©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi


Çayönü

Çizimler için tıklayın...

maps

Fotoğraflar için tıklayın...

Çayönü
Türü:
Höyük
Rakım:
810 m
Bölge:
Güneydoğu Anadolu
İl:
Diyarbakır
İlçe:
Ergani
Köy:
Sesverenpınar
Araştırma Yöntemi:
Kazı
Dönem:
Çanak Çömleksiz Çanak Çömlekli

     


Yeri: Diyarbakır il merkezinin kuzeybatısında; Ergani'nin 7 km güneybatısında; Sesverenpınar (Hilar) Köyü'nün kuzey kesimindedir. Kodu R 55 / 1.
Konumu ve Çevresel Özellikleri: Neolitik Çağ yerleşmesi ile ünlenen bu buluntu yeri; 4.5 m yüksekliğinde 160x350 m boyutlarında yayvan bir höyüktür. Tepenin güneyinden Boğazçay geçmektedir. Hem bu kaynak hem de yakın çevresindeki pınarlar burayı yurt yeri olarak seçenlerin su ihtiyacını karşılamıştır.
Tarihçe:
Araştırma ve Kazı: Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde İlk Üretimciliğe Geçiş Evresi'ni ve besi üretimci; tarımcı köy topluluklarının ilk yaşam şartlarını ortaya çıkarmak amacıyla İstanbul ve Chicago Üniversiteleri Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Karma Projesi çerçevesi içinde; Diyarbakır; Şanlıurfa ve Siirt il sınırları dahilinde 1963 yılında gerçekleştirilen yüzey araştırmasında R 55 - 1 kod numarası ile dünyaya tanıtılan Çayönü'ndeki kazı çalışmaları 1964 yılında başlamıştır [Çambel-Braidwood 1980:5-6]. Höyükte; Türkiye'deki diğer tarihöncesi yerleşme yerlerindeki kazı sürelerine göre oldukça uzun bir süre; 16 kazı mevsimi çalışılmıştır. Güneydoğu'daki siyasi olaylar yüzünden; Türkiye prehistoryası için çok önemli olan bu yerdeki kazıya 1992 yılında ara verilmek zorunda kalınmıştır. Höyüğün 4.654 metrekaresi kazılmıştır. Kazı başkanlığı uzun yıllar R.J. Braidwood ve H. Çambel tarafından yürütülmüş; 1986'dan itibaren bu görevi M. Özdoğan üstlenmiştir. Gene son yıllarda birçok bilim dallarından yerli ve yabancı uzmanların projeye katılımları sağlanmıştır. Proje; 1978-88 yılları arasında Almanya-Karslruhe Mimarlık Enstitüsü ve 1989-91 senelerinde İtalya-Roma Üniversitesi'nin katkılarıyla ortaklaşa sürdürülmüştür. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer almaktadır.
Tabakalanma: Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'dan Ortaçağ'a kadar hemen hemen sürekli yerleşim gören ve olasılıkla orijinal konisinin günümüzden daha yüksek olduğu tahmin edilen höyükte; Çanak Çömleksiz ve Çanak Çömlekli Neolitik Çağ; Kalkolitik Çağ; İlk Tunç Çağı; MÖ 2. bin yıl ve Demir Çağı; Ortaçağ kültürlerinin var olduğu; yüzeyde ele geçen çanak çömlek parçaları; maden; cüruf; yontma taş endüstrisi ve 14C örneklerine dayanılarak ileri sürülmektedir [Özdoğan et al. 1991:78]. Günümüzde özellikle höyüğün üstünde ilk kazmayla birlikte Neolitik Çağ tabakalarına girilmekte ve daha yeni çağlara ait var olan tabakaların ise sel; erozyon ve diğer nedenlerle yok olduğu kabul edilmektedir. Olasılıkla Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'dan sonra yukarıda sayılan çağlara ait yerleşimler ancak mevsimlik; geçici konaklama yerleşmeleridir. İlk Tunç Çağı II ve III'te mezarlık alanı olarak kullanılmıştır. Höyüğün Çanak Çömlekli Neolitik Çağ tabakalarının son yıllarda kazılmasına dek bütün ağırlık Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ tabakalarına verilmiştir. Buradaki yapı evreleri yapı özelliklerine göre isimlendirilmiştir. Uzun süren kazı çalışmaları sonucunda mimari ağırlıklı bulgulara göre; yerleşme yerinin ilk iskan edilişinden başlıyarak şu şekilde bir tabakalanma tablosu ortaya çıkmıştır [Özdoğan et al. 1994:106-107]: Ana toprak Evre I: Çayönü Esas evresi/Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ Yuvarlak planlı çukur yapılar evresi (PPNA) Izgara planlı yapılar evresi (PPNA/B) Kanallı yapılar evresi (PPNB) Taş döşemeli yapılar evresi (PPNB) Hücre planlı yapılar evresi (PPNB) Geçiş evresi (PPNC) Geniş odalı yapılar evresi (PPNC) Evre II: Çanak Çömlekli Neolitik Kalkolitik Çağ İlk Tunç Çağı I Evre III: İlk Tunç Çağı II-III MÖ 2. bin Demir Çağı Ortaçağ
Buluntular: Mimari : Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ Mimarisi: Yuvarlak Planlı Çukur Yapılar Evresi : Höyüğün doğu kesiminde ana toprak üzerinde; kendi içinde mimari bir gelişim gösteren 4 alt yapı evreli; ilk evrede yuvarlak veya oval planlı; sıvalı çukur tabanlı; 10-12 cm kalınlığında ağaç kafesli ve bu kafesin üzeri kalın çamur tabakası ile kaplı; dal-örgü kulübelerin birbirine yakın konumda inşa edildikleri ortaya çıkmıştır. Bu yapıların önce yaşam düzleminden 30-35 cm derine inen çukurları açıldığı; daha sonra ağaçlardan ortalama 10-12 cm kalınlığında kalın dalların belirli aralıklarla bu çukurun çevresine; zemine gömülerek ağaçdan bir iskelet oluşturulduğu; kalın ağaç dallarının araları daha ince dallarla sepet gibi sıkıca örüldükten sonra soğuğun; karın; yağmurun içeri işlememesi için üzerlerinin kalın çamur sıva ile iyice sıvandığı; üst kısma da olasılıkla saz gibi bitkiler atılarak kulübenin yağmur geçirimsiz hale getirildiği anlaşılmıştır. Gene bu yapıların zaman dilimi içinde mimari bir gelişim gösterdiği; alt kısımlarının taş ile örülerek daha sağlam ve daha dayanıklı kulübe haline getirildiği; kalıntılarının varlığıyla saptanmıştır. Bu ilk evrede halk yapıları dışında tapınak gibi özel yapılar; kazılan alanda bulunmamıştır. Kulübeler arasındaki taş döşeli alanların işlik yerleri olarak kullanıldıkları ileri sürülebilir. Izgara Planlı Yapılar Evresi : Bu yapılar; üçü hariç; yaklaşık olarak kuzey-güney istikametinde yerleştirilmiş dikdörtgen planlı; 10-11 m uzunluğunda ortalama 3.5 m genişliğinde olan yapılardır. Üç bölümlüdürler. Kuzeyde yer alan ve en büyük olan bölüm; aralarında geniş kanallarıyla birbirine paralel bir şekilde düzenli yerleştirilmiş taş dizileri ile yerleşme zemininden yükseltilmiş bir platform üzerindedir. Diziler yukarıdan bakıldığında yapı planına ızgara görünümü verdiği için bu yapıların olduğu evreye "Izgara Planlı Yapılar Evresi" adı verilmiştir. Taş dizilerin tümünün üstü; kanalların da üstünü kapatacak şekilde ağaç dalları; kamış ve sazlarla kaplandıktan sonra muntazam kil tabanla örtülmüştür. Kil taban tüm yapılarda yoktur. Bu tabanın yalnız daha özel yapılarda kullanıldığı; diğer yapılarda ise dal saz örtünün üzerine hasır atılarak daha kaba bir zemin elde edildiği ileri sürülmektedir. [Özdoğan (A) 1994:32]. Bu platformun kenarlarına taşıyıcı görevi olmayan; yalnız tabanın dışarı taşmasını önleyen ince ve alçak bir taş sırasının yapıldığı gözlenmektedir. Bu kısmın üstünün ilk yapı evresinde olduğu gibi ağaç bir kafes ile tamamlandığı anlaşılmaktadır. Platformun 80 cm dışına kadar taşan ağaç kafes; ince dallarla sepet gibi örüldükten sonra üstü saz ve deri gibi hafif bir malzeme ile su geçirmeyecek duruma getirilmiştir. Bu kısmın güneyinde yapının ortasında yer alan mekan ise avludur. Avluda ocağın yer alması; yemek hazırlama işlemlerinin burada yapıldığı izlenimini uyandırmaktadır. En güneyde yer alan üçüncü bölümde farklı sayılarda; hücre şeklindeki mekanların ne işe yaradığı anlaşılamamaktadır; olasılıkla işlik vazifesi görmüşlerdir. Izgara planlı yapıların da kendi içinde bir gelişim gösterdiği; ızgaraların zamanla menderes şeklinde yapıldığı; aralardaki kanalların darlaştığı ve kenar çıkışlarının tamamen kapatıldığı gözlenmektedir. Avlularda da aynı şekilde zaman içinde bir değişikliğin olduğu; üst ara evrede sayılarının bazı yapılarda ikiye çıkarıldığı tespit edilmiştir. Yapılara girişin güneyden olduğu tahmin edilmektedir. Izgara planlı yapıların arasında avlular ve işlik yerlerinin olmayışı; burada oturanların tüm yaşam faaliyetlerini yapıların içinde gerçekleştirdikleri şeklinde yorumlanmaktadır [Özdoğan (A) 1994:40]. Bu evrenin son ara evresine kadar; özel bir yapının varlığı kazılan alan içinde bulunmamıştır. Son ara evrede ise "Saltaşı Döşemeli Yapı"nın ana toprağın içine açılarak güney yamaca oturtulduğu ileri sürülmektedir. Kanallı Yapılar Evresi : Alttaki evrede görülen dikdörtgen planlı yapılara dış görünüşü ile çok benzeyen; taşıyıcı duvarları; kerpiç kullanımı; özel yapısı ve ölü gömme geleneğindeki değişmeler gibi önemli farklılaşmalardan dolayı ayrı bir kültür gibi algılanan bu yapı evresinde; köyün yaşam seviyesinden kanallı taş düzlemlerle yükseltilmiş yapılarla karşılaşılmıştır. Bu platformlar 20 cm genişliğinde çok dar kanallarla ayrılmış; küçük ocak taşlarının muntazam bir şekilde üst üste dizilmesi ile yapılmış duvarlardan oluşur. Platform yaklaşık olarak 3x5.5 m boyutlarındadır. Aralardaki kanalların üstleri yassı taş levhalarla kapatıldıktan sonra tüm platformun üstü; küçük moloz taşlarla düzgün bir yüzey haline getirilmiştir. Platformun en üstüne; küçük ocak taşlarının çamur harç ile birbirine tutturulması ile oluşturulmuş 50 cm kalınlığında gerçek taşıyıcı duvarlar yapılmıştır. Üstü; kerpiç topaklardan oluşan duvar ile yükseltilmiştir. Dam yapısının nasıl olduğu bilinmemekle beraber; düz dam tipinde olduğu bazı bulgulara dayanılarak ileri sürülmektedir. "Saltaşı Döşemeli Yapı"nın; bu evrenin başında kült binası vazifesi gördüğü sanılır. 11x7.5 m boyutlarında olan bu yapı; dikdörtgen planlıdır. Oldukça kalın olan kuzey duvarı aynı zamanda set duvarı vazifesi görmesi için; iç taraftan iki payanda ile desteklenmiştir. Yapının tabanı; üstü düzeltilmiş levha taşlarla kaplanmıştır. Yapının Boğazçay'a bakan taş duvarı ise yamaç erozyonundan dolayı tamamen tahrip olmuştur. Bu mekanın ortasında; karşılıklı konmuş iki adet dikili taş bulunmaktadır. Olasılıkla tanrı heykeli görevini gören bu kalker taşlar; payandaların tam karşısında yer alır. Üçüncü bir dikili taş ise yapının kuzeydoğu köşesine; doğu duvarına paralel olarak dikilmiştir. Kanallı yapılar evresinin olasılıkla bir başka özel yapısı; daha sonraki evrede görülen dörtgen planlı Kafataslı yapının olduğu yerde yer alan belki de ilk kafataslı yapı işlevini gören yapıdır. Bu yapının kalıntılarının söbe biçimli olduğu ve tepenin güneydoğu yamacını keserek oturtulduğu izlenmiştir. Tabanında insan kemikleri bulunan bu yapı büyük bir yangın geçirmiştir. Taş Döşemeli Yapılar Evresi: Söbe planlı kafataslı özel yapı; bu tabakada plan değiştirerek dörtgen biçime dönüştürülmüştür. Ev olarak işlev gören yapıların ise gene dörtgen biçimli ve birbirlerine geçişli bir kaç odadan ibaret; tabanları taş döşemeli; içten küçük payandalı; tek katlı düz damlı oldukları anlaşılmıştır. Kanallı yapılar evresinden en önemli farkı; döşemenin duvar yapımından sonra döşenmiş olmasıdır. Evre'nin özel yapısı küçük sekili BK yapısıdır. İçinde işlevini açıklayabilecek küçük buluntu elde edilememiştir. Hücre Planlı Yapılar Evresi : Bu evrede yapı teknolojisinde önemli bir adımın atıldığı; iki katlı yapıların varlığından anlaşılmaktadır. Alttaki bodrum yapısı sekizli küçük hücrelerden oluşmaktadır. Taş su basmanlı yapılan ve çok kez toprak tabanla kaplı olan bu bodrum; depo görevi dışında aile fertlerinin gömülme yeri olarak da vazife görmüştür. Hücrelere girişin üstten; ikinci katın tabanından; tahta merdivenlerle olduğu sanılır.İlk defa gerçek kerpiç tuğlalar bu yapılarda kullanılmıştır. Esas yaşamın alttaki hücrelere nazaran daha büyük mekanları olan üst katta olduğu; bu kata evin doğu dış duvarı yanındaki taş merdivenlerle çıkıldığı saptanmıştır. Ev aralarında zaman zaman kaldırımlar yapılmıştır. Evrenin özel yapısı Terrazzo yapısıdır. Dörtgen planlı; içinde payeleri olan yapı; özellikleri ile yalnızca kendi çağı için değil; günümüz için bile şaşırtıcıdır. Çok büyük emek verilerek yapılan yapının söndürülmüş kireç ile birleştirilmiş kırmızı renkli kırık taş ve kumdan oluşmuş tabanı özenle düzletilmiş ve parlatılmıştır. Bu tabanda bir başka ilginç olay; beyaz renkli taştan; aynı teknikle yapılan; kuzey güney doğrultusunda payelerin hizasındaki çizgilerdir. Kuzeydoğu köşesindeki yarımay biçimli kutsal ocak; biraz ilerisinde üzerinde insan yüzü kabartması olan sığ bir tekne; bu yapının kesinlikle tapınak olarak kullanıldığını göstermektedir. Ayrıca tanrı heykeli olduğu sanılan dikili taşları ile özenle hazırlanmış köy meydanı; toplumda dinsel ögelerin ağır bastığı bir zaman dilimini belirlemektedir. Meydan; çok temiz taban toprağı; muntazam ve ölçekli; terrazzo tabanlı yapının aksında yerleştirilmiş dikili taşları; tabandaki büyük oluklu biley taşı ile tam bir tören meydanıdır. Meydanın birinci kullanım evresinin sonunda; dikili taşlar devrilerek üstleri örtülmüş ve meydan kutsal işlevini yitirmiştir. Hücre Planlı Yapılardan Geniş Odalı Yapılara Geçiş Evresi: Bu evreye ait çok az yapı kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Hücre planlı yapıların yozlaştığı gözlemlenmiştir; geniş planlı yapılara doğru bir eğilim izlenmektedir. Geniş Odalı Yapılar Evresi: Bu evre; tek ve büyük odalı yapılarla simgeleşmektedir. Yapı tekniğinde bir farklılaşmanın olmadığı; ancak daha özensiz bir yapım tekniği ile karşılaşıldığı bildirilmektedir. Çayönü'nün bu evresinde ilk defa temel çukuru açıldığı izlenmektedir. Yerleşmenin bu evrede daha çok meydanın kuzeyine kaydığı yorumlanmaktır. Meydanın; törensel işlevinin kalmadığı; sadece bir açık alan olarak vazife gördüğünü söylemek olasıdır. Çanak Çömlekli Neolitik Çağ Mimarisi: 1989 yılından itibaren başlayan kazı; höyüğün kuzey kesimindeki Çanak Çömlekli Neolitik Çağ yerleşmesine yöneltilmiştir. Geniş açılan ikinci tabakada; doğu ve batısı; altta taş; üstte kerpiçten yapılmış kalın duvarlarla çevrili; çok odalı; aralarda avluların olduğu bir kompleks bulunmuştur [Özdoğan et al. 1991:74-75]. Avlu tabanları bazen taş ile döşelidir. Çanak Çömlek: Çayönü'nün bu geç tabakalarında Koyu Yüzlü Açkılı maldan parçalar bulunmuştur. Üst tabakalarda ele geçenlerin bazılarında yumrucuk dizilerinden oluşan bezeme vardır. Alt tabaka olan 3.tabakada ise; Hassuna çizi bezemeli malları ile benzerlikler gösteren parçalar bulunmaktadır [Özdoğan-Özdoğan 1993:96-97;şek.6]. Burada Koyu Yüzlü mal sayısında azalma tespit edilmekte; daha açık renkli; açkılı; kırmızı astarlı ve çok az açık renk astar üzerine kırmızı geometrik boya bezemeli parçalar ortaya çıkmaktadır. En alttaki 5. tabakada ise üsttekilere oranla daha kaba; kalın cidarlı çanak çömlekler görülmeye başlamaktadır [Özdoğan et al. 1992:101]. Tüm bu buluntu düzeni Güneydoğu Anadolu arkeolojisi için yeni bir olaydır. Boya bezemeli parçalar Mersin Yumuktepe'nin XXII-XIV. tabakalarındaki boya bezemeli parçalarla benzerlik gösterir [Özdoğan et al. 1991:77]. Çanak çömlekli tabakalar şimdilik Halaf Öncesine tarihlemektedir [Özdoğan et al. 1993:91]. Kil: Çayönü Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ insanlarının pişirmeden kap yapmayı denediklerine ait örnek olan kil kaplar; bilhassa Hücre Planlı Yapılar Evresinin üst evresinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlar bazen çok az pişirilmiş ya da yanan mekanın içinde bu yangından etkilenerek pişmiş olan; kaba bitkisel katkılı; kerpiç çamurundan; düz dipli; sığ kenarlı; yuvarlak veya köşeleri yuvarlatılmış dörtgen biçimli kaplardır [Özdoğan-Özdoğan 1993:şek.2]. Bunların alçı kaplar gibi aynı amaçla yapıldıkları ve şekillendirenlerin çanak çömlekçilerin ataları oldukları iddia edilemez. Malzeme cinsine göre bir ayrıma gidildiğinde bazı nesnelerin hem kilden hem taştan örnekleri olduğu görülmüştür. Silindirik biçimli ortadan delikli boncuklar; Çayönü insanlarının taş; maden dışında en kolay bulunabilen; şekillendirilebilen malzeme olan kili; süs gereçlerinde de kullandıklarını göstermektedir. Kilden pullar; bir yere yapıştırılmak için şekillendirilmiş nesneler; misket vazifesi gören kil toplar; oyun taşları ele geçmiştir. Kil nesneler içinde 49 adet insan heykelciği içinde somut; soyut ve karmaşık biçimli heykelcikler bulunmaktadır [Morales 1990]. Dikkati çeken noktalardan biri; bunların çoğunluğunun yapıların dışında ele geçmesidir. İnsan heykelciklerine nazaran daha az sayıda olan hayvan heykelciklerinden ise 51 adet bulunmuştur. Evcil koyun ve keçi heykelciği olarak tanımlanabilenler; Hücre Planlı Yapılar Evresi'nin son alt evresinden; diğer yabani hayvan heykelcikleri ise Kanallı Yapılar Evresinden itibaren bulunmuştur. Yuvarlak Planlı Çukur Barınaklar ve Izgara Planlı Yapılar Evresi'nde figürin ele geçmeyişi de ilginçtir [Özdoğan (A) 1994:149]. Çayönü'nün en ilginç buluntularından bir başkası; kilden yapılmış ev modelleridir. Hücre Planlı Yapılar Evresi'nde beş adet bulunan bu modellerin ne işe yaradıkları konusunda görüşler çeşitlidir [Morales 1990:57-89; Bıçakçı 1995:101-125]. Hücre planlı evlerin ikinci katlarının ve dam örgüsünün nasıl olduğu konusunda bilgi vermesi açısından önemli olan bu kil kutularda; alçak korkuluklu düz dam; yağmur oluğu; alttaki hücrelerin havalandırma pencereleri betimlenmiştir. Çayönü'nün Çanak Çömlekli Neolitik Çağ tabakalarının küçük buluntuları henüz tam yayınlanmamışsa da; fotoğraflardan çanak çömleksiz tabakalarda bulunanlara benzeyen figürinlerin var olduğu gözlenmektedir [Özdoğan et al. 1992:res.14a-b;c;d]. Yontma Taş: Çayönü'nün Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'a tarihlenen tüm tabakalarında; hem çakmaktaşının hem de obsidiyenin ham madde olarak kullanıldığı belirlenmiş ve bu her iki hammaddenin kullanım oranlarının evreler içinde belirgin şekilde farklılık gösterdiği saptanmıştır. En alttaki Yuvarlak Planlı Çukur Barınaklar ve Izgara Planlı Yapılar Evresi'nde obsidiyen; çakmaktaşına göre dörtte bir oranında kullanılmış; Hücre Planlı Yapılar Evresi'nde ise bu oran yarı yarıya düşmüş; üstteki evrelerde ise obsidiyen oranı iki kat artmıştır. Obsidiyen daha çok dilgilerin; çakmaktaşı ise daha çok yongaların üretiminde kullanılmıştır. Hammadde kaynaklarından çakmaktaşı; yerleşme yerinin yakın çevresinde dağlık araziden dereler vasıtasıyla taşınan iyi kalitede çakmaktaşı topanlarından; obsidiyen ise Bingöl veya Van-Nemrud Dağı'ndan sağlanmıştır. A. Özdoğan; toplam taş sayısının içinde; %8'inin çekirdek ve çekirdek parçası; %45'inin dilgi ve dilgicik %47'sinin ise yonga olduğunu bildirmektedir. Çayönü iskancılarının oluşturdukları aletler tipsel özelliklerine göre gruplandırılmıştır. Çakmaktaşı aletler içinde minik deliciler; kazıyıcılar; orak-bıçaklar; çeşitli dilgiler; mızrak ve ok uçları; obsidiyenden ise daha çok "Çayönü aleti" olarak adlandırılan; sarp kenar düzeltili dilgiler yapılmıştır. Bu tip aletlerin Çayönü'nün Kanallı Yapılar Evresinden itibaren üretildiği; hatta Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'da da devam ettiği görülmektedir. Bununla birlikte; Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'da kesiti yamukken daha sonraki çağda dörtgen kesitli olmuştur [Özdoğan (A) 1994:135]. Olasılıkla kullanım işlevi değişmemiştir. Aletin kullanımı için çeşitli fikirler ortaya atılmış; bunların içinde taş halkaların yapımında kullanılmış olma ihtimali en çok kabul gören olmuştur. Ayrıca saplı ön kazıyıcılar; deliciler; kemirimli dilgiler de mevcuttur. İlginç olan bir başka özellik; silikalı parçaların en alt evreden itibaren yerleşme yerinde bulunmasıdır. Bu da Çayönü'nde oturanların en alt tabakadan itibaren otları; kamışları; yabani tahılları vd. biçtiklerini göstermektedir Sürtme Taş: Bu nesneler Çayönü küçük buluntuları içinde en iyi incelenen gruptur. İki ucu ile bir şeyi dövmek için şekillendirilen ve elde kullanılan havan ellerinin; dövdükleri nesneye göre boyut; biçim ve ağırlıkları değişmektedir. Boya ezmekten et dövmeye kadar her işte kullanılmışlardır. İçlerinde; üzerinde kullanım izi olmayan; özellikle T kafalı veya kancalı tipin; günlük hayat dışında başka bir amaca yönelik yapıldıkları sanılmaktadır. Alt taşı olarak işlev gören havanların orta kısmı çukurdur. Taş havanların diğer alet tiplerine oranla az sayıda bulunmasından; toplulukların daha çok ahşap havan kullandıkları sonucu ortaya çıkmaktadır. Öğütme taşlarının da sadece tahıl öğütme için değil; et dövmek için de kullanılmış olduğu iddia edilmektedir. Yassı baltalar; vurgutaşları; biley taşları; bız; spatulalar; ağırlık taşları; sap delikli çekiçler; topuz veya ağırşaklar; bilezik ve başka amaçla kullanılan taş halkalar sürtme taş endüstrinin diğer örneklerini oluşturur. Çayönü'nün değişik bir başka buluntu topluluğu da bazıları bezemeli olan taş kaplardır [Özdoğan-Özdoğan 1993:91;şek.1]. Bu nesnelerin yapımında çeşitli malzemenin yanısıra bakır filizi olan malakit de kullanılmıştır. Kemik/Boynuz: Çeşitli tipte bız ve iğnelerin yanısıra spatula; kemer tokaları; tarak; kaşık; fırça; topuzbaşı gibi nesnelerin yapımında hayvan kemiklerinin tercih edildiğini görülmektedir. Maden: Çayönü yerleşikleri; çevrelerindeki bakır yataklarındaki nabit bakırı (doğal bakır) döverek şekillendirmişler; delici; boncuk; levha gibi nesneler üretmişlerdir. Bakırı taş gibi kullanmanın ötesinde bir beceriye sahip oldukları; önce bakırı ısıtıp daha sonra şekillendirmelerinden anlaşılmaktadır. Çayönü'nde yaşayanlar bakırın farklı özelliklere sahip olduğunu farkederek maden üretiminde ilk basamağı aşabilmişlerdir. İnsan Kalıntıları: Çayönü; Neolitik Çağ yerleşmeleri arasında Yakındoğu'da en fazla sayıda insan iskeletinin bulunduğu yerdir. 605 adet iskeletin demografik açıdan araştırılması sonucunda üçte ikisinin erişkinlere ait olduğu saptanmıştır. Gene bu araştırmada yaşamın ortalama 29-30 yaşlarında sona erdiği [Özbek 1990:165] ama buna karşılık beş insanın 50 yaşın; birkaç kişinin ise 60 yaşın üzerinde[Özbek 1990:162] öldüğü belirlenmiştir. Çayönü insanları Neolitik Çağ yaşamının zorluğu; beslenme yetersizliği gibi nedenlerle pek çok hastalıkla boğuşmak zorunda kalmışlardır. Kulak ve kemik iltihapları; eklem bozuklukları; diş çürükleri en çok görülen rahatsızlıklardır [Özbek 1989:129]. Ayrıca olasılıkla avlanma sırasında veya kaza ile oluştuğu tahmin edilen baş; kol ve bacaklarda kırık ve yaralanma izleri avlanmanın hiç de kolay olmadığını göstermektedir. İlginç olaylardan biri bazı kırıkların bilinçli bir sarma sonucunda iyileştirilmiş olmasıdır. Yetişkinlerde erkeklerin boyları ortalama 170; kadınların ise 157 cm'dir. Kafa yapılarına göre Akdeniz ırkına mensuptular. Genellikle Dolikosefal olmakla beraber; Mezosefal ve Brakisefal olanlar da mevcuttur. Bu insanların ölü gömme adetlerine bakıldığında; Çayönü'nün alt tabakasından üst tabakalarına kadar tekdüze bir gömmenin olmadığı; evreler içinde farklılaşmaların bulunduğu saptanmıştır. Geniş Odalı Yapılar Evresi'nde ve Çanak Çömlekli Neolitik Çağ tabakalarında yerleşme içi gömüte rastlanmamış olması toplumda bir mezarlık kavramının oluştuğunu; ölülerin yerleşme dışındaki uygun bir alana gömüldüklerinin belirtisidir. Alt tabakalarda ise yerleşme içi gömme geleneği vardır. Yuvarlak Planlı Çukur Yapılar Evresinde; ölüler yanlarına armağan bırakılmadan; hocker durumunda; dal örgülü kulübelerin kil tabanları altına yatırılmışlardır. Izgara Planlı Yapılar Evresinde; toprak tabanlı avluların kuzey yarısına ya da iki avlu arasındaki küçük hücrelerin içine; tek ya da ikili; üçlü gruplar halinde gömme yapıldığı izlenmektedir. Hemen hemen tümü sıkıca büzülmüş; sağ taraflarına yatırılmışlardır. Yanlarına özellikle günlük hayatlarında kullandıkları kolye; bilezik gibi süs eşyaları konmuştur. Kanallı Yapılar Evresinde "Ölü Evi" olarak tanımlanan ve arkeoloji bilimine; kafatasları dışında diğer kemiklerin de bulunmasına rağmen "Kafataslı Yapı" olarak geçen yapının ortaya çıktığı görülmektedir. Bu yapının içinde çeşitli gömüt tiplerinin tümünün var olduğu saptanmıştır. Yapının en alt evresi sırasındaki kullanımı esnasında 200x90 cm boyutlarında bir çukurun içinde dağınık bir şekilde atılmış; büzülmüş insan iskeletleri bulunmuştur. Bu çukurun batısındaki bir diğer çukurda yine insan kemiklerinin rastgele atılmış olduğu görülmektedir. Taş Döşemeli Yapıların 2 c evresindeki dört hücreden en batıdakinde 3 dizi halinde muntazam sıralanmış kafatasları ve bunları örten uzun kemikler ortaya çıkmıştır. Bu kemik dizilerini; hücrenin içine üstten indirilen bir kadın iskeleti bozmuştur. Bunun yanındaki hücrede ise iki çocuk iskeleti ile birlikte gene kafatası olmayan bir kadın iskeleti ele geçmiştir. Yapının üst evrelerinde ise 49 adet kafatası bulunmuştur. Bunların bir rafta durduğu ya da asılı oldukları; tabanda bulunma şekillerinden anlaşılmaktadır. A. Özdoğan; yapının zaman zaman yenilendiğine ve bu işlem sırasında kafataslarının ayrı depolandığına dikkat çekmektedir [Özdoğan (A) 1994:57]. Yapının avlusunda altar olarak yorumlanan büyük yassı taşın üzerinde hayvan ve insan kanının saptanması; bu taşın kafaların kesilmesinde ve hayvan adağı için kullanıldığını düşündürmektedir. Yapı kısaca; Çayönü insanının ölü kültüne hizmet vermiştir. Antropolojik araştırmaları gerçekleştiren M.Özbek; çocuk ve erişkinler dahil olmak üzere köy nüfusunun %70'inin bu evde gömüldüğüne inanmaktadır [Özbek 1990:165]. Taş Döşemeli Yapılar Evresinde açık alanlarda gene tahrip nedeni veya ikincil gömme yüzünden dağınık bir şekilde; az sayıda iskelet bulunmuştur. Hocker biçiminde gömme; devam etmektedir. Ölülerin yanlarına aynı şekilde kolye gibi günlük hayatta kullandıkları yontma taş aletler ölü hediyesi olarak konmaya devam etmektedir. Hücre Planlı Yapılar Evresinde ise oldukça fazla sayıda iskelet gün ışığına çıkarılmıştır. İki katlı olan bu yapılarda mezar yeri olarak; daha çok alt depo katının kuzeybatı hücreleri tercih edilmiştir. Genellikle ölülerin üst üste yatırıldığı ya da çok kez ikincil gömüt oldukları görülmüştür. Özellikle erkeklerin yanlarına çok bol sayıda yontma taş nesnenin ölü hediyesi olarak bırakıldığı saptanmıştır. İskeletlerin çevrelerinde gözlemlenen beyazımsı kül benzeri nesnelerin gıda artığı olduğu yorumlanmaktadır. Günlük hayatta kullandıkları nesneler; gıda maddeleri ve kemik parçaları (olasılıkla etli) bu kişilerin tekrardan dünyaya gelebilecekleri düşüncesiyle; topluluğun "ölümden sonra dirilme" gibi bir inançları olduğunun belirtileridir. Hücre Planlı Yapıların ikinci alt evresinde farklı bir gömüt ile karşılaşılmıştır. Batı kesimindeki DE yapısındaki sekinin içine; üzeri ziftlenmiş bir hasıra sarılıp konan kişi; bu tip gömütlere tek örnektir. Bu evrenin son aşamalarından başlayarak; köy içi mezarlık geleneği; Çayönü yerleşenleri tarafından terkedilmiştir. Hayvan Kalıntıları: Çayönü kazılarından toplanan hayvan kemiklerinin analizleri sürmektedir. Bununla birlikte; ilk gözlemlere göre; Geniş Odalı Yapılar Evresi'nden önceki evrelerde; yaban domuzu (Sus scrofa); yabani sığır (Bos primigenius); koyun (Ovis orientalis); keçi (Capra aegagrus); kızıl geyik (Cervus elaphus) ve ala geyiğin (Cervus dama) bulunduğu; Geniş Odalı Yapılar Evresi'nde ise; koyun ve keçinin büyük oranda arttığı izlenmektedir. Ceylan; karaca; at; ayı; tilki; sansar; tavşan; kirpi; kunduz gibi hayvanların yanısıra sincap; yabani kedi; kokarca; porsuk; su samuru; kara kaplumbağası; çeşitli kuşlar; tatlı su balıkları; midyeleri ve salyangoz; toplanan; avlanan; tüketilen hayvanlardır. Faunal kalıntıların evrelere göre ayrımları ve değerlendirme çalışmaları devam etmektedir [Lawrence 1980: 257-283; Özdoğan (A) 1994:20-23]. Bitki Kalıntıları: Çayönü'nün en eski; Çukur Barınaklı Yapılar evresinde; tarıma alınmış bitki kalıntılarına dair kesin kanıtlar yoktur. Bununla birlikte daha üst evrelerden itibaren Einkorn (Triticum monococcum) ve Emmer (Triticum dicoccum) buğdayları ile mercimek (Lens culinaris); çayırbezelyesi (Pisum sativum) ve baklanın (Vicia ervilia) tarıma alındığı; arpanın ise yabani olarak çok az tüketildiği saptanmıştır. Burçak ile nohutun tarıma alınıp alınmadığı konusu tartışmalı ve şüphelidir. İlginç olan Çanak Çömleksiz Neolitik Çayönü halkının yiyecek olarak baklagilleri tahıllara tercih ettiğidir. Menengiç/sakız (Pistachia atlantica/khinjuk); yabani badem (Amygdalus sp.) ve fiğ baklanın (Vicia sp.) yanısıra çok az miktarda keten ve çayır otu; yağ elde etme; dokuma gibi çok çeşitli amaçlarla tüketilen bitkilerdendir [van Zeist-de Roller 1994:65-96; Özdoğan (A) 1994:20].
Kalıntılar:
Yorum ve tarihleme: Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ evrelerinin; Çanak Çömleksiz Neolitik A'dan (PPNA); Çanak Çömleksiz Neolitik C'ye (PPNC) kadar aşamalarının izlendiği Çayönü'nde bu dönemin yaklaşık 3000-2500 yıl kadar sürdüğü ileri sürülmektedir [Özdoğan (A) 1994:209]. PPNA evresinde (bak: tabakalanma) yoğun avcılığın olduğu ve besin ekonomisinin tahıl ve baklagiller ağırlıklı toplayıcılık ile beraber avcılığa dayandığı anlaşılmaktadır. PPNB evresinde (Izgara Planlı Yapıların son evresi; Kanallı Yapılar; Taş Döşemeli Yapılar; Hücre Planlı Yapılar Evreleri) ise avlanmanın yanısıra tarım da gelişmiştir. PPNC evresinde (Geniş Odalı Yapılar Evresi) ise evcil koyun-keçi kemiklerinin sayısındaki artış ve diğer bazı özellikler; köyün sosyo-ekonomik yaşantısında büyük değişiklikler olduğunu göstermektedir. Artık merkezi otoritenin zayıfladığı halkın daha özgür bir şekilde mal sahibi olabildiği; istedikleri yere evlerini inşa edebildikleri bir zaman dilimidir.


Liste'ye