©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi


Yukarı Anzaf

Çizimler için tıklayın...

maps

Fotoğraflar için tıklayın...

Yukarı Anzaf
Türü:
Kale
Rakım:
m
Bölge:
Doğu Anadolu
İl:
Van
İlçe:
Özalp
Köy:
Dereüstü
Araştırma Yöntemi:
Kazı
Dönem:
Orta Demir Çağı

     


Yeri: Van İli, Merkez İlçesi Dereüstü (Anzaf) Köyü'nde yer almaktadır. Aşağı Anzaf Kalesi'nin 900 m güneyinde yer almaktadır. Urartu Krallığı'nın başkenti Tuşpa'nın 11 km kuzeydoğusunda, bugünkü Van-İran modern kara ve demiryolunun hemen yakınında bulunmaktadır.
Konumu ve Çevresel Özellikleri: Deniz seviyesinden 1995 m yüksekliktedir. Türkiye'nin ikinci yüksek rakımlı kazı alanını oluşturmaktadır. Yukarı Anzaf Kalesi, Aşağı Anzaf Kalesi'nden 10 kat daha büyük bir alana kurulmuştur. Aşağı Anzaf Kalesi'nden farklı olarak çevresindeki verimli topraklarda yapılan tarımdan elde edilen ürünlerin depolandığı çok önemli bir üretim merkezidir. 1 km doğuda bulunan ve Kral Menua tarafından yaptırılan küçük barajda biriktirilen sular, tarımın başarılı bir şekilde yapılmasında önemli bir rol oynamıştır. İlginçtir ki, Yukarı Anzaf Barajı geçirmiş olduğu küçük onarımlar ile günümüzde bile halen çalışmaktadır. Çünkü bu barajda biriken sular olmaksızın, kuzey yönüne doğru uzanan verimli topraklarda tarım yapmak olanaksızdır. Kalenin hemen güneyinde bulunan ve çevresi kalın bir duvar ile çevrelenen Aşağı Kent ise, 141.000 metrekarelik bir alana yayılmaktadır. 60.000 metrekarelik bir alana yayılan kale, kendisine bir sur ile birleşik olarak yapılan güneyindeki Aşağı Kent ile birlikte 200.000 metrekarelik bir alanı kaplamaktadır. Bugünkü Dereüstü Köyü sınırları içinde kalan ve kale ile birlikte planlanarak yapılan Aşağı Kent, erken dönem Urartu yerleşim merkezlerinin en önemli örneklerinden birini oluşturmaktadır.
Tarihçe:
Araştırma ve Kazı: Yukarı Anzaf Kalesi kazılar, 1991 yılında başkanlığını Oktay Belli'nin yaptığı ve daha sonra Oktay Belli - Alpaslan Ceylan tarafından devam ettirilen kazı çalışmalarıyla başlamış olup günümüzde de devam etmektedir.
Tabakalanma: Yukarı Anzaf Kalesi'nde yapılan kazılar sonucu iki yapı katı bulunmuştur. Alt tabakada Demir Çağı'na, üst tabaka da ise Ortaçağ'a rastlanılmıştır. Yapılan kazılarda Orta Demir Çağı'na ait keramik parçalarının yanında, sırlı, yeşil, sarı renkli Ortaçağ keramik buluntuları da bulunmuştur. Ortaçağ yerleşmecileri, Demir Çağı mimari kalıntılarının tahrip olmasına neden olmuştur.
Buluntular: Mimari: Yukarı Anzaf Kalesi'ni çevreleyen sur duvarları, Aşağı Anzaf Kalesi'nin duvarlarında görmediğimiz bir şekilde, kurtin-bastiyon tekniğinde yapılmıştır. Anıtsal bir görünüme sahip olan sur duvarları, erken dönem Urartu kale duvarlarının en güzel örneklerinden birini yansıtmaktadır. Kale ve aşağı kenti çevreleyen sur duvarları ile tapınak, depo yapıları, saray ve diğer yapıların temellerinde kullanılan milyonlarca metreküp kalker taşı, kalenin 300 m güneyinde bulunan "Beyaztaş Tepe" taş ocağı ve atölyesinden getirilmiştir. Yukarı Anzaf Kalesi aynı zamanda Urartu Krallığı'nın en önemli kült merkezlerinden birini oluşturmaktadır. Krallığın ulusal tanrısı Haldi adına yaptırılan en eski kare planlı tapınak, Yukarı Anzaf kalesi'nde bulunmaktadır. Ayrıca kalenin doğusu ve kuzeybatısındaki kayalıkların düzeltilen kısımlarına, çeşitli biçimlere sahip anıtsal kaya işaretleri yapılmıştır. Kayalıklara büyük bir özenle oyularak yapılan 22 işaret, kalenin kutsallığını simgelemektedir. Urartu Krallığı döneminde yapılan kalelerin hiç birinde bu denli zengin ve anıtsal kaya işareti bulunmamaktadır. Bu açıdan düşündüğümüzde Yukarı Anzaf Kalesi'nin önemli bir dinsel merkez olduğunu düşünülmektedir. Aşağı Doğu Kapısı: Aşağı Kent'in üç tarafı 2 m kalınlığında bir sur duvarı ile çevrelenmekte ve kuzeyde yükselen Anzaf Kalesi'nin güney duvarlarıyla birleşmektedir. Bu kadar geniş bir alana yayılan kentin birden çok kapısının olduğu anlaşılmaktadır. Bu kapılarının biri batıda, diğerinin kuzeyde, ötekinin ise doğuda olduğu sanılmaktadır. 4.30 m genişliğindeki doğu kapısı, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki kent kapılarının biçimi, büyüklüğü ve inşa tekniği konusunda önemli bilgiler vermektedir. Transkafkasya'da bulunan Karmir Blur'daki kentin kuzey kapısı gibi, iki duvar arasındaki bir boşluktan oluşmaktadır. Kapını çift kanatlı olduğu ve içeriye doğru açıldığı anlaşılmaktadır. Kapı, Kral Menua döneminde Kale ve Aşağı Kent ile birlikte planlanarak yapılmıştır. Depo Yapıları: Kalenin batı sur duvarına bitişik olarak yan yana bir çok depo odası yapılmıştır. Yapıların iki katlı olduğu anlaşılmaktadır. Yan yana yapılan depo odalarının birbirinden ortalama 4 m genişliğinde bir duvar ayırmaktadır. Toplam 5 bodrum odasında da herhangi bir kapı girişinin bulunmamış olması, bunlara ilk kattan merdiven ile girildiğini göstermektedir. Duvarları beyaz badanalı ve tabanları sıkıştırılmış kilden özenli bir şekilde yapılan bu odalarının birinin mutfak, diğerlerinin de depo olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Güneybatı köşede kare planlı odada bulunan bir ocak ve fırın, bu odanın mutfak olarak kullanıldığını göstermektedir. 2004 yılında bu depo odalarında yeniden kazıya başlanmış ve öncelikle odalar batıdan doğuya doğru numaralandırılmıştır. 11 no'lu Salon: Bu çok büyük salonun duvarlarının da diğer odaların duvarları gibi temellerinin taştan, bunun üzerinin de kerpiçten yapıldığı görülmüştür. Beyaz kireç ile badana edilen salonun güney duvarı üzerinde dört adet yanyana niş bulunmaktadır. Salonun taban döşemesi sıkıştırılmış kilden yapılmıştır. Salonun ortasına doğru bulunan dört sütun kaidesinden ikisi in situ'dur. Güney duvarına bitişik odanın depo olduğu tahmin edilmektedir. Büyük salonun toplam 300 metrekarelik bir alanı kapladığı anlaşılmaktadır[Belli 2006:154-156]. 10. no'lu Ana Koridor: 44 m uzunluğunda olan koridorun ana koridor olduğu tahmin edilmektedir. Kuzey-güney doğrultusundaki koridor büyük salona açılmaktadır [Belli 2006:154-156]. 14 no'lu Payeli Salon: Dikdörtgen planlı bir odadır [Belli 2006:154-156]. Önceki yıl salon oalrak adlandırılan bölüm 2005 yılı kazılarında ortaya çıkarılan çatıyı tutan payeler nedeniyle 'Payeli Salon' olarak adlandırılmıştır. Payeler salonun tam ortasında değil, kuzey duvarına daha yakındır. Payeler doğu-batı doğrultusunda olup dikdörtgen biçim göstermektedir. Temel kısımları taşta üst kısımları kerpiç olan payeler dört adettir. Salon toplam 192 m2'lik bir alana yayılmaktadır [Belli 2007:416-418]. Bu salonda 2006 yılında yapılan çalışmalarda odada bulunan pithoslarda susam yağı olduğu tespit edilmiştir [Belli 2008:178-179]. 12 no'lu Oda: Dikdörtgen planlı bu odanın işçilerin yatması için yapılmış bir asma katı olduğu tahmin edilmektedir. Kapı girişinin karşısında sal taşlarından yapılmış bir ocak bulunmaktadır [Belli 2006:154-156]. 13 no'lu Koridor: 10 no'lu koridorun 46. metrede 90 derecelik bir açı yaparak doğuya devam eden kısmıdır. Toplam 38 m uzunluğundadır [Belli 2006:154-156]. 15 no'lu Büyük Kabul Salonu: Hemen güneyde yer alan Haldi Tapınağı avlusuna en yakın odayı oluşturmaktadır [Belli 2007:420-422]. 2006 kazılarında oda kapısına yakın bir yerde üç sütun kaidesi bulunmuştur. Bunlardan yanyana olan iki tanesi in situdur. Bunların güneyinde de iki adet daha sütun kaidesi mevcuttur. Bunlardan biri de in situdur. Bulunan sütun kaidelerinin ikisinde çivi yazılı kitabe bulunmaktadır. Yukarı Anzaf Kalesi'nde ilk kez bulunan bu çvi yazılı kaidelerde "İşpuini oğlu Menua, bu sarayı mükemmel bir şekilde inşa ettirdi" yazmaktadır. Bu yazıtlar Haldi tapınak avlusunun kuzeyinde yer alan salon ve odalar topluluğunun saraya ait olduğunu göstermektedir. Bu saray yapılarının da tapınak gibi MÖ 9. yüzyılın sonlarına ait olduğu anlaşılmaktadır. [Belli 2008:180-183]. Kabul Salonu'nun asıl giriş kapısı kuzeybatı yönündedir. 2 m derinliğinde ve 2.5 m genişliğindeki kapı girişi, kuzeybatıda yer alan Büyük Kule tarafından korunan Güneybatı Kapısı'ndan gelen yolun Büyük Kabul Salonu'nun kuzeybatı kapısından girdiğini göstermektedir. 2007 yılında yapılan kazılarda sütun kaidelerinin sayısı 10'a ulaşmıştır. 7 tanesi in situ'dur. Yazıtlıların sayısı da beşe çıkmıştır. Salonun çatısının ağaç direklerin yardımı ile enine ve boyuna atılan uzun ahşap hatıllar ile kapatıldığı anlaşılmaktadır. Salonun 2007 yılındaki ölçüsü 238 metrekare olarak belirlenmiştir [Belli 2009:452-458]. 16 no'lu Oda: 14 no'lu Payeli Salon'un kuzeyindedir. Dikdörtgen plandaki odanın çok büyük olduğu anlaşılmaktadır [Belli 2008:183-184]. 2007 kazılarında tabandan 40-50 cm aşağıda dört adet sütun kaidesi ortaya çıkarılmıştır. Sütun kaidesi üzerine eyrleştirilen ağaç direğin taban seviyesindeki çevre kısmı daha küçük taşalr ile sıkıştırılmış ve ağaç direk sağlamlaştırılmıştır [Belli 2009:458-459]. 17 no'lu Oda: Büyük Kabul Salonu'nun kuzeydoğu köşe duvarına bitişik olarak yapılmıştır. Biri Büyük Kabul Salonu tarafından biri de karşısında iki kapısı vardır. Dikdörtgen planlı oda doğu-batı doğrultusundadır [Belli 2009:460]. Büyük Kule, Kuzey ve Güney Yapıları: Anıtsal bir görünüme sahip olan Kuzey ve Güney kapıları ile bunları koruyan Büyük Kule, kalenin güneybatı sur duvarları üzerinde yer almaktadır. Oldukça korunaklı bir yere yapılan her iki kapı da, doğudan batı yönüne doğru esen sert rüzgarlardan bile etkilenmemektedir. Kapıların ikinci önemli özelliği, cepheden, yani batıdan bakıldığı zaman kesinlikle görülmemesidir. Böylece her iki kapıya da gizlilik özelliği kazandırılmıştır. Anıtsal bir kule ile güçlendirilen her iki kapıya da büyük önem verildiği görülmektedir. Çok büyük bir kaya kütlesinin kuzeybatı yüzüne, 11x8 m büyüklüğünde kareye yakın bir kule yapılmış ve kulenin doğusu, kayalık ile birleştirilmiştir. Anıtsal ve etkileyici bir görünüme sahip olan büyük kule toprak seviyesinden ortalama 7 m yüksekliğindedir. Ancak ilk yapıldığı sırada daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Kule, özenle işlenmiş, iri kalker taşlardan yapılmıştır. Bu ilginç kule şimdilik Urartu hisar kapılarını koruyan en eski kule örneğini oluşturmaktadır. Büyük kulenin güneyinde, güney kapısına geçit veren üstü açık, üçgen biçimli bir ön avlu bulunmaktadır. Günümüzde bu avlu tahrip olmuştur. Güney Kapısına kıyasla daha anıtsal yapılan Kuzey Kapısı Büyük Kulenin hemen batı yüzeyinde yer almaktadır. Kapının doğu kanadının Büyük Kule ile birlikte tasarlanarak yapıldığı anlaşılmaktadır. MÖ 7. yüzyılda bölgede büyük bir depremin meydana geldiğini ve kalenin mimari yapılarının büyük ölçüde değişmesine yol açtığı anlaşılmaktadır. Mutfak Yapıları: Depo ve mutfak yapıları olarak adlandırılan odalar, Haldi Tapınağı'nın kuzeybatısında ve 5 no'lu depo yapısının doğusunda yer almaktadır. Bu yapılar büyük oranda tahrip olmuştur. Kuzey ve güney mutfak odalarını, ortalama 2.5 m genişliğinde ve 3.5 m yüksekliğinde bir ara duvar ayırmaktadır. Ara duvarın kuzeyinde bulunan mutfak odası 5x21 m boyutlarında dikdörtgen bir plan göstermektedir. Kuzey mutfak odasının çeşitli yerlerinde toplam 9 tandır ve 2 pitos (küp) ortaya çıkarılmıştır. Mutfakta çok sayıda çanak çömleğin yanı sıra, ezgi taşları ve taş kaplar da bulunmuştur. Mutfakta bulunan metal eşya ve silahlar arasında demirden yapılmış bıçaklar, olta ve demir bir külçe gelmektedir. Pitoslu Yapılar: Pitoslu Yapılar, mutfak yapılarının 16 m güneydoğusunda yer almaktadır. Deniz seviyesinden ortalama 1975 m yüksekliktedir. Her iki oda da 4.5x10 m büyüklüğünde dikdörtgen bir plan göstermektedir. Batıdaki odada, mevcut toprak seviyesinden 1.5 m derinlikte gövdelerine kadar tabana gömülmüş yan yana 12 pitos bulunmuştur. Diğer odada ise 13 pitos ele geçmiştir. Tapınak ve Kuzey Yapıları: Urartu Krallığı'nın ulusal tanrısı Haldi'ye adanan tapınak, kalenin 1995 m kotu ile en yüksek rakımını oluşturan güney kesiminde yer almaktadır. 13.40 m büyüklüğündeki kare planlı tapınağın tabanı, ana kayanın düzeltilmesiyle elde edilmiştir. Diğer Urartu tapınakları gibi köşeleri rizalitli olan tapınağın duvar kalınlığı 2.5 m'dir. Tapınağın kuzey yüzündeki kapısı, görkemli bir görünüme sahip olan Süphan Dağı'na bakmaktadır. Ne yazık ki tapınağın içi ve avlusu büyük bir ortaçağ yerleşmesine sahne olduğundan büyük bir tahribata uğramıştır. Günümüzde yalnızca tapınağın doğu duvarı sağlam kalmıştır. Tahrip edilmeyen doğu duvarının kuzeydoğu köşesinde, tapınak inşa yazıtı bulunmaktadır. Bu yazıtta Kral Menua diğer yazıtlarından farklı olarak hiç askeri eylemlerinden bahsetmemiştir. Bu da bize bu kalenin Urartu krallığının ilk yıllarında yapıldığını göstermektedir. Böylece Yukarı Anzaf Kalesi tapınağı, şimdilik bilinen en eski Urartu tapınağını oluşturmaktadır. Tapınağın batısında yer alan avlu ve odalara, ana kayadan oyularak açılan uzun bir koridordan geçilmektedir. Bu koridorun mevcut uzunluğu 9.5 m'dir. Çanak Çömlek: Günümüze kadar sürdürülen kazılarda çok sayıda Urartu dönemine tarihlenen çanak çömlek parçaları, tüm kaplar, çanaklar, çömlekler, kırmızı, açkılı ve astarlı tabaklar, pitoslar, yonca ağızlı testiler, rithonlar ele geçirilmiştir. Bulunmuş olan bu buluntular Urartu dönemi keramik özelliklerini açıkça taşımaktadır. Yine Ortaçağ özellikleri taşıyan sırlı keramik parçaları da ele geçirilmiştir. 2004 yılı kazılarında bulunan kırmızı astarlı rython parçaları tümlenmiş ve bir boğaya ait olduğu anlaşılmıştır. MÖ 7. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen rythonun oldukça özenli yapıldığı görülmektedir [Belli 2006:157]. 2005 kazılarında 14 no'lu Payeli Salon'da bulunan dört adet pithosun da üzerinde kaç ölçek sıvı yiyecek ve içeceğin olduğunu bildiren çivi yazııs bulunmazken üç tanesinin üzerinde ölçek işaretleri bulunmaktadır [Belli 2007:421]. 2007 kazılarında 15 no'lu Büyük Kabul Salonu'nda kuzeydoğu duvarının hemen önünde çok büyük bir pithos bulunmuştur. Küpün içine su veya şarap konduğu sanılmaktadır [Belli 2009:455]. Küçük Buluntular: Tanrı Haldi'ye adanan eşya ve silahların konulduğu 8 metrekarelik küçük bir odada bulunan demirden yapılmış silahlar arasında bıçaklar, ok uçları ve çeşitli büyüklükteki kargı uçları yer almaktadır. Bronz eşya ve silahlar arasında fibula, miğfer, miğfer yanaklıkları, adak halkaları, kalkan ve kalkan tutamakları, disk, zırh pulları, at koşum takımına ait çeşitli parçalar, boğumlu bilezik, ok uçları ile hangi tür eşya ve silaha ait oldukları kesin olarak belli olmayan yüzlerce bronz levha bulunmaktadır. Yine bu odada iki omuzlu ve mahmuzlu, bronz ok ucu ise, kalenin İskitler tarafından tahrip edildiğini belgeleyen önemli bir buluntudur. 2004 yılı kazılarında demir duvar halkaları ve çivi yazılı bronz kapı halkaları ile bronz kapı halkaları ele geçmiştir. II. Sarduri'ye ait çivi yaızlı bronz kapı halkası bugüne dek ortaya çıkarılan çivi yazılı bronz halkaların en eski örneğini oluşturmaktadır [Belli 2006:157-158]. 2005 yılı kazılarında ilginç buluntular elde edilmiştir. 14 no'lu Payeli Salon'da bulunan ilaç kapları Aras Irmağı'nın kuzeyinde yer alan Karmir-Bur kazılarında da bulunmuştur. Aynı salonda bulunan kandillerden biri ağız çapı 27.6, yüksekliği de 11 cm olarak kalede bulunan kandillerin en büyüğüdür. Bu salonda ayrıca, biri demir diğeri bronzdan iki adet çalışma kalemi bulunmuştur [Belli 2007:422-423]. 2006 yılı kazılarının en ilginç buluntusu 15 no'lu Salon'un tabanında ortaya çıkarılan bir çift bronz araba tekeridir. Bronzdan döküm tekniğiyle yapılan tekerler birbirinin eşidir. Her iki teker de altı ispitlidir ve çok büyük olasılıkla minyatür bir savaş arabasına aittir. Bunların da Kral Menua (MÖ 810-786) dönemine ait olduğu düşünülmektedir [Belli 2008:184-185]. 2007 kazılarının en ilginç buluntularından biri 17 no'lu Oda'da bulunan bir parfüm kabıdır. Biçim olarak kulpsuz çok küçük bir amforaya benzemektedir. Bir başka buluntu olan bronz yüksük dökme tekniği ile yapılmış olup günümüzdeki yüksüklerin benzerini ve ilk örneğini oluşturmaktadır. En özgün buluntu ise 15 no'lu Büyük Kabul Salonu'un tabanında bulunan bronz ağırlıktır. Masif döküm tekniğiyle üretilen bronz eser toplam 35 kg ağırlığındadır. Bronza ağırlığın yan tarafına kazıma-vurgu tekniği ile bir hayvan başı, uzun bir kule motifi ve beş adet rozet motifi işlenmiştir. Bu işaretlerin resim yazısı olduğu düşünülmektedir. Kısa kulbun üzerin 9 heceden oluşan bir çivi yazısı daha vardır. Yazıt henüz çözümlenmemiştir [Belli 2009:462-463].
Kalıntılar:
Yorum ve tarihleme: Kral Menua döneminde yaptırılan kalelerin hiç birinde Anzaf'taki kadar zengin ve anıtsal kaya işareti görülmemektedir. Urartu başkenti Tuşpa ve Meher kapının yanında bile bu kadar çok anıtsal kaya işaretinin bulunamadığını göz önüne alınırsa, Yukarı Anzaf Kalesi'nin önemli bir dinsel merkez olduğu kolayca anlaşılır. Ayrıca tapınağın batısında tanrı Haldi'ye adanan eşya ve silahların konulduğu küçük odada bulunan adak kalkanı üzerine betimlenen ve bugüne kadar benzerine rastlanmayan Urartu tanrıları da kalenin kült merkezi olduğu konusunda bilgi vermektedir. Yukarı Anzaf Kalesi'ni diğer Urartu kalelerinden ayıran en önemli özelliğinin başında, kurulduğu tarihten yıkılışına değin sürekli bir yerleşime sahne olması ve sürekli olarak genişlemesi gelmektedir. Kale, 9. yüzyılın son on yılından 7. yüzyılın sonlarına kadar Urartu kale mimarisini yansıtmaktadır [Belli 2007:415].


Liste'ye