©Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri - TAY Projesi


Salat Camii Yanı

Çizimler için tıklayın...

maps

Fotoğraflar için tıklayın...

Salat Camii Yanı
Türü:
Höyük
Rakım:
m
Bölge:
Güneydoğu Anadolu
İl:
Diyarbakır
İlçe:
Bismil
Köy:
Yukarısalat
Araştırma Yöntemi:
Kazı
Dönem:

     


Yeri: Salat Camii Yanı; Bismil'in yaklaşık 20 km doğusunda; Dicle'nin kolu olan Salat Çayı'nın kenarında yer almaktadır. Kodu S60/29.
Konumu ve Çevresel Özellikleri: Sürekli toprak alınması ve yapıların inşa edilmesi sonucu; höyüğün büyük bir kısmı ortadan kaldırılıp yok edilmiştir. Malzemenin en yoğun olarak toplandığı kısım; ada gibi kalmış yükseltilerin çevresi ve bu yükseltiler arasında kalan birimlerdir. Bu durum höyüğün merkezinin bu kesimde bulunduğuna işaret etmektedir.
Tarihçe:
Araştırma ve Kazı: Yerleşme; ilk olarak G. Algaze tarafından yapılan yüzey araştırmaları sırasında bulunmuş ve Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'a ait olduğu tespit edilmiştir. ODTÜ TAÇDAM koordinatörlüğünde gerçekleştirilen Ilısu ve Karkamış Baraj Gölleri Altında Kalacak Arkeolojik Kültür Varlıklarını Kurtarma Projesi kapsamında; Y. Miyake başkanlığındaki ekip tarafından gerçekleştirilen 2003 Yılı Salat Cami Yanı ve Bismil Alt Bölgesi Yüzey Araştırması'nda tekrar incelenmiştir. 2004 yılında aynı ekip tarafından kazı çalışmalarına başlanmıştır. Salat Camii Yanı kazıları 2009 yılında yapılan çalışmalarla tamamen sona ermiştir.
Tabakalanma: Yüzey toprağının hemen altından ana toprağa kadar Neolitik Çağ'a ait toplam 8 tabaka tespit edilmiştir. Ele geçirilen malzemeye dayanarak; bu Çanak Çömlekli Neolitik tabakalarının iki evreye ayrılabileceği anlaşılmıştır. Üst Evre (1. Tabaka - 4. Tabaka) ve Alt Evre (5. Tabaka - 8. Tabaka) [Miyake 2006:118]. 2005 yılı çalışmalarının sonunda elde edilen bilgilere dayanarak Salat Cami Yanı'nda Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'a ait en az üç evrenin var olduğu tespit edilmiştir. Buna göre tabakalanma şöyledir: Neolitik Çağ 3. evresi : 1-2. tabakalar Neolitik Çağ 2. evresi: 3-7. tabakalar Neolitik Çağ 1. evresi: 8-12. tabakalar Ana toprak (Miyake 2007:284) Üç evreden 1.si iskan tarihi bakımından en eski dönemi temsil etmektedir. Ana toprağın hemen üstünde tespit edilen ve yaklaşık olarak 1 m kalınlığındaki kültür dolgusu; bu evreye aittir. Turuncumsu renkli ve kireçtaşı tanecikleri içeren ana toprakta; yer yer biçimsiz şekilde çukur ya da çöküntüler bulunmaktadır [Miyake 2007:285]. Ana toprağın hemen üzerinde tespit edilen 1. evrede; bol miktarda iri taneli mineral katkı içeren ve yüzeyi açkılı çanak çömlek; en büyük grubu teşkil etmektedir. Bunu takip eden 2. evrede ise; onun yerine kaba mal olarak değerlendirilebilen bitkisel katkılı çanak çömlek en yaygın grubu oluşturmuştur. En üstteki 3. evrede ise; bir tarafta kaba malın çoğunluğu oluşturmaya devam ederken; aralarında boyunlu çömlekler; omurgalı kaplar gibi gelişkin kap biçimleri; boya bezeme ve kabartma bezekleri gibi yeni bezeme türleri ve husking tray gibi yeni öğeler görülmeye başlanmıştır. Bunun gibi özelliğe sahip olan Salat Camii Yanı 3. evresi; Kuzey Mezopotamya'da Proto-Hassuna olarak bilinen gruba oldukça yakınlık göstermektedir. Böylece 3. evrenin Proto-Hassuna dönemiyle çağdaş olduğu söylenebilir ve göreli olarak 3. evreden daha eski döneme ait olan 1. ve 2. evrelerin; Proto-Hassuna döneminden daha eski olduğu kesinlik kazanmıştır. Böylece Salat Camii Yanı'nın Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'ın ilk yarısını iyi bir şekilde temsil ettiği anlaşılmıştır [Miyake 2008:211-212].
Buluntular: Mimari: 1. tabakada çok sayıda tandırla birlikte bozulmuş şekilde bir ocak tespit edilmiştir. Büyük olasılıkla açmanın köşesinde bir yapının da olduğu düşünülmektedir. 2. tabakada dikdörtgen planlı yapı ve 6 tane üst üste yapılmış ocak tespit edilmiştir. 3. tabakada tam olarak kazılmamasına rağmen; 2. tabakayla hemen hemen aynı yerde dikdörtgen planlı bir yapı ve ocağın bulunduğu anlaşılmıştır. 4. tabakada tespit edilen dikdörtgen planlı yapı yön bakımından diğer yapılarla uyumludur. 1. tabakadan 3. tabakaya kadar mekan kullanımı açısından bir devamlılığın var olduğu söylenebilir ve büyük olasılıkla 4. tabaka da buna dahil edilebilir. Bulunan çanak çömlek parçaları da bu durumu destekler niteliktedir. 5. tabaka ile 8. tabaka Alt Evre'ye aittir. 5. tabakadan itibaren D açması yarı yarıya küçültülerek derin sondaj şeklinde aşağıya inilmeye devam edilmiştir. Çakıltaşlarından oluşan bir taş döşemenin tespit edildiği 7. tabaka dışında herhangi bir yapı kalıntısına rastlanmamıştır. Döşeme güney kesimde daha sık; kuzeye doğru ise seyrekleşerek sona ermektedir. Kısmen 7. tabaka; kısmen de 8. tabakanın altında ana toprağa ulaşılmıştır. Böylece açmanın en yüksek yüzeyi ile ana toprak arasında yaklaşık 3 m'ye yakın kültür toprağının var olduğu ortaya çıkmıştır [Miyake 2006:118-119]. 2005 yılı çalışmalarının sonunda elde edilen bilgilere dayanarak Salat Cami Yanı'nda Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'a ait tespit edilen üç evreden 1.sinde kısmen ana toprağın üzerinde; kısmen de dolgular üzerinde geniş bir alana yayılan taş döşeme mevcuttur. Çoğu iri çaytaşlarından oluşan döşemenin hemen üzerinde ya da aralarında bol miktarda hayvan kemiklerinin bulunması dikkat çekicidir. En alttaki taş döşemenin üst seviyelerinde de; onun kadar iyi korunmamış olmakla birlikte; üç taş döşeme daha bulunmuştur [Miyake 2007:285]. 2. evrede nispeten iyi korunmuş yapı kalıntıları tespit edilmiştir. Bunlar dikdörtgen planlı pise duvarlı yapı; oval biçimli ocak ve toprak içine kazılarak yapılan tandırlardır. Hemen hemen aynı yere üstüste yapılmış ocaklar tabakalar arasında mekan kullanımı açısından bir devamlılık olduğunu göstermektedir. 2. evrenin üst tabakalarında toprağın içine kazılarak yapılan çok sayıda tandır tespit edilmiştir. Tandır ya da ateş çukuru olarak nitelendirilebilecek bu kalıntılar; değişik boyutlarda dikdörtgen ya da oval biçimlidir. İçleri külle doludur; bazı örneklerde yanmış taşlar ve kil sıva parçaları in situ olarak bulunmaktadır [Miyake 2007:286]. 3. evreye ait herhangi bir mimari kalıntıya henüz rastlanmamıştır [Miyake 2007:287]. 2006 yılında tespit edilen yapı kalıntıları; önceki senelerde olduğu gibi; dikdörtgen planlı pisé duvarlı yapı; oval biçimli ocak; derin çukur ve toprak içine kazılarak yapılan ateş çukurundan oluşmaktadır. Pisé duvarlı yapı; taş temelsiz direk yer üstüne inşa edilmiş ve genellikle bölme duvarlarıyla küçük odalara bölünmüştür. 2005 yılında tespit edilen pisé duvarlı yapı ile devamlılık oluşturmaktadır. Ancak bu binalar içinden çıkan malzemelerin sayısı; hemen hemen yok denecek kadar azdır. Ayrıca odaları dolduran toprağın; duvarda kullanılan toprak ile aynı nitelikte olması; bu bina terk edilirken; bilinçli olarak toprak ile doldurulmuş olduğu izlenimini bırakmaktadır. Bu binanın üstünde başka bir bina olduğu düşünülürse; alttaki binanın içinin doldurularak sağlam temel haline getirilmiş olduğu düşünülebilir. Açmanın güneydoğu köşesinde tespit edilen bir binanın içinde kireçten sıva parçaları tespit edilmiştir. Oldukça küçük parçalar halinde olmasına rağmen üzerinde kırmızı boya bezemeleri de bulunmaktadır. Büyük olasılıkla bu sıva parçalarının; yandaki duvardan düşmüş duvar resminin parçaları olduğu düşünülebilir [Miyake 2008:212-213]. Pisé duvarlı yapılar arasındaki açık alanda birbirine benzer adeta standartlaşmış oval biçimli ocaklar tespit edilmiştir. Uzunluğu 2 m civarında; kısmen taş temelli kil duvarla çevrilmiştir. Tabanları ince çakıl taşı karışımlı kille sıvanmış ve iyi yanma sonucu oldukça sertleşmiştir. Genellikle taban altına aynı cinsten seçilmiş iri taşlar konmuştur. Büyük olasılıkla ısıyı iyi tutmak amacıyla ateşe dayanıklı taşların (burada çoğunlukla kuvarsın) seçildiği söylenebilir. Bu ocakların yapım teknikleri şöyledir: İlk önce sığ bir çukur kazılır; sonra bu çukur içine iri taşlar konur; daha sonra kilden ocağı çeviren duvar yapılır ve en son olarak ince çakıl taşı karışımlı kille tabanı sıvanır [Miyake 2008:213-214]. Toprak içine kazılarak yapılan ateş çukurlarından ise çok sayıda ortaya çıkarılmıştır. Sadece 2006 yılında 60 tane tespit edilmiştir. Bu tür kalıntılar; pisé duvarlı yapıların arasındaki açık alanda oldukça yoğun ve değişik seviyelerde bulunmuştur. Bunlar genellikle oval biçimli olup uzunlukları 50-130 cm arasında değişmektedir. İçi genellikle kül ve kömürleşmiş bitki kalıntılarıyla doludur ve kenarlarında belirgin biçimde yanma izleri görülmektedir. Bazılarında çukurun içinde yanmış taşlar in situ bulunmuştur. Bu taşlar; ocakların altına döşenenlerle aynı cinstedir. Burada da aynı amaç olduğu söylenebilir [Miyake 2008:214]. 2008 yılında 1. evredeki yerleşme düzeninin 2. evre ile farklı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması amacıyla yapılan çalışmalarda her yapı kalıntısının aynı şekilde 1. evre tabakalarında da tespit edilmiştir. 1. evrede saptanan dikdörtgen planlı pisé duvarlı yapılar, taş temelsiz ve direkt olarak toprak üzerine inşa edilmiştir ve genel olarak bölme duvarlarıyla birkaç odaya bölünmüştür. Tam planı açığa çıkarılan 166 no'lu yapının uzunluğu yaklaşık 5 m, genişliği ise 3.5 m kadardır. Ara duvarlarla 7 mekana bölünmüştür. Ortada bulunan ince uzun koridor şeklindeki bir mekan ile onun her iki tarafında bulunan üçer küçük mekandan oluşmaktadır [Miyake 2010:438]. 1. evrede bulunan ocakları yapım özelliklerine göre iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup sert tabana sahip ve taban altına iri taşlar döşenmiş olan türlerdendir. İnce çakıl taşı, karışımlı taban, iyi yanma sonucu siyah renk alıp oldukça sertleşmiş durumdadır. İkinci grup ocaklar ise kilden pek kalın bir tabanı olmayan ve sarı renk almış olanlardır. Taban altına konulan taşlar da birinci gruba göre daha küçüktür. Ocakların küçük boyda olması ve pek de özenle yapılmamış olmaları 1. evre özelliği olarak söylenebilir [Miyake 2010:439]. 2008 yılında toprak içine kazılarak yapılan ateş çukurlarından toplam 23 tane tespit edilmiştir. Bazılarının içinde in situ olarak yanmış taşlar bulunmaktadır. Ayrıca yakıt olarak kullanılan bol miktarda kömürleşmiş bitki kalıntıları da görülebilmektedir [Miyake 2010:439-440]. 2009 yılında mimari olarak tespit edilen kalıntılar arasında dikdörtgen planlı kerpiç-topan (pise) duvarlı yapı, şöbe biçimli ocaklar, toprağın içine kazılarak yapılan ateş çukurları ve çukurlar yer almaktadır. Pise duvarlı yapının daha aşağı doğru devam ettiği ve ana toprağın üzerine inşa edildiği anlaşılmıştır. Bu mekanları dolduran dolgu toprağının duvarlarla aynı cins topraktan olması, mekanların içinden çok az sayıda buluntu ele geçirilmesi, bu yapının bilinçli olarak toprakla doldurulmuş olduğu izlenimini vermektedir. Burda ortaya çıkan bebek ve çocuk iskeletlerinin yapıyla birlikte gömüldüğü düşünülmektedir. Söbe biçimli ocaklar, sert tabana sahip olup taban altına iri taşlar döşenmiştir. İnce çakıltaş karışımlı taban, iyi yanma sonucu siyah renk alıp oldukça sertleşmiş durumdadır. Bu tür ocaklar oldukça standartlaşmış olup uzunluğu yaklaşık 2 m kadardır. Ancak 2009 yılında tespit edilen bir ocak ise daha küçük boyda olup, taban altına taşla birlikte çanak çömlek parçalarının da konulmuş olması dikkat çekmektedir. Ateş çukurları, yine dikdörtgen planlı bina arasındaki açık alanda tespit edilmiştir. Bu ateş çukurlarının içinde yanmış taşlar in situ bulunmaktadır ve yakıt olarak kullanıldığı düşünülen bol miktarda kömürleşmiş bitki kalıntıları da tespit edilmiştir. 2009 yılındaki çalışmalarda ilk defa karşımıza çıkan bulgular ise, kerpiçe benzeyen malzemeden yapılan ve dikdörtgen planlı masa biçimindeki kalıntılardır. Bunlardan farklı boyutlarda, iki tane tespit edilmiştir. Fakat ne tür işlev gördükleri bilinmemektedir [Miyake 2011: 283-284]. Çanak Çömlek: Neolitik Çağ üst evresine ait çanak çömlek bol miktarda bitkisel katkı içerir ve genel olarak açık renkli olan yüzeylerde sıvazlama ile yetinilmiştir. Kap kenarları kalındır ve belirgin biçimde siyah öz görülmektedir. Bazı parçalarda ağız kenarının altında yatay tutamaklar vardır. Biçimler genel olarak basittir. Derin ve ağza doğru daralan çömlekler yaygındır. Bezemeli parçalara rastlanmamıştır. Bu çanak çömleğin yapım tekniği bakımından Prot-Hassuna grubuna yakın olduğu belirtilmektedir. Ancak boyalı ve kabartma bezemelerin bulunmayışı; keskin omurgalı kap biçimlerinin ender olması ve husking traylerin olmaması önemli farklar arasındadır. Bu durum Salat Cami çanak çömleğinin Proto-Hassuna grubundan daha eski olabileceğine işaret eder. Kuzey Irak'ta bulunan ve sadece yalın çanak çömlek veren Ginnig yerleşmesiyle karşılaştırılabilecek nitelikte olduğu söylenmektedir [Miyake 2006:119-120]. Alt evreye ait çanak çömlek üst evredekilerden farklı özellikler taşımaktadır. Oldukça bol miktarda mineral katkılı ve yüzeyleri hafif açkılıdır. Mineral katkının iri taneli olması ve bol miktarda kullanılması en büyük özelliği teşkil eder. Ele geçen malzemenin çoğunun küçük parçalar halinde olması nedeniyle kap biçimleri konusunda sağlam veriler elde edilememiştir. Ancak diplerin geniş çaplı olduğu; ağızların ise hafif içe dönük ve basit olduğu söylenebilir. Ağız kenarı altında yatay tutamaklar bulunan parçalar da ele geçmiştir. Bezemeli parçalar yoktur [Miyake 2006:119-120]. 2005 yılı çalışmalarının sonunda elde edilen bilgilere dayanarak Salat Cami Yanı'nda Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'a ait tespit edilen üç evreden 1.sinde ele geçen çanak çömlek; oldukça bol miktarda iri taneli mineral katkılar içermektedir; yüzeyi genel olarak hafif açkılıdır. Mineral katkının iri taneli olup bol miktarda kullanılması; en büyük özelliktir. Kap biçimlerinin basit olduğu söylenebilir ve ağıza doğru daralan derin çömlekler çoğunluğu oluşturmaktadır. Dipleri ise düz ve geniş çaplıdır. Ağız kenarı altında yatay tutamaklar bulunan parçalar da ele geçmiştir [Miyake 2007:285]. 2. evreye ait çanak çömlek 1. evreden farklı özelliklere sahiptir. Mineral katkı ile birlikte bol miktarda bitkisel katkı da kullanılmaktadır. Yüzeyi genel olarak sıvazlama ile yetinilmiştir. Kap kenarları daha kalın olup belirgin biçimde kalın siyah öz görülmektedir. Kap biçimlerinin yine basit olduğu söylenebilir ve ağıza doğru daralan derin çömlekler çoğunluğu teşkil etmektedir. Ağız kenarının altında yatay tutamaklar olan çok sayıda parça ele geçirilmiştir. Ayrıca bazı ağız ve dip parçalarından dikdörtgen biçimli kapların da var olduğu anlaşılmıştır (Miyake 2007:286). 3. evre çanak çömlekleri de 2. evreden farklıdır. Yine bol miktarda bitkisel katkı kullanıldıysa da bu parçalar arasında bazı yeni kap biçimleri ve yeni bezeme türleri görülmektedir. Buna örnek olarak gövdesinde keskin omurga bulunduran kaplar; husking tray ve kabartma bezekler gösterilebilir. Bunun yanı sıra yeni mal grupları da ortaya çıkarılmıştır. Bunu en iyi şekilde temsil eden; yalnızca mineral katkılı ve yüzeyi iyi açkılanmış koyu renkli çanak çömlektir. Bunlardan bazı parçalar ise Amik Ovası'ndan iyi tanınan Koyu Yüzlü Açkılı Mal'a yakınlık göstermektedir. Bunun dışında kırmızı boya astarlı çanak çömlek de bulunmaktadır. Ayrıca yalnız üç parça olmakla birlikte; boyalı parçalara da rastlanmıştır [Miyake 2007:287]. 2006 yılında çalışılan tabakaları; ele geçirilen çanak çömleğin özelliğine göre; Çanak Çömlekli Neolitik Çağ 2. evresinin başı ya da 2. evre ile 1. evre arasındaki geçiş dönemine tarihlemek mümkündür. 1. evrede yaygın olarak görülen mineral katkılı açkılı mal ile 2. evrede çoğunluğu teşkil eden bitkisel katkılı kaba malın; bu tabakalarda yanyana bulunduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca az sayıda olmakla birlikte mineral katkılı açkılı mal arasında ince bitkisel katkı içeren parçalar da görülmektedir. Bitkisel katkılı kaba mal arasında yüzeyi açkılı olan parçaların üstteki tabakalardan daha yaygın olarak bulunması da dikkat çekicidir. Dolayısıyla 1. evre ile 2. evre arasında kesin bir sınır çizmenin mümkün olmadığı bu iki evrenin mineral katkılı açkılı maldan bitkisel katkılı açkısız mala doğru giden bir süreç olarak ele alınmasının daha doğru olacağı anlaşılmıştır [Miyake 2008:215]. 2007 yılında yapılan çalışmalar sonucunda Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'a ait en az üç evrenin var olduğu sağlam tabakalanma içinde kesinlik kazanmıştır. 1. Evre Çanak Çömleği: Ana toprağın hemen üzerinde tespit edilen 1. evrede bol miktarda iri taneli mineral karkı içeren ve yüzeyi açkılı çanak çömlek en büyük grubu teşkil etmektedir. kap biçimleri oldukça basit olup derin ve kapalı biçimler daha yaygın olarak görülmektedir. Ağız kenarı altında yerleştirilmiş yatay tutamaklar önemli öğelerden biridir ancak herhangi bir bezemeli parçaya rastlanmamıştır. Bu gibi özelliği olan çanak çömlek, son yıllarda Fırat havzasından Khabur ovasına kadar olan bölgede tespit edilen en eski çanak çömlek grubuna oldukça yakınlık gösterdiği söylenebilir. 2. Evre Çanak Çömleği: Bu devrede çanak çömlekte büyük değişiklik meydana gelmiştir. Mineral katkılı açkılı malın yerine, bol miktarda bitkisel katkı içeren kaba mal, en yaygın grubu olarak görülür. Kap kenarları genellikle kalın olup belirgin biçimde siyah öz görülmektedir. Açkısız bırakılan yüzeyinin rengi, kırmızımsı kahverengi ile devetüyü arasında değişmektedir. Ancak kap biçimlerinin hala basit olduğu söylenebilir. 3. Evre Çanak Çömleği: Bu evrede, bir taraftan kaba mal çoğunluğu oluşturmaya devam ederken, aralarında boyunlu çömlekler, omurgalı kaplar gibi gelişkin kap biçimleri, boya bezeme ve kabartma bezekleri gibi yeni bezeme türleri ve husking tray gibi yeni kaplar görülmeye başlanmıştır. Ayrıca ince yapım çanak çömlek de aralara katılmıştır. Bu yeni öğeler, Kuzey Mezopotamya'da Proto-Hassuna olarak bilinen çanak çömlek grubu arasında da bulunmaktadır. Ele geçirilen çanak çömleğin durumuna dayanarak, Dicle havzasının kuzey Mezopotamya ile oldukça yakın ilişki içinde odluğu söylenebilir. Pembemsi mermer taştan yapılan küçük boy taş kapların benzer örneklerine, Kuzey Mezopotamya'nın Neolitik Çağ yerleşmelerinde rastlamak mümkündür [Miyake 2009:102-103]. 2008 yılında ele geçirilen çanak çömleğin büyük çoğunluğunun Çanak Çömlekli Neolitik Çağ' en eski evresine (1. evreye) ait olduğu söylenebilir. Oldukça bol miktarda mineral tanecikleri içeren ve yüzeyi iyi açkılanmış çanak çömlek en yaygın grubu teşkil etmektedir. Ancak katkı maddesi ve hamurun cinsine dayanarak birkaç alt gruba ayırmak da mümkündür. Bu alt gruplar, 1) bol miktarda beyaz renkli ve iri taneli taşçık katkılı mal 2) bol miktarda siyah renkli ve iri taneli taşçık katkılı mal 3) ince mineral tanecik katkılı mal 4) iyi kilden yapılan ince hamurlu mal olarak gösterilebilir. Bunun yanı sıra, sayısı pek fazla olmamakla birlikte, az miktarda ince bitkisel katkı içeren parçalar da ele geçirilmiştir. Ancak bu bitkisel katkı içeren parçalar 2. evredekilerden farklıdır. Genel olarak kap biçimleri basittir. Az sayıda sığ ve açık kap biçimlerinin bulunmasına rağmen, derin ve kapalı biçimli kaplar daha yaygu,ındır. Dip ise genellikle düz ve genişitr. Ağız kenarı altında yerleştirilen yatay tutamaklar 1. evre çanak çömleğin en büyük özelliklerinden biridir [Miyake 2010:440-441]. Ê Kil: 2005 yılında yapılan çalışmalarda küçük buluntular arasında pişmiş topraktan hayvan figürinleri en büyük grubu teşkil etmektedir. Bunlardan boynuzlu olanların; koyun/keçi ya da sığır tasvir ettiği düşünülebilir. Küçük parçalar halinde olmaları nedeniyle tam kesinlik kazanamamakla birlikte; insan figürini olabilecek parçalar da mevcuttur. 2006 yılı kazılarında küçük buluntular arasında pişmiş topraktan yapılan hayvan figürinleri en büyük buluntu topluluğunu oluşturmaktadır. Koyun ya da keçi tasvir ettiği düşünülen boynuzlu olanların yanı sıra şematize edilmiş iki bacaklı örnekler de çok sayıda ele geçirilmiştir [Miyake 2008:215]. 2007 kazılarında ele geçirilen pişmiş topraktan yapılan boncuk ve bilezikler Kuzey Mezopotamya'dan Umm Dabagiyah'da bilinmektedir [Miyake 2009:103]. 2008 yılında da geçmiş yıllarda olduğu gibi pişmiş topraktan yapılan hayvan figürinleri en büyük buluntu topluluğunu oluşturmaktadır. 2009 yılında da çok sayıda pişmiş topraktan hayvan figürini ele geçmiştir. Aynı zamanda boncuk ve bilezik gibi süs eşyaları arasında pişmiş topraktan yapılan eserler de bulunmuştur [Miyake 2011: 286]. Yontma Taş: Obsidiyen çakmaktaşından daha yaygındır ve buluntuların %58'ini oluşturur. Alt evrede obsidiyen oranının daha düşük olması dışında iki evre arasında belirgin fark görülmemektedir. Buluntuların değişik özellikler sergilediği belirtilmektedir. Obsidiyenden büyük çoğunluğu kenarları düzeltilmiş dilgilerden oluşmaktadır. Toplam 4 tane olmak üzere tespit edilen çekirdekler de dilgi çekirdeğidir. Buna karşılık çakmaktaşının büyük çoğunluğu yongalardır. Ele geçen çekirdeklerin tümü yonga çekirdeğidir. Üzerinde korteks bulunan örnekler de vardır [Miyake 2006:120]. 2005 yılında yapılan çalışmalarda yontmataş endüstrisinde üç evre arasında önemli değişiklik görünmemektedir. Obsidiyen aletlerin büyük çoğunluğu; tek platformlu ve mermi biçimli çekirdeklerden çıkarılan dilgilerden oluşmaktadır. Birkaç örnek hariç; belirgin biçimli aletlere rastlanmamaktadır. Çakmaktaşı işçiliğinde ise çaytaşının hammdde olarak kullanıldığı anlaşılır. Ele geçirilenlerin büyük çoğunluğu biçimsiz yongalardan oluşmuş olup; çekirdeklerinin tümü ise yonga çekirdeğidir [Miyake 2007:287-288]. Yontmataş endüstrisinde obsidiyen ve çakmaktaşı, hammadde olarak kullanılmıştır ve bu iki grup arasında oldukça belirgin bir fark görülmektedir. Günümüzde hala Salat Çayı'nın yataklarında bulunabilen yerel çakmaktaşı hammadde olarak kullanılmıştır. Çok platformlu yonga çekirdekleri çok sayıda ele geçirilmiştir ve kabuklu yongaların oldukça yaygın olarak ele geçirilmesine karşın delici olarak düşünülen birkaç parçanın dışında iyi şekillendirilmiş aletlere pek rastlanmamıştır. Obsidiyen ise esas olarak dilgi endüstrisinden oluşmaktadır. Tek platformlu ve mermi biçimli dilgi çekirdeklerinin bulunması bu yerleşme içinde dilgilerin üretilmiş olduğunu göstermektedir. Çoğu dilgiler ve dilgiciklerden oluşmaktadır ve aralarında sayısı az olmakla beraber trapez, side blow blade flake ve corner thinned blade gibi Kuzey Mezopotamya'daki çağdaş yerleşmelerde tanınan aletler ele geçirilmiştir. Bu durum, yontmataş endüstrisinin de yine o bölge ile yakın ilişki içinde olduğunu göstermektedir [Miyake 2010:441]. İnsan Kalıntıları: 2006 yılında çalışılan açmanın güneydoğu köşesinde tespit edilen binanın taban altında Salat Camii Yanı'ndaki ilk örnek olan bir gömü tespit edilmiştir. Belirlemelere göre; bu iskelet doğumdan kısa bir süre sonra ölmüş bir bebeğe aittir. Kafatası kısmen duvara dayanmış şekilde bulunan bu mezar; üstü yeşilimsi kille örtülmüş; ancak herhangi bir ölü hediyesine rastlanmamıştır [Miyake 2008:213]. Hayvan Kalıntıları: Hayvan kemiklerinden keçi, koyun, sığır ve domuz olmak üzere, 4 evcil hayvan türü tespit edilmiş ve memeli hayvanların yaklaşık %97'sini teşkil ettiği anlaşılmıştır. Bunlardan en yaygın olanı domuz olup (yaklaşık %49), bunu koyun ve/veya keçi (toplam %27) ve sığır (%20) takip etmektedir. Bu hayvanlar arasında az sayıda yabani türler de bulunmakla birlikte, çoğunluğunun evcilleştirilmiş olduğu anlaşılmıştır. Bunlar dışında gene sayısı az olmakla birlikte, ala geyik, ceylan, tilki ve tavşan gibi yabani hayvanlar da ele geçirilmiştir. 3. evrede bile domuzun halen koyun/keçiden daha yaygın olması dikkat çekmektedir. Çanak Çömlekli Neolitik Çağda domuzun bu kadar önemli rol oynaması, Dicle Havzası'nın önemli özelliği olarak ele alınabilmektedir. Ancak domuzun üst evrelere doğru azalmış olması ve buna karşın koyun/keçinin ise çoğalmış olması, bu bölgede de koyun/keçinin gittikçe önem kazandığını göstermektedir. Evreler arasında görülen diğer önemli değişiklik ise, 3. evrede yabanî hayvan türünde, önemli ölçüde azalma görülmesidir [Miyake 2011: 287]. Bitki Kalıntıları: 2006 yılında çalışılan açmada bulunan ateş çukurları içinde bol miktarda kömürleşmiş bitki kalıntılarına rastlanmış ve water floatation yöntemi sayesinde örnekler toplanabilmiştir. Ön incelemenin sonucuna göre bu bitki kalıntılarının çoğu yakıt olarak kullanıldığı düşünülebilen ağaç parçalarından oluşmaktadır. Bunun yanı sıra az miktarda olmakla birlikte; emmer buğdayı; nohut ve mercimek gibi tahıllar da tespit edilmiştir [Miyake 2008:214]. 2008 yılında 1. evrede ortaya çıkarılan pisé duvarlı yapıdaki mekanlar içinde toplam 7 adet gömü tespit edilmiştir. Ortadaki ince uzun mekandan üç, 4 no'lu mekandan iki ve diğer iki mekandan birer tane gömü bulunmuştur. Hemen hemen aynı seviyede tespit edilen bu gömülerin çoğu, hocker tarzında sağa ya da sola yatırılmış şekilde ve duvara bitişik şekilde gömülmüştür. Ancak herhangi bir ölü hediyesi yoktur. İkisi fetus olan iskeletlerin dördü de doğumdan hemen sonra ölüp gömülenlerdir. 3 no'lu mekanda bulunan gömü ise 3-3.5 yaş arasındaki bir çocuğa aittir [Miyake et al. 2010:438]. 2009 yılında bitki kalıntıları arasında özellikle emmer buğdayının oldukça yaygın olduğu, ancak aralarında bazı einkorn tanecikleri de bulunduğu anlaşılmıştır. Arpa ise ikinci sıradadır, fakat yalnızca buğdayın yaklaşık olarak onda biri kadar tespit edilmiştir. Baklagil türleri arasında ise, mercimek, nohut ve grass pea bulunmaktadır. Bunlar dışında yenebilir bitki türü olarak fıstık ve ketenden de yararlanıldığı da ortaya çıkmıştır. Kuzey Levant'taki PPNA ve PPNB yerleşmelerinde bol miktarda ele geçirilen Ziziphora ve Stipa, Salat Camii Yanı'nda da bulunmaktadır. Ateş çukuru içinde bol miktarda bulunan kömürleşmiş ağaç parçalarından, dişbudak, kabak ve söğüt gibi dere kenarında sıkça bulunan ağaç türlerinin burada yaygın olduğu anlaşılmıştır [Miyake 2011: 286]. Diğer: Pişmiş topraktan hayvan figürinleri; taş ağırşaklar; boncuk ve bilezikler bulunmuştur. Bunun yanı sıra taştan ağırşaklar; yassı baltalar; boncuklar da ele geçirilmiştir. Ufak bir boy taş kap parçası; Tell Bouqras; Umm Dabagiyah ve Tell es-Sawwan gibi diğer Neolitik yerleşmelerde bulunan örneklere yakınlık göstermektedir [Miyake 2007:288]. 2008 yılında ilk olarak doğal bakırdan yapılan bir boncuk ele geçirilmiştir. Bu boncuk, hammaddesi olan doğal bakırın çekiçlenerek küçük levha haline getirilmesinden sonra kıvrılarak halka haline getirilmiştir [Miyake 2010:442]. 2009 yılında en çok bız ve spatulalardan oluşan kemik aletlerinde, kaburga kemikten yapılan spatulalar ve büyük olasılıkla kuş kemiklerinden yapılan silindir biçimli boncuk ele geçirilmiştir. Taş eserler olarak, çeşitli biçimdeki boncuklar, ağırşaklar, taş kaplar ve yassı baltalar ele geçirilmiştir [Miyake 2011: 286].
Kalıntılar:
Yorum ve tarihleme: 2005 yılında yapılan çalışmalarda Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'ın 1. evreye ait herhangi bir binaya rastlanmaması; bu alanın iskan dışı açık bir alan ya da meydan gibi bir işlevi olduğunu göstermektedir [Miyake 2007:285]. Burada bulunan malzemelere benzer özellikleri taşıyanlar son yıllarda Akarçay Tepe; Mezraa Teleilat; Tell Halula ve Tell Seker al-Aheimar gibi yerleşmelerde Çanak Çömleksiz Neolitik tabakaların hemen üzerinde tespit edilmiştir. Dolayısıyla buradaki 1. evre de Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'ın tam başlangıcına tarihlendirilebilir [Miyake 2007:285]. Bu yerleşmede toplam 12 radyokarbon tarihleri elde edilmiştir. Ancak 1. ve 2. evreler arasında belirgin fark görülmemekle birlikte; kalibre edilmiş tarihlere göre; yerleşmenin ilk iki evresi; MÖ 7. binyılın ikinci yarısına tarihlendirilebilecektir [Miyake 2007:288]. 2006 yılında çalışılan açmanın güneydoğusunda tespit edilen duvar resimleri; her ne kadar ufak parça halinde ve basit geometrik motifle sınırlı kalmış olsa da bu tür geleneğin Dicle havzasındaki Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'da mevcut olduğunu göstermesi açısından önem taşımaktadır [Miyake 2008:213]. 2006 yılında ortaya çıkarılan toplam 60 adet ateş çukurunun uzun süre devamlı kullanılmadığı ve birkaç kez kullanıldıktan sonra terk edildiği düşünülebilir. Ateş çukuru ya da roasting pit olarak tanınan kalıntılar; Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'dan ziyade Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'da daha yaygın olarak Yakın Doğu'nun çeşitli bölgelerinden bilinmektedir. Buna örnek olarak; Suriye'den Tell Mureybet; Doğu Anadolu'dan Cafer Höyük ve Zagros Dağları'ndan Jarmo gösterilebilir. Salat Cami Yanı'nda tespit edilen ateş çukurları; bu tür geleneğin en azından Dicle havzasında Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'a kadar devam ettiğini göstermek açısından ayrı bir önem taşımaktadır [Miyake 2008:214]. 2007 çalışmaları sonuna kadar yerleşmede toplam 12 radyokarbon tarihi elde edilmiştir. 3. evreden uygun örneklere rastlanmadığından, bu tarihler yalnızca 1. ve 2. evrelere ait olup MÖ 6400-6200 yıllarında yoğunlaşmaktadır. Henüz tam sonuçlar elde edilmemesine rağmen yerleşmede 2. ve 3. evrelerde yaygın olan bitkisel katkılı kaba malın, birbirine yakın kimyasal yapıya sahip olduğu ve ayrıca yerel kil yataklaır ile de yakınlık gösterdiği ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, bu mal grubunun büyük olasılıkla yerel üretimin bir sonucu olduğu söylenebilmektedir. Yontmataş endüstrisinde obsidien ve çakmak taşı, hammadde olarak kullanılmıştır ve bu iki grup arasında yapım tekniği açısından oldukça belirgin fark görülmektedir. Çakmak taşı endüstrisi esas olarak yonga endüstrisinden oluşmaktadır. Obsidien ise esas olarak dilgi endüstrisinden oluşmaktadır. Sayısı az olmakla birlikte, bazı tek platformlu ve mermi biçimli dilgi çekirdekler ile çekirdek tabletlerinin bulunması, bu yerleşme içinde de dilgilerin üretilmiş olduğunu göstermektedir [Miyake 2009:104-105]. Salat Camii Yanı'nda bulunan çanak çömleğin, üç evre boyunca Kuzey Mezopotamya ile yakınlık gösterdiği söylenebilir. Bunlarda bir tür benzer öğeler bulunmakla kalmayıp bütün çanak çömleğin özelliklerinde hemen hemen paralel olarak gelişmeler izlenmesi, Dicle havzasıyla kuzey Mezopotamya arasındaki kültür ilişkisinin çok yoğun olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bu yakınlık sadece çanak çömlek için değil, diğer küçük buluntular için de geçerlidir. Salat Camii Yanı'nda ele geçirilen küçük taş kaplar, pişmiş topraktan çeşitli boncuklar, taştan ağırşaklar ve duvar sıvası üzerindeki resimlerin benzerlerine Kuzey Mezopotamya'nın çağdaş yerleşmelerinde rastlamak mümkündür [Miyake 2010:437]. Ateş çukuru ya da roasting pit olarak tanınan kalıntılar, aslında Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ'da daha yaygın olarak bilinmektedir. Salat Camii Yanı'nda çok sayıda ateş çukurunun tespit edilmesi, bu tür geleneğin en azından Dicle havzasında Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'a kadar devam ettiğini göstermektedir. Ancak ateş çukurlarının Çanak Çömlekli Neolitik Çağ'ın belirli bir döneminden sonra ortadan kalktığı ya da önemli ölçüde azaldığı da gözlenmektedir. Bu durum, Çanak Çömlkesiz Neolitik Çağ'dan beri alışılagelen yemek pişirme tarzının, Çanak Çömlekli Neolitik Çağ içinde değiştiğini göstermektedir. Çanak çömleğin ortaya çıkması bu değişimde en büyük rolü oynamış olabilir. 2008 yılında tespit edilen 1. evre çanak çömlek grubunun iri taneli mineral katkıyı bol miktarda içermesi, derin kap biçimlerinin yaygın olup tutamaklarının bulunması nedeniyle, bunların pişirme kabı için elverişli olduğu söylenebilir. Eğer bu varsayım doğru ise, yakındoğuda çanak çömleğin pişirme kabı olarak ortaya çıktığını öne sürmek mümkün olacaktır [Miyake 2010:440].


Liste'ye