|
©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi
|
|
|
|
|
|
Theangela |
|
|
Çizimler için tıklayın... ![]() |
Fotoğraflar için tıklayın... ![]() |
|
Türü:
|
Kent |
|
Rakım:
|
m |
|
Bölge:
|
Ege |
|
İl:
|
Muğla |
|
İlçe:
|
Bodrum |
|
Köy:
|
Etrim |
|
Araştırma Yöntemi:
|
Yüzey Araştırması |
|
Dönem:
|
Hellenistik Roma |
|
|
|
![]() |
|
| Yeri: Muğla İli'nin batısında; Bodrum İlçesi'nin doğusunda; Pınarlıbel Köyü'nün bir mahallesi olan Etrim'den yaklaşık 9 km'lik bir orman yolunu takip ederek ulaşılabilmektedir [Tırpan 1988:171]. |
| Konumu ve Çevresel Özellikleri: Kentin; güneydeki Çiftlik Vadisi ile kuzeyindeki Karaova'yı sınırları içine aldığı belirtilmektedir [Bean 2000:134]. |
| Tarihçe: Bazı araştırmacılara göre [Işık 1991:18] kentte ele geçen buluntular MÖ 8. yüzyıla işaret etmekteyse de Erken Hellenistik Dönem'de kıta Yunanistanı'nın Argolis Bölgesi'nde bir kent olan Troizen'den gelen göçmenler tarafından kolonize edildiği sanılmaktadır. MÖ 5. yüzyılda Pigres'in kentin yöneticisi konumunda olduğu ve Attika-Delos Deniz Birliği'ne bir talent vergi ödediği; aynı şahsın MÖ 480 yılındaki Salamis Savaşı'nda Pers filosunda kaptan olarak görev aldığı bilinmektedir. MÖ 427'ye kadar yaşayan Pigres'in mezarı olduğu düşünülen tonozlu bir yapı içinde MÖ 5. yüzyılın sonuna tarihlenen çanak çömlek parçaları bulunmuştur. MÖ 4. yüzyılda Maussollos kentte imar faaliyetlerinde bulunmuş; kentin nüfusu dışarıdan gelen göçmenler sayesinde çoğalmıştır. İskender zamanında Theangela; Halikarnassos'a bağlanmış; MÖ 4. yüzyıl sonunda ise kentin yönetimi Eupolemos'a geçmiştir. MÖ 314'te Antigonos'un komutanı Polemaios'a karşı savaşmıştır. MÖ 200-150 yıllarında Theangela'nın; Halikarnassos'a bağlandığı Etrim'de ele geçen bir yazıt sayesinde anlaşılmıştır [Tırpan 1988:171-172]. Theangelalılar'ın balcılıkla uğraştığı bilinmektedir. |
| Araştırma ve Kazı: 1887'de burayı ziyaret eden Judeich ve Winter; kenti Pedasa olarak tanıtmıştır. 1894 yılında Hula ve Szanta'nın yaptığı araştırmalar sonucunda yapılar tanıtılmış ve surlar Hellenistik Dönem'e tarihlendirilmiştir. Bean surların planını çıkartmış; Akarca ise bazı Leleg mezarlarında araştırmalar yapmıştır. Işık'ın da Theangela'dan çıkan pişmiş toprak eserlerle ilgili çalışması vardır [Tırpan 1988:172]. 2009 yılında A. Diler ve ekibi tarafından yapılan yüzey araştırmasında ziyaret edilip incelenmiştir [Diler et al. 2011:191]. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer almaktadır. 2013 yılında A. Diler ekibi tarafından ziyaret edilmiştir [Diler et al. 2015]. |
| Tabakalanma: |
| Buluntular: |
| Kalıntılar: Kent arazisi yüzölçümü açısından Myndos ile karşılaştırılabilir. Akropolisin Manastırtepesi'nde; esas yerleşmenin ise bu tepenin etrafında olduğu düşünülmektedir [Bean 2000:131]. Akropoliste Aphrodite ve Athena kültleri ile ilgili yazıtlar ve Arkaik Dönem'e ait bir kadın torsosu bulunmuştur. Çukurtepe ile Manastırtepesi arasında kalan düz arazide kente ait stadion gibi kamusal binaların yanı sıra; konutlar ve Pigres'in mezarı olduğu düşünülen yapı bulunmaktadır. Çukurtepe'deki diateikhismanın batısında kalan alanda ise birkaç su kuyusu ve su deposu dışında herhangi bir kalıntıya rastlanmamıştır [Tırpan 1988:176-177]. Theangela'da yerleşme, batı kulesi ile bu kule ve yerleşimin oturduğu tepe düzlüğü ile bu düzlüğün doğuya doğru uzanan ve doğu tarafta en yüksek noktasına ulaşan iki tepe ve bu tepeler arasındaki teraslardan oluşturulmuştur. Batı tarafta, köşelerinde kuleleri olan küçük bir 'karakol-iç kale' ile sınırlanan tepenin kuzey ve güneyi surlarla çevrelenmiştir [Diler et al. 2011:191]. Sur: Yaklaşık 3.5-4 km uzunluğundaki kent suru batıda Kaletepesi; ortada Çukurtepe ve doğuda Manastırtepesi olmak üzere toplam üç ayrı tepenin etrafını çevreler. Genel olarak arazinin topografik yapısına uygun bir biçimde inşa edilmiştir. Batı; kuzey ve doğu surlar; yer şekillerine bağlı olarak savunma açısından elverişli yerlerdedir. Buna karşın kentin güneyini dolaşan surlara destek olarak birçok kule inşa edildiği gözlenmektedir. Üç tepe de birer iç kale halini almıştır. Ayrıca Çukurtepe ve Manastırtepe'den devam eden iki diateikhisma; kuzeydeki ve güneydeki surları birbirine bağlamakta; aynı zamanda da kenti üç bölüme ayırmaktadır. İki duvar arası moloz taşlardan meydana gelen surların inşasında; yerel ismi Bağtırnağı olan şist taşı kullanılmıştır. Duvarlar bosajlı kesme taştan pseudo-isodomos tekniğinde örülmüştür. Taş işçiliğindeki farklılıklardan ötürü Tırpan; Kaletepe ile Çukurtepe arasındaki surlarla; Çukurtepe ile Manastırtepe arasındaki surların farklı dönemlere ait olduklarını belirtmektedir [Tırpan 1988:172-174]. Çukurtepe ve Manastırtepe'den geçen ve kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan diateikhisma duvarları da benzer teknikte inşa edilmiştir [Tırpan 1988:176]. Ancak Çukurtepe'deki diateikhisma duvarında eski kerpiç geleneğine işaret eden daha küçük boyutlu taş bloklar kullanılmıştır [Tırpan 1988:176-177]. Kaletepe'nin etrafındaki surun dört köşesinde birer; Kaletepe ile Çukurtepe'deki ilk diateikhisma duvarı arasında on; doğuda üç kule tespit edilmiştir. Kuzeyde ise hiç kule yoktur. Kaletepe'de; yaklaşık 23x31 m ölçülerindeki alanda yer alan kare ve kareye yakın dikdörtgen planlı dört kulenin duvarları 1.2 m kalınlığında; şist taşından; pseudo-isodomos ögü tekniğinde inşa edilmiştir. Güneydeki kuleler de benzer malzeme ve teknik gösterir. Dörtgen planlı olan bu kuleler sur içi ve sur dışındaki kot farkı nedeniyle; sur içi kotuna kadar moloz taşla doldurulmuştur. K3 kulesinin iki yan duvarında sur dışına açılan kapıların yanısıra; sur içi ile bağlantısı olan bir kapı vardır. Doğudaki kule yerlerinin ise basit bir şekilde düzenlenmiş gözcü yerleri olduğu öne sürülmüştür [Tırpan 1988:174-175]. Bean doğudaki Manastırtepesi'nin zirvesinde Leleg tarzında bir kule olduğunu belirtmektedir [Bean 2000:132]. Güney surlarında üç; kuzey surlarında iki kapı yeri tespit edilmiştir. Bunun dışında Kaletepesi'nde bir; Çukurtepe'deki diateikhismada da bir giriş yerine rastlanmıştır. Bunların hepsi surlarla aynı malzeme ve teknik ile inşa edilmiştir [Tırpan 1988:175]. Kaletepe'deki dört kulenin çevrelediği alan; güçlü bir kale görünümündedir. İçeriye; doğudan; dar ve dik açı yapan yalancı kemerli bir kapı ile girmek mümkündür [Akarca 1998:172; Bean 2000:131]. K II olarak adlandırılan kapı güney surlarındadır. Kentin ana girişi olduğu düşünülmüştür. Kapıya ulaşmak için; kapının önünde yer alan kulenin yan duvarlarındaki kapılardan geçmek gerekmektedir. Ayrıca; surun iç kısmında; kapının her iki yanında inşa edilmiş birer kule de kapıyı korumaktadır. Kuzey surlarda yer alan 1.25 m genişliğindeki K IV ve K V kapıları bindirme tekniğinde inşa edilmiştir. Birbirine paralel iki duvar ile kapı geçidi oluşturulmuştur. Cepheden gelecek bir düşman saldırısı böylelikle engellenmiş olmaktadır. Kaletepe'deki K VI kapısı da K IV ve V kapılarına benzer. Kapı geçidini oluşturan duvarlardan biri dirsek yapıp girişi perdeler. Girişin genişliği 1.25 m kadardır. Tırpan'a göre surlar üç inşa evresinde incelenmelidir. Kentteki ilk yerleşimin akropolis tepesi olarak nitelendirilen Manastırtepesi ve doğusundaki alanda olduğu düşünülmektedir. Burasının Pigres zamanında; yani MÖ 5. yüzyılda; surlarla tahkim edildiği düşünülür. Çukurtepe'deki diateikhismanın batısındaki alanın ise Maussollos zamanında Troizen'den gelen göçmenler tarafından iskan edildiği düşünülmektedir. MÖ 4. yüzyılda görülen savaş teknolojisindeki gelişmeler neticesinde ortaya çıkan çok katlı kuleler bu alandaki sur savunma sistemine uygundur. Bu açıdan Çukurtepe'deki diateikhismanın batısında kalan alanı çevreleyen surların MÖ 4. yüzyıla tarihlendiği öne sürülmektedir [Tırpan 1988:175-176]. Çukurtepe'deki diateikhisma duvarının; örgüsündeki özellikler nedeniyle Maussollos döneminden önceki bir tarihe ait olabileceği sanılmaktadır. Muhtemelen bu duvar; kentin ilk iskan evresini yaşadığı Manastırtepesi çevresindeki surlarla çevrili alanın batı sınırını oluşturmaktaydı. Sonradan; Maussollos döneminde çeşitli nedenlerden ötürü yeniden inşa edilmiştir [Tırpan 1988:177]. 2009 yılında A. Diler ve ekibi tarafından yapılan yüzey araştırmasında sur incelenmiştir. Kentin batı uç noktasında bulunan gözetleme kulesi kent territoriumunun kuzey, güney ve batı taraftan kontrol eden bir görüş açısına sahiptir. Duvar örgü tekniği ve kule köşelerinde kullanılan silmeler nedeni ile Mausollos zamanında inşa edildiği düşünülmektedir. Surlar, yer yer bastionlarla güçlendirilirken, özellikle doğu ve kuzeydoğuda gözetleme ve savunma işlevi gören kuleler ile donatılmıştır. Sur ve kule yapıları genel olarak aynı döneme işaret eder [Diler et al. 2011:191]. İki tepe arasındaki kent yapılarının doğu surlarına yakın eğimin fazla olduğu yerde inşa edilen kuzey-güney doğrultusundaki teras-sur kuzey tarafta kent suru ile birleşir. 2 m'den fazla korunmuş olan kalıntı, köşelerindeki silmeler nedeniyle Mausollos dönemi öncesine tarihlendirilebilir [Diler et al. 2011:192]. 2013 yılında A. Diler ve ekibi tarafından gerçekleştirilen yüzey araştırmasında surun güney bölümü incelenmiştir. Bu kısım yaklaşık 320 m uzunluğunda korunmuştur. Bu hat üzerinde kente girişi sağlayan küçük kapılar dışında, surların kulelerle desteklendiği görülmüştür [Diler et al. 2015]. 2014 yılında A. Diler ve ekibi tarafından yapılan yüzey araştırmalarında surların temele yakın bölümündeki blokların teknik olarak kiklopik inşa edildiği tespit edilmiştir. Kuzey surların orta kesiminde sur duvarları ile birleşik ve onun 10 m kadar ilerisinde konut tarzı kalıntılar ve kuleler belirlenmiştir. Hamasa şeklinde kuru duvar onlarımlarının antik çağdan kalma olduğu düşünülmektedir [Diler-Gümüş 2016:157-158]. Stadion: Doğudaki tepenin batısında yer alan 45.7 m uzunluğunda stadionu andıran yapının antreman için kullanılmış olabileceği öne sürülmüştür [Bean 2000:133]. Sarnıç: Manastırtepesi'nin üzerindeki kulenin doğusunda iki sarnıç yer alır. Batıdaki tepe ile ortadaki tepe arasında sarnıç da bulunmaktadır [Bean 2000:132-133]. Tapınak/Kutsal Alan: Athena Kutsal Alanı: Doğudaki tepenin batısında yer alır. Burada ortaya çıkarılan Arkaik Dönem heykellerinin kutsal alana ait oldukları öne sürülmüştür. Yakınlarda önemli bir şahsa ait mezarın da bulunması burada bir kutsal alan olma ihtimalini kuvvetlendirmektedir [Bean 2000:133]. Konut: Çukurtepenin yamaçlarındaki yapı kalıntılarının konutlara ait olduğu düşünülür. Güneydoğu yamaçta oldukça iyi korunmuş bir ev yer alır. Üç odadan meydana gelen ve bindirme tonozla örtülen yapıdan Leleg evi olarak bahsedilmektedir [Bean 2000:133]. Yerleşmenin güneybatısında, sur doğrultusunun altına doğru alçalan eğimli araziler üzerinde birbirine paralel tarım terasları saptanmıştır. Tarım teraslarının kent düzlüğüne yakın üst kuzey tarafında izlenen gölet ve çiftlik evleri yerleşmenin tarımsal etkinliklerle ilgili kalıntıları olarak değerlendirilebilir [Diler et al: 2011.191]. Nekropolis/Mezar: Kentin içinde; doğudaki tepenin yamacında yer alan mezar bir ön oda ve ince uzun bir odadan meydana gelir. Üzerindeki çatı çıkma destekli ve kemerlidir [Bean 2000:133]. Kent surunun içinde olması akla; Termera (Asarlık) ve Telmessos (Gürice) kentlerinin dış surlarının içinde tespit edilen mezarları getirir. Ancak mezarın; içindeki çanak çömlek parçalarından MÖ geç 5. yüzyıla ait olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda Maussollos Dönemi'nde önce burada bir mezarın varlığı söz konusudur. Ancak kentin genelinde yapılan araştırmalarda; bahsi geçen mezar dışında; MÖ 4. yüzyılın ortasından daha önceye ait herhangi bir bulguya rastlanmamıştır [Bean-Cook 1955:146]. Bu mezarın; MÖ 427'de hala hayatta olduğu düşünülen Pigres'e ait olabileceği öne sürülmüştür [Bean 2000:133]. 2012 yılında Diler ve ekibi tarafından gerçekleştirilen yüzey araştırmasında yerleşme ziyaret edilmiştir. Kentin nekropol alanlarının tanımlanması amacıyla yerleşmenin doğusunda kalan Genergölü ve çevresinde araştırmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda, kaçak kazılarla ortaya çıkarılmış dört oda mezar incelenmiştir. Alanda tespit edilen izler, başka mezarların varlığına da işaret etmektedir. 1 nolu mezarın Geç Klasik- Erken Hellenistik Dönem'e tarihlenebileceği belirtilmiştir. Mezar piramidal çatılıdır ve iç ölçüleri 2x2.10 m'dir. 2 nolu mezar, düzgün işlenmiş büyük bloklarla bindirme tekniğinde yapılmıştır. 3 nolu mezarın cephesi kesme taştan yapılmıştır. Kaliteli bir işçilik göstermektedir. Bindirme tekniğinde inşa edilen mezarın üst örtüsü tonozludur. 4 nolu mezarda sadece girişin üst kısmını kapatan kesme taş bloğu görülebilmiştir. Bu blok, 0.90 m uzunluğunda, 0.30 m kalınlığındadır [Diler et al. 424-425]. 2013 yılında Diler tarafından gerçekleştirilen yüzey araştırmasında, daha önceleri keşfedilen ve Pigres'in mezarı olduğu düşünülen yapı incelenmiştir. Bu kalıntı, ince uzun dikdörtgen bir mezar odası ve 2.08 m uzunluğunda ve 0.90 m genişliğindeki dromostan oluşmaktadır [Diler et al. 2015]. 2014 yılında A. Diler ve ekibi tarafından yapılan yüzey araştırmalarında; kuzeydoğuda bulunan nekropol alanda kaçak kazı tahribatı tespit edilmiştir. Geniş alanda açılan mezarlarda yaklaşık 7.50 m uzunluğunda ve her iki yanda 3.50 - 4.00 m genişliğinde bir alanda 3.70 m derinlik kazarak sandık mezarlar tahrip edilmiştir [Diler-Gümüş 2016:158]. Diğer: Theangela'dan çıktığı anlaşılan 47 adet pişmiş toprak heykelcik bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde muhafaza edilmektedir. İki ana grupta incelenen eserlerin birinci grubu; başında hydria taşıyan; giyimli Panathenaia şenliklerinin genç kızları tipindedir. İkincisi ise ellerinde phiale tutan yarı giyimli Asklepios-Zeus tipli; genç-sakalsız ve yaşlı-sakallı figürlerdir. Benzerleri Halikarnassos Maussolleion'unda; Lindos; Kos; Rhodos; Kalymnos; Priene; İzmir; Myrina ve Iasos'da bulunmuştur. Theangela'daki Asklepios ve Athena kültleri için adak eşyası olarak yapıldıkları düşünülmekte ve MÖ 5. yüzyıl sonu; MÖ 4. yüzyıl başına tarihlendirilmektedir [Tunay 1972:201-202]. |
| Yorum ve tarihleme: Kenti çeviren surlar MÖ 4. yüzyıl işçiliğini yansıtır. Buna karşın özellikle doğu bölümündeki yapı terasları ve surlar özellikleriyle bu tarihten daha erken döneme ait olmalıdır. Bunlar daha iri bloklardan yapılmışlardır ve daha çok polygonal tekniğe yakın işçilik gösterirler. Mausollos dönemi surları ise bosajlı duvar tekniğiyle inşa edilmişlerdir [Diler et al. 2011:191-192]. |