©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi


Mylasa

Çizimler için tıklayın...

maps

Fotoğraflar için tıklayın...

Mylasa
Türü:
Kent
Rakım:
m
Bölge:
Ege
İl:
Muğla
İlçe:
Milas
Köy:
Merkez
Araştırma Yöntemi:
Kazı
Dönem:
Klasik Hellenistik Roma

     


Yeri: Muğla İli Milas İlçesi'nin 5 km güneyindeki Beçin kayalıklarında yer alır [Bean 2000:16-17]. Kent; kayalık bir arazide; Sodra Dağı eteklerinde kurulmuş; zamanla ovaya doğru genişlemiştir [Akarca 1954:76].
Konumu ve Çevresel Özellikleri: Kent; 560 m yüksekliğindeki bir dağın doğusundaki dört tepenin arasında ve önünde uzanan düzlükte kurulmuştur. Etrafı dağlarla çevrili olan iç ovanın denizden yüksekliği yaklaşık 48 m'dir. Bu durum kentin savunmasını kolaylaştırmış olmalıdır [Akarca 1971:29-30].
Tarihçe: Antik kaynaklara göre Mylasa'nın kurucusu Akdeniz'deki Aiolia Adası'nda yaşayan Mylassos'tur. Rüzgarlara hakim olduğu ve Aiolos'un neslinden geldiği bilinmektedir. Gencik Tepe'de Mylasa-Myken ilişkilerine işaret eden Myken çanak çömlek parçaları ele geçmiştir. MS 2. yüzyılda yaşamış olan Boiotialı tarihçi Plutarkhos'a göre; Mylasalı Arselis Lydia'nın hakimiyeti için Gyges'e yardım etmiştir. Verilen bilgilere göre Arselis MÖ 680 yıllarında Karialı paralı askerlerin başında bulunmaktadır. MÖ 6. yüzyılın ortalarından itibaren Persler'in egemenliği altında satraplar tarafından yönetilir. MÖ 500'de İonia İsyanı neticesinde ortaya çıkan Pers Savaşı sırasında Mylasa'nın satrabı; Ibanollis'in oğlu Oliatos'tur [Bean 2000:15-16]. Miletos tiranı Aristogoras'ın kışkırtmasıyla düzenlenen Naksos Seferi'ne katılır. Sefer başarısız olunca Miletos tiranı isyan edip donanmadaki bazı gemileri ele geçirir. Bu gemilerin birinde Oliatos da vardır. Böylelikle Mylasa'daki hakimiyeti son bulur [Akarca 1954:77]. MÖ 497'de Oliatos'un kardeşi Herakleides; Pers ordusunu Pidasa'da pusuya düşürür. Fakat isyan bastırılır ve Mylasa tekrar Persler'in eline geçer. Herakleides; MÖ 480'deki Artemision Savaşı'nda Yunanlar'la beraber savaşmıştır [Akarca 1954:77-78]. MÖ 478'de kurulan Attika-Delos Deniz Birliği'ne MÖ 450'ten 440'a kadar düzenli olarak vergi ödediği bilinmektedir. MÖ 456'daki Eurymedon (Antalya-Köprüçay) Savaşı'nın sonucunda Mylasa tekrar bağımsızlığına kavuşur. Fakat MÖ 440'tan sonra yeniden Pers hakimiyeti altına girer. MÖ 5. yüzyıl sonu ile MÖ 360 arasında Karia satraplığının merkezidir [Akarca 1954:79-80]. Hyssaldomos; Hekatomnos ve Maussollos'un satrap olduğu MÖ 4. yüzyılın başları; başkent olan Mylasa'nın en parlak yıllarıdır. Hyssaldomos'un oğlu Hekatomnos; Mylasa'da kendi adına sikke basar. Önde Zeus Labraundos; arkada aslan betimi vardır. MÖ 367; 361 ve 355 yıllarına tarihlenen yazıtlardan; yönetime karşı birtakım olumsuz faaliyetler düzenlendiği anlaşılır [Bean 2000:16]. Maussollos'a suikast girişimi; babasının heykeline tecavüz gibi olaylar yüzünden Tyssos oğlu Araissis idama mahkum edilirken; Labraunda'da Maussollos'a saldıran Palatyas oğlu Manites olay yerinde öldürülür [Akarca 1954:80]. Maussollos zamanında başkent; Mylasa'dan Halikarnassos'a taşınır [Bean 2000:17]. II. Ptolemaios zamanında (MÖ 283-246) Mylasa Mısır (Ptolemaios) Krallığı'nın bir parçası olur. Fakat bir süre sonra II. Antiokhos kenti ele geçirir. Ardılı olan II. Seleukos Mylasa'yı özgür kılar. Seleukosların yönetimi Makedonialı Antigonos Doson'un Karia'yı işgal etmesine kadar sürer. Makedonyalılar ile Mylasalılar'ın ilişkisi; Doson'un ardılı V. Philippos'a kadar iyidir. Fakat V. Philippos MÖ 220 yılında Labraunda'da Mylasalılar'a ait bir tapınağı ele geçirir. MÖ 201'de ise Rhodos ve Pergamon donanmalarını bozguna uğratır ve Bargylia'yı kuşatır. Bu savaşta Mylasalılar'a yazdığı bir yardım mektubu ele geçmiştir. Yardım talebi reddedilince başarısız bir kuşatma gerçekleştirir [Bean 2000:18]. MÖ 209-208 yılında Mylasa ile Miletos arasında isopoliteia anlaşması yapılır [Akarca 1954:80]. Mylasa'nın talebi üzerine imzalanan bu anlaşmaya göre her iki kent birbirlerine vatandaşlık hakkı vermiştir. Ancak bu haktan fiilen yararlanmak için o kentte yerleşme zorunluluğu getirilmiştir. Mylasa anlaşma tarihinden MS 3. yüzyıla kadar tekrar sikke basar. İlk sikkeler arasında II. Philippos'un staterlerini taklit eden bir altın sikke mevcuttur. MÖ 2. yüzyılın ilk yarısında Rhodos sikkelerinden ilham alınan drahmiler yaygındır. Diğerleri ise bakırdır. Tasvirlerde yerli tanrılar; çifte balta ve tridentin yanısıra at; boğa; karaca; kartal ve yengeç motiflerine de rastlanır [Akarca 1954:78]. Ayrıca MS 3. yüzyılın başında kentte bir banka olduğuna dair bilgiler vardır. MÖ 2. yüzyılın başında Seleukoslar'dan III. Antiokhos Mylasa'yı tekrar ele geçirir. MÖ 189'da Roma'nın III. Antiokhos'u yenmesiyle Karia'nın yönetimi bu kez Rhodos'a geçer. MÖ 167'de Rhodos'a karşı düzenlenen bir isyan sonucunda Roma'nın araya girmesiyle Karia yeniden özgürlüğüne kavuşur [Bean 2000:18]. Mylasa; belirsiz bir tarihte sympoliteia anlaşması ile kendisine komşu olan kentleri kontrolü altına almıştır. Bu kentler arasında Euromos; Khalketor; Hydae ve Olymos'un yer aldığı bilinmektedir. Anlaşma sonucunda buralarda yaşayan insanlar Mylasa vatandaşı olur [Bean 2000:18-19]. MÖ 143'de Mylasa; Priene ile Magnesia arasında çıkan bir toprak anlaşmazlığında hakem tayin edilir. Bu jest; Mylasa'nın Yunan Dünyası'na kabul edildiğini gösteren bir kanıttır. Aynı yıllarda Mylasa ile Stratonikeia arasında da benzer bir anlaşmazlık görülür [Bean 2000:19]. Mylasa; MÖ 78'de; Lagina Hekate Tapınağı'nın ve burada kutlanan bayramların asyl hakkını tanır. Buna göre tapınakta ibadet eden insanlara zarar gelmeyecektir. MÖ 76-75'de Asia Valisi Marcus Iunius Silanus'a "Kentin Hamisi" ünvanı verilir. MÖ 51'de ise Mylasa; conventus merkezi olur [Akarca 1954:80]. Hybreas ve Euthydemos; Mylasa'nın; MÖ 1. yüzyıldaki tanınmış siyasi liderleridir. Partlar'ın Anadolu'ya hakim olduğu bir sırada; Hybreas'ın; Partlarla müttefik olan Labineus ile arası bozulur. Bunun üzerine gelişen olaylar sonucunda Labineus; Mylasa'ya saldırır; kenti yağmalar [Strabon 14; 2; 24; Akarca 1954:80-81]. MÖ 31'de Mylasalılar Labineus'u Augustus'a şikayet eder. Augustus'un cevabını içeren yazıt günümüze ulaşamadığı için muhtemelen Roma ve Augustus tapınaklarını yaptırarak desteklediği ancak tahmin edilebilir [Bean 2000:20]. Euthydemos ve MÖ 17-12'de kent sekreterliğini yapan Hybreas öldükten sonra kahraman ilan edilir [Akarca 1954:82]. Ekonomik durumu giderek kötüleşen Mylasa; Roma İmparatorluğu'nun egemenliğine girince refaha kavuşur. MS 3. yüzyıla kadar sikke basımı devam eder. MS 2-3. yüzyılda Asia Eyaleti Valisi C. Marcius Censorinus'a "Kurtarıcı ve Hayırsever" unvanı verilir. Censorinus; büyük bir ihtimalle Labineus'un tahribinden sonra kentin kalkınması için yardım etmiştir [Akarca 1954:82]. Bizans Dönemi'nde Aphrodisias'ın önderliğinde bir kült merkezi olur.
Araştırma ve Kazı: 1736-40 yıllarında Anadolu'da gezen Pococke Mylasa'yı da ziyaret etmiştir. Onu takiben 1770'li yıllarda Chandler; 1840'da Fellows ve 1844'de Ross izlemiştir. [Madran 1989-228; 231-232]. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer almaktadır.
Tabakalanma:
Buluntular:
Kalıntılar: Sodra Dağı'nda kaliteli ve bol miktarda mermer yatağının bulunması Mylasa için faydalı olmuştur. Yazıtlara göre kentte stoa; tiyatro; gymnasion; palaistra; kütüphane; hamam; agora; su yolları ve tapınak gibi birçok kamu binası vardır [Akarca 1954:86; Yıldız 2003:286]. Fakat; yerleşme günümüze kadar aynı yerde devam ettiği için tahribat oldukça yoğundur. Bazı araştırmacılar; Arkaik Dönem Mylasa'sının Beçin'de yer aldığını; sonradan Maussollos'un Yunanlaşma politikası gereğince bugünkü bilinen yerine taşındığını düşünmüştür. Ancak Akarca bunun aksini savunmaktadır. Mylasa'dan geldiği bilinen birçok eserin Arkaik Dönem'e ait olduğunu vurgulamakta ve aynı zamanda Mylasa'nın bulunduğu arazinin yerleşme açısından Beçin'den çok daha elverişli olduğuna dikkati çekmektedir. Her ne kadar Mylasa'nın kent suru MÖ 4. yüzyıla tarihlense de; bu durumun daha önce kentin bir sura sahip olmadığını ya da yeni kurulduğunu ispatlamayacağını belirtmektedir [Akarca 1971:29-30]. Liman: Mylasa'nın antik limanı Passala bugün Hocat Gölü kıyısında; Sakız (Sakızlık) denen yerde; denizden yaklaşık 3 km uzaklıktadır. Sarıçay'ın getirdiği alüvyonlarla dolmuş ve zamanla denizden uzaklaşmıştır [Akarca 1954:89]. MS 5. yüzyıla ait bir yazıtta Passala; Mylasa'nın bir köyü olarak geçmektedir. Passala'da Antik Dönem'e ait olduğu belirtilen kare planlı bir kule günümüze kalabilmiştir. 9.5 m uzunluğunda; 6 m yüksekliğinde ve 1.7 m kalınlığında duvarlara sahip olan kuleye batıdan; içeriye doğru genişleyen bir kapıyla girilir. Diğer taraflarda mazgal delikleri bulunmaktadır [Akarca 1954:89]. Sur: Mylasa'da sur kalıntıları azdır. Sodra Dağı'ndan bir vadi ile ayrılan batıdaki Hıdırlık Tepesi'nde 2.4 m kalınlığında ve 2.4 m yüksekliğinde korunagelen duvarlar düzgün olmayan kesme taşlardan yapılmıştır. Burası etrafı surla çevrili bir iç kale görünümündedir. Fakat günümüze sadece birkaç duvar sırası kalmıştır [Akarca 1954:86]. Tepenin güneydoğu kısmında duvar yoktur. Duvarın içinde kalan alanda hiçbir yapı izine rastlanmaması buranın sığınak olarak kullanılmış olabileceğini düşündürür [Bean 2000:23]. Kentin kuzeyinde Baltalı Kapı yer alır. Bugün neredeyse tamamı ayakta olan mermer kapının adı; kemerinin dış kısmındaki kilit taşında betimlenmiş olan çifte baltadan gelmektedir. Başlıkları palmet ve yivle süslü olan iki paye ve bir saçaklıktan oluşan kapının saçaklığı günümüze ulaşamamıştır. Üslubu göz önünde bulundurulduğunda MÖ 1. yüzyılın sonlarına tarihlenir. Hristiyanlığın ilk yıllarında kapının üzerindeki su kemerinin kentin doğusundan gelen su kemerine bağlandığı düşünülür. Tiyatro: Topbaşı Tepesi'nin doğu yamacında yer alır. Tapınak/Kutsal Alan: Nemesis Kutsal Alanı: 19. yüzyılda yapılan kazılarda Topbaşı Tepesi'nin batısında Nemesis'e ait olduğu düşünülen bir kutsal alan ortaya çıkarılmıştır. Bir ana oda ve buna bağlı 4 koridor ortaya çıkartılmıştır. Odada ağız ağıza iki yunus mozaiği; koridorda ise bir kuş tasviri tespit edilmiştir [Akarca 1954:86]. Ele geçen buluntular arasında yakılmaya getirildiği düşünülen tiyatro maskları vardır. Zeus Karios Tapınağı: Mitolojiye göre Kar; Lyd ve Mys kardeştir. Bu yüzden Karios; aynı zamanda Lydialılar'ın ve Mysialılar'ın da tanrısıdır. Mylasa sikkeleri üzerinde vücudu açıkta bırakan bir himation içinde; sağ elinde bir tas; sol elinde ise bir asa ile betimlenmiştir. Sağ tarafında kendisine doğru bakan bir karaca vardır [Akarca 1954:85]. Tapınağın konumu ile ilgili farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bugünkü Milas'ta; Hisarbaşı Tepesi'nin doğu yamacı [Akarca 1954:85-86; Bean 2000:21; 25] ile Milas'ın 4.8 km güneyinde yer alan Beçin Kalesi iki olasılıktır (bak. Beçin) [Bean 2000:35-37]. Hisarbaşı Tepesi'nin doğu yamacında 3.5 m yüksekliğindeki bir podium üzerinde tek bir Korinth sütunu durmaktadır. Sütunun üzerinde bir yazıt olduğu düşünülmüşse de okunamamıştır. Yapının doğu duvarı 91.4 m uzunluğunda olup düzgün bloklardan inşa edilmiştir [Bean 2000:25]. Eski tapınağın yerine; Mylasa'nın Labineus tarafından yağmalanmasından sonra; MÖ 40 civarında yapıldığı öne sürülmüştür [Akarca 1954:86]. Oldukça bozuk olan yazıttan hangi Zeus'a adandığı tam olarak anlaşılamamıştır. Zeus Osogos Tapınağı: Osogoa; Otorkondeis kabilesinin özel tanrısıdır. Zenoposeidon olarak da bilinir. Sikkeler üzerinde sağ elinde kartal; sol elinde trident; kısa kollu khiton ile himation giyerken tasvir edilmiştir. Yerde; tridentin yanında yengeç vardır [Akarca 1954:83]. Antik yazarlara göre Zeus Osogoa'nın tapınağı Sodra Dağı'nın önünde; Güveç Dede'nin kuzeyindeki evlerin olduğu yerdedir. Tapınağa ait malzeme modern inşaatlarda kullanılmıştır. Ele geçen yazıtlara ve gezginlerin verdikleri bilgilere göre dağ tarafındaki toprağın aşağı akmasını önlemek amacıyla; bugün sadece 70-80 m'si ayakta kalabilmiş olan bir istinat duvarı inşa edilmiştir. Tapınağa ait olduğu düşünülen düzgün çokgen bir duvar tespit edilmiştir. Yaklaşık 3 m yüksekliğinde olan duvar büyük ve geniş taş bloklardan meydana gelmiştir. Bloklardan birinin boyutları 2.74x1.12 m kadardır. İşçiliği dikkate alındığında MÖ 5. yüzyıla tarihlendirilir [Bean 2000:26]. Kazılarda; bir stoaya ait olduğu düşünülen bir sütun dizisi ortaya çıkartılmıştır. Bu sütunlardan dördünün üzerinde Zeus Osogos ve Zeus Zenoposeidon rahiplerinin isimleri ve ayrıca Zeus'un eski rahiplerinin; Zeus Osogos'a sekiz sütunu sunu olarak verdiği yazılıdır. Yazı karakteri ve rahip isimlerine dayanarak sütunlu galerinin Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait olduğu ileri sürülmüştür [Bean 2000:26]. Ayrıca bazı sütunlarda kabaca yontulmuş trident tasvirleri de tespit edilmiştir. Sikke tasvirlerine göre Zeus Osogoa'nın tapınağı; dört sütunlu bir cepheye sahip İon düzeninde bir tapınaktır [Akarca 1954:83]. Augustus Tapınağı: 17. ve 18. yüzyılda Spon; Wheler ve Pococke tarafından görülmüştür. Fakat günümüzde hiç bir kalıntı yoktur. Milas'ta ortaokulun kuzeyinde bir yerlerde olduğu ele geçen yazıtlar sayesinde anlaşılmaktadır [Bean 2000:26]. Seyüzyılahların çizimlerine göre tapınağın kısa kenarlarında 6; uzun kenarlarında ise 7 sütun vardır. İon düzeninde olup bir podium üzerinde durmaktadır. Sütun gövdelerinin alt ve üst kısımları yaprak motifleriyle süslüdür. Friz; boğa başları; üç ayaklar ve phialeler ile bezenmiştir. Tapınağın; İmparator Augustus'a adanmış olduğu cephesindeki ithaf yazıtından anlaşılmaktadır [Akarca 1954:82-83]. Uzun Yuva: Milas İlçesi'nde; "Uzun Yuva" olarak literatüre geçen yapının bir tapınak ya da önemli başka bir yapı olduğu düşünülmektedir. Korinth başlığı taşıyan bir sütunu korunmuş durumdadır. Başlık özellikleri dolayısıyla MÖ 1. yüzyıla tarihlendirilmekte; üzerinde durduğu podium da işçiliği bakımından bu duruma uymaktadır [Boysal 1994:323]. Zeus Labraundos / Zeus Stratios Kutsal Alan: Bu kutsal alan Labraunda fişinde anlatılmıştır. Konut: Milas İlçesi'nin içinde Ahmet Çavuş Mahallesi'nde bir temel hafriyatı sırasında ortaya çıkan büyük bir yapı kompleksinin; peristilli bir zengin evine ait olabileceği düşünülmüştür. Bulunan mozaiklerin yapımında kaliteli işçilik; yüksek teknik ve renkli taşlar sayesinde ortaya çıkan zengin desenler göze çarpar. İşlenen motifler arasında etrafı düz ve dalga motifli bantlarla çevrili bitkisel süsleme; iç içe zikzaklar; meanderler; kare prizmalar; sepet örgüleri; geometrik desenler; kesişen daireler; meander ve saç örgüsü kuşakları vardır. Mozaiklerin Roma İmparatorluk ya da Geç Antik Dönem karakteri gösterdiği belirtilmektedir. Kazılar sırasında çıkan hafriyat toprağı içinde Geometrik Dönem'den Ortaçağ'a kadar tarihlenen çanak çömlek parçaları gözlenmiştir. Bir kısmı kırık halde ele geçen Geometrik Dönem'e ait bir olpe Hydae; Iasos ve Beçin'de bulunan yatay şeritli devetüyü hamurlu olpelere çok benzemektedir [Kızıl 1999:223-226]. Nekropolis/Mezar: Kentin girişinden Gümüşlük'e doğru giderken Sodra Dağı eteklerinde ve Hıdırlık Tepesi'nin yamaçlarında Roma Dönemi'ne ait mezarlar bulunmaktadır. Hıdırlık'ın güney eteklerinde kaya mezarları da vardır. Çeşitli boylarda olan mezarların içinde ölüler ve adaklar için açılmış olan 2-3 adet seki bulunur. Bazı mezarlarda kandillerin koyulduğu düşünülen küçük delikler de vardır. Kentin giriş kısmındaki mezarların çoğu tonozludur [Akarca 1954:88-89]. Hellenistik Dönem'e ait olan mezarlar da bulunmaktadır. Gümüşkesen Mezar Anıtı: Kentin batısında yer alır. İyi durumdadır. Mezar odasını içeren kaide; peristasis ve piramit şeklindeki çatıdan oluşur. Kare planlıdır. Mezar odasına giriş batıdaki bir kapıdan sağlanır. Oda bitkisel ve geometrik motiflerle süslüdür. Peristasis zemininde tespit edilen huni şeklindeki deliğin ölüye libasyon yapmak için açıldığı düşünülmektedir [Bean 2000:27]. Peristasisin köşelerindeki dört paye üst katı destekler. Payelerin arasında ikişer Korinth sütunu vardır. Payelerin ve sütunların üzerinde ise üç fascialı alçak arşitrav ve korniş yer alır. Çatı bindirme tekniğinde köşelere aykırı yerleştirilen mermer hatıllardan meydana gelir. Geometrik şekiller ve kabartma bitkiler tavanı süslemektedir. Yapı; işçiliği ve oranları bakımından Baltalı Kapı'ya benzetilmektedir. Labineus'un kenti yağmalamasından sonraki bir tarihe; MÖ 1. yüzyıla; ait olduğu düşünülür [Akarca 1954:87-88]. Ancak Bean; daha fazla mimari araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu belirterek tarihi geniş tutar ve yapıyı MÖ 1. yüzyıl - MS 2. yüzyıl arasında değerlendirir [Bean 2000:27]. Berber İni (Berber Yatağı): Milas'dan Güllük'e giderken yaklaşık 3.5 km sonra ulaşılan Süleyman Kavağı olarak bilinen mevkidedir. Cephesi in antis planlı bir tapınak şeklinde; iki katlı bir kaya mezarıdır. Esas mezar odası alt kattadır. Bir kapıyla girilen mezar odasında sekiler tespit edilmiştir. Bu odanın arkada bir kapısı daha vardır [Bean 2000:27]. Üst kat; bir sahte kapının yanındaki iki Dor sütunu; iki payesi; iki kademeli arşitravı ve üçgen alınlığıyla bir tapınak cephesi görünümündedir [Akarca 1954:88-89]. Bölgede benzer örnek olmamasından ötürü bu mezarın Hyssaldomos ya da Hekatomnos'a ait olduğu ileri sürülmüştür [Bean 2000:27-28]. Akarca bu mezarı; ekhinus profiline dayanarak MÖ 4. yüzyıla tarihlendirmiş ve bir hükümdara ya da çok önemli bir şahsa ait olması gerektiğini belirtmiştir [Akarca 1971:36-37]. Berber İni cephesinin 2.5 m solunda kayaya oyulmuş bir mezar bulunmaktadır. Çocuk mezarı olduğu düşünülen yapının tavanı kavislidir. Bu mezarın önündeki engebeli alan Milas modern mezarlığının alanına girmektedir. Birtakım mimari kalıntılar ve 18-19. yüzyıllarda yapılan araştırmalar burada antik bir mezarlık olduğuna işaret etmektedir. İncelenen işlenmiş bir taşın bir mezar anıtına ait olduğu ve Sodra mermerinden yapıldığı tespit edilmiştir. Bu parça üzerinde pantalonlu bir adam; sağda ateş sunağı; solda ise palmete benzer bir ağaç betimlenmiştir. Yazıtta mezarın; Elpis adlı bir kadın tarafından kocası Mirsinos için yaptırdığı yazılıdır. Harf karakterine göre Roma Dönemi'ne tarihlendirilmiştir [Akarca 1971:37]. Diğer: Milas yakınlarında MÖ 5. yüzyıla ait 100 adet pişmiş toprak figürin ele geçmiştir. Bu figürinler günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde korunmaktadır. Bir arada bulunmaları olasılıkla bir tapınak yakınındaki adak çukuruna atıldıklarına işaret eder [Mellink 1969:221].
Yorum ve tarihleme:


Liste'ye