DOSYA



DAĞILMIŞ TEŞKİLATLAR

(YA DA 1001 MÜZE HİKAYESİ)



Derleyen: Ayşe Didem Bayvas

TOPKAPI SARAYI
KAŞIKÇI ELMASI DA MI SAHTE?

'Arena' programının yapımcısı Uğur Dündar, Kaşıkçı Elması'nın sahtesiyle değiştirildiği yönünde ciddi ve güvenilir ihbarlar geldiğini söyledi.

Türkiye sahte tarihi eser haberleriyle çalkanırken 'Arena' programı Genel Yayın Yönetmeni Uğur Dündar, Topkapı Sarayı'ndaki 'Kaşıkçı Elması'nın da sahtesiyle değiştirilmiş olabileceğini söyledi. Dündar, CNN TÜRK'te yayınlanan 'Ajans' programında Kaşıkçı Elması'nın sahtesiyle değiştirildiği ihbarlarının 'çok ciddi' ve 'güvenilir' kaynaklardan geldiğini söyledi. Dündar, kendisine gelen ihbarların adresini ise "İddialar yıllardır tarihi eser soruşturmalarını yapan deneyimli dedektiflerden, mali şube yetkililerinden geliyor. Aynı kişiler daha önce Kahramanmaraş'ta sikkelerin sahteleriyle değiştirildiğini açıklamışlardı. Bu doğru çıktı" sözleriyle açıkladı. Topkapı Sarayı Müzesi Müdür Vekili Nurullah Çakır, "Eser gerekli güvenlik altında" derken, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ise "Yok öyle bir şey" demekle yetindi.
Sabah, 09.06.2006
BİR SKANDAL DA TOPKAPI'DA



Karun Hazinesi'nin soyulmasıyla patlak veren müzeler skandalına İstanbul Topkapı Sarayı da eklendi. Milliyet'in 25 Aralık 2005 tarihinde "Tarihimizi süpürüyoruz" manşetiyle duyurduğu haberle başlayan Topkapı Sarayı'ndaki soruşturma sonucunda Padişah Elbiseleri, Avadancılar ve Güzel Yazmalar bölümlerinde toplam envantere kayıtlı 43 eserin kayıp olduğu belirlendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, müfettiş raporları üzerine sarayda Kutsal Emanetler ve Hazine Bölümü'nü de kapsayan genel bir sayım başlattı.

Topkapı Sarayı uzmanlarınca fotoğraflanan müzenin içler acısı haldeki depo görüntüleri Milliyet'te yayımlandıktan sonra, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un talimatıyla soruşturma başlatılmıştı. Görevlendirilen iki müfettiş 4 ay boyunca depolardaki envanterleri tek tek gözden geçirerek nisan ayında tamamladıkları raporu, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un onayına sundu. İncelenen depolarda 43 eserin kaybolduğu ortaya çıktı.

Raporda şu ifadelere yer verildi: "6 Mayıs 2005 tarihli devir teslim tutanağı baz alınarak yapılan soruşturma neticesinde, Padişah Elbiseleri ve Avadancılar bölümlerinde 'Kâbe Örtüsü' başta olmak üzere çok sayıda eserin kaybolduğu belirlendi. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un 'Utanç Verici' olarak nitelendirdiği saraydaki durum, ayni ile vakidir. Üst makamlarda görev alan bürokratların son 30 yıldır gösterdikleri basiretsizlik maalesef saray idaresinin sorumluluğunu hukuken örter niteliktedir. Avadanlar ve Padişah Elbiseleri bölümlerinde 3 yılı aşkın bir süredir devir teslim işlemleri sonuçlandırılamıyor. Müze dışından istenen uzmanlarca oluşturulacak bir komisyonla bu bölümdeki eserler tek tek incelenecek. Komisyon kararı doğrultusunda eksik eserler, sorumlusu Hülya Tezcan'a, Güzel Yazmalar Bölümü'nde Filiz Çağman'ın zimmetinde bulunan Gülendam Nakipoğlu'na devri sırasında müfettişler tarafından yapılan sayımda ortaya çıkan ve diğer bölümlerde bulunamayan 49/663 envanter numaralı levhanın da Çağman'a ödettirilmesine karar verildi. Mimar Sinan'ın da ustalığını yaptığı Topkapı Sarayı'ndaki atölye ve işliklerden bugün sadece sedefhane ve fotoğrafhane günümüze gelebilmiştir. Bu iki atölyede teknik donanım ve personel açısından yetersizdir."

Müfettişlerin yaptıkları incelemeler sonucunda sarayda kaybolduğu belirlenen tarihi eserlerin listesi ve envanter numaraları şöyle:

Güzel Yazmalar Bölümü:
49/663 El Yazması Levha
Padişah Elbiseleri Bölümü:
13/526 Kaftanın etiketi
13/874 Kazaki'nin yeleği
13/1538 Kumaş seccadenin çerçevesi
13/1675 Kumaş parçası
13/1984 Pabucun bağı
13/2004 Pelerinin kurdelesi
13/2029 Halı seccadenin tahta çerçevesi
13/2124 Kavuğun tepeliği
13/2159 Halı seccadenin tahta çerçevesi
13/854 Kılıç kayış altınyaldız kakma tezginatlı tokası
Avadancılar Bölümü:
24/145 Kâbe kapı perdesi
24/174 Kâbe perdesinin yuvarlak yeşil kutusu
24/638 Kisve-i saadet kuşağının astarı
24/650 Kabe perdesinin dokuma parçası
24/771 Torba
24/815 Kumaş parçası
24/825 Örtünün etiketi
24/849 Sanduka örtüsünün etiketi
24/857 Örtünün etiketi
24/881 Sanduka örtüsünün etiketi
24/888 Sanduka örtüsü torbası
24/890 Kisvenin torba ve etiketi
24/903 Çuha parçasının etiketi
24/906 Sandık örtüsünün astarı
24/1402 Deve başlığının gümüş paftası
24/1454 Mahmel takımından kesilen saçakların torbası
24/1456 Mahmel püskülünün torbası
24/1470 Örtünün etiketi
24/1711 Sarığın mevcut olan kavuğu
24/1715 Sarığın etiketi
24/1718 Kavuğun etiketi
24/1728 Hokka kapağı
24/1757 Kavuğun etiketi
24/1943 Mürekkep
24/1946 Hacıyağı şişesi
24/1956 Hasırdan örme sepet
24/1961 Torba
24/1962 Yazılı bez
24/2004 Alemin yuvarlak yeşil kutusu
24/2056 Mahmil-i şerif muhafazası kılıfı
24/2120 Külah
24/2261 Bohçanın etiketi
Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 09.06.2006
HZ. MUHAMMED'İN KABİR ÖRTÜSÜ SIRRA KADEM BASTI

Hz. Muhammed'in kabrine ait kapı örtüsü (Ravza-i Mutahhara kapı perdesi) envanter kayıtlarında görülmesine rağmen bir türlü bulunamıyor. Müze yetkilisi ise hazırladığı raporda kapı örtüsünün kayıp olduğu iddialarının gerçek dışı olduğunu savunarak, böyle bir eserin saraya hiç gelmediğini ve envanter kayıtlarına yanlışlıkla girdiğini ileri sürüyor. İşin ilginç yanı 1978 yılından bu yana kumaş eserler bölümünün sorumlusu olan aynı yetkili, bu konudaki tüm yazışmalarda mezkur eserin 1981 yılında Hırka-i Saadet Dairesi'ne verildiğini ifade ediyordu. Bakanlık, şimdi bir komisyon kurarak böyle bir perdenin olup olmadığını araştıracak. Ancak kayıp perdeden birinci derecede sorumlu kişi bir ay önce emekliye ayrıldı. Topkapı Sarayı Müzesi'nde birkaç yıl önce gerçekleşen bir sayımda, “Ravza-i Mutahhara kapı perdesi”nin yerinde olmadığı rapor edilmişti.

Geçtiğimiz nisan ayında Londra'daki müzayede şirketi Christie's'in, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in kabrinin kapı örtüsünü Londra'da satışa çıkarması üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı, Topkapı Sarayı yetkililerinden müzede yerinde bulunamayan örtünün satışa çıkarılan perde ile aynı olup olmadığını sordu. Bunun üzerine Topkapı Sarayı Müzesi uzmanları ve İstanbul'daki diğer müzelere yazı yazılarak 'Ravza-i Mutahhara kapı perdesi'nin varlığı hakkında bilgi istendi. Bu soruşturmadan sonuç alınamayınca, önce eserin müzede olmadığına; daha sonra da aslında böyle bir eserin sarayda hiç bulunmadığına karar verildi. Yıllardır sarayın envanter defterlerinde gözüken, Avadancılar Deposu'na kayıtlı 24/146 numaralı perdenin kayıttan düşülmesi istendi.

Kamuoyunun kafasını karıştıran bu raporun sahibi, aynı zamanda eseri zimmetinde bulunduran Doç. Dr. Hülya Tezcan. 1978 yılından bu yana kumaş eserler bölümünün sorumlusu olan Tezcan, bu konudaki tüm yazışmalarda eserin 1981 yılında Hırka-i Saadet Dairesi'ne verildiğini yazarken, iki ay önce bakanlığa sunduğu yazıda, “müzede aynı döneme ait 4 perde bulunduğunu, kayıtlarda görülen beşinci perdenin ise aslında hiç olmadığını ve yanlışlıkla envanter defterine yazıldığını” iddia etti. Bakanlık, şimdi bir komisyon kurarak böyle bir perdenin olup olmadığını araştıracak. Ancak kayıp perdeden birinci derecede sorumlu kişi olan Hülya Tezcan, bir ay önce emekliye ayrıldı.

Doç. Dr. Hülya Tezcan, 10 Mart 2005 tarihinde bakanlığa verdiği raporda, 24/146 numaralı perdenin (sonradan 145 olarak değiştirilen) sarayda olduğunu ve Hırka-i Saadet Dairesi'nde bulunduğunu yazmıştı. Tezcan imzalı verilen raporda hiç olmadığı söylenen perde ile ilgili envanter bilgileri şöyle: “340x222 cm. Arkası yeşil ve atlas kaplıdır. Yeşil atlas üstüne kamilen sarı kılaptanla işlenmiştir. Bordürün başında çiçek, dal ve yapraklar, ortasında Osmanlıca yazı, bunun altında yine Osmanlıca yazı ve bunun alt kısmında yapraklı daireler içinde Kelime-i Tevhid ve bunun altında sülüsle Ayetelkürsi ve yanlarında daire içinde çeharyar, Hasaneyn vardır. Bunun altı da iki taraflı uzun yaprak tezyinatlıdır. Baş tarafı soluk renklidir.”

Perde ile ilgili ilginç bir iddia ise şöyle: Hülya Tezcan'ın 1997 yılında IRCICA tarafından yayınlanan “Curtains of The Haramein Sharifein (Haremeyn Şerifeyn Perdeleri)” kitabının hazırlanmasında yardımcı olan bir kaynak, eserde kayıp olan perdenin yer almadığını; ancak kendisinin kitap hazırlanırken bu perdeyle ilgili bilgileri gördüğünü söylüyor. Bu kaynağın verdiği bilgiye göre kayıp perdenin tarifi şöyle: “Perdenin üzerinde Âli İmran Sûresi, 39. ayet var. Ayetin altında dört halifenin adı ile Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in isimleri bulunuyor. Bu isimlerin alt tarafında ise Haşr Sûresi'nin 22., 23. ve 24. ayetleri mevcut. Perdenin arkasına ise 'Mihrab-ı Süleymani'ye ait olduğu kaydı düşülmüş.”
Zaman, Haber: Abdullah Kılıç, 09.06.2006
SABRIM TAŞIYOR, BU BUDALALIKLARLA UĞRAŞAMAM

Kaşıkçı Elması'nın sahtesiyle değiştirilmiş olabileceği yolundaki iddialara Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof. İlber Ortaylı'dan sert tepki geldi. "Sergilenmekte olan Kaşıkçı Elması orijinal eser mi?" sorusunu yönelttiğimiz Ortaylı, "Bu iddia Uğur Dündar'a ait. Dündar'ın peşine takılıp da bana bu soruları mı soruyorsunuz?" diye sitem etti. Ortaylı'ya yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

Sayın Ortaylı, tüm Türkiye soruyor: Şu anda Topkapı Sarayı'nda sergilenmekte olan Kaşıkçı Elması orijinal mi, yoksa değil mi?
Baktık envanterden, inceledik. Bu konuda uzman arkadaşımız olan müdür muavinimiz Göksel Sonat bir heyet kurdu, inceledi.

Sonuç?
Kaşıkçı Elması, orijinal, orada duruyor! Komisyonun araştırması sonucu, orijinal eser olduğu sabittir. Anlamıyorum, nasıl oluyor da, "Değiştirilmiş!" diye iddia edebiliyorlar? Bunu nereden biliyorlar?!

Size şunu da sormak isterim...
Bana bu konuda fazla sorma! Çünkü sabrım taşıyor, ben budalalıklarla uğraşamam. Çok ayıp yahu! Biri çıkıyor, yanlış bir haber yapıyor, kimse de ona 'dur' demiyor! Çok ayıp oluyor! Bu kadar aptal mıyız biz birader?

"Sizin ne kadar küçük bütçelerle çalıştığınızı biliyoruz" diyecektim...
Hiç bütçe yok... Hiç yok!

Peki bu durum, Saray'da bir güvenlik sorunu yaratıyor mu?
Biliyorsunuz buranın bir güvenliği var. Burada, büyük bir hırsızlık da olmadı.

Dünkü gazetelerde Saray'dan bazı eserlerin çalındığı yolunda da haberler vardı!
Evet, şunu söyleyeyim: Altı ay önce olmuş olayı yazıyorlar! Sonra uyardığınız zaman da, "Ama ben yeni duydum" diyorlar. Bakın, basın artık İngiltere'de olduğu gibi kendini eleştirmeyi bilmeli. Her işin doğrusunu yapacaksın, ben bunu bilir, bunu söylerim.
Sabah, Haber: İrem Barutçu, 10.06.2006
TOPKAPI SARAYI TEHLİKEDE

"Kaşıkçı Elması ve 43 eser çalındı" iddiaları ile gündeme gelen Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü İlber Ortaylı, altı asırlık tarihi mirasımızla ilgili şok açıklamalar yaptı. Kaşıkçı Elması'nın değiştirilmiş olabileceği iddialarına, "Müzeye Sherlock Holmes gibi bakılmaz kültürlü insan gibi bakılır" diyerek tepki veren İlber Ortaylı: "Topkapı Müzesi'ne saygı istiyorum".



İlber Ortaylı önce medyaya kırgın olduğunu vurguluyor. Son birkaç gündür gazete ve TV'lerde yer bulan iddiaları müze çalışanları açısından son derece incitici bulduğunun altını çiziyor ve ardından, "İlgilenirseniz, size Saray'ın gerçek sorunlarını anlatayım" diyor. İşte en yetkin kişinin anlatımıyla Topkapı Sarayı ve çözüm bekleyen sorunları...

Öncelikle sormak istiyorum: Bu Saray, Osmanlı'dan nasıl devralınmıştı, nasıl korundu?
Topkapı Sarayı, İmparatorluk'tan yıkık dökük devralınmıştır. Saray, eski olduğu için 'Hazine Dairesi', 'Kutsal Emanetler' gibi bölümlere dikkat edilmiş, bunun dışında birçok bölüm ihmal edilmiştir. Bu bölümler, 1924 yılından sonra tamir edilebilmiş... Restorasyon ise aslına uygun olarak yapılamamış... Meselâ Harem'e çimento ile sıvama yapılmış! Hazine Dairesi'nin üzeri betonla güçlendirilmiş!

Tabii şimdi bunlar için pahalı restorasyonlar gerekiyor. Peki bütçe!..
Bütçemiz az... Kültür Bakanlığı'nın bütçeden aldığı pay sadece binde 2.

Saray'ın belli bir geliri var, değil mi?
Müzenin geliri bize kalmıyor; Kültür Bakanlığı'na gidiyor. Kabul edelim, müzelerin sorunu çok. Bunlarla ince ince uğraşılması şart ancak bunu, Kültür Bakanlığı'nı ya da müzeleri karşınıza alarak yapmamanız lazım. Bu camiada herkes mağdur!.. Sorunlar el ele çözülmeli. Bakın Topkapı Sarayı'nı günde 10-15 bin kişi geziyor. Siz, bunun nasıl bir problem yarattığının farkında mısınız?

Nasıl bir problem yaratıyor?
Müthiş bir izdiham... Düşünün Hazine Dairesi küçük bir salon!.. 10 bin kişi nasıl girer oraya!.. Tabii bu, freskleri olan müzeler için büyük problem!.. Gerçi bizde de ahşap zeminler, çiniler var. Bir salona 10 bin kişinin girdiğini ve bazılarının çinilere dokunduğunu düşünün!.. Herkes bilinçli değil; bakıyorsunuz, anahtarıyla çizebiliyor çinileri!..

Siz ne öneriyorsunuz?
Uffizi' ya da 'Kremlin' gibi müzelerde sınırlama getirmişler. Buralarda belli bölümleri belli günler kapatıyor, ya da hiç göstermiyorlar. Şimdi medya bu sorunlarla ilgilenmek yerine, "Kaşıkçı Elması değiştirildi" iddiasını atıyor ortaya!..

43 eserin de çalındığı bilgisi vardı gazetelerde!.. Çalınmadı mı?
Yok öyle bir şey!.. Bir zamanlar, yanlış kayıtlar tutulmuş!.. Nitekim "Çalındı" dedikleri Kabe örtüsü de fazlasıyla çıktı!.. Daha önce de depoların soyulmuş olduğu gibi bir efsane yayılmıştı medyada!.. Bunlar niçin istismar konusu yapılıyor? Müzeye Sherlock Holmes gibi bakılmaz. Müzeye kültürlü insan olarak bakılır.

Peki bu iddialar incitiyor mu sizi?
Bizim memleketin tarih, sanat şuuruna artık isyan halindeyim. "Efendim Kaşıkçı elması değiştirildi mi?" gibi bir tarih merakı olmaz. Ben, müzemize, Topkapı Sarayı Müzesine karşı saygı istiyorum. Artık herkesin saygılı konuşması, saygılı yazması lazım.

Kaşıkçı Elması'nın değiştirilmiş olabileceği yolundaki polemiğe sert tepki verdiniz. Peki Topkapı Sarayı'na ilişkin siz haber yazacak olsanız, neyi irdelerdiniz?
Bak, bu güzel soru!.. Bundan bir süre önce, Topkapı Sarayı'nın atölyeler bölümünü son derece basiretsiz bir şekilde Tarih Vakfı'na vermişlerdi... Darphane-i Amire binası olarak bilinen atölyeler kısmında "Şehir Müzesi" kurmak gibi ham bir hayalle bu işe girişmişler. Tabii hiçbir şey kuramadılar!.. Buralar şimdi astronomik rakamlarla TV şirketlerine, bazı özel kurumlara
kiraya veriliyor. Ve restorasyon anlamında da hiçbir şey yapılmıyor. Düşünün iki sene evvel çatısı çöktü buranın!.. Tarih Vakfı buradan çıkmıyor!.. Medya bu sorunlar dururken, Sherlock Holmes'lük yapmaya devam ediyor.

Bu durum mahkemeye de intikal etmişti, değil mi?
Evet. Önce davayı biz kazanmıştık. Sonra temyizde, maalesef o zamanki Kültür Bakanlığı Hukuk Müşaviri'nin ehliyetsizliği nedeniyle kaybedildi.

Peki siz halen neye karşı çıkıyorsunuz?
Tarih Vakfı almış burayı, rant kapısı olarak kullanıyor. Burada büyük paralar karşılığı, TV programları, etkinlikler yapılıyor. Ancak buna rağmen bakımsız!.. Çöküyor!.. Tahrip ediyorlar binayı!.. "Çık" diyorum, çıkmıyor. Çıksın kardeşim!.. İşte problem bu!.. Halbuki bu bölüm Saray'ın bir parçasıdır. Kiraya verilmesi söz konusu olmamalıdır. Sur-u Hümayun içinde ne varsa, Saray'ın parçasıdır! Saray'ın içinde ne yeri var bunların?..
Sabah, Haber: İrem Barutçu, 11.06.2006
ERZURUM
ARKEOLOG HIRSIZLIKTAN YARGILANIYOR

Müzelerde yaşanan hırsızlık olaylarıyla ilgili her gün yeni bir gerçek ortaya çıkıyor. Erzurum Müzesi'nde görevli bir arkeoloğun 11 yıl önce 140 adet tarihî eseri çalarak sahteleriyle değiştirdiği anlaşıldı.

Çalıntı eserler bir özel koleksiyoncunun kataloğunda görüldükten sonra yetkililer devreye girmiş ve 110 adet eser müzeye iade edilmişti. Söz konusu arkeoloğun da halen ağır ceza istemiyle yargılandığı öğrenildi. Erzurum Müze Müdürü Mustafa Erkmen, “11 yıl önce müzede görevli bir arkeolog tarafından 140 adet tarihî eserin sahtesiyle değiştirildiği tespit edildi. Söz konusu kişinin ve yakınlarının evinde yapılan aramalar sonucunda 110 esere ulaşıldı. Halen 30 eser kayıp. Kayıplar da toplam değeri 500-600 YTL'yi bulan sikkelerden oluşuyor.” ifadelerini kullandı.
Zaman, Haber: Ömer Sarı, 09.06.2006
MÜZELERDE TARİH YAĞMASI SKANDALA DÖNÜŞTÜ

Müzelerdeki soygun haberlerine yenileri eklenirken, Erzurum Müzesi'nde de eksik eserlerin olduğu ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yaptığı araştırmaya göre, Erzurum Müzesi envanterinde gözüken; ancak müzede bulunmayan eserler de var.
Bakanlık, müzelerle ilgili soruşturmalarını derinleştirirken, Erzurum Müzesi'nde de envanter listesinde görünen bazı tarihî eserlerin, çok önemli bazı özel koleksiyoncuların kataloglarında olduğu belirtiliyor. Edinilen bilgilere göre, 4 yıl önce özel koleksiyonculardan birinin kataloğunda Erzurum Müzesi envanteri arasında görünen bazı eserlerin yer alması Kültür ve Turizm Bakanlığı'nı harekete geçirdi. Yapılan araştırmalarda çok önemli bir koleksiyoncunun kataloğunda yer alan eserlerin de Erzurum Müzesi'nden sahteleriyle değiştirildiği tespit edildi. Ancak dönemin Kültür Bakanlığı yetkilileri, söz konusu eserleri geri almak için girişimde bulunmadı. Bakanlık yetkililerinden alınan bilgilere göre, Bakan Atilla Koç, söz konusu eserlerin bu çok önemli koleksiyoncudan geri alınması için girişim başlatacak.
Zaman, Haber: Abdullah Kılıç - Aslıhan Aydın, 08.06.2006
MUĞLA
MUĞLA MÜZESİ'NDE KAMERA KOMEDİSİ

Muğla Müzesi'ne altı ay önce kamera sistemi bağlanmasına rağmen, bir bilgisayar alınamadığı için kameralar çalıştırılamadı. Müzede sergilenen eserlerin büyük çoğunluğunu Stratonikeia Antik Kenti kazılarında çıkarılan eserler oluşturuyor. Özlüce Kaklıcatepe'de 1992 sonlarında 3 fosil yatağında bulunan ve 5 ila 9 milyon yıl önce yaşamış hayvan ve bitkilere ait fosillerin sergilendiği Turolian Parkı Doğa Tarihi bölümü de müzede yer alıyor. 5 yıl önce Yatağan kömür havzalarındaki kazı çalışmaları sırasında bulunan, Roma dönemine ait 7 gladyatör mezar steli de müzede sergileniyor.

Müzedeki eserlerin korunması amacıyla 6 ay önce 2 güvenlik kamerası ihale yöntemi ile alınarak 2 farklı noktaya monte edildi. Ancak kameraların görüntülerini izlemek amacıyla bir bilgisayar alınmadığı için güvenlik kameraları sadece hırsızlara karşı caydırıcı amaçlı kullanılıyor. Muğla Valisi Temel Koçaklar, 'En kısa sürede bir bilgisayar tedarik edeceğiz. Bugüne kadar yapılan yazışmalara rağmen bilgisayar alınamamış, çünkü ödenek bulunamamış. Genel bütçeyi beklemeden ben, İl Özel İdaresi imkanları ile yardımcı olacağım. Sonuçta 1000 YTL'lik bir bilgisayar. Haftaya encümene getirip alınmasını sağlayacağım' diye konuştu.
Akşam, Haber: Kazım Tokuç, 10.06.2006
UŞAK
UŞAK MÜZESİ KAMERA KAYITLARI BOŞ ÇIKTI!

Karun Hazinesi içindeki Kanatlı Denizatı Broşu'nun çalınması üzerine Uşak Arkeoloji Müzesi'nde inceleme yapan uzman polisler, müzenin korunması için kurulan kameralı sistemin istenen şekilde kullanılmadığını tespit etti.

Broşun sahtesiyle değiştirildiğinin ortaya çıkmasının ardından, Karun kod adıyla bir operasyon düzenleyerek müzede incelemelerde bulunan polis, araştırmalarında, müzenin iç ve dış korumasında kullanılan kamera sisteminden alınan görüntülerin kayıt edildiğini, ancak arşivin tutulmadığı tespit etti.
Sistemin, kayıt sonrası eski görüntülerin CD ortamına alınmasına olanak sağladığı, ancak bugüne kadar hiçbir şekilde görüntü arşivi oluşturulmadığı belirlendi.

Müze Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu'nun öğle saatlerinde bekçileri, "Siz gidin ihtiyacınızı görün, ben beklerim" diyerek yemeğe gönderdiği, öğle aralarında teşhir salonunun kilitlenmediği ve mühürlenmediği de anlaşıldı.

Çeşitli dönemlere ait yaklaşık 6 bin eserin sergilendiği Muğla Müzesi'ne 6 ay önce alınan 2 güvenlik kamerası, kameraların görüntülerini izlemek amacıyla bir bilgisayar alınmadığı için kullanılamıyor. Kameralar sadece "caydırma amacıyla" yerlerinde duruyor. Muğla Valisi Temel Koçaklar, 5-9 milyon yıl önce yaşamış hayvan ve bitkilere ait fosillerin de sergilendiği müzeye en kısa sürede bir bilgisayar alacaklarını söyledi. Müzedeki kapalı alanlarda sergilenen arkeolojik buluntuların çoğu Stratonikeia antik kentinden çıkarılanlar.
Milliyet, Haber: Tolga Şardan, 10.06.2006
UŞAK MÜZESİ ÖZEL EKİPLE İNCELENİYOR

Karun Hazinesi'nin en değerli parçalarından "Kanatlı Denizatı Broşu"nun Uşak Müzesi'nden çalınması üzerine Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, bu müze için altı kişilik özel bir ekip görevlendirdi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan edinilen bilgiye göre arkeolog, bakanlık müfettişleri ve müze uzmanlarından oluşan ekip, eserlerin kıymet takdirini yapıp, tanzim raporu hazırlayacaklar. Kanatlı Denizatı Broşu'nun gerçek değeri, bu tespitler sonrasında ortaya çıkacak. Müzeler Genel Müdürlüğü, sahte eser tespiti için envanter sayımına da başladı. Türkiye çapındaki müzelerde yürütülen çalışma, uzman arkeologlar ve müfettişler tarafından yapılıyor. Genel Müdürlük, her bir müzedeki sayımı üç kişilik bir ekiple gerçekleştiriyor.
Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 06.06.2006
BROŞUN GERÇEKLİĞİNDEN ŞÜPHELENEN ARKEOLOG: 'AKBIYIKOĞLU BROŞU GÖSTERMEDİ'

Uşak Arkeoloji Müzesi'ndeki Kanatlı Denizatı Broşu'nun çalınmasının ardından polise tanık sıfatıyla ifade veren görevli arkeolog Sabiha Pazarcı, geçen yıl Muğla Müze Müdürü Şevki Bardakçı'nın bu eserin aynısının satılmak istendiği yönünde bilgi verdiğini, ancak tutuklanan Müze Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu'nun broşun incelenmesine izin vermediğini anlattı.

Pazarcı, sahtesiyle değiştirilen broş hakkında Muğla'dan ihbar geldiğini açıkladı. Bardakçı'nın Ağustos 2005'te müzeyi arayarak Akbıyıkoğlu ile görüşmek istediğini anlatan Pazarcı, "Ancak, Müdür Bey müzede olmadığı için ben görüştüm. Bana, 'bir kişinin kendi müzelerine Uşak Müzesi'nde bulunan broş eserin aynısından satmak istediğini, maddi değerinin ne olduğunu öğrenmek istediklerini' söyledi" dedi. Bu bilgi üzerine Bardakçı'ya eserden dünyada bir adet olduğunu, onun da Uşak Müzesi'nde bulunduğunu söylediğini belirten Pazarcı şunları söyledi: "Telefondan sonra şüphelenip kitaptaki resim ve bilgileri vitrin dışından karşılaştırdık. Birkaç noktanın farklı olduğunu gördük. Akbıyıkoğlu'na vitrini açıp kontrol etmek istediğimizi söyledik. Müze müdürü, 'Tek işimiz o mu kaldı? Bizim broş gerçektir' dedi. Vitrinler açılmadı. Bu konuda Uşak Kültür Müdürü'ne bilgi aktardık."
Milliyet, Haber: Tolga Şardan, 06.06.2006
ÇALINAN KANATLI DENİZ ATI'NIN OTOPSİ RAPORU

Uğur Dündar ve Arena ekibi, Türkiye kadar dünyada da yankı bulan tarih hırsızlığının ayrıntılarını bulmak için başlattığı çalışmada, İzmir Müze Müdürlüğü'nün ayrıntılı incelemeler sonucu hazırladığı bilirkişi raporuna ulaştı. İzmir Müze Müdürlüğü'nün 08.03.2006 tarih ve 404 sayılılı raporunda sahte broşla gerçek broş arasındaki farklar tek tek sayılıyor. Broşun sahte olduğunun en önemli kanıtı olan raporda şöyle deniliyor:

1. Karun Hazinesi olarak bilinen bir grup Lidya eserleri tarafımızdan sayılmış ve incelenmiştir. ABD'den getirilmiş 362 parçanın ayrıntılı incelemesinde Kanatlı Deniz Atı şeklindeki broşun sahte olduğu tespit edilmiştir. Kayıp orijinal broş yüksek çözünürlüklü fotoğraflar ve gramajlar incelendiğinde bu durum kesinlik arz etmektedir.
2. Gerçek broş dövme tekniği ile yapılmıştır. 14.3 gr ağırlığındadır. Zinciri çok sayıda halka ile örülmüştür. İğnesi farklı noktadan çıkmaktadır. Yüzeyinde mikro ölçekte döküm hava kabarcıkları yoktur. Ortada bağlanmış 3'lü sallanpa gövdeye bir halka ile bağlıdır. Saç lüleleri çok canlıdır. Gözünde çapak yoktur, genel olarak çok canlı bir görünümü vardır. Burun üstünde tırtılları vardır.
3. Sahte broş dövme değil döküm tekniği ile yapılmıştır. 23.5 gr ağırlığındadır. Zinciri az sayıda halka ile örülmüştür. İğnesi lehim ile tutturulmuştur ve farklı noktadan çıkmaktadır. Yüzeyinde mikro ölçekte döküm hava kabarcıkları vardır. Ortada bağlanmış 3'lü sallanpa gövdeye bir halka ile bağlı olması gerekmektedir. Saç lüleleri cansız ve sığdır. Gözünde çapak vardır. Burun üstü tırtılları yoktur.
4. Yıllardan beri eserlerin yüzde 99'unun fotoğraflarının çekilmediği tespit edilmiştir. Bu, sayım işleminin sağlıklı yapılamamasına neden olmakta, böylelikle suistimallere ve benzeri olumsuzluklara imkan sağlanmaktadır. Özellikle hazinenin en önemli parçalarından olan gümüş eserlerin bazılarına ilişkin olarak Lidya dönemine ait günümüzde karşılaştırma yapılacak az örnek bulunmasından ötürü tarafımızca kesin bir kanaate varılamamıştır.
Hürriyet, Haber: Uğur Dündar, 05.06.2006
BROŞ, 350 BİN DOLARA SATILDI

Karun Hazinesi'nin en değerli parçası sayılan "Kanatlı denizatı" şeklindeki broşu Uşak Arkeoloji Müzesi'nden çalan şebekeye ilişkin ayrıntılar günışığına çıkıyor. Şebeke içinde "hormonsuz domates" diye anılan broşun en son "Ahmet Hoca" lakaplı Ahmet Düzyer'de olduğu, daha sonra sadece 350 bin dolara satıldığı bilgisine ulaşıldı.
Milliyet'in ortaya çıkardığı skandalla ilgili olarak "Karun" adıyla başlatılan ve 7 kişinin tutuklandığı operasyonda 3 kişi aranıyor. İlk adımı mart ayında atılan operasyonun hazırlık aşamasında 72 telefon mahkeme kararıyla dinlemeye alındı. Polis, tutuklu Müze Müdürü Kazım Akbıyıkoğlu'nun 5 ayrı numarasını da kapsayan telefonları 3 ay boyunca dinledi. Bazı zanlıların eşleri ve başka kişiler adına alınan numaraları kullandıkları belirlendi.
Teknik çalışmalarla broşun izi sürülürken, İstanbul Emniyeti'nden gelen bir yazı soruşturmanın seyrini değiştirdi. İstanbul polisi, nisan ayındaki bir başka operasyonda "Uşak veya Afyon'dan İstanbul'a getirilen ve Pegasus olarak adlandırılan tarihi eserin, müze müdürü tarafından imitasyonuyla değiştirildiğini, söz konusu eserin İstanbul'daki Majestic Otel'in sahibi Ahmet Hoca ve adamlarınca gasp edildiği" bilgisini, gizli yazıyla Uşak polisine bildirdi.

Bu gelişme üzerine, Uşak Emniyeti, soruşturmaya dahil olan yeni kişiler ve kullandıkları telefonlara yönelik yeni bir teknik takip çalışması başlattı. Broşu İstanbul'da pazarlamayı üstlenen ve "Ahmet Hoca"nın adamı olan zanlı Fehmi İşler'in 5 Mayıs'ta "Metin" isimli bir kişiyle yaptığı telefon görüşmelerinde, paha biçilemeyen eser için sürekli olarak "hormonsuz domates" şifresini kullandığı belirlendi. Bu görüşmede Metin adlı kişinin İşler'e bekledikleri kişinin "domates" için İstanbul'a geldiğini, bu kişinin Uşak'a gidip baktığı "domates"in "hormonlu" (sahte) olduğunu gördüğünü ve İstanbul'daki "domates"e bakmak istediğini aktardı. Dinleme bilgilerine göre "Metin", domatesin "hormonsuz" (gerçek) olması halinde broşun anlaşılan fiyattan alınacağını ve adamların bir hafta içinde Türkiye'ye geleceğini, daha sonra da "mal"ın Japonya'ya götürüleceğini söyledi.

Böylece, operasyonun ilk aşamasında Eylül 2005'te kayıplara karıştığı anlaşılan broşun, mayıs ayı başlarında İstanbul'da "Ahmet Hoca" ve adamlarının elinde olduğu tespit edildi. Varlığı yeniden belirlenen, ancak nerede olduğu bilinmeyen broşun yerinin tespit edilebilmesi için teknik dinlemelere devam eden polis, sonunda Ahmet Düzyer ismine ulaştı. Müze müdürünün, her aşamasından haberinin olduğu iddia edilen hırsızlık ve satış organizasyonu kapsamında broşun dökümden yapılan sahtesi Ankara'da imal edildi. Bir ara satıştan vazgeçilince broş müzedeki yerine konuldu. Ancak üç gün sonra yeni talip çıkması üzerine mühürlü ve kilitli camekân açılıp yine pazarlanmaya götürülen broştan bir daha haber alınamadı. Akbıyıkoğlu'nu, halen aranan Uşak'ta oto galerisi sahibi olan Uğuz Sağlan'ın ikna ettiği öne sürüldü.

İstanbul'a götürülen broşu gasp eden ikinci grup zanlıların paha biçilemeyen eseri sadece 350 bin dolar karşılığında sattıkları bilgisine ulaşıldı. Polis, zanlı Fehmi İşler'in cep telefonunda broşun 27 Mayıs 2006'da çekilip kaydedilmiş görüntülerini ele geçirince eserin İstanbul'da olabileceği değerlendirildi. Önce birbirlerini tanımadıklarını öne süren zanlılar delillerin ortaya konulmasıyla soygunu itiraf ettiler.

Zanlı Mehmet Polat, itirafta bulunarak olayın her aşamasını anlatırken, broşun son olarak "Ahmet Hoca" adıyla bilinen ve bir dönem Majestic Otel'in sahibi görünen Ahmet Düzyer'de olduğu bilgisine ulaşıldı. Majestik Otel yetkilileri, otelin el değiştirdiğini, halen firarda olan Düzyer'in bir süreden beri işletmenin sahibi olmadığını söyledi.

İşte Karun'un şifreleri
- Müzeden çalınan broşu Ahmet Hoca lakabıyla tanınan Ahmet Düzyer adlı biri gasp etti.
- Pazarlıklar sırasında broş, 'hormonsuz domates' sözcükleriyle kodlandı.
- Pazarlığı İstanbul üzerinden Fehmi İşler yürüttü.
- Broş en son Sultanahmet'teki Majestic Otel'de görüldü.
- Müze müdürünü hırsızlığa Uğuz Sağlan adlı bir oto galericisi ikna etti.

Gerçeği ile sahtesi arasındaki farklar
- Gerçek broş: Dövme tekniğiyle yapılmış, 14.3 gram, zincirinin çok sayıda halkayla örüldüğü, iğnesinin farklı noktadan çıktığı, yüzeyinde mikro ölçekte döküm hava kabarcıklarının olmadığı, ortada bağlanmış 3'lü sallanpanın gövdeye bir halkayla bağlı olduğu, saç lülelerinin çok canlı olduğu, gözünde çapak olmadığı, genel olarak çok canlı bir görünümün olduğu, burun üstünde tırtıllarının olduğu tespit edildi.
- Sahte broş: Döküm tekniğiyle yapılmış, 23.5 gram, zincirinin az sayıda halkayla örüldüğü, iğnesinin lehimle tutturulduğu, farklı noktadan çıktığı, yüzeyinde mikro ölçekte döküm hava kabarcıklarının olduğu, ortadan bağlanmış 3'lü sallanpanın gövdeye bağlı olmadığı, saç lülelerinin cansız ve sığ olduğu, gözünde çapak olduğu, burun üstünde tırtıllarının olmadığı belirlendi.
Milliyet, Haber: Tolga Şardan, 05.06.2006
YİNE UŞAK, YİNE MÜZE SOYGUNU

Uşak Arkeoloji Müzesi'nde yaşanan 'kanatlı denizatı' skandalının yankıları sürerken, aynı müzeye bağlı Atatürk ve Etnografya Müzesi'nin de 2001'de soyulduğu ortaya çıktı. Uşak'ta 1997'de restorasyona alınan Atatürk ve Etnografya Müzesi'nde sergilenen eserler depoya kaldırıldı. Restorasyonun ardından müze Uşak'ın kurtuluş günü olan 1 Eylül 2005'te açıldı. Depoya 2001'de hırsız girdiği ve Atatürk'ün kullandığı 35 parça eşyanın yanı sıra 70 tarihi halı ve kilimin çalındığı belirlendi. Hırsızlık olayını Müze Müdürü Müdür Kazım Akbıyıkoğlu'nun polise bildirmediği, durumu müze çalışanlarının rapor ettiği öne sürüldü. Kayıp eserlerin aynı yıl içinde Hasan Zora adlı antikacının girişimleriyle bulunarak, müzeye iade edildiği kaydedildi. Olayla ilgili olarak Akbıyıkoğlu hakkında dava açıldığı ve davanın hâlâ sürdüğü öğrenildi.
Milliyet, Haber: Yavuz Kuşdemir, 05.06.2006
KAHRAMANMARAŞ
MÜZE HIRSIZLIĞINI MÜFETTİŞLER DE FARK ETMEMİŞ

Kahramanmaraş Müzesi'nde M.Ö. 361-333 dönemine ait olan ve piyasa değeri 150-200 dolar arasında değişen 545 sikkenin çalınmasıyla ortaya çıkan hırsızlık olayının boyutları büyüyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettişleri ve arkeologlar envanter kayıtlarını inceleme ve sayım çalışmalarını sürdürüyor. Soruşturma kapsamında müfettişler, 1994'te bekçi Hasan Hüseyin Kesmegül öldürüldükten sonra çalınan 2 bin 670 adet sikkenin de hala bulunamadığını belirledi. Polis ve savcılık yeni ortaya çıkan hırsızlık olayının, 2 bin 670 adet sikkenin çalınmasıyla bağlantısının olup olmadığını araştırıyor.

Bu arada 6 yıl önce İ.K. adlı kişinin 'Müzedeki 'Altın kral kafası' çalındı' diyerek savcılığa yaptığı suç duyurusundan sonra bakanlık müfettişlerinin müzede inceleme yaptığı ortaya çıktı. Müzedeki envanter kayıtlarını inceleyen müfettişlerin, 'Müze envanterinde kayıtlı, altın başlı kral kafası olmadığı için çalınan böyle bir eser de yoktur. Envanter kayıtları tamdır' şeklinde rapor verdikleri belirlendi. 1947 yılında kurulan ve içerisinde toplam 24 bin adet tarihi eser bulunan müzede güvenlik kamera sisteminin bulunmadığı belirtildi.
Akşam, Haber: Mehmet Yüzbaşıoğlu, 09.06.2006
SİKKELER, CİNAYET DOSYASINI AÇTIRDI

İçinde 24 bin tarihi eser bulunan ve 545 gümüş sikkenin sahteleriyle değiştirildiği belirlenen Kahramanmaraş Müzesi'nde 1994'te öldürülen bekçinin dosyası yeniden açıldı. Müzede görev yapan gece bekçisi 43 yaşındaki Hasan Hüseyin Kesmegül, 1994'te müzede bıçaklanarak öldürülmüştü. Bekçiyi öldüren kişi ya da kişilerin kapıyı zorlamadan içeriye girdikleri, cinayeti işledikleri ve ardından 2 bin civarındaki tarihi sikkenin çalındığı ileri sürülmüştü. Ancak katil ya da katillerin bugüne kadar yakalanamaması nedeniyle, cinayetin esrarı çözülememişti. Kahramanmaraş Müzesi'nde dün patlayan sikke skandalı üzerine cinayet tekrar gündeme geldi. Emniyet yetkilileri, müze skandalı üzerine bekçi cinayeti dosyasını yeniden açtıklarını belirtti.
Hürriyet, 09.06.2006
İKİNCİ MÜZE TALANI KAHRAMANMARAŞ'TA

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, yaklaşık bir yıl önce bir genelge yayınlayarak bütün müzelerdeki tarihi eserlerin uzmanlarca incelenmesini ve müdürlerin görev değişimi sırasında yeniden sayım yapılmasını istedi. Kahramanmaraş Valisi İlhan Atış, genelge doğrultusunda, 6-7 ay önce müzedeki tüm eserlerin incelenmesi talimatını verdi.

1998 yılında müze müdürü değişikliği sırasında, Pers Hükümdarı (satrabı) Mazaios (MÖ 361-333) dönemine ait 545 adet çok değerli gümüş sikke, 7 ay süreyle ambar memuruna zimmetli kaldı. Daha sonra bu sikkeler yeni müdüre devredildi.



İşte valinin başlattığı sayım, bu sikkelerin sahteleriyle değiştirildiğini ortaya çıkardı. Bakanlık müfettişleri sikkelerin müze ambar memurunun 1998'de zimmetinde kaldığı 7 aylık süre içinde değiştirildiği iddialarının doğru olup olmadığını araştırıyorlar. Uzmanlara göre, çalınan 545 gümüş sikke, hem Pers dönemine ait olması, hem de az sayıda basılmış olmaları nedeniyle büyük değer taşıyor. Bakanlık müfettişleri, halen Kahramanmaraş Müzesi'nde konuyla ilgili soruşturmalarını sürdürüyorlar.

Türkiye genelindeki müzelerde tarihi eserlerin sahte olup olmadığı konusunda tarama yaptıklarını belirten Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, dün Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan demecinde, Karun Hazinesi'nden Kanatlı Denizatı'nın çalınmasına benzer bir hırsızlık olayına bir başka müzede daha rastlandığını açıklamıştı. Soruşturma devam ettiği için müze ya da eser ismi vermeyen Bakan Koç, "Bir yerde daha Uşak'takine benzer bir hırsızlık olayı var, ama neticeyi almadan açıklamayacağım. Biz bunları kapatabilirdik de. Ama kapatılmasından yana değilim" demişti.



Kahramanmaraş Valisi İlhan Atış, olayın 6-7 aydır sürdürülen çalışma sonucu ortaya çıktığını belirterek şunları söyledi: "1998 yılında tayini çıkan müze müdürü, ambar memuruna eserleri teslim ediyor. Ambar memuru da 7 ay falan müzeye bakıyor. Müze müdürü döndükten sonra sayım ve devir teslim tekrar yapılmıyor. Dolayısıyla o arada bu olayın olduğunu düşünüyoruz. Bakanlığımız ve Valiliğimiz sayım yapma gereğini düşününce bu durum ortaya çıktı."

Vali Atış, ambar görevlisi Ali Yiğit hakkında idari soruşturma başlatıldığını ve suç duyurusunda bulunulduğunu söyledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri de konuyla ilgili olarak şu bilgileri verdi: "Müzelerimizde genel bir teftiş yapıyoruz. Maalesef durum iç açıcı değil. Kahramanmaraş Müzesi'ndeki soruşturmada çok sayıda gümüş sikkenin sahte olduğu belirlendi. Ama müzeye alınırken mi sahte geldi, yoksa sonradan mı değiştirildi, belli değil. Diğer soruşturmalardan da iç açıcı sonuçlar gelmiyor. Müzeleri bir devrim yapıp baştan aşağı yenilemek zorundayız."

Bu arada Denizhanoğulları'nın 6 ay önce Gaziantep'e tayinin çıktığı, ancak boyun ağırıları nedeniyle rapor alarak yeni görev yerine gitmediği, halen raporlu olduğu belirtildi.
Müze Müdürü Ahmet Denizhanoğulları ise soruşturma hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığını belirterek şöyle konuştu: "Yaklaşık bir aydır raporluyum. Müzeden uzak olduğum için neler olup bittiğini bilmiyorum. Müfettiş genel bir teftiş için geldi. Bu ayın ortasında müzedeki görevime döneceğim."
Hürriyet, Haber: Uğur Dündar - Hatice Demircan, 08.06.2006
Milliyet, Haber: Ömer Erbil, 08.06.2006
Vatan Gazetesi, 08.06.2006
KASTAMONU
KASTAMONU MÜZESİ NE KADAR GÜVENLİ?

Karun Hazinesi'nin çalınmasının ardından müzelerdeki güvenlik sistemleri tartışılır hale gelirken, bünyesinde çok sayıda eseri bulunduran Kastamonu Müzesi'nin iki yıldır ısrarla sürdürdüğü kameralı güvenlik sistemi talebinin sümen altında tutulduğu ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan 2005 yılında kameralı güvenlik sistemi talebinde bulunan Kastamonu Müze Müdürlüğü'nün bu isteğine olumlu yada olumsuz hiçbir cevap verilmezken, kameralı güvenlik sisteminin ülke genelindeki 93 müzeden 78'inde bulunduğu ve Kastamonu Müzesi'nin de yer aldığı 11 müzede ise kameralı güvenlik sisteminin bulunmadığı öğrenildi.

2006 yılının ilk 5 ayında müzelere 91 güvenlik elemanı ve bekçi, 80 sanat tarihçisi ve arkeolog alındığını kaydeden Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün, önümüzdeki günlerde yaklaşık 70 müzeye güvenlik ve temizlik elemanı alınması yönünde çalışmaların bulunduğunu dile getirdi.
Kastamonu Postası, 10.06.2006
BODRUM
BODRUM MÜZESİ'NE KANGALLI KORUMA

Müzelerdeki tarihi eser talanının ardından, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde eserlerin sayımına başlandı. Başta Karya Prensesi Ada'nın altın tacı, bilezikleri, takıları ile Mısır Kraliçesi Nefertiti'nin altın mührü ile kolyesinin yanısıra deniz dibinden çıkarılan binlerce yıllık altın ve mücevheratın sergilendiği müzede güvenlik önlemleri artırıldı, tüm sergi salonlarına kamera yerleştirildi. Salonlardaki 1 olan görevli sayısı 2'ye yükseltildi. 4 yıl önceki soygunun ardından Müzeyi Koruma ve Yaşatma Derneği'nin bağışladığı üç Kangal köpeğine de etkin koruma görevi verildi. Kangallar, bahçede görevlilerle birlikte sabaha kadar sürekli nöbete başladı.
Hürriyet, Haber: Yaşar Anter, 10.06.2006
SUALTI MÜZESİ'NE ELEKTRONİK KORUMA

Bodrum Kalesi ve Bodrum Sualtı Arkeoloji Müze Müdürü Yaşar Yıldız, müzenin elektronik güvenlik sistemi ile korunduğunu söyledi. Yaşar Yıldız, yaptığı açıklamada, bir komisyon kurduklarını ve bu komisyondaki kişilerin salonlardaki önemli eserlerin sayımını yaptıklarını ifade etti. Müzede özellikle önemli olan sikkelerin sayımının yapıldığını belirten Yıldız, "Müzemizi kurduğumuz elektronik güvenlik sistemi ile 24 saat güvenlik sağlıyoruz. Ayrıca gece ve gündüz görev yapan güvenlik görevlilerimiz de var" dedi. Müzenin güvenliğinden sorumlu olan Müze Şefi Erol Atarer ise müzede 6 güvenlik görevlisinin görev yaptığını belirterek, "Ayrıca 24 işçi kadromuzda bulunuyor. Bu kişileri müzenin güvenlik işlerinde de kullanıyoruz. Müzenin girişinde dedektör ve kameralar var. Şüpheli gördüğümüz kişi ve paketleri içeri almadan mutlaka arıyoruz. Her noktayı rahatlıkla görebilecek kameralı sisteme sahibiz" diye konuştu. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinde 2002 yılında sikkelerin çalındığını hatırlatan Müze Şefi Erol Atarer, "Olayla ilgili soruşturma halen devam ediyor. Hırsızlığını yapanlar henüz yakalanamadı. Biz o tarihten itibaren güvenlik tedbirlerimizi artırdık. Müzemizde daha sonra herhangi bir hırsızlık olayı yaşanmadı" dedi. Müzede "Genç Çağ Batığı", "Cam Batığı ve Karya Prensesi Ada" gibi önemli tarihi eserler sergileniyor.
trt.gov.tr, 06.06.2006
BURSA
BURSA MERCEK ALTINDA

Uşak Müzesi'nde yaşanan skandalın hemen ardından harekete geçen Bursa Valiliği de tüm müzeleri mercek altına aldı. Vali Nihat Canpolat'ın talimatıyla harekete geçen İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü hemen ekiplerini oluşturarak, Bursa ve İznik Müze Müdürlüğü'ne bağlı 7 müzede envanter çalışması başlattı. Baştan aşağı didik didik edilen müzelerde tüm eserler kontrolden geçiriliyor.

Vali Nihat Canpolat, yapılan detaylı incelemelerde Bursa'daki müzelerde kayıp ya da çalıntı eser olmadığını belirterek, envanterlerdeki tüm eserlerin müzelerde olduğunu kaydetti. Uşak Müzesi'nde yaşanan olayın gündeme gelmesinin ardından Bursa'daki müzelerin denetime alındığını vurgulayan Canpolat, "Geçen aylarda da bir denetim söz konusu olmuştu müzelerimizde. Şimdi denetimi yeniden yaptırmaya başladık. Herkesin içi rahat olsun, müzelerimizde sorun yok. Çalınan ya da değiştirilmiş eser yok. Envanter çalışması sürüyor" dedi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Gedik de Bursa genelindeki 7 müzede paha biçilmez değerde çok sayıda tarihi eserin bulunduğunu kontrollerin de devam ettiğini kaydetti. Gedik, her yıl müzelerin ve eserlerin kontrolden geçtiğinin altını çizerek, "Yıllık incelemeler yapılmıştı. Ancak olayların ardından bir kez daha eserleri ve müzeleri gözden geçirdik. Kontroller ve çalışmalar devam ediyor" dedi. İslam Eserleri Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Atatürk Evi Müzesi, Mütareke Evi Müzesi, Şemakievi Müzesi ve İznik Müzesi'nde kontrollerin devam ettiğini ifade eden Gedik, "Alnımız ak, sorun yok" diye konuştu.
Bursa Hakimiyet Gazetesi, 09.06.2006
YETKİLİLER DEDİ Kİ...
SAYIŞTAY SOYGUNLARI 1998'DE HABER VERMİŞ

Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'ne bağlı 99 müze müdürlüğü ve 180 müzenin "Performans denetimi"ni yapan Sayıştay Başkanlığı'nın, tam 8 yıl önce, bugün ortaya çıkan "acıklı tablo"nun önlenmesi için, tespit ve uyarılarını tek tek sıraladığı, ancak yıllar geçmesine karşın, kayda değer hiçbir önlemin alınmadığı ortaya çıktı.

Temmuz 1998'deki rapora göre; denetçilerin tespit ve önerileri özetle şöyle:

Gerek kaçakçılığın önlenmesi ve gerekse kaçırılan eserlerin yurda geri getirilmesi açısından, uluslararası kuruluşlar ve yargı organları nezdinde etkili olunmasını sağlayacak bir anlayış ve politika eksikliği var. Bu boşluk derhal giderilmeli.

İdari ve mali yapıdaki yetersizlik, güvenlik personeli ve bekçi sayısındaki noksanlık, mevzuat boşlukları, koleksiyoncuların yeterince denetlenemeyişi ve ilgili diğer kuruluşlarla yeterli işbirliği ve eşgüdümün kurulamayışı gibi nedenlerle kaçak kazı ve kanunsuz define avcılığı gibi faaliyetler önlenemiyor.

Öngörülen ikramiye ve cezalar etkisiz. Yakalayanlara ve ihbar edenlere verilen ikramiyeler yetersiz, suçlulara verilen cezalar ise caydırıcı olmaktan uzak. Koleksiyoncuların faaliyetleri yeterince izlenemiyor ve denetlenemiyor.

Bazı müzelerde elektrik tesisatı çok eski olduğu halde yenilenemiyor, buna rağmen yangın alarmı da bulunmuyor. Müzelerin bir kısmında çalışma saatleri sonunda müzenin teslimine ve vardiyalarda görev devir teslimine ilişkin ciltli ve tasdikli nöbet defterlerinde tutulacak tutanaklar yerine, ilkel bir şekilde dosyalara iliştirilen günlük çizelgeler kullanılıyor.

Paha biçilmez eserlerin sadece tek nüshada kaydının bulunması, bu eserlerin korunması açısından büyük bir risk kaynağı oluşturuyor.

Müzelerin çoğunda periyodik fiili sayım uygulanamıyor. Zorunlu yıllık sayım cetvelleri mevcut kayıtlarla itibari olarak düzenleniyor. Eserleri yurtdışına çıkarmayı düzenleyen mevzuat yetersiz. Müzelerde iç denetim yetersiz.
Hürriyet, 10.06.2006
MÜZE SOYGUNU MECLİS'TE

Anavatan Partisi Hatay Milletvekili Züheyir Amber, Uşak, Kahramanmaraş ve Erzurum müzelerindeki sahtecilik, hırsızlık ve kayıp olaylarıyla Kaşıkçı Elması'nın sahtesiyle değiştirildiği haberlerini, TBMM gündemine getirdi.

Amber, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı'na sunduğu soru önergesinde, Uşak, Kahramanmaraş ve Erzurum müzelerindeki sahtecilik olayları hakkında bilgi istedi. Amber olayların ne zaman nasıl ortaya çıktığı, sorumluların yakalanıp yakalanmadığını öğrenmek istedi.

Bu müzelerin dışında, başka hangi müzelerde bu tip sahtecilik, hırsızlık, kayıp olaylarının olduğunu ve ne gibi işlemler yapıldığını da soran Amber, "Topkapı Sarayı'nda bulunan Hz. Muhammed'in kabrine ait kapı örtüsü neden sarayda yoktur? Topkapı Sarayı'ndaki Kaşıkçı Elması'nın sahtesiyle değiştirildiği haberleri doğru mu; bu konuda bir inceleme yapıldı mı ya da yapılacak mı?" diye sordu.
Hürriyet, Haber: Süleyman Demirkan, 10.06.2006
KAŞIKÇI ELMASI ŞÜPHESİ

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, müzelerde yaşanan hırsızlıklar ve sahte eserlerle ilgili dün basın mensuplarının karşısına çıktı, soruları yanıtladı. Göreve başladığından beri müzelerle ilgili çok sayıda ihbar ve uyarı aldığını belirten Koç, 2005 yılı Eylül ayından itibaren müzelerde sayım ve kontrole başladıklarını söyledi.

Eskişehir Müzesi'nin 10-15 yıldır kapalı olduğunu, Aydın Milet Müzesi'nin de depremde zarar görmesine rağmen olduğu gibi bırakıldığını kaydeden Koç, "Müzelerdeki durum vahim" dedi. En büyük sorunun eleman sıkıntısı olduğunu, Bakanlığa çok sayıda uzman almak istediğini, ancak sınava başvuranların yeterlilik gösteremediğini anlatan Koç, üniversitelerin eğitim programlarını gözden geçirmelerini istedi. Müzelerdeki durumun vahametini kendilerinin de tespit ettiklerini, uzman ve müfettişlerin envanter sayımını sürdürdüğünü belirten Koç, "Ancak üzücü hadiselerle karşı karşıya kalınması da mümkündür. Biz bundan çekinmiyoruz. Bu, bir sağlık işaretidir. Modern müzecilik anlayışına doğru gidiyoruz" dedi.

Topkapı Sarayı'nda sergilenen Kaşıkçı Elması'nın çalındığı ve yerine sahtesinin konulduğu yönündeki iddialarının hatırlatılması üzerine de Bakan Koç şunları söyledi: "Yaptığımız araştırmalar, incelemeler ve üzerinde çok hassasiyetle durulması dolayısıyla, bunun söylenti olduğu intibaını uyandırıyor. Kayıt elinde, kayıt olan materyal elinde. Ama 10, 15, 20 yıl gün yüzüne çıkaramadığın zaman onun durumu nedir? Üzerine gittikçe anlaşılacak. Elmas gibi şeylerin sıkıntısı olmaz, ama bir padişah kaftanı depolarda kala kala bir bakarsın açtığın zaman elinde külü kalır." Kaşıkçı Elması ile ilgili iddiaları yine de ihbar kabul edip konuyu bir kere daha araştıracaklarını belirten Koç, "Bu konudaki ustaların bize verdiği de hem emniyet, hem de korunma açısından böyle bir şeyin olamayacağına dairdir. Ben her şeyi ihbar kabul ederim. Mesuliyeti üzerime almak istemem. Bu işlerde de bir yerde bu tedbirdir. 'Biz bunu ihbar etmiştik, dikkate alınmadı' diye bir laf gelir, o mesuliyete de girmek istemem." dedi.

Topkapı Sarayı içinde 43 parça eserin kaybolduğu yönündeki müfettiş raporuyla ilgili soruya, "Müfettiş raporu gereği cezai işlemlerin hepsi yapılacaktır" karşılığını veren Koç, tarihi eserlerin yüzde 80'inin depolarda bulunduğunu ve sergilenemediğini söyledi. Koç, "Örneğin padişah kaftanları çok önemlidir. Bunlar da depolarda dura dura, eline aldığında sadece külü kalır" diye konuştu.

Uşak ve Kahramanmaraş Müzeleri dışında başka herhangi bir kaçak tespiti yapmadıklarını belirten Koç, şunları söyledi:

“Uzmanlar ve müfettişler, müzelerde envanter sayımlarına 2005 yılının eylül ayında başladılar. İkaz ve ihbarların da rolü oldu. Uşak'taki Karun Hazinesi'ne ilişkin eylülde ihbar geldi, Kahramanmaraş'taki olay da 1998'de yaşandı. Benim zamanımda da olabilir. Ne zamana kadar? Mekân, asayiş ve koruma itibarıyla, hem de dijital ortama geçilip her eserin fotografik tespiti yapılana kadar. Bunlar bizim emanetlerimizdir. Bunu suçlamak için söylemiyorum ama şimdiye kadar hiç iyi korunmamıştır. Bazı ihbarlar dikkate alınmamıştır. Ancak üzülerek belirteyim ki üzücü hadiselerle karşı karşıya kalınması da mümkündür. Bundan çekinmiyoruz. Bu, bir sağlık işaretidir. Modern müzecilik anlayışına doğru gidiyoruz. Bundan sonra da yeni olaylar çıkabilir. Ta ki eserlerin tamamının dijital ortama aktarılmasına, asayiş bakımından zayıflıkların çözülmesine kadar. Güvenlik sisteminin oluşturulması, bina sağlığı ve personel sorunlarının giderilmesi çalışmalarımız devam ediyor.

Müzelerin kadro, korunma, ilgi, denetim gibi noktalarda eksiklikleri var. Eskişehir, Topkapı, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Aydın Milet Müzesi gibi birçok müzede olumlu tablolarla karşılaşmadık.”

Bütün eserleri belli müzelerde toplama anlayışını benimsemediğini de vurgulayan Koç, Karun Hazineleri'nin Ankara'dan Uşak'a taşınması tartışılmasına karşın eserleri ait olduğu yere en yakın müzede sergilemeyi tercih ettiğini kaydetti. Koç, “Ulusal müzelerin dışında kalan küçük müzeleri, İl Özel İdareleri'ne devretmeyi planlıyoruz. Müzelerin güvenlik sistemlerindeki açıkların kapatılması, binaların depreme karşı güçlendirilmesi, uzman personel alımı gibi eksiklerin giderilmesine çalışıyoruz.” dedi.
Miliyet - Hürriyet - Sabah, 10.06.2006
TALAY: MÜZE MÜDÜRÜNÜ GÖREVDEN ALDIM AMA YARGI KARARIYLA GERİ GELDİ

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Kahramanmaraş Müzesi'ndeki tarihi eserlerin sahteleriyle değiştirilmesi olayının 1998'de ortaya çıktığını, ancak dönemin bakanının müze müdürü Ahmet Denizhanoğulları'nı görevden almadığını söyledi.

Koç, isim vermedi, ancak o tarihte Kültür Bakanlığı'nı yürüten DSP'li İstemihan Talay, iddiaya şu yanıtı verdi: "Kahramanmaraş Müze Müdürü 18 Haziran 1997'de, benden önceki Bakan İsmail Kahraman döneminde tayin edilmiş. Ben göreve 30 Haziran 1997'de geldim ve 2 ay sonra bu müdürü yöneticilikteki yetersizliğinden kaynaklı görevinden alarak, İstanbul Arkeoloji Müdürlüğü emrine çalışmak üzere gönderdim. Ancak yargı kararıyla görevine iade edildi. 15 Ocak 1998'de yeniden Kahramanmaraş Müdürü olarak göreve başladı. Ben de Bakan olarak yargı kararlarını uygulamakla yükümlü olduğum için görevine devam etti. Bu arada 1998'de Kahramanmaraş Müzesi ve yöneticileriyle ilgili bana iletilmiş bir teftiş kurulu raporu da olmadı."
Sabah, 10.06.2006
11 MÜZEDE GÜVENLİK AÇIĞI

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı 93 müzeden 78'inde kameralı güvenlik sistemi bulunduğunu belirtirken, bu müzelerin 68'inin güvenlik sisteminde revizyona ihtiyaç duyulduğunu, 2005 yılında 23'ünün revizyonunun gerçekleştiğini, 11 müzede güvenlik sisteminin bulunmadığını ifade etti.
Düzgün, güvenlik sisteminde revizyon gerçekleştirilen müzeler arasında çalınan Karun Hazineleri'nin bulunduğu Uşak Müzesi'nin de yer aldığını söyledi.

Orhan Düzgün, yaptığı açıklamada, Karun Hazinesi'nin çalınmasının ardından Uşak Müzesi'nde soruşturma için müfetiş ve 6 kişilik bir komisyon görevlendirildiğini kaydetti.
Bu komisyonun üyelerinin 3'ünün Uşak'tan, diğer üçünün ise Ankara ve Antalya'dan uzmanlarca oluşturulduğunu kaydeden Düzgün, çalınan eserlerin kıymet değerlerinin belirlendiğini ve müzede sayıma başlandığını bildirdi.

Düzgün, göreve geldikleri sırada 31 müzenin kapalı olduğunu, bu müzelerden 26'sını açtıklarını söylerken, "Bakanlığa bağlı 93 müze var. Bunların 78'inde kameralı güvenlik sistemi bulunuyor. Ancak 78 müzenin 63'ünün güvenlik sisteminde revizyona ihtiyaç vardı. Biz 2005 yılında 23'ünün revizyonunu gerçekleştirdik" dedi. Düzgün, revizyonu gerçekleşen müzeler arasında Uşak Müzesi'nin de bulunduğuna işaret ederken, hiç güvenlik sistemi bulunmayan 4 müzeye de yeni güvenlik sistemi yerleştirdiklerini anlattı.

2006 yılının ilk 5 ayında müzelere 91 güvenlik elemanı ve bekçi, 80 sanat tarihçisi ve arkeolog alındığını kaydeden Düzgün, önümüzdeki günlerde yaklaşık 70 müzeye güvenlik ve temizlik elemanı alınması yönünde çalışmaların bulunduğunu dile getirdi. Düzgün, "Bugüne kadar müzelere her yıl 100 atama yapılsaydı güvenlik ve bekçi eksiği kalmazdı" dedi.
Hürriyet, 08.06.2006
'BİR HIRSIZLIK OLAYI DAHA VAR'

Soruşturma sonuçlanmadan ve yargı karar vermeden Uşak'taki olayın ayrıntılarıyla ilgili bilgi vermeyeceğini belirten Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, "Büyük ihtimalle bulunacağı kanaatindeyim ama hukuken konuşmam. Çünkü olay adliyeye intikal etti. İçişleri Bakanlığı olayın üzerinde hassasiyetle duruyor" diye konuştu. Koç, müzedeki güvenlik sisteminin uzun süre arızalı kaldığına ilişkin iddiaya karşı da, "Oranın güvenlik sistemini ben yaptırdım. Ne arızası, arıza olur mu ya? Ama fişi çekersin, arızalı olur" diye konuştu.
Milliyet, Haber: Bülent Sarıoğlu, 07.06.2006
“SOYGUN, 32 MÜZEDE DE ÇIKARSA HİÇ ŞAŞIRMAM”

Kültür ve Turizm Bakanı Koç, Turkish Daily News Gazetesi'ne verdiği röportajda, araştırma yapılan 32 müzenin hepsinde de eksik veya değiştirilmiş tarihi eserler olduğu ortaya çıkarılırsa, hiç şaşırmayacağını söyledi. Koç, "İnşallah bundan sonra başka bir şey çıkmaz, ama 32'sinden de çıkarsa şaşırmam" diye konuştu. Koç, kendinden önce bakanlık yapanları eleştirmekten dikkatle kaçındı, ama bu tür ihbarların geçmişte de yapıldığını ve üzerine gidilmediğini söyledi. Koç, "Benden önce kazılara bir kaç milyar ayırmışlar. Bununla kazı olmaz, ancak çay-kahve parası olur. Ben geçen sene bu işe 8 trilyon harcadım. 8 trilyonu harcayacak imkanım vardı, benden önceki bakanın imkanı yoktu. Neden onu suçlayayım" dedi. Koç Topkapı Sarayı'nın yenilenmesi için de 70 trilyon TL harcanacağını söyledi.
Hürriyet, 09.06.2006
YANİ...
MÜZELERDE UZMAN PERSONEL DE GÜVENLİK DE YETERSİZ

Son günlerde Uşak, Kahramanmaraş, Erzurum müzelerinde ve Topkapı Sarayı'nda yaşanan olaylar, müzelerin imajını yerle bir etti.

Müzelerin 'hal-i pür melali'yle ilgili bugüne kadar pek çok şey yazıldı. Bu haberler sayesinde skandallar ortaya çıktı; kusuru görülen müze çalışanları ve dışarıdaki işbirlikçileri cezaya çarptırıldı. Ancak, yetkililerin bugüne kadar söz verdiği çözüm önerileri ne yazık ki gerçekleşmedi. Hırsızlık olayları, paha biçilmez eserlerin sahtesiyle değiştirilmesi tabii ki çok vahim bir durum. Ancak ortaya çıkan bu tablo, buzdağının görünen yüzü. Bunun bir de görünmeyen yüzü var. Orada neler mi oluyor dersiniz? İşte personel sorunları, çağın gerisinde kalmış koruma sistemleri, sağlıksız şartlarda korunan eserleri ve işletme problemleriyle müzelerin içler acısı hali.

Türkiye'de 100'e yakın müze var. Bunlara bağlı 90 birimle birlikte bu rakam 190'a ulaşıyor. Toplam eser sayısının 3 milyonu bulduğu müzelerde sadece 1.585 personel görev yapıyor. Yani bir uzman, yaklaşık 20 bin eserin koruması, bakımı ve bu eserlerle ilgili bilimsel çalışma yapmaktan sorumlu. Yaşanan skandalların en büyük sebebi personel yetersizliği. Halen boş bulunan 716 kişilik uzman kadrosu için Maliye Bakanlığı'ndan izin bekleniyor. Amerika'daki Metropolitan Müzesi'nde 1500 uzman çalıştığı göz önüne alınırsa Türkiye'deki durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Müzelere 1998-2005 yılları arasında 67 kişi alınmış. Son altı ayda ise çoğu arkeolog olmak üzere 212 personel atanmış. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün, önümüzdeki ay 80 arkeolog daha alacaklarını söylüyor.



Müzelerin çoğunda 2005 yılına kadar alarm ve kamera yoktu. Çoğu yerde güvenliği sadece bir bekçi sağlıyordu. Bugün, 78 müzede alarm ve kamera sistemi bulunuyor. Bunların 53'ü son altı ay içerisinde kurulmuş.

Üç milyon olarak belirtilen toplam eser sayısının ne kadar doğru olduğu bilinmiyor; çünkü hangi müzede sayım yapılsa yüzlerce eksik, bir o kadar eserin de özelliğini kaybettiği ortaya çıkıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, bütün müzelerde mevcut eserlerin sağlıklı bir şekilde sayımı için çalışma başlattı. 32 müzeye müfettiş gönderdi. Kahramanmaraş Müzesi'nden basına yansıyan gelişmeler, bu sayım çalışmaları sırasında ortaya çıkarıldı. Bu tür olayların önüne geçebilmek için müzelerin eski ve yeni envanterleri karşılaştırılarak yeniden sayım yapılması gerekiyor. Bu sayımlar, müzelerin elemanları tarafından değil, genel müdürlükçe görevlendirilecek uzmanlar tarafından yapılmalı. Eserlere ait bilgiler dijital ortama aktarılmalı.

Türkiye'deki müzeler çağdaş müzecilik anlayışıyla yönetilmiyor. Yaygın kanaat, eserlerin korunarak saklanması. Korumadan anlaşılan ise 'eserleri depoya kilitlemek'ten ibaret. Oysa Batı'daki müzecilik anlayışı eserlerin sergilenmesi üzerine kurulu.

Dünyanın önemli müzeleri büyük birer işletme gibi çalışıyor. Avrupa ve Amerika'da müzeler bilet gelirleri kadar müzede açtıkları işletmelerden de para kazanıyor. Restoranlar, müze afişleri, tişört, kalem, defter, eserlerin fotoğraflarının yer aldığı kartpostallar gibi ürünler, önemli gelir kaynağı. Türkiye'de ise 'müze işletmeciliği' diye bir kavram yok. Geçtiğimiz yıl 18 milyon 500 bine yakın turistin ziyaret ettiği müzeler, sadece bilet gelirleriyle ayakta duruyor. Müze ve ören yerlerinin işletme hantallığı, devlette büyük gelir kayıplarına sebep olurken müzelerin çevresine kurulan özel işletmeler turizmin kaymağını yiyor. Çağdaş bir yönetim için bakanlığın başta Topkapı Sarayı olmak üzere üç müzede başlattığı başkanlık sisteminin yaygınlaştırılması gerekir. Bakanlık olayların üzerine cesaretle gidiyor, yatırımlar yapıyor. Bu kararlılık, işletme sisteminde de gösterilirse müzeler kurtulur.
Zaman, Haber. Abdullah Kılıç, 10.06.2006
EN ÇOK KAÇAK ESER ALMANYA VE ABD'DE

ABD'den getirilen Karun Hazinesi'nin en değerli parçalarından birisi olan Kanatlı Denizatı Broşu'nun çalınmasından sonra gözler, yurtdışına kaçırılan diğer eserlere çevrildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın tespit ettiği ve iadesi için talepte bulunduğu altı farklı ülkede yüzlerce tarihi eserimiz bulunuyor. Kaçırılan eserlerin bazıları şunlar:

Almanya'daki eserler
Boğazköy Sfenksi: 1917'de onarım için gitti. İadesi için 1970 UNESCO sözleşmesi Kültür Varlıklarının İadesi Komitesi'nin gündemine alındı.
Zeus Sunağı: İlk çağın en büyük heykeltraşlık şaheserinden biri olarak nitelendirilen ve Bergama Kralı 2. Eumenes tarafından yaptırılan sunak, 1868- 1878 yılları arasında parça parça sökülerek kaçırıldı.
İhtiyar Balıkçı Heykeli: Aphrodisias'tan çalınan heykelin gövdesi 1904 yılında Berlin Pergamon Müzesi'ne gitti. Baş kısmı Türkiye'de.
Beyhekim Camisi Mihrabı: Konya'da 13. Yüzyılda yapıldığı bilinen Beyhekim Camisi'nin çini mozaikli mihrabı, 1907 yılında yasa dışı yollarla yurt dışına götürüldü.
Hacı İbrahim Veli Sandukası: Konya'nın Akşehir İlçesi Alanyurt Köyü'nde bulunan Hacı İbrahim Veli Türbesi'ne ait sanduka 1906'da Almanya'ya kaçırıldı.
Truva Eserleri: 480 civarında ziynet eşyası, Truva tipi kaplar v.b... Eserlerin bir bölümü Berlin'de, bir kısmı da Rusya'da Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi ile St. Petersburg'daki Hermitage Müzesi'nde bulunuyor.

Amerika'daki eserler
Herkül Heykeli: 1980'de ABD'ye kaçırılan heykelin alt kısmı Antalya Müzesi'nde sergileniyor. Perge kazısı sırasında kaçırılan Roma dönemine ait heykelin kaçırılan üst bölümü Boston Güzel Sanatlar Galerisi ile Leon Levy-Shelby White adlı koleksiyonerlerin elinde.
Kumluca Eserleri: Dini amaçlı gümüş kaplar çoğunluğunu oluşturuyor. Antalya Kumluca'da bir kiliseden 1963 yılında gitti. Hazine, Washington'daki Dumbarton Oaks Müzesi'nde sergileniyor.
Paul Getty Müzesi: Anadolu Medeniyetler Müzesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar sonucu J. Paul Getty Müzesi'nde sergilenen 40 adet eserin Anadolu kökenli olduğu tespit edildi.

İtalya'daki eserler
Lidya yazıtı: İtalya Interpolü'nce 14 Kasım 1997 tarihinde Galeotti isimli bir İtalyan vatandaşından ele geçirdi.
Hürriyet, Haber: Umut Erdem, 08.06.2006
BİR YAKLAŞIM...
MÜZELER İÇİN NEYİ BEKLİYORUZ?

Hangi belediyenin müzeler konusunda uzman personeli veya deneyimi var? Öte yandan müzelerde bir kadro değişikliğine gidilmesi de söz konusu olabilir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın müzelerin yerel yönetimlere devredilmesini öngören kanun tasarısı geçen hafta TBMM İçişleri Komisyonu'nda benimsenirken, kafamızda oluşan soru işaretlerine hala yanıt alamadık.

Bu tasarıyla il, ilçe ve beldelerde bulunan kütüphane, kültür merkezi, danışma bürosu, güzel sanatlar galerisi ve müzelerin belediyelere veya il özel idarelerine devredilmesi öngörülüyor. Bakanlık, bundan böyle, devrettiği müze ve kütüphanelerin sadece denetiminden sorumlu olacak. 'Ulusal Müze' ilan edilen müzelerde ise kontrol yine Bakanlıkta kalacak. Yani Topkapı Sarayı, Ayasofya, İstanbul Arkeoloji, Efes, Ankara Anadolu Medeniyetleri, Bodrum Sualtı Arkeoloji, İzmir Arkeoloji Müzesi gibi ulusal müzelerde değişen hiçbir şey olmayacak.
Müze, kütüphane gibi kurumların kaderi hakkında uzmanların değil, yetki devriyle belediye meclisinin karar vermesini sakıncalı bulan kültür dünyası temsilcileri, bu konudaki tepkilerini yüksek sesle dile getirmeye başladı bile. Bize göre de müzelerin bu 'belirsiz' durumu gittikçe aciliyet kazanıyor. Müzelerin mevcut yapılarıyla il özel idarelerine ya da belediyelere devrinin yarar getirmeyeceğini düşünüyoruz. Tasarının kanunlaşması sonrasında müzelerde, İstanbul gibi büyük şehirlerde zaten oturmuş altyapı nedeniyle belki sorun yaşanmayabilir ancak, Anadolu'daki illerde bir yetki karmaşası doğacağı kesin. Hangi belediyenin müzeler konusunda uzman personeli veya deneyimi var? Öte yandan müzelerde bir kadro değişikliğine gidilmesi de söz konusu olabilir. Yani müzelerimizdeki yetişmiş personeli de iyileştirme uğruna harcayıp, yerlerine tecrübesiz, bu işten anlamayan, birilerinin adamı olan kişiler getirilirse ne olacak? Kültür turizminin merkezi olan müzelerin buna benzer kanunlarla, yani yine devlet eliyle yapılacak müdahalelerle düzelmeyeceği kesin. Çünkü devlet içinde yapılacak her düzenlenme aynı kısıtlı olanaklar dahilinde yapıldığından sorunlara çare olamıyor. Yetki devirleriyle sorunlar çözülemiyor.

Bu arada Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 'müzelerin işletmesinin özel sektöre devredilmesi' konusunda geldiği noktayı merak ediyoruz. Geçen senenin son aylarında ihale şartnamesinin hazırlandığını duyuran Bakanlık, bu konuda henüz bir adım atmadı. Müze ve ören yerlerimizdeki işletme hantallığı, çağdaş müzecilik tekniklerinin ve etkinliklerinin uygulanamıyor olması, müze mağazalarının satış potansiyelinin boşa harcanması konularının hepsi beklemede. Ancak yıllardır beklemede ve daha kaç yıl bekleyeceği de belli değil.
Müze, örenyeri ve tarihi mekanların giriş-çıkışında, içinde, çevresinde oraya yakışmayacak pazar yeri görünümündeki çirkin dükkan ve tezgahların durumu da ortada. Buralarda tarihi ve kültürel yapıya uyumlu biçimde tasarlanmış hediyelik eşya mağazalarını ne zaman göreceğiz? Temiz, çağdaş görünümlü, turistleri taciz etmeyen, onlara sarkıntılık etmeyen satıcıların bulunduğu günler gelecek mi?

Müze ve örenyerlerinin beklemeye tahammülü kalmadı.
Akşam Akdeniz, Yazı: Şerif Yenen (TUREB Başkanı), 07.06.2006