kez Koruma Kurulu Başkanı Necati Uyar'ı görevinden etti. Uyar, Aydın Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Başkanı Kültür tarafından görevinden alındı.

 

2'si YÖK, 5'i Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından atanarak 7 üyeden oluşturulan Aydın Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu, geçtiğimiz hafta beklemediği bir gelişme yaşadı. Kurul Başkanı Necati Uyar bakanlıktan gelen bir faksla görevden alındı. Uyar, Denizli’de 27-28-29 Haziran günleri yapılan son kurul toplantısının görevden alınma gerekçesini oluşturduğunu söyledi. Toplantının gündem maddeleri arasında Pamukkale'de yapılması planlanan değişiklikler olduğunu belirten Uyar, kurulun bu değişiklikleri kabul etmediğini, yeniden görüşülmek üzere ayrıntılı proje istediğini açıkladı. Daha öncede Vilayet binasının yıkılma talebini reddettiklerini söyleyen Uyar, ”Vali beyle ilişkilerimizin gerilmesi bu kararla başladı. Yıkılmaması konusunda mahkeme kararı olan bir binanın yıkımını onay vermemiz mümkün değildi.  Bu ve buna benzer korumacı kararlarımız nedeniyle Vali beyle karşı karşıya geldik. Son toplantımızda Pamukkale'de yapılması istenen değişiklikler gündemimize geldi. Bunları kabul etmedik, bir sonraki toplantıda görüşülmek üzere ayrıntılı projelerini binlik ve 5 binlik planları istedik. Ancak o toplantıda Vali Bey'in her şeyi reddediyorlar. Bu kurulla çalışmak istemiyorum” şeklindeki sözleri bize aktarıldı. Bunun üzerine ben de “ Başka ilde valilik yapsın” dedim. Görevden alınma gerekçem bu son toplantı olmalı” dedi.

Mimarlar Odası Başkanı Süleyman Boz, Uyar'ın görevden alınması üzerine yaptığı açıklamada, gelişmelerden kaygı duyduklarını açıkladı. Boz, “Aldığımız bilgilere göre koruma ilkeleri bir kenara bırakılarak, Pamukkale'ye bilerek ya da bilmeyerek zarar verildiğine dair kuşkularımız var. Mimarlar Odası olarak Pamukkale'de koruma ilkelerinden ayrılmadan dünya mirasına yakışacak çalışmaların yapılmasını istiyoruz. Pamukkale’de istikamette yanlışlıklar yapılmasıyla karşı karşıyayız. Pamukkale siyaset ve nüfuzun dışında değerlendirilmelidir. Bu tür yaklaşımlar Pamukkale'ye zarar verir. Geçmiş dönem valilikleri buna örnektir” dedi.

Horoz Gazetesi, 25.07.2007

URARTU TARİHİNE IŞIK TUTULUYOR





Van'da Urartu tarihine ışık tutmak için 1991 yılında başlatılan çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Van Gölü ve çevresinde MÖ 1. bin yılın başında önemli bir devlet kuran ve günümüze kadar buradaki uygarlıkları etkilemiş bir kavim olan Urartuların tarihi araştırılıyor. İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Oktay Belli başkanlığında 16 yıl önce Dereüstü köyünde bulunan Yukarı Anzaf Kalesi'nde başlatılan çalışmalar, 9 öğrenci ve 30 işçi ile bu yıl da devam ediyor. Urartuların en eski kalelerinden biri olan, 2 bin 800 yıllık tarihe sahip Yukarı Anzaf Kalesi'nde başlatılan çalışmalar ile bu uygarlığın bilinmeyen yönlerinin gün yüzüne çıkarılması hedefleniyor. Urartu Kralı İşpuini'nin oğlu Menua tarafından yaptırılan ve yaklaşık 60 bin metrekarelik alan üzerine inşa edilen kalede sürdürülen çalışmalarla Urartu tarihinin, mimarisinin, dininin ve sanatının aydınlatılmasına büyük katkılar sağlandığı belirtildi.


Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaklaşık 40 yıldır araştırmalarını sürdüren Prof. Dr. Oktay Belli'nin kazı başkanlığı yaptığı çalışmada bulunan birçok eser ile Urartu tarihinin bilinmeyen yönlerinin ortaya çıkarıldığı belirtildi. Bölgedeki en eski uygarlığın Urartular olduğunu belirten Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi Eski Çağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Selim Pullu, uygarlığın köklü bir tarihe sahip olduğunu vurgulayarak, "Urartu uygarlığının bilinmeyen tarihine ışık tutmak için 1991 yılından beri kazılarımız kesintisiz devam etmektedir. Urartular çok köklü bir tarihe sahiptir. Özellikle Doğu Anadolu'ya ilk yazıyı ve modern tarımı Urartular getirmiştir. Maalesef son 10 yıla kadar en az araştırılan uygarlık Urartular'dır. Bu bakımdan İstanbul Üniversitesi 1967 yılında Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi'ni kurmuştur. Bu merkez ile birlikte son yıllarda araştırmalar da artmıştır. Biz de bunun bir parçası durumundayız" dedi.

Van Kent Haber, 24.07.2007

PERA MÜZESİ'NDE 3 YENİ SERGİ

 

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Ağustos ayında üç yeni sergiye ev sahipliği yapacak. Müzeden yapılan açıklamada, "Naif Sanatta Bir Efsane: Pirosmani", "20. Yüzyıl Ustalarından Baskı Desen ve Suluboyalar, Monsenyer Otto Mauer Koleksiyonu'ndan Bir Seçme" ve "İşleyen Mekan" isimli sergilerin, 1 Ağustos Çarşamba günü İstanbul'un sanat ve iş çevrelerinin katılımıyla düzenlenecek açılış davetinden sonra 2 Ağustos Perşembe gününden itibaren sanatseverlerce gezilebileceği bildirildi.

 

"Naif Sanatta Bir Efsane: Pirosmani" sergisinin, yaşadığı dönemde yakın çevresi dışında pek tanınmayan, ancak ölümünden sonra özellikle Batı sanat çevrelerinde efsane olan Gürcü köylü ressam Pirosmani'nin eserlerinden oluştuğu ve Türkiye'de ilk kez Pera Müzesi'nde sergilenecek.

 

"20. Yüzyıl Ustalarından Baskı Desen ve Suluboyalar, Monsenyer Otto Mauer Koleksiyonu'ndan Bir Seçme" sergisinde de 1945 yılından sonra Avusturya'da önde gelen sanat koruyucusu ve destekçileri arasında yer alan katolik rahip Monsenyör Otto Mauer'in, içinde Picasso, Chagall, Klimt, Schiele, Giocometti gibi çok ünlü isimlerin eserlerinin yer aldığı koleksiyondan seçme 35 eserin müzenin sergi katlarında görülebilecek.

 

Üçüncü bir sergi ile genç sanata destek vererek Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğrencilerinin işlerine ev sahipliği yapan müzede "İşleyen Mekan" sergisi ile öğrencilerin 2006-2007 akademik yılı projeleri sergilenecek.Sergiler, 7 Ekim 2007 tarihine kadar gezilebilecek.

Trt/Haber, 24.07.2007

YILLARDIR DUVARDA DURAN TABLO 5 MİLYON STERLİNLİK TITIAN ÇIKTI

 

İskoçyalı Silvia Bryars, kocası ölünce satmak istediği evinin duvarında 33 yıldır asılı olan sakallı adam portresini elden çıkarmak isteyince büyük bir sürprizle karşılaştı.

Bryars’ın 500 sterlin değerinde sandığı tablo, kıyasıya geçen bir müzayede sonunda 205 bin sterline (yaklaşık 525 bin YTL) alıcı buldu. Ancak tablonun Tiziano’nun bir eseri ve gerçek değerinin 5 milyon sterlin olduğunu öğrenmesi, 67 yaşındaki Bryars’da tam bir şok yarattı. Evi 1974’te şimdi merhum olan bir albaydan alan Bryars, tablonun ev satın alındığında önceki sahibine ait bazı resimlerin yanında asılı olduğunu söylüyor.

 

Tiziano Vecelli, yani Titian, Rönesans'ın en büyük sanatçılarından sayılıyor.

Hürriyet, 24.07.2007

ZEYTİN BAHÇESİNDEN 1800 YILLIK MEZAR ÇIKTI

 

Balıkesir'in Erdek ilçesi yakınlarındaki Kyzikos Antik Kenti'nde sürdürülen kazı çalışmaları sırasında bir zeytin bahçesinde Roma dönemine ait 1800 yıllık lahit mezar bulundu. Mezarda aynı aileden 6 kişinin kafatasları bulundu.


Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Yrd. Doç. Dr. Nurettin Koçhan'ın başkanlığındaki ekip tarafından Kyzikos Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmaları sırasında lahit aile mezarı ortaya çıkartıldı. Jandarmanın lahit mezarın bulunduğu zeytin ağaçlarının arasındaki bölgede daha önce kaçak kazı yapıldığını belirtmesi üzerine kazılarını bu bölgede yoğunlaştıran kazı ekibi, bir günlük çalışmanın ardından 60 santim derinlikte lahit mezara rastladı. Lahit mezarın tonlarca ağırlıktaki kapağının iş makinası vasıtasıyla kaldırılmasının ardından açılan mezarın içinde aynı aileden kişilere ait 6 kafatası ve o dönemde mezarların içine yerleştirilen ölü eşyaları bulundu.


Bulunan lahit mezarın bölgede bugüne kadar kaçak kazı yapanlar tarafından soyulmamış ve orijinal haliyle duran ilk mezar olduğuna dikkat çeken Kazı Başkanı Nurettin Koçhan, mezarın 2. yüzyıl Roma dönemine ait olduğunu söyledi. Lahit mezarın bulunmasının bölgedeki arkeolojik çalışmalar açısından çok önemli olduğunu belirten Koçhan, "Biz 6 Temmuz'da bu bölgede kazılarımıza başladık. Jandarma ekipleri bize bölgede kaçak kazı yapılacağı ihbarı aldıklarını ve daha öncede zeytin ağaçlarının arasında kaçak kazıcıları yakaladıklarını ilettiler. Bunun üzerine kazılarımızı bu bölgede yoğunlaştırdık. Lahit mezarın olduğu alanda geçen yılda kazı yapmak istemiştik, ancak kaçak kazıcılar biz yaklaşmayalım diye daha önce oraya domuz ölüsü attıkları için kazamamıştık. Burada yaptığımız kazıda toprağın yaklaşık 60 santim altında bir lahit mezar kapağına rastladık. Erdek Belediyesi ve kaymakamlıktan mezar kapağının kaldırılması için bize iş makinası gönderildi. Mezarın kapağını açınca içinden bir aileye ait mezar çıktı. Şu ana kadar mezarda 6 tane kafatası ile seramik ve cam ölü hediyeleri çıktı. O dönemdeki inanışa göre ölen kişilerin mezarına kullandıkları ve sevdikleri eşyalar da konuluyordu. Şu anda kafataslarını çıkardık, toprağın daha alt kısmında başka eşyalarda olabilir. Onları da çıkartacağız. Bu mezarın özelliği bölgede bugüne kadar soyulmamış, talan edilmemiş, orijinal haliyle bulunan ilk lahit mezar olması. Biz daha önceki kazılarımızda 3-4 adet daha lahit mezar bulmuştuk, ancak defineciler kafataslarını bile almışlardı, tamamen boştu. Buradan çıkan kafatasları bölgeye gelecek antropologlar tarafından incelenerek, kesin olarak hangi döneme ait olduğu, ölüm nedenleri, yaşları ve cinsiyetleri tespit edilecek" şeklinde konuştu.

Haber Ekspres, 24.07.2007

SULTAN SARNICI HİZMETE AÇILDI

 

MS 123 yıllarında Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılan ve Constantinius tarafından geliştirilen Su Sarnıcı, restore edilerek İstanbul'un kültür hayatına sunuldu.

Fatih Çarşamba'da bulunan Sultan Sarnıcı, uzun yıllar harebe halinde restorasyon yapılmayı bekliyordu. Sarnıç, Turizm Organizasyon ve Prodüksiyon A. Ş. tarafından 7 yıl süren bir restorasyonun ardından Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir'in de katıldığı bir kokteyl ile hizmete açıldı.


Açılış töreninde konuşan Sarnıç Turizm'in sahibi Sarper Kumbaracı, köhne halde ele adıkları Sultan Sarnıcı'nı İstanbul'un kültür yaşamına sunduklarını ve mekanın birçok davet ve konferans için uygun hale getirildiğini söyledi.

Açılışta kısa bir konuşma yapan Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir de tarihi mekanların kültür yaşamındaki önemine değinerek Sarnıç Turizm'in tarihi değerlere sahip çıkma adına büyük bir fayda sağladığını ifade etti. Demir, belediye olarak, Unkapanı'ndan bulunan Zeyrek Sarnıcı'nın ve Pantokrator Sarnıcı'nın da restorasyonunun devam ettiğini ve bu türden mekanların yeniden halka açılacağını açıkladı.

Yeni Şafak, 24.07.2007

TABLOYU ÖPTÜ, BAŞI BELAYA GİRDİ

 

Fransa'da bir kadın, Amerikalı ünlü ressam Cy Twombly'nin bir tablosunu öptüğü için tutuklandı. 2 milyon dolarlık tablodaki beyaz bölgeye kırmızı rujunu bulaştırdığı tespit edilen kadın, sanat eserine zarar vermekten yargılanacak.

Avignon'daki Çağdaş Sanat Müzesi’nde 30 Eylül’e kadar sergilenecek olan Twombly eserlerinden ismi açıklanmayan bir tabloyu öpen Sam Rindy adlı kadın, 16 Ağustos’ta yargı önüne çıkarılmak üzere tutuklandı. Kendisi de bir sanatçı olan Rindy, “Ressam o boşluğu benim için bırakmıştı. Tabloyu tamamlamak için öptüm. O kırmızı dudak izi, sanatın gücünü simgeliyor” diyerek kendisini savundu.

3 metreye 2 metre boyutlarındaki tablonun Twombly’nin soyut eserlerinden biri olduğu açıklandı. 1928 doğumlu Amerikalı sanatçı, resim ile çizim tekniklerini buluşturması ve tekrar eden hatlarıyla tanınıyor. İtalya’da yaşayan Twombly, 2001 yılındaki Venedik Bienali’nde Altın Aslan’a layık görülmüştü.

Hürriyet, 24.07.2007

ADIYAMAN'DA TARİHİ ESER KAÇAKÇILIĞI OPERASYONU

 

Adıyaman İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince kaçakçılıkla mücadele konusunda yapılan istihbari çalışmalar sonucu, çalıntı olan çok sayıda tarihi eser ele geçirildi.

 

Edinilen bilgiye göre, Adıyaman- Besni- Pınarbaşı köyünde ikamet eden V.A isimli şahsın tarihi eser kaçakçılığı yaptığı haberini alan jandarma ekipleri, yapılan operasyon sonucu şahıs ile birlikte,19 adet Bizans, Roma ve İslami döneme ait bronz sikke, 3 adet ortaçağ ve Osmanlı dönemine ait gümüş sikke, 3 adet Roma dönemine ait bilezik parçası, 7 adet kalyen parçası, 1 adet ağırşak, 2 adet ok ucu ile 30 adet muhtelif eski eser ele geçirdi. Ele geçirilen eserler, Adıyaman Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.

Adıyaman Haber, 24.07.2007

ROMA CADDESİ ORTAYA ÇIKIYOR

 

Ankara Valiliği, tarihi Roma Caddesi’nin ortaya çıkarılması için Ulus’taki Valilik binasının bahçesinde arkeolojik sondaj kazısı başlattı.

Ankara Valisi Kemal Önal, tarihi "Roma Caddesi"nin ortaya çıkarılması projesinin kendilerini heyecanlandırdığını belirterek, "Kazının, eski Valilik binası restorasyonuyla eş zamanlı gitmesi ve ikisinin birden hizmete açılmasını istiyoruz" dedi.

Kazı başlangıcına Ankara Valisi Önal, Vali Yardımcısı Selahattin Ekremoğlu, İl Kültür ve Turizm Müdürü Doğan Acar, Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Hikmet Denizli ve kazı çalışmalarında görev alan diğer yetkililer katıldı.

Önal, burada yaptığı konuşmada, çalışmayı "diğer yerlerde sorun olabileceğinden" sadece valilik bahçesiyle sınırlı tuttuklarını, kazı sonucu ortaya çıkacak yolun üstünün camla kapatılacağını ve ziyaretçilerin izlenimine sunulacağını kaydetti. Önal, eski Valilik binasının restorasyonu için de 16 Ağustos’ta ihale yapacaklarını ifade ederek, "Ankara’nın en eski binalarından bir tanesi. Cumhuriyetimizin kuruluşuna tanıklık etmiş, Atatürk’ün Ankara’ya gelişinde ilk çalıştığı mekan olan, ilk Bakanlar Kurulu’nun toplandığı bina olan eski Valilik binası da onarımda. Bu kazının amaçladığımız sonucunu, bina restorasyonuyla eş zamanlı gitmesi ve ikisinin birden hizmete açılmasını, planlamasını istiyorum. Çalışmaları ona göre bitirsinler arkadaşlarımız" dedi.

Önal, teknik ekip ve fiilen çalışanlardan da "kuyumcu terazisi hassasiyetiyle çalışmalarını" ve işi süratle bitirmelerini istedi.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Hikmet Denizli de sondaj çalışmasının ödenek çerçevesinde bir ay süreceğini, daha sonra yine ödenekler çerçevesinde "kurtarma kazısı" yapacaklarını söyledi.

Yolun Hükümet binasının arka tarafında devam ederek Augustus Tapınağı’na uzandığını ifade eden Denizli, "Burada çok yoğun Roma dönemi yerleşmesi var. Kapsamlı ve örnek bir arkeolojik çalışma yapacağız" dedi.

Ankara Üniversitesi’nden Başkent Meslek Yüksekokulu Restorasyon Konservasyon Programı’ndan Kimyager-Arkeoketrist Uzman Ali Akın Akyol ise kazıya "dünya ölçeğinde bir örnek proje olarak yaklaştıklarını", birinci aşamayı geçen yıl dört ayda bitirdiklerini söyledi.

Yüzey altındaki buluntuları jeofizik yöntemle, "hiç kazmadan, tahribatsız" tespit ettiklerini anlatan Akyol, "Aşağıda şu anda ne olduğunu biliyoruz. Şimdi ikinci aşamada kazıya geçtik. Yaz periyodu süresince de sondaj kazısı olarak başlayan bu kazı, daha sonra da büyük bir kazıya, yani kendi çapını çok aşan bir mesaja da dönüşecek. Açığa çıkanlar onarılacak ve sergiye açılacak" dedi. Akyol, Doç. Dr. Musa Kadıoğlu, Doç. Dr. Kutalmış Görkay ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nden görevliler olmak üzere kazıda, büyük bir ekibin çalışacağını kaydetti.

Vali Önal, ilk kazıyı yaparak çalışmaları başlattı. Arkeolojik sondaj kazısı çalışması sonucunda, eski valilik binasının altındaki antik Roma Caddesi ve kenarında yer aldığı tahmin edilen antik dükkanlar ortaya çıkarılacak. Roma caddesi, 1995-1996 yıllarında yapılan Ulus şehir kazısında ortaya çıkarılmıştı. Roma Caddesi, eski valilik binasının altından Augustus Tapınağı’na bağlanıyor. Roma Hamamı’nda çalışmalarına devam edilen Sütunlu Cadde’nin devamı da buraya kadar uzanıyor.

Hürriyet Ankara, 24.07.2007

AYASOFYA MÜZESİ AP'DE TARTIŞILDI

 

Ayasofya, içi ve dışında güvercin gübreleri kirliliğe neden olunca Avrupa Parlamentosu (AP) gündemine geldi.


AP'nin demokratlar grubuna üye Yannis Gklavakis bir süre önce AB Komisyonu tarafından yanıtlanması istemiyle AP Başkanlığı'na verdiği yazılı soru önergesinde "Son yıllarda Ayasofya'nın hem içinde hem de dışında büyük miktarlarda güvercin bulunduğu gözlenmiştir. Güvercinlerin varlığı anıta zarar vermektedir. Türkiye bir AB üyesi olmasa bile Komisyon, kültürel faaliyetleri çerçevesinde, teknik ve mali yardım temin edebilir mi?"


AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ise önergeye verdiği yanıtta, AB'nin Türkiye'ye yönlendirdiği katılım öncesi fonların, Türkiye'nin AB mevzuatını kabul etmesi ve yerine getirmesine yardımcı olmayı hedeflediğini bildirdi. Fonların "İnşaat ve tefriş çalışmaları için" öngörülmediğini kaydeden Rehn, "Ancak yetkililer, fonlardan, kültürel mirasın önemi konusunda bilinci yükseltmeyi hedefleyen etkinlikler için pay ayırabilirler" dedi.
Milliyet, 23.07.2007

HİTİT PRENS MEZARLARI 'CANLANDIRILACAK'





Alacahöyük'te Hititlere ait prens ve prenses mezarlarının yerine orijinal ölçülerinde, üzeri cam fanusla kaplı mezarlar yapılacak.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan onaylı projede mezarlara, yapay iskeletler ile mezardan çıkan Hitit güneş kursları, altın ve gümüş eşyaların kopyası konulacak.

Alacahöyük Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, Alacahöyük'te Hititler'den kalma 13 tane prens ve prenses mezarı bulunduğunu hatırlatarak, mezarlarda Hitit uygarlığı ve sanatını gösteren Hitit güneş kursları dahil zengin hazine bulunduğunu anımsattı.

İçindeki eserler Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilendiği için mezarların 'sadece dört duvar şeklinde' durduğunu belirten Çınaroğlu, mezarların canlandırılması ve hazinenin ihtişamının görülmesi için 'dünyada bir ilk olacak' çalışma başlattıklarını anlattı:

 

"Bu mezarların restorasyonu ve canlandırılması için Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ilgili koruma kurulundan onay çıktı. Bu da dünyada bir ilk olacak. 13 mezardan 6'sı buradan kaldırılıp, orijinal ölçülerinde, aynı konumda yeni bir mezar yapılacak ve bunların üzeri özel bir cam fanusla, bombeli camla kapatılacak.

Daha sonra mezarların içine yapay iskeletler yerleştirilecek. Mezar açıldığında bulunan Hitit güneş kursları ile altın ve gümüş eşyanın birer kopyası yapılarak mezara konulacak. Canlandırma olacak, bunlar mezarların içinde sergilenecek."

Mezarlar arasında gezi bandı oluşturulacağını ve ölüm törenleriyle ilgili video hazırlanacağını belirten Çınaroğlu, "Ziyaretçiler, 4 bin 500 sene önce bir Anadolu prensinin, prensesinin nasıl gömüldüğünü görecek, yaşayacak" dedi.

Çınaroğlu, iskeletler kayıp olduğu için mezardaki iskeletlerin Midas'ın Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki başı gibi etlendirilemeyeceğini söyledi.






Projenin bütçesinin 241 bin YTL olduğunu belirten Çınaroğlu, ödeneğin Bakanlıkça verilmesini beklediklerini, bütçenin hemen çıkması veya başka bir sponsor da bulunması durumunda projenin 3 ay içinde tamamlanıp, mezarların ziyarete açılacağını söyledi.

Çınaroğlu, Alacahöyük'te bulunan hazinelerin ünlü Truva Hazinesi'nden daha zengin olduğunu da belirtti. "Truva Hazinesi fevkalade güzelmiş ama Truva Hazinesi'nde tek bir sanat eseri yoktur. Ama Alacahöyük kral mezarları sanat eserleriyle dolu" diyen Çınaroğlu, mezarlarda doğa, geyik, insan, tanrı ve tanrıça heykelleri ile sembolize edilmiş idollerin bulunduğunu anımsattı.

Çınaroğlu, "Bunların hiçbiri Truva'da yok. Truva bizim açımızdan,arkeoloji açısından küçük bir şehir. Ama Alacahöyük bir eyalet merkezi, bir dönemin merkezi" dedi.

Alacahöyük'te bir kalenin varlığının tahmin edildiğini anlatan Prof. Dr.Çınaroğlu, "Varlığından şüpheleniyorduk, Harita Genel Komutanlığı'ndan aldığımız 1990 yılında çekilmiş bir hava fotoğrafından tespit ettik yerini. Hava fotoğrafında böyle şiir gibi okunuyor adeta o kale. Bu sene bir ucundan açmaya başlanacak. Ama tabi sponsor ve para sorunu var" dedi.

Prof. Dr. Aykut Çınaroğlu, ikinci bir iç kalenin de yeni tespit edildiğini belirtti.

CNN Türk, 23.07.2007

POMPEIOPOLIS'TE KAZI ZAMANI

 

Kastamonu'nun Taşköprü İlçesi'nde bulunan Pompeiopolis Antik Kenti kazı çalışmalarının bu yılki bölümü başlıyor.

 

Zımbıllı Tepesi bölgesinde geçen yıl başlayan kazı çalışmasının uluslararası ekibinin başkanlığını, Münih Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Latife Summerer yapacak. Doç. Dr. Summerer'in başkanlığındaki 13 kişilik kazı ekibi, Taşköprü'ye geldi. Çalışmaların çeşitli dönemlerinde kazı ekibinin 40 kişiye ulaşmasının beklendiği belirtildi.

 

Uzmanların ve arkeologların İzmir Efes Antik Kenti'nin ve Gaziantep Zeugma Antik Kenti'nin bir benzeri olarak nitelendirdikleri Pompeiopolis Antik Kenti'ndeki kazı çalışması, Ekim ayının ilk haftasına kadar devam edecek. Öte yandan, ekiptekiler geçen yıl başlayan kazı çalışmalarında önemli bir mesafe alındığını, bu yıl da kazının önemli bir bölümünü gerçekleştirmeyi hedeflediklerini kaydettiler.

Trt/Haber, 23.07.2007

RESTORASYON İÇİN USTA YETİŞTİRME KURSU

 

Kültür varlıklarının korunmasına yönelik uygulama sürecinde kalifiye eleman ve usta bulundurulmasını sağlamak amacıyla restorasyon ustası yetiştirme kursları düzenleniyor.

 

Kültürümüzün önemli bir parçası ve turizmin gelişme unsurlarından biri olan ülkemizin dört bir yanına dağılmış tarihi eserlerin bulunması ve gelecek nesillere bir kültür hazinesi olarak bırakılması, bu eserlerin asıllarına uygun olarak bakım ve onarımlarının yapılmasını gerektirir.
Özellikle tarihi eserlere ait malzeme ve inşaat teknolojisi, geleneksel yapı teknikleri, tarihi yapıların değişimi ve estetiğin korunması ile ilgili yeterlilik günümüzde çok büyük önem taşıyor.

 

Tarih öncesi çağlardan beri pek çok uygarlığın belgelerini günümüze taşıyan Türkiye, kültür varlığı yönünden zenginliğiyle, dünya kültürel mirasının en önemli yapı taşlarından biri olarak dikkatleri çekiyor. Buna rağmen, ne yazık ki, Türkiye'de gerçekleştirilen restorasyon uygulamalarında, proje aşamasındaki uzmanlığın uygulamalara yansıtılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Bu sorunun temel nedeni, restorasyon uygulamalarında uzmanlık gerektiren konularda bilgi ve beceriye sahip, çağdaş uygulama teknik ve yöntemlerine hakim ara elemanların ve ustaların eksikliği olarak ifade ediliyor.


Kültürel mirasın korunması, bakımı ve onarımı uygulamalarında yaşanan yetişmiş eleman sıkıntısı, Avrupa Birliği'nin (AB) de desteğiyle düzenlenen kurslarda yetiştirilen yenileme ustalarıyla aşılıyor. Kültürel mirasın korunması, bakımı ve onarımı uygulamaları kapsamında restorasyon, koruma ve bakım çalışmalarının hız kazandığı son yıllarda taş, ahşap, sıva, tezyinat, çini ve sedef işçiliği gibi unutulmaya yüz tutmuş alanlarda yetişmiş eleman sıkıntısı yaşandığını görülüyor.


Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu açığın kapatılması adına restorasyon ustası yetiştirmek için düğmeye bastı. Bu kapsamda Bakanlığa bağlı bölge müdürlüklerinde restorasyon ustası yetiştirmek için kurslar düzenlenmeye başlandı.Programın amacı kültür varlıklarının korunmasına yönelik uygulama sürecinde kalifiye eleman, usta bulundurulmasını sağlamak olduğu belirtilerek, programın ilk 2 ayının teorik gerçekleştirildiği, 7 ay da pratik eğitim yapıldığını ifade ediliyor. Düzenlenen kursun teorik bölümünde öğrencilere koruma bilinci verildiği, pratik uygulamaların ise restorasyon çalışmalarının yapıldığı çalışma alanında gerçekleştirildiği dile getiriliyor.
Eğitim sonunda kursiyerlere sertifika verileceği ve sertifikalı usta olarak çalışmalara devam edecekleri ifade ediliyor.


Konya'daki birçok tarihi yapının restorasyonunu yapan Vakıflar Bölge Müdürlüğü, gerçekleştirdiği çalışmaların daha iyi ve kalıcı olması adına hizmet içi eğitim seminerleri düzenliyor. Vakıflar Bölge Müdürü İbrahim Genç, son yıllarda ülke genelinde yapılan restorasyon çalışmalarındaki hareketliliğin herkes tarafından görüldüğünü belirterek, tarihi yapıların bakım ve onarımında görev alan kişilerin bu alanda uzman olmalarının yapılan restorasyon çalışması için büyük önem arz ettiğini vurguladı. Kendilerinin de Bölge Müdürlüğü olarak restorasyon çalışmalarında çalışanlar için hizmet içi eğitim düzenlediklerini ve bunun olumlu sonuçlarını aldıklarını kaydeden İbrahim Genç, bu programlarda sadece restorasyona yönelik bilgiler değil, ihale mevzuatı gibi teorik konularda da eğitim veriliyor.

Merhaba Gazetesi, 23.07.2007

TARİHİ KONAK MİSAFİRHANE OLACAK

 

 

Kocaeli'nde Hacı Hasan Mahallesi Çukurçeşme Sokak No:21 adresinde bulunan, tarihi ahşap binanın, Kocaeli Valiliği için misafirhane haline getirileceği öğrenildi.


Üç katlı tarihi bina, yok olmasının önlenmesi amacıyla bir süre önce Belediye tarafından kamulaştırılmıştı. Belediye, binayı Kocaeli Valiliği’ne devretti. Gerekli restorasyon ve tefriş yapıldıktan sonra, tarihi konak, Kocaeli Valiliği için misafirhane olarak kullanılacak.


Merhum Ahmet Sezgin varislerine ait olan ve kamulaştırılan binanın bir odasını yaklaşık 20 yıldan beri kiracı olarak Şaban Yanardağ ve ailesi kullanıyor. Ağustos ayında binanın boşaltılması için kiracı aileye de tebligat yapıldı. Şaban Yanardağ, “Asgari ücretle çalışıyorum. Bu tek odaya 75 YTL kira veriyor, hem de binaya bekçilik yapıyordum. Şimdi ben buradan çıkartılınca ne yapacağım. 300-400 YTL kira verecek halim yok” dedi.

Özgür Kocaeli, 23.07.2007

ÇEŞMELERDEN 'KEDER' AKIYOR

 

 

İstanbul’un hemen her sokak ve cadde başında küçük bir mescid, onun yanında da bir sebil ya da çeşme bulunur. Ecdadın ‘su’ya ve temizliğe verdiği önemin bir göstergesi olarak kabul edilen bu tarihi eserlerin birçoğu maalesef bakımsızlıktan yok olmak üzere. Yüzyıllar boyunca önünden geçenleri serinleten bu tarihi çeşmelerin kurnalarından su yerine artık keder akıyor. Türk medeniyet tarihinde de önemli bir yeri olan bu çeşmeler ardından asırlar geçmesine rağmen işlevini devam ettiriyordu. Ancak ne zaman yanı başlarına büyük apartmanlar dikildi, işte o vakit su kanalları ve kuyular kurudu. Ecdad yadigarı olan çeşmeler de akmaz oldu. Kendi hallerine terk edilmiş durumda olan bu tarihi eserler, maziden hoş bir seda bırakmaktan öteye gidemiyor.
Konum ve mimari özellikler bakımından İstanbul, zengin bir çeşme kültürüne sahipti. Mimari yapılarına göre birçok kısma ayrılan bu çeşmeler: Köşe çeşmeleri, çukur çeşmeler, çok yüzlü çeşmeler, meydan çeşmeleri, sütun çeşmeler ve namazgahlı çeşmeler diye sınıflandırılıyordu.

İstanbul’un fethi ile birlikte çoğu padişah fermanı ile yaptırılan tarihi çeşmeler bir hayır hasenat abidesiydi. Genellikle saray ahalisi, paşalar ve zenginlerin yaptırdığı bu çeşmelerin üzerindeki kitabet kısımlarına da banisi ve duası yazılırdı. Sebilden su içen halk da yaptırana dua ederdi. Su Evkaf’ı tarafından 1925 yılında yapılan sayımda 1553 adet çeşmenin kayıtlara geçtiği İstanbul’da son yıllarda bu sayı 800’e kadar inmiş durumda.

Türkiye Gazetesi, Haber: İnan Arvas, 23.07.2007

BATI, İSLAM MİMARİSİNİ KEŞFEDİYOR

 

İslam ülkelerindeki Ortaçağ'dan kalma mozaiklerin, Batılı matematikçilerin ancak 500 yıl sonra keşfedeceği gelişmiş geometrik özelliklere sahip olduğu ortaya çıktı.

 

 

Tarihçiler cami, türbe gibi binaların duvarlarında iç içe geçmiş çokgen süslemeleri yaparken kumpas ve cetvel kullanıldığına inanıyordu. Ancak Harvard Üniversitesi'nden Peter Lu ile Princeton Üniversitesi'nden Paul J. Steinhardt'ın yürüttüğü araştırmada 'kumpas ve cetvel basit hatlar oluşturmaya yetse de, mozaik çinilerdeki mükemmel beşli ve 10'lu simetrinin, ancak çok karmaşık bir sistemle açıklanabileceği' belirtildi." 22 Şubat 2007'de AP, Reuters gibi yabancı ajanslardan servis edilen bu haber, İslam mimarisinin ne kadar ileri seviyede olduğunun yeni bir kanıtı. Görünen o ki Batılıların İslam mimarisine ilgisi gitgide artıyor. Geçtiğimiz günlerde yayımlanan ve pek çok dile çevrilen 'İslam Sanatı ve Mimarisi' de bu noktada dikkat çeken çalışmalardan. Peter Delius ve Markus Hattstein editörlüğünde hazırlanan kitapta, İslam mimarisinin insanı hayrette bırakan estetiği, konunun uzmanı yirmi iki Batılı akademisyenin kaleminden anlatılıyor. 'İslam Art and Architecture' adıyla ilk olarak 2001 yılında İngilizce olarak yayımlanan eser, İslam coğrafyasındaki bölgeler ile hanedanlıkların tarihsel seyrini izleyerek, sanat anlayışının bu coğrafyada geçirdiği değişiklikleri gözler önüne seriyor. Görsel açıdan göz dolduran kitapta, binden fazla fotoğraf, eskiz ve harita bulunuyor.

 

İslamiyet, Suriye'den Filistin'e, Irak'tan İran'a, Mısır'dan Tunus'a, İspanya'dan Fas'a, Orta Asya'dan Anadolu'ya yayıldığı her coğrafyaya kendine has bir sanat ve mimari anlayış bıraktı. Kitapta ele alınan bu bölgeler, tarih, mimari ve sanat olarak üç bölüm halinde anlatılıyor. İslam sanatını mimari yapılar ile sınırlamayan 'İslam Sanatı ve Mimarisi', minyatür, hat ve bezeme gibi ince zevk ürünü sanatları da konu ediyor. Kitapta örnekleri verilen elyazmalarından halılara, metal işlerinden çini ve mücevherlere pek çok eserde İslam medeniyetinin mührü açıkça gözüküyor. Özbekistan'daki tuğla ve çini süslemeleri, İspanya ve Magrip'teki geometrik süslemeler, İran ve Hindistan'daki arabesk ifade biçimleri ve nihayet Osmanlıların oluşturduğu sentez, İslamiyet'in güzele ve güzelliğe açılan kapısını gözler önüne seriyor.

Zaman, Haber: Musa İğrek, 23.07.2007

KIBRIS'TA İLK DENİZCİLER





Kıbrıs'ın deniz yatağını araştırmakta olan Amerikalı ve Güney Kıbrıslı arkeologlar, önemli keşiflerde bulundu. Yeni bilgiler ışığında sürekli yerleşim gerçekleşmeden önce denizci gurupların adada varlıklarının olduğu saptandı. Yeni bulguların, Kıbrıs ve Akdeniz'de ilk denizcilik faaliyetleri ile ilgili önemli bilgiler vermesi bekleniyor.
 

Neolitik Çağ öncesi taş aletlerin izlerine, Güney Kıbrıs kıyılarında 2004 yılında  keşfedilen Aspros arkeolojik yerleşmesine yakın bir bölgede rastlandı. Denizin 11 metre altında ve kıyıya 110 metre uzaklıkta bulunan buluntuların, adaya gelen denizci öncülerin bıraktığı düşünülüyor. Yüzey araştırmasını Colgate Üniversitesi'nden Albert J. Ammerman yürütüyor.

 

2004 yılında bulunan Aspros yerleşiminin, yeni bulgular ışığında çok daha büyük bir alana yayıldığı ifade ediliyor. Arkeologlar 2004 yılında yine Aspros'a benzer bir yerleşim yerini, Güney Batı Kıbrıs kıyılarında Agia Napa'da buldular. İki yerleşimde rastlanan buluntuların aynı denizci öncüler tarafından kullanıldığını sanılıyor. 10000 yıldan daha eski olduğu düşünülen aletlerin, MÖ 8200'lerde adada kalıcı yerleşime geçen  topluluklardan çok önce adaya ayak basmış guruplara ait olduğu belirtiliyor. 20 yıl önce yine Kıbrıs'ın güneyindeki Akrotiri yerleşmesinden elde edilen veriler, ilk denizciliğin izlerini MÖ 9500'lere götürmekteydi. Agia Napa ve Aspros'daki buluntular Akrotiri yerleşmesindekilerle de benzerlik gösteriyor. Yeni tarihlendirmelerin daha güvenilir olması için radyo-karbon testlerinin yapılması devam etmekte. Adayı mesken tutan toplulukların Suriye veya Anadolu kökenli oldukları tahmin ediliyor.
 

Neolitik insanın uzun mesafeler katettiği uzun zamandır bilinen bir gerçekti. Örneğin, yine Neolotik dönemde, Orta Anadolu'da Niğde ili sınırları içindeki zamanının çok önemli obsidien yataklarından biri olan Göllü Dağ'dan (Kaletepe) çıkarılan malzemenin Kıbrıs ve Filistin gibi bölgelere ihraç edildiği bilinmektedir. Anlaşılan o ki, daha pek çok bilinmezin olduğu ama hakkında giderek daha çok şey öğrendiğimiz Neolitik dönem insanı, uzun mesafelerde ticaret yapan ve denizciliği etkili kullanan gurupları da içinde barındırıyordu.
 

Yerleşimlerin bugün kısmen suyun altında kalmış olması, günümüzden 11600-12800 yıl önce meydana gelen iklim değişiklikleri nedeni ile gerçekleşti. O dönemde deniz seviyesi yaklaşık 70 metre daha aşağıda bulunuyordu. Bu jeolojik ve iklimsel veriler buluntuların tarihlendirilmesi için de oldukça önem arz ediyor.

Yahoo News, Haber: George Psyllides/AP, Çev.: Yüksek Zemin Arayışı, 22.07.2007

TARİHİ ESER KAÇAKÇILARINA DARBE

 

Manisa'nın Alaşehir İlçesi'nde Roma dönemine ait, bin 109 parça tarihi eser ele geçirildi. Olayla ilgili 6 kişi yakalandı.

 

Bir ihbarı değerlendiren Alaşehir Emniyet Müdürlüğü ekipleri, bazı ev, işyeri ve otomobillerde arama yaptı. Aramalarda; Roma dönemine ait 834'ü altın sikke ve 7'si ziynet eşyası olmak üzere bin 109 parça eser ele geçirildi.

 

Zanlılar, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Trt/Haber, 22.07.2007

AGORA'DA KAZILAR YENİDEN BAŞLADI

 

İzmir'in Namazgah semtindeki tarihi Agora'da Bakanlar Kurulu'nun onay vermesinin ardından kazılara iki yıllık bir aradan sonra yeniden başlandı.





Bakanlar Kurulu'nun onayıyla geçtiğimiz günlerde Kazı Kurulu Başkanlığı'na atanan Dokuz Eylül Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Akın Ersoy, 30 kişilik ekibiyle proje kalınan yerden devam edecek. 2007 yılı sonuna kadar 3 noktada kazı yapacaklarını belirten Yard. Doç. Dr. Ersoy, kendilerine destek veren İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Ticaret Odası'na (İTO) teşekkür etti.

 

Kazı ruhsatını Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan 9 Temmuz günü alan Ersoy ve arkadaşları, çalışmaları resmen başlattı. Bu yıl kazılarda bir de bakanlık gözlemcisi bulunacağını belirten Ersoy, "Kazımız daha önce müze koordinatörlüğünde kurtarma kazısı kategorisindeydi. Ancak şu anda Bakanlar Kurulu onayı nedeniyle resmi kazı statüsüne dönüştü" diye konuştu. Şu aşamada bölgede temizlik yaptıklarını belirten Ersoy, yıl sonuna kadar 3 noktada kazı yapmayı planladıklarını söyledi. Agora'dan 2002 yılından bu yana çıkarılan eserlerin dokümantasyonunu yaptıklarını ifade eden Ersoy, şu bilgileri verdi:

 

"Şu anda 2 noktada çalışmaya başladık. İlk olarak Agora'nın avlusunda sondaj kazısı yapıyoruz. Bu kazıyı Agora'nın gerçek yaşını ortaya çıkarmak amacıyla yapıyoruz. Agora'nın milattan önce 330'lu yıllarda Büyük İskender sonrası kurulduğu biliniyordu. Ancak antik kentimizde İskender öncesi bulgular da var. Bu nedenle Agora'nın gerçek yaşını bulmaya çabalıyoruz."


Kazı yapacakları ikinci noktanın da borsa ve ticari işlemlerin yapıldığı bazilikanın doğu kapısı olacağını anlatan Ersoy, şöyle devam etti: "Bu kapıyı ortaya çıkarırsak hemen altındaki depoya da ulaşmış olacağız. Böylece yapıyı plansal olarak da tanıyacağız. Üçüncü kazı noktası ise, kent meclisi olarak bilinen Odeon bölgesi olacak. Bu alanı da kısa bir süre içinde ortaya çıkarmayı hedefliyoruz."


12 arkeoloğun bulunacağı kazı ekibinde 2 restoratör ve 1 jeofizik uzmanı da görev yapıyor. Büyükşehir Belediyesi de kazılar için 15 işçi görevlendirdi.

 

İzmir'in turizmde cazibe noktalarından Agora'da kazılar, yaklaşık 40 yıl aradan sonra 2002'de İzmir Ticaret Odası'nın maddi, Büyükşehir Belediyesi'nin ise personel desteğiyle yeniden başlamıştı. Ancak İzmir Müze Müdürlüğü tarafından yürütülen kazılar, 2005 yılı Ağustos ayında Kazı Başkanı ve Müze Müdürü Prof. Dr. Mehmet Taşlıalan'ın Kars Müzesi'ne tayini ile durdu.
Taşlıalan'ın tayini sonrasında İzmir Müze Müdürlüğü, Agora kazılarını sürdürmeme kararı aldı.
Kaderine terk edilen Agora'nın kazı başkanlığına 2006 yılı başında Dokuz Eylül Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Semih Güneri talip oldu. Bakanlık, Dr. Semih Güneri'yi başkan olarak Agora'da görevlendirdi. Ancak ekibini kurması ve kazıları başlatması beklenen Dr. Güneri, İTO ve Büyükşehir Belediyesi'nden araç ve yemek gibi destekleri alamadığını belirterek 2006'nın Haziran ayında istifa etti. Agora bir kez daha sahipsiz kaldı.

Yeni Asır, Haber: İlker Çoban, 22.07.2007

TARİHİ KONAKLARA TURİST AKINI

 

 

Binlerce yıllık kültürel zenginlik ve doğal güzelliklere sahip olan Ankara’nın Beypazarı İlçesi, yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı oluyor. Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan, tarihi İpek Yolu üzerindeki Beypazarı’nda, en çok ilgiyi tarihi konaklar çekiyor. Belediye Başkanı Mansur Yavaş, 6 yıl önce ilçeyi açık hava müzesi haline getirmek amacıyla başlattıkları Beypazarı Yeniden Projesi (BEYAP) kapsamında, ilçede bulunan 3 bin 500 konaktan 550’sinin restorasyonunu tamamlayarak turizme kazandırdıklarını söyledi.


Restorasyon çalışmaları için gerekli bütçenin tamamına yakınının sponsorlar tarafından sağlandığını belirten Yavaş, Beypazarı’nda tarihi konakların yanı sıra aslına uygun olarak restore edilip tamamlanan 30 sokak bulunduğunu kaydetti.

Yavaş, “Tamamına yakınında oturulan tarihi evlerde, dolayısıyla eski kültür de devam ediyor. Konakların yanı sıra 200 yıllık bir tarihe sahip 600 dükkan kapasiteli Beypazarı Çarşısını da restorasyon çalışmaları kapsamına alarak işletmelere açmayı planlıyoruz” diye konuştu.

Hedeflerinin kalan 3 bine yakın konağın restore edilmesi olduğunu anlatan Yavaş şöyle devam etti: “Tarihi konakların yenilenmesi Beypazarı’ndaki turizm potansiyelini olumlu yönde etkilerken, yaptığımız kapsamlı turizm ve tanıtım çalışmaları sonucunda ilçeye gelen turist sayısı son 6 yılda yüzde bin oranında arttı. Resmi rakamlara göre 1999 yılında 2 bin 501 olan turist sayısı geçen yıl 250 bine ulaştı. Beypazarı’na gelen turist sayısı her geçen gün artıyor. Hedefimiz önümüzdeki 5 yıllık sürede 1 milyon turisti ilçemizde ağırlamak.”

Türkiye Gazetesi, 22.07.2007

YALIBOYU İNCİLERİ ONARILMAYI BEKLİYOR

 

Amasya'da, Yeşilırmak'ın kenarında bulunan tarihi Hatuniye Mahallesi'ndeki Yeşilırmak'a bakan Yalıboyu Evleri, inci gibi görünümleri ile ilgi odağı olurken, bir kısmı virane olan evler tadilatlarının yapılacağı günü bekliyorlar.

 

Başta Yalıboyu Evleri olmak üzere kentte bulunan 32 tescilli binanın onarımlarının kısa sürede yapılacağını belirten Belediye Başkanı İsmet Özarslan, "Bu tarihi binaların inci gibi görünümlerinin bozulmadan gelecek nesillere taşınması bizim için çok önemli" dedi. Özellikle son yıllarda kentte gelişen turizm bilinci ile değer kazanan tarihi Yalıboyu Evleri'nin büyük bir kısmı daha önceden onarımları yapılırken, tarihi binaların çoğunluğu kafe, otel, ve restoran olarak turizm sektöründe kullanılıyor. Hitit, Kimmer, İskit, Med, Pers Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin Harşena Dağı üzerindeki kale, Ferhat Su Kanalı, Kral Kaya Mezarları, Bimarhane, Büyük Ağa Medresesi, Çilehane Camii ve Beyazid Külliyesi gibi eserleriyle tam bir 'açık hava müzesi' görünümünde olan Amasya, Yeşilırmak kenarındaki incileri ile de bu sektörde kazanım sağlamak istiyor.

Yeni Şafak, 22.07.2007

TARİHİ MİRASI MİRASÇILAR ÇÜRÜTÜYOR

 

Bitlis’te Osmanlı döneminden kalan tarihi evler, mirasçıların anlaşamaması ve sahip çıkmaması yüzünden yok olmayla karşı karşıya. Bitlis Kültür ve Turizm Müdürü Hüsnü Işıkgör, Bitlis’te 283 tarihi ev tespit ettiklerini ve bu evlerin restorasyonu için kendilerine sadece 13 kişinin müracaat ettiğini söylüyor.





Onarım işlemlerine başlamak için müracaat eden ev sahipleriyle sözleşme imzaladıklarını belirten Işıkgör’ü en çok sıkıntıya sokan ise evlerin mirasçıları. “Evle ilgili bir proje çıkarılıyor ve onarıma başlanıyor. Bitlis ve çevresinde 283 tarihi ev var. Fakat bize onarım için sadece 13 ev sahibi müracaat etti. Vatandaşların talep göstermemesinin en büyük nedeni ise mirasçılar.” diyor Işıkgör. Bitlis’teki bütün tarihi evlerin Selçuklu ve Osmanlı döneminden kaldığını ifade eden Işıkgör şunları söylüyor: “Evlerin hepsinin tarihi değeri çok fazla. Fakat onarımı yapılmadığı için çoğu harabe gibi görünüyor. Duvarları taştan, tavanları ise odun ve toprak kullanılarak yapılmış tarihi evler çok sert ve soğuk geçen kış aylarında fazlaca yıpranıyor. Buna mirasçıların anlaşmazlıkları da eklenince evler tamamen yok oluyor.”

 

Bir tarihi evin yaklaşık 65-70 mirasçısının olduğunu, mirasçılar yüzünden evlerin tamiratının gerçekleşmediğinden yakınan Işıkgör, “Herhangi bir mirasçı ‘niye ben evle uğraşayım ki diğer ortaklar uğraşsın’ diyor. Sırf bu yüzden tarihi evler yok olup gidiyor. Mirasçı fazla olduğundan hiç kimse gelip bize ev konusunda müracaatta bulunmuyor. Lütfen tarihi evlerimiz konusunda duyarlı olalım ve tarihimizi koruyalım. Tarihimizi kendi ellerimizle yok ediyoruz.” diyor.

Özcan Çiriş de tarihi evlerden birinin sahibi. 67 mirasçıdan biri olan Çiriş’in en önemli sıkıntısı ortakları ile bir araya getirip tarihi evini onaramamak. Çiriş içine düştüğü sıkıntıyı şöyle özetliyor: “Benim de eski bir evim var. Aslında sadece benim demek doğru değil. Biz tam 67 mirasçıyız. 120 yıllık tarihi olan ev bize dedelerimizden kalmış. Şu anda yıkılmaya yüz tutmuş durumda. Evi onaramıyoruz. Çünkü mirasçılardan biri ‘ben yapacağım’ dediğinde diğerleri biz de ortağız diyor. Onun için evin tadilatı için kimse müracaatta bulunmuyor. Ev ilgisizlikten dolayı yıkılmaya başladı. Zaten mirasçıların her biri Türkiye’nin değişik illerinde oturuyor. Bunlardan vekalet almak neredeyse imkansız gibi.”

 

Bitlis’te 100 yıllık bir tarihi evin sahibi Abdullah Kalkan ise tüm olumsuzlukları göze alarak evini tamir etmeyi başarmış. Bu yüzden yıkılmaya yüz tutan onlarca tarihi yapı içinde Kalkan’ın evi adeta yeni gibi duruyor.

 

Bitlis’in tarihi evleri, çoğunlukla kesme taştan, çamur harçlı, düz, toprak, dolgu damlı bir veya iki katlı. İlk katlar toprak ikinci katlar ise genelde sal taşı adı verilen taşlarla ya da tahta döşemeyle yapılmış. Bitlis’teki mimari yapılarda göze çarpan en büyük özellik, duvarların kalın, kapıların küçük sahanlıklı oluşu. Bitlis evlerinde bulunan bir başka özellik ise tuvaletler evden bağımsız değil de modern evlerdeki tuvalet ve lavabolara benzer özellikler taşıyacak şekilde evlerin içinde kullanılmış. Bitlis evleri genellikle iki katlı olarak inşa edilmiş. Giriş katındaki bir oda ahır, diğer oda kiler olarak kullanılıyor.

Zaman Pazar, Haber: Mehmet Okay, 22.07.2007

ANTİKACIYA TARİHİ ESER OPERASYONU


 


İstanbul’da antikacı Hüseyin Can’ın sahibi olduğu işyerine Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı operasyonda 1 milyon YTL’lik Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait 501 parça tarihi eser ele geçti.

Antika dükkanında yapılan aramada aralarında hayvan fosilleri, Hellenistik döneme ait cam kolye, Osmanlı dönemine ait çok sayıda sikke, Hellenistik, Yunan, Roma ve Bizans dönemlerine ait amforalar, cam şişeler ve çok sayıda obje ele geçti. Yapılan aramada ele geçen 501 parça tarihi eser arasında bulunan 2200 yıl önce Güneydoğu Anadolu'da yaşadığı belirlenen en zehirli örümcek türü tarantulaya ait fosil büyük ilgi çekti. Yetkililer, fosili hassas merceklerle inceledi.


Antika dükkanının sahibi Hüseyin Can gözaltına alındı. İstanbul Arkeoloji Müzesi yetkilileri tarafından incelenen 501 eserin tarihi eser olduğu belirlendi. Hellenistik dönemine ait cam kolyenin 20 bin YTL’ye alıcı bulabileceği ifade edildi. Ele geçen sikkelerin tanesinin 500 ile bin YTL arasında satıldığı saptandı. Tarihi eser kaçakçılığından emniyette kaydı bulunan Hüseyin Can, emniyetteki sorgusunun ardından sevk edildiği mahkeme tarafından "adli kontrol" kararıyla serbest kaldı. Eserler müzeye teslim edildi.

Vatan - Hürriyet, Haber: Cahit Yüce - Çetin Aydın, 22.07.2007

700 YIL ÖNCE YAPILAN TARİHİ PAPŞEN HANI DÜĞÜN SALONU OLDU

 

Bitlis'teki tarihi Papşen Hanı çalıştırıcısı Rahmetullah Ak, tarihi eserlere özentisi olduğu için hanı, düğün salonu olarak Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden kiraladığını söyledi.

 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kendilerine bırakılan tarihi mirası korumak, yerli ve yabancı turistlere anlatmakla sorumlu olduğunu söyleyen tarihi Papşen Hanı işletmecisi Ak, "Han, kuzey-güney yönünde dikdörtgen planlıdır. Muntazam kesme taştan yapılmıştır. Girişin 2 köşesinde yarım silindirik, kuzeydoğu ve batı köşesi ile kuzeyinde kare oldukça basit silmelerle sona eren duvarlardan sonra hanın üzeri toprak damla örtülmüştür" dedi.

 

Tarihi Papşen Hanı'nı yıllık olarak kiraladıklarını ve 200 bin YTL masraf yaptığını kaydeden Ak," Ttarihimize sahip çıkarak en iyi korumak istiyoruz. Handa düğün salonu, cafe ve çay bahçesi var." şeklinde konuştu.

 

Bitlis'e 4-5 km. uzaklıkta bulunan Papşen Hanı'nı 16. yüzyılda Hüsrev Paşa yaptırdı.

TürkiyeTurizm.com, 21.07.2007

ESKİ MERSİN EVLERİ RESTORE EDİLİYOR

 

Eski Mersin evleri restore edilerek yeniden kullanılır hale getiriliyor. Akdeniz Belediyesi tarafından kamulaştırılan Camişerif Mahallesi'ndeki 3 adet eski Mersin evinin restorasyon çalışmalarında son aşamaya gelindi.

 

 

 

Mersin'in tarihi mirası olan eski Mersin evlerinden 250 civarında yapının tescillenmesini sağladıklarını belirten Akdeniz Belediye Başkanı Kenan Yücesoy, Mersin'de ticaretin gelişmesi ve aldığı göçlerle şehrin kültürel yapısının bir simgesi de olan eski Mersin evlerinin düzensiz ve çarpık yapılaşmanın sonucunda günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığına dikkat çekti. Tarihi Mersin evlerinin yaşatılması ve kazandırılması için çalışmalar başlattıklarını ifade eden Yücesoy, "Belediye olarak öncelikle şehir merkezinde bulunan bu eski yapıların bir envanterini çıkartarak işe başladık, daha sonra bu yapıların tescilini yaptırdık. Tescili yapılan evlerden Camişerif Mahallesi'nde bulunan 3 tarihi Mersin evini belediye olarak kamulaştırdık. Röleve ve restitüsyon çalışmalarını da yaptırdığımız ve onaylattığımız 3 adet Tarihi Mersin Evinin restorasyon çalışmaları için Kültür Bakanlığı Adana Röleve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü'nden keşif maliyeti çıkartılması için bir ekip talep ettik. Ekibin yapacağı inceleme sonucunda çıkacak olan maliyet sonrasında Camişerif Mahallesi'nde bulunan 3 tarihi Mersin evinin restorasyon çalışmalarına başlanacak. Mersin Valiliği'nin de destek verdiği proje ile yok olmama mücadelesi veren bu 3 yapıyı Mersin'e kazandırmış olacağız." dedi.

Zaman, Fotoğraf: haberler.com, 21.07.2007

ULU CAMİ'NİN TAHRİBİ SÜRÜYOR

 

Doğan Kuban Sivas Valisi’ne gönderdiği mektupla Divriği Ulucami konusundaki endişelerini yeniden dile getirdi. Bu mektubu aşağıda yayınlıyoruz

 

"UNESCO'nun dünya başyapıtları listesinde tek Türk Dönemi anıtı Divriği Ulucamisi ve Şifahanesi'ne bürokratik hücum devam ediyor. Divriği'nin eşsiz yontusunu eriten doğal erozyona ondan daha kötü bir bürokrasi erozyonu eklenmiştir. Dünyanın en büyük anıtlarından birini göz göre göre tahrip ediyoruz. Burada korkunç bir bilgisizlik ve kaygısızlık cesareti ile karşı karşıyayız.

Bir süre önce örtüden dökülen ya da düşen bir taş, sürüp giden içler acısı bir kaygısızlık nedeniyle bir öncü deprem sinyali daha göndermiştir. Şimdi bilmem kaçıncı defa çatı örtüsü tamiri yapılacak yapının doğru dürüst bir rölövesini gerçekleştirmeden ve bilimsel bir restitüsyonu yapılmadan hangi devletli uzmanlar apteshane pencereleriyle biteno taş kümbeti inşa ediyorlar? Cahilane kubbe ekinin mahzurları şunlar:

 1-Tokat'taki Yağıbasan Medresesi kubbesine benzetilen bu delikli kubbe, mimari tarihi açısından çok sorgulanacak bir rekonstrüksiyondur. Çevrenizde hangi Selçuk Mimarisi uzmanı böyle bir öneride bulundu? Yapının tümel bir restitüsyom projesi var mı? Bu yapı hergün birinin aklına geleni yapabildiği bir gecekondu mudur?

 2-Bu kubbenin getirdiği yükün strüksel riski nasıl göze alındı?

 3-Bu çatının getireceği çatı izolasyonu sorunları hangi genel restitüsyon kararı ile belirlendi?

Kuşkusuz erozyon mimari yapıtların süslemelerini de eritir. Ama bilgisiz müdahaleler anıtın bütününü tehdit ediyorlar. Bunu önlemenin bilimsel koşulları vardır. Bu bilimsel koşulları değerlendirip sanat eserini kurtarmak devletin görevidir.

Dünya anıtlar listesindeki tek Türk yapıtı olan Divriği Ulucamisi ve Şifahanesi'nin taç kapılarının heykel niteliğindeki taş oyma bezemesi bürokrasinin çarkları içinde erimeye devam ederken buna bir de yapının tümüne zarar veren müdahaleleri yaptırmayın.
 

Gerçi bugünkü utanç verici durum 50 yıldır hükümetlerin kültür politikalarının sorumsuzluk sürecinin sonucudur. Fakat bürokratik vurdumduymazlığın bunca uyarıya karşın devam etmesi artık açıklanması olanaksız bir boyuta ulaşmıştır. Buna kültür cinayeti de denebilir.
 

Sayın Vali,

Yüzüncü defa yinelediğim için özür dilerim. İstanbul'un depremi beklemesi gibi artık Divriği'nin de yıkılmasını mı bekleyeceğiz? Divriği'nin tarihi konumunu ve niteliğini anlamayanlara danışıla danışıla neredeyse 40 yılda bugüne ulaşıldı.
 

1.Divriği Külliyesi dünya anıt listesine cami ya da darüşşifa olduğu için alınmamıştır. Divriği olağanüstü taş oyma bezemesinden ötürü bir dünya şaheseridir.

2.Yapının eşsiz taş oyma bezemesi hava etkilerine açık iki taç kapıdadır.

3.Bütün dışa açık taş  oyma  bezemeler gibi erozyona tabi olan bu bezemeye de, tıpkı bir özgün heykelde olduğu gibi restore etmek için dokunulmaz. Çünkü tekrar eden, birbirine benzeyen hiçbir öğesi yoktur. Bir sanatçının özgün yapıtı, tekrar edilemez. Başka bir deyimle restore edilemez, onun için ya müzeye kaldırılır ya da hava etkilerinden korunur.

4.Yapıya ilişkin diğer restorasyon önerileri bu olgudan farklı nitelikte olmakla birlikte, tümel bir strüktürel analiz yapılmadan, akla geldiği gibi yapılamaz.

5.Yeraltı suyu, heyelan, deprem ya da şimdi yapıldığı gibi gereksiz yükleme gibi nedenler hem yapının tümü, hem de bezemeler için de tehlikelidir.

6.Bütün olumsuz gelişmelere karşı, herhangi bir inşaattan önce, yapının tümünü askıya almanız, dijital rölövesini ve belgelemesini tamamlamanız gerekir. Bütün uzuvları hastalanmış bir vücuda aspirin tedavisi yaptırıp, şapka giydiren üfürükçülere Türkiye'nin en büyük anıtı teslim mi ediliyor?

Türkiye'de eğitimin zavallılığı, uzmanla uzmansı kargaşasını yarattığı için, önce yapıyı koruma altına alınız. Yıkılıp, erozyona uğramadan moderne yöntemlerle belgeleyiniz. Ve namuslu mühendisler bularak yapıyı kısmi bir yıkılma tehlikesine karşı emniyete aldırınız."

Yeşil Divriği, 21.07.2007

TARİHİ ESER KAÇAKÇISI YAKALANDI

 

Adıyaman İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince kaçakçılıkla mücadele konusunda yapılan istihbari çalışmalar sonucu, çalıntı olan çok sayıda tarihi eser ele geçirildi.

Edinilen bilgiye göre, Adıyaman- Besni- Pınarbaşı köyünde ikamet eden V.A isimli şahsın tarihi eser kaçakçılığı yaptığı haberini alan jandarma ekipleri, yapılan operasyon sonucu şahıs ile birlikte,19 adet Bizans, Roma ve İslami döneme ait bronz sikke, 3 adet Ortaçağ ve Osmanlı dönemine ait gümüş sikke, 3 adet Roma dönemine ait bilezik parçası, 7 adet kalyen parçası, 1 adet ağırşak, 2 adet ok ucu ile 30 adet muhtelif eski eser ele geçirdi.

 

Ele geçirilen eserler, Adıyaman Müze Müdürlüğü'ne teslim edildi. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.

Adıyaman Kent Haber, 20.07.2007






15 - 21 Temmuz 2007




ALLIANOI ANTİK KENTİ'NDE SON DURUM







İzmir’in Bergama İlçesi'nin 18 kilometre kuzeydoğusunda yer alan 1800 yıllık Allianoi Antik Kenti, Roma Dönemi'nden kalan en iyi korunmuş termal tedavi merkezi. Bu önemli kültür mirasında 1998 yılında başlatılan kazı çalışmaları şu anda kazı ruhsatı verilmediği için sürdürülemiyor. Yakın zaman içerisinde baraj sularının altında kalma tehlikesiyle burun buruna gelen alanda şu an için kurtarma kazısı yapılmasının bile olanağı bulunmuyor.

2005 yılında Devlet Su İşleri’nin Bergama Yortalı Barajı inşaatını tamamlamasıyla sular altında kalma tahlikesiyle karşı karşıya kalan Allianoi Antik Kenti bu tehlikeye her geçen gün biraz daha yaklaşıyor. Yortalı Barajı inşaatının tamamlanmasına rağmen Koruma Kurulu tarafından Allianoi Antik Kenti’nde gerçekleştirilen kazı ve kurtarma çalışmaları tamamlanıncaya dek barajın su toplamya başlamamasına karar verildi. Fakat özellikle yaklaşan seçim süreci nedeniyle Yortalı Baraj açılış tarihi 15 Ağustos olarak belirlendi.

Bu gelişmeler üzerine Allianoi Bilimsel Kazı Ekibi’nin yaptığı açıklamada kurtarma kazılarının zamana karşı yapılan bilimsel çalışmalar olduğu ve bu tip kazıların her gününün, hatta her anının büyük önem taşıdığı belirtildi. Allianoi’de bir gün değil koca bir sezon çalışma yapılmamasının arkeolojik açıdan büyük kayıplara sebep olacağı dile getirildi.

8 yıllık kazı süresince, çok sayıda ve önemli taşınmaz eser, bunların yanı sıra, yaklaşık 12.000 taşınır kültür varlığı ortaya çıkarıldığının belirtildiği açıklamada, “Buluntular düzenli olarak Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne rapor edilmiş, taşınır eserler ise Bergama Müzesi’ne teslim edilmiştir. Bu kısa süre içinde hem nicelik hem de nitelik açısından Türkiye’deki en önemli kurtarma kazısı konumuna ulaşmıştır” denilerek ulaşılan sonuçlarının 50’nin üzerinde bilimsel makale olarak yayınlandığı dile getirildi.

“Allianoi’da çalışan yaklaşık 30 kişilik bilim heyeti, her yıl olduğu gibi bu yıl da sorunlarla karşı karşıyadır. Geçen yıl ödenek gönderilmeyen kazıya bu yıl ruhsat verilmeyerek göz korkutmaya çalışılmaktadır,” şeklinde devam eden açıklamada Allianoi kazısını, sonuçlarını ve gelişmelerini Avrupa Parlamentosu, ICOMOS, ICCROM, EUROPA NOSTRA ve Avrupa Arkeoloji Derneği, Dünya Anıtlar Konseyi gibi pek çok kurum ve kuruluşun yakından takip ettiği, Allianoi ile ilgili olumsuz kararların alınmasının, kazı ruhsatının verilmemesinin ülkemizin prestiji ve uluslararası anlaşmalar açısından kaygı verici olduğu anlatıldı.

Bu yıl suyun tutulmasının hem yasal olarak hem de mevcut koşullar göz önüne alındığında olanaksız olduğunu çünkü dere yatağında su olmadığını ve kanaletlerin ihalesinin dahi yapılmadığını belirten bilimsel kazı ekibi üstelik halen Allianoi’un korunması yönünde I. Derecede Arkeolojik Sit kararının alındığını açıkladı.

Ayrıca şu güne dek hiçbir bilgi alma taleplerinin kabul edilmediğini belirten ekip 15 Ağustos’da baraj kapaklarının kapatılacağına dair sorumsuz söylemlerin de tamamen seçime dönük olduğunu, kurtarma kazı izninin halen gönderilmeyip seçimden sonraya bırakılmasının ise tamamen politik olduğunu söyledi.

Arkitera, Der.: Melis Göker, 18.07.2007


*****


ALLIANOI'YA SAHİP ÇIKMAYACAK MIYIZ?

 

Hangi çağdaş toplum 1800 yıllık bir antik zenginliği başka imkanlar varken bile bile su altında bırakır diyerek bir araştırma yapılsa ve cevap olarak biz çıksak ne yapardınız düşündünüz mü hiç? O halde bu yazıyı dikkatlice okuyunuz lütfen.





Almanlar,1878 yılında demiryolu yapımı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’ndan “orada burada dağınık duran taşların götürülmesinde mahzur yoktur” şeklinde bir yazılı izin alarak Bergama’da ki meşhur sunağı ve bir çok değerli eseri Berlin’e götürürler. Almanya’yı kan ve ateş içinde bırakıp yerle bir olmasına sebep olan 2.Dünya Savaşında  zor şartlar içinde olsalar da meşhur sunağı kum torbalarıyla koruyarak zarar görmesini engellerler.

 

Ve, 2004 yılına gelindiğinde Bergama Sunağı'nı  esaslı bir restorasyondan geçirip görkemli bir törenle yeni baştan ziyarete açarlar. Bu tören sırasında müze müdürü bir konuşma yaparak “Herkes sunağın sahibidir. Çünkü o dünya kültürünün bir parçasıdır” der. Bu gün Almanya’da en fazla ziyaret edilen yerlerin başında Bergama Sunağı gelmektedir. Ülkemizde de uzun yıllardan bu yana sunağı geri alabilmek için büyük uğraşlar verilmeye başlandı. Aslında sunak kesinlikle Bergama’da olmalıydı. Yapıldığı yere daha bir yakışacaktı mutlaka. Ama, götüren ve sahiplenen Almanya’dan geri alınması neredeyse imkansız gibi görünüyor. Fakat yaşanan olaylar gösteriyor ki sunak Berlin’de kalmalıdır. Neden derseniz buyurun Bergama’da yaşananlara bir göz atalım.





Yunan Mitolojisindeki sağlık tanrısı Asklepios genelde Roma Mitolojisinde de kabul görür. Hüzünlü bir öyküsü vardır. Annesi Apollon’la sevişip hamile kaldıktan sonra Apollon’a ihanet ettiğinden yakılarak öldürülmüş bebek büyütülmesi için Apollon tarafından Kherion’a teslim edilmiştir. Kherion ona bütün bildiklerini öğretmiş ve usta bir hekim olarak yetiştirmiştir. Cerrahlığın bütün sırlarını bilmekte, hastalıkları tedavi ettiği gibi ölüleri bile diriltmektedir. Yer altı tanrısı Hades, onu Zeus’a şikayet eder. Zeus gücünden çekindiği Asklepios’u yıldırımlarıyla öldürür. Ama o halkın gönlünde taht kurmuştur.Adına inşa edilen tapınaklar, Asklepion olarak adlandırılıp sağlık kurumları olarak hizmet vermeye başlarlar. Yılan sarılı asası da günümüze değin tıp biliminin simgesi olarak kabul görür.





Bilim adamlarınca antik çağdan bu güne ulaşabilmiş yaklaşık 4/5 adet Asklepion olduğu belirtilmektedir. Yunanistan'da bulunanların yanında Anadolu Bergama’da ki Asklepion da dünyadaki en iyi örneklerden bir tanesidir. Şimdi ikincisi bulunup uzun uğraşılarla gün yüzüne çıkartıldı. Ama anlaşılması imkansız bir sürü garip gerekçelerle turizme açılma yerine suya gömülmesi yolunda hızlı bir çalışma başlatıldı.

 

Yıllar öncesinde Bergama, Yortanlı Köyünde arazinin sulanması için bir baraj yapılmasına karar verilir ama bununla ilgili olarak halen devam etmekte olan bir dava başlar hatta bu davada  bir bakanın da yargılanmasına başlanır. Baraj, aynı isimle biraz daha kaydırılarak Paşalı Ilıca’sının olduğu alana alınır.Yapılacak olan yeni barajın 1,5 / 2 kilometre ötesinde  Çaltıkoru Barajı da  vardır. Ama, Bergama’lı lara yeni yapılacak barajla topraklarının sulanacağı, böylelikle Bergama'lıların domates ekerek ekonomik rahatlamaya kavuşacakları söylenir.Yaklaştığımız seçim dolayısıyla da hemen hemen bütün partilerin programlarına alınır bu sulama konusu.





Bergama’nın tarihteki yeri üzerinde durmadan geçelim burayı. Hepimiz biliyoruz bu açıdan sahip olduğu zenginliği. Yaklaşık olarak yılda 600 bin civarında turist alıyor bu küçük ilçe. Tabii tarıma uygun bir arazisi de yok değil. Ama ekonomik katkı konusunda, tarıma da uygun olan bu alanda, tarihi değerler de korunarak iyi yapılmış projelerle iki konuda da başarılı çalışmalar yapılsa, Bergama yaşadığı yoksulluktan  daha kolay bir şekilde kurtulamaz mı  dersiniz?

 

Geçtiğimiz günlerde gittim Bergama’ya. Yaklaşık 18 Km. ilerisinde İvrindi yolu üzerindeki Allainoi kazı alanını gezdim. Çok iyi korunmuş bir antik sağlık merkezi Allianoi. Dünyada örnekleri az olan yerlerden.Yani bunun gibi dünyada bir kaç tane var: Yortanlı Barajının tam ortasında kalmış. Halbuki  1,5 /2 km’lik bir mesafede  Çaltıkoru Barajı var zaten. Niçin bu kadar önemli bir tarihi dokuyu yok edecek ikinci bir baraja gerek duyulduğunu ne yazık ki kimse mantıklı bir şekilde açıklayamıyor.





Allianoi, Balıkkesirli ünlü sofist Aelius Aristides’in “Hieroi Logoi (Kutsal Anlatılar)” adlı eserinde geçiyor. Usta filozof, biraz hastalıklı bir gezgin. Denizaşırı bir çok ülke gezmiş. Balıkkesir’den gelirken hastalandığını ve Allianoi’ye uğradığını anlatıyor.Koruyucu babası Zosimus’un isteği üzerine gidiyor Allianoi’ye. Orda tedavi olup dinleniyor. Rüya gördüğünü yazıp rüyasını anlatıyor uzun uzun. Ve Allianoi hakkında bir hayli bilgi aktarıyor. İyi bir sağlık merkezi Allianoi. Astım hastası olan Aristides’in  burada iyi olduğu da geçiyor kayıtlarda. Alianoi’ye iki defa gelmiş Aristides.





Termal bir suyun aktığı İlya Deresi antik merkezi ortasından bölüp, yapıların altından akıyor. Roma devresine ait iki köprü var. 47 derece sıcaklığındaki termal su, cilt, romatizma ve kadın hastalıklarına iyi geliyor. Tabii astım hastaları içinde iyi bir çare.

 

Bu büyük sağlık merkezi MÖII.yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmış. 1998 yılından bu yana da zor şartlar içinde kazılıyor. Buradan çıkartılan bir çok değerli obje Bergama Müzesi’ne  teslim edilmiş. Kırk km2lik bir alan üzerine kurulu olan Allianoi günümüzdeki sanatoryumların işlevini üstlenmiş. Kazılarda elde edilen değişik tıp aletlerinden cerrahi müdahalelerde bulunduklarını da anlıyoruz. Kentin dışında 4 adet nekropol var. İçinde de  görkemli caddeleri, sokakları geçiş yapıları, çeşmeleri, hastane yapıları, dükkanları ve tuvaletleriyle Roma döneminin büyük bir sağlık merkezi olmuş. Bizans’ta da seramik ve cam fırınlar, kilise ve küçük şapel ilaveleri yapılmış. Osmanlı İmparatorluğu ve Cumhuriyet devrinde uzun yıllar ihmal edilmiş, ama Paşalı Ilıcası olarak küçük bir kısmı ara ara kullanılmaya devam etmiş.  

 

Trakya Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr.Ahmet Yaraş başkanlığındaki bir ekip tarafından 1998 yılından bu yana kazılmakta olan Allinoi’nin yaklaşık olarak 10.000m2lik bir alanı gün yüzüne çıkartılmış bulunuyor. Ama bu çalışkan ve çağdaş akademisyenler sadece toprağı kazıp inceleme yapmakla kalmıyorlar adeta bir Don Kişot edasıyla  bilim adına yel değirmenlerine saldırıyorlar. Karşılarındaki hayalci ve gerçek olmayan savlara sahip insanlarla mücadele ediyorlar. DSİ burasının Allainoi olmadığını ve burada su toplanması konusunda ısrarlı. Neyse ki toplama havzasına akacak bir damla bile su yok şimdilik. Fakat su olduğunda kapaklar kapatılıp Allianoi boğulup yok olmaya terk edilecek.





İşte bizimle Almanya’nın farklılığı. Kendi toprağında olmayan bir abideyi taşıyıp koruyarak gelecek nesillere taşıyan bir zihniyetle, burası Allinoi değildir yok edebiliriz diyen bir zihniyet. Peki neresidir burası, Allainoi değilse? Hangi bilgilere dayanılarak Alianoi olmadığı söylenmektedir, velev ki Allianoi değilse bile böyle bir değerin koruma altına alınması gerekmez mi?Acaba büyük kısmı açığa çıkartılmış olan bu muhteşem kalıntı hayata geçirilip, bacasız fabrika olan turizmin hizmetine sunulsa, Çaltıkoru Barajının da sınırları genişletilerek veya daha farklı bir çözüm üretilerek ekilecek domateslerin de sulanması sağlansa, yaratılan bu suni “Tarih mi, Domates mi” gibi garip ikileme son verilse kim ne kaybedecek? Bu kayıp bir ülkenin ve dünya insanlarının kayıbından daha mı büyük? İçimizden  çıkan bilim insanlarını dinlemeyecek isek, neden bu kadar güç şartlar altında yetişmelerini sağlıyoruz. Niçin çocuklarımıza bu kadar emek vererek, bilim konusunda böyle fedakarlıklara katlanıyoruz?  


Allianoi bu sene hiç kazılamadı. Bakanlık kazı izni vermeden  kazı mevsimi neredeyse yarılandı. Ne yapalım, söyleyelim bari bir başka ülkeden gelip Allianoi’yi taşısınlar, bizde gidip oralarda görelim. Madem ki hak etmiyoruz, kendi topraklarımızdaki büyük uygarlıkları sahiplenmek istemiyoruz, bırakalım sahiplenecek olanlar alsınlar. Veya aklımızı başımıza toplayıp böyle hastalıklı kararlarla geleceğimizi ipotek altına alanlara karşı o bir avuç akademisyene katılalım. Çoğalıp büyümeliyiz, Alliaoni’lerin gelecek nesillere ulaşması gerekiyor. Biz bunu sağlarken hem dünyaya karşı görevimizi yerine getirmiş olacağız, hem de yaşlı Avrupa nüfusunun gelerek Bergama’da 1800 yıllık bir sağlık merkezinde ekonomimize vereceği katkıdan faydalanmış olacağız.

Dileğimiz, yakın bir tarihte Berlin’de ki müze müdürü gibi görkemli bir açılış töreninde “Allianoi herkesin malıdır, O, dünya kültürünün bir parçasıdır “ diyerek Bergama’da bulunduğu yerde dünya insanlarına sunmak. Her kese görev düşüyor. Allianoi’nin yanlış kararlar çerçevesinde yok edilmesine seyirci mi kalacağız, yoksa çağdaş birer fert olarak engelleyecekmiyiz? O, dünya kültürünün bir parçası ama öncelikle  bizim ve çocuklarımızın geleceğidir.

Hürriyet Tatil, Yazı ve Fotoğraflar: Bilsen Gürer, 19.07.2007


*****


ALLIANOI'DE 'KANALSIZ BARAJ' OYUNU

 

Seçimler öncesinde, Allianoi Antik Kenti'ni tehdit eden Yortanlı Barajı'nın ağustos ayında su tutacağı iddialarının ortaya atılması ve siyasetçilerin mitinglerde köylülere bu tür vaatlerde bulunmaları çevrecilerin tepkisini çekiyor.

 

Allianoi Girişim Grubu Sözcüsü Avukat Hilal Küey, barajın ağustosta faaliyete geçemeyeceğini ve bu yöndeki iddiaların köylülerin oylarını alabilmek amacıyla ortaya atıldığını söyledi. Allianoi ile ilgili davalar sürerken barajda su tutulmasının hukuken mümkün olmadığını ifade eden Küey, bilim kurulunun antik kentle ilgili koruma projesini onaylaması gerektiğine dikkat çekti.

 

Antik kentin, çevresine örülecek duvarla korunması kararına karşı açtıkları iptal davasının sürdüğünü söyleyen Küey, barajın faaliyete geçemeyeceğini çünkü sulama kanallarının olmadığını belirtti. Küey, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu'nun aldığı 717 sayılı ilke kararına göre baraj yakınındaki eserlerin DSİ uygun görürse sulara gömülebileceğini belirterek, bu karara karşı açtıkları davanın da sonuçlanmadığını vurguladı.
Birgün, Haber: Erkan Çınar, 20.07.2007



İPLİKÇİ CAMİİ RESTORASYONDA





Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün yürüttüğü restorasyon ve bakım çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Son 4 yılda yaptığı restorasyon çalışmaları ile Cumhuriyet dönemi boyunca yapılanları geçen Vakıflar Bölge Müdürlüğü, şimdi de Konya'da tarihi İplikçi Camii ve Altunaba Medresesi’nin restorasyonuna başladı.

Konya İl Özel İdaresi binasının karşısında bulunan tarihi İplikçi Camii’nin restorasyon çalışmaları bir ayı aşkındır devam ediyor. Bakım ve restorasyon çalışmaları kapsamında caminin iç sıvası temizlenerek, duvarları ilk yapıldığı şekle uygun, Horasan sıva ile yeniden sıvanacak.

Çalışmalar nedeniyle ibadete kapatılan İplikçi Camii’nin 2008’in ortalarında restorasyonun tamamlanarak ibadete açılması planlanıyor.

Alaaddin Caddesi’nde bulunan İplikçi Camiii, yanındaki medresenin vakfiyesinden öğrenildiğine göre; Sultan II. Kılıçaslan döneminde Vezir Şemsettin Altunaba tarafından yaptırılıyor. Yapım tarihi kesin olarak bilinmeyen İplikçi Camii’nin yapı üslubu ve ilgili vakfiyesine dayanılarak cami ve yanındaki medresenin 12. yüzyılın sonlarında yapıldığı biliniyor. Cami, ilk yapıldığı yıllarda ilk banisinden ötürü Ebülfazl Mescidi, daha sonra Ahmed Bey Camii ismiyle anılıyor. Bitişiğindeki Altunaba Medresesi’nin vakfiyesinde belirtilen İplikçi Necibüddin Ayaz’ın bu medresenin mütevellisi olması ve yakınında da İplikçiler Çarşısı’nın bulunması nedeniyle cami, İplikçiler Camii ismini alıyor.


İplikçiler Camii günümüze orijinal şekliyle gelemiyor ve değişik zamanlarda onarılıyor. Ahmed Eflaki’nin “Ariflerin Menkibeleri” isimli eserinde bu caminin yapımı ile bazı bilgiler yer alıyor. “Seyyid Selahaddin bir gün Konya’ya geldi. Ebülfazl Mescidi’nde Cuma namazında bulundu. O gün Mevlana hazretleri vaaz ediyordu.” Bu sözlerden caminin 13. yüzyılın ortalarında önemli bir dini merkez olduğu anlaşılıyor. Günümüzdeki mihrabın altında bulunan mozaik kakmalı mihrap, 13. yüzyılın başlarına tarihlendiriliyor. Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre de Kişci Mesudzade Hacı Ebubekir tarafından 1333 yılında genişletilerek yenileniyor. Bunun yanı sıra 1431 tarihli bir vakfiyede de caminin Turgut oğlu Ebülfazl Ahmet Bey tarafından yenilendiği belirtiliyor. Sonraki yıllarda yangın sonucu harap oluyor, 1584 yılında şehrin tüccarlarından Hacı Emrullah tarafından yeniden onarılıyor.


Caminin, birçok kez açılan cadde nedeniyle yıktırılması düşünülüyor, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 1945’de onarılıyor, Konya Müzesi’nin l951’de Klasik Eserler bölümü oluyor, l960 yılında yeniden ibadete açılıyor. Günümüzde çevresindeki yol nedeniyle çukurda kalan caminin beden duvarları ile minaresi yükseltiliyor. Eski fotoğraflarda minaresinin oldukça güdük olduğu görülüyor Bugün önceki minareye göre yüksek bir tuğla kaide üzerinde silindirik gövdeli olarak yükseltiliyor. Caminin duvarları kesme taş ve tuğla dizilerinden örülüyor. Duvarlar üzerinde düzenli sıralar halinde pencereler açılarak içerisi iyi bir şekilde aydınlatılıyor. Giriş ile mihrabı birleştiren eksen üzerinde üç sahsın boyunca üç kubbe camiin planına ilginç bir görünüm vermektedir.


Cami içerisinde bulunan orijinal mihrap Anadolu Selçuklu sanatının en eski örneklerindendir. Firuze, mor çinilerin oluşturduğu geometrik kompozisyonlu çerçeve ile çevrili mihrapta firuze, lacivert renkte çinili ve rumi kompozisyonlu ikinci bir çerçeve görülmektedir.

Merhaba Gazetesi, 21.07.2007

CUMALIKIZIK HAYAT BULACAK

 

700 yıllık geçmişiyle yakın tarihimize ışık tutan Cumalıkızık'ta yeni bir projenin startı verildi. '3. Bin Yılda Yaşayan Osmanlı Köyü Cumalızık Projesi', Yıldırım Belediyesi ve Mimarlar Odası işbirliğiyle yürütülecek.


Yıldırım Belediyesi, Bursa İl Özel İdaresi, ve Mimarlar Odası Bursa Şubesi işbirliği ile geçtiğimiz günlerde imzalanan Cumalıkızık'ı koruma ve yaşatma amaçlı protokol kapsamında oluşturulan çalışma grubu, Belediye Başkanı Özgen Keskin başkanlığında bir araya geldi. Toplantıya İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Ali Altuntaş, Mimarlar Odası Bursa Şube Başkanı Melih Tura, çeşitli üniversitelerden akademisyenler, şehir plancıları odası temsilcileri de katıldı.


Yıldırım Belediye Başkanı Özgen Keskin, 700 yıllık geçmişe sahip Cumalıkızık'ı tarihi ve kültürel değerleriyle canlandırmak amacıyla hayata geçirilen çalışma kapsamında, proje yarışması düzenleneceğini söyledi. Projenin önümüzdeki yıl belirleneceğini açıklayan Keskin, "3. Bin Yılda Yaşayan Osmanlı Köyü Cumalıkızık Projesi"nin ilk ayağı olan yarışma etabının ardından, projenin hayata geçirilmesi için çalışmaların başlayacağını açıkladı. Keskin, projenin 4 yılda bitirilmesinin hedeflendiğini belirterek, "Bu çalışmaların ardından Cumalıkızık, tıpkı Safranbolu evleri gibi röleve ve restorasyondan geçtikten sonra Bursa'nın önemli bir turistik ve kültürel bölgesi haline gelecek" dedi.
Başkan Keskin ve beraberindekiler, Cumalıkızık için yeni bir vizyon çizmek ve bunun yöntemi ve koordinasyonuyla ilgili analizlerde bulunmak amacıyla köyde incelemelerde bulundu. Köylülerle de istişarede bulunan heyetin bu çalışmaları tamamlamasının ardından tüm fikir ve veriler son aşamaya geldiğinde bir sempozyum düzenlenerek konsept proje haline getirilecek.

Bursa Hakimiyet, 21.07.2007

VİKİNG DEFİNESİ ZENGİN ETTİ

 

İingiltere'nin kuzeyinde çiftçilik yapan bir baba-oğul, ayrıca define avcılığına da meraklıydı. 60 yaşındaki David Whelan ve oğlu Andrew, Leeds yakınlarında bir kasabada arazide metal detektörüyle arama yaparken "Biip" sesini duydular. Hemen o bölgeyi kazmaya başladılar. 40 santimetre sonra bir kazan buldular. Kazanın içinden son 150 yılda gün yüzüne çıkartılan en değerli Viking hazinesi çıktı. Hazinenin kazanın içinde günümüze kadar çok iyi korunduğu belirtildi. British Museum, 2 milyon dolar değerinde olduğu belirtilen 10'uncu yüzyıla ait hazineyi satın almak istediğini açıkladı.Son 150 yılda Vikingler'e ilişkin en önemli keşif olduğu belirtilen hazinenin 927 yılında gömüldüğü tahmin ediliyor. 617 gümüş madeni para ve 65 parçadan oluşan hazinedeki madeni paraların İslam'a ilişkin motiflerin yanı sıra Vikingler'in Hıristiyanlık öncesi dini ve Hıristiyanlığa ilişkin öğeler de içerdiği belirtildi. Vikinglere ait en büyük 8500 parçalık hazine 1840 yılında bulunmuştu.

Vatan, 21.07.2007

NİĞDE YAKINLARINDA KAZI ÇALIŞMALARI

 

 

Pek çok medeniyete evsahipliği yapan Anadolu, tarihi eser açısından da dünyanın en zengin bölgelerinden. Bugünlerde Anadolu'nun dört bir yanında yapılan kazı çalışmalarıyla, keşfedilmeyi ve değerlendirilmeyi bekleyen eserler bir bir gün yüzüne çıkarılıyor. Bu çalışmalardan biri de Niğde yakınlarındaki Tyana Antik kentinde yapılıyor.

 

Tyana, eski çağlardan bu yana Anadolu'nun önemli yerleşim merkezlerinden biri... Kapadokya Krallığı döneminde başkentlik de yaptı. Hemen her köşesi, özel yapı ve ören yerleriyle dolu olan kent, İç Anadolu'nun Efes'i olarak kabul ediliyor. Tyana'da 30 bin nüfusa su taşıyabilen, yaklaşık 4 kilometre uzunluğunda su kemerleri bulunuyor. Kazı çalışmalarında hedef, kentin su dağıtım şebekesini de ortaya çıkarmak.

 

İtalya Padova Üniversitesi'nden Profesör Guide Rosada'nın başkanlığında yapılan kazılarda, daha önce ortaya çıkarılan kilisenin tüm üniteleriyle günyüzüne çıkarılması amaçlanıyor. Kazı heyeti, bulunan mozaikleri de restore edecek.

Trt/Haber, 20.07.2007

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İHALE AÇIYOR

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, 27 Temmuz 2007 tarihinde  Çorum İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nde Çorum Müzesi Onarımı ve Çevre Düzenlemesi, 01 Temmuz 2007 tarihinde de Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü'nde Antalya Korkuteli Sinaneddin Medresesi Bakım Onarım ve Çevre Düzenlemesi için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Kapsamındaki Kültür Varlıklarının Rölöve, Restorasyon, Restitüsyon Projeleri, Sokak Sağlıklaştırma, Çevre Düzenleme Projeleri ve Bunların Uygulamaları ile Değerlendirme, Muhafaza, Nakil İşleri ve Kazı Çalışmalarına İlişkin Mal ve Hizmet Alımlarına Dair Yönetmeliğin 23.maddesi uyarınca açık ihale usulüne göre ihaleye çıkıyor. İhaleye konsorsiyumlar teklif veremeyecek.

TAYHaber, 20.07.2007

AKP VE TARİHE SAYGI MESELESİ

 

Konu partilerin seçim kampanyasından açılmışken üzerinde durmak istediğim bir husus daha var:

Seçim dönemi boyunca AKP’nin kamu olanaklarını kullanarak kampanyasını yürüttüğü ile ilgili çok yazı yazıldı, konuşmalar yapıldı ama bu konu kimsenin dikkatini çekmedi.

İstanbul surlarının en görkemli bölümü Ayvansaray’da yer alıyor.

Kara surlarının Haliç ile buluştuğu bölümde AKP tarafından dev bir afiş asılmış.

1400 yıllık surları, parti tanıtım pankartlarının asılacağı bir "billboard" olarak kullanmak, ancak tarihe saygısızlık ve tarihi eserlerin değerini bilmemekle açıklanabilir.

Aynı şekilde Unkapanı’nda restorasyon görmekte olan Zeyrek Sarnıcı’nın önüne de Recep Tayyip Erdoğan’ın dev bir resmi yerleştirilmiş durumda.

Oysa Kültür Bakanlığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun, bu tür uygulamaları engelleyen bir ilke kararı var. Yüksek Kurul’un, 665 numaralı ve 5.11.1999 tarihli kararı, "Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarında her türlü görüntü kirliliğine yol açan müdahaleleri" yasaklıyor.

Diyeceksiniz ki "AKP bu yasakları takar mı?" Haklısınız.

AKP’ye yakın kişilerin sahibi olduğu, yapımı süren bir sitede de AKP’nin dev pankartları var.

Bu sitenin yapıldığı bölge ve civarı üç yıl öncesine kadar sit alanıydı. İçinde Mimar Sinan’a ait bir su kemeri olduğu için!

AKP’nin pankartları o site inşaatına "Mimar Sinan’a nanik yapmak" amacıyla mı asıldı dersiniz?

Hürriyet, Yazı: Mehmet Y. Yılmaz, 20.07.2007

TARİHİ ESER OPERASYONU

 

 

Tavas İlçesi'nde düzenlenen operasyonda çok sayıda tarihi eser ele geçirildi. Denizli İl Jandarma Alay Komutanlığı'na bağlı ekiplerin sürdürdüğü çalışma neticesinde, Tavas İlçesi'nde İ.U. isimli şahsın elinde tarihi eser bulunduğu ve satmak için müşteri aradığı tespit edildi. Savcılıktan alınan arama kararına istinaden Kızılcabölük beldesi ve Pınarlık Köyü yol ayırımında yapılan yol kontrolü esnasında, İ.U. isimli şahsın üst ve elindeki poşet içerisindeki aramada Bizans dönemine ait 2 bronz sikke, Osmanlı Dönemi'ne ait 11 bronz sikke, 1 adet pirinç sikke, Avrupa krallıklarına ait 11 sikke, Osmanlı Dönemi'ne ait bir gümüş madalyon, muhtelif dönemlere ait 2 kitapçık ve sayfaları, yeni döneme ait küçük bir vazo, 2 dipçik muhafazası, 5 kolye parçası, ipek elbise ve kumaş parçası ele geçirildi. Yapılan incelemede, ele geçirilen eserlerin Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında etütlük mahiyette ve etnoğrafik nitelikte olduğu tespit edildi. Olayla ilgili gözaltına alınan İ.U. ise, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

denizlili.net, 20.07.2007

TARİHİ MEDRESE RESTORE EDİLİYOR

 

Konya’nın Beyşehir İlçesi'ndeki Eşrefoğlu Camisi'nin batısında yeralan ve “Taş Medrese” olarak bilinen tarihi İsmail Ağa Medresesi’nde restorasyon çalışmaları başladı.


407 bin YTL’ye mal olacak çalışmalarla kültürel mirasın yeniden ayağa kaldırılması planlanıyor. Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından açılan ihaleyi üstlenen firmanın sahiplerinden Ferit Ertürk, Temmuz ayının ilk haftasında başlanan çalışmaların sözleşme gereği 300 gün içerisinde bitirilmesi gerektiğini belirterek, “Ancak bizim hedefimiz 150 gün gibi kısa süre içerisinde bu çalışmaları tamamlayıp, medreseyi eski özgün yapısına kavuşturabilmektir” dedi.


Kültür varlığının ayakta kalması ve ziyarete açılması amacıyla Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından açılan ihale sonrasında restorasyon işini üstlendiklerini ifade eden Ertürk, tarihi yapıda tamamen eskinin yapılamayacağını ancak, mekanı eski özgün yapısına kavuşturmanın mümkün olabileceğini belirtti.

Bakım ve onarım çalışmaları sonrasında yeni yapılan yerlerin belli olacağını, ama eski ile yeninin bütünlük arz edeceğini belirten Ertürk, tarihi mekanda halen eyvan ve kemer kaplama çalışmalarının yürütüldüğünü söyledi.

Konya Kent Haber, 20.07.2007

TARİHİ KÖPRÜLERİN RESTORASYONUNA SEÇİM MOLASI

 

Edirne'de tarihi Meriç ve Tunca köprülerinin restorasyonuna, işçilerin seçimde oy kullanacakları yerlere gitmesi nedeniyle ''seçim molası'' verildi.

 

 

Edirne Valisi Nusret Miroğlu, yaptığı açıklamada, tarihi köprülerdeki restorasyonların hızla ilerlediğini, ancak seçim nedeniyle işçilerin oy kullanmak için kayıtlı olduğu illere gittiklerini ifade etti.

Miroğlu, oy kullanmanın bir vatandaşlık görevi olduğunu hatırlatarak, ''Restorasyonda görevli işçiler oy kullanmak için memleketlerine gittiler. Bu yüzden restorasyona 3-4 gün ara vereceğiz. Ama Edirnelilere söz verdiğimiz sürede restorasyonlar tamamlanacak'' dedi.

 

Tunca Köprüsü'nün restorasyonunu üstlenen ÖZ-BA İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi yetkilileri de köprünün onarım sözleşmesinin 22 Haziran 2006 tarihinde yapıldığını anımsattı. Köprünün onarımında çalışan 20 kadar işçinin 22 Temmuz milletvekili seçimlerinde oy kullanmaları için kayıtlı oldukları yerlere gönderildiğini ifade eden yetkililer, onarımın durdurulduğunu bildirdiler.

İşçilerin bir hafta süreyle izinli olacağını söyleyen yetkililer, köprünün yıkılan iki kemerinin aslına uygun yapılabilmesi için Edirne Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan gelen izne göre onarımın yeniden başlayacağını kaydettiler.

Trakya Net Haber, 20.07.2007

EDİRNE'DE BELEDİYEDEN TARİHİ BİNA YIKIMI

 

Edirne Belediye Başkanlığı, Saraçlar Caddesi'nin taşıt trafiğine kapatılması için Selamsız Sokağı'nın trafiğe açılması çalışmaları kapsamında, güzergahtaki tarihi ahşap binayı yıktı.

 

Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, gazetecilere yaptığı açıklamada, eski İstanbul Caddesi'ndeki tarihi binanın yıkılmasıyla ilgili kararın Anıtlar Kurulu'ndan geçtiğini, yeniden inşa edilecek bu binanın benzerinin butik otel olarak kullanılacağını bildirdi.

 

Sedefçi, Selamsız Sokağı'nın, altyapı çalışmaları tamamlanarak yıl sonuna kadar trafiğe açılacağını söyledi. Sokağın trafiğe açılması amacıyla ilk olarak istimlak çalışmaları için 1,5 milyon YTL harcadıklarını kaydeden Sedefçi, ''Altyapıyla birlikte yol çalışması için 1,5 milyon YTL daha harcama yapacağız. 2008 yılında Saraçlar Caddesi'nin taşıt trafiğine kapatılmasıyla burayı yeniden düzenleyeceğiz. İnsanların hoş vakit geçireceği kafelerin bulunduğu bir alan haline gelecek'' dedi.Daha sonra, tarihi bina, belediyeye ait iş makinesiyle yıkıldı.

Trakya Net Haber, 20.07.2007




ANADOLU ATEŞİ ASPENDOS'DA

 

Anadolu Ateşi 21 Temmuz 2007'den itibaren Kasım 2007'ye kadar haftada 3 gün Aspendos antik tiyatroda sahne alacak. Bilindiği gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Ocak ayında yapılan bir anlaşma ile 6 aylığına Anadolu Ateşi'ne tahsis edilen Aspendos Antik Tiyatrosu hakkında bu kararın ardından sayısız haber çıkmış, akademisyenler, Koruma Kurulları ve Kültür Bakanlığı arasında sayısız tartışma gerçekleşmişti.

 

Antalya Koruma Kurulu'nun  'etkinlikler zarar veriyor' kararına rağmen antik tiyatroda önce TRT'nin düzenlediği 23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği gala programı gerçekleştirilmiş, sonra hasar gören yerler gözden geçirilip güçlendirilmiş, daha sonra da Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali başlamıştı. Festivalin ardından sıra Anadolu Ateşi'ne geldi.

 

Haziran ayı başında Aspendos'ta daha büyük ve daha kapsamlı ikinci bir onarım çalışmasına başlatılacağı bilgisini veren İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Acar "Bundan böyle Koruma Kurulu'nun kararlarının uygulanmasında daha hassas olunacak." dediyse de açıklamasında bu onarımın ne zaman yapılacağı belirtilmedi.

 

Bu onarım için Anadolu Ateşi gösterilerinin sona ermesini bekleyeceklerse umuyoruz bu süre içinde şu ya da bu şekilde kimseyi üzecek bir sorun çıkmaz, Anadolu Ateşi Aspendos'u yakmaz...

TAYHaber, Ayşe Didem Bayvas, 20.07.2007

SENDEN ÖNCE ANADOLU

 

 

Çağdaş müzeciliğin Türkiye'deki en önemli temsilcisi olan ve 1997 yılında 68 müze arasından birinci seçilerek Avrupa'da 'Yılın Müzesi' unvanını alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi, son yıllarda birbirinden ilginç eğitim çalışmalarıyla dikkati çekiyor. Bu eğitim çalışmaları çerçevesinde hazırlık çalışmaları bir yıldan fazla süren 'Senden Önce Anadolu Eğitim Projesi' de tamamlandı. 7-12 yaş arası çocukları Anadolu uygarlıkları konusunda bilinçlendirmeyi amaçlayan proje kapsamında ilk aşamada 10 kitap yer alıyor. Yontma Taş Çağı ile başlayan bu kitapların her birinde Anadolu uygarlıkları kronolojik olarak anlatılıyor. Çocukları sıkıcı bilgilerle boğmadan, zaman içinde geriye doğru neşeli yolculuklar yaptırmayı amaçlayan Senden Önce Anadolu Eğitim Projesi kitapları belli bir konsepte göre hazırlandı. Bu kitapları okuyan çocuklar her dönemde, her uygarlıkta yaşıtları olan arkadaşlarıyla tanışacaklar ve onların rehberliğinde Karain mağarasından Gordion ve Milet'e kadar birçok kenti gezecekler. Kitapta yer alan çeşitli etkinliklerle de hem eğlenecek hem de yaratıcılıklarını geliştirecekler. İçerik ve kapsam olarak bir ilke imza atan proje, kollektif bir çalışmanın ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Başkanlığını Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdürü Hikmet Denizli'nin yaptığı projeye altmışın üzerinde müze uzmanı da bilgi ve belge sağladı.

İlk baskısı Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ile Anadolu Medeniyetleri Koruma ve Yaşatma Derneği'nin sponsorluğunda iki bin adet olarak basılan kitapların ilk aşamasında 10 kitap yer alıyor. Yontma Taş Çağı, Yeni Taş Çağı, Bakır Taş Dönemi, Eski Tunç Çağı, Asur Tcaret Kolonileri Dönemi, Hititler, Geç Hititler, Urartular, Frigler ve Batı Anadolu Uygarlıkları'nın anlatıldığı kitaplar, özel hazırlanmış bez çantası içinde kalemlik, boya kalemi, makas ve tutkal gibi malzemelerle birlikte veriliyor. Projenin ikinci aşaması da Hellenistik Dönem, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar ile Atatürk ve Cumhuriyet kitaplarının da hazırlanmasıyla tamamlanmış olacak.

Bugün, Haber: İmge Yücetürk, 20.07.2007

1,5 TON TARİHİ ESER TÜRKİYE'YE GERİ DÖNDÜ

 

Türkiye'den kaçırılan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE), bulunan 23 tarihi eser, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın girişimiyle Türkiye'ye getirildi. Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre, Türkiye'den 1 Nisan 2007 tarihinde, BAE'ye bağlı Şarika (Sharjah) Emirliği'ne giden bir uçak alana indiğinde kontrole takıldı.

Uçakta, bin 666 kilogram ağırlığında heykel, stel ve lahit parçalarından oluşan 23 adet tarihi eser bulundu. Şarika Arkeoloji Müzesi'nin deposunda koruma altına alınan eserlerin, Müze Müdürü Prof. Dr. Abboud Jasim ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Dubai Kültür ve Tanıtma Ataşesi'nin görüşmesi sonucunda, Türkiye kökenli olduğu öğrenildi. Bunun üzerine, Kültür ve Turizm Bakanlığı eserlerin iadesi için girişim başlattı. Eserler, 10 Temmuz 2007 tarihinde bakanlıkta görevli Hakan Melih Aygün, Özgür Mehmet İrkin ve Mehmet Sönmez Köse nezaretinde, Türk Hava Yolları'na ait tarifeli seferle Türkiye'ye getirildi. Araştırmada, eserlerin Şarika Serbest Bölgesi'ne kayıtlı Magnus şirketince üç ayrı sevkıyatla ithal edilmek istendiği ortaya çıktı. Adalet Bakanlığı'nın şirketlerin araştırılması ve Türkiye'ye giriş-çıkış kayıtlarının tespit edilmesi için İçişleri Bakanlığı ile temasa geçtiği bildirildi. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün, eserlerin bakanlığa bağlı herhangi bir müzeden çalınmadığının tespit edildiğini söyledi.

Sabah, 20.07.2007

HEPİMİZ AFRİKALIYIZ

 

 

İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, bugün dünyada yaşayan tüm insan soyunun (homo sapiens sapiens) 55 bin yıl önce Afrika’nın orta ve güney bölgelerinden, özellikle Güney Sahra’dan çıkan tek bir göç dalgasıyla dünyaya yayıldığını ispatladı.

Bilim adamları, bu tespitin daha önce 6 bin kafatası üzerinde yapılmış çalışma sonuçlarıyla uyuştuğunu söylüyorlar. Bu yaklaşım, insanların dünyanın 7 farklı bölgesinde ayrı ayrı ortaya çıktığı teorisini de çürütecek gibi görünüyor.

Anatomik değişikliklere uğramış dünyanın dört bir yanındaki diğer homo sapienslerin de 50 bin yaşlarında olduğu göz önünde bulundurulunca, modern insanın 150 bin yıl boyunca Afrika’da kaldığı kanıtlanmış oluyor. "Homo erectus" ve "neandartal" türlerinin ise Afrika’yı daha önce terk ettikleri, ancak yerleşmiş oldukları yerlere homo sapiensin gelmesiyle beraber soylarının tükendiği biliniyor.

Araştırmacılar, Avustralya ve Güney Amerika yerlilerinin ise en az genetik değişim geçiren topluluklar olduğunu bunun da kafataslarının şekil ve büyüklüklerinden anlaşıldığını belirtiyorlar. Yine de Afrika’dan çıkan homo sapiensle bugün dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan bir insan arasında çok büyük fiziksel farklılıklar bulunuyor.

Hürriyet, 20.07.2007

PORTAKAL MESCİDİ'NDE RESTORASYON BAŞLIYOR

 

İzmit’teki önemli tarihi binalardan biri olan Akçakoca Mahallesi’ndeki Portakal Mescidi’nde Büyükşehir Belediyesi’nin yaptıracağı restorasyon çalışması başlıyor.

 

Büyükşehir Belediyesi, Portakal Mescidi çevresindeki üç binayı da kamulaştırmıştı. Bu binalar yıkıldıktan sonra Portakal Mescidi, Usra İnşaat firması tarafından 142 bin 880 YTL’ye malolacak çalışma ile yenilenecek. Aslına uygun olarak yeniden yapılması hedeflenen Portakal Mescidi, İzmit’in en güzel binalarından biri olacak.

Özgür Kocaeli, 20.07.2007

JAPONYA'YA GİDECEK ESERLER GÜMRÜĞE TAKILDI





Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Bölümü'ne ait 140 parça tarihi eser, Japonya'da "Muhteşem Osmanlı Hanedanı" adı altında sergilenecek. 1 Ağustos'tan başlayarak 11 Şubat 2008'e kadar Tokyo, Kyoto ve Nagoya'da sergilere götürülecek olan eserler Japon ve Türk uzmanlarca seçildi.


Bu eserler arasında altın şehzade beşiği, altın ve değerli taşlarla süslü kılıç, kalkan, kama, sürahi gibi Hazine Bölümü'ne ait çok değerli parçalar ile İslam Eserleri Bölümü'nden elyazması Kuran'lar vardı. Eserler, 26 adet muhafazalı sandığa Topkapı Sarayı uzmanlarınca özenle yerleştirildi.
 

Daha sonra güvenlik önlemleri altında 3 gün önce Atatürk Havalimanı'na (AHL) getirildi. Ancak eserler tam uçağa bindirilecekken, gümrük memurları sandıkların açılmasını istedi. Topkapı Sarayı yetkilileri, sandıkların mühürlü olduğunu ve açılmasının mümkün olmadığını belirterek Bakanlar Kurulu kararını gösterdi. Ancak gümrük memurları prosedür gereği eserleri görmek zorunda oldukları konusunda diretti. Kriz büyüyünce Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gümrük Müsteşarlığı yetkilileri devreye girdi. Sorun çözüldü, ancak eserleri almak için bekleyen kargo uçağının pilotu rötar yapamayacağını söyledi ve kargoyu almadan havalandı.


AHL Gümrük Müdürü Hüseyin Şanverdi, suçlunun Topkapı Sarayı memurları olduğunu söyledi:
"Eserler sandıklara konurken prosedür gereği bir gümrük memurunun kendilerine eşlik etmesi gerekirdi. Ancak bizden böyle bir talepleri olmadı. Hatta eserler alana getirilene kadar da bize bilgi verilmedi. Son anda eserler uçağın altındayken memur arkadaşımız olaya müdahale etti. Sandıkların açılmasını istemek gibi bir durum söz konusu değil. Ancak geç kalındı. THY da uçağın kalkışından yarım saat önce eserleri kabul etmeyince bu kötü olay yaşandı."


Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri ise şöyle konuştu: "6 Temmuz'da hem Gümrük Müsteşarlığı'na hem de AHL Gümrük Müdürlüğü'ne faksla bildirim yaptık. Bakanlar Kurulu kararını da gönderdik. İstanbul Valiliği'ne eskort temini için yazı yazdık. Valilik eskort gönderdi. Ancak onlar memur göndermedi. Havalimanında da işgüzarlık yaptılar. Ülkemizin prestij kaybına neden olundu. Yeniden işlemleri tamamladık, eserlerimiz Japonya'ya gidiyor."
Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 20.07.2007

ÇIMAĞIL MAĞARASI TURİZME AÇILIYOR





Bayburt'a yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta bulunan ve doğal güzelliğiyle turizmde gelecek vadeden Çımağıl Mağarası, eylülde turizme açılacak.

Bayburt Valisi Musa Küçükkurt, Aşağı Çımağıl Köyü Taşındibi Mahallesi'nde, deniz seviyesinden 2 bin 450 metre yükseklikte bulunan mağaranın, yol ve içindeki inşaat çalışmalarının sürdüğünü söyledi. Küçükkurt, 134 bin euroluk projenin Avrupa Birliği tarafından desteklendiğini, çalışmaların ise Köylere Hizmet Götürme Birliği tarafından yürütüldüğünü belirtti.

Küçükkurt, "Çımağıl Mağarası'nın ihalesi 19 Nisan 2007 tarihinde yapıldı. İhaleyi alan firma, mağaraya yapılacak 700 metrelik yolun kaba inşaatını bitirmiş, tesviye ve düzeltme işleri devam ediyor" dedi. Mağara içi yolun tamamlanmasının ardından köyden mağaraya kadar elektrik direklerinin dikileceğini ve hat çekileceğini belirten Vali Küçükkurt, mağara içinin aydınlatılacağını ve gezi yollarının yapımının tamamlanacağını kaydetti.

Vali Küçükkurt, "Bu proje hazırlarken insanlar hayal dahi edemiyorken artık mağaranın içine giriyor ve tüm güzelliğini görüyor olmanın mutluluğu, bu güzellikleri de tüm Türkiye'ye kazandırmanın heyecanı içindeyiz. Çalışmaları tamamlayarak, mağarayı 15 Eylül 2007 tarihinde turizme açmayı planlıyoruz."

Bayburt il merkezine yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta bulunan bin 10 metre uzunluğundaki Çımağıl Mağarası'nda, 11 bölüm bulunuyor. Mağarada tavan yüksekliği yaklaşık 15 metre olan büyük bir salon yer alıyor. Bu salona bağlı olan kremalı oda, küçük oda, hayaletler odası ve mavi oda diye adlandırılan bölümlerde, sarkıt ve dikitlerin yanı sıra yer yer su birikintileri bulunuyor.

Bayburt Kent Haber, 17.07.2007


*****


ZONGULDAK'TA 30 MAĞARA TURİZME AÇILABİLİR

 

Sportif ve turistik geziler ile bilimsel araştırmalara yönelik mağara turizminin gelişmesinin hedeflendiği Zonguldak'ta, 30 civarındaki mağara yerli ve yabancı turistlerce keşfedilmeyi bekliyor.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, mağara yoğunluğu açısından Avrupa ülkeleri arasında ilk sırada yer aldığını bildirdiği Türkiye'de, Zonguldak'ta ekipmanlı normal ve profesyonel ziyaretçilerin girebileceği, turistlik gezilere uygun görsel güzelliği de bulunan çok sayıda mağara bulunuyor. Kentte galeri, sarkıt, dikit, travertenler ve milyonlarca yıllık mercan fosilleri bulunan ve temiz havasıyla stres giderdiği bildirilen 3 bin 250 metre uzunluğundaki Gökgöl Mağarası'nın, turizme açık 875 metresini 2001'den bu yılın 7 ayına kadar 215 bin civarında gezen kişi sayısının artırılması amaçlanıyor.

 

Ereğli İlçesi'ndeki, mitolojide ''yeraltı tanrısı Hades'in ülkesine açılan yollardan biri'' gösterilen Cehennemağzı Mağaraları'nı da yılda 20 bin civarında yerli ve yabancı turist geziyor. Bakanlık tescilli 6 bin 250 metreyle Türkiye'nin ikinci uzun mağarası konumundaki Kızılelma ile Çayırköy'ün yanı sıra Sofular, İnağzı, Cumayanı ve İncivezaltı gibi mağaraları da genellikle bilimsel araştırma yapmak isteyenler ile sporcular ziyaret ediyor. Ekipmanlı normal ziyaretçiler rehber eşliğinde Çayırköy Mağarası'nda, ekipmanlı profesyoneller ise Kızılelma Mağarası'nda yeni keşiflerin heyecanını yaşıyorlar.




Çayırköy Mağarası


Turizm Gazetesi, Fotoğraf: Karaelmas Üniversitesi, Mağara Araştırma Kulübü, 19.07.2007




Nano-Yorum: Birbirinden güzel oluşumlara sahip tüm bu mağaralar turizme açılmasın demiyoruz, tabii ki açılsın. Ama unutulmaması gereken nokta, bu mağaraların milyonlarca yılda oluştuğu. Mağarada bulunan bir tek sarkıtın 1 cm büyümesi için onlarca yıl gerekiyor. Gökgöl Mağarası'ndaki bazı sarkıtlar ise 4 m uzunluğunda. 6 yılda 215.000 kişi gezip görecek ve kişi başı  5.- YTL giriş ücreti ile 1.075.000.- YTL para kazanılacak diye Gökgöl Mağarası'nın ağzını yıkarak büyütmek, içindeki galerileri betonlamak, sadece 875 m'lik gösteriş için 3.250 m'lik mağaradaki tüm oluşumu durdurmak, sıcak aydınlatma kullanarak mağaranın ısısını değiştirmek ve burada yaşayan binlerce yarasayı göç ettirmek bizlere pek akıllıca gözükmemekte.
Siz ne dersiniz?
Sinirli Mağaracı :(

ZİNCİRLİ HÖYÜK'TE ÇALIŞMALAR BAŞLADI

 

 

İslahiye İlçesi'ne bağlı Zincirli köyü sınırlarında yer alan Zincirli Höyük'te, kazıların ikinci ayağına başlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ABD'deki Chicago Üniversitesi'nin yürüttüğü kazı, Chicago Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. David Schloen başkanlığında 50 kişilik ekip tarafından yapılıyor. Doç. Dr. Schloen, 10 yıl süreli kazı çalışmalarıyla tarihi Zincirli Höyük'te bulunan eserleri ortaya çıkarmayı amaçladıklarını, kazının birinci ayağının ağustos 2006'da başladığını ve 5 hafta sürdüğünü söyledi. Bu yılki çalışmalara 50 kişilik ekiple başladıklarını ifade eden Doç. Dr. Schloen, Alman ve Amerikalı akademisyenlerin yanı sıra birçok ülkedeki üniversiteden doktora öğrencilerinin de ekipte yer aldığını, çalışmaların üç noktada sürdürüldüğünü belirtti.

 

"Tekrar kazıya başlamanın mutluluğunu yaşıyoruz" diyen Schloen, "Bu yıl antik kenti ortaya çıkarmak için 2 ay boyunca çalışacağız. Geçen yıl 5 hafta çalıştıktan sonra tarihi şehrin duvarının yaklaşık 45 metrelik kısmını açmıştık. Bu kısım bize şehrin nasıl inşa edildiğini gösteriyor. Bu bölgenin topoğrafik haritasını çıkarmış olduk. Bu yıl daha büyük bir ekiple daha büyük bir kazı için tekrar başladık. Kazı sonunda evler, saray ve şehir kapıları bulmayı umuyoruz. Kalıntı ve heykellerin bulunma ihtimali de var" şeklinde konuştu.

 

Chicago Üniversitesi'nin l920 yılından itibaren Türkiye'nin değişik yerlerinde ciddi kazılar yaptığını, Zincirli Höyük'ün en büyük projelerinden birisi olduğunu anlatan Doç. Dr. Schloen, kazının bilimsel araştırmanın yanı sıra tarih ve turizm açısından da büyük önem taşıdığını vurguladı. Doç. Dr. Schloen, 5 yıllık bir kazının sonunda Tilmen ve Yesemek gibi bir alanın ortaya çıkarılabileceğini kaydetti.

Gaziantep 27 Gazetesi, 19.07.2007

KADI CAMİİ RESTORE EDİLİYOR

 

Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Kilis'teki tarihi Kadı Camii'nin restorasyonuna önümüzdeki hafta başlayacak.

 

Vakıflar Gaziantep Bölge Müdürü İsa Güven ve beraberindeki heyetle Kilis'te restorasyonu devam eden tarihi yerlerde incelemeler yaptı. Önümüzdeki hafta restorasyonuna başlanacak olan Kadı Camii'nde Kilis milletvekili Hasan Kara ve Belediye Başkanı Mehmet Abdi Bulut'la birlikte kontroller yapan Vakıflar Bölge Müdürü İsa Güven, çalışmalar hakkında bilgiler verdi. Tarihi camiin altında bulunan işyerlerinin bir süreliğine kapatılacağını belirten İsa Güven, işyerlerinin sahipleriyle görüşmelerde bulundu.

 

Vakıflar Gaziantep Bölge Müdürü İsa Güven, Kilis'te geçen yıl tarihi cami, hamam başta olmak üzere bir çok eserin restorasyonuna başlandığını söyledi. Güven, tarihi Cüneyne Camii restorasyonu için de çalışmaların devam ettiğini kaydetti.

Gaziantep 27 Gazetesi, 19.07.2007

TARİHİ ESAT PAŞA ÇEŞMESİ ONARILIYOR

 

Çanakkale’nin Eceabat İlçesi’ne bağlı Yalova Köyü’nün üç kilometre güneyinde bulunan tarihi Esat Paşa Çeşmesi, ÇEKÜL Vakfı’nın ve Eceabat Kaymakamlığı’nın işbirliğiyle onarılıyor. Tarihi çeşmede hayata geçirilecek onarım çalışmalarını belirlemek için Yalova Köyü’ne giden Eceabat Kaymakamı Muhterem İnce ve ÇEKÜL Vakfı Çanakkale Temsilcisi Mimar İsmail Erten, yapıyı yerinde incelediler.

Köy halkı tarafından hala kullanılan tarihi çeşme, zaman içerisinde çeşitli tahribata uğramış. Çeşmenin kemeri üzerinde yer alan silmeli taçla süslenmiş parçalar ve iki yanında bulunan duvarların üst bölümlerindeki silmeler yıkılmış. Çeşitli dönemlerde yapıya küçük onarımlar şeklinde müdahaleler yapıldığı için, fiziki yapı genel olarak büyük oranda orijinalliğini koruyor. Bu durum da tarihi çeşmenin önemini bir kat daha artırıyor.

Onarım çalışmaları kapsamında, yan duvarlar ve ortadaki yüksek bölümün yıkılan üst kısımları tamamlanacak, ayrıca küçük tamiratlarla eklenen ve orijinalliği bozan kısımlar temizlenecek. Çeşme etrafında çevre düzenlemesi ve peyzaj çalışması yapılacak. Böylelikle çeşme ve etrafının mevcut kullanımını arttırılarak, bölgeye dışarıdan gelen konukların bu kültürel ve doğal alandan yararlanmasına olanak sağlanacak. En önemlisi ise, kültürel miras özelliği taşıyan Esat Paşa Çeşmesi korunarak, gelecek kuşaklara aktarılacak.

Yapı, 19.07.2007

BOĞAZİÇİ'NDE 'TARİHE' OTOPARK

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın İstanbul'da "korunması gerekli kültür varlığı" olarak tescil ettiği "tarihi ahşap bina" yıkılarak "açık otoparka" çevrildi. Bakanlığın "izinsiz herhangi bir müdahale varsa ivedilikle durdurulması" talebini içeren resmi yazısı dikkate alınmazken Üsküdar Belediyesi, otoparkın işletilmesi için bakanlığın yazısından 18 gün sonra otopark için "işyeri açma ve çalışma ruhsatı" verdi. AKP'li belediyenin ruhsatı vermeden önce kendisine ulaşan şikayet dilekçesine verdiği, " Şikayet konusu edinilen yerle ilgili otopark yapılmak üzere henüz ruhsat talebinde bulunulmamıştır. Açık otopark olarak yerin hazırlanmasından sonra başvuru olması halinde şikayet dilekçeniz değerlendirilecektir" yanıtı, tarihi yapının göz göre göre yıkılarak otoparka çevrildiğini ortaya koyuyor.
 

İstanbul Beylerbeyi'nde yaşanan olay Beylerbeyliler Dayanışma Derneği'nin, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul 4 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü'ne yaptığı başvuru üzerine ortaya çıktı. Dernek, Üsküdar Belediyesi'ne gönderdiği şikayet dilekçesini
bakanlığa bağlı müdürlüğe de gönderdi. Dernek başvurusunda, "Beylerbeyi Mahallesi, Arabacılar Sokak, 125 pafta, 755 ada, 24 parseldeki ahşap binanın yıkılarak, parselin otopark olarak düzenlenmeye çalışıldığını" bildirdi.
 

Bakanlığa bağlı müdürlük, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Boğaziçi İmar Müdürlüğü'ne 1 Haziran 2007'de yazdığı resmi yazıda olayla ilgili önemli tespitlerde bulundu:

  • Korunması gerekli kültür varlığı Parseldeki yapı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 19.04.1974 gün 7759 sayılı genel kararıyla korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiştir.
     

  • Bir dönemin özgün yapısı İstanbul 3 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 04.01.2006 gün 1277 sayılı kararında, "... 775 ada, 24 parseldeki bir kısmı çökmüş olan binanın bir dönemin özgün yapısı olması, ayakta olan kısımlarının yıkılmaması, binanın nüfus ve eşyadan arındırılmasına" karar verilmiştir.

Bakanlığa bağlı müdürlük izinsiz herhangi bir müdahale varsa ivedilikle durdurulmasını talep ederken tarihi bina bu süreçte sahibi tarafından yıkıldı. Yılmaz İnşaat'a 19 Haziran 2007'de Üsküdar Belediyesi'nce ruhsat verildi. Yılmaz Otopark, tabelasını cadde üzerindeki ahşap bir binanın üzerine astı.

Cumhuriyet, Haber: Aykut Küçükkaya, 19.07.2007

KARADENİZ'İN İLK ANTİK KENTİ

 

 

Çaycuma İlçesi'ne bağlı Filyos beldesindeki Antik Teion Kenti’nde, ağustos ayında kazılara ve arkeolojik su dalışlarına başlanacak. Kazılarda, MÖ 7. yüzyılda kurulan antik kentin mimari yapısının ortaya çıkarılması hedefleniyor. 30 kişilik bir bilimsel ekiple kazı çalışmalarına başlayacaklarını belirten kazı başkanı Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sümer Atasoy, Roma dönemine ait toprak üstü kalıntılardan, liman surları, su kemeri, tiyatro, savunma kulesi ile antik liman ve mendireğin planlarının çıkarıldığını söyledi.

Antik kenti, Ege Bölgesi’ndeki Milet kentinden gelenlerin kurduğunu anlatan Atasoy şu bilgileri verdi: “Türkiye’de Karadeniz sahillerinde ilk defa yapılan kazılar, bölgenin önemli ticaret kenti olduğunu gösteriyor. Burada hiç bilmediğimiz sahil surlarını ortaya çıkardık. Ayrıca, 2 bin kişilik Roma tiyatrosunda heykellere ait mermer ve bronz parçalar bulduk. Karadeniz sahillerimizde ilk defa bir antik kent kazılarak, kalıntılar ortaya çıkarılacaktır. Karadeniz’de, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu ve Trabzon’da da eski yerleşim alanlarının izleri kayboldu. Ancak Filyos’daki antik kent bu açıdan bozulmamış tek yer konumundadır.”

Bölgede kamulaştırma çalışmalarının başladığını söyleyen Atasoy “Arazilerin çoğu kişilerin mülkiyetinde. Bundan dolayı da vatandaşlar izin verdiği ölçüde kazıları yapabileceğiz. Kentteki antik tiyatroyu tamamen ortaya çıkarmayı amaçlıyoruz. 2 su arkeoloğu dalışlarda bulunacak. Ortaya çok hoş bir kent çıkacak. Eserleri anında turizme kazandıracağız. Hemen broşür çıkartmayı amaçlıyoruz. Bilgi panoları da yapıp, kentin haritalarını çizeceğiz” dedi.

Türkiye Gazetesi, 19.07.2007

ŞANLIURFA'NIN SAKLI TARİHİ TOPRAK ALTINDA

 

Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cihat Kürkçüoğlu, ‘tarihte önemli ve birçok medeniyete ev sahipliği yapması sebebiyle, zengin bir tarihi içinde barındıran Şanlıurfa’da, yapılan 35 arkeolojik kazıya rağmen, halen toprak altında zengin bir tarih yattığını’ söyledi. Şanlıurfa’nın, dünyada kültür ve medeniyet merkezi sayılan ve arkeoloji literatüründe “Bereketli Hilal” olarak adlandırılan bölgede yer aldığını dile getiren Kürkçüoğlu, şimdiye kadar yapılan 35 arkeolojik kazıya rağmen daha birçok tarihi yapının gün yüzüne çıkarılmayı beklediğini söyledi.

Türkiye Gazetesi, 19.07.2007

BİRSÖZ YENİDEN NEVŞEHİR İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRÜ

 

1995 yılından buyana Nevşehir İl Kültür ve Türizm Müdürü görevini yürükmekte olan ve defalarca görevinden alınan Velettin Birsöz yargı kararı ile yeniden görevine döndü. Daha önce bu bölgeye Bitlis İl Müdürü Hüsnü Işık Gör getirilmişti. Gör de Bitlis’teki görevine iade edildi.

Turizm Gazetesi, 18.07.2007




CENEVİZ SURLARI KURTULUYOR

 

  

 

Taksim-Yenikapı metrosu inşaatını engellediği gerekçesiyle taşınması planlanan 700 yıllık Ceneviz Surları yerinde kalıyor. Tünel, surların 3 metre altından geçecek Taksim-Yenikapı metrosu inşaatını engellediği gerekçesiyle taşınması planlanan 700 yıllık Ceneviz Surları yerinde kalıyor. Tünel, surların 3 metre altından geçecek.

 

İstanbul'un raylı sistemlerinin birleşmesi için en önemli geçişlerden biri olan Taksim- Yenikapı Metrosu'nun tamamlanmasının önündeki en büyük engel olarak görülen Ceneviz Surları'nın taşınma kararı durduruldu. 700 yıllık tarihi Ceneviz Surları parça parça keserek taşımayı düşünen İstanbul Büyükşehir Belediyesi, mimarlar ve tarihi eser uzmanlarının tepki göstermesi üzerine geri adım attı.
 
Tarihçiler, arkeologlar ve mimarların görüşlerini yerinde bulan Büyükşehir Belediyesi, surları taşımaktan vazgeçti. Belediye yeni bir proje yaparak İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na gönderdi. Kurula gönderilen projede tarihi Ceneviz Surları yerinde kalıyor. Zemin güçlendirildikten sonra tünel inşaatı surların 3 metre altından geçiriliyor.

Proje şimdi İstanbul 2 No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan onay bekliyor. Kurula çıkması için röportörün rapor yazdığı proje onay alması halinde metro tüneli, yeraltından çıkıp deniz üzerinden yapılacak köprüyle Yenikapı'ya ulaşacak. Böylece yaklaşık bir yıldır duran çalışmalar yeniden başlayacak.

Surların taşınması kararı daha önce de 2. No'lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun onayı ile alınmıştı. Metronun Şişhane'deki tünel çıkışında bulunan surların yaklaşık 40 metrelik bölümünün kesilerek taşınması planlanmıştı.

Sabah, Haber: Ercan Sarıkaya, 19.07.2007

ÇORUM KALESİ RESTORE EDİLİYOR

 

Selçuklular döneminden kalan tarihi Çorum Kalesi restore edilecek. Kale içerisinde evi olan vatandaşlara da TOKİ tarafından konut verilecek. Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Bayazıt ile Çorum Kalesi’nde incelemelerde bulunan AK Parti Milletvekili Agah Kafkas, Çorum Kalesi’nin restorasyon çalışmalarının, hazırlanacak projenin ardından hayata geçirileceğini söyledi. Kafkas restorasyonun ardından tarihi Çorum Kalesi’nin turizme kazandırılacağını ifade etti.

Türkiye Gazetesi, Haber. Erol Süer, Fotoğraf: Çorum Belediyesi, 19.07.2007

KİPTAŞ ORTASINDA TEKKE OLAN LÜKS REZİDANS ARAZİSİNİ SATIYOR

 

Kiptaş, üzerinde Karaağaç Tekkesi'nin kalıntıları bulunan Sütlüce'deki 3.6 bin metrekarelik arsayı satışa çıkardı. İmarı rezidans yapmaya müsait olarak ilan edilen arazinin satışı Alevi derneklerini ayaklandırdı.





İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı gayrimenkul geliştirme şirketi Kiptaş, İstanbul Sütlüce'de Haliç manzaralı 3 bin 632 metrekarelik arsayı satışa çıkarınca Alevi dernekleri ile karşı karşıya geldi. İmar durumu ticaret, otel, konaklama, konut, kültürel ve özel eğitim tesisi yapılmaya müsait olarak duyurulan arazinin bir bölümü üzerinde 16'ncı yüzyıldan kalma Karaağaç Tekkesi bulunuyor. Hafriyat çalışmaları sırasında tekkenin kalıntıları ortaya çıkan arazide 3 tane de yeniçeri mezarlığına rastlandı. Ancak tüm bunlara rağmen önceki gün ihaleye çıkan Kiptaş 3 Ağustos günü arsa taliplerinin tekliflerini alacağını duyurdu.

İhale ilanında Karaağaç Tekkesi'nden söz edilmezken, arsanın 27 Kasım 2006 tasdik tarihli Beyoğlu İlçesi, Sütlüce Mahallesi, 115 pafta, 1 ve 2 parsellere ilişkin 1/5000 ölçekli Tadilat Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli tadilat Uygulama İmar Planı'nda serbest yapılaşma koşullarına özel proje alanında bulunduğu belirtildi. Söz konusu alana blok boyut ve şekli serbest bitişik, ayrık, ikiz sıralı blok yapılabileceği belirtilerek, kat sınırı olmadığının da altı çizildi. Konuyla ilgili görüştüğümüz Kiptaş yetkilileri arsa üzerinde tekkenin bulunduğunu doğrulayarak, "İnşaat yapılsa da o bölüm üzerinde bu tekke korunacak" dedi.





Karaağaç Tekkesi'nin bulunduğu kısım demir ağ ile koruma altına alınmış. Bu alan proje sırasında da korunmaya devam edilecek.


Bu arada şantiye alanına gittiğimizde söz konusu alanda sadece tekke değil, şu ana kadar tespit edilen üç yeniçeri mezarının bulunduğu ortaya çıktı. İnşaat sırasında uzun yıllarca bölgede çalışan Pala lakaplı emekli belediye temizlik işçisi Mustafa Cofus'tan mezarların bulunduğu yer hakkında bilgi ve yardım alındığı öğrenildi. Mezarların proje nedeniyle bulunduğu bölgeden kaldırılıp, yine aynı arazi üzerinde yapılaşmanın bulunmadığı alana taşınacağı belirtildi. Arazide başka mezarların da bulunabileceği ve araştırmaların sürdüğü ifade ediliyor. 250 ile 500 yıllık bir tarihi geçmişi olduğu tahmin edilen tekkenin geçmişte en az iki kez inşa edildiği de belirtiliyor.




Arazi üzerinde şu ana kadar 3 yeniçeri mezarı bulunmuş. Bunlardan ikisi net olarak ortada. Üçüncüsü ise halen çıkarılıyor.


Kiptaş'ın ilanlarında Karaağaç Tekkesi'nin de içinde bulunduğu arazi için "özel proje alanı" tanımı kullanılıyor. Kat yüksekliği serbest bırakılan otel, rezidans, iş merkezi gibi tesislerin yapılabileceği arazi Haliç'e bakıyor.

 

Kiptaş ile Alevi derneklerini karşı karşıya bırakan Karaağaç Dergahı ya da Tekkesi'nin tarihi oldukça eski. Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı'na göre söz konusu tekke 2'nci Bayezıd tarafından arazi üzerine 3'üncü Sultan Mustafa devrinden sonra Bektaşi Tekkesi olarak yapılmış. Cumhuriyet Dönemi'nde de 'tekke ve zaviyeler'in kaldırılması ile kanun gereği kapatılmış ve bölgeye özel konutlar yapılmış.

Sabah, Haber: Hacer Gemici, 19.07.2007

TARİHE ÖNEM VERİLİYOR

 

Gaziantep'te kentin en önemli tarihi mekanlarından biri olan Bakırcılar Çarşısı'nı onararak yeniden Gaziantep'e kazandıran Büyükşehir Belediyesi, hayata geçirilecek yeni uygulamalar için çalışmaları hızlandırdı.

 

ÇEKÜL Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen ve beraberindekiler, yapılan çalışmalarla ilişkin olarak Gaziantep'i ziyaret ederek, Vali Süleyman Kamçı, Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, Şahinbey Belediye Başkanı Ömer Can, Şehitkamil Belediye Başkanı Metin Özkarslı ve ÇEKÜL Vakfı Gaziantep Temsilcisi Zafer Okuducu ile bir araya geldiler. ÇEKÜL Vakfı tarafından, görüşmeler sonrasında yapılan açıklamada, kent merkezinde tarihi ve kültürel mekanların korunmasının yanı sıra Dülük ve Nizip gibi bölgelerde de kent dışı tampon bölgeler yaratılmasının gerekli olduğuna işaret edildi. Halen onarım ve düzenleme çalışmaları devam ettiği Gaziantep Kalesi ve çevresindeki çalışmaların önemine işaret edilen açıklamada, Gaziantep için en önemli projelerden biri olan Mozaik Müzesi'nin de kentin dışında 45 dönümlük bir arazi üzerinde kurulmasının planlanmasının önemine işaret edildi.

Gaziantep 27 Gazetesi, 19.07.2007

ANADOLU'DAKİ TARİHSEL KOMŞULUK

 

Bizans Sempozyumu'ndaki "Selçuklu" bildirileri, dostluğun ve kardeşliğin izlerini yansıttı.

Siyasetin seçim söyleminde "kardeşlik" öne çıktı.

Çünkü Anadolu'nun "birlikte yaşama"ya dayalı "kendine has" toplumsal tarihini kavrayamayanlar, buna yabancı "Batı" nın "azınlık" kavramına sarılmışlar...

O kadar ki "demokrasi" yi bile farklı toplumsal beklentilere dayanan farklı görüşler yerine, sadece "farklı ırk" lara bağlar oldular.

Onlara göre insanların "düşünce" leri ne olursa olsun, demokrasi için asıl önemli olan "etnik köken" leri.. En gerici fikirleri savunanlar bile eğer "azınlık" lardansa, "demokrat" sayılıyorlar.

İşte böylesi "ayrılıkçı" anlayışların "insan hakları" adına "siyasallaştığı" şu seçim ortamında, Anadolu'daki "ortak yaşama kültürü" nün temellerine de değinilen bir etkinlik, 25-28 Haziran 2007'de gerçekleştirildi.

Vehbi Koç Vakfı'nca, İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin ev sahipliğinde, Sevgi Gönül anısına düzenlenen, "Uluslararası Bizans Araştırmaları Sempozyumu" nda, bazı bildiriler de "Bizans ile Selçuklu" nun ortak uygarlık değerlerini ele almışlardı.

Örneğin bu birlikteliğin mimarideki yansımalarını "Selçuklular, Bizans malzemesini kendi öz yaratıları ile birlikte, büyük hoşgörü ve uyumla kullanmıştır" diyerek anlatan Gönül Öney şunları vurguluyor: "Selçuklular, İran ve Ortadoğu'nun zengin mirasını bünyelerinde yoğurarak, Anadolu'da Hıristiyan, Bizans ve Ermeni yerleşim bölgelerinde yeniden şekillendirdi. Değişik din, dil ve kültürlerden gelen ustaların tasarımları, eserleri, Anadolu'da yeniden filizlendi..."

Öney'e göre Selçuklu sanatına özgü taş kabartma, sembolik aslan, çift başlı kartal, tavus, balık, ejder, hayat ağacı gibi figürler, "Orta Asya inançlarını Bizans gelenekleriyle harmanlayarak" camileri, medreseleri, hanları, kaleleri, sarayları süslemişlerdi...

Aynı etkilenmenin "sikke" lerdeki izlerini anlatan Adil Özme de şunları söylüyor: "Selçuklu sikkelerinde cepheden tasvir edilmiş yarım portreler, tahtta oturan tasvirler ve ejderle mücadele eden atlı tasvirleri gibi Bizans figürlerinin yer alması dikkat çekicidir..."

Benzer şekilde Tuna Artun 'un "Anadolu'nun Türkleşmesinde Bizans Dünyasının Rolü"; Antony Eastmond 'un "13. yy'da Kültürlerarası Evlilik ve Anadolu Sanatına Etkisi"; Sabahattin Türkoğlu 'nun "Bizans Kıyafetlerinde Türk Etkileri"; Mustafa Daş 'ın "Bizans'ta Türklere Verilen Sıfatlar"; Koray Durak 'ın "Bizans'ta Türklerin Tanımı"; Aynur Durukan 'ın "Bizans, İlk Beylikler ve Selçuklular"; Muradiye Bursalı 'nın "Bizans ve Selçuklu'da Hayat Ağacı Motifi"; Erdoğan Merçil 'in "Sultan Sencer'in Bizans İmparatoruna Mektubu"; Cesim Avcı 'nın "Selahaddin Eyyubi ve Bizans" ile Ayla Ödekan 'ın "Kültürler Arası Etkileşim ve Mukarnas" gibi bildirileri de "Anadolu'daki beraberliklerin ortak mimarları" nı tanıtan diğer bilimsel sunumlar...
 

Ne var ki sempozyumun resmi teması "Onikinci-Onüçüncü Yüzyıllarda Bizans Dünyasında Değişim" olduğundan, günümüzün "Anadolu'ya yabancı kimlik arayışları" na da "ders" verebilecek bu sunumlar, 90 bildiri arasında "önemlerine uygun yoğunlukta" yer alamadılar.

Nitekim Bizans'la ilgili bir sempozyumun "ilk kez" yapılmasını; "Hiçbir zaman bizim bilim alemimiz ciddi Bizans uzmanı yetiştirmedi. Atatürk döneminin dışında böyle bir teşebbüs de olmadı" diyerek sorgulayan İlber Ortaylı da şunları vurguluyordu: "Fakat Bizantinistler dünyası da Türkleri, bir-ikisi dışında Arapları ve İranlıları öğrenemedi ve tanımadı. Şahsen bu sempozyumda bunu gözlemledik, en tanınmış Batılı Bizans uzmanları, imparatorluğun yanı başında yaşayan Selçuklu dünyasını bir öğrenci kadar tanımıyorlardı..." (01 Temmuz 07-Milliyet/Pazar)

Burdur'un Ağlasun ilçesine de adını veren antik Sagalassos kentinde 1999'da bulunan bir insan iskeletinin DNA testi herkesi şaşırtmıştı. Aynı kazıdaki işçilerde de "benzer" DNA değerleri çıkmıştı.

Yaklaşık 3 bin yıla uzanan bu "akrabalık" ilişkisi için dönemin Kültür Müdürü Musa Seyirci demişti ki: "Anadolu Türkleşirken, Türkler de Anadolululaştı... "

Antalya'da 1990'larda düzenlenen "Selçuklu Seminerleri" nin de emektarı olan Seyirci, şimdi nedense yapılmayan o anlamlı Anadolu buluşmalarında hep şunu söylerdi: "Türkler bu topraklardaki kültürleri de sahiplenerek farklı bir uygarlık kimliği yarattılar..."

Gerçekten de Arabistan Müslümanlığı ile Anadolu'daki nasıl farklıysa; Hıristiyanlık, Avrupa ile Anadolu'da nasıl aynı değilse; hatta Irak veya İran Kürtleriyle Anadolu Kürtleri için de geçerli olan bu durum, Orta Asya ile Anadolu Türklerinde de açıkça gözleniyor... Dahası Anadolu'daki Bizans bile İtalya'daki Roma'dan "ayrı kimlik" ler sergilemiyor mu?

İşte bu "harmanlanma" içinde özellikle Selçuklular, kendilerinden "önceki" lere de sahip çıkmasalardı; örneğin Aspendos'u onarıp güçlendirmeselerdi; şimdi "Anadolu Ateşi" gösterilerini tartışmak bir yana, belki de bu antik tiyatrodan da yoksun kalmıştık...

Bizans sempozyumunun 2.'si, İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olacağı 2010'da yapılacak. Umarız bu kez ana teması da "Anadolu'daki Tarihsel Komşuluk" olur... Öyle bir komşuluk ki; "birlikte yaşanan yurdun, birlikte uygarlaştırılması" nı öğretiyor.

İlerleyen çağlarda, aynı kenti, aynı sokağı, aynı bahçeyi paylaşanlar arasında "azınlık ayrımı" nı aklına bile getirmeyen "Anadolu bilgeliği" nin kökenlerini; hatta bu bilgeliğin, Batı'da "karanlık" geçen ortaçağı Anadolu'da nasıl "aydınlık" kıldığını da hem bizimkilere, hem de Avrupalılara anlatmak, 2010'u daha da anlamlı kılmaz mı?

Cumhuriyet, 19.07.2007

AYVALIK'TA ESKİ EVLER TEHLİKE SAÇIYOR

 

Ayvalık'ta bulunan eski evler adeta faciaya davetiye çıkarıyor.


1700 bina içinden en ilginci ise Alibey Adası Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan 150 yıllık eski Rum evi.


Buradan geçenlerin yüreğini ağzına getiren binanın üst katı tamamen yıkılmış durumda.

Binanın sadece üst katında balkon üzerindeki duvarın ise beşik gibi sallanması vatandaşları tedirgin ediyor.

Çevre sakinleri, "Burası çok işlek bir cadde, her an bir tehlike yaşanabilir.

Burada çocuklar oynuyor. Yaşanacak bir felaketin sorumlusu kim olacak? Anıtlar Kurulu bir çivi dahi çakılmasına izin vermiyorsa o zaman tedbir alsın. Güzelim binalar bir bir yok oluyor." şeklinde konuşarak tepkilerini dile getirdiler.

Haber Ekspres, Fotoğraf: turkeyinphotos.com, 19.07.2007

1227 YILLIK KİLİSE 400 BİN DOLARA SATILIK

 

 

Bursa’ya bağlı Trilye’nin (Zeytinbağı) Siyi Köyü’ndeki dünyanın en eski üçüncü kilisesi olarak gösterilen 1227 yıllık Başmelekler Kilisesi, 400 bin dolara satışa çıkarıldı.

Kilisenin sahibi Tekser İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mete Yalçın, yapıyı satın alacak kişinin restore ettirip, Mudanya’ya turist çekecek bir kaynak haline getirmesini istediğini belirtti. Daha önce iki kez el değiştiren kiliseyi 780 yılında İmparator Konstantin Porphyrogennetos, Siyi halkına teşekkür amacıyla yaptırdı. Tirilye-Mudanya karayolu üzerindeki sahil köyü Siyi’de bulunan kilise Baş Melekler adına kuruldu. Akıl hastalarını iyileştirdiği düşünülen kilise 8 bölümden oluşuyor.

Tekser İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mete Yalçın tarafından 400 bin dolara satışa çıkarılan kilisenin satışını Turyap Çengelköy Ofisi gerçekleştiriyor. Başmelekler Kilisesi’nin Hıristiyanlık için önemli kutsal yerlerden biri olduğunu belirten Turyap Çengelköy Temsilcisi Ulvi Özcan kilisenin neden satışa çıkarıldığını şöyle anlattı: "Kilisenin sahibi bu kiliseyi aldığında turist çekebilecek bir yapı haline getirmek istiyordu. Ancak vakit ayıramadı. Kilisenin harabeye dönüşmemesi için 400 bin dolara satışa çıkardı. Bu kilise, sadece Hıristiyanlık için önemli olmamalı. Kiliseyi satın alacak kişinin yapıyı kültür varlıklarımıza sahip çıkmak niyetinde olan bir sanatsever olmasını istiyoruz."

İmparator Konstantin Porphyrogennetos’un 780 yılında kendisini fırtınadan kurtaran köylülere teşekkür etmek için inşa ettirdiği Taksiyarhon Kilisesi olarak da bilinen kilise, 1448 yılında tamir gördü ve 1819 yılında da Sultan II.Mahmut’un izni ile yeniden restore edildi. Akıl hastalarını tedavi etmesiyle tanınan kilise, 1922 yılına kadar gerek Rumlar gerek Türkler tarafından ziyaret edildi ancak Siyi şimdiki adıyla Kumkaya’ya Müslüman halkın yerleşmesiyle, kilise önemini kaybetti. Naos, Narthex, Exo Narthex, Aziz Haralamboş şapeli, Aziz Nikolas şapeli, giriş mekanı, Kuzeydoğuda bir oda ve tedavi hücresi olmak üzere sekiz bölümden oluşan Başmelekler Kilisesi’nde süsleme olarak sütun ve başlıkları ile renkleri seçilemeyecek kadar harap olan freskolar görülüyor. Kemerlerde, ayakta duran, başları haleli iki figür bulunuyor. Ortodoks kilisesi, her yıl Fener-Rum Patriği Barthelemaos tarafından ziyaret ediliyor. Kiborion planlı bir yapı olan Baş Melekler Kilisesi’nin, Hıristiyanlığın ilk yıllarından itibaren mezar binalarında da görülen, dört duvar üzerine oturan beşik tonozlar ve yükselen kubbeden ibaret bir görünüşü bulunuyor. Bu plan tipinin örneklerinden iki tanesi de İstanbul’da bulunuyor.

Hürriyet, Haber: Meltem Kara, 19.07.2007

URARTULARDAN KALMA KANALİZASYON SİSTEMİ

 

Erzincan'ın Üzümlü İlçesi'nde bulunan Altıntepe mevkiinde, 2003 yılından itibaren yürütülen arkeolojik kazılar dahilinde, Urartular dönemine ait tuvalet ve kanalizasyon sistemi ortaya çıkarıldı.

 

Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Karaosmanoğlu nezaretinde yürütülen çalışmalar neticesinde, Urartu dönemine ait tuvalet ve kanalizasyon sisteminin ortaya çıkarıldığı belirtildi. Karaosmanoğlu, ortaya çıkarılan kalıntıların bugüne kadar bulunanların en eskisi olduğunu belirtti. Altıntepe'de, kazılara öğretim elemanları, araştırma görevlileri, öğrenciler ve işçilerden oluşan 35 kişilik bir ekip katılıyor.

Zaman, Haber: Burhan Torunlar, 19.07.2007

MECLİS'TE MİMARİ KATLİAM VAR

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi kampusunda, mimari yapıya uygun andezit kaldırım taşlarının sökülüp, yerlerine bina ve bahçeyle hiç uyumlu olmayan yeni kaldırım taşlarının döşeniyor olması tepkiyle karşılandı.

 

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nden yapılan açıklamada, "Türkiye'nin simgesel değeri yüksek bu yapısında gerçekleştirilecek her ter fiziksel müdahale ve faaliyet, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu çerçevesinde yapılmalıdır. Tüm işlemler Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Ku-rulu'nun bilgisi dahilinde gerçekleştirilmelidir. Ortada tam bir kanun ve kural tanımazlık vardır" denildi.

 

Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nin açıklamasında şu görüşlere de yer verildi:"Meclis binasının projesi 1938 yılında düzenlenen bir yarışma sonunda ortaya çıktı. Uygulanacak projeyi bizzat Atatürk seçti. Bu bina, Bakanlıklar kompleksinin içindeki en önemli yapıdır. Binanın mimarı Avusturyalı Prof. Clemens Hoizmeister'dir. Söz konusu mimar, yapının yanı sıra bahçe ve kaldırımları da tasarlamıştır. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak Meclis kampusundaki özgün ve sağlam durumdaki kaldırım taşlarının bu şekilde yenilenmesini onaylamamız mümkün değildir. Yapının ve açık alanlarının özgün şekillenişinin tarihimizden ve toplumsal belleğimizden fiziksel, mimari ve kültürel olarak koparma girişimleri bizi ve geleceğimizi yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle, toplumsal hafızamıza ve tarihimize sahip çıkmak, demokrasi geleneğimizi kökleştirmek için Meclis Başkanlığından yaptığı bu yanlış uygulamaya bir an önce son vermesini, sökülen taşların yerlerine yerleştirilmesini istiyoruz."

Birgün, Haber: Betül Kansu, 19.07.2007

3 BİN YILLIK ATÖLYE SİT ALANI OLDU

 

Akdeniz havzasının tarihteki en büyük açık hava heykel atölyesi Yesemek, birinci derece Arkeolojik sit alanı ilan edildi.

 

Gaziantep'in İslahiye ilçesinde yer alan Yesemek'te yapılan kazılarda, bugüne kadar 300 dolayında heykel gün yüzüne çıkartıldı.

İslahiye ilçesinin Karatepe sırtlarında yeralan Yesemek, yöre halkının deyimiyle bir heykel tarlası... Yaklaşık 3 bin yıl önce Hitit İmparatorluğuna ait heykel ve kabartmaların bulunduğu atölye 110 dönümlük bir alanı kapsıyor.

 

1890 yılında keşfedilen Yesemek, Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararıyla birinci derece arkeolojik sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alındı.

Trt/Haber, 19.07.2007

1800 YILLIK MEZAR BULUNDU

Balıkesir'in Erdek İlçesi yakınlarındaki Kyzikos Antik Kenti'nde sürdürülen kazı çalışmaları sırasında bir zeytin bahçesinde Roma Dönemi'ne ait 1800 yıllık lahit mezar bulundu. Mezarda aynı aileden 6 kişinin kafatasları bulundu.





Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nden Yrd. Doç. Dr. Nurettin Koçhan'ın başkanlığındaki ekip tarafından Kyzikos Antik Kenti'nde yürütülen kazı çalışmaları sırasında lahit aile mezarı ortaya çıkartıldı. Jandarmanın lahit mezarın bulunduğu zeytin ağaçlarının arasındaki bölgede daha önce kaçak kazı yapıldığını belirtmesi üzerine kazılarını bu bölgede yoğunlaştıran kazı ekibi, bir günlük çalışmanın ardından 60 santim derinlikte lahit mezara rastladı. Lahit mezarın tonlarca ağırlıktaki kapağının iş makinası vasıtasıyla kaldırılmasının ardından açılan mezarın içinde aynı aileden kişilere ait 6 kafatası ve o dönemde mezarların içine yerleştirilen ölü eşyaları bulundu.


Bulunan lahit mezarın bölgede bugüne kadar kaçak kazı yapanlar tarafından soyulmamış ve orijinal haliyle duran ilk mezar olduğuna dikkat çeken Kazı Başkanı Nurettin Koçhan, mezarın 2. yüzyıl Roma dönemine ait olduğunu söyledi. Lahit mezarın bulunmasının bölgedeki arkeolojik çalışmalar açısından çok önemli olduğunu belirten Koçhan, "Biz 6 Temmuz'da bu bölgede kazılarımıza başladık. Jandarma ekipleri bize bölgede kaçak kazı yapılacağı ihbarı aldıklarını ve daha öncede zeytin ağaçlarının arasında kaçak kazıcıları yakaladıklarını ilettiler. Bunun üzerine kazılarımızı bu bölgede yoğunlaştırdık. Lahit mezarın olduğu alanda geçen yılda kazı yapmak istemiştik, ancak kaçak kazıcılar biz yaklaşmayalım diye daha önce oraya domuz ölüsü attıkları için kazamamıştık. Burada yaptığımız kazıda toprağın yaklaşık 60 santim altında bir lahit mezar kapağına rastladık. Erdek Belediyesi ve kaymakamlıktan mezar kapağının kaldırılması için bize iş makinası gönderildi. Mezarın kapağını açınca içinden bir aileye ait mezar çıktı. Şu ana kadar mezarda 6 tane kafatası ile seramik ve cam ölü hediyeleri çıktı. O dönemdeki inanışa göre ölen kişilerin mezarına kullandıkları ve sevdikleri eşyalar da konuluyordu. Şu anda kafataslarını çıkardık, toprağın daha alt kısmında başka eşyalarda olabilir. Onları da çıkartacağız. Bu mezarın özelliği bölgede bugüne kadar soyulmamış, talan edilmemiş, orijinal haliyle bulunan ilk lahit mezar olması. Biz daha önceki kazılarımızda 3-4 adet daha lahit mezar bulmuştuk, ancak defineciler kafataslarını bile almışlardı, tamamen boştu. Buradan çıkan kafatasları bölgeye gelecek antropologlar tarafından incelenerek, kesin olarak hangi döneme ait olduğu, ölüm nedenleri, yaşları ve cinsiyetleri tespit edilecek" şeklinde konuştu.

Balıkesir Kent Haber, 19.07.2007

TROIA ANTİK KENTİNDE KAZILAR BAŞLADI

 

Çanakkale'nin merkeze bağlı Tevfikiye Köyü sınırları içerisinde bulunan Troia Antik Kenti'ndeki 2007 yılı arkeolojik kazıları başladı.

Troia antik kentindeki kazı çalışmaları ile ilgili açıklamalarda bulunan kazı heyeti başkanı Almanya'nın Tübingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ernst Pernicka, bu seneki çalışmaların 8 hafta süreceğini belirterek, "Bu yılki çalışmalarda özellikle önceki senelerde çok tartışmalara sebep olan aşağı şehir savunma hendeği ve savunma sisteminin sorularını cevaplandırmak için kazı çalışmalarını yapacağız. Diğer yandan da kuzey doğu bölümünde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bu yılki kazılara çoğu Almanya ve Türkiye'den olmak üzere İngiltere, Avusturya ve İtalya gibi 7 ülkeden 35'e yakın bilim adamı katılacak. Çalışmalar özellikle önümüzdeki yıldan itibaren daha çok önceki çalışmaların değerlendirilmesi ve buluntular üzerinde olacak. 2009 ve 2010'da da 1988 yılında başlayan çalışmaları son yayınıyla tamamlayıp yeni dönem Troia kazılarının son yayınlarını yapacağız. Ancak bu son yayın bizim Troia'daki kazı çalışmalarını bitiriyoruz anlamı taşımıyor. Bundan sonraki kazı çalışmalarımızı da diğer kazı konseptlerimizle birlikte devam ettirmeye çalışacağız" dedi.

Açıklamasında özellikle antik kentin girişinde yapılmasın planlanan Troia Müzesi'ne de temas eden Prof. Dr. Pernicka, "Kazıların yanı sıra buna paralel olarak önceki yıllarda başlatılan Troia Müzesi ile ilgili gelişmelerin de devam etmesini umuyoruz" diye konuştu.

Troia antik kentindeki çalışmalar 5 Eylül tarihinde sona erecek.
Çanakkale Kent Haber, 18.07.2007

DEFİNE ARARKEN SUYU PATLATTILAR

 

Tarihi geçmişi çok eski yıllara dayanan İzmit’te nereyi eşeleseniz pekçok değerli eser çıktığı biliniyor. Tarihi eserlerin araştırılması, bulunması ve sergilenmesi öncelikle Müze Müdürlüğü'nün sorumluluğunda. Bir de toprak altında var olduğu düşünülen definelerle ilgilenenler var. Onların derdi Hellenistik ya da Roma Dönemi'ne ait heykel bulmak değil. Onlar çil çil altın dolu küpler bulmanın peşinde. Kimine göre definecilik bir hobi. Kimine göre de hastalık derecesinde bir tutku.


Körfez Mahallesi Duygulu Sokak'ta şu günlerde çevre sakinlerinin de heyecanla izlediği bir çalışma var. Sokağın ortasında define aranıyor. Hem de yasal izinle. Ahmet Sancar ve Ferhat Uçar adlı kişiler, Duygulu Sokak'ta define olduğuna inanıyorlar. Defineyi bulmak için kazı yapmak isteyen Sancar ve Uçar, Kocaeli Valiliğine başvuru yaparak kazı iznini de aldılar. İki gündür polis nezaretinde kazı yapılan sokakta, dün önemli bir sorun ortaya çıktı. Define kazısı için ilk kazma vurulduğunda sokağın altından geçen içme suyu borusu patlatıldı.


Dün gazetemiz muhabiri define arayan Ahmet Sancar ve Ferhat Uçar ile görüşmek istedi. Ancak Sancar ve Uçar ısrarla görüşmekten kaçınırken, fotoğraflarının çekilmesini de istemediler. İSU ekiplerinin patlayan boruyu onarmasının ardından define kazısının devam edeceği belirtildi.

Özgür Kocaeli, 18.07.2007

BULGARİSTAN'DA ANTİK ALTIN MASKE GÜN IŞIĞINA ÇIKARTILDI

 

Bir Bulgar arkeoloji ekibi, geçmişi MÖ. 4. yüzyıla dayanan altın bir maske ortaya çıkardı.

Trakyalı bir hükümdarı resmettiğine inanılan eşya, Bulgaristan güneydoğusunda, Sofya'nın yaklaşık 290 km doğusundaki Sliven kasabası yakınlarındaki bir mezarda bulundu.

Maske, Bulgaristan'da 150 yıldır bulunan ikinci altın maske oldu.

Arkeologlar ayrıca bir altın yüzük, gümüş ve bronz kaplar ve cenaze hediyeleri de ortaya çıkardılar.

Southeast European Times, 18.07.2007

TARSUS ROMA HAMAMI VE  GÖZLÜKULE KAZILARI BU YIL YAPILMAYACAK

 

Tarsus’ta her yıl kazı çalışmaları yapılan ve tarihi eser aranan mekanlarda bu yıl kazıların yapılmayacak olması üzüntüyle karşılandı. Özellikle Antik Yolda çalışmaların durdurulmasından sonra buranın sponsoru olan Berdan Tarih Vakfı'nın yeni sponsorluğunu Roma hamamının yerindeki kazılara kaydırdığı ve destek verdiği biliniyordu. Ancak buradaki kazılara izin çıkmadı.

Yine bir başka kazı yapılan alan ise Gözlükule Höyüğü idi. Burayada Kültür bakanlığının bu yılki proğramında kazı izni çıkmadığı öğrenildi.


Tarsus için büyük önem arzeden her iki alana kazı izni çıkmaması sonrasında bu yıl ekipler ve öğrenciler buraya gelmedi. Oysa burada yapılan kazılarda hem tarihe ışık tutuluyor, hem arkeoloji öğrencileri stajını uygulamalı olarak görüyor, hemde gelecek için önemli bilgiler elde ediliyordu. Ancak araya seçim çalışmalarının girmesinden dolayı bu yıl Türkiye’nin birçok yerindeki kazılara izin çıkmadı. Bu il ve ilçeler arasında Tarsus’unda olması nedeniyle gerek Gözlükule, gerekse Roma Hamamı gibi bölgelerdeki kazılarada izin verilmedi. Bu nedenle her iki alanda bir faaliyet gözlenmiyor. Bu izin olayının çıkmaması Tarsus için büyük kayıp olarak nitelendiriliyor.

Tarsus Haber, Fotoğraf: TAY Projesi 18.07.2007

KAZILARA SICAK ENGELİ

 

Güneş altında saatlerce çalışmak zorunda kalan arkeoloji grupları, zor şartlar altında da olsa kazı programlarını üniversitelerin tatile girdiği yaz aylarında gerçekleştirmeyi tercih ediyor. Ancak, küresel ısınma olgusuyla birlikte bu yıl tüm dünyada etkili olan yüksek sıcaklık değerleri karşısında çaresiz kalan araştırmacılar, çalışmalarını Eylül-Ekim aylarına ertelemek zorunda kaldılar.

 

 Türkiye’nin önemli antik kentleri arasında gösterilen Adana’nın Kozan İlçesi yakınlarındaki Anavarza ile Karasis Kalesi ve Yumurtalık’taki Ayaş antik kentinde çalışmalar yürüten İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sayar da tarihi eserleri gün yüzüne çıkarmaya eylüle kadar ara vermek zorunda kaldıklarını söyledi.

Türkiye Gazetesi, 18.07.2007

TARİHİ KENTLER BİRLİĞİ ELAZIĞ'DA TOPLANIYOR

 

Tarihi Kentler Birliği üyesi belediyelerin problemlerine çözüm oluşturmak amacıyla düzenlenen Tarihi Kentler Birliği seminerlerinin bu yılki üçüncü toplantısı, 4-5 Ağustos 2007 tarihlerinde Elazığ Belediyesi’nin ev sahipliğinde yapılacak.

 

Akgün Otel’de, gerçekleştirilecek olan Elazığ Semineri’nde, “Geleneksel Kent Dokularının Yeni Gelişme Alanlarıyla Buluşması” başlıklı konu ele alınacak. Kent gezisi kapsamında ise Keban, Harput, Hüseynik, Palu ve Sivrice’deki doğal ve kültürel miras alanları ziyaret edilecek.

Türkiye Gazetesi, 18.07.2007

İTALYANCA TERCÜME RÖTARI

 

Malatya'daki Arslantepe Höyüğü'ndeki en eski sarayın Açık Hava Müzesi'ne dönüştürülmesi için İtalyanca hazırlanan projenin keşif bedelinin belirlenmesi için Türkçeye çevrilmesi bekleniyor.

Malatya İl Kültür ve Turizm Müdürü Derviş Özbay'dan alınan bilgiye göre, yaklaşık 5 yıldan beri konuşulan ancak projesi geçtiğimiz ay Anıtlar Yüksek Kurulu'nca onaylanan Arslantepe Açık Hava Müzesi'nin ihaleye çıkartılabilmesi için gereken keşif bedelinin belirlenmesinin İtalyanca olan projeye takıldığı belirtildi.

Özbay, "Arslantepe Höyüğü'nde kazı yapan Roma Üniversitesi ekibini bekliyoruz. İtalyanca hazırlanan proje Türkçe’ye çevrilerek projenin keşif bedeli çıkartılacak" dedi. Arslantepe Höyüğü'nden, şu anda dünyanın bilinen en eski eseri niteliğinde gün yüzüne çıkartılmış olan çok sayıda tarihi eser bulunuyor.

Malatya Haber, 18.07.2007

OLBA'DA KAÇAK KAZILAR ARTTI

 

Mersin'in Silifke İlçesi'nde bulunan Olba (Uğra) ören yerinde, Mersin Üniversitesi (MEÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emel Erten başkanlığındaki ekip tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı izniyle yapılan arkeolojik yüzey araştırmalarının 2007 çalışma dönemi tamamlandı.

 

Araştırmayı değerlendiren Arkeologlar Derneği Mersin Şube Başkanı Tuna Akçay, Olba'da yeni çiftlik evleri ve haç kabartmaları bulunarak kayıt altına alındığını, geçtiğimiz yıla oranla bu yıl Olba'da kaçak kazıların da arttığını söyledi. Şeytanderesi Vadisi'ndeki mağara kilisenin bulunduğu yamaçta yer alan bir kabartmanın alt kısmının delinerek bu deliklere dinamit yerleştirilip patlatıldığına vurgu yapan Akçay, konuyla ilgili olarak Silifke Kaymakamlığı'na ve Silifke İlçe Jandarma Komutanlığı'na gerekli başvurularda bulunduklarını kaydetti.

 

25 Haziran-15 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırma heyetinde Doç. Dr. Emel Erten başkanlığında, Yrd. Okt. Murat Özyıldırım, Kültür ve Turizm Bakanlığı Temsilcisi ve Tarsus Müze Müdürü Abdülbari Yıldız, MEÜ Jeoloji Bölümü Arş. Gör. Dr. Kıvanç Zorlu, Kimya Yük. Müh. Noyan Dilek, Dr. Sibel Ünalan, Arkeologlar Derneği Mersin Şube Başkanı Tuna Akçay, MEÜ arkeoloji bölümü öğrencisi Hakan Durmaz görev aldı.

 

Olba'da yapılan arkeolojik belgeleme çalışmalarında yüzey araştırmaları sırasında araştırma ekibi tarafından daha önce bilimsel yayını yapılmamış yeni çiftlik evleri (villae rusticae) bulundu. Eski çağda kullanılan bu yapıların bu dönemlere kadar çeşitli şekillerde kullanıldığı belirlendi. Doç. Dr. Emel Erten ve Yük. Müh. Noyan Dilek, Olba'nın su sistemi üzerine araştırmalarını sürdürürken, suyun bu kentin geçmişinde nasıl bir yeri olduğu konusunu da ayrıntılı bir biçimde araştırdı" dedi.

Anayurt Gazetesi, 18.07.2007

BODRUM'DA TARİHİ ESER VE UYUŞTURUCU OPERASYONU

 

Muğla'nın Bodrum İlçesi'nde, tarihi eser ve uyuşturucu madde ticareti yaptığı iddia edilen 1 kişi yakalandı.

Muğla Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi koordinesinde Bodrum Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Grup Amirliği'ne bağlı ekipler, bir süredir takip ettiği B.K.'nın Turgutreis'de oturduğu evinde hint keneviri yetiştirerek esrar elde ettiğini ve bu esrarı sattığını belirledi. Polis ayrıca aynı kişinin tarihi eser kaçakçılığı yaptığını tespit etti. Eve operasyon düzenleyen polis, B.K. adlı kişiyi yakaladı. B.K.'nın sorgunun ardından adliyeye sevk edileceği öğrenildi.

Evde yapılan aramada, 270 gr esrar, 10 kök keneviri bitkisi, 35 adet otomatik tüfek fişeği, Roma ve Hellenistik döneme ait 2 adet amfora, 1 adet gözyaşı şişesi, bir adet huni ve 1 adet yağdanlık ele geçirildi. Tarihi eserlerin piyasa değerinin 75 bin YTL olduğu öğrenildi.

Muğla Kent Haber, 18.07.2007

YILLARDIR KAYIP OLAN LAL BABA TÜRBESİ GÜN YÜZÜNE ÇIKARILDI

 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde sağır ve dilsiz kişilerin dua ve muska almak için ziyaret ettikleri, adı tarihe 'Lal Baba' olarak geçen veli zatın, Erzurum'da yıllardır kayıp olan mezarı, merhum Doç. Dr. Zeki Başar'ın yerini tespit etmesinin ardından Yakutiye Belediyesi tarafından restore edildi.





Erzurum Yeğenağa Mahallesi'ndeki ziyarethanenin üzerini kapatan metruk yapıları yıkan Yakutiye Belediyesi ekipleri, mezarlık ve çevresini aslına uygun olarak yeniden düzenledi. Konu ile ilgili açıklama yapan Yakutiye Belediye Başkanı Fahrettin Atınç, Erzurum'un manevi ve kültürel değerler açısından büyük bir merkez olduğunu ve şehir merkezinde metruk yapılar altında kalan onlarca mezar, ziyarethane bulunduğunu ifade ederek, bu değerleri gün yüzüne çıkarmak için çalışacaklarını kaydetti. Etrafına bahçe yapılan ve duvar çekilen ziyarethane her gün onlarca kişiyi ağırlıyor.

 

Osmanlı döneminde büyük saygı gören, efsane ve menkıbelerde adı geçen Lal Baba hakkında geniş bir bilgi bulunmuyor. Kaynaklarda kanaat önderi, alim ve hekim olduğu hakkında bilgiler bulunan Lal Baba'nın bir rivayete göre 1840'lı yıllarda diğer bir rivayete göre ise 1200'lü yılarda yaşadığı sanılıyor. Her iki rivayetinde doğru olabileceğini söyleyen Tarihçi-Yazar Muzaffer Taşyürek'e göre ise Osmanlı dönemi menkıbelerinde adı geçtiği için 17. yüzyılda yaşadığı ağır basmakta.

 

Lal Baba'nın kabrini gün yüzüne çıkaran ve yetkililerle ilk görüşmeleri yapan Merhum Doç. Dr. Zeki Başar ziyaret hane hakkında şu notları düşmüştür; "Halen Kınakına Sokağı'ndaki düz dam örtülü küçük bir kulübe halinde olan türbe veya mezar kaldırılmış olup, yerinde şoför Kaya'ya ait tek katlı mütevazı bir ev vardır."

 

Lal Baba Ziyaret hanesi'nde bulunan bir kitabede ise şunlar yazılıyor; "Hulusi kalb ile gel eyle gel can ziyaret. Abdulfettahi El Enisi bulup yaptı anı, hayıresi belirsiz olmuş iken bir nice sal budur hudaya mahsi matlab. Raht binaesi budur nakdi sarfi gayret eden Bolulu Mustafa Ağa himmetesi fehimi geldi tarih lafzı üzre bin ikiyüz altmış ikisi."

Zaman, Haber: Muhammet Hatunoğlu, 17.07.2007

OSMANLI EVLERİ KORUMA ALTINDA

 

Balıkesir'in Edincik beldesindeki Osmanlı döneminden kalan tarihi ahşap 150 ev koruma altına alındı.

Edincik Belediye Başkanı Fevzi İpek, "Tarihi evlere mal sahipleri tamirat yapamıyor.

Anıtlar Kurulu izin vermiyor. Evler Anıtlar Kurulu tarafından koruma altına alındı" dedi.

Haber Ekspres, Fotoğraf: haberler.com, 17.07.2007

VAHDET ÇEŞMESİ HAYATA GEÇTİ


 


Bolu Şehit Kani Caddesi ile Tavil Mehmet Paşa Caddesi’nin kesiştiği noktada bulunan ve yapılışı yüzlerce sene öncesine dayanan tarihi Vahdet Çeşmesi bir süre önce bulunduğu yerden alınarak, Bolu Lisesi yokuşunun karşısındaki daimi yerine taşınmıştı. Bolu Belediyesi, Mimarlar Odası ve Bolu Rotary Kulübü’nün desteğiyle Bolu’da ilk defa yapılan tarihi çeşmenin restorasyonu tamamlanarak yapılan törenle hizmete sunuldu.


Açılış töreninde söz alan Bolu Mimarlar Odası Başkanı Hüseyin Özsoy konuşmasında; “ Daha önce Bolu’da buna benzer tarihi yapılar bir hayli çoktu. Fakat o yıllarda korumacılığın olmamasından dolayı bu eserlerin birçoğu kayboldu. Bolumuzda buna benzer 10 adet çeşmemiz var. Bundan 4 yıl önce başlattığımız bir çalışmayla koruma kapsamındaki bu çeşmelerimizi her birini bir mimar arkadaşımıza çizdirmek suretiyle bu 10 çeşmenin röleve ve restorasyon çalışmasını bitirdik. Bu çeşmelerin daha önceden Koruma Kurulu’nda izinleri alınmıştı. Bu gün açılışını yaptığımız bu çeşmeyi de Belediyemizle beraber ortak çalışma sonucu açıyoruz. Bu çeşmeyi açmaktan son derece mutluyum. Çünkü bu değerlerimizin toplumla beraber yaşatılması gerekmektedir. Emeği geçen herkesi kutluyorum” dedi.


Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz ise konuşmasında; “ Bolu’da tarihi bir eserin şu anda yaşatılmasını görüyoruz. Daha geçen sene çöplük diyebileceğimiz ve basında da sık sık konu olan bu tarihi eseri şu anda alımlı bir şekilde karşınızda görüyorsunuz. 70’li hatta 80’li yıllara baktığımızda Bolu’da tarihi eserler o kadar az ki. Belediye Başkanı olduğum günden itibaren özellikle Mimarlar Odası'yla beraber müşterek çalışarak bunlardan hangisini yaşatabiliriz diye ortak çalışmalarımız oldu. Bu çalışmalarımız da hala devam ediyor. İlki şu anda Mimarlar Odası’nın yoğun çalışması ve sponsorluğu’nun Rotary Kulübü’nün yapması sonucu böyle çok değerli bir çeşmeyi hizmete açıyoruz. Üzerindeki eski kabartma yazıttan da anlaşılacağı üzere çok önemli bir çeşme olduğunu görüyoruz. İnsanın gözleri yaşarıyor. Dolayısıyla ölü bir yapıyı dip diri bir şekle sokarak geleceğe taşımanın heyecanını duyuyorum. Bu çalışmalarımız devam ediyor. Yakında İsmet Oğultürk Çeşmemizi de açacağız. Saraçhane Çeşmelerimizde çalışmalarımız sürüyor. Önümüzdeki günlerde Gülezler Konağı’nı da açacağız. Şu an da Bolumuzda bulunan tarihi dokumuza sahip çıkmak için bütün Sivil Toplum Örgütleriyle beraber el ele çalışmalarımız devam edecek. Buradan Bolu’lu vatandaşlarıma teşekkür ediyorum. El birliğiyle Bolu’yu geleceğe taşıma konusunda gayretli olacağımızı ve bu kadar güzel manzaraları hep birlikte yaşayacağımızı ifade ediyor, çeşmenin restorasyonunda emeği geçen herkesi kutluyor, saygılar sunuyorum” dedi.

Bolu Olay, 17.07.2007

HAMAMDAN KÜLTÜR MERKEZİ'NE





Bursa Osmangazi Belediyesi, bir kısmı yıkılan Ördekli Hamamı'nı restore ediyor. Göz kamaştıran Ördekli Hamamı'nın restorasyonu tamamen bittiğinde Bursa, yeni bir kültür merkezine kavuşmuş olacak. Ördekli Hamamı'nda incelemelerde bulunan Osmangazi Belediye Başkanı Recep Altepe, "Bugüne kadar pek çok tarihi yapıyı restore ettirdik, fakat Ördekli Hamamı'nın bende ayrı bir yeri var. Çocukluğumda önünde oynadığım bu tarihi yapıyı bugün restore ettirmiş olmak bana büyük mutluluk veriyor" dedi.


Yıldırım Beyazıd döneminde inşaatına başlanan ve 1400'lü yılların başında tamamlanabilen tarihi yapı 1400 metrekarelik bir alana sahip. Planı itibarıyla diğer Bursa hamamlarına benzemeyen Ördekli Hamamı, iç içe geçmiş üç-dört aşamalı odalardan oluşuyor. Erkekler ve kadınlar olmak üzere birbirine benzeyen iki bölümden oluşan hamamın bazı kubbeleri tamamen çökmüş durumda. Yapıldıktan sonra 1496 yılında kiraya verilen, 1620 yılında halvet ve soğukluk bölümleri onarılan Ördekli Hamamı, Cumhuriyet döneminde de onarım geçirdi. Ancak, bir bölümü tamamen yıkılmış olan hamam, bir dönem depo olarak da kullanıldı. Hamam, son 50 yıldır metruk bir vaziyetteydi.

Toplam alanı bin 900 metrekare olan ve bin 400 metrekare kapalı alana sahip olan tarihi yapıda, biri büyük toplam beş salon bulunuyor. Büyük salon dahil toplam 3 salon sergi salonu olarak, biri toplantı salonu, diğeri de çok amaçlı salon olarak düzenlenecek. Hamam içerisindeki hol ve odalar ise hat, ebru, minyatür ve tezhip gibi geleneksel el sanatlarının icra edilebileceği şekilde düzenleniyor.

 

Yapı içerisinde fuaye, depo, arşiv ve büfe gibi aksamlar da bulunacak. Restorasyon kapsamında otopark da yapılacak. Ördekli Kültür Merkezi, BursaRay Doğu Etabı'nın da devreye alınmasıyla çok önemli bir aktivite merkezi haline gelecek. 200 kişilik 2 büyük salon ile tiyatro oyunlarının da sahnelenebileceği oditoryum tarzı bir salonun bulunacağı Ördekli Kültür Merkezi, kafeteryalarıyla Bursalılar'ın kültürle iç içe soluklanabileceği bir mekan olacak.

Bursa Hakimiyet, 17.07.2007

PAŞA CAMİİ ONARIMDA

 

Malatya'da halk arasında "Paşa Camii" olarak da bilinen tarihi Yusuf Ziya Paşa Camii, restore ediliyor.

Malatya Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nden edinilen bilgiye göre, Malatya Merkez Mücelli Caddesi'nde bulunan ve yapım tarihi 1792 olan Yusuf Ziya Paşa Camii'nin restorasyonuna başlandığı ve çalışmaların 30 Eylül 2007 tarihine kadar bitirileceği belirtildi.

Kesme taştan yapılan caminin yanında birbirine açılan 2 adet tonozlu mezar da bulunuyor. Bu arada, restorasyon bedelinin 295 bin YTL olduğu bildirildi.
Malatya Haber, 17.07.2007

GECEKONDU CAMİSİNE SELÇUKLU TARZI YENİLEME





Çankaya Belediyesi ibadethanelerde uzun süredir devam ettiği temizlik, bakım gibi hizmetlere bir yenisini ekledi. Gecekonduda hizmet veren Hacılar Camii, Selçuklu tarzı bir mimari ile yeniden hayat buluyor.

Ayrım gözetmeksizin tüm ibadethanelerin temizliğini yapan Çankaya Belediyesi, yaptığı düzenlemelere bir yenisini ekledi. Belediye, gecekondu dönüşüm bölgesi olan Mürsel Uluç Mahallesi’nde yıkılan Hacılar Camii’nin yerine yenisini yapıyor.

Mürsel Uluç Mahallesi’nde eski bir gecekonduda hizmet veren Hacılar Camii’nin yenisinin temeli, Çankaya Belediye Başkan Yardımcısı İsa Varlı, Cami Yaptırma Derneği Başkanı Nafi Yüksel, hayırsever mimar Kadir Oral ve semt sakinlerinin katılımıyla atıldı.

Mimar Kadir Oral tarafından Selçuklu mimarisi cami modellerinden esinlenerek hazırlanan proje 600 metrekare kullanım alanında yaklaşık 1000 kişiye hizmet verecek. İşlemleri belediye tarafından gerçekleştirilen caminin temel atma töreninde Çankaya Belediye Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Eryılmaz’ın sevgi ve selamlarını ileten Başkan Yardımcısı Varlı, 130 metreküp betona ihtiyacı olan inşaatın eksiklerine de yardımcı olacaklarını ifade etti.

Yaptığı açıklamada işbaşına geldiği dönemden itibaren, din - mezhep ayrımı yapmaksızın tüm ibadethanelere destek verdiklerini ifade eden Çankaya Belediye Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Eryılmaz, şunları söyledi:

"Nasıl ki, kaderine terkedilmiş, ailelerin desteği ile ayakta durmaya çalışan okullarımız bizim için önemliyse, yurttaşlarımızın katkılarıyla ayakta durmaya çalışan, insanlarımızın bir aradalığına vesile olan ibadethanelerimiz de bizim için ayrı bir önem taşıyor. Üç yıl önce Bahçelievler Merkez Camii’nde ibadethane temizliği kampanyamızı başlattığımızda her kesimden teşekkür aldık, pek çok yerel yönetime örnek olduk. Benzeri çalışmalarımızı olanaklarımız elverdiğince ayrım gözetmeksizin sürdürme gayretinde olacağız."

İlçe sınırları içerisinde bulunan 159 cami, 4 kilise, 1 sinagog ve cemevi’nin temizliklerini üç yıldır periyodik olarak gerçekleştiren iki ekip kurduklarını belirten Eryılmaz, "Üçüncü yılına giren kampanyamız çerçevesinde ibadethanelerimiz yılda dörder kez baştan aşağı temizlenerek insanlarımızın hijyen ortamlarda ibadet etmelerine yardımcı olduk. Kıt kanaat kişisel gayretlerle yaşamsal çevresini düzenlemeye çalışan yurttaşlarımıza destek olarak ibadethanelerin bahçe duvarı, kütüphane, avlu ve bahçe düzenlemesi, bank, ağaç gibi ihtiyaçlarını karşılarken inşaat işlerinde de desteğimizi sunduk, sunmaya devam edeceğiz," şeklinde konuştu
Hürriyet Ankara, 16.07.2007

JANDARMADAN TARİHİ ESER OPERASYONU

 

Jandarma tarafından başta Niğde olmak üzere 11 ilde tarihi eser kaçakçılarına yönelik düzenlenen "Miras" operasyonunda gözaltına alınan 40 şüpheliden 27'si adliyeye sevk edildi. Operasyonda Yunan ve Roma dönemine ait olduğu belirlenen heykel, sikke ve tarihi paraların da bulunduğu 4 bin 700 parça tarihi eserin ele geçirildiği öğrenildi.


Edinilen bilgiye göre, Jandarma Komutanlığı, Niğde, Konya, İstanbul, Aydın, Antalya, Mersin, Karaman, Yozgat, Isparta, Burdur ve Adana illerinde kaçak kazı yapıldığı, bu kazılardan çıkan eserlerin yurt içi ve yurt dışına pazarlandığı iddiası üzerine çalışma başlattı. Jandarma yaklaşık 7 ay süren takibin ardından, "Miras" adı verilen operasyonda örgüt lideri Mehmet C'nin de aralarında bulunduğu 40 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltındaki 40 şüpheliden 13'ü savcılık tarafından serbest bırakılırken, 27 kişi operasyonun başlatıldığı Çumra İlçesi'nde adliyeye sevk edildi. 15 noktada yapılan kazılarda çıkarılan Yunan ve Roma dönemlerine ait olduğu belirlenen heykel, sikke ve tarihi paraların da aralarında bulunduğu 4 bin 700 parça tarihi eser ele geçirildi. Ayrıca şüphelilerin bu illerde ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda 13 adet dedektör, 3 adet antika av tüfeği, 2 adet otomatik tüfek, 1 adet tabanca, 4 kök kenevir de ele geçirildi. Bu illerde yapılan kazılarda çıkarılan tarihi eserlerin Konya'da toplandığı, buradan İstanbul'a, oradan da yurt içi ve yurt dışına pazarlandığı belirlendi. Ele geçirilen tarihi eserlerin piyasa değerinin 1.5 milyon YTL olduğu tahmin ediliyor.


Öte yandan, operasyon yapıldığı yönünde duyum alan ve elinde tarihi eser bulunan çok sayıda kişinin korkudan bu eserleri müze müdürlüklerine teslim ettiği kaydedildi.
Yeni Yıldız, 16.07.2007

GORDION'DA DOĞAYA UYGUN TESİSLER

 

Başkentin hemen yakınında bulunan Friglerin başkenti Gordion'un turizm cazibe merkezi olması için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Polatlı Belediyesi işbirliğinde çalışmalar yürütülüyor.

 

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün, yabancı ziyaretçi açısından 17. sırada yer alan Gordion'un önemli merkezlerden biri olduğunu söyledi. Bölgede bakanlığın koruma amaçlı imar planı bulunduğunu belirten Düzgün, köyün doğal yapısı bozulmadan "turistik cazibe merkezi haline getirileceğini" bildirdi.

 

Gordion'a gelen turistlerin Polatlı'ya hiçbir katkısı olmadığını ve gelir bırakmadan gittiğini anlatan Polatlı Belediye Başkanı Yakup Çelik, uzun vadede yapılacak günübirlik konaklama tesisleri, pansiyonlarla Gordion ve bölge turizminin hızla gelişeceğini vurguladı. Çelik, "Köyün kerpiç evleri, doku bozulmadan, doğaya uygun şekilde pansiyon gibi tesisler haline dönüştürülecek" dedi.

 

Öte yandan, Gordion Tümülüsü hakkında bilgi veren Gordion Kazı Başkanı Prof. Dr. Kenneth Sams, tümülüsün Frigleri anlamak açısından çok önemli olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi: "Daima bakıyoruz, dedektör ile ısı ve nemini ölçüyoruz. İşaretler, testler yaptırıyoruz. Durum çok iyi, mikrop var ama az miktarda, zararsız. Çürümüyor ama belki 200 yıl sonra çürüyecek, o kesin değil."





Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün ise konu ile ilgili olarak tümülüste mikroorganizmaların mutlaka bulunacağını söyledi. Önemli olanın, mantarlaşıp çürütmemesi olduğunu belirten Düzgün, tümülüsün ısısının yaz ve kış mevsimlerinde hep 17 derecede tutulduğunu, ağacın titizlikle korunduğunu bildirdi.

Trt/Haber, Fotoğraf: Kültür ve Turizm Bakanlığı, 16.07.2007

RUMKALE AYDINLATILIYOR

 

Yavuzeli Kaymakamı Yusuf İzzet Karaman, Rum Kale'nin aydınlatma ve içme suyu ihtiyacının giderilmesi için hazırlanan projeye ödenek istediklerini bildirdi.

 

Karaman, Yavuzeli Kaymakamlığı tarafından Rum Kale'nin aydınlatılması, içme suyu çekilmesi ve tuvalet yapılması amacıyla Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun onayının alındığını belirtti. Projenin gerçekleşmesi için İl Özel İdaresinden ödenek talep edildiği anlatan Karaman, kaleyi ziyarete gelen yerli ve yabancı turistlerin rahatlıkla gezebilmesi için kalenin aydınlatılmasına, ayrıca içme suyuna ve yapılmasına ihtiyaç olduğunu söyledi. Ödenek ayrılması durumunda, kalenin kasaba beldesinden içme suyu çekileceğini, bir büfe de yapılacağını duyurdu. Kaymakam Karaman, Rum Kale'ye şu anda gemilerin yanaşması için iki adet iskelenin bitirilmeye çalışıldığını kaydetti.

Gaziantep 27 Gazetesi, Fotoğraf: rumkale.org, 16.07.2007

TARİHİ BİNAYA TEDAVİ

 

Artık İstanbul'daki tarihi binalara bakan bir laboratuar var. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü (KUDEB), Türkiye'nin en büyük tarihi bina inceleme laboratuarını kurdu. İstanbul'un '2010 Avrupa Kültür Başkenti' olarak ilan edilmesinin ardından kentteki tarihi eserlerin restorasyonuna ağırlık veren Büyükşehir Belediyesi, bu amaçla 2007 yılında Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü'nü kurdu. İstanbul'daki tüm tarihi yapıtların yenilenmesi ve korunmasından sorumlu olan müdürlük ilk çalışmasını kentteki tarihi binaların yenileme çalışmalarını yönetecek laboratuar kurarak başladı.

 

Uygulamanın yapıldığı yer İstanbul Büyükşehir belediyesi'nin Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü Süleymaniye'de tarihi bir bina olan Kayserili Ahmet Paşa Konağı'nda hizmet veriyor. Konağın bir bölümünde kurulan bina inceleme laboratuarı tıpkı bir hastane gibi çalışıyor. Kimyagerler önce yenileme yapılacak binalara giderek numuneler alıyor. Tarihi binalarda yapılacak tadilatın türüne alınan numuneleri laboratuar ortamında inceleyerek karar veren kimyagerler, tıpkı bir hastane ortamında çalışır gibi alınan numuneleri testlere tabi tutuyor.

 

Laboratuar aynı zamanda bir enstitü olarak da hizmet verecek. İstanbul'un tarihi envanterini 2008 sonuna kadar çıkarmayı planlayan müdürlük bunun için kütüphane ve140 bin dosyalık kompakt bir arşiv de kurarak kentin tarihi eserler bilgi sistemini oluşturuyor. Eğitim çalışmalarına ağırlık veren KUDEB, kuracağı ahşap atölyesiyle ustalar yetiştirerek bu alanda da çalışmak isteyenlere imkan tanıyacak.

 

Tarihi yapıların onarılması için gerekli prosedürler konusunda bina sahiplerine danışmanlık hizmeti veren Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü binaların aslına uygun olarak restore edilip edilmediklerini denetliyor.

 

Tarihi binalarda restorasyon yapmayla ilgili izinler geçmiş dönemlerde 1 yıla yakın sürerken, müdürlük gerekli belgeleri tamamlayan bina sahiplerine en geç bir hafta içinde yenileme izni veriyor.

Müdürlüğün çalışmaları hakkında muhtarlıklara gönderilen yazıda, oturdukları tarihi binaları restore etmek isteyen vatandaşlara sağlanan kolaylıklardan bahsedildi.

 

Şimdiden 45 bina sahibinin başvurduğu onarım izinleri en geç bir hafta içinde veriliyor. Onarım yapmak isteyen vatandaşlardan onarım yapmak istedikleri dilekçeyle birlikte Tapu, Kurul kararı (tescil ve grup kararı içeren yazı), onarım yapılacak binaya ait eski ve güncel fotoğraflar isteniyor.

Yeni Şafak, 16.07.2007

TOPÇUOĞLU CAMİİ ONARILACAK

 

Vakıflar Bölge Müdürlüğü son yıllarda başladığı ve birçok eseri ayağa kaldırdığı restorasyon hamlesine aynen devam ederken, bir yandan da yeni eserlerin restorasyonuna başlanılması için gerekli çalışmaları sürdürüyor.

Vakıflar bu doğrultuda 23 Temmuz’da Topçuoğlu Camii, 24 Temmuz’da ise Devrekani Çayırcık Hamamı restorasyonu için ihaleye çıkacak.

Nasrullah Gazetesi, 16.07.2007

TARİHİ SU KANALI KÖYÜ SUSUZLUKTAN KURTARDI

 

Çorum'un Sungurlu İlçesi'nde uzun yıllardır susuzluk çeken Kalenderoğlu Köyü, tarihi sulama kanalının bulunmasıyla içme suyuna kavuştu.

 

Sungurlu Kaymakamı Ayhan Durmuş, ilçeye 47 kilometre uzaklıkta bulunan Kalenderoğlu Köyü'nün uzun yıllardır içme suyu sıkıntısı çektiklerini, köy halkının yıllarca kuyu suyu ve kilometrelerce uzaklardan tankerlerle taşınan suyu kullandıklarını söyledi. Durmuş, çalışmalar esnasında, tarihi bir sulama kanalına rastladıklarını suyun içilebilir durumda olduğunu tespit ettiklerini ve suyun uzun süre köy halkının ihtiyacını karşılayacak durumda olduğunu belirtti.

Birgün, 15.07.2007

BUZUL ÇAĞINDAN GELEN MİNİK DEV

 

 

Rusya'nın Kuzey Kutbu'ndaki Yamalo-Nenetsk bölgesinde bir Rus avcı, karların arasında önce ren geyiği ölüsü zannettiği bir kalıntıya rastladı. Biraz daha yakından incelediğinde ise, kalıntının buzlar sayesinde çok iyi korunmuş 40.000 yıllık bir yavru mamut olduğu ortaya çıktı. Yavru mamut,  şimdiye kadar bulunan mamut örnekleri arasında en iyi korunmuş olanı. Mamutlar, 1.8 milyon ile 11.500 yıl arası süren Buzul Çağı'nın devleriydiler.

 

50 kilo ve 130 santim uzunluğunda olan yavru mamut, büyükçe bir köpek büyüklüğünde. Bilim adamları yavru mamuta Rus avcının eşinin adı olan "Lyuba" ismini verdiler. Mamut üzerinde DNA çözümlemeleri ve pek çok başka araştırma yapıldıktan sonra, Rusya'nın Kutup bölgesindeki Salekhard kentinde sergilenmesi planlanıyor.

 

Yavru olması nedeni ile postu dışında her şeyi muntazam bir şekilde korunmuş olan fosil, mamut türüne ait DNA çözümlemerinin çok daha sağlıklı yapılabilmesine olanak sağlayıp, türün evrimsel çözümlemesine katkıda bulunacak. Ayrıca yakın bir gelecekte canlı bir mamut görme olasılığını da arttırdığını söylemek çok yanlış olmaz.

National Geographic, Haber: Christine Dell'Amore, Çev., Yüksek Zemin Arayışı, 15.07.2007

MÜZEDE KEŞİF YAPILACAK

 

Uşak Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen Karun Hazineleri'nin en değerli parçası olan Kanatlı Denizatı Broşu'nun sahtesiyle değiştirilmesiyle ilgili davada, biri tutuklu 10 kişinin yargılanmasına devam edildi.

 

Uşak Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanık, eski Uşak Arkeoloji Müzesi Müdürü Kazım Akbı-yıkoğlu ile tutuksuz sanıklardan Suat Yenmez, Mehmet Polat, Fehmi İşler, Ahmet Düzyer, Halil Eker, Uğuz Sağlan ve Fuat Ergün katıldı. Tutuksuz yargılanan diğer sanıklar ise duruşmaya katılmadı. Duruşmada tutuklu sanık Kazım Akbıyıkoğlu tahliyesini talep ederken, tutuksuz sanıklar Fehmi İşler ile Suat Yenmez, yurt dışına çıkış yasağının geçici bir süre kaldırılmasını talep etti. Mahkeme heyeti, duruşma sonunda Kazım Akbıyıkoğlu'nun tutukluluk halinin devamına karar verirken, Fehmi işler ve Suat Yenmez'in geçici olarak yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması talebini reddetti.

 

Uşak Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, ayrıca müzede yapılacak keşfin tarihinin bir sonraki duruşmada belirlenmesine karar verdi.

 

Uşak Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen Kanatlı Deniz Atı Broşu'nun sahtesiyle değiştirildiği yönündeki ihbar mektubu üzerine başlatılan operasyonda, dönemin Müze Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu'nun da aralarında bulunduğu 10 kişiden 8'i tutuklanmış, sonraki duruşmalarda Kazım Akbıyıkoğlu dışındaki sanıklar tahliye edilmişti.

Birgün, 15.07.2007

YİĞİDİN HARMAN OLDUĞU KENT: XANTHOS

 

Latin Amerika ülkelerine bakıldığında, Anadolu'da ciddi bir direniş geleneğinin olmadığı kabul edilir. Hatta bu nedenle solun Türkiye'de dikiş tutturamadığı, 12 Eylül'e direnemediği ve halkı örgütleyemediği bile iddia edilir. Oysa Anadolu'da dünya tarihinin en büyük direnişleri verilmiştir. Tabii bunu görebilmek ve öğrenebilmek için Anadolu'ya bir bütün halinde sahip çıkmak lazım. Ancak böyle bir bakış açısı yaşadığımız topraklara yabancılaşmayı engelleyebilir. Şimdi binlerce yıl öncesinden bir kahramanlık öyküsü anlatacağım sizlere...

 

Likya'nın başkenti Xanthos'tayiz. Likya dilinde Arnna olarak adlandırılan kent, antik dönemde Yunanca'da sarı anlamına gelen Xanthos olarak adlandırılmış. Kendi dili ve yazısı olan Likyalıların Anadolu'nun yerli halklarından olduğu kabul edilir. Herodot, Likyalıların kendilerine Termili (Trmmli) dediklerini belirtir. Tanrılarının Apollon Lykeios adlı bir kurt (lykos) olması nedeniyle Likyalı olarak anıldıkları sanılır.

 

Yunan kentleri birbirine düşmanlık besleyen kent devletlerinden oluşurken, Likyalılarda-ki bir arada yaşama bilinci onları bir millet haline getirmiş. MÖ 167 yılında 23 kentin oy kullanma hakkına sahip olduğu Likya Birliği kurulmuş. Likya birliği ünlü yazar Montesquieu tarafından "Dünyanın ilk birleşik cumhuriyeti" olarak tanımlanır.

 

Likyaların Anadolu'nun kıskanç savunucusu olduğu; bu nedenle Mısırlılara karşı Hititlere, Akhalara karşı Troyalılara yardım ettikleri bilinir. Xanthoslu Sarpedon komutasındaki Likya ordusu Troyalılarm yardımına koşmuş, Sarpedon Troya Prensi Hektor'a şu sözlerle cesaret vermişti:

 

"Ben ta uzaklardan cjeldim yardıma Anajörlu Xanthos'tan cjeldim, uzak Likya'dan Sevgili karımı ve yavrumu bıraktım orada Yoksulların göz dikeceği bir sürü mal mülk bıraktım. Savaşa sürüklüyorum Likyalılar'ı gene de Kendimde en öndeyim işte bak..."

 

Xanthoslular aynı kararlılıkla kendi ülkelerini de savunmuşlardır. Birkaç yüzyıl arayla başkent Xanthos'a saldıran Pers ve Romalılara teslim olmamış, benzeri görülmemiş bir direniş göstermişlerdir. Herodot, Harpagos'un komutasındaki Pers Ordusu tarafından 546 yılında kuşatılan Xanthoslularin kahramanca direndiğini ve teslim olmayarak kenti ateşe verip topluca intihar ettiklerini anlatır. Herodot'a göre o sırada kentte bulunmayan seksen aile dışındaki tüm Xanthoslular ölmüştü.

 

Xanthoslular MÖ 42 yılında kenti kuşatan Brutus komutasındaki Romalılara da teslim olmaz. Romalıların kenti ele geçireceğini anlayınca, beş yüz öncesinde olduğu gibi intihar etmeye kalkıştıkları bilinir.

 

Her iki direnişte tarih kitaplarımızda yer almaz. Ne de olsa bilmediğimiz, tanımadığımız halkların tarihidir 1071 öncesi. Anadolu'yu boydan boya işgal etmeyi başarmış iki büyük orduya karşı Xanthoslularin gösterdiği direniş nasıl görmezden gelinir anlamak güç. Daha büyük ve eski bir direniş var mıdır bilmem? Ama Xanthoslulari hak ettikleri değeri vermediğimiz ortada.

 

Fethiye'ye bağlı Kınık Köyü'ndeki antik yerleşimin kalıntıları Eşen (Xanthos) Çayı'nın sol yakasındadır. Roma ve Bizans döneminde de önemini sürdüren Xanthos'un erken Bizans

döneminde piskoposluk merkezi olduğu, ancak 7.yy'da Araplarca işgal edildikten sonra eski görkemini yitirdiği, 13 .yy'da yaşadığı bir yangın sonucunda terk edildiği kabul edilir. Kentin altında Türklerce Kınık olarak adlandırılan bir köy kurulmuştur.

 

İngiliz Charles Fellows Xanthos'u 1838 yılında yeniden keşfedilmiş. Fellows, pekte güzel keşfetmiş. Zira taşınabilir ne varsa Aslanlı Mezar, Payava Anıtı, Harpyler Anıtı ve Nereidler Anıtı gibi eserler başta olmak üzere toparlayıp British Museum'a götürmüş. Kentten geriye ise temel kalıntıları ve götürülmesi unutulmuş (!) eserler kalmış. Örneğin kabartma ve heykellerle süslü olduğu bilinen ve MÖ 4-yy'a tarihlenen Nereidler Anıtının yalnızca temel kalıntıları günümüze ulaşabilmiştir.

 

Nereidler Anıtı gibi, Pers sanatının izlerinin görüldüğü Harpyler Anıtı'nın da kabartmaları British Museum'a götürülmüş, ancak alçıdan kopyalan yapılarak anıta konulmuş. MÖ 550-540'lara tarihlenen ve Xanthos'taki bilinen en erken tarihli mezar yapısı olan Aslanlı Mezarı'nda yalnızca kaidesi yerinde durmaktadır.

 

Kentin en önemli anıtlarından biride 4,04 m. uzunluğundaki Xanthos Dikilitaş'ıdır. Bilinen en uzun Likya yazıtı olan ve Likçe ve Yunanca olarak iki dilde yazılmış yazıt, Likya dilinin çözümlenmesinde kullanılan en önemli araçlardan biri olmuştur. Bu yazıt, aslında Pers egemenliği döneminde Xanthos'un yerel beylerinden Kherei tarafından yaptırılan ve onun başarıları anlatan yazıtlı bir anıtın kalıntısıdır. Anıtın kabartmalarla taşlarla süslenmiş bir mezar odasının da bulunduğu bilinir.

 

Eğer Anadolu'ya 1071'den sonra geldiğinize inanıyorsanız, çok şey kaybediyorsunuz demektir. Büyük Anadolu uygarlığını gözünüzün önünde durduğu göremeyeceksiniz. Öyle ya ülke topraklarındaki eserlerin çoğuna bizim değil ki deyip yabancı kalacaksınız. Sonrada nasıl olsa gavur yapmış diyerek yok edeceksiniz ya da olmaya bırakacaksınız. Bu satırların Xanthoslularin en azından kültürel mirasçısı olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle bu direnişlerini de büyük bir coşkuyla sahiplenmektedir.

 

Umarım bir gün antik kentin girişine şöyle bir yazı astırmak nasip olur: "Atalarımız burada kahramanca savaştılar; öldüler, yenilmediler."

Birgün, Yazı: Ersoy Soydan, Fotoğraf: lycianturkey.com, 13.07.2007


*****


LİKYA UYGARLIĞI KEŞFİNE BAŞLANDI

 

Antalya'nIn Kaş İlçesi'ne bağlı Kınık Beldesi'nde bulunan Xanthos antik kentindeki kazılar başladı. Likya uygarlığının en büyük kenti Xanthos'ta 1950 yılından bu yana yürütülen kazı çalışmalarının bu yılki bölümü, Bordeaux Üniversitesi Klasik Arkeoloji Bölümünden Prof. Dr. Jacques Des Courtlis başkanlığında yürütülüyor. Bölgede yaklaşık 20 kişilik Fransız bilim ekibinin çalıştığını vurgulayan Des Courtlis, kazılar için ödeneğin de Fransa Dışişleri Bakanlığı tarafından sağlandığını vurguladı. Des Courtlis, kazıların 3 Ağustos'a kadar devam edeceğini belirtti.

UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Xanthos, Antik Çağ'da Likya'nın başkentiydi. Pek çok tarihi olaylara ve savaşlara sahne olan kentten günümüze ulaşan kalıntılar arasında kaya mezarları, lahit mezarları ve Likya kültürüne özgü dikme mezar anıtları ile Likya akropolü erken dönem eserleri yer alıyor. Antik kentte, tiyatro ve erken Hristiyanlık döneminde yapılan kilise de görülebilecek eserler arasında bulunuyor. Çalışmalar, Prof. Dr. Jacques Des Courtlis başkanlığında yürütülüyor.

Akşam Akdeniz, 15.07.2007

BREZİLYA BU GOLÜ NASIL ATTI?

 

İsviçre’deki New7Wonders Vakfı’nın düzenlediği "Dünyanın Yeni Yedi Harikası" oylaması, 100 milyon insanın katılımıyla 07.07.2007’de sonuçlandı ve seçilen 7 harika, Lizbon’da açıklandı. Ancak sonuçlara yapılan itirazlar bitmedi. En şaşırtıcı sonuç, bu 7 harikanın arasında Brezilya’daki İsa Heykeli’nin de bulunması. 1931’de Rio de Janeiro’da yapılan bu heykel nasıl oldu da bu listeye girebildi?





Çünkü Brezilya’da bunu sağlamak için ciddi bir kampanya yürütüldü. Başkan Lula oy kullanılacak web adresini, telefon numaralarını bizzat halka duyurdu. Ülkedeki telefon şirketleri de oylama için gönderilecek mesaj ve SMS’leri bedava üstlendiler. Böylece Brezilya’dan gelen oylar, İsa Heykeli’ni listeye sokacak kadar arttı.

Aralarında Ayasofya’nın da bulunduğu 21 finalist 2006 başında açıklandığında, yeni 7 harikayı belirlemek için küresel bir oylama çılgınlığı başladı. Ama uzun soluklu oylama süreci, bazı ülkelerde projeye ilginin zamanla azalmasına neden oldu. Örneğin Time Dergisi’nin en etkili kişiler listesinde Atatürk için deli gibi oy kullanan Türkler, bu kampanyaya pek ilgi göstermedi.

Ama bazı ülkeler de eserlerinin listede yer alabilmesi için ciddi kampanyalar düzenledi. Örneğin 2007 başında 21 finalist arasında, listenin ortalarında yer alan Ürdün’deki antik Petra kenti, Ürdün Kraliyet Ailesi’nin kampanyası sayesinde ilk 7’ye girmeyi başardı. Ürdün Kraliçesi Rania, Petra antik kentinde fotoğraf bile çektirdi. Peru hükümeti, Machu Picchu’ya oy verilsin diye kamu alanlarına bilgisayar terminalleri kurdu. Listeye girince törenler düzenlenen Peru’da Turizm Bakanı, "Machu Picchu’nun yeni harikalar arasına girmesi, Peru halkının birleşince neler yapabileceğini gösterdi" dedi. Meksika’da da otobüsler Chichen Itza piramidine oy verin çağrılarıyla donatıldı. Başkan Felipe Calderon bizzat kampanyalara katıldı.

Oylamaya Kurtarıcı İsa Heykeli ile katılan Brezilya’da düzenlenen kampanya ise en etkileyicisi oldu. Kampanyayı bizzat Başkan Lula "İsa’ya oy verin, dünyanın yedi harikasından birine sahip olalım" diyerek başlattı. Oy verilecek web adresini, mesaj yollanacak telefon numaralarını verdi. İsa Heykeli seçilirse, ülkeye yılda yarım milyon ekstra turist, 45 bin kişilik iş imkanı sağlayacağını söyledi.

Brezilya milli futbol takımı, İngiltere ile oynayacağı maç için sahaya Kurtarıcı İsa Heykeli’ne oy verin pankartıyla çıktı. Brezilya’nın kampanya için bulduğu slogan "Vote no Cristo" (İsa’ya oy verin) çok zekice seçilmişti çünkü Brezilyalı olsun olmasın, tüm Hıristiyanlara ulaşıyordu.

Bu milli kampanyaya özel sektör de katıldı. Telefon şirketleri hemen bir promosyon düzenlediler. New7Wonders kampanyasında, internet üzerinden bir kişi sadece bir tek oy atabiliyordu, ancak SMS veya telefonla mesaj yollamada böyle bir sınır yoktu. Parasını veren istediği kadar SMS yollayabiliyordu. Bu para sorununu Brezilya telefon şirketleri, New7Wonders telefon hatlarına atılacak mesajları ücretsiz yaparak ortadan kaldırdı. Sonuçta Brezilya’dan İsa’ya oylar yağdı ve heykel yedi harikadan biri oldu.

Hürriyet Pazar, Haber: Aytaç Fener, 15.07.2007

KERVANSARAY TÜRK-KIRGIZ İŞBİRLİĞİYLE RESTORE EDİLDİ

 

 

Hatay'ın Belen İlçesi'nde Kanuni Sultan Süleyman zamanında yaptırılan ve günümüze dek ayakta kalmayı başaran tarihi kervansaray, Türkiye-Kırgızistan işbirliğiyle restore edilerek yeniden hizmete girdi.

 

İpekyolu üzerinde bulunan kervansarayda açılan sergi ve kervansarayın işletilmeye başlaması ile ilçede kültürel hareketlilik de artmaya başladı. İşletmeye açılan kervansarayda geleceğin ressamlarını yetiştiren Kırgızistanlı ressam Aslan Kaşkarbaye, Türk kültürünü çok yakından tanıdığı için adeta elçilik görevi yapıyor. Kırgız ressam Kaşkarbaye, "Başta Hatay olmak üzere Türkiye'nin değişik illerinde sergi açtık. Belen bizim için ayrı bir önem taşıyor. Böylesi güzide mekanda bizlere çalışma imkanı sunan herkese teşekkür ediyoruz. Türk halkını ve kültürünü çok yakından tanıyorum. Burada gelen insanlarla birebir görüşüyor ve Türk kültürünü anlatıyoruz. Özellikle Azerbaycan ve diğer Türk Cumhuriyetlerinden gelen dostlarımız bu tarihi mekanı çok beğeniyor." dedi.

 

Kervansarayın işletmeciliğini yürüten Ayşe Barutçu Keklikçi ise, kervansarayda halka kültür hizmeti sunmanın gayreti içerisinde olduklarını belirterek, Belen'den geçen yerli ve yabancı turistlerin serin havada dinlenme fırsatı bulduklarını söyledi.

Zaman, Haber: Mürsel Seher, Fotoğraf: Hatay Gündem, 15.07.2007

DEV MOZAİK ÖDENEKLE GÜN YÜZÜNE ÇIKTI

 

Hatay'ın Harbiye Beldesi'nde MS 3. yüzyıla ait 18 metre uzunluk, 260 santim genişliğinde 4 panodan oluşan ve tiyatro sahnesini canlandıran insan figürlerinin yer aldığı yeni taban mozaiği, 15 yıl sonra sağlanan ödenekle ortaya çıkarıldı. Hatay Müze Müdürlüğü bünyesinde, Arkeologlar Demet Kaya ve Ömer Çelik ile 11 işçinin birlikte yürüttüğü ve 1 ay süren Yukarı Harbiye Mozaik Kurtarma Kazıları'nın bu sezonki çalışmalarının tamamlandığı bildirildi. Arkeolog Çelik, beldedeki bir bahçede 15 yıl önce tespit edilmesine karşın ödeneksizlik nedeniyle çıkarılamayan ve üzerinde tarım yapılmaya devam edilen tarihi mozaiğin, bu yıl gelen 30 bin YTL ödenek sayesinde gün yüzüne çıkarıldığını söyledi.Mozaiğin ilk incelemelerde yıpranmadığını tespit ettiklerini ifade eden Çelik yaptığı açıklamada, “MS 3. yüzyıla ait olduğunu belirlediğimiz taban mozaiği üzerinde çalıştıkça farklı mekanlar çıkıyor. Mozaik 1 metre kadar toprağın altında kaldığı için kalitesi yüksek, renk çeşitliliği zengin ve parlak, cam oranı taş yoğunluğuna yakın. Mozaik yıpranmadığı gibi çok deneyimli bir ustanın elinden çıktığı da anlaşılıyor. Soyluların sayfiye yeri olarak kullandığı sanılıyor” dedi.

Yeni Şafak, 15.07.2007

ALAÇATI'YA 5 MERMER HEYKEL

 

Alaçatı'da belediyenin gerçekleştirdiği ''2007 Alaçatı Uluslararası Heykel Sempozyumu'' sona erdi. Etkinliğe katılan dünyaca ünlü 5 heykeltraş, ustalıklarını sergiledi. Yaptıkları 5 heykel, beldenin meydan ve bulvarları süslemeye başladı. Arkas İcra Kurulu Üyesi Bernard Arkas, Alaçatı Belediyesi yetkilileri ve diğer destekçilerin katılımıyla yapılan törende, sanatçılar bilgi verdi.

Her sanatçı, Alaçatı Port Yolu üzerinde kurulan atölyelerde, 15 tonluk mermer kütleleri yonttu ve eserler 30 günde bitirildi. Heykel sanatını canlandırmak için halka ve basına açık olarak düzenlenen organizasyonda, heykeltraşlar toplam 75 ton mermer yonttu.


Eserlerinde, Alaçatı'yla bütünleşmiş "rüzgar", "toprak", "dalga" gibi temaları işleyen sanatçılar, jest yaptı, heykelleri belediyeye bedelsiz bıraktı. Alaçatı Belediyesi'nin, heykellerin temalarına göre seçtiği sergi alanları; Alaçatı Balıkçı Barınağı, Antika Pazarı ve Sakızlar Caddesi Batarya Tepe olarak belirlendi. Alaçatı Balıkçı Barınağı'na Xavier Gonzalez'in "Ahtapot ve Kalamar"; Yoshin Ogata'nın "Düşünce ve Dalgalar"; Vasily Fedorouk'un "Toprak"; Alaçatı Antikacılar Çarşısı'na Petre Petrov'un "Yaprak"; Sakızlar Caddesi Batarya Tepe'ye de Jiri Kovanic'in "Rüzgar Kapısı" adlı çalışmaları yerleştirildi.

Milliyet Ege, Fotoğraf: Sabah, 15.07.2007

  

ANTANDROS VİLLASINA ÇATILI KORUMA ÖNLEMİ

 

 

Balıkesir'in Edremit İlçesi'ne bağlı Altınoluk Beldesi'nde sürdürülen Antandros Antik Kenti kazı çalışmaları, 2007 kazı döneminin başlamasıyla yeniden start aldı.

 

Kazı sorumlusu Ege Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Gürcan Polat'ın Antandros Antik Kenti'ndeki Roma Villası'na çatılı koruma yapacaklarını söyledi. Bu yılki kazı çalışmalarına 25 kişilik ekiple başladıklarını belirten kazı sorumlusu Doç. Gürcan Polat, 'Antandros kazılarını geçen yıl 3 sektörde yürütmüştük. Bunların ilki yamaç ev ve isminden de anlaşıldığı gibi Efes'teki yamaç evlere benzer bir konumlamaya sahip duvar resimleri ve mozaiklerle süslü bir Roma villasıdır bu. Buradaki çalışmalarımızda 17 - 16 ve 15 nolu mekanları açığa çıkarttık ve buraların, evin hamam kısmını oluşturduğunu anladık. Bu sayede Roma Villamız yaklaşık 18 mekana sahip oldu. Bunun yanı sıra mozaiklerde ve duvar resimlerinde restorasyon ve konservasyon çalışmalarımız devam etti. Amacımız, Roma Villası'nın tam planını elde ederek kalıcı bir çatı projesiyle tam korumayı sağlamak' diye konuştu. İkinci yöndeki çalışmalarının mezarlık açma olduğunu ifade eden Polat, geçen yılki 3. ve son çalışmalarının antik Antandroslar'ın oturduğu alanda yaptıkları sondaj çalışmaları olduğunu vurguladı.

Akşam Ege, Fotoğraf: Firdevs Sayılan/andandros.org, 15.07.2007

KARS'IN TARİHİ DOKUSU YENİDEN CANLANIYOR





Kars'ta tarihi mekanlarda yürütülen çalışmalarla kente yeniden bir canlılık getirmeyi hedeflediklerini anlatan Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, bu bölgenin Türkiye'nin en gözde mekanları haline getirileceğini söyledi.

 

Kars'ta bugünlerde özellikle tarihi mekanlarda yürütülen çalışmalar dikkatleri çekiyor. Başbakanlık, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Belediye ve Ebul Hasan Harakani Yaptırma ve Yaşatma Derneği'nin katkılarıyla yapılan çalışmalarda birçok tarihi eser asıl amacına ulaşmış olacak. Bunların başında ise Evliya Camii Projesi veya diğer adıyla Şehit Ebul Hasan Harakani Külliyesi geliyor. Kaleiçi Mahallesi'nde bulunan ve Kars'ın manevi önderlerinden olan Hasan Harakani Hazretleri'nin türbesinin bulunduğu Evliya Cami'nin bulunduğu alandan başlayan çalışmalar kalenin dibine kadar devam edecek. Burada Osmanlı'dan kalan ve çürümeye terk edilen Beylerbeyi Sarayı kurtarılacak ve sarayı kapatan Fen Lisesi yıkılacak. Proje kapsamında yapılan kamulaştırma çalışmaları ile külliyenin iskeleti ortaya çıkarıldı. Eski adı 12 Havariler Kilisesi olan Kümbet Camii de bu kapsamda elden geçirilecek. Camilerin de restorasyonunun yapıldığı Kars'ta gecekondulaşmanın da önüne geçiliyor. Tarihi hamamların ve Namık Kemal'in de evinin restore edildiği çalışmaların yanısıra burada bulunan yollar da yeniden düzenlendi.

 

Ebul Hasan Harakani Külliyesi çalışmalarını kapsayan Kaleiçi Osmanlı ve Selçuklu Eserlerini Canlandırma Projesi ile ilgili bilgi veren Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu, bu bölgenin Türkiye'nin en gözde mekanları haline getirileceğini söyledi. Proje kapsamında aynı zamanda Vakıflar Genel Müdürlüğü, Kültür Bakanlığı, Ebul Hasan Harakani Yaptırma ve Yaşatma Derneği ile beraber ortak çalıştıklarını kaydeden Alibeyoğlu, bunun sonucunda bu bölgedeki gecekonduların kamulaştırarak yıkımını sağladıklarını ve bunların yarısını Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün, yarısını da belediye olarak kendilerinin kamulaştırdığını aktardı. "Geçen yıllarda yaptığımız yol çalışmalarını devam ettireceğiz ve burasını güzel bir meydan haline getireceğiz." diyen Alibeyoğlu, "Derneğimiz buradaki çevre duvarlarını yaptırıyor, ayrıca süs havuzlarını da biz yaptıracağız. Vakıflar Genel Müdürlüğümüz de Evliya Cami'nin yanındaki yerlerin kamulaştırmalarını yaptı, onların da yıkım işlemine başladık. Burası son derece mükemmel bir hal alacak. 4 metre genişliğindeki kale burcunu da derneğe tahsis ettik. Burası da bir külliye olacak ve böylelikle burada yıkılmak üzere olan binaları kurtarmış olacağız. Ebul Hasan Harakani Hazretleri'ni anma etkinlikleri bu çalışmalar bittikten sonra derneğimizle birlikte daha da güzel ve anlamlı bir duruma getirilecek. Böylelikle de Evliya Camii layık olduğu yere getirilmiş olacak." diye konuştu.

 

Belediye Başkanı Alibeyoğlu, Kültür Bakanlığı'nın; Ali Ağa, Vaazoğlu ve Kümbet camilerinin restorasyonunu yapacağını ifade ederek, böylelikle 100 yıldır sahipsiz olan Kümbet Camisi'nin bakıma muhtaç utanç durumundan kurtarılmış olacağını belirtti. Restorasyonların Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ihalesi yapıldığını kaydeden Alibeyoğlu, şunları söyledi: "Bu camilerin kurtarılması için restorasyon çalışmaları önümüzdeki günlerde başlayacak. Hükümetimizin bu bölgeye verdiği desteği bu anlamda faydasını göstermiş olacak. Kümbet Camisi'nin arkasındaki Papazın Evi dediğimiz yıkılan o binayı geçen yıl yaptırdık. Bu sene içinin dizayn çalışmaları devam ediyor. Yanındaki büyük hangarları da yıktık. Yanındaki gecekonduyu da yıktık. Bu bölge tamamıyla üzerindeki pisliklerden arındırılıyor. Burası Türkiye'nin en gözde mekanlarından birisi olacak. Kalenin etrafında bulunan ve 100 yıldır giderek çarpık kentleşmenin en bariz örneklerinin yaşandığı ve gecekondulaşmanın yoğun olduğu bu bölgede Kaleçi bölgesinde 351 konutu boşalttık ve bilindiği gibi Digor yolundaki TOKİ'den aldığımız konutlara yerleştirdik. Yine Kültür Bakanlığımız ile birlikte kalenin restorasyonunu yaptırdık. Ayrıca kale arkasında güzel de bir yol yaptırdık. Valilik ile birlikte Fen Lisesi'ni yıkacağız, bu konuda Milli Eğitim Bakanlığı başka bir bölgede Fen Lisesi yapacak. Bu yıkılacak Fen Lisesi'nin arkasındaki Beylerbeyi Sarayı'nı kültür ve kent müzesi yapacağız. Beylerbeyi Sarayı restore edilecek. Burada kalan bütün gecekonduları da boşaltıyoruz. Bunların yıkımı da gerçekleşecek. Böylelikle Kale, Beylerbeyi Sarayı, Ulu Cami, Kümbet Camisi ve Evliya Camisi'nin bulunduğu bu bölge tamamıyla gecekondudan arındırılmış yeşil ve kültürel mirasın restore edildiği korunduğu bir bölge haline getirilecek. Topçuoğlu Hamamı bilindiği gibi yıkılıyordu onu kamulaştırdık. Burada ayrıca bir değirmen kalıntısı ve birkaç gecekondu vardı onları yıktık. Şimdi ise burada bir anfitiyatro ve çevre düzenlemesi yapıyoruz. Tarihi hamamın bitişiğine zamanında yapılaşmaya izin verilmiş. Oradaki 3 katlı binayı da söküyoruz. Hamamı da restore edip halkımızın hizmetine sunacağız. Namık Kemal'in Evi ve Üçler Mahallesi'ndeki gecekonduların boşaltılmasıyla beraber bu bölgedeki yapılaşmayı gerçekleştiriyoruz."

 

Üçler Mahallesi hakkında da bilgi veren Alibeyoğlu, Üçler Tepesi'nde yaptırdıkları İnsanlık Anıtı'na giden yolun olmadığını ve buraya yeniden yol yaptıklarını anlattı. Alibeyoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: "Binlerce araç taş ve toprak buradan taşındı. Kırıcılarımız bir ay süren çalışmayla bu yolu ancak bitirebildi. Burada doğal taştan geniş bir yol yapacağız. Ayrıca geniş bir otopark yapacağız ve büyük etkinliklerde sıkıntı çekilmesini önleyeceğiz. Vali konutunu da bu bölgeye alacağız. Mahallemizin de durumu kötüydü ama doğal taş yol çalışmasını başlatıyoruz. Bir de park yapacağız."

Zaman, Haber: Musa Kaban, Fotoğraf: Kars İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 14.07.2007

ANTALYA MÜZELERİNE 2.1 MİLYON ZİYARET

 

Antalya ve ilçelerindeki müze ve ören yerlerinden, bu yılın altı aylık bölümünde 2 milyon 127 bin 820 YTL gelir elde edildi.

 

Antalya Kültür ve Turizm Müdürlüğü bilgilerine göre, Antalya ve ilçelerindeki Aspendos, Perge, Phaselis, Noel Baba, Patara, Xanthos, Simena, Myra, Termessos, Karain, Olympos, Arykanda, Limyra, Alanya Kalesi, Ehmedek Kalesi, Alanya Kızıl Kule, Selge, Side Tiyatrosu ören yerleri ile Antalya, Alanya ve Side müzelerini toplam 1 milyon 43 bin 438 yerli ve yabancı turist ziyaret etti. Bu ziyaretlerden 2 milyon 127 bin 820 YTL gelir elde edildi. Geçen yılın aynı döneminde Antalya'daki ören yerleri ve müzeleri 921 bin 849 turist ziyaret etmiş, 2 milyon 292 bin 392 YTL gelir sağlanmıştı.

Turizm Gazetesi, 14.07.2007

AZDAVAY'DAKİ YANIKALİ KONAĞI RESTORE EDİLİYOR

 

Kastamonu`nun Azdavay İlçesi'ne bağlı Başören Köyü'ndeki 200 yıllık tarihi Yanıkali Konağı`nın restorasyon çalışmalarına başlandı.

 

Küre Dağları Eko Turizm Derneği'nce Avrupa Birliği`nden (AB) hibe kredi alınarak restore edilecek Yanıkali Konağı`nın bu yıl sonuna kadar bitirileceği ve ilçeye gelen yerli ve yabancı turistlere hizmet vereceği öğrenildi.

 

Azdavay`da mükemmel bir doğa turizmi potansiyeli olduğunu belirten Küre Dağları Eko Turizm Derneği Başkanı Dr. İsmail Menteş, Yanıkali Konağı`nı onararak Azdavay`da turizmi canlandırmayı hedeflediklerini söyledi.

Kastamonu Postası, Fotoğraf: Azdavay Belediyesi, 13.07.2007




8 - 14 Temmuz 2007

YAZMA ESER SEFERBERLİĞİ

 

Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’ne önceki gün Akhisar Zeyneldede İlçe Halk Kütüphanesi’nden bin 593 adet matbu eser bağışlandı.

Kütüphaneye ayrıca vatandaşlar tarafından boş bir arazide bulunan Osmanlıca olarak yazılmış İncil teslim edildi. Emniyet mensupları tarafından kütüphaneye teslim edilen İncil’in 1885 yılında Ermenilere ait olduğu sanılan İstanbul Boyaciyan Agop Kütüphanesi’nde basıldığı ortaya çıktı. 122 yıllık Ahdar Cedid İncil-i Şerif kitabı ile Türk el yazması eserler arasında önemli benzerlikler bulunuyor. Yunancadan Osmanlıcaya çevrilen İncil, Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nde onarılarak, kütüphane arşivine kazandırılacak.


Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi Müdürü Bekir Şahin, bugüne kadar 60 yazma eserin Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’ne taşındığını söyledi. Birçok yerdeki yazma eserlerin devrinin tamamlandığını açıklayan Şahin, şimdi de matbu kitapları almaya başladıklarını söyledi. Daha önce değişik yerlerden matbu kitapların geldiğini aktaran Şahin, “Bu matbu kitaplar 1928 harf inkılabından önce basılmıştır. Bunlar da sıradan kitaplar değil. Hepsi korunmaya bakım gerektiren kitaplardır. Bazı matbu kitaplar var ki; yazma eserlerden daha değerlidir. Bu kitaplar konu itibariyle her türlü konuyu ihtiva etmektedir. Araştırmacılar için birinci dereceden kaynaklardır” dedi.


Manisa Akhisar Zeyneldede İlçe Halk Kütüphanesi Müdür Vekili Şahin Gergin de Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından matbu eserler için Manisa’daki kütüphanede yer olmayınca Konya Yazma Eserler Kütüphanesi’ne verilmesi kararının çıktığını söyledi. Kitapların Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'ne bağışlanmasından dolayı memnuniyetini ifade eden Gergin, “Yazma eserlerin muhafaza edildiği iki önemli kütüphane var. Bu kütüphanelerden biri de Konya’da. Çeşitli konularda hazırlanmış kitapların buraya verilmesi bizi çok sevindirdi. Bu eserler araştırmacılar önemli birer kaynak olacaktır” diye konuştu.

Merhaba Gazetesi, Haber: İbrahim Büyükeken, 14.07.2007


MARMARAY'DAN HABERLER...

ESKİ DÜNYANIN 'YENİKAPI'SI





İstanbul’un Lang Mevki’inde Roma imparatoru tarafından yaptırılan antik Theodosius Limanı’nın bulunması sürpriz değildi aslında. Gerçek sürpriz Langa Koyu’nun neleri sakladığıydı. Atlas dergisinin temmuz sayısında bu konuda kapsamlı bir dosya var.

MS 4. yüzyıl sonları ile 7. yüzyıl başlarında, kentin deniz ticaret merkeziydi bu büyük liman. Büyük gemilerle İskenderiye’den getirilen tahıl buradaki ambarlarda depolanıyordu. Öyle ki bu ambarlardan biri, limanın önemli bir bölümünün kullanılamaz hale geldiği 10. yüzyılda bile şehirde bahsi geçen tek ambar olarak karşımıza çıkıyor.

Bugün devam eden arkeolojik kazılar, antik limanın daha ziyade merkezini yani eski dönemlerde deniz olan bölümünü kapsıyor. O dönemde Lykos ismiyle anılan Bayrampaşa Deresi’nin bu koya biriktirdiği alüvyon nedeniyle limanın ömrü nispeten kısa oldu.

Kullanılmaz duruma gelen ilk bölge, limanın en işlevsel ve denize karşı en iyi korunan batı bölümüydü. Takip eden dört asır içinde, limanın geri kalan kısmı da tamamiyle doldu. Doğu ucu, sadece düz karinalı (geminin sualtında kalan dış kısmı) küçük ve orta boylu gemileri barındırabilecek sığ bir koy haline dönüştü. 10. yüzyıl sonu veya 11. yüzyıl başlarında limanın hemen tümünün şiddetli bir fırtınayla kum ve mille dolduğu süregelen arkeolojik çalışmalardan anlaşıldı. Kentin Osmanlılara geçmesine kadar sadece ufak tekneler ile balıkçı kayıkları tarafından kullanıldı.

Yenikapı arkeolojik kazıları ilerledikçe batık sayısının daha da artacağı aşikár. İtalya, Fransa, Almanya, Hollanda gibi birçok ülkede de kıyıya yakın inşaat alanları içinde, özellikle de raylı sistem istasyon alanı olarak seçilen bölgelerde antik liman kalıntılarına ve batık gemilere rastlanıyor. İtalya’ın Pisa kentinde San Rossore demiryolu istasyonu için seçilen alan bu örneklerden biri. Çeşitli nedenlerle dolarak denizden 11 kilometre içeride kalan Pisa şehrinin kayıp antik limanı, 1998’teki kazılarda tesadüfen ortaya çıktı. Pisa’daki antik liman, bugüne kadar ortaya çıkarılan en büyük batık grubunu bilim dünyasına armağan etmişti. Ancak Yenikapı’da, Theodosius Limanı’nda ulaşılan 24 batık, Pisa’yı şimdiden çok geride bıraktı.

Hürriyet Pazar, 08.07.2007


*******


MARMARAY'DA BU KEZ TOPLU MEZAR

 

İstanbul Yenikapı'daki Marmaray kazılarında ortaya çıkan Antik Thedossius limanında 11'inci yüzyıla ait toplu mezar bulundu.

 

Bizans dönemine ait bir şapelin içinde öldürülmüş ya da ölümü kabullenmiş 45 insana ait kafatasları üç gün önce Fener Rum Patriği Bartholomeos tarafından da ziyaret edildi. Kazı başkanı ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü İsmail Karamut toplu mezar için şimdilik açıklama yapmanın bilimsel olmayacağını belirterek incelemenin sürdüğünü söyledi. Şapeldeki iskeletleri antropolojik açıdan inceleyen Dr. Murat Görgülü'nün verdiği bilgilere göre, kafatasları 40 yaşlarındaki bir kadın iskeletinin baş ve ayak uçlarında toplanmış. Dikkat çekici nokta ortadaki kadın iskeletinin başının Kudüs'e dönük olması ve sağ kaval kemiğinde 10 santim uzunluğunda, dört buçuk santimetre genişliğinde tömoral bir büyümenin tespit edilmesi. Bu tümoral büyüme, kadının bir hastalık nedeniyle öldüğünü ortaya çıkarabilir. Ahşap bir yatak üzerindeki ve bütünüyle korunmuş bu tek iskelet, büyük ihtimalle üst mertebeli bir rahibeye aitti. Ayak ve başucundaki bebek, erkek ve çoğunlukla kadın kafatasları ise onun yanında çalışan ruhani kişilikler olabilir. Patrikhane Basın Sözcüsü Dositeos, "Eğer hangi kilise olduğu tespit edilirse o zaman konuşmak daha doğru olacak, ancak bizim burayı almak ya da yeniden kilise haline getirmek gibi bir düşüncemiz yok" dedi.

Sabah, Haber: Bedia Ceylan Güzelce, 14.07.2007


POSEIDON'UN BAŞI BULUNDU

 

Denizli’nin 2500 yıllık antik kenti Laodikya’daki kazı çalışmalarında Eski Yunan Deniz Tanrısı Poseidon’un başı bulundu.

Romalılar’ın Neptune adını verdiği Tanrı Poseidon’un başının bulunmasının kazı heyetini heyecanlandırdığını söyleyen Pamukkale Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı ve Laodikya Kazı Heyeti Başkanı Doç. Dr. Celal Şimşek, 2007 yılı kazı çalışmalarının bereketli başladığını kaydetti. 40 günlük kazı çalışmaları sonrası Poseidon’un başının yanı sıra Erken Bizans ve Roma dönemine ait çok sayıda eser de bulunduğunu belirten Şimşek, kazı çalışmalarının 4 bin metrekarelik alanda sürdüğünü söyledi.

Şimşek, "Laodikya’yı ayağa kaldırmaya başladık. Bizans ve Roma imparatorluklarının tarihini aydınlatmayı amaçlıyoruz.  Çalışmalarda çok güzel eserler ortaya çıktı. Nekropol’den pişmiş toprak, sikke ve mermerlerin yanı sıra ikinci su dağıtım terminalinden Denizler Tanrısı Poseidon’un başını bulduk. Tapınaktan da fildişi ikona ve Erken Bizans Dönemi’ne ait rahibe ikonası ve sütunlu kadın başı bulduk. Caddeyi doğuya doğru açmak ve Bizans kulelerine kadar kazı çalışmaları yapmayı amaçlıyoruz. Kentin deprem nedeniyle terk edildiği MS 7. yüzyılın ilk yarısındaki son kullanım halini ayağa kaldırmak istiyoruz. Bunun için Denizlili hayırseverlerin de ekonomik desteğine ihtiyacımız var" dedi.
Hürriyet Ege, Haber: Ferah Işık, 14.07.2007

"OSMANLIYI KÖTÜLEYEREK BİR YERE VARAMAYIZ"





2004 yılında Kültür Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Valiliği ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün girişimleri ile başlatılan “İstanbul Müze – Kent” çalışmaları devam ediyor. “Müze - Kent” projesi kapsamında, ”Tarihi Yarımada”da özellikle Osmanlı mimarisinin örneklerini ve diğer tarihi yapıları yenileyerek çeşitli faaliyet alanları olarak yeniden topluma kazandırmak için de çalışmalara başlandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Metropoliten Planlama Merkezi tarafından yapılan çalışmalar pilot bölge seçilen Süleymaniye ve Zeyrek ile tüm Tarihi Yarımada’da devam ediyor. Proje koordinatörü Prof.Dr. Cengiz Eruzun “Müze Kent”in çalışmayan bir platform olduğunu ve kendilerine ihale edilmiş bir işi yaptıklarını vurguluyor. “Müze Kent” projesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Metropoliten Planlama Merkezi’nin çalışmaları ile ilgili Prof.Dr. Cengiz Eruzun ve Nergiz Başkaya ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Gökçe Aras: Süleymaniye projesinden söz eder misiniz? Ne zaman başladı? Hangi aşamaya gelindi?
Cengiz Eruzun: “Müze Kent” çalışmayan bir platform aslında. Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü’nün BİMTAŞ’a ihale ettiği %50’si İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olan bir çalışma. “Müze Kent” Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ve İstanbul Belediye Başkanlığı’nın ortaklaşa oluşturdukları bir kuruluş. Sekreterlik ve danışma kurulu var fakat parası ve statüsü yok. “Müze Kent” dediğimiz zaman saygı duyuluyor fakat aslında hiçbir şey yapmayan bir platform. Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına bir çalışma yapıyoruz. Fakat yaptığımız çalışma sanki Müze Kent’in çalışmasıymış gibi gösteriliyor. Dolayısıyla eleştirenler de “Müze Kent” adına şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar diyorlar. Fakat bunların hepsi yanlış. Biz ihale edilmiş bir işi yapıyoruz. Yanlışımız da yok bize göre. Şu anda “Müze Kent”in ürettiği bir şey yok. “Müze Kent” ismi olan ama varolmayan bir platform.

GA: Burada çalışanlar Süleymaniye Projesi için mi çalışıyorlar? Birimin adı öyle geçiyor da?
CE: Hayır, Tarihi Yarımada’nın bütünü için çalışıyoruz. Bütün Tarihi Yarımada’nın; tarihi, ekonomik, sosyolojik, şehircilik, koruma, mimari ve altyapı analizlerini yapıyoruz. Varolan olumsuzlukların nedenlerini araştırıyoruz. Şu anda % 70 - 80 oranında tamamlandı. Yerinde gözlemler, insanlarla dialoglar ve anketler vasıtasıyla bu araştırmalar yapılıyor. Dolayısıyla insanların eğilimlerini de ölçebiliyoruz.

Şimdi geldiğimiz aşama kentsel tasarım ürünlerine doğru kaymakta. Tarama çalışmalarını uzman yabancı bir firmaya verdik. Bu işi, bilen bir firmaya ihale edersek daha ucuz ve daha kısa zamanda olacağını düşündük. Şimdi hemen hemen bütün Tarihi Yarımada tarandı. Bu makineler bir minübüse bağlı olarak sokaktan geçiyor. Tabi bu arada sokaklar boş olmalı. Bu şekilde taranmış röleveler elde ediliyor. Bu rölevelerin hata payı yok. Sadece kültür varlıkları değil mevcut binalar da taranıyor. Daha sonra taramalar çizgiye dönüştürülüyor. Bu da İstanbul’un genel silüetini kontrol altına alabilmemizi kolaylaştırıyor.

GA: Kentsel tasarım çalışmalarını da siz mi yürütüyorsunuz?
CE: 5366 sayılı yenileme yasası, kültür varlıklarını yenileme ve kullanarak koruma amacını taşıyor. Yasayı yararlı buluyorduk ancak sonuna bir madde konulmuş. Bu maddede, “uluslararası hükümlülükler hariç tutulmak kaydıyla bu yasaya ters düşen hüküm taşıyan yasalar hükümsüzdür” deniyor. Bu yasa böylece çok zararlı hale geldi. Mantıksız işler yapılıyor ve bu bizi rahatsız ediyor. Malesef bunlarla mücadele görevi de bize düşüyor. Şehir ve Bölge Planlamacılar ve Mimarlar Odası da bu yasaya karşı tavır almıyorlar. Bu yasanın yararlı olabilmesi için adı geçen maddenin kaldırılması ya da 2863 sayılı Koruma Yasası hükümlerinin geçerli olduğunun ifade edilmesi gerekiyor. Biz elimizde çeşitli fotoğrafları, belgeleri olan binaları yapmaya çalışıyoruz. Çünkü korumanın o olduğunu düşünüyoruz. Tabi ki ayakta kalabilmiş binalar yıkılmadan onarılacak. Belgelerine ulaşabildiğimiz ama bugün yerinde olmayan kültür varlıkları ise aynı malzeme, aynı plan şeması ve aynı gabarilerle yenilenerek korunacak.

GA: Eleştirilme sebebiniz modern çalışmalar yapmamanız mı?
CE: Modern çalışmalar da yapıyoruz. Fındıkzade’de, Sulukule’de, Ayvansaray’da modern çalışmalar yapılıyor. Bunlar bizim hoşumuza gidiyor. Bazı mecburiyetler var. Örneğin saçak, cumba gibi bölümler olduğu zaman bunlar Osmanlı tarzı olarak görülüyor. Oysa bunlar binanın modern olmasına engel değil. Bunlar taklit anlamına gelmiyor. Örneğin postmodernizmde bir Yunan sütununu uyguladığınızda bu taklit olmuyor ancak kendi mimari öğelerinizi kullandığınızda buna taklit deniliyor. Tarz meselesi en son konuşulması gereken meselelerden biri bence. İstanbul’un tarzı zaten bozuk. Kimse özgün binalar yapmıyor. Korunması gereken bir bina eğer yenilenecekse o binaya yepyeni birşey yapacağıma ve bunu yaparken dergilerden taklit edeceğime karakterini hiç bozmadan binayı aynen yenilemeyi tercih ederim.

GA: KİPTAŞ ve TOKİ ile işbirliği içinde misiniz?
CE: İşbirliği içinde değiliz. Biz ne dersek onu yapıyorlar. KİPTAŞ 8 katlı bina yapmak istiyor, fakat bölgede 3 katın yukarısına çıkılamıyor. Ahşap yapılacaksa ahşap yapılıyor. Tescilsiz binalar ya ahşap yapılıyor ya da çelik yapılıyor, betonarme kullanılmıyor. Betonarme buranın karakterini veren bir malzeme değil. Betonarmeyi spekülatörler işlerine öyle geldiği için işin içine soktular. Biz de bilimsel çalıştığımız için depreme dayanıksız, 60 seneden fazla ömrü olmayan, hatalarla dolu olan binalar yapamayız. Ancak çelik kalıpla yapıldığı zaman betonarmenin hataları engellenebilir. Teknolojide ahşap hala dünyanın en iyi malzemesi olarak görünüyor. Ülkemizde her yer ahşap dolu ama yeterince kullanılmıyor. Ahşap yapı Almanya’da ve İngiltere’de yedi kata kadar serbest. Büyük açıklıklar da ahşapla geçiliyor. Eskiden %80’lerde olan ahşap kullanımı şimdi %3’lere düştü. Çünkü %95’lere varan bir beton kullanımı söz konusu.

Bütün bu tartışmalar İstanbul’un binde üçü kadar olan Tarihi Yarımada için. Tarihi Yarımada’yı yani İstanbul’un binde üçünü yaşatamadığınız zaman, ona yepyeni bir kimlik kazandırdığınız zaman o artık Tarihi Yarımada ve Tarihi İstanbul kimliğinde olamaz. Venedikli, Romalı ne yapıyorsa biz de onu yapacağız. Onlar binanın sıvasının dökülmesine bile engel oluyorlar. Ve bina kullanılacaksa da görünüşüne dokunmadan kullanılıyor. Kullanılmayacaksa da müze yapılıyor. Binaların içinin de değiştirilmesi 1999 yılına kadar yapılabiliyordu. Bir yıllığına ben Ankara’da yüksek kurul üyesi oldum. O süre içinde bütün ilke kararlarını tekrar gözden geçirdik. Kültür varlığı binaların bütün plan şemasının da korunması gerektiğine dair bir karar ekledik.


GA: İMÇ’nin yıkılıp yerine Prestij Konutları adı altında Osmanlı mimarisi ile 50 adet villa yapılması düşünülüyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
CE: Burası eskiden konut alanıydı. Çünkü eskiden Eminönü - Fatih ayrımı yoktu. Burada yol da yoktu, arazi yumuşak bir eğimle Haliç’e doğru iniyordu. Tamamen eski haline getirmek mümkün değil. Atatürk Bulvarı’nı şimdiki haliyle ama yayalaştırarak korumak istiyoruz. Henüz yapabilmiş değiliz ama araçları alttan tünelle geçirmeyi amaçlıyoruz. Buraya Prestij Konutları değil de; içinde çarşılar, hizmet yapıları, kültür ve sanat yapıları içeren çok fonksiyonlu bir işlev vermek istiyoruz. Çünkü büyük yaya platformlarını ancak bunlar besleyebiliyorlar. Benim gördüklerim içinde bu konuda en beğendiğim örnek Münih’teki Marianplatz. Burası da çok geniş bir ana cadde. Burada da Marmara Denizi’ni Haliç’e bağlayan hoş bir yaya yolu olmalıdır. Hala üzerinde çalışıyoruz.

Ancak bu 5366 sayılı yasa çıktığı için bizim söylediklerimiz pek de dikkate alınmayabilir. İstanbul, Osmanlı’nın yanı sıra Roma ve Bizans kültürlerinin oluşturduğu bir kimliğe sahip. Roma ve Bizans’ın çoğu toprak altında olan çok sayıda eseri var. Ayasofya ve Aya İrini gibi birçok kilise korunuyor. Kiliselerin karakterleri bozulmadan camiye çevrilmiş. Oysa bizim Balkanlar’da, Bulgaristan’da, Yugoslavya’da bizim camilerimiz yıkılmış. Kiliseye çevirme yöntemine bile gidilmeden ortadan kaldırılmışlar. Kimse bizim yanlış yaptığımızı söyleyemez. Osmanlı’da var olan yerler yıkılmaz. Bizde devlet zihniyeti vardır. Şu anda problemler yaşanmasına rağmen kurumsallık yönünden çok daha ilerideyiz. Bu sorunlar aşılırsa ülkenin sırtı yere gelmez. Saygı duyulmasaydı surlarımız dahil hiçbir şey kalmadığı için tartışılamazdı da. Tarihi eserlere bizde toprak altında bile saygı gösteriliyor. Örneğin aşağıda Bizans varsa onun üzerine bina yapmamak lazım. Ya hiç bina yapılmıyor ya da Osmanlı’da yapıldığı gibi burada ahşap hafif olduğu için temelsiz bina yapılabiliniyor. Böylelikle temel kazıp alt tarafı tahrip etme durumu olmuyor. Ahşabı bu kadar çok kullanma sebeplerimizden biri de bu. Ahşap ayrıca depreme de çok dayanıklı.

Biz hakiki ahşap binalar yaptırıyoruz. Süleymaniye ve Zeyrek gibi ahşabın ağırlıklı olduğu bölgelerde beton olan binaları da ahşaba dönüştüreceğiz. Madem yenileme yapılıyor, doğru yönde olmalı. Yenileme özgün malzemeyle yapılır. Plan şeması da değiştirilmemeli. Mimari sadece cephe değildir. Mimari iç mekanların birbirleriyle ilişkisi demektir. Bunlar yok edildiği zaman koruma yapılmış olmaz. Benim koruma anlayışım bu. Bizim yaptıklarımız uluslararası ilke kararlarına da uygun. İstanbul’un kültür varlığı yapıları çoğunlukla Osmanlı izleri taşınıyor çünkü üst kimlik odur.

Nergiz Başkaya: Ben binalarda modern ya da eski denilerek ayrım yapılmasının mantığını çözemiyorum. Bina fonksiyoneldir ya da değildir diye bir ayrım yapılabilir ama eski – yeni tartışmasını çok gereksiz buluyorum. Bina fonksiyonlarını bugün hala yerine getirebiliyorsa o kullanılmaya devam edilir. Binanın dış görünüşü eski veya çağdaş denilerek konuşuluyor. Bu tartışmanın kökü bile saçma. Bugün beton neden bu kadar tercih ediliyor? Sağlam mıdır, uzun ömürlü müdür, insan sağlığına daha faydalı mıdır? Beton sadece uygulanışı açısından herkesin bildiği ve kullanabildiği bir malzemedir.

İnsanlara belli şeyler empoze ediliyor. Bence gençler düşüncelerini özgür kılmalı. Çağdaş, çağdışı gibi öğretilen tanımlara göre değil de olaylara tarafsız bakmalılar. Eğer Tarihi Yarımada’nın özgün dokusu konut dokusuysa bu düşünülmelidir. Genel geçer kalıplara bağlı kalınmamalıdır. Örneğin bugün Tarihi Yarımada’ya kıyasla Maslak’ta olup bitenler daha ilgi çekici.

CE: Osmanlıyı kötüleyerek biz bir yere varamayız. Çünkü gitmiş Avrupa’nın ortasında 500 yıl kalabilmiş. Daha İstanbul alınmadan Mostar Köprüsü’nü yapmış oralarda. Ve oralarda kalırken gaddarca bir uygulama yapmamış. İnsan ölçüsü dediğimiz zaman Osmanlı mükemmeldir.

GA: Yaptığınız şeyleri pek de paylaşmadığınız için bu kadar eleştiri geliyor herhalde.
CE: Paylaştık biz bunları Mimarlar Odası ile bunları kimse bir şey demiyor. Daha önce İstanbul için bunlar düşünülseydi böyle bir büroya ihtiyaç olmayacaktı. Yabancılar bile, “Dünya’nın hiç bir yerinde bu kadar büyük bir büro yok” diyorlar. İstanbul’un sorunları o kadar birikmiş ki. Ama sürekli planlar yapılmış ve itilmiş. O kadar çok plan yapılmış ki İstanbul’da. Hiçbiri de uygulanmamış ama. Arada da çok doğru raporlar var. Mesela Martin Vagner diyor ki: “İstanbul çevre planı ile kurtulmaz çevresiyle birlikte bölge planı ile kurtulur.” Ve en doğru rapor da oydu. Ama onu da hemen yollamışlar. Le Corbusier 1911’de daha genç bir mimar iken şöyle diyor: “Türkler yeşil kent kurma başarısını göstermişler. Karşılaştırılırsa İstanbul bir yeryüzü cenneti New York ise bir kıyamettir.”

“İstanbul’a çağrıldınızda neden gitmediniz?” sorusuna ise şöyle yanıt veriyor: “O zaman İstanbul o kadar güzel o kadar doğaldı ki ona hiç dokunmamak gerektiğini düşünüyordum. Ama yaptığım hata şuydu; bir imparatorluğu yıkan ve yeni bir cumhuriyet kuran bir liderin dinamizmini hesaplayamadım. Tabi ki o, şehri değiştirmek istiyordu. Çok yanlış yaptığımı düşünüyorum. Çünkü belki onun o dinamizmini dengelerdim ve güzel şeyler yapabilirdim.” Bruno Taut ise bir kitabında şöyle diyor: “Ayasofya bir mühendislik eseri olarak yapılmıştır. Ona asıl estetiği veren Sinan’dır.”

Biz çalışmalarımızı yaparken Bizanstı Osmanlıydı diye ayırt etmiyoruz. Bizans’ı da aynı şekilde koruyoruz. Onun da az müdahele ile korunması gerektiğini söylüyoruz.

NB: Bir yerin ören yeri olupta insanların gezip göreceği bir yer olması da korunmuş olduğu anlamına gelmiyor. Korunabilmesi için o bağlantıların yapılmış olması gerekiyor. Dolayısıyla toprak aslında en iyi koruyuculardan bir tanesi.

 

CE: Her şeyi ortaya çıkarmaya çalışırsak yanlış da yapabiliriz. Bırakalım gelecek nesil nasıl istiyorsa öyle olsun. Zaten 46’dan sonra 50’ler geliyor ve bozulma dönemi başlıyor. Onları da canlandırmadık. Mesela Ayasofya’nın önünde kocaman bir mahkeme binası var onu koymadık. Silüeti perdeliyordu iyi ki yıkmışlar dedik ve canlandırmadık.

Bizim yaptığımız plana göre bölgeden 100.000 kişi çıkmak zorunda. Meğer 100.000 değilmiş çünkü binaların üstünü kestiğimiz gibi arkalarını da kesiyoruz. Mesela 30 metre ise 15 metrede kesiyoruz. Oradaki yoğunluğu da hesaplayınca ve deprem ile ilgili çalışmalar da göz önüne alındığında 200.000 kişi çıkarmamız gerekiyor.

NB: Aslında Eminönü bölgesindeki konut alanları ticaret alanı haline geldiği için Eminönü’nde yer alan konut alanlarının eski haline dönmesi söz konusu olsa böyle bir oynama olmaz. Ama bunu yapamıyorsun yani Eminönü’nde yine ticaret alanları büyük yoğunlukta kalıyor.

CE: Tarihi korumayı yönetmeliklerle yasalarla değil de projelerle geliştirmek lazım. Koruma planlarında kentsel tasarım ölçeği olmadan uygulama yapılmaması gerekir. Birinci ve ikinci derece kentsel sit alanlarında kentsel tasarım projesi olmadan uygulama yapılamaz. Onun için bu büro koruldu. Burada yaptığımız çalışmalar esnek. Mimar onun uygulama projesini yapacak. Biz burada sokağın eski karakterini belirleyen uygun bir takım sembolik diyebileceğimiz çözümler getiriyoruz. Onu %20 - %30 oranında değiştirme hakları var. Tescilli binalar da aynen olacak.

Biz Tarihi Yarımada’da yükseklikleri kısıtlayarak ahşap, taş, tuğla ve çelik kullanıyoruz. 0 – 40 kot arası en fazla 5 kat, 40 – 50 kot arasında en fazla 4 kat, 50 kotunun üstünde ise en fazla 3 kat yapılabiliyor. Böylece tepeler daha doğal haliyle kalmış olacak ve tarihi silüet biraz daha ortaya çıkacak.

Fonksiyonlarda ise tarihi fonksiyonların aynısı olacak. Yapılan araştırmalar da onu gösterdi. Sadece Eminönü’nde konut kullanımını arttırmaya çalışıyoruz. Ama turizm açısından yaklaştığımız zaman da şunu söylüyoruz; turist buraya uyumaya değil yaşamaya gelsin. Dolayısıyla burada büyük otellere yer yok. Ancak butik oteller veya pansiyonlar olabilir. Onun dışında güçlü bir hizmet sunacağız, yeme, içme, eğlence, vs... Bu zaten bizim insanımız için de ihtiyaç. Herkesin kullanabileceği mekanlar yapıyoruz. İstanbul sürekli yaşayan bir şehir. Dünyada böyle şehirler de kalmadı.

NB: Yapı adalarını eski büyük hallerine kavuşturmak mümkün olsa keşke örneğin yeşilin içindeki konak yapılarını. Çok geç dönemde korumaya başlamışız. Tabir-i caizse artık gecekondulaşmaya başlandığı zamanda tescillenmiş yapıları koruyoruz şu anda. Onun öncesindeki yapılar da çok hoş. Korumanın şehircilik açısından algısı bilinmiyor. Batıda olduğu gibi hep tek yapı bazlı korumalar düşünülüyor.

Arkitera, Haber: Gökçe Aras, 13.07.2007

GÖZLERİNİ TREN GARINA DİKTİ

 

Ankara’daki tarihi, kültürel ve doğal varlıkların korunmasıyla ilgili uzmanlarla davalık olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, bu sefer de Ankara Tren Garı’na gözlerini dikti. Gökçek’in Gar Önü Katlı Kavşak Projesi hakkında yürütmeyi durdurma talepli dava açan Peyzaj Mimarları Odası yöneticileri tarafından dün düzenlenen basın toplantısında, Gökçek’e artık yargı kararlarına uyma, kent ve kentli yararına işler yapma çağrısında bulunuldu. Oda Başkanı Ayşegül Oruçkaptan, Gökçek’in Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na gönderdigi projenin yanlış olduğunu dile getirerek, bölgenin, Ankara’nın en önemli tarihi, en değerli kimliği ve özel kent dokularından biri olduğunu ve Ankara ulaşım ağının, Gar önünde yapılacak katlı kavşağa ihtiyacı olmadığını söyledi. Bölgedeki tek hakimin TCDD’nin İnşaat Dairesi Başkanlığı olduğunu belirten Oruçkaptan, TCDD’nin de bu projeye olumsuz görüş verdiğini söyledi. Oruçkaptan, olumsuz görüşe rağmen, belediyenin, “TCDD’nin de olumlu görüş verdiğini” söyleyerek, projeyi onayladığını dile getirdi. Oruçkaptan, belediyenin, “Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu, 11 Mayıs 2007 tarih ve 2347 sayılı kararı ile Ankara Gar Meydanı’nın yeniden düzenlenerek, motorlu taşıt trafiği için bir yönde kesintisiz trafik sağlamak üzere yeraltı geçişi oluşturacak şekilde bir köprülü kavşak yapılmasına karar verdiğini” hatırlattı. Kararın; hukuka, imar mevzuatına, mimarlık, şehircilik ve trafik mühendisliği, evrensel yaya hakları esaslarına aykırı olduğunu vurgulayan Oruçkaptan, Mimarlar Odası ile birlikte yürütmeyi durdurma talepli bir dava açtıklarını belirtti. Oruçkaptan, “Yörede 90 yıllık tarihi çınarlar bulunmaktadır. Bunlar tescilli değildir ama korunması için illa tescilli mi olması gerek. Tescilsizler diye, onları öldürmek, yok etmek mi gerek?” diye sordu. Gökçek’in söylediği gibi “provokatörlük” değil, yurtseverlik yaptıklarını belirten Oruçkaptan, “Gar binası ve çevresinin tarihsel tanıklığı ve hafızalarımızdaki bağımsızlık mücadelesinin ve kurtuluşun önemli simgesi olan Cumhuriyet dönemi izlerinin algılarımızdan alınmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

Evrensel, Foto: Mimarlık Müzesi, 13.07.2007

II. TROAS BÖLGESİ DEĞERLERİ SEMPOZYUMU - V. ERENKÖY BAĞBOZUMU FESTİVALİ





Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü  tarafından 31 Ağustos - 2 Eylül 2007 tarihleri arasında, günümüz İntepe/Erenköy halkının kendi kültürel mirasına sahip çıkarak, antik Troas Bölgesi kültürel değerlerini tanıması, tanıtması ve gelecek kuşaklara aktarmasına yönelik olarak  "II. Troas Bölgesi Değerleri Sempozyumu" düzenlenecek.

 

Özellikle İntepe/Erenköy ve çevresi halkı için önem taşıyan bağcılık ve şarapçılığın yeniden canlandırılmasını sağlamak adına bu yıl düzenlenecek sempozyumun ana konusu ağırlıklı olarak arkeoloji ve kültürel değerler (antik Ophryneion kenti ve buluntuları, geleneksel mimari), İntepe ve çevresi tarihi (Çanakkale savaşları ve sonrası İntepe çevresi), geçmişten günümüze üzüm ve şarap üretimi (tarih öncesi ve antik çağda şarap üretim ve ticareti), tarım ve su ürünleri (bağcılığının geliştirilmesi, şarap üretimi, su ürünleri) ve pazarlama (üzüm, şarap ve su ürünlerinin pazarlanması) gibi çeşitli alt bölümlere ayrıldı.





II. Troas Bölgesi Değerleri Sempozyumu ile birlikte yürütülecek olan "V. Erenköy Bağ Bozumu Festivali" yine İntepe/Erenköy'ün geçmiş ve gelecekle bağlarını güçlendirdiği etkinlikleri içermekte. Bu kapsamda antik Yunan mitolojisi şarap tanrısı Dionysos için sembolik ayin, antik Ophryneion (İntepe/Erenköy) ile özdeş olmuş Troyalı Kahraman Hektor ayini, törensel bağ bozumu ve folklor gösterileri gibi geleneksel etkinlikler gerçekleştirilecek.

 

Sempozyum kapsamındaki bildiri konuları ise Bilim turizmi, İntepe Arkeoloji ve mitolojisi, Geleneksel konut mimarisi, Kültürel değerler, İntepe ve çevresi tarihi ve sosyolojisi, Eskiçağ’da üzüm yetiştiriciliği ve şarapçılık, Bağcılık ve Şarapçılık, Tarım ve su ürünlerinin pazarlanması ve Bağcılık ve şarapçılığın geliştirilmesi olarak belirlendi.

TAYHaber, 13.07.2007

BEYKOZ'DAKİ TARİHİ KIŞLA KÜLTÜR MERKEZİ OLUYOR





İstanbul Büyükşehir Belediyesi Beykoz’daki tarihi Osmanlı Kışlası’nı restore ederek kültür ve kongre merkezi yapıyor. 5 milyon YTL’ye mal olacak proje Nisan 2008’de tamamlanacak.

Beykoz’un Yalıköy Mahallesi’nde, yaklaşık 27 yıldır kaderine terk edilerek metruk halde bırakılan tarihi askeri kışla artık kongre ve kültür merkezi oluyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, tarihi askeri kışlanın restore edilerek kongre ve kültür merkezi olarak kullanılmak üzere Büyükşehir Belediyesi’ne tahsisi ile bu eserin yapımı ve kullanımı için Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'a yetki verilmesini oybirliğiyle kabul etti.

Mülkiyeti Beykoz Belediyesi’ne ait yaklaşık 20 bin metrekarelik alana sahip tarihi askeri kışla, İstanbul 3 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanan projeye göre restore edilecek. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Projeler Müdürlüğü’nün projesini hazırladığı ve Yapı İşleri Müdürlüğü’nün restorasyonuna başladığı Tarihi Beykoz Kışlası ana işlevi ‘sanat ve halk eğitim merkezi’ olan bir kültür ve kongre merkezine dönüşüyor. Kültür merkezi içinde 3 adet 125 kişilik çok amaçlı salon, kütüphane, sergi ve atölyeler ile avluda 220 kişilik gösteri alanı bulunuyor. 5 milyon YTL’ye mal olacak proje 2008 yılının Nisan ayında tamamlanacak.

Beykoz İlçesi’nin Yalıköy Mahallesi’nin ayrılmaz parçası olan tarihi kışlanın ön cephesinde bir kitabe, Osmanlı tuğrası, kemerli bir giriş kapısı ve kemerlerin oturduğu sütun başlıkları yer alıyor. III. Sultan Selim dönemine kadar hangi amaçla hizmet verdiği tam olarak bilinmeyen kışlanın III. Sultan Selim dönemi ile birlikte Kışla’nın bir sanayi bölgesine dönüşmesi planlandı. III. Sultan Selim bu doğrultuda askeri amaçlı bir çuha fabrikası ile kağıt fabri